Bir kenti avuçlarının içinde hissetmek…

Ali Rıza Avcan

Bir kenti avuçlarının içinde hissetmek… Yani onu bilip tanımak, avucunun içinde kavradığın herhangi bir nesne gibi ona dokunmak, ondaki gerilim ve canlılığı hissedip onun kalp atışlarını duymak… İstanbul gibi günün her anında yaşadığını, Ankara ya da İzmir gibi geceleri ya da yaz aylarında gevşeyip uykuya çekildiğini bilmek…

Ben bunu eski zamanlarda ya görerek ya da duyarak, hatta dokunarak yapardım… Ardından da görüp duyduklarımı unutmamaya, içime çektiğim kentin kokusunu hatırlamaya çalışarak onu zihnimde yaşatmaya ve yeniden yaratmaya çalışırdım… Hatta bir yere, bir mekâna ait en iyi görüntünün hafızamda kalanı olduğuna inanıp onun fotoğrafını çekmezdim…

Safranbolu…

İşte o nedenle 1989’da belediyesini denetlediğim Safranbolu‘da dedemin 1930’lu yıllarda posta müdürü olarak görev yaptığı, annem, anneannem ve 2 dayımdan oluşan ailesinin barındığı lojmanı ve alt katında da çevre köylere gidip gelen posta katırlarının ikamet ettiği 3 katlı tarihi yapıyı onca yaşlı Safranbolulu amcanın işe yaramayan sonuçsuz hafızalarına rağmen, aile albümünde defalarca bakıp hafızama kazıdığım fotoğraf sayesinde keşfetmiş, yıllar içinde edindiğim bu görsel hafıza becerisi nedeniyle kendimi kutlayıp övünmüştüm… Çünkü o kent, o fotoğrafı gördüğümden bu yana, oraya daha önce hiç gitmemiş olsam da içimde, en azından avucumun içinde yaşıyordu…

1990’lı yılların Bahçelievler’i…
Bahçelievler…

Bu durum 1994-1997 döneminde İstanbul‘un Bahçelievler Belediyesi‘nde kısa adı KEBİM olan Kent Bilgi İşlem Merkezi projesinin yöneticiliğini yaptığım tarihe kadar devam etmişti. O tarihlerde Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) ve ODTÜ‘de çalışan arkadaşlar sayesinde bir kentin, o kente dair her türlü mekânsal  ve sözel bilginin yeni yeni gelişmeye başlayıp öğrenmeye çalıştığım küçücük bir bilgisayar ortamına aktarılabileceğini öğrenmeye başlamıştım. Avrupa‘da, özellikle ABD‘nde oldukça yaygın olan kent bilgi sistemleri henüz ülkemizde bilinmiyor, sadece DİE‘nün Ankara‘daki Devlet mahallesinde uzaydan çekilmiş hava fotoğraflarıyla deneme çalışmaları yaptığını duyuyorduk.

Ayrıca ülkemizdeki tapu kayıtlarıyla imar planları ve gerçek durumu gösteren halihazır haritalar birbiriyle çakışmadığı için bu sorun giderilmediği sürece kent bilgi sistemlerinin hayata geçirilmesi mümkün görülmüyordu. Neyse ki bu büyük engeli, o tarihlerde Bahçelievler belediye başkanlığı görevinde bulunan mimar Saffet Bulut, adeta İskender‘in kördüğümü elindeki kılıçla kesip soruna kökten çözüm bulmasında olduğu gibi, 1990 nüfusu 322.234 olan 16,7 km2 büyüklüğündeki ilçedeki tüm imar planlarını halihazır haritalara göre yeniden hazırlattığında; ayrıca, ilçede faaliyette bulunan 4 ayrı tapu müdürlüğüne bilgisayar sistemi kurup bütün tapu kütüklerini bilgisayar ortamına aktarılmasını sağladığında ve tapudaki bilgisayar sistemi ile belediyedeki bilgisayar sistemi arasında bağlantı (network) kurduğunda tüm Türkiye‘ye örnek olabilecek yeni bir kent bilgi sisteminin altyapısını hazır hale getirmişti.

Bahçelievler saha çalışmasından bir an…

Bunun üzerinde aralarında şehir plancısı sevgili Işık Kutlayan‘ın da bulunduğu 200’e yaklaşık genç insan, her biri ayrı bir belediye büyüklüğündeki 11 mahalledeki bütün cadde ve sokakları dolaşarak kentte yaşayan ya da çalışanlarla ilgili tüm sözel bilgileri toplamış ve bu bilgileri, belediyenin imar müdürlüğündeki dosya bilgileri ile eşleştirerek mekânsal fiziki verilerle sahadan toplanan sözel verileri aynı ortamda birbiri ile ilişkilendirip mukayese ederek doğrulamış, daha sonra bu bilgileri tapu ve muhtarlıklarla kurulan networkler sayesinde devamlı olarak doğrulayıp güncellemeye başlamıştık.

Böylelikle belediye başkanının “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” mantığıyla yaptığı büyük harcamaların karşılığını hem tüm vergi mükelleflerinin sayısını 2’ye, 3’e; hatta 4’e katlayarak fazlasıyla çıkarmış, hem de bu sistemin açılış törenine gelen dönemin başbakanı Mesut Yılmaz‘ın Şirinevler mahallesinde oturan akrabalarıyla ilgili sorularını doğru ve eksiksiz bir şekilde yanıtlayarak ondan aldığımız övgülerle projenin ne ölçüde yerinde ve sürdürülebilir olduğunu ortaya koymuştuk.

Bu anlamda çoğu kez karanlıkta yürüyüp binlerde hata yaparak öğrendiğim ya da bilişim teknolojisinin o zamanki kısıtları nedeniyle çaresiz kaldığım bu proje sayesinde bir kenti avuçlarımın içinde hissetmenin rasyonel, mantıki yönlerini keşfetmiş, bu sayede kentin nasıl capcanlı bir varlık olduğunu daha iyi öğrenmiştim.

Daha sonraki İzmirli yıllarımda ise bu çalışmaya çok benzeyen; ama ondan çok daha geride kalan bir çalışmanın saha çalışmalarını yürüttüm. 2007 yılında Avrupa Birliği‘nden sağlanan yardımlar çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İzmir Bölge Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen “İzmir Adrese Dayalı Coğrafi Bilgi Sistemi Projesi” çalışmalarının ilk adımı olan Bornova ilçesi pilot projesinde, Ankaralı sahtekâr bir şirket adına saha koordinatörü olarak çalışarak 2007 yılı Ocak-Nisan ayları arasında Bornova‘nın 36 mahallesi ve 12 köyündeki yapı adreslerinin doğrulanarak sokak mobilyalarıyla birlikte bilgisayar ortamına aktarılması gibi basit bir işte sahada çalışan yüzlerce genç insanı koordine etmiştim. Ancak söz konusu şirket yetkililerin imzaladıkları sözleşmeye aykırı davranıp bazı işleri taşeron şirketlere yaptırması, üstüne üstlük İzmir Büyükşehir Belediyesi adına topladığımız verilerin, Bornova Belediyesi‘nin aynı konuda aynı nitelikte ikinci bir ihale açarak işi verdiği İzmirli firmaya ücreti karşılığında aktarıldığını görünce alacaklarımı içeride bırakarak sırf adımı korumak kaygısıyla o işi bırakmak zorunda kalmıştım.

İzmir‘in diğer 29 ilçesinde de yapılacak aynı işe örnek olmak üzere gerçekleştirdiğimiz bu çalışmada her bir mahalledeki yapıların adreslerini Numaralama Yönetmeliği‘ne uygun olarak kontrol edip varsa yanlışlıkları düzeltiyor, bu arada bu iş için hiç de uygun olmayan basit fotoğraf makineleri ile yapıların önüne, binanın boyutlarını belirlemek üzere “karelaj” ismi verilen görselleri koyarak fotoğraflarını çekiyor ve bulvar, cadde, sokak ve meydanlardaki sokak mobilyalarının fotoğraflarıyla birlikte bilgisayar programlarına aktarılmasını sağlıyorduk. O nedenle, İzmir‘de yaptığım bu işin o yerleşimin tapu kayıtları, imar planı ve halihazır haritalarıyla herhangi bir derdi, özellikle de bu verilerin birbirleriyle çakışıp çakışmaması gibi bir sorunu olmadığı için İstanbul‘da yaptığım işin kalitesi yanında oldukça basit olduğu ortaya çıkıyordu.

Dediğim gibi, benim genç arkadaşlarla birlikte yaptığım iş sonucunda derlenip bilgisayar ortamına aktarılan verilerin Bornova Belediyesi‘nin bilgisi dahilinde gizli bir şekilde aynı işi yapan İzmirli firmaya satıldığını öğrenmem üzerine görevimi bırakmak zorunda kalmıştım. Hatta bizzat gidip bu işi örgütleyen Bornova Belediyesi başkan yardımcısını sözlü olarak uyarmama karşın…

İzmir Büyükşehir Belediyesi ilk kez Bornova‘nın 36 mahallesi ile 12 köyünde gerçekleştirdiği bu model çalışmayı daha sonra diğer ilçelere yaymış ve böylelikle uzun zamandır kullandığımız 2 ve 3 Boyutlu İzmir Rehberi isimli uygulamalar karşımıza çıkmış; hatta zaman zaman bu uygulamalardaki eksiklik ve yanlışlıkları İzmir Büyükşehir Belediyesi Coğrafi Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı‘ndaki tanıdıklara aktararak yardımcı olmaya çalışmış, konu ile ilgisi olan birçok arkadaş ve dostuma bu uygulamaları tavsiye etmiş, uzun süreler çalışmayan 3 Boyutlu İzmir Rehberi uygulaması için değişik tarihlerde uyarılar yaparak işler hale gelmelerini sağlamaya çalışmıştım.

Bugünlerde ise Tarihi Mekanlar Kişisel Ansiklopedisi‘nin yaratıcısı sevgili dostum Erol Şaşmaz ile birlikte Alsancak Limanı ve İstasyonu arkasındaki Umurbey mahallesinin cadde ve sokaklarını tek tek dolaşarak ve her bir yapıyı fotoğraflayarak envanterini hazırlamaya, bu çalışmada sırasında kültür mirası olarak tescillenmiş olan yapılarla henüz tescillenmemiş olanları belirlemeye; böylelikle, eskilerin “Cerenage” (Kalafat Yeri), “Daragatch (νταραγάτς)”, “Daragatsi (Δαραγάτσι)”, “Darağaç“, İngilizlerin de “Peg’s Hole” (Takoz/Çivi Deliği” adlarıyla andığı ve bugünlerde Umurbey mahallesi adı verilen ve 2023 yılı ADNKS verilerine göre 308 kişilik nüfusa sahip ufak sakin yerleşimin tarihi açıdan oldukça zengin hikayesini yazmaya kadar gidecek uzun bir yolculuğun ilk adımlarını atıyor, daha sonra not ettiğimiz bilgilerle çektiğimiz fotoğrafları bilgisayarımızdaki 2 ve 3 Boyutlu İzmir Rehberleri, Tapu Kadastro Parsel Sorgulama, Google Earth ve Konak Belediyesi E-İmar uygulamalarındaki bilgilerle; ayrıca, Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin internet ortamında yayınladıkları imar planı değişikliği raporlarındaki bilgilerle mukayese etmeye, 1905 tarihli Wagner ve Debes, Jacques Pervititch gibi eski haritacı ve kartografların hazırladığı haritalardaki bilgileri bu işe dahil etmeye çalışıyoruz.

Orhan Beşikçi ve Turgay Gülpınar ile Stamatiadis’in un değirmeni önündeyiz…

Bu çalışma sırasında, özellikle de 2 ve 3 Boyutlu İzmir Rehberi uygulamalarını incelerken haliyle bu uygulamalarla ilgili hazırlık çalışmalarının yapıldığı 2007, 2013, 2015, 2016, 2018 ve 2020 yıllarında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yanlış ya da eksik yapılmış veya hiç yapılmamış şeylerle karşılaşıyoruz… Ama bu konuda karşılaştığımız tek ve en önemli şey tabii ki, bu harita uygulamalarının hiç birinde İzmir metropolündeki ilçeler dışındaki diğer ilçelerde; örneğin Ödemiş, Bergama, Bayındır ya da Tire‘de bu çalışmalardan tek bir şeyin bulunmayışı, olanlarda ise 2013 sonrasında tek bir gelişmenin olmayışıdır!

Kısacası, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasında yer alan bu 2 ve 3 Boyutlu İzmir Rehber uygulamaları aradan 18 yıl geçmiş olmasına karşın bugün itibariyle tüm İzmir‘i kapsamamakta ve kapsayanlarda da 2013 yılından bu yana, yani 12 yıldır tek bir değişikliğin yapılmamış olmasıdır!

Daha doğrusu başında sırasıyla Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer ve Cemil Tugay‘ın bulunduğu İzmir Büyükşehir Belediyesi ile şimdilerde hem belediye encümen üyesi hem de daire başkanı olup “Kıyı Ege Bölgesi’nde Erozyon Risk Modeli Tasarımına Coğrafi Yaklaşım” başlıklı tezi ile doktor unvanını alan ve Cemil Tugay‘ın Karşıyaka belediye başkanı olduğu dönemde aynı belediyenin etüd proje müdürü iken seçimlerin hemen arkasından, 10 Haziran 2024 tarihli meclis kararıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Bilgi Sistemleri Dairesi başkanı olan Gökhan Gündüzoğlu‘ndan ve ekibinden bu eksikliğin giderilmesi suretiyle mevcut adrese dayalı coğrafi bilgi sisteminin, kendi daire başkanlığının adında geçen gerçek bir kent bilgi sistemine dönüştürülmesi konusunda tek bir tık, tek bir gelişme, tek bir proje bulunmamaktadır!

Evet, 1994-1997 döneminde İstanbul Bahçelievler Belediyesi‘nde Türkiye‘nin ilk kent bilgi sistemini yaratan resmi ve kurumsal bir projeyi yöneten, 2007 yılında İzmir’de bunun çok ama çok gerisindeki “Bornova Adrese Dayalı Coğrafi Bilgi Sistemi Projesi“nin saha uygulamasını yöneten biri olarak şimdi arkadaş ve dostlarımdan aldığım desteklerle İzmir İli, Konak ilçesinin 113 mahallesinden biri olan 1.716.585,19 m2 büyüklüğündeki Umurbey mahallesinin 4 (Liman, Şehitler, Tariş, İşçiler) caddesi ile 30 sokağındaki toplam 680 yapı ile ilgili temel bilgileri hem sahayı dolaşıp fotoğraflamaya, hem de değişik kaynaklardaki bilgilerle karşılaştırıp doğrulamaya çalışan sade bir yurttaş olarak bu konuda görevli olan Konak ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri‘nden beklenti, talep ve önerilerimi şu şekilde özetleyebilirim:

1) Ülkemizdeki tüm kent ve yerleşimlerde önemli bir sorun olarak karşımıza çıkan tapu kaydına esas kadastral pafta, ada ve parsellerle imar planlarındaki pafta, ada ve parsellerin hem kağıt üstünde, hem de sahada birbirleriyle çakışmasının sağlanması,

2) 2007 yılında bulvar, cadde, sokak ve meydanlardaki binaların numaralama mevzuatına uygunluğunu denetlemek amacıyla kısıtlı imkanlar çerçevesinde gerçekleştirilen envanter çalışmasının gerçek bir kent bilgi sistemine dönüştürülmek suretiyle tüm kenti ve ilçelerini kapsayacak şekilde yeniden yapılması,

3) Belediyeler ölçeğinde yapılacak bu çalışmanın Tapu, İZSU, Gediz Elektrik ve mahalle muhtarlıkları düzeyindeki bilgi kaynaklarıyla ilişkilendirilerek zenginleştirilmesi,

4) Bu şekilde derlenen fiziksel mekâna ait bilgilerle aynı mekâna ait sözel bilgilerin 2, 3 ya da 5 yıllık dönemler itibariyle güncellenmesi,

5) Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 2 ve 3 boyutlu İzmir rehberlerinin, gerektiğinde ilçe belediyeleri ile işbirliği içinde kentteki tüm kamu hizmetleriyle (tapu, elektrik, içme suyu, atık su ve yağmur suyu sistemleri, İnternet, kablolu sistemler, yapı envanteri, kültür mirası envanteri vb.) ilgili bilgi ve verileri kapsayacak şekilde bütünleştirilerek geliştirilmesi gerekmektedir.

Yararlanılan kaynaklar

Ünal, L.İzmir Coğrafi İmar Bilgi Sistemi“, Jeodezi, Jeoinformasyon ve Arazi Yönetimi Dergisi, 2011/2, Özel Sayı, s.77-83.

1.000. yazı…

Ali Rıza Avcan

Bu yazı, 5 Eylül 2016 tarihinde oluşturup o günden bu yana yazdıklarımla hayat vermeye çalıştığım Kent Stratejileri Merkezi isimli kişisel bloğun 1.000nci yazısıdır…

Başlangıçta ben dahil birçok arkadaş ve dostumun istediği konuda yazdığı her yazıyı, resim ya da videoyu serbestçe paylaştığı bir kürsü olarak tasarladığım blog, -ne yazık ki- zaman içinde sadece benim yazdığım, zaman zaman da dostlarımın katkıda bulundukları bir platforma dönüştü.

Oluşturulduğu günden bu yana 325 abone ile toplam 607.496 kez okunan bu 999 yazı, haliyle kente dair her konuyla ilgiliydi…. Kamu yönetimi, yerel yönetimler, kent konseyleri, siyaset, yerel siyaset, seçimler, çevre, ekoloji, sivil toplum, kültür, sanat, kent ve çevre boyutlu toplumsal mücadeleler, basın, medya vb. vb.

Bu bağlamda, 8 yıl 6 ay 12 gündür yayında olan bu blogda 954 yazı ile en fazla yazı yazan benim dışımda 17 arkadaşımın (Seniye Nazik Işık 6, Salim Çetin 5, Mihriban Yanık 4, Levent Tuna 4, Hakan Kazım Taşkıran 4, Göker Yarkın Yaraşlı 4, Ertuğrul Barka 3, Çağrı Guruşçu 3, Aslı Menekşe Odabaş Kırar 2, Nurşin Altunay 2, Burcu Taner 2, Tanzer Kantık 2, Dr. Serdar Kesken 1, Güven Eken 1, Nizamettin Muhtar Karaca 1, Ruşen Keleş 1, Süleyman Gençel 1) toplam 46 yazısı yayınlanmış durumda…

Bugün ise, bloğa katkıda bulunan bu isimler dışındaki üç ayrı dostumla söz konusu bloğun 9 Eylül 2016 tarihli ikinci yazısını kaleme alan gazeteci dostum Süleyman Gençel‘in, başta İzmir olmak üzere İzmir’i çevreleyen diğer kentlerle başta Ankara, İstanbul ve hatta mesafe yönünden bizlere uzak düşen Edirne gibi yerleşimlerde olup bitenleri izleyip iyi yönetim ve kamunun; yani, toplumun yararı doğrultusunda politika, strateji, taktik ve uygulamalar geliştirip önermeyi amaçlayan Kent Stratejileri Merkezi‘nin bu 8,5 yıllık macerası hakkında görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum:

Süleyman Gençel (Gazeteci): “Ali Rıza “senden bir paragraflık yazı istiyorum” dedi. “Ne yazabilirim, kendisini mi, kent stratejileri adlı bloğunu mu” diye düşündüğümde “Aslında onu kıskandığımı dile getirsem daha iyi olur” dedim kendi kendime.
Evet, herkesin bildiği beynelmilel bir tembel olarak adamı kıskanıyorum.
Bu kadar disiplinli, çalışkan birini bugünlerde bulmak zor. Bir konu üzerine bir şey istiyorsun, tarihsel arka planı da dahil olmak üzere tüm dokümanı eline tutuşturuyor hem de kaşla göz arasında.

Ne zaman okudun, ne zaman kaynakların tamamına ulaştın, ne zaman kaleme aldın. Anlaşılır gibi değil.
Çalışkanlık bir yana kentin hafızası olmak gibi önemli bir misyonu da üstleniyor. Üstelik İzmirli de değil. 35 yıl önce geldiği kenti belleğini yaşatmak bir sonraki jenerasyona tanıtmak için gecesini gündüzüne katıyor. Bunun için maddi bir beklentisi de yok. Hatta bu konuda öneride bulunanları “para verirlerse istediğim gibi eleştiremem” diyerek reddediyor.
Nevi şahsına münhasır dedikleri kimdir sorusuna verilecek en iyi yanıttır Ali Rıza.
A3haber katkılarının paha biçilmez olduğunu söylememe gerek yoktur sanırım.
İyi ki var hayatımızda.

Orhan Beşikçi (Yazar, Kent Gözlemcisi): “Çöküntü alanı ilan edilmiş dezavantajlı mahallere yapılan hizmet eksikliği, çevre kirliliği, yeşil alanların yok oluşu, ulaşım ve altyapı ve diğer sorunların ortadan kaldırılmasıyla kentler yaşanılır hale gelebilir. Kentsel gelişimin önündeki engellerin kalkması şüphesiz ki kenti tanımaktan, içselleştirip sorumluluk almaktan geçer. Kurulduğu günden itibaren farklı birikim ve disiplinleri buluşturup, yeni fikirlerle dayanışma içinde olan “Kent Stratejileri Merkezi’nin” çözüm odaklı çalışmaları, kentte ilgiyle takip edilen konu başlıklarını içermektedir. Gelecek nesillere sorunsuz yaşam alanları bırakmak için verilen mücadelelerde yer alan, somut-soyut mirasla ilgili önerilerde bulunup eleştiriler yapan, yoksulluğa, yoksunluğa ışık olacak projeler üreten “Kent Stratejileri Merkezi’nin bundan sonraki çalışmalarında üreteceği projeler şüphesiz ki kentin ve kentte yaşayanların lehine olacaktır.

Erol Şaşmaz (Araştırmacı, Fotoğrafçı): “BİR TEŞEKKÜR BORCU

Benim gibi bazı insanların kenti  yönetenlerin ve yöntemleri hakkında   pek bilgisi yoktur. Kent için bir şeyler yapmak, fayda yaratmak farklı bir konu olsa da benim belediyelerin icraatları konusunda yüzeysel bilgiye  ulaşma sıkıntım vardı.

Bu açıklarımı  Kent Stratejileri Merkezi grup sayfasından gidermeye başladım.

Kentin kültürel ve tarihi değerleri konusunda ilgili biri olarak, aksayan, düzeltilmesi gereken konuları hangi  etkin departmanlar ve yöntemlerle gidereceğimi Kent Stratejileri sayfalarından faydalandım.

Tabii bu sayfanın moderatörü sayın Ali Rıza Avcan dostumun eğitimi, bilgi birikimi ile sorunları yorumlaması ve çözüm önerileri benim ve benim gibi olanlar için bir nimet olmuştur.

Selam ve sevgiler…..

Serdar Öztürk (Gazeteci, Yazar): “Kent Stratejileri yayınlandığından bu yana kentleşme, sürdürülebilir kalkınma ve halkla birlikte yönetilebilir şehirler gibi konularda önemli analizler ve içerikler sunarak kentsel gelişime katkı sağladı. Yıllar içinde şehir planlamasından yerel yönetim politikalarına kadar geniş bir perspektifte değerli bilgiler paylaşarak, kentlerin daha yaşanabilir ve yenilikçi hale gelmesine yönelik farkındalık oluşturdu. Bundan sonra da şehirlerin geleceğine dair sağladığı bilgi ve ilham için Kent Stratejileri ekibinin üzerine düşeni yapacağına inancım tamdır.

Bin birinci yazımda buluşmak üzere…

Tüh be! şimdi ne olacak ortaya saçılan bu ticari sırlara?

Ali Rıza Avcan

Türk Ticaret Kanunu, Bankacılık Kanunu ve Elektronik Haberleşme Kanunu gibi yasal mevzuatta adı geçen “ticari sır” kavramı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 21.10.2019 tarihli ve 2016/6958 E., 2019/4349 K. sayılı kararında şu şekilde tanımlanır:

Ticari sır; gerçek ya da tüzel kişi tacire, rakiplerine karşı ekonomik anlamda menfaat sağlayan, sır olarak saklanan ve gizli kalması için gerekli önlemlerin sahibi tarafından alındığı bilgi olarak tanımlanır. Yine haksız rekabet ilkeleri de göz önünde bulundurularak bir başka tanım olarak ticari sır; “Tacirin ticari faaliyetleri esnasında kullandığı, aynı olanağa sahip olmayan veya kullanamayan rakiplerine karşı kendisi için avantaj teşkil eden herhangi bir formül, düzen, model vs. toplam bilgiler şeklinde” tanımlanabilir.”

Türk Ceza Kanunu’nun “Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçu” başlıklı 239. maddesine göre;

(1) Sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur.

(2) Birinci fıkra hükümleri, fenni keşif ve buluşları veya sınai uygulamaya ilişkin bilgiler hakkında da uygulanır.

(3) Bu sırlar, Türkiye’de oturmayan bir yabancıya veya onun memurlarına açıklandığı takdirde, faile verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. Bu halde şikayet koşulu aranmaz.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi bu madde kapsamına giren bilgi veya belgeleri açıklamaya mecbur kılan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Kapitalizmin varlık nedeni olan şirketlerin ticari sırlarıyla bankaların sırları ya da onlarla işlem yapan müşterilere ait bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması işte böylesine ağır cezalarla cezalandırılır ki, şirketlerle bankalar ve onların müşterilerin yaptıkları şeyler ortaya çıkmasın, saklanıp gizlensin, sömürünün kaynağı ortaya çıkmasın istenir.

İşte o nedenle bütün şirket ve bankalar, kendilerine tanınmış bu hakkı genişleterek sonuna kadar kullanırlar ve ne yapıyorlarsa; adeta her şeyi ticari ya da banka sırrı kapsamına sokup size bilgi vermezler. Bu imtiyaza tabii ki, belediye hizmetlerinin özelleştirilmesi sayesinde karşımıza çıkan ve yaptıkları sınırsız yolsuzluk ve usulsüzlük nedeniyle gerçek bir kara kuyu olan belediye şirketleri de dahildir. Böylelikle kapitalizm, belediye şirketleri dahil şirketler ve bankalar eliyle yapılan her türlü kötülüğü halkın gözünden, bilgisinden saklar, gizler ve onları kapitalizmin kurtarıcıları olarak takdim edip korur.

Şayet 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu‘nun size verdiği yetkiler sayesinde belediye şirketlerinden kârları, zararları, bilançoları ve çalıştırdıkları personel sayısı gibi konularda bilgi isterseniz, hemen hepsi bu bilgilerin “ticari sır” kapsamına girdiğinden dem vurarak bilgi vermezler. Bu duruma İZDENİZ, İZULAŞ, İZBAN, İzmir Metro gibi piyasada ticari anlamda rakibi dahi olmayan, bu nedenle de öğrenilecek bilgi ve belgeleri alıp kullanacak başka bir şirketin olmadığı durumlarda bile İZDENİZ‘in ne miktar zarar ettiği, İzmir Metro yönetim kurulu üyelerine ne miktarda huzur hakkı ödendiği, İZENERJİ‘de kaç kişinin çalıştığı “bütün bunlar ticari sırdır” denilerek size söylenmez, kamuoyunun bilgi ve denetiminden titizlikle kaçırılır.

Evet, neyse ki Sayıştay var ve Sayıştay, devletin en yüksek hesap mahkemesi olarak iyi bu belediye şirketlerinin bazılarını denetleyip “ticari sır” gerekçesiyle halktan kaçırılan bilgileri kendi İnternet sayfasıyla açıklayıp kamuoyuna açıklıyor. Böylelikle kamu kaynaklarıyla kurulan belediye şirketlerinin neler yapıp eylediklerini, nasıl suç işlediklerini, yolsuzlukları ne şekilde hayata geçirdiklerini devletin en yüksek hesap mahkemesi sayesinde öğreniyor, haberdar oluyor, böylelikle Türk Ceza Kanunu’nun 239. maddesinde yazılı olan cezaları almaktan kurtuluyoruz. Aksi takdirde hepimize ajan ya da yabancı devletlerin muhbiri demeleri o kadar kolay ki… Son yıllarda cemaatlerin eline geçmiş olsa da; şimdilik, iyi ki Sayıştay var diyoruz ve o da olmasa, inanın hiç bir şeyden haberimiz olmayacak, ödediğimiz vergilerle kurulan belediye şirketlerinin nasıl bir pislik içinde yüzdüklerini öğrenemeyeceğiz. Hem de “hak, hukuk, adalet” diyen CHP‘li belediyelerinin kurdukları şirketlerin yaptıklarını…

Şimdi gelelim bu yazının yazılış nedenini oluşturan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin şirketi İZENERJİ A.Ş. ile ilgili 2023 yılı Sayıştay Denetim Raporu’nda yazılı olanlara; yani, ortaya saçılan o çok önemli ve gizli olan ticari sırların neler olduğuna….

73 asıl,14 ek olmak üzere toplam 87 sayfadan oluşan 2023 yılı Sayıştay Denetim Raporu’nun tarihi Kasım 2024.

Tam adı İzenerji İnsan Kaynakları Temizlik Bakım ve Organizasyon Enerji Yayıncılık Reklam Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi olan şirketin kaynağı, 1992 yılında kurulan İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayıncılık ve Tanıtım Hizmetleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi‘ne kadar dayanmakta olup 11 Ocak 2022 tarih, 5463 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilamla bugünkü adına sahip olmuş ve o günden bu yana aynı gazetede yayınlanan toplam 90 adet ilamla adeta bir yayıncılık şirketi olmaktan çıkarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne işçi temin eden taşeron bir şirkete dönmüş durumda.

Şirketin güncel sermayesi 267.150.000.- TL olup; bunun % 39,4632’si İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne, % 51,8288’i İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin şirketleri İZELMAN‘a, % 6,2328’i İZFAŞ‘a, geriye kalan % 2,4752’si de İZBETON‘a ait.

Şirket ayrıca İZELMAN A.Ş. sermayesine % 3,5378, İzmir Jeotermal A.Ş. sermayesine % 50, İzelman-İzenerji Adi Ortaklığı sermayesine % 10, Tetusa A.Ş. sermayesine % 75,68, İztarım A.Ş. sermayesine % 3,0903, İzetaş sermayesine % 100, İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş. sermayesine % 50, İzgüneş A.Ş. sermayesine % 49 oranında sahip durumda.

Kısacası şirketin kendi öz sermayesine diğer belediye şirketlerinin, kendisinin de diğer belediye şirketlerinin sermayelerine ortak olması suretiyle şirketler; özellikle de, holding şirketleri arasındaki paslaşmalara, bu paslaşmaların yarattığı yolsuzluklara açık karmakarışık bir yapı oluşturulmuş durumda.

İZENERJİ‘nin denetime konu olan 2023 yılındaki yönetim kurulu başkanı profesyonel yönetici olarak birçok kurum ve pozisyonda çalışmış gemi inşaatı ve makinaları mühendisi Ercan Türkoğlu, yönetim kurulu başkan vekili TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı iken su işlerinden anladığı gerekçesiyle belediye başkan danışmanı yapılan Alim Murathan, yönetim kurulu üyeleri ise Enerji Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Başkanı Alper Kalaycı, polis akademisi mezunu olup uzun yıllar yurtdışında görev yapan Yusuf İncili, İZBB iZSU Bilgi İşlem Dairesi Başkanı Nefise Meltem Turgut, İZBB Emlak Yönetimi Dairesi Başkanı Haluk Karabulut, İZBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Yağmur Han Şenel, Seferihisar Jeotermal A.Ş. genel müdürü Tayfun İlhan, İZBB 1. Hukuk Müşaviri avukat Figen Seyis, Dolfen İnşaat ve Danışmanlık şirketinin sahibi olup kent konseyleri, inşaat mühendisliği gibi birçok alanda değişik unvanları bulunan ve halen İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İZDENİZ‘de yönetim kurulu başkanlığı görevini yapan Işıkhan Gülerile televizyonlarda sık sık karşımıza çıkan siyasal iletişim uzmanı Gülfem Saydan Sanver‘dir.

2023 yılı itibariyle 11 kişiden oluşan bu ekibin sayısı yeni belediye başkanı Cemil Tugay döneminde 5’e indirilmekle birlikte belediye ve İZSU bürokratı olan Figen Seyis ve Nefise Meltem Turgut ile kendisini daha çok kent konseyi çalışmalarından tanıdığımız Konak Belediye Meclisi üyesi Hamit Mumcu halen bu beş kişilik kadro içinde yer almakta olup; şirketin yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirilen makine mühendisi Erhan Uzunoğlu ile Cemil Tugay‘ın Karşıyaka‘dan getirip yönetim kurulu başkan vekili koltuğuna oturttuğu Saadet Çağlın‘a teslim edilmiş gibi gözükmektedir. Nitekim Saadet Çağlın yakın zamanda kendi kişisel sosyal medya hesaplarından yaptığı yurtdışı seyahatler ve diğer çalışmaları hakkında paylaşımlar yaparak diğer yönetim kurulu üyelerinden farklı bir çizgiyi izlemeye başlamıştır.

Şirketin 2023 yılında da genel müdürü olan Dilek Yaylalar Aras ise halen bu görevini sürdürmektedir.

Tabii ki böylesi bir yapının doğal sonucu olarak elimizdeki Sayıştay Denetim Raporu verilerine göre 216.700.000.- TL. sermayeye sahip şirket 2021 yılında 81.173.787,66 TL, 2022 yılında da 87.051.043,82 TL. net kâr elde ederken, belediye başkanının son hizmet yılı olan 2023’de adeta bu iki yılın kârını alıp götürürcesine net 165.687.695,13 TL. tutarında zarar etmiş.

Gelelim Sayıştay denetçisinin bulduğu önemli bulgulara; yani normal koşullarda bizlerden saklanan önemli ticari sırlara… Ancak baştan söylememiz gerekir ki, yazacağımız her bilgi şirkete ait ticari sırların kapsamına girmeyip, Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek hesap mahkemesi olan Sayıştay Başkanlığı‘nın resmi İnternet sitesinde kamuoyuna açık bir şekilde açıkladığı 2023 Yılı Sayıştay Denetim Raporu’nda yazılı olan bilgilerdir.

Kaynak: https://www.sayistay.gov.tr/reports/download/wEYDdrOYyX-izenerji-insan-kaynaklari-temizlik-bakim-ve-org-en-yay-rek-tur-san-ve-tic-as

İZENERJİ A.Ş.‘nin 2023 yılı denetiminde Sayıştay denetçisince tespit edilen hususlar:

🔺Şirketin 31.12.2023 tarihi itibariyle tahsil edilmeyip vade farkı hesaplanmamış toplam 1.969.493.356,44 TL alacağı bulunmaktadır ve sermayesinin dokuz katı büyüklüğündeki bu alacağın büyük bir kısmı İzmir Büyükşehir Belediyesi ile şirketlerine aittir.

🔺Şirketle diğer belediye şirketleri arasında hiçbir hukuki dayanağı olmadığı halde işçi geçişleri yapılmakta; böylelikle işçilerin ileride büyük hukuki sorunlarla karşılaşmasının kapısı açılmaktadır.

🔺Şirkette “kapsam dışı” adı altında çalıştırılan sendikasız işçilerin ücretlerine yönetim kurulu kararı ile farklı oranlarda zam uygulanarak bir kısım işçiye ayrıcalık yapılmaktadır.

🔺2023 Sayıştay Denetim Raporu’na eklenen yukarıdaki tabloya göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve belediyeye bağlı İZSU ve ESHOT genel müdürlükleriyle 10 belediye şirketine 2021, 2022 ve 2023 yıllarında alınan güvenlik görevlisi sayısı toplam olarak 2.681’i bulmaktadır.

🔺2023 Sayıştay Denetim Raporu’na eklenen yukarıdaki tabloya göre, İZENERJİ şirketiyle bu şirket üzerinden İzmir Büyükşehir Belediyesi ve belediyeye bağlı ESHOT ve İZSU genel müdürlüklerinde; ayrıca 10 belediye şirketinde son 3 yılda çalışanların ortalama sayısı 2021 yılı itibariyle 10.338’i, 2022 itibariyle 10.583’ü, 2023 yılı itibariyle 11.520’yi bulmaktadır.

🔺Şirketin yönetim kurulunda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 1. Hukuk Müşaviri avukat Figen Seyis görevli olduğu halde, 31.12.2023 tarihi itibariyle tespit edilen 839.335.780,47 TL’lık vergi borcu ile 1.408.694.278,76 TL’lık gecikmiş sosyal güvenlik prim borcu nedeniyle şirketi zarara uğratacak şekilde 20.910.912,34 TL tutarında gecikme zammının ödendiği ve bu kamu zararının gecikmeye sebep olanlara tazmin ettirilmediği belirlenmiştir.

🔺Belediyeler ve belediye şirketleri, mevcut mevzuat düzenlemelerine göre ancak Cumhurbaşkanlığı‘nın onayı ile şirket kurabilecekleri halde; şirket yönetim kurulunun 2021, 2022 ve 2023 yıllarında aldığı kararlarla 2.000.000.- TL sermayeli İZETAŞ A.Ş., 1.000.000.- TL sermayeli İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş. ve 1.000.000.- TL sermayeli İZGÜNEŞ A.Ş. şirketlerinin kurulduğu, bu şirketlerden tümünün yönetimine İZENERJİ adına İZENERJİ yönetim kurulu başkanı Ali Ercan Türkoğlu‘nun, İZETAŞ şirketinin yönetimine de İZENERJİ yönetim kurulu üyesi Yusuf İncili‘nin getirildiği ve bu şirketler kurulur kurulmaz sermayesinin çok çok üstünde krediler alıp zarar etmeye başladığı; örneğin, 2.000.000.- TL sermayeli İZETAŞ A.Ş.‘nin 2022 yılı net zararının 30.892.290,50 TL’ye, 2023 yılı net zararının da 64.160.090,19 TL’ya ulaştığı görülmektedir.

🔺Şirket faaliyetleri ile ilgisi olmayan ya da kamu kurum ve kuruluşları tarafından kendisine görev verilmeyen hususlarda büyük miktarlarda harcamalar yapılması; örneğin, yönetim kuruluna bağlı olmak üzere kurulan bir birime herhangi bir görev verilmediği halde 4.955.698,67 tutarında gereksiz ödeme yapılması örneğinde olduğu gibi, şirket yönetim kurulu üyelerinin kamu kaynaklarını doğru, yerinde ve etkili kullanma görevini, 6102 sayılı Ticaret Kanunu’nda tarif edildiği şekilde yerine getirmeyip kamu kaynaklarının israfına neden olduğu belirlenmiştir.

🔺İZENERJİ şirketini denetleyecek Sun Bağımsız Denetim YMM A.Ş. (PKF İzmir)‘nin herhangi bir ihale işlemine başvurmaksızın belirlendiği ve bu şirkete yapılacak ödemelerle hukuk müşavirliği ödemelerinin, sözleşmelerinde yazılı olmamasına rağmen sözleşme süresi içinde arttırıldığı tespit edilmiştir.

🔺Şirketin yönetim kurulunda İzmir Büyükşehir Belediyesi Emlak Yönetimi Dairesi Başkanı Haluk Karabulut ile 1. Hukuk Müşaviri avukat Figen Seyis görev yapıyor olmasına karşın; şirketin gayrimenkul satın almasına yönelik müteahhitlerle yaptığı protokol ve satış sözleşmelerinde yer almamasına rağmen müteahhitlere şirket zararına ödemeler yapıldığı belirlenmiş.

🔺Şirketin İZSU (İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü) gibi başka kurumların görev ve yetki alanına giren konularda faaliyet göstererek harcama yaptığı belirlenmiş.

🔺Şirket, finansal sıkıntılar içinde olmasına rağmen reklam ve tanıtım için 3.000.000.-TL bedelli reklam anlaşması yaparak ödemesini gerçekleştirmiş; ayrıca, Konak, Umurbey mahallesinde kiraladığı bir depoyu bedelsiz olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne tahsis etmiştir.

🔺Yönetim kurulu üyelerine 2023 yılında ödenecek aylık net 7.500.- lira tutarındaki huzur hakkı ile murahhas aza ücretleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun hükümlerine göre şirketin genel kurulu yerine yönetim kurulu tarafından belirlenmiş ve bütün yönetim kurulu üyelerinin murahhas aza olması mümkün olmadığı halde tüm üyeler murahhas aza yapılarak 2023 yılı içinde bunların bir kısmına daha yüksek, geri kalanlara ise daha düşük ücret ödemesi yapıldığı belirlenmiş olup; yapılan ödemelerin tutarı, Sayıştay Denetim Raporu’nda da yer alan aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:

Sonuç olarak;

Karşımızda kendisine sermaye, kredi ya da başka adlar altında verilen kamu kaynaklarını hesapsız kitapsız kullanması nedeniyle tüm mali yeteneklerini yitirmiş bir belediye şirketi var ve normal zamanda istesek öğrenemeyeceğimiz bu acı bilgileri, devletin en yüksek hesap mahkemesi olan Sayıştay sayesinde öğreniyoruz. Hem de AKP‘nin siyasi ve tarikat kadroları tarafından işgal edilmiş olan Sayıştay sayesinde…

Vedat Milör‘den “gizli reklamcı” çıkaran AKP’li Ticaret Bakanlığı, belediye harcamalarını da “ticari sır” kapsamına sokarak belediyeleri “ticarethane “olarak kabul etmeye başlamış bile! Belli olmaz yarın öbür gün belediyeleri de “ticarethanedir” diyerek Ticaret Bakanlığı‘na bağlayabilirler….

İşte o nedenle, bu sorunun acı bir ilacı olarak;

İZENERJİ‘nin ve onun benzeri İZTARIM, İZBETON, İZDOĞA gibi diğer “batık” belediye şirketlerinin bundan böyle aldıkları bütün karar ve hesaplarıyla, yaptıkları ya da yapamadıkları uygulamalarla şeffaf bir şekilde karşımıza çıkmasını, muhasebe kayıtlarının bu işi şirketlerden aldığı para karşılığı yapan loca üyesi yakın arkadaşlar yerine bu işin ticaretini yapmayan ombudsman niteliğindeki bağımsız kurullar ya da en iyisi, yaptığı işi ciddiye alan belediye meclisi denetim komisyonları tarafından denetlenmesini, yönetim kurullarının “sınıf arkadaşları“, “sınıf arkadaşının eşi“, “Malatyalı Veli Ağbaba’nın adamı“, “genel merkezin gönderdikleri” ya da şimdilerde moda olduğu üzre “İmamoğlu’nun görevlendirdikleri” gibi İzmir‘i tanımayan işten anlamazlarla ya da “profesyonel yönetici” adı altında şirketlerin içini boşaltma konusunda becerikli insanlarla doldurulmamasını; ayrıca, bu şekilde kamu kaynaklarını israf edenlerden hesap sorularak zararların tazmin ettirilmesini istiyor, bunu “kent hakkı“nın doğal bir parçası olarak talep ediyoruz.

Prof. Dr. Nermin Abadan-Unat dijital kütüphanesi açıldı!

Ali Rıza Avcan

Uzunca bir süredir, sevgili hocam Prof. Dr. Nermin Abadan-Unat‘ın eserlerine rahatlıkla ulaşmanızı sağlamak amacıyla hazırladığımız dijital kütüphane, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü‘nde, tam da onun omuz verdiği kadın mücadelesinin önemli bir gününde hizmet vermeye başladı. O nedenle bundan böyle onun tüm kitap, makale, bildiri ve röportajlarıyla diğer bilgilerine ihtiyaç duyduğunuzda, Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi‘ne ait İnternet sayfasındaki nerminabadanunat.mulkiye.org.tr adresinden ulaşabileceksiniz.

Bugün sizinle burada, bu çalışmanın bir sonucu olarak içine duygu ve düşüncelerimi de katarak hazırladığım sunuş ve teşekkür yazımı paylaşmak istiyorum:

Prof. Dr. Nermin Abadan-Unat ve bilimsel bilgiye erişim hakkı

O benim ikinci annem ya da annemin öz kardeşi gibiydi… Annem 1920 doğumluydu, Nermin Hocam ise 1921 doğumlu… Annem 94’ü aşamadı, Nermin Hocam ise tüm mücadele azmi ve direnci ile yola devam ediyor… Yaşamları boyunca birbirlerini hiç görmeseler de iyi bir telefon arkadaşıydılar… Okuldan ya da başka bir yerden döndüğümde; annem hep “hocan seni aradı, arayacakmışsın” der, ardından da selam söylememi isterdi…

Eğitim yaşamım boyunca bana çok büyük fırsatlar verdi, onun yönlendirmesiyle alanında ülkemizdeki ilk çalışma olan “çocuğun politik sosyalizasyonu” araştırmasını yaptım, keskin yıllarımda onun sayesinde “Amerikan sosyolojisi” dediğimiz yaklaşımı, kamuoyu araştırmasının nasıl yapılacağını, sosyal bilimler alanında yazılan her sözcüğün sonuna “dır” ya da “dir” diye bir ekleme yapılamayacağını ondan öğrendim. Onun sayesinde Prof. Dr. İnci San’ı ve ODTÜ Bilgisayar Bölümü Başkanı Necdet Bulut’u, asıl önemlisi ablası Martha ile yakın arkadaşı Prof. Dr. Mübeccel Belik Kıray’ı tanıdım. İzmir’e yerleştiğim ilk yıllarda herkesin gözünün içine baka baka, benim nesli tükenmiş bir öğrencisi olduğumu söyleyişini hiç unutmuyor ve hep onun bu iltifatı ile onurlanıyorum. Ama diğer yandan da sırf öğretmek ve doğru yoldan gitmemi sağlamak amacıyla siyasi olarak tasvip etmediği bir dergiye yazı yazdım diye o dergiyi yüzüme fırlattığına ve azarlarına da tanık olduğumu hatırlıyorum.

1996 yılında kendi yaşam öyküsünü anlattığı Kum Saatini İzlerken’i yazdığında kendisine hep “Hocam, burada yazdıklarınızı niye bize öğrenciyken anlatmadınız, niye biz bunları sonradan öğrendik?” diye sorup durmuştum… O öykünün bir sinema filmi, TV dizisi ya da belgesel olması için birçok sinemacı, televizyoncu ve belgeselci arkadaşımla konuşup onları ikna etmeye çalışmıştım.

Çünkü ona borçluydum ve beni ben yapan bu vefa borcunun bir kısmını ödemek, ona olan saygımı bir parça olsun ifade edebilmek; ayrıca, tüm yaşamı boyunca ürettiği tüm bilgi, belge ve kayıtlara herkesin, özellikle de gençlerin kolaylıkla ulaşabilmesi sağlamak amacıyla, geçtiğimiz yıllarda Mülkiyeliler Birliği Genel Merkez yönetimindeki arkadaş ve kardeşlerime öneride bulunarak böylesi bu çalışmada gönüllü olarak görev alacağımı dile getirdim. Bu önerinin büyük bir heyecanla kabul edilmesi üzerine, Hocam Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’ın tüm bibliyografyasını hazırlayıp bir hafta süreyle onun kütüphanesinde çalışarak dijital arşivde yer alacak kitap, dergi, makale, bildiri, yazı gibi belgelerle görselleri belirlemeye çalıştım. Ardından da bu belgeleri gayet güzel bir şekilde tarayıp bilgisayar ortamına geçiren dostlarım, arkadaşlarım ve öğrenci kardeşlerim sayesinde bugün bilgisayar ekranınızda karşı karşıya olduğunuz bu güzel bilgi kaynağına kavuştunuz.

İşte o nedenle, demokratik bir insan hakkı olarak kabul ettiğimiz bilgi edinme ve bilgiye erişim hakkının yaşama geçmesi konusunda bana yardımcı olup evinde ağırlayan; üstüne üstlük benimle memleketim Şile’ye gelip baba evimi ziyaret eden başta sevgili hocam Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’a, bir kardeş olarak gördüğüm ve tüm çalışma boyunca bizi yüreklendiren oğlu sevgili kardeşim Mustafa Kemal Abadan’a, uzun yıllar kendisine yüce gönüllülükle asistanlık yapıp bana birçok konuda yardımcı olan sevgili dostum Ayla Yüksel’e, engin bir gönüllülük çerçevesinde binlerce sayfa tutan taramaları büyük bir titizlikle yapan dostlarım Hatice Sınar ile Hasan Öztürk’e, bu çalışma süresince bana yardımcı olan sevgili Mete Hüsünbeyi ile projenin basın danışmanlığını üstlenen kadim dostum gazeteci Tuğrul Eryılmaz’a ve tüm çalışma boyunca büyük bir anlayış ve sabırla bana dert ortağı olup birlikte çalışmaktan haz aldığım Doçent Dr. Elçin Aktoprak’a ve başta Birlik Başkanı Fuat Şen olmak üzere Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi Yönetim Kurulu üyelerine, tüm çalışmaları bizim ayağımıza getiren web sayfasının tasarım, hazırlık ve uygulamasında payı olan tüm emekçilere teşekkürü bir borç bilirim…

Tabii ki bütün bu güzelliklerin, “İzmir’in Bilim Amazonu” olarak nitelediğim sevgili Hocam Nermin Abadan Unat sayesinde, onun zorlu mücadelesi sonucunda önümüzde açılan yollar sayesinde gerçekleştiğini bilerek, bilincinde olarak…

nerminabadanunat.mulkiye.org.tr

Liman arkası’nda olup bitenler…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazım, Alsancak semtinin hemen arkasında, eskiden TARİŞ ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olan arsalarda şimdi bir duvar gibi yükselen ya da yakın bir gelecekte Elektrik Fabrikası, Sümerbank Fabrikası ve Şark Sanayi gibi eski fabrikaların arsalarına ya da hemen yanlarına inşa edilen/edilecek lüks gökdelen, rezidans, otel, ofis, iş ve alışveriş merkezleriyle oluşturulan soylulaştırılmış alanlarla buralarda yaşayan/yaşayacak insanlara bir ayrıcalık olarak sunulan büyük boyutlu belediye yatırımlarıyla ilgili olacak…

Uzaktan bakıldığında…

Ülkemizin ilk endüstriyel yapılarından 1856 tarihli Aydın (Alsancak) tren istasyonu ile İzmir-Aydın demiryolu hattının başlangıcını, demiryolları ile ilgili birçok atölye, tamirhane ve depoyu, çok sayıdaki tabakhane binası ve yel değirmeniyle un, iplik, dokuma, elektrik, havagazı, kağıt ve meyanbalı fabrikasını; ayrıca, 1955 yılında inşa edilip konteyner hacmi bakımından ülkemizin yedinci, kargo tonajı bakımından on üçüncü büyük limanı olan Alsancak Limanı‘nı barındıran eskinin Darağaç, şimdinin Umurbey ve Ege mahallelerinde yapılmakta olan onlarca gökdelen ve İzmir Sümerbank Fabrikası arsasına yakın zamanda yapılacak il emniyet müdürlüğü binasıyla bölgenin gelecekteki yoğun trafiğini rahatlatmak amacıyla mevcut cadde ve sokakları genişleten yeni imar planlarının burada yaratacağı soylulaştırılmış mahalleler ile buralara taşınacak TC vatandaşlarıyla yabancıların beraberlerinde getireceği yeni yaşam biçiminin, tüm İzmir‘e, yakın çevresindeki Alsancak ve Tepecik mahalleleriyle Meles vadisine ve buranın meskun halkına; özellikle de, Ege ve Tepecik mahallelerinde yaşayan Romanlarla buradaki birçoğu tescillenmemiş endüstriyel kültür mirasına vereceği zararlarla ilgili olacak…

Yakına gelindiğinde… Böylelikle 1970’li yıllarda Kordon’a çekilen “Çin Seddi“ne ilave olarak, içerideki kaleyi korumak için 2020’li yıllarda ikinci bir sur duvarı yaparcasına…

Önceleri Darağaç, şimdilerde Umurbey adıyla anılan bu sanayi bölgesi ve hemen yanındaki işçi mahallesi, son yıllarda TARİŞ‘in, şimdilerde de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ucuza sattığı arsalarda mantar gibi biten yeni gökdelenlerin yurdu olmaya başladı.

Bu gökdelenlerin arasında benim bilip takip etmeye çalıştıklarım ise;

Yenilenen Alsancak Stadyumu‘nun hemen yanında Teknik Yapı tarafından TARİŞ‘in eski arsasında yapılmakta olan 7 blokta 1.057 adet konut, 35 dükkan, 5 kültür alanı ve 1 oteli kapsayan 24 katlı Evora İzmir Projesi,

hemen yanında yine aynı şekilde TARİŞ‘in arsasında Pekerler & Burakcan İnşaat tarafından yapılmakta olan 7 blokta 1.069 adet konut ve 37 ticari üniteyi kapsayan 24 katlı AllSancak Projesi,

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yapılan ihale sonucunda Teknik Yapı‘ya verilen ve o tarihten bu yana bir türlü bitirilemeyen Ege Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında Teknik Yapı‘nın kendi adına yaptığı 50 katlı (173 m) Divan Residance İzmir Projesi oluşturuyor.

Fotoğrafın sol ön kısmında denize yakın beyaz bloklar “Evora İzmir“, onun hemen arkasındaki gri renkli bloklar ise “AllSancak” projelerine ait…

Bu bölgedeki bu üç büyük proje dışında yapılan, yapılmakta olan ya da yapılacak olan daha birçok gökdelen projesi bulunuyor. Vikipedi kayıtlarına göre (4) İzmir kent merkezindeki 100 metre üstündeki yapımı bitmiş toplam 30, yapımı devam eden 30, yapımı planlanan 10 gökdeleni; yani, toplam 70 gökdeleni dikkate aldığımızda; karşımıza, Umurbey ve Ege mahallelerinin hemen yakınındaki Tepecik, Mersinli, Halkapınar gibi yerlerde yapılmakta olan 58 katlı Mahall Bomonti, 30, 37 ve 38 katlı üç ayrı Folkart Vega binası, 72 katlı İnci Mega ve 47 katlı İnci Smyrna, 524 bağımsız birimi kapsayan 51 ve 28 katlı iki ayrı V Yeni Konak A yapısı gibi projeler çıkar ve bu durum hemen yakınlarındaki Alsancak, Kahramanlar, Basmane ve Pasaport gibi “İzmir’i İzmir yapan” tarihi yerleşimlere ait kentsel siluetlerin ve yapısal özelliklerin temelden bozulup yok olmasına yol açar.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ileride burada yeni bir gökdelenin da yükseleceğini bilerek 150 milyon liraya sattığı tapunun Umurbey mahallesi, 7869 ada, 1 parsel kaydındaki 5.963 metrekarelik değerli arsası…

Her ne kadar, İZSU yetkililerinden aldığım yeni bir bilgiye göre, Alsancak mahallesinin kıyı kesimindeki su taşkınlarını önlemek için ayrıca bir proje hazırlandığını ve ihalesinin de önümüzdeki aylarda yapılacağını öğrenmiş olsam da; önceliğin neden asıl su ve deniz baskınlarının yaşandığı Alsancak mahallesinin deniz kıyısı ile sular altında kalan bölümleri yerine gökdelenlerin inşa edildiği bu bölgeye verildiğini anlamış değilim.

Sonuç olarak;

2000’li yıllardan bu yana İzmir‘in yeni iş merkezi (MİA) adıyla Bayraklı, Turan, Halkapınar, Mersinli, Ege ve Umurbey mahallelerinde arka arkaya yapılan çok katlı gökdelenler, adeta İzmir‘in tarihi kent merkezini kuşatan ikinci bir sur duvarı gibi kentin arka cephesini kapatıyor ve yakın çevresindeki Tepecik, Basmane, Pasaport, Çankaya ve Alsancak semtlerindeki kültürle mirasla onun fiziki çevresini ve yaşam biçimini zorlayıp kimliğini değiştiriyor.

Çoğu İzmirlinin siyasi bir körlükle “ama bütün bunlara iktidar; yani AKP izin veriyor” diyerek kendisinin ve partisini bu olumsuz gelişmenin dışında tutma gayretine rağmen bu gökdelenlere çoğu kez İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri izin veriyor, milyonlarca lira tutarındaki inşaat ve yapı kullanım harçlarını büyük bir memnuniyetle bu iki belediye tahsil ediyor; hatta her iki belediye başkanı neredeyse İzmir‘deki tüm gökdelenlerin uygulama projesini çizen BASİFED‘in yeni başkanı ile kol kola girip fotoğraflar çektiriyor, aynı masanın çevresinde konuşmalar yapıyor, İzmir İktisat Kongresi‘nin 103. yılı nedeniyle yapılan ve sponsorluğunu BASİFED‘in üstlendiği 4. İzmir Kadın ve İktisat Kongresi‘nde, projesi BASİFED başkanının firmasınca çizilen Rönesans Holding (Rönesans Eğitim Vakfı)’e ait Neva Yalı‘nın reklamının yapılmasını görmezlikten geliyor.

AKP iktidarı da 2020 depremi sonrasında yıkılan İzmir il emniyet müdürlüğünü tarihi İzmir Sümerbank Fabrikası bahçesinde yapmaya karar vererek ya da buradaki İzmir Elektrik Fabrikası ve Şark Sanayi gibi tarihi yapıları özelleştirmeye açarak onların yeni gökdelenlerin arsası olması için çabalıyor…

Yerli ya da yabancı fark etmez… İZSU onların daha rahat, daha konforlu ve daha manzaralı def-i haceti için elinden geleni yapıyor…

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu arada gökdelenci inşaat firmalarına yeni alanlar açmak için kendisine ait büyük bir arsayı 150 milyon lira gibi düşük bir bedelle satarak adeta ateşe körükle gidiyor… Aynen bir zamanlar, Mavişehir‘deki Karşıyaka Belediyesi‘ne ait arsa payının o tarihlerde Karşıyaka Belediye Başkanı olan Cemil Tugay tarafından oldukça düşük bir fiyatla Mehmet Cengiz‘e satılmasında olduğu gibi…

Ardından da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü‘nün iki yıl önce başlamış görüşmelerin sonucu olarak Dünya Bankası‘ndan aldığı 110 milyon Euro (4 Milyar 182 Milyon 200 Bin liralık)’luk kredi, bu gökdelenlerin yağmur suyu ve atık su sistemlerini yapmak için tahsis edilip bunun tanıtımını yapmak için büyük toplantılar düzenliyor, bu şekilde edinilen kredilerin öncelikle bu bölgedeki gökdelenler için harcamanın adımlarını atmaya başlıyor…

Bizler ise yanlış önceliklere dayanan bütün bu adaletsizlik ve hukuksuzluklar olurken; adeta “cambaza bak!” stratejisiyle CHP‘nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak, gidip onunla fotoğraf çektirelim, daha önce çektirdiğimiz fotoğrafları sosyal medyada paylaşalım ya da adayların üniversite diploması var mı gibi sudan konularla uğraşıp duruyoruz?

(1) Yaşar Ürük, Yenigün Gazetesi, (Erişim Tarihi: 21.02.2025), https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/17160233/yasar-uruk/insanlarin-asildigi-semt

(2) Yaşar Ürük, Yenigün Gazetesi), (Erişim Tarihi: 21.02.2025), https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/17165522/yasar-uruk/daragacina-yakindan-bakmak

(3) Yaşar Ürük, Yenigün Gazetesi, (Erişim Tarihi: 21.02.2025), https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/17183279/yasar-uruk/daragacinin-diger-gizemleri

(4) İzmir’deki En Yüksek Binalar Listesi, Vikipedi Özgür Ansiklopedi, Erişim Tarihi: 22.02.2025, https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zmir%27deki_en_y%C3%BCksek_binalar_listesi

(5) İzmir Büyükşehir Belediyesi, (Erişim Tarihi: 222.02.2025) https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/alsancak-in-altyapisini-guclendirecek-proje-yurttaslara-tanitildi/53682/156#:~:text=%C4%B0ZSU%20Genel%20M%C3%BCd%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC’n%C3%BCn%20Alsancak,terfi%20merkezi%20projesi%20yurtta%C5%9Flara%20tan%C4%B1t%C4%B1ld%C4%B1.

(6) İZSU Genel Müdürlüğü, (Erişim Tarihi: 22.02.2025) https://www.izsu.gov.tr/tr/Haberler/alsancakin-altyapisini-guclendirecek-proje-yurttaslara-tanitildi/16018#:~:text=%C4%B0ZSU%20Genel%20M%C3%BCd%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC’n%C3%BCn%20Alsancak,terfi%20merkezi%20projesi%20yurtta%C5%9Flara%20tan%C4%B1t%C4%B1ld%C4%B1.

(7) İZSU Genel Müdürlüğü, https://www.izsu.gov.tr/tr/Haberler/izsu-genel-mudurlugu-110-milyon-euroluk-yatirimla-hayata-gecirecegi-projeyi-vatandaslara-tanitti/15975 (Erişim Tarihi: 22.02.2025)

(8) İZSU Genel Müdürlüğü, İzmir İli Konak İlçesi Ege Mahallesi Atıksu ve Yağmur Su Şebeke Projesi (Alsancak Liman Alanı), (LOT 2), Çevresel ve Sosyal Yönetim Planı (ÇSYP), Ocak 2025, (Erişim Tarihi: 23.02.2025,) https://www.izsu.gov.tr/CKYuklenen/Basin_odasi/tefwer_0cak_2025/IZSU_ESMP_Lot2_tr_rev2_25.01.13_cc.pdf

(9) Konak İlçesi Ege Mahallesi (Alsancak Liman Bölgesi) Yağmur Suyu Şebekesi ve Kanalizasyon İnşaatı Projesi (LOT-2), Ocak-2025, https://www.izsu.gov.tr/CKYuklenen/Basin_odasi/tefwer_0cak_2025/brosur_web3.pdf

Kurtuluş’un ve Kuruluş’un kenti İzmir’deki 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi Sergisi’nin başına gelenlerin gerçek nedeni…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz haftalarda, hiç de ummadığım bir yoğunluk içinde, usta gazeteci Serdar Öztürk‘ün 30, 31 Ocak ve 3 Şubat 2025 tarihli üç ayrı yazısı (1) ile başlayıp gazeteci Hasan Tahsin Kocabaş ve Dr. Siren Bora‘nın paylaşımları, araştırmacı yazar Yaşar Ürük‘ün Yenigün Gazetesi‘nde yayınlanan 4 Şubat 2025 tarihli yazısı (2), İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi eski başkanı yüksek mimar Mihriban Yanık (3) ile diğer uzmanların gazete ve sosyal medya platformlarında yazdığı yazılar ve yaptıkları programlar sayesinde 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘ndeki elektronik ve dijital sergileme sisteminin sökülüp depolara kaldırılması ve buradaki tarihi eşyaların bağışta bulunanlara geri verilmesi; yani, bu kentte, 1922’den bu yana oluşturulan tek ve özgün Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘nin, Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin yeni yönetimleri tarafından, şeytana pabucunu ters giydirecek bir kurnazlıkla yok edilme girişimini ele alıp tartıştık ve kamuoyunun bu anı evine sahip çıkışını büyük bir keyif ve mutlulukla izledik…

İzmir’de, biri büyükşehir, diğeri de ilçe belediyesi olmak üzere CHP’li iki belediye başkanının 2022 yılında kurulan 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi’ni, kişisel nedenlerle ve üzerinde iyi çalışılmış yöntemlerle kapatmış olması, tarihe geçmesi gereken bir olaydır…

Her ne kadar henüz olumlu bir sonuca ulaşamasak da, 2022 yılında önce Konak Belediyesi‘ne ait iken deprem nedeniyle hasar görüp yıkılmak zorunda kalınan Konak Belediyesi eski hizmet binasını yeniden yapma vaadi karşılığında, diğer değerli gayrimenkullerle birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne devredilen, arkasından verilen sözün yerine getirilmemesi nedeniyle Konak Belediye Meclisi‘nin yeni seçilen belediye meclisi üyelerinin itiraz ve homurtuları eşliğinde geri alınmaya çalışılıp; bunun için değişik formüllerin arandığı, en sonunda da tarafların “büyükşehir belediye başkanı bize zorla verdi” ya da “belediye başkanı anı evine gelip dolaştı ve beğendi” söylemleri eşliğinde, 25 yıl süreyle bedelsiz bir şekilde, adeta hülle yaparcasına Konak Belediyesi‘ne kiralanan tarihi yapıyı, tapunun 119 ada, 4 parselinde kayıtlı olup, İzmir ili, Konak ilçesi Tan (eski Natırzade) mahallesi, 838 sokak No.23 adresindeki Yemişçizade Konağı ile bu konakla bütünleşen 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi Sergisi‘nin hangi düşünce ve kurguyla düzenlendiğini, ardından da 2023-2025 döneminde yaşadığı ilgisizlik ve ihmali, bu ilgisizlik ve ihmalin doğal bir sonucu olarak 2025 yılı başında darma duman edilmesini ve bunun sonrasında ortaya çıkabilecek gelişmeleri ele alıp tartıştık..

Halka kapalı Basmane Nebahat Tabak Semt Merkezi, kapısı kilitli Kemer Gençlik Destek Merkezi ve Genelev girişinde mimarlık müzesi yapılacağı söylenen tarihi TCDD deposu…
Kapısını vurup zilini çalmamıza rağmen kimselerin gelip “hoşgeldin” demediği Sütveren Ana Evi, son anda “Mutlu Kahve” olmaktan kurtulan Milli Kütüphane Karataş Şubesi’nin birinci katı…
Adile Naşit Parkı’ndaki kendi halinde bir çocuk kütüphanesiyken genel başkan yardımcısından “aferin!” almak uğruna bir gecede Serotonin salgılayan bir mekâna dönüşen tarihi yapı… Fotoğraf: Erol Şaşmaz

Diğer yandan, Tunç Soyer döneminde Konak Belediyesi‘nden alınan Yemişçizade Konağı‘nda büyük harcamalar yaparak 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘ni açan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2025 yılının Ocak ayında buradaki tarihi malzemeleri bağışçılarına geri vermesinin ya da anı evindeki daimi serginin özgünlüğünü oluşturan elektronik ve dijital sergileme sistemlerini cahil cesaretiyle depolara kaldırmasının nedenini başlangıçta pek de anlayamadık.

Çarpıtılmış, yalan haber, bilgilendirme…

Gazeteci dostum Serdar Öztürk‘ün 30 Ocak 2025 tarihinde yazdığı “Atatürk ve İzmir mi yoksa “kreş” mi? Tercih CHP’li başkanların” başlıklı ilk yazısı üzerine, Konak Belediyesi‘nin aynı gün yaptığı açıklama ve bu açıklamaya eklenen gerçeğin kıyısından geçen fotoğraflarla İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi ve Müzeler Şube Müdürlüğü‘nün 31 Ocak 2025 tarihinde gazeteci Serdar Öztürk‘e gönderdiği özel açıklamaya; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin bu yapının Konak Belediyesi‘ne kiralanmasına dair 9 Eylül 2024 tarih, 838 sayılı kararına baktığımızda;

100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi’ndeki sergi düzeninin bozulması suretiyle APİKAM binasındaki “Yanık Yurt Sergisi”ne yerleştirilen kiosk… Anı Evi sergisini eleştirenlerin muhtaç oldukları parça… Fotoğraf: İzmir Büyükşehir Belediyesi

Böylelikle, 1/100 ölçekli Kemeraltı Koruma Amaçlı Revizyon İmar Planı ile 1/500 ölçekli Yerleşim Planına göre “sergi salonu“, “müze“, “sinema“, “tiyatro“, “kütüphane“, “kreş“, “anaokulu“, “kurs“, “yurt“, “çocuk yuvası“, “yetiştirme yurdu“, “bakım evi“, “sığınma evi” ve “rehabilitasyon merkezi” gibi birbirinden farklı sosyal-kültürel tesislerin yapılabileceği parseldeki tarihi yapı, Kurtuluş Savaşı‘nı anımsatan daimi bir sergi ile onurlandırılırken ve bu yapının halihazır fonksiyonunda hiçbir değişikliğe gidilmeyeceği özel bir şekilde belirtirken; açıklamanın bunu izleyen üçüncü paragrafında bu tarihi yapıdaki geçici sergi sürecinin bittiği, Kurtuluş Savaşı döneminden günümüze kalan şartlı bağış kapsamındaki bazı belge ve objelerin binanın kendilerine tahsis edilmesinden sonra bağışçılar tarafından geri alındığı belirtmektedir.

Oysa Yemişçizade Konağı‘ndaki serginin hem hazırlık sürecinde, hem de sonrasında hiçbir belediye başkanı ya da kamu görevlisi bu serginin geçici olduğunu, süresi geldiğinde kaldırılacağını ifade etmemiş; aksine, serginin her yıl güncellenerek zenginleştirileceğini dile getirmiştir. Nitekim İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi eski başkanı Mihriban Yanık‘ın kendi Facebook hesabında dile getirdiği açıklamalar da bunu doğrulamaktadır. (3)

Ayrıca bu yapının sergi salonu olma fonksiyonunda hiçbir değişiklik yapılmayacağı belirtilirken bazı bağışçıların verdikleri malzemeleri geri almasının gerçek nedeni, serginin süresinin bitmiş olması değil; İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi ve Müzesi Şube Müdürlüğü yetkililerinin kendilerini arayarak binanın Konak Belediyesi‘ne kiralanması nedeniyle, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait serginin kaldırılacağını bildirmiş olmasıdır. Nitekim, malzemelerini bu şekilde geri alan bazı bağışçıların tarafıma iletilen ifadeleriyle bağışlarını geri almak istemeyenlere ait malzemelerin halen sergide teşhir ediliyor olması da bu tespitimi doğrulamaktadır.

Konak Belediyesi‘nin yaptığı açıklamada böylesine gerçek olmayan bir iddiada bulunulması ise, bu binadaki sergiyi aslında pek de sahiplenmediklerini, bu sergiyi geliştirip zenginleştirme fikrinde olmadıklarını, ellerinden gelse bu sergiyi kaldırarak binayı istediği şekilde kullanma niyetinde olduklarını göstermektedir.

Nitekim, benim 7 Ekim 2024 tarihinde Konak Belediyesi‘ne sorduğum soruya, 30 Ocak 2025 tarihine kadar geçen süre içinde net bir şekilde cevap vermeyişleri de, bu binayı ne şekilde kullanacakları konusunda kafalarının net olmadığını göstermektedir.

Bir zamanlar “İşgal“, “Direniş” ve “Kurtuluş” öykülerini izlediğimiz dijital ekranlardan artakalan kablo uçları… Dijital bir sergi düzeninin barbarca katledilişi…

Gazeteci dostum Serdar Öztürk‘ün 30 Ocak 2025 tarihli “Atatürk ve İzmir mi, yoksa “kreş” mi? Tercih CHP’li başkanların” başlıklı yazısını WhatsApp gruplarında paylaşmam üzerine 1 dakika sonra Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘dan şu mesajı aldım:

“Neden dedikodu ile iş yapıyorsunuz? Arayıp sormak yerine

Ben de hemen 7 Ekim 2024 tarihli “Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi, yok edilmeyip geliştirilmeli ve bir müze haline getirilmelidir!” isimli yazımı yayınlanmadan önce Konak Belediyesi basın danışmanı Çağla Geniş‘e gönderdiğim aşağıdaki mesajın imajını gönderdim. Bugün itibariyle silindiğini gördüğüm bu mesajda aynen şunlar yazılıydı:

Ardından da Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘ya şu mesajı gönderdim:

“Aradan 3 ay 6 gün geçmiş ve tek bir bilgilendirme yok… Sanırım ben üzerime düşeni yaptım”

Şimdi ise eski bir arkadaşlığın hukuku içinde geriye dönüp bir “pardon” ya da “özür dilerim, haksızlık yapmışım” cevabının verilmediği bu süreçte, imajını aldığım mesajlaşma -ne yazık ki- benim iradem dışında karşı taraf eliyle silinmiş gözüküyor…

Bağışçılar ve 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi’nin tarih toplantıları, atölyeler düzenlenebilecek tek mekânı: üstü açık arka bahçe…

Konak Belediyesi 30 Ocak 2025 tarihli açıklamasında önümüzdeki süreçte bu değerli anı mekânını, düzenlenecek tarih söyleşileri, kuruluşa ve kurtuluşa dair farklı sergiler ve özellikle de çocuklara yönelik tarihimiz hakkında bilinçlendirici atölyelerle daha da değerli hale getirmek için çalışmalara başladıkları belirtilmekle birlikte; bu ifadeler binanın bu etkinlikleri kaldıramayacak derecedeki hassas fiziki koşullarıyla Konak Belediyesi‘nin işçilerine maaşlarını ödeyemeyecek kertede yaşadığı mali sıkıntıları ve uzman personel eksikliğini bilmeyen ya da dikkate almayan biri tarafından kaleme alınmış olsa gerektir… Şayet bunun aksi doğru olmuş olsaydı, Konak Belediyesi‘ne ait Karikatür ve Neş’e Müzesi bir binanın tek bir katına sığınmış olmaz, Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi, Maske, Radyo ve Demokrasi ve İzmir Kadın Müzesi yıllardır içinde bulundukları yetersizlikleri aşarak dünya çapında müze olma şansını yakalardı…

Çünkü, değerli araştırmacı ve yazar Yaşar Ürük‘ün de dile getirdiği gibi, bu tarihi bina öylesine tarih söyleşileriyle atölyelerin yapılabileceği fiziki olanaklara sahip değildir. (2) Öncelikle hem binanın önündeki mermer merdivenler, hem de bina içindeki merdiven basamakları, aynen Ayla Öktem Mutlu Çocuklar Oyun Evi‘nde olduğu gibi bırakın çocukları, yetişkinler için bile oldukça tehlikeli ve zorlayıcıdır. Ayrıca engellilerin bu binaya girmesi, girse bile üst katlara çıkması -ne yazık ki- mümkün değildir.

Bu bağlamda, tarih söyleşileri yapılacak tek yer arkadaki üstü açık bahçedir ve bu nedenle de bu tür etkinliklerin sadece havaların iyi olduğu koşullarda yapılması mümkündür.

Seçimlere az bir zaman kala sergiler ve anı evleri üzerinden ortaya çıkan kıyasıya bir rekabet; 100. Yıl Kurtuluş Anı Evi’nin bile gözden çıkarılmasına neden oluyor…

Yemişçizade Konağı‘nın Konak Belediyesi tarafından kamulaştırıldığı 2013 yılından bu yana izleyip öğrendiğim bilgiler; hatta, tanık ya da müdahil olduğum olaylar çerçevesinde bu konaktaki serginin yok ediliş hikayesinin, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘le bürokratlarının, 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘nin açılışa hazırlandığı süreçte 9 Eylül 1922 ve 29 Ekim 1923 tarihli 100. yıl kutlamaları nedeniyle Karşıyaka Belediyesi tarafından Çatı Bostanlı‘da açılan sergilere ilgi göstermeyip gitmemesi nedeniyle, Karşıyaka cephesinde ortaya çıkan hırs, rekabet, kıskançlık, öfke ve öç alma duygusundan kaynaklandığını söyleyebilirim.

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) eski başkanı ve hocam Prof. Dr. Bilsay Kuruç ile Dr. Serdar Şahinkaya‘nın 28 Ekim 2022 tarihinde Kültürpark‘taki İsmet İnönü Kültür Merkezi‘nde verdikleri konferansta Tunç Soyer‘in yanına giderek –böyle bir konuda üzerime düşen herhangi bir görev olmamakla birlikte, belediyeler arasındaki olası bir rekabet ya da çatışmayı yumuşatmak amacıylaKarşıyaka Belediyesi‘nce 11 Eylül-11 Aralık 2022 tarihleri arasında Çatı Bostanlı‘da açılan Ateş Çemberinde İzmir, İşgalden Kurtuluşa Sergisi‘ni ziyaret etmesi için bizzat ricada bulunup aynı şeyi bürokratlarından da istemiş olmama karşın; ne kendisi, ne de bürokratları 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘nin hazırlık süreci içinde ve sonrasında Karşıyaka Belediyesi‘nin 11 Eylül-11 Aralık 2022 tarihli Ateş Çemberinde İzmir, İşgalden Kurtuluşa Sergisi ile 16 Ekim 2023-19 Mayıs 2024 tarihli Cumhuriyet, Bir Millet Uyanıyor Sergisi‘ne gitmemiş; böylelikle, 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi için İzmir Büyükşehir Belediyesi çalışanlarından duydukları dedikodulara, adeta yangına odun taşırcasına destek veren Karşıyaka cephesinde bir hesaplaşma zamanının beklendiğine tanık olmuştum.

Açık söyleyeyim, dedikodu yaparak yıpratma çabalarında 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi için harcanan bütçenin miktarı dile getirilip bu rakamla Karşıyaka‘daki sergilerin maliyeti birbirleriyle mukayese ediliyor; böylelikle, Karşıyaka‘daki sergilerle mukayese edilemeyecek boyuttaki bir hazırlığın yolsuzlukla itham edilmesi sağlanıyor; hatta, bu itham üzerinden geliştirilen çirkin yolsuzluk dedikoduları, aradan iki Sayıştay denetimi geçmiş olmasına karşın 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘nden sorumlu ve bu yolsuzluk iddialarını araştırıp soruşturmakla görevli APİKAM‘ın yeni şube müdürü tarafından dile getiriliyordu.

Gelelim bence en önemli soruya… 2022 yılında İzmir‘in kurtuluşunun 100. yılı nedeniyle oluşturulan ve kentin Kurtuluş Savaşı ile ilgili hafızasını koruyan tek mekânı 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi ve o evin ayrılmaz parçası olan sergi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi arasındaki bu anlamsız devralma, devretme ve kiralama işlemlerine gerek duyulmaksızın hep birlikte, işbirliği halinde sürdürülemez miydi? Tartışmaya konu olan yapı ve o yapının içindeki daimi sergi, Kurtuluş Savaşı ve İzmir‘in kurtuluşu gibi herkesi bir araya getirmesi gereken bir konuyken, İzmir Büyükşehir Belediyesi, içinde bu kent için önemli bir serginin bulunduğu bu binayı adeta başından savmak istercesine bütçe, mali kaynaklar, uzman personel ve deneyim açısından yetersiz olduğu bilinen; ayrıca, yazımın başlangıcında belirttiğim gibi kendisine ait değerli birçok kamu malını kilitleyerek kullanmayan Konak Belediyesi‘ne neden vermiş, Konak Belediyesi de yaptığı açıklamada dile getirdiği toplantılarla çocuklara yönelik atölyeleri burada yapmak için niye İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte çalışma teklifinde bulunmamış, adeta ortada İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait ne kadar kamu malı varsa onların hepsini sahiplenmek için çaba göstermiştir?

Hele ki, belediye mali kaynaklarının yetersizliği nedeniyle işçi ve memur maaşlarının zamanında ödenemediği, biriken kıdem tazminatlarıyla emekli ikramiyelerinin ödenebilmesi için İller Bankası‘ndan borç istenmesi üzerine bankanın borç yerine teminat mektubu vermeyi teklif ettiği, belediye şirketlerinin büyük boyutlardaki sigorta borçları karşılığında belediyeye ait mülklerin Maliye Hazinesi ile SGK’ya satılması için meclis kararlarının alındığı bir ortamda Konak Belediye Meclisi‘nin 2025 Şubat ayı toplantı gündeminde, birden fazla mirasçı olması nedeniyle kamulaştırma işlemlerinin oldukça zor olduğu bilinen, işte o nedenle onca bütçeye ve imkana sahip İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bile böylesi bir işe girişemediği Basmane Çorakkapı Camii yakınındaki Uşakkizade Konağı (eski Sadıkbey Oteli)’nı alıp müze yapmak gibi mevcut koşullar içinde “yapılabilir” ve “sürdürülebilir” olmaktan uzak ve uçuk önerilerin komisyonlarda tartışılıyor olmasını dikkate aldığımızda… Buna ek olarak 2024-2025 döneminde mülkiyeti yine İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait Gültepe‘deki 21.269,34 metrekarelik 12 ayrı taşınmazla Mersinli‘deki 460 metrekarelik iki ayrı taşınmazın 25 yıl süreyle bedelsiz olarak Konak Belediyesi‘ne verildiğini de bilerek…

Oysa “stratejik ortaklık” ya da “stratejik işbirliği” dediğimiz çağdaş yönetim stratejileri, hem belediye başkanlarının hem de belediye yönetimlerinin inatla denemesi, başarıyı yakalamak için üzerinde çalışmalar yapması gereken, kendilerine zor gelse de kenti iyi yönetmek adına yaşama geçirmeleri gereken bilimsel ve akılcı stratejilerdir. Hele ki söz konusu olan şey, Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve İzmir’in Kurtuluşu gibi önemli ve öncelikli konularsa…

Çünkü asıl işaret etmek istediğim konu ve hedef, tarihi bir konağın imar planlarına yazılıp her an değiştirilebilecek fonksiyonları bahane ederek mirasyedi zihniyetiyle kimin elinde kalacağını ve nasıl kullanılacağını tartışmak değil; o konaktaki İzmir‘le ilgili önemli bir serginin varlığını, yeterli mali kaynağı, uzman personeli, bilgi, birikim ve tecrübesi olan belediyelerin işbirliğiyle geliştirip zenginleştirerek müzeye dönüştürülmesidir…

(1) https://serdarozturkizmir.wordpress.com/2025/01/30/ataturk-ve-izmir-mi-yoksa-kres-mi-tercih-chpli-baskanlarin/?fbclid=IwY2xjawIQaEJleHRuA2FlbQIxMAABHWLwfXOpinFgvWqL_p3HimmG6v4idyy6Soi4MgNMgclSfVOY1UR3YmkcGA_aem_bx3R-3iWqftV5wqoNQGiSA; https://serdarozturkizmir.wordpress.com/2025/01/31/pr-yapin-ama-halki-kandirmadan/; https:// serdarozturkizmir.wordpress.com/2025/02/03/onca-malzeme-kimde-ya-da-nerede/

(2) https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale//23599051/yasar-uruk/yuzuncu-yil-ani-evinde-neler-oluyor

(3) https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid02en9joVRHH1GBjBB5EEkNHLVkX7Jqxq9bPAHeLb56djrgcFGWnAu5oru1kRcRPkY8l&id=100000542675854; https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid02xGGzXTtU7cwvk13hLe93nuX4G72mZrdXtZB9XR26k6GVRBFUUKptwQkp7URSkVKTl&id=100000542675854; https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid02recUSLudZCqbjeygrZdwdLg7jdqXx7ACJenUEisi14C5JTwoAc2VfXUnJAMUF6Vml&id=100000542675854

(4) Sümer, G., (2010) “Stratejik İşbirliği ve Stratejik Ortaklık Kavramlarına Karşılaştırmalı Bir Bakış, Ege Akademik Bakış Dergisi, 10(1), 2010:671-698.

Fuat Edip Baksı ile Kadri Atamal’ın ortak “Reçete”si…

Ali Rıza Avcan

Bugün size bundan tam 70 yıl önce, 1955 yılında yayınlanan ve İzmir‘de yaşayan iki seçkin sanatçının; şair ve yazar Fuat Edip Baksı‘nın 1946-1954 yılları arasında yazdığı şiirleriyle dekoratör ve ressam Kadri Atamal‘ın bu şiirlerin yer aldığı kitabın kapak tasarımını yaptığı “Reçete” isimli şiir kitabını tanıtıp bu küçücük kitap içine sığdırılan 23 güzel şiiri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Her ne o kadar o 70 yaşındaki eski küçük kitabın kokusunu içinize çekemeseniz de….

Fuat Edip Baksı ailesiyle birlikte

Ama ondan önce kısacık da olsa size Fuat Edip Baksı ile Kadri Atamal‘dan söz etmek isterim:

1912’de Diyarbakır‘da doğup 1974’de İzmir‘de ölen şair ve yazar Fuat Edip Baksı İzmir‘deki liselerle İzmir Yüksek İslam Enstitüsü‘nde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Başlıca şiir kitapları 1935 yılında yazdığı “Delikanlım“, 1944’de yazdığı “Efe“, 1955’de yazdığı “Reçete“, 1963’de yazdığı “Bir Bahar Akşamı“, 1972’de yazdığı “İzmir Destanı“dır. Tanburi bestekâr Selâhattin Pınar‘ın çok sevilen “Bir Bahar Akşamı” şarkısının güftesini o yazmıştır. TRT repertuvarında, güftesi Fuat Edip Baksı‘ya ait 27 şarkı bulunmaktadır.

Grafiker, ressam, öğretmen Kadri Atamal…

1901 yılında İstanbul‘da doğup 1993 yılında yine aynı şehirde ölen dekoratör ve ressam Kadri Atamal ise Beşiktaş‘taki Afitab Maarif Mektebi‘ni ve İstanbul Sultanisi‘ni bitirdikten sonra Sanayi-i Nefise Mektebi‘nde İbrahim Çallı (1882-1960) ve Hikmet Onat (1882-1977) atölyelerinde edindiği birikimi, 1920-1924 döneminde Akademi der Bildenden Künste München (Münih Güzel Sanatlar Akademisi)’de ünlü Alman düşünür ve sanat adamı Hans Hoffmann (1880-1966) Atölyesi’nde daha sonra Müstakiller Grubu‘nu oluşturacak olan arkadaşları Zeki Kocamemi (1900-1959), Ali Avni Çelebi (1904-1993) ve Mahmut Cuda (1904-1987) ile pekiştirdikten sonra 1927 yılında İzmir‘e yerleşerek İzmir Erkek Muallim Mektebi, Birinci Erkek Lisesi (Atatürk Lisesi), Namık Kemal Lisesi, Karşıyaka Kız Öğretmen Okulu ve Gazi Ortaokulu‘nda resim öğretmenliği yapar.

9 Eylül 1952 tarihinde Kültürpark‘taki İzmir Resim ve Heykel Galerisi‘ni kurup müdürlük görevini üstlenir. Bir yıl sonra da galerinin Birinci Kordon‘da kiralanan bir binaya taşınmasını sağlar. 1964 yılındaki emekliliği sonrasında Kordon‘da dekorasyon mağazası açarak resim yapmaya devam eder ve 1993’de İstanbul‘da vefat eder.

“Reçete” kitabının sevgili dostum Cem Üsküp’deki sayfa tasarımı… 24.06.2024
70 yıl sonra şairin 1 liralık şiir kitabı ile buluşması…

https://kentstratejileri.com/2023/12/21/izmirin-unutulan-sanatcilari-23-kadri-atamal/

Fuat Edip Baksı İzmir’de iz bıraktı, https://www.dokuzeylul.com/fuad-edip-baksi-izmirde-iz-birakti

Devlet aklı!

Ali Rıza Avcan

Bu haftaki yazımın konusu olan ve Fransızca Raison d’Etat terimine dayanan devlet aklı, devleti yönetmeye ilişkin bir akıl yürütme biçimi, tasavvur bütünü olarak tanımlayabilirim.

Bugüne kadar bu alanda kalem oynatıp görüşlerini açıklayan Machiavelli ve Hobbes gibi düşünürlere göre, devlet yönetiminin, genel ahlaktan farklı olarak elindeki politik gücü; yani, egemenliği koruyup bekasını sağlamaya ve bunu riske atan unsurları serinkanlı, sağduyulu, basiretli ve ferasetli bir tutumla yok etmeye öncelik veren kural tanımaz bir ahlaka, insani değerlerden uzak bir kurallar bütününe dayanması gerekmektedir. Bu tanıma göre, devlet aklı esas olarak “güvenlik” ve “istikrar” önceliği ekseninde çalışır. Devlet aklının temel amacı, devletin bekasını ve iktidar pozisyonunda olanların konumlarını korumaktır. Devlete nazaran öncel, dışsal ve hatta ardıl hiçbir amaç yoktur. Bir başka ifadeyle, üstün otoritenin çıkarlarının bireysel, toplumsal veya ekonomik çıkarlarla hukuk ve temel etik ilkelerden önce geldiği tasavvuru devlet aklının temelini oluşturur.

Hele ki, bu akıl, son günlerde gündemde olan Devlet’in devlet aklı ise…

Bu bağlamda devlet aklı adı verilen terimin en güncel uygulamalarını ya mahkemelere müdahale ederek ya da tarafların büyük bir hevesle katılıp sonuç alamadıkları “Barış süreci” adı verilen girişimlerde görebiliriz. Hem de, devlet aklı uğruna, onun bir gereğiymiş gibi gösterilerek… Çünkü her şey, devletin güvenlik, istikrar ve bekası için yapılmakta, bu şekilde bizim ahlaksızlık dediğimiz bir tutumla eyleme konulmaktadır.

Benim bugün sizinle paylaşacağım devlet aklı örnekleri ise, egemenlerin kendi varlıklarını koruyup sürdürmek için yaptıkları bu tür pazarlıklarla değil; iktidardaki siyasi partilerin, belediyeler düzlemindeki egemenliğini koruyup geliştirmek ve bu durumu sürdürmek amacıyla gerçekleştirdikleri nispeten daha küçük; ama, sonuç olarak devlet ve devlet aklı ile ahlak açısından ders niteliğinde çıkarımlarda bulunmamızı sağlayacak akıl almaz partizanlık örneklerinden oluşuyor…

Vereceğim örnekler, 1976’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye)‘nden mezun olduktan hemen sonra görev aldığım Yerel Yönetimler Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı‘ndaki 13 yıllık devlet memuriyeti süresince devlet aklının ve onu çaresizliğinin bir sonucu olarak görüp tanık; hatta, muhatap olduğum acı, kötü, hazin ve trajikomik olaylarla ilgili olacak…

Nitekim bu dönemde, size anlatacağım bu olay ve durumlar dışında daha başkalarıyla karşı karşıya kalıp ilk önce devlet memurluğundan müstafi; yani görevimden kendi isteğimle ayrılmış, daha sonra da 2 kez devlet memurluğundan atılmış olma şeref ve unvanını taşıyan eski bir devlet memuru olarak bugün bunları sizlerle paylaşarak tarihe not düşmenin bir görev olduğunu düşünüyorum… Her ne kadar o tarihlerden bu yana ben dahil daha birçok kişi anlattıklarımdan daha kötü, daha acı, daha hazin ve daha trajikomik olaylarla karşılaşmışsa ya da devlet aklı adına yapılan bu akıl almaz kötülükler halen devam ediyor olsa da…

Gediz Depremi, 28 Mart 1970…

Size vereceğim ilk örnek 28 Mart 1970 Gediz Depremi ve onun sonuçlarıyla ilgili olacak… Kütahya‘nın ilçesi Gediz‘in, Richter ölçüsüne göre 7,6 büyüklüğündeki o müthiş depremle alt üst olup 1.086 kişinin ölüp 1.260 kişinin yaralandığı, 33.000 aileyle yaklaşık 80.000 kişinin evsiz kaldığı o deprem sonrasında Gediz-Uşak yolu üzerinde Gediz‘e 7 kilometre uzaklıktaki “Kadınlar Pazarı” denilen yerde, “Yeni Gediz” adıyla yeni bir yerleşim kurulmuş, bundan böyle deprem görüp adeta yok olan Gediz‘e “Eski Gediz” adı verilmişti.

Devlet aklının sahipleri; daha doğrusu 1978 yılında henüz yeni kurulmuş olan Yerel Yönetimler Bakanlığı‘na İçişleri Bakanlığı‘ndan ithal CHP‘li partizan yöneticileri ise depremin üzerinden 8 yıl geçtikten, yaşam Yeni Gediz‘de yeniden canlanıp yaralar onarılmaya çalışılırken Yeni Gediz‘in Adalet Partili (AP) belediye başkanını siyasi anlamda sıkıştırmak, belki de parti değiştirmesini sağlamak amacıyla bir arkadaşımla birlikte beni belediye başkanı hakkında soruşturma yapmak üzere Yeni Gediz‘e gönderir. Soruşturmanın gerekçesi ise belediye binasının, bakanlar kurulundan izin alınmaksızın Yeni Gediz‘e taşınmasıydı. Ama ilk yaptığımız incelemede bırakın belediye binasını, kaymakamlık, emniyet, jandarma, hastane ve sağlık ocakları gibi diğer devlet kuruluşlarının da Yeni Gediz‘e taşınması için herhangi bir bakanlar kurulu kararının alınmamış olduğu ortaya çıktı.

Tabii bu durumu Ankara‘ya dönüşümüzde hazırladığımız raporda dile getirerek soruşturma yapılmasını gerektiren bir durumun söz konusu olmadığını belirttik; ama, bir yandan da şu soruyu sormaktan kendimizi alamadık:

Bizi belediye binasının izinsiz taşındığı bahanesi ile Yeni Gediz’e gönderen devlet aklı diğer devlet kuruluşlarının da aynı şekilde oraya taşındığından; daha doğrusu Ankara’daki hükümetin ve İçişleri Bakanlığı’nın böylesine bir karar almadığından haberdar değil miydi acaba?

Şimdilerde Şanlıurfa ili, Birecik İlçesi’nin Ayran mahallesi…

Anlatacağım ikinci olay ise, Urfa‘nın Fırat nehri kıyısındaki Birecik ilçesine bağlı Ayran beldesi ile ilgili olacak… Hem de takvimlerin, 12 Eylül faşizminin tüm ağırlığı ile ülke gündeminin üstüne çöktüğü, başta Doğu ve Güneydoğu’daki Kürtler olmak üzere tüm ülkede zulüm, baskı ve işkencenin zirve yaptığı 1982 yılının Haziran aylarını gösterdiği zamanlarda… Çalışma arkadaşımla birlikte Birecik Belediyesi Elektrik ve Su İşletmesi‘nin, tek başına da Halfeti Belediyesi ile Halfeti‘nin Yukarı Göklü belde belediyesinin denetimlerini yaptıktan sonra sıra Birecik‘in Ayran Belediyesi‘ni denetlemeye gelmişti. Araba ile Fırat nehri kıyısındaki kelaynakları seyrederek Ayran‘a giderken yerleşimi uzaktan gördüğümde dikkatimi çeken ilk şey, buradaki evlerin ve diğer binaların, çevredeki diğer yerleşimlerinden farklı olarak kerpiç ya da briket renginde değil, daha özene bezene yapılmış ve çoğunun kırmızı, pembe, yeşil, mavi gibi gökkuşağının tüm renkleriyle “ben buradayım” deme yarışına girmiş olmalarıydı. Bunun nedenini sorduğumda, nüfusun büyük çoğunluğunun Avrupa’da çalışması nedeniyle herkesin eline biraz para geçince ilk yaptığı şeyin, gurbet ellerde gördüğü o güzel, boyalı evleri kendi topraklarında yapma arzularından kaynaklandığını öğrendim.

Ancak o gurbetçi işçilerin Avrupalı olma hali, -ne yazık ki- güzel ve boyalı ev yapma konusunda başlayıp ondan öteye gidemiyor, mensup oldukları aşiretlerin sürdürdükleri kan davalarının esiri olmaya devam ediyorlardı.

Çünkü tarihi adı Aran ya da Airam olan bu eski yerleşimde 12 Eylül öncesinde birbiri ile mücadele edip silahlı kavgaya giren ve birçok kişinin ölümüne neden olan iki aşiret arasında bir kan davası vardı ve bu aşiretlerden biri kasaba içindeki kavgalarda belediye başkanının yetkilerini kullanmak amacıyla belediyeye girdiğinde başkanlık mührü ile belge, defter, koltuk, masa ve sandalyeleri alıp kendi bölgesine götürüyor, başka bir gün diğer aşiret yine aynı şekilde çatışma sırasında belediyeyi girdiğinde ise kaptırılan eski başkanlık mührü, belge, defter, koltuk, masa ve sandalyeler yerine yaptırılan yenilerini alıyor; böylelikle, birçok kişinin öldüğü bir ortamda benim denetleyebileceğim hiçbir belge ve defter belediyede kalamıyordu.

Bu durumu, benden önceki denetimi yapan ve Kilisli olduğunu hatırladığım rahmetli Halis Elbeyli‘nin, belediyedeki nüshası çalındığı için Birecik Kaymakamlığı‘nda bulduğumuz raporunda Aziz Nesin‘i kıskandıracak bir düzey ve kıvamda anlatıldığını görüp; aslında ağlanacak bir durumla karşı karşıya olduğumuzu bilmekle birlikte, sinirlerimin boşalması nedeniyle kahkahalarla gülmekten kendimi alamamıştım.

Cumhuriyet’in kurulduğu tarihten tamı tamamına 60 yıl geçmiş olmasına karşın aşiretler arasındaki kan davalarına çözüm bulamayan; ancak, ülke yönetimine silah zoruyla el koyan o günlerdeki, o “yüce” devlet aklı, bu duruma çare bulmak amacıyla kendi vatanında işsiz kaldığı için Almanya‘ya gidip çalışmak zorunda kalan bir vatandaşı, adeta ödüllendirerek belediye başkanı yapmış, böylelikle kendince sorunu çözmeye çalışmıştı. Belediye başkanı olduğunu öğrenen arkadaşımız ise duyduğu sevinç ve heyecanın etkisiyle o güne kadar biriktirdiği parayla belediyede kullanılmak üzere araç, gereç, iş makinesi ve kamyonlar almış ve böylelikle, şimdilerde Birecik‘in mahallesi olan Ayran‘a, adeta Sezar‘ın Roma‘ya girişini hatırlatırcasına bu araçların oluşturduğu büyük bir konvoyla girmişti!

Şimdilerde yeni fotoğraflara bakarak ya da o bölgeyi iyi bilen sevgili dostum antropolog ve belgeselci Handan Türkeli‘nin anlattıklarını dinleyerek Ayran‘ın o tarihlerdeki renkli halinin yok olduğunu, oranın da çevredeki diğer yerleşimlere benzediğini anlıyor, Ayran denince aklıma gelen o renkli evlerin yok olmuş olmasına üzülüyorum…

Keşke orada hem benim hem de Halis Elbeyli‘nin yazdığı o mizah dolu raporları bugün sizlerle paylaşmak için saklasaydım, o allı yeşilli evlerin uzaktan fotoğrafını çekebileceğim bir fotoğraf makinem ya da cep telefonum yanımda olsaydı…

Böylelikle devlet aklı bir kez daha, yönetip yok edemediği ya da denetleyemediği feodal bir geleneğin sonuçlarını, işsizlik nedeniyle yaban ellerine gidip çalışan bir işçinin birikim ve heyecanı üzerinden; yani, bir sorunu henüz çözümlenmemiş başka bir sorunla çözme ya da aklama yöntemiyle ortadan kaldırma kurnazlığını göstermiş, bunu da elindeki silahın gücüyle gerçekleştirmişti.

1990’ın Arnavutköy hava fotoğrafı…
Arnavutköy’ün 2022 yılındaki halini gösteren hava fotoğrafı….

Üçüncü örneğim ise, İstanbul‘un Boğaz kıyısındaki o güzelim Arnavutköy mahallesi ile değil; İstanbul’un kuzey-batısındaki Terkos (Durusu) gölü ve barajının hemen kıyısında, şimdilerde yapılan İstanbul Havalimanı‘nın hemen yakınında, 1980’li yılların başında küçük bir yerleşim iken bir anda bir mantar gibi büyüyüp 2009’de ilçe haline gelen, TÜİK’in 2023 yılı ADNKS verilerine göre 336.062 kişilik nüfusa sahip koskocaman bir ilçe. 2024 yerel seçimlerinde AKP‘nin % 41,94, CHP‘nin de % 38,44 oranında oy aldığı, adeta AKP‘nin oy deposu haline gelmiş bir kent…

1990-1991 döneminde bu yerleşimdeki belediyenin ikinci denetimini yaparken bir binanın inşaat ruhsatı olmaksızın inşa edildiğine ilişkin şikayet üzerine hemen inceleme-soruşturma işlemlerine başlamış; ancak, yaptığım ilk incelemeler sırasında yerleşimdeki belediye binası dahil olmak üzere bütün okul binalarıyla sağlık ocaklarının, camilerin ve geriye kalan tüm binaların ruhsatsız olduğunu fark edip “burayı da ben mi kurtaracağım” düşüncesiyle yaptığım inceleme-soruşturmadan vazgeçmiştim.

Çünkü karşımda tüm yerleşim alanının Terkos (Durusu) gölü ile barajının koruma sahasında kalması, o nedenle burada hiçbir yapının yapılmaması ile ilgili yasağa rağmen devlet aklının çözüm bulamadığı; hatta, İstanbul‘un karşı kıyısındaki Sultangazi‘de yaptığı gibi teşvik ettiği yağma sonucunda karşıma çıkan koskocaman bir beldeyle karşı karşıya kaldığımı ve bunun da benim gibi bir ademin aklıyla çözülemeyeceğine, devlet aklının çözemediği bir soruna yapacağım soruşturma ile merhem olamayacağımı anlamıştım. Ve o tarihte 1990 TÜİK ADNKS verilerine göre 21.143 olan nüfus bugün 15-16 kat büyüyerek koskocaman bir ilçe olmuş durumda…

Resim temsilidir… Anlattığım devlet aklı olayı ile ilgisi yoktur… 🙂

Vereceğim son örnek ise, yine İstanbul‘dan, İstanbul‘un Bayrampaşa Belediyesi ile ilgili olacak. İstanbul‘da ve tüm ülkede faşist devlet terörünün bir kasırga gibi estirilip sıkıyönetim komutanlıklarından gelen imzasız dilekçe ve emirlerle yapılan soruşturmalar sonucunda suçsuz insanların cezalandırıldığı bir dönemle ilgili olacak. Bayrampaşa Belediyesi 12 Eylül 1980 öncesinde vatandaşların talebi üzerine, özel mülk sahibinin itirazına konu olmaksızın özel mülkiyete konu olan bir taşınmaza halkın; yani, kamunun kullanımı için asfalt dökerek yol yapar ve o yoldan binlerce insan ve araç geçtikten sonra dökülen asfalt geçen zaman içinde eriyerek ekonomik ömrünü doldurur.

Ancak bu arada herkesin herkesi ihbar ettiği 12 Eylül faşizmi gelir ve fi tarihte o taşınmaz üzerinde açılan yol soruşturma açılır ve benden de o asfalt bedelinin tazmini için rapor düzenlemem istenir. Oysa o asfaltı yapan belediye başkanı ölmüş ve geriye zor durumdaki karısı ve çocukları kalmıştı. Ayrıca yapılan yol taşınmaz sahibinin itirazı olmaksızın yapılarak kullanılmış ve o kullanım sonucunda verdiği fayda neticesinde yok olup erimiştir. Ve benden bu asfaltın bedelini, ölmüş belediye başkanının karısıyla çocuklarından tazmin etmeleri için rapor yazmam istenmektedir.

Bense o raporu devlet memurluğundan istifa ettiğim tarihe kadar yazmayarak ve o tazminatı ödettirmeyerek kendimce bir direniş sergilediğimi, bilerek ve isteyerek yaptığım bu direnişin devlet memurluğundan 2 kez atılma işlemleri sırasında karşıma disiplin suçu olarak çıkarıldığını hatırlıyorum… Bense o iddiayı, 12 Eylül faşizmine karşı kendi bildiğimce ve elimden geldiğince gerçekleştirdiğim sessiz sedasız bir direnişin şeref madalyası olarak aldım ve göğsüme iliştirmiştim…

Sonuç olarak;

Devlet aklı denilen terim aslında, devletin kendi varlık ve geleceğini korumak amacıyla hiçbir ahlaki değer ve kurala bağlı kalmaksızın uyguladığı baskı, zulüm ve eziyetlerin; daha doğrusu devlet terörüne gerekçe yapılan akıl dışı siyasi bir ahlaksızlık olarak kabul edilmeli, hangi düzeyde olursa olsun reddedilmeli, yerine ise yurttaşların aklıyla temel etik değerlere ve evrensel hukuka güvenen demokratik bir anlayışın konulması sağlanmalıdır.

Hele ki devlet aklı, paradigmalar değiştirmeye kalkan faşist Devlet‘in aklı ise…

Yararlanılan Kaynaklar

Bora, T., “Dillerde hep onun adı: Devlet aklı“, 13 Kasım 2024, https://birikimdergisi.com/haftalik/11892/devlet-akli, Erişim Tarihi: 19.01.2025.

Kutlu, A., Koç, F., “Devlet Aklı Kavramında “Devlet Adamı” Figürü“, A.Ü. S.B.F. Dergisi, Cilt 72, No.2, 2017, s.333-354.

Meinecke, F., Devlet Aklı & Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi, Albaraka Yayınları, Ekim 2021, İstanbul.

Sancar, M., “Devlet Aklı” Kıskacında Hukuk Devleti, İletişim Yayınları, 2020, İstanbul.

Turan, Ö., Öztan, G. G., Devlet Aklı ve 1915 Türkiye’de Ermeni Meselesi Anlatısının İnşası, İletişim Yayınları, 2018, İstanbul.

Raison d’etat, Wikipedia, Erişim Tarihi: 19 Ocak 2025. https://fr.wikipedia.org/wiki/Raison_d%27%C3%89tat#:~:text=La%20raison%20d’%C3%89tat%20est,notamment%20dans%20des%20circonstances%20exceptionnelles.

Kent suçları ve toplumcu belediyecilik…

Ali Rıza Avcan

TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu (İKK), İstanbul ve Bursa‘daki uygulamalardan sonra, 24 Ekim 2019 tarihinde “toprak üzerinde yapılan her türlü insan yapımı faaliyetin; canlı yaşamı, ekolojik döngüler, kentsel yaşanabilirlik ve sağlıklı bir çevre üzerinde yarattığı veya yaratacağı tahribat ve bozulmanın ortaya çıkmasına neden olarak işlenen suç” olarak tanımlanan İzmir‘deki kent suçları ile ilgili bir haritayı çevrimiçi olarak hazırlamış ve bizlerin de bu haritayı inceleyip bilgilenmesi amacıyla http://kentsuclari.org isimli bir İnternet sayfasını hizmete açmıştı. (1)

O tarihlerde TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu (İKK) kapsamındaki meslek odalarında yönetici olarak görev yapmakla birlikte; şimdilerde belediye başkanı, belediye üst yöneticisi ya da belediye meclis üyesi olarak görev yapan mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu, çevre mühendisi Helil İnay Kınay, mimar Ahmet Giliz, şehir plancısı Yusuf Ekici, peyzaj mimarı Elvin Sönmez Güler ve şehir plancısı Özlem Şenyol o tarihlerde bu haritanın hazırlanmasına yardımcı oluyor; hatta, yapılan basın toplantılarında bu konularda açıklamalar yapıyorlardı.

24 Ekim 2019 tarihli basın toplantısı.

Şimdilerde alan adı bloke edildiği için çalışmayan bu İnternet sayfasını açtığımızda o tarih itibariyle işlenmiş 72 kent suçunun kent haritası üzerinde işaretlendiğini görüp bunların neler olduğunu ayrıntılarını öğrenebiliyor, suçu oluşturan uygulamaların içeriğine ve süreçlerine dair bilgilere ulaşabiliyor ve bu bilgiler üzerinden kent içinde gerçekleştirilmiş kent suçlarını rahatlıkla ifşa edebiliyorduk.

Şu an itibariyle bu haritaya ulaşamamakla birlikte o tarihlerde eş zamanlı olarak TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi yönetim kurulu üyesi şehir plancısı Dr. Dalya Hazar ile İzmir Büyükşehir Belediyesi şehir plancısı Zeynep Yıldırım‘ın birlikte yazdıkları “Kent Suçu ya da Kente Karşı Suç: İzmir Örneği” isimli makaleyi okuduğumuzda (2), bu 72 kent suçundan bazılarının Basmane Çukuru, Kültürpark, Ege Palas Oteli, Üçkuyular pazar yeri/İstinye Park AVM, Bahçeşehir Çiçekli Köy Kampüsü, Özdilek AVM ve Oteli, Zorlu Gökdelen Projesi ve imar planı, Folkart İncity, Konak tünelleri, Mahal Bomonti ve Çandarlı Liman Projesi gibi kentin doğasına ve yaşamına müdahale eden kent suçları olduğunu öğreniyorduk.

24 Ekim 2019 tarihi basın toplantısı.

Ama şimdi ne olduysa oldu, 2019 yılından bu yana bu kentte Rönesans Holding‘in Rönesans Eğitim Vakfı (REV) eliyle yaptığı Neva Yalı, İZKA İnşaat tarafından Yeşildere‘ye yapılan Merkez Yaşam Konak, Alsancak‘ın arka cephesine yapılan onlarca gökdelen, Yamanlar Dağı yamaçlarına yapılan şehir hastanesi ve konut inşaatları, Tınaztepe Üniversitesi tarafından Buca‘da yapılan hukuka aykırı yüksek binalar bu haritaya işlenmiyor ve bu suçlar kamuoyuna ifşa edilmiyor.

21 Kasım 2024 tarihli TMMOB İzmir İKK basın açıklaması.

Ancak TMSF tarafından satılmak istenen İzmir Elektrik Fabrikası arsasına yapılacak 30 katlı gökdelene, TMMOB İzmir İKK tarafından düzenlenip benim de katıldığım 21 Kasım 2024 tarihli basın açıklamasında, Konak belediye başkanı mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu bu gökdelenin yapılmasını mümkün kılacak olan imar planı değişikliğine karşı çıkarak “İsteğimiz, Elektrik Fabrikası’nın restore edilerek kamusal kullanıma açılması. Bu bir miras, bu mirasa bu kentli sahip çıkmak zorunda. Bütün kenti yanımızda olmaya ve bizimle birlikte dayanışmaya davet ediyoruz” çağrısı yapıyor ve bizler de onu destekliyorduk. (3)

Üstüne üstlük İzmir Elektrik Fabrikası‘nın hemen yakınında ruhsatları belediyelerce verilmiş onlarca gökdelenin ve gökdelen inşaatının daha yükseğe çıkmak uğruna göğün en yükseği arş’ına doğru ilerlediği bir ortamda!

Alsancak’ı sarıp sarmalayan gökdelenler. Fotoğraf: 4 Ocak 2025.

Ancak İzmir Elektrik Fabrikası ile ilgili imar planlarının Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nca değiştirilerek o parsele 30 katlı bir gökdelenin yapılmasına karşı çıkan Konak belediye başkanı mimar Nilüfer Çınarlı‘nın, seçim çalışmaları sırasında ziyaret ettiği Basmane Kocakapı mahallesi halkının kendisinden kentsel dönüşüm konusunda yardım istemesi üzerine, eliyle hemen yakındaki Diyarbakırlı müteahhit mimar Azat Yeşil‘e ait 38 katlı ve 380 daireli İZKA gökdelenini işaret ederek “isterseniz size müteahhit de buluruz” dediğini bu olaya tanık olan birbirinden bağımsız üç haber kaynağım sayesinde biliyor ve siyasi arenanın yeni bir aktörü olarak, sırf seçilebilmek uğruna yapılan ittifaklar nedeniyle eski söylediklerinden farklı bir tutum alabileceği ihtimalini düşünerek bu bilgiyi bir köşeye not almıştım.

Ancak aldığım bu notun mürekkebi henüz kurumadan, geçtiğimiz günlerde Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi giriş katındaki danışma biriminden aldığım Konak Belediyesi‘ne ait ait 20 Aralık 2024 tarihli bir gazete/derginin ön ve arka yüzlerini görüp ön yüzde söylenenlerle arka yüzdeki göklerin arş katını zorlayan İZKA gökdelenini görünce, bu kaygımda ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anladım.

Efendim, yaşadığım şaşkınlığın ayrıntılarını sizlere anlatmaya çalışayım….

Konak Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi‘nin giriş katındaki danışma biriminden aldığım bu sekiz sayfalık dergi/gazete, “İZKONAK, İz Dergi Özel Sayı” başlığını ve 20 Aralık 2024 tarihini taşıyordu. Anlaşıldığı kadarıyla Tunç Soyer döneminde pek bir makbul olup İzmir‘deki bazı inşaat şirketlerinden destek alıp ödüller dağıtan İz Gazete, geçtiğimiz dönem mimar Abdül Batur‘a yaptığı gibi yeni belediye başkanını allayıp pulladığı bir dergiyi, tabii ki o tam sayfalık reklam için İZKA İnşaat‘tan aldığı ücretle “0” maliyetli hale getirerek belediyeye teslim ediyor ve belediye de bu gazeteyi reklam amacıyla ücretsiz dağıtıyordu.

Belediyenin ve belediye başkanının reklamını yapmak amacıyla hazırlanıp pazarlandığı anlaşılan bu derginin manşetine, belediye başkanı mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun gülümseyen büyük bir fotoğrafıyla yine büyük harflerle yazılmış “Toplumcu Belediyecilik Konak’tan yükseliyor” başlığı yerleştirilerek manşetten daha küçük bir bölümde bir kaç sözcük ile belediye başkanının 8 ayda yaptıkları özetlemeye çalışıyor, bu bölümün hemen altında da İzmir‘deki tüm gökdelenlerin uygulama projelerini yaptığı için “Bayan Gökdelen” lakabı ile tanınıp bilinen ve yakın zamanda BASİFED başkanı olması nedeniyle mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu ile birlikte Konak Belediyesi Personel İstihdam Ofisi‘nin açılış kurdelesini kesen mimar Semiha Güneş‘le birlikte çekilmiş bir fotoğraf yer alıyordu.

Buraya kadar her şey beklendiği gibiydi ve olağanüstü bir durumun yokluğu nedeniyle benim bu gazete/dergi üzerinden çıkaracağım yeni bir haber yok gibiydi. Ancak eski zamanlarda spor haberlerini okumak için yaptığımıza benzer şekilde gazeteyi çevirip arkasına baktığımızda, ön sayfada yazılı olan yükselen toplumcu belediyecilik ifadesine nazire yaparcasına; daha doğrusu onu çürütürcesine İZKA İnşaat‘ın Konak ilçesinde, Yeşildere vadisinde yaptığı gökdelenin yükselip işyerleriyle dairelerinin satıldığını duyuran bir ilanla karşılaşıyorduk. Hem de yanından yakınından geçen ya da uzaktan görüp fark eden herkesin, “bu, burada ne arıyor?” diye sorular sorduğu, bu yaparken de bunun bir kent suçu olduğunu vurguladığı Diyarbakırlı müteahhit mimar Azar Yeşil‘e ait İZKA gökdelenini görüyorduk.

“Bu ne alaka şimdi” ya da “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dercesine; hatta, “Konak’tan yükseldiği söylenen toplumcu belediyecilik, Yeşildere’den yükselen bu gökdelen mi acaba?” diye sormaktan kendimizi alamıyorduk…

Üstüne üstlük sol görüşün en radikalinden en ılımlısına uzanan bir yelpazedeki mimar, mühendis ve şehir plancılarını kendi çevresine toplamış, bir zamanlar ya da şimdilerde gözünü kestirdiği bazı gökdelenlere, özellikle tarihi kent merkezinde yapılmak istenenlere karşı çıkıp bazılarına; özellikle de içinde bulunduğu doğal çevre ile yerleşim dokusunu dikkate almayan İZKA gökdelenine karşı çıkmayan, onun için basın açıklaması yapmayan; aksine onun kendi belediye gazetesi/dergisi eliyle reklamının yapılmasına izin veren mimar ve TMMOB yöneticisi bir belediye başkanı bizlere ne mesaj vermek istiyor, acaba bu durumdan gözünden mi kaçtı ya da basın danışmanları bunun farkında değil mi? diye düşünmekten kendimizi alamıyorduk.

İZKA Merkez Yaşam Konak Gökdeleni

Bildiğim kadarıyla, İZKA İnşaat‘ın “Merkez Yaşam Konak” adını verdiği bu gökdelen, tapunun İzmir İli, Konak İlçesi, Kocakapı mahallesi 11153 ada, 1 parselinde kayıtlı 7.401,17 metrekarelik arsa üzerinde. Söz konusu arsa, daha önceleri İzmir ve Ege Bölgesi‘ndeki küçük esnaf ve bakkallara mal tedarik etmek amacıyla Bursa Büyükşehir Belediyesi‘nin hissedar olduğu BESAŞ şirketine aitti ve burada Besaş‘ın toptan gıda satış merkezi bulunmaktaydı. Bu deponun uzun yıllardır kullanılmayıp harabe haline gelmesi üzerine, % 40 oranındaki hisseyle Gültekinler Grup İnşaat San. ve Tic. A.Ş., % 50 oranındaki hisseyle İZKA Gayrimenkul İnşaat A.Ş. ve % 10 oranındaki hisseyle VBZ İnşaat ve Tic. Ltd. Şti.‘nin satın aldığı arsa 2020 yılında mahkeme kararı ile İZKA Gayrimenkul İnşaat A.Ş.‘e satılmış ve buradaki yapının yüksekliği Konak Belediyesi tarafından düzenlenip İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce onaylanan 2021 tarihli imar planı değişikliği ile düşürülmekle birlikte; kat yüksekliğini düşürüyormuş gibi gözüken bu imar planı değişikliği, TMMOB Şehir Plancıları Odası‘nın açtığı dava sonucunda İzmir 1. İdari Mahkemesi’nin kararı ile bozulmuş ve bu mahkeme kararı istinaf mahkemesine taşındığı için mahkemenin ne karar verdiği/vereceği; ayrıca, mahkeme süreçleri devam ederken inşaata devam edilip edilmediği gibi konular da bilinmiyor…

Anlayacağınız İzmir‘deki herkesin gözü önünde yeni bir kent suçu işlenmiş ve bu suçla ilgili sabıka kaydı 2019 tarihli İzmir Kent Suçları Haritası‘na işlenmemiş durumda…

İşte o nedenle, 20 Aralık 2024’den bu yana geçen sürede Konak Belediyesi‘nden yaptıkları bu gaf konusunda bir açıklama, bir düzeltme gelir diye bekledik; ama boşuna!

Anlaşılan o ki, yapıp eyleyen bir belediye başkanı olmak yerine polis eşliğinde yıkıp yok eden bir belediye başkanı olmayı amaçlayan uygulamalardan vazgeçilmesi, Basmane‘deki kaçak fırın inşaatına, seçim sonrasında ruhsat alıp çalışmaya başlayan Çorakapı Camisi yanındaki otele ve mimar Abdül Batur döneminde Pazaryeri mahallesi muhtarının Pazaryeri Camisi bitişiğinde, belediye pikaplarını kullanarak yaptırdığına tanık olduğum kendisine ait kaçak binaya ve halen devam etmekte olan kaçak, ruhsatsız yapım, onarım faaliyetlerine müdahale edilmesi, toplumsal amaçlarla bağışlanan Basmane Nebahat Tabak Semtevi‘nin halka açılması gibi değişik konularda yaptığım dostça uyarı ve önerilere bugüne kadar tepki verilmemesi nedeniyle, bu kez de Konak Belediyesi-İz Gazete-İZKA İnşaat zinciri üzerinden karşımıza çıkan ve belediye başkanının bugüne kadar yapıp eylediği her şeye zarar veren olumsuz manzaradan söz ederek gündeme getirdiğim bu olaya da tepki verilmeyeceğini umuyorum.

Bir tesadüf neticesinde gözümüze çarpıp aslında “Konak’ta yükselişte olan toplumcu belediyecilikle” hiç ilgisi olmayan; aksine, “ama hiç paramız yok” söylemi ile başlayıp kentteki rantı her biri ayrı bir “kent suçu” olan gökdelenler ve “gökdelenci bayanlar” eliyle arttırma düşünce ve uygulamasıyla zarar veren bu tür “sponsor gökdelenci firma-işbitirici gazetecilik” anlayışının ürünü basit kurnazlıklara son verilmesi, bu tür çalışmalarda yerel basın eliyle belediye yönetiminin önüne açılan tuzaklara dikkat edilmesi; ayrıca, TMMOB İzmir İKK tarafından 2019 yılında hazırlanan İzmir Kent Suçları Haritası uygulamasına, tüm İzmir‘i; özellikle de Yeşildere‘deki İZKA gökdelenini kapsayacak şekilde devam edilmesi dileğiyle…

(1) https://www.tmmob.org.tr/icerik/izmir-ikk-izmir-kent-suclari-haritasini-kamuoyuyla-paylasti

(2) Hazar, D., Yıldırım, Z., Kent Suçu ya da Kente Karşı Suç: İzmir Örneği, İdealkent Dergisi, Sayı 30, Cilt 11, 2020, s.747-776, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/889844

(3) https://www.konak.bel.tr/haber/baskan-mutludan-elektrik-fabrikasi-icin-ortak-mucadele-cagrisi-3433