Tüm bir kenti kucaklayabilmek… (1)

Ali Rıza Avcan

Bir süre önce birbirini takip eden iki ayrı yazımda, İzmir’de kent ölçekli toplumsal muhalefetin yetersizliğinden ve bu eksikliği gidermek amacıyla örgütlü olan ya da olmayan tüm kesimlerin bir araya gelerek tüm bir kenti kucaklaması gerekliliğinden söz etmiştim.

Gördüğüm kadarıyla kent boyutundaki bu mücadeleyi bugüne kadar Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı bir kısım meslek odası; özellikle Mimarlar Odası ile Şehir Plancıları Odası’nın İzmir şubeleri kurumsal ölçekte tek başına ya da diğer sivil toplum kuruluşlarıyla herhangi bir örgüte üye olmayan sivilleri yanlarına alarak sürdürmeye çalışıyor.

Bu tür kent mücadelelerinde, Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası gibi meslek örgütleri diğer meslek örgütlerine göre daha fazla öne çıkmakla birlikte; diğerlerinin, örneğin TMMOB çatısı altında bulunan inşaat, makina ve ziraat mühendisleri odaları gibi büyük ve etkin örgütlerle İzmir Tabip Odası, İzmir Diş Hekimleri Odası ve İzmir Barosu gibi diğer meslek örgütlerini -ne yazık ki- her düzeydeki kentsel mücadelede yanımızda göremiyoruz.

maxresdefault

Ayrıca hukuki anlamda “yarı kamu kurumu” niteliğindeki TMMOB’nin bazı kent mücadelelerinde ilgili meslek odası başkanı üzerinden, bazı mücadelelerde de kendi aralarındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla oluşturdukları TMMOB İzmir Koordinasyon Kurulu (İKK) Dönem Sekreteri üzerinden öne çıktığını, bu farklılığın zamana, mücadelenin konusuna  ya da hedefine göre değiştiğini görüyoruz.

Öte yandan her kentsel sorun ya da mücadelede tüm meslek odalarının aynı şekilde düşünmediğini, o nedenle bazen birbirlerinden farklı düşünüp farklı tutumlar aldıklarını ya da pasif kalıp mücadeleden uzak durduklarını fark ediyoruz. Bu durumun hatırlayabildiğimiz en yeni örneği, Karşıyaka Yamanlar’da İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılmak istenen ve halen dava aşamasında olan katı atık istasyonu konusunda diğer meslek odaları aşağı yukarı aynı şeyleri düşünüp ifade ederken Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nin farklı ve bizce doğru bir tavır alması olmuştur.

Mimarlık, mühendislik, planlamacılık, avukatlık, hekimlik ve diş hekimliği gibi mesleki faaliyetleri esas alan ve organları demokratik seçimlerle belirlenen; bu nedenle de “demokratik meslek örgütü” olarak nitelenen TMMOB, İzmir Tabip Odası, İzmir Barosu ve İzmir Diş Hekimleri Odası gibi meslek örgütleri sahip oldukları örgütlülük, entelektüel bilgi, birikim ve deneyim, insan kaynağı ve mali olanaklar açısından antikapitalist kent mücadelesinin en önemli bileşenlerinden biri olmakla birlikte haliyle bu mücadelenin tek örgütü değildir. 

Bu anlamda, İzmir ölçeğinde örgütlenecek bir antikapitalist kent mücadelesinin “demokratiklik“, “katılımcılık” ve “çoğulculuk” ilkeleri çerçevesinde yatay bir şekilde örgütlenebilmesi için, TMMOB, İzmir Tabip Odası, İzmir Diş Hekimleri Odası, İzmir Barosu gibi demokratik meslek örgütlerinin yanı sıra dernek, vakıf, sendika, birlik, platform, meclis, oluşum, inisiyatif, koza, kolektif gibi isimler taşıyan diğer sivil toplum  örgütlerinin, kent konseylerinin, örgütlenememiş ya da herhangi bir örgüte üye olmamış tüm halk kesimlerinin bu beraberliğe dahil edilmesi gerekmektedir.

Bunun aksini iddia etmek ya da yapmaya çalışmak; gayet tabiidir ki, o niyet ya da gayretin antidemokratik otoriter ve seçkinci yanını ortaya koyacaktır. 

9089247560_04f0b87698_o

Çünkü Dünya’da ve Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan toplumsal hareketlerin ortaya koyduğu gerçeklerle, 2013 Haziran’ında İstanbul’da yaşadığımız Taksim Direnişi tecrübesi bize bunu öğretmektedir.

Çünkü orada; yani Taksim’de, örgütlü ya da örgütlenememiş, örgütlenmesine izin verilmemiş tüm halk kesimleri kurum olup olmadıklarına bakılmaksızın haklarına sahip çıkmış, yaşam tarzına yönelik müdahalelere HAYIR! demiş, kimse hangi mesleğe, hangi unvana, hangi işe sahip olduğuna ya da olmadığına göre ötekileştirici bir ayrıma konu olmamıştır…

O nedenle, İzmir’deki antikapitalist kent mücadelesi örgütlü ya da örgütsüz, kurumsal ya da kurumsal değil herkesi, tüm bir kenti kapsayıp kucaklamalı, hiç kimse dışarıda bırakılmamalıdır…

Devam Edecek…

Kenti illüstrasyonlarla anlatmak…

Ali Rıza Avcan

Bir kenti tanımlarken ve onu çizginin gücüyle anlatmaya çalışırken illüstrasyonları çok seviyor ve her fırsatta kullanmaya çalışıyorum.

Grafik sanatlarının ayrı bir alanı olarak tanımlanan illüstrasyon, resim sanatının abartılı ya da doğada benzeri görülemeyecek ve deneysel olarak kurgulanamayacak kompozisyonlarla resmedilmesi anlamına geliyor.

Bu anlamda gerçekçi resim sanatının bir dalı sayılabileceğini söyleyenler de bulunmakta. Genellikle reklam, eğitim ve fantastik anlatımlara destek amacıyla çiziliyor veya bizzat kendisi sanatsal çalışma olarak tasarlanıyor.

İllüstrasyon denince prehistorik dönemin mağara resimlerinden, günümüzde gazetelerde çizilen karikatürlere kadar hemen her şey akla geliyor.

Vikipedi kayıtlarına göre ilk illüstrasyon çizerleri genellikle siyasi amaç gütmekteydi. Nitekim bu anlamda illüstrasyon denince benim ilk aklıma gelen yayın da bu sanatı çok iyi şekilde kullanan ve  İngiltere’de 14 Mayıs 1842 tarihinden 2003 yılına kadar yayınlanan The Illustrated London News isimli haftalık haber dergisidir.

Yıllar önce Mesut Öner‘ın kitapları arasında bu haftalık haber dergisinin 19 ve 20. yüzyıllarla ilgili Yunanistan çizimlerinin tümünü kapsayan bir albümü gördüğümde bu iş keşke Osmanlı dönemi Türkiye’si için de yapılsaydı diye düşünmeden edememiştim.

001

Bildiğim kadarıyla grafik sanatların; özellikle de illüstrasyonun Türkiye’deki ilk uygulayıcısı İhap Hulusi Görey‘dir. Onun sıklıkla hatırladığımız Milli Piyango biletlerindeki, rakı şişesi etiketlerindeki, birçok işyeri ve malın afiş, etiket ve ilanlarındaki çizimleri grafikle illüstrasyon arasında gidip gelen güzel, ilginç örneklerle doludur.

İllüstrasyonun kentlerin tanıtımındaki kullanımı, Londra, Paris, Roma, Berlin gibi Avrupa kentleriyle tüm bir Kuzey Amerika kentlerinde çok yaygın olmakla birlikte ülkemiz kentleri için çok sınırlı kalmış, bir dünya kenti olarak tanımlanmış olmasına karşın İstanbul bile illüstrasyonla pek anlatılmamış, illüstrasyonun nesnesi haline gelmemiştir.

Bugün sizinle bu eksikliği büyük ölçüde gidermeye aday  4. İstanbul Temalı İllüstrasyon Yarışması‘nda ödül kazanan eserlerle benim değişik yerlerden bulup bugüne kadar biriktirebildiğim İzmir’le ilgili bazı illüstrasyonları  paylaşmak istiyorum.

Tabii ki İnternette satışa konu olduğu için “damgalı” olarak adlandırdığım ticari illüstrasyonlar dışında….

Birincilik - Mustafa Alcan - Minimal İstanbul
Birincilik – Mustafa Alcan – “Minimal İstanbul”

ikincilik Ödülü - Erhan Dursun - Bir Yudum İstanbul

ucunculuk Ödülü - Sevda Kaçtı - Kalbim İstanbul
Üçüncülük Ödülü – Sevda Kaçtı – “Kalbim İstanbul”
Mansiyon 2 - Deniz Yıldırım - Ver Elini İstanbul
Mansiyon – Deniz Yıldırım – “Ver Elini İstanbul”
mansiyon1 - Hamdi Levent - Labirent
Mansiyon – Hamdi Levent – “Labirent”
mansiyon3 - Batuhan Bayrak - Derin
Mansiyon3 – Batuhan Bayrak – “Derin”
mansiyon4 - Aytaç Öztürk - Galata'nın Işıltısı
Mansiyon – Aytaç Öztürk – “Galata’nın Işıltısı”

İZMİR İLLÜSTRASYONLARI

13758097485_2afb8f93da_z
Arkeolojik illüstrasyonla İzmir
WITKAMP, Pieter Harme. Amsterdam 1839
Witkamp, Pieter Harme. Amsterdam 1839 (aslında gravür de denilebilir)
15001800148_6ce685abef_o
İzmir Enternasyonal Fuarı Yerleşim Planı
İzmir 001
İzmir Saat Kulesi
İzmir Logo 009
İzmir Havagazı Kültür Merkezi
Klaus S. Henning
Klaus S. Henning
10425622043_eabd308c8d_o
İzmir Haritası

Şimdi sizden, özellikle de grafik sanatı ile uğraşan arkadaşlarımdan ricam, bugüne kadar İzmir için çizilip hoşunuza gitmiş olan illüstrasyonları Kent Stratejileri Merkezi isimli Facebook grubumuzda paylaşarak her birimizin dağarcığındaki bu zenginliği gösteren küçük bir koleksiyonu bir araya getirmek, bu çizimlerin daha da artması için çizerleri özendirmek; böylelikle İzmir’i başarılı illüstrasyonlarla anlatma ve tanıtma çabasına destek olmanızdır.

bigoudene46
bigoudene46

İzmir Kent Hareketi

Ali Rıza Avcan

Bir süre önce Mesut Güngör ile yaptığım bir sohbet sırasında çantasından çıkarıp masanın üstüne koyduğu küçük bir broşürün adıydı “İzmir Kent Hareketi“.

Sanırım ben dahil bugün birçok kişinin bilmediği; hatta haberinin bile olmadığı küçük, değerli, bugünkü anlamıyla mücevher kıymetinde bir belge.

1994 yılında İzmir boyutunda bir kent mücadelesi vermek için bir araya gelen Zuhal Amato (Okuyan), Nezih Aytaçlar, Bingül Başarır, Ahmet Burak, Elvan Feyzioğlu, Ercan Günaydın, Mesut Güngör, Ali Osman Karababa, Gökalp Müstecaplıoğlu, Fetay Soykan, Bahar Ulusoğlu Darn ve Coşkun Üsterci gibi kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları bir broşür.

Tarihi Haziran 1994, sayısı broşürün kendisi bir taslak olduğu için sadece “0”. Broşürün sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü ise Radyo Aktif Birleşik İletişim Ltd. Şti. adına Ahmet Burak.

İzmir kentinin toplumsal mücadeleler tarihi açısından çok önemli olduğunu düşündüğüm bu broşürü özetlemek yerine tarihi anlamda değerli olan her bir sayfasını sizlerle paylaşmanın daha doğru olacağına inanıyorum.

Ancak bunu yapmadan önce, İzmir ölçeğinde anti-kapitalist kent mücadelesinin dağınık ve yetersiz olup henüz tüm İzmir’i kucaklayan merkezi bir örgütlenmenin sağlanamadığı günümüz koşullarında tüm bir kenti, bu kentteki kurum ve kişileri kucaklayacak bir kent mücadelesini örgütlemek isteyenlerin 1994 tarihli bu 24 yıllık belgeden çok şey öğreneceğini; anti kapitalist kent mücadelesinin sadece “çevre“, “imar” ve “yapılaşma” konu ve sorunlardan ibaret olmadığını, bu sorunların yanında “sağlık“, “ulaşım“, “göç“, “konut“, “eğitim“, “yoksulluk“, “güvenlik“, “çocuklar“, “gençlik” “engelliler“, “yaşlılar“, “kadınlar“, “işçiler“, “emekçiler“, “emekliler“, “kültür“, “sanat“, “tarım“, “katılım“, “yönetim“, “turizm” ve “mülkiyet” gibi kentte yaşamaktan ya da çalışmaktan kaynaklanan birçok konu ve sorunla ilgili olduğunu hatırlatmak isterim.

Tabii ki bütün bu konu ve sorunlarla ilgilenmek için bir araya gelişin tek başına yeterli olmadığını; bunun yanında, kent ve kent yaşamı ile ilgili her türlü bilginin edinilmesi, üretilmesi ve uygulanması suretiyle alternatif kent politika, strateji, plan ve programlarını hazırlanması gerektiğini ve yüksek bir disiplin, çalışma azmi ve heyecanla uygulama koşuluyla.

1994 yılında bir girişim olarak kalan İzmir Kent Hareketi‘nin en kısa sürede doğru, etkili, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir şekilde oluşturulması dileğiyle…

001002003004005006007008009010011012013014015016017018019020021022023024025026027028029030031032

Kaybolan tablolar…

Ali Rıza Avcan

Size bu gün iyi, güzel bir haber vermek istiyorum:

2017 yılının başından bu yana “bağcıyı dövmek yerine üzümü yemek” anlayışıyla sıkı bir şekilde takip ettiğim İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 33 değerli tablonun ortadan kaybolması konusu, 20 Eylül 2017 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığım başvuru ve bu başvurunun kabul edilerek İçişleri Bakanlığı’ndan onay istenmesi üzerine şu an itibariyle İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü düzeyinde soruşturuluyor.

Daha önce sizlerle paylaştığım bilgileri hatırlayacak olursanız, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Burhan Özfatura’nın başkanlığı döneminde sanat danışmanı Alev Bursalıoğlu tarafından belediye depolarında bulunup iki yıl süreyle İzmir Resim ve Heykel Müzesi uzmanları tarafından onarılan, sonrasında belediye demirbaş kayıtlarına geçirilerek özel bir katalog hazırlanıp sergisi düzenlenen 27 yerli ve yabancı ressama ait 33 değerli tablonun belediye kayıtlarında olup olmadığını kendilerine yazılı olarak sormuş ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Aysel Özkan’ın imzasını taşıyan cevabi yazıyla bu tabloların belediye kayıtlarında bulunmadığını öğrenmiştim.

Bunun üzerine tamı tamamına altı ay süreyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ilgili tüm birim ve birim yöneticilerine yazılar yazarak bilgi istemiş ancak hiçbir yerden resmi bir yanıt alamamıştım.

Yaptığım tüm iyi niyetli girişimlere tek bir yanıt verilmemesi üzerine 20 Eylül 2017 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak hem tabloların bulunmasını hem de bu tabloların kaybolmasına neden olan tüm belediye yetkilileri hakkında işlem yapılmasını talep etmiştim.

Bu girişimim tüm çabalarıma karşın ne İzmir ne de İstanbul merkez medyasında yayınlanmış; hatta bu haberin yayınlanmasından titizlikle kaçınılmıştı. 

Bu olayı haber yapan tek gazete ve gazeteci ise Evrensel Gazetesi ve onun çevre muhabiri Özer Akgün idi. 

İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığım şikayetin ciddi bulunması üzerine, İzmir Cumhuriyet Savcılığı soruşturma kapsamında belediye başkanlarının da olması nedeniyle İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni istemişti.

İzmir Cumhuriyet Savcılığı’nca talep edilen soruşturma izninin verilmesi üzerine de bu konuda soruşturma yapmak üzere görevlendirilen İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkilileri geçtiğimiz günlerde soruşturmaya başlayarak benden başlamak üzere bu konuda bilgisi ve ilgisi olan herkesin ifadelerini almaya başladı.

Şimdi bu soruşturmanın bir an önce sonuçlandırılarak hem 33 değerli tablonun bulunarak orijinal olup olmadıklarının belirlenmesini hem de görevlerini ihmal ederek ya da kötüye kullanarak bu tabloların kaybolmasına neden olanların cezalandırılmasını bekliyoruz.

Tarihe not düşmek adına ve bu tablolardan birine veya birkaçına belki bir yerlerde rastlarsınız düşüncesiyle kaybolan ve henüz bulunamayan tabloların fotoğraflarını gösteren İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait sergi kataloğunu bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyoruz.

010203040506

07 Aydın Akdeniz, Hera, 67x95 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Aydın Akdeniz, Hera, 67×95 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

08

09 Cengiz Arsal, Peyzaj, 36x29 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya (1996)
Cengiz Arsal, Peyzaj, 36×29 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya (1996)

10

11 Aygün Arslan, Bir Varoluş Biçimi, 65x80 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Aygün Arslan, Bir Varoluş Biçimi, 65×80 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

12

13 Atilla Atar, Dönüşüm, 83x103 cm, Litografi
Atilla Atar, Dönüşüm, 83×103 cm, Litografi

14

15 Cavit Atmaca, İnciraltı, 41x49 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Cavit Atmaca, İnciraltı, 41×49 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

16

17 Sevgi Avcı, Peyzaj, 110x110 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1994)
Sevgi Avcı, Peyzaj, 110×110 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1994)

18

19 Nazım Baykişiyev, İsimsiz, 90x90 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1992)
Nazım Baykişiyev, İsimsiz, 90×90 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1992)

20

21 Ethem Baymak, Bosna Hersek'ten, 42x50 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Ethem Baymak, Bosna Hersek’ten, 42×50 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
22 Ethem Baymak, Bosna Hersek'den, 49x53 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Ethem Baymak, Bosna Hersek’den, 49×53 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

23

24 Aliye Berger, Mevleviler, 50x42 cm, Pastel
Aliye Berger, Mevleviler, 50×42 cm, Pastel

25

26 Şeref Bigalı, Dertli, 89x130 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1968)
26 Şeref Bigalı, Dertli, 89×130 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1968)
27 Şeref Bigalı, Mezar Taşı, 55x65 cm, Duralit Üzeri Yağlıboya (1964)
Şeref Bigalı, Mezar Taşı, 55×65 cm, Duralit Üzeri Yağlıboya (1964)
28 Şeref Bigalı, Gri Kompozisyon, 66x100 cm, Çuval Üzerine Yağlıboya (1968)
Şeref Bigalı, Gri Kompozisyon, 66×100 cm, Çuval Üzerine Yağlıboya (1968)

29

30 Mehmet Boztaş, Buca'dan, 50x60 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1996)
Mehmet Boztaş, Buca’dan, 50×60 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1996)

31

32 Cemalettin Çoğulu, Natürmort, 69x77 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Cemalettin Çoğulu, Natürmort, 69×77 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

33

34 Metin Eloğlu, Soyut, 40x34 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya
Metin Eloğlu, Soyut, 40×34 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya

35

36 Nurettin Ergüven, Yeşilli Kompozisyon, 41x60 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya
Nurettin Ergüven, Yeşilli Kompozisyon, 41×60 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya

37

38 Mustafa Esirkuş, Boyunduruk Korkusu, 94x73 cm, Karışık Teknik
Mustafa Esirkuş, Boyunduruk Korkusu, 94×73 cm, Karışık Teknik

39

40 Bedri Rahmi Eyüboğlu, Balık, 69x28 cm, Duralit Üzeri Karışık Teknik (1966)
Bedri Rahmi Eyüboğlu, Balık, 69×28 cm, Duralit Üzeri Karışık Teknik (1966)

41

42 Adem Genç, Görsel Bir Metaforun Uzamsal Oriyentasyonu, 125x115 cm, Tuval Üzerine Akrilik
Adem Genç, Görsel Bir Metaforun Uzamsal Oriyentasyonu, 125×115 cm, Tuval Üzerine Akrilik

43

44 Yaşar Ali Güneş, Kızlar, 59x64 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1988)
Yaşar Ali Güneş, Kızlar, 59×64 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1988)
45 Yaşar Ali Güneş, İsimsiz Güzellik, 60x70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
Yaşar Ali Güneş, İsimsiz Güzellik, 60×70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)

46

47 Mustafa Hazar, Doğaçlama, 100x100 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
Mustafa Hazar, Doğaçlama, 100×100 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)

48

49 Mehmet Tüzüm Kızılcan, Füreya Anısına ETüd 1, 48x48 cm, Seramik
Mehmet Tüzüm Kızılcan, Füreya Anısına ETüd 1, 48×48 cm, Seramik

50

51 Bilun Marmara, Natürmort, 90x70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
Bilun Marmara, Natürmort, 90×70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)

52

53 Ünsal Toker, Eflatun Kompozisyon, 26x53 cm, Polyester Üzerine Yağlıboya
Ünsal Toker, Eflatun Kompozisyon, 26×53 cm, Polyester Üzerine Yağlıboya

54

55 Feriha Tuğran, Biz Ressamlar Kuzgun Kunduzlar, 90x80 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1996)
Feriha Tuğran, Biz Ressamlar Kuzgun Kunduzlar, 90×80 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1996)

56

57 Umur Türker, Tören, 125x150 cm, Tuval Üzerine Akrilik (1989)
Umur Türker, Tören, 125×150 cm, Tuval Üzerine Akrilik (1989)

58

59 Paul Wunderlich, Maskeli Figür, 63x48 cm, Özgün Baskı (1991)
Paul Wunderlich, Maskeli Figür, 63×48 cm, Özgün Baskı (1991)

60

61 İsmail Yalçın, Sirk, 65x55 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
İsmail Yalçın, Sirk, 65×55 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)

62

63 İsmail Yıldırım, Her Gün Cumartesi, 73x92 cm, Karışık Teknik (1996)
İsmail Yıldırım, Her Gün Cumartesi, 73×92 cm, Karışık Teknik (1996)
64 İsmail Yıldırım, Siyah-Beyaz Kompozisyon, 50x40 cm, Özgün Baskı (1993)
İsmail Yıldırım, Siyah-Beyaz Kompozisyon, 50×40 cm, Özgün Baskı (1993)

65

66 Adrian Zisu, Bakırlar, 40x40 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya
Adrian Zisu, Bakırlar, 40×40 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya

6768

Bir şöyle, bir böyle halleri…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 6 Haziran 2017 tarihli Aydınlık Gazetesi‘nin internet sayfasında yayınlanan “Başkan açıkladı: O proje bana ait!” başlıklı söyleşide İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili olarak önce şöyle söyledi:

Zaten bu projeyi ilk belediye başkanı olduğumda o zamanki Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Bey ile görüşürken ben attım ortaya. Kordon yolunu yapmaya çalışıyorlardı. Kordon Yolu’nu yapmayın, bu bize ulaşım anlamında bir katkı sağlamıyor. Eğer bir şey yapmak istiyorsa hükümet, Körfez geçişini yapın demiştim. Sonra o bugüne geldi. Bunu merkezi hükümet yapmak istiyor. Ciddi bir yatırım, büyük bir yatırım. Ne zaman biter? Bence kısa sürede bitmesinden ziyade, belki bu tüp geçide bizim arkadaşların bir kısmı kamuoyunda gereklidir, gereksizdir diye tartışmalar var. Bana göre İzmir ekonomik olarak büyümesini 2010’dan beri sürdürdüğü düzeyde sürdürürse, bu tüp geçide 10 sene içerisinde mutlaka çok büyük ihtiyaç olacak. Zaten başlanması bitmesi derken belki 2-3 sene önce biter ama geç kalmasındansa önce bitmesi iyidir. Ben de bu projeyi destekliyorum. Benim isteğim, dileğim projenin tamamının tüp geçit olarak gerçekleşmesiydi. Köprü olmamasıydı. Maliyet çok yükseldiği için bu şekilde karar verildi.

Liman yanaşma kanalı Yenikale Burnu’ndan, limana kadar mutlaka derinleştirilmesi gerekiyor. Zaten onun projesi de bitti, ÇED raporu da bitti. Limanı TCDD çalıştırdığı için onlarla ile birlikte yaptık. Karşı tarafta da biz yeri belirlenen 13,5 kilometre bir sirkülasyon kanalı yapıyoruz. Yani suyun İzmir Körfezi’ne su güneyden giriyor, kuzeyden çıkıyor. Yoğun sirkülasyon böyle. Oradaki kanalla buradaki kanal bir yerde birleşip sirkülasyonu sağlayacak. Oradan viyadüklerle geçmek söz konusu olduğunda, biz altyapılar genel müdürlüğünü ziyaret ettik yazılar yazdık. Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar. Dolayısıyla sirkülasyonda mutlaka her yapının bir zararı olacaktır ama bizim söylediğimiz kriterlere uyulursa çok fazla bir zararı olmayacağına inanıyorum. Mimarlar Odası’nın çevre mühendislerinin, şehir planlamacılarının üzerinde durduğu ana konu iki tarafta da birinci derecede doğal SİT var. Öbür tarafta sulak alan var. Buralardan yüzeyden geçilmesinin mahsurlu olduğu görüşündeler. O da doğrudur. Zaten benim tüp geçit ile geçilmesindeki önerim de bütün bu mahsurları ortadan kaldıracak bir öneriydi. Hem doğal SİT’leri ortadan kaldıracak, hem doğal sirkülasyondaki sıkıntıyı sıfırlayacak. Denizin 20 metre altından girip karşıya geçecek. Orta büyüklükteki gemilerin geçebilmesi için 16 metre derinliğin taranması lazım. Bizim de sirkülasyonu hızlandırmak için 250 metre genişliğinde, 8 metre derinliğinde bir sirkülasyon kanalı yapmamız gerekiyor. Biz onun çalışmalarını yapıyoruz. Dokuz Eylül Deniz Bilimleri ile birlikte çalışıyoruz. Bunlar bittikten sonra da kısım kısım inşaat faaliyetlerine başlayacağız.”

Ardından Ege’de Son Söz isimli İnternet gazetesinin 13 Kasım 2017 tarihli “Başkan Kocaoğlu’ndan adaylık çıkışı: Elimiz mahkum…” başlıklı haberine göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Belediye Meclisinin Kasım ayı olağan toplantısında, “Körfez geçişi konusu var. İzmirli isterse yaparız diyorlar. Ben vatandaşın en fazla oyuyla seçilmiş kardeşinizim. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Ben Tüp geçişi istiyorum. Duymayan bir daha duysun. Ben tüp geçişin tartışmasız yapılmasını istiyorum. Madem ki merkezi hükümet bunu uygun görmüş para harcayacak, yapılsın. Kimseye sormayın istiyor musunuz diye. Yapın kardeşim” diyerek sahip çıktığı İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin kimseye sorulmadan hemen yapılmasını istemiş.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili en son çıkışı ise, 28 Kasım 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nin İnternet sayfasında yayınlanan “İzmir’de yılbaşında suya yüzde 10 zam kararı başlıklı haberlerine göre İZSU’nun 2018 mali yılı bütçesinin görüşüldüğü belediye meclisi toplantısında oldu ve kendisi aynen şunları söyledi:

Yüzülebilir Körfez Projesi’ne ayrılan bütçenin düşüklüğünün nedeni ve vazgeçilip geçilmediği yönündeki soruları yanıtlayan Kocaoğlu, Büyük Körfez Projesi’ni Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın İzmir Körfez Geçişi Projesi’yle çakışması nedeniyle askıya aldıklarını açıkladı. ÇED onayı sonrası yapılacak hizmetlerle ilgili proje ihalesi süreci hazırlıklarını başlattıklarını belirten Kocaoğlu,  “Yalnız bizim projemiz Körfez Tüp Geçit projesi (İzmir Körfez Geçişi) ile çakıştı. ÇED raporunu aynı müşavirlik firması hazırladı. Görüldü ki İzmir Büyükşehir Belediyesi 1,5 milyar TL para harcayarak 13,5 km uzunluğunda, 22 metre genişlikte ve 8 metre derinlikte sirkülasyon kanalı açtığında körfez suyu sirkülasyonu yüzde 40 artacak. Ancak, ÇED raporuna göre tüp geçit yapılırsa sirkülasyondaki iyileşme oranı yüzde 10’a düşüyor. Tüp Geçit ÇED’inde tekrar bir çalışma yapılıyor. Sirkülasyonu yeniden yüzde 40’a çıkarmak için 17 milyon metreküplük deniz dibinde tarama yapılması gerektiği ortaya konuyor. Biz işimizi askıya aldık. Boşa kürek sallayacak halimiz yok. İyileştirmeye devam edeceğiz. Toplam 2 buçuk – 3 milyon metreküp çamur çıkartıp yolumuza devam edeceğiz. Ne zaman tüp geçit ihaleye çıkar, iyileştirme için 17 milyon metreküplük tarama da ihaleye çıkarsa o zaman İzmir Büyükşehir Belediyesi 13,5 km’lik sirkülasyon kanalının ihalesine çıkacaktır. Öbür türlü boşa kürek sallanmaz” 

-4 Metre Taranacak Alan 002
İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında -8 m derinliğinde taranacak sirkülasyon kanalı (yeşil renkle işaretli hat) ve -4 m derinliğinde taranacak alan (turuncu renkle işaretli alan)

01.84. Sirkülasyon Kanalı İle Yapay Ada Arasında Tarama Yapılacak Alan

Öncelikle Aziz Kocaoğlu‘nun yaptığı bu üç açıklamadaki maddi hataları, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ile İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ne ait ÇED raporlarını dikkate alarak düzeltmeye, ardından da bu üç açıklama arasındaki kesin çelişkileri vurgulamaya çalışayım.

1. Projelerin ismi “Körfez Tüp Geçiş Projesi” ve “Büyük Körfez Projesi” değil; kelimesi kelimesine “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ve “İzmir Körfez Geçişi Projesi“dir.

2. ÇED raporuna göre İzmir Körfezinin kuzeyine yapılacak Akıntı İyileştirme (Sirkülasyon) Kanalının uzunluğu 13,5 km değil 13 km, genişliği 22 metre değil ilk haberde söylendiği gibi 250 metre olacaktır.

3.Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar.” anlatımı da doğru değildir. Çünkü “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ile ilgili ÇED raporunun 59 ve 63. sayfalarında aynen şu anlatımlar yer almaktadır:

“Köprünün arka açıklıkları ise 110 m olacaktır. Diğer kısımlarda yine 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Büyük açıklıklı bir köprü kullanılarak sirkülasyon kanalı içine ayak yerleştirilmeyecektir. Bu durumda kanal üzerinde seyahat edebilecek olan küçük tekneler için 270 m’lik çok geniş bir yatay gabari sağlanacaktır.”

Körfez köprüsü uzunluğu 4.175 metre olup, sirkülasyon kanalı ana açıklığı 270 m, arka açıklıkları 110 metre olacaktır. Diğer kısımlarda ise 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Bu durumda toplam açıklık sayısı 77, toplam ayak sayısı ise, iki adet yan yana köprü düşünüldüğünde 2 X 77 = 154 adet olacaktır. Ancak yan yana iki köprünün aksları aynı doğrultuda olduğu için köprüye karşıdan bakıldığında sadece 77 ayak görülecektir.

01.26. Boykesit4. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile elde edilecek % 40 oranındaki iyileşmeyi % 10 oranına indireceği ifadesi doğru değildir. Çünkü, Dokuz Eylül Üniversitesi  Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Beşiktepe tarafından hazırlanıp “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ÇED raporuna eklenen Kasım 2015 tarihli “İzmir Körfezi Geçişi Kapsamında Yapılacak Olan Adanın Körfez Akıntı Sistemine Olan Etkisinin Modellenmesi Final Raporu“na göre “İzmir Körfez Geçişi Projesi”, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile sağlanacak % 40 oranındaki iyileşmeyi tümüyle sıfırlayacaktır. 

Şimdi gelelim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun gününe ve içinde bulunduğu koşullara göre değişen pazarlıkçı tutumuna:

İlk önce, “bu projeyi ilk ben düşünmüştüm ve yapılmasını istiyorum” demişti.

Ardından adeta meydan okur bir tarzda “fazla sorup sorgulamaya gerek yok, projeyi hemen yapın bakalım” şeklinde kışkırtıcı bir tavır göstermişti. 

Şimdi de “senin projen benimkini olumsuz etkiliyor, o nedenle önce sen yap, ardından ben yapayım” diyor. 

Aslında bütün bu söylenenlerin, birbiriyle ilişkili bütüncül bir düşünce ya da yaklaşımın ürünü olmadığı, önceden belirlenmiş temel bir stratejiye dayanmadığı ortada. Her bir tavır, farklı zamanlarda farklı ruh halleri içinde ortaya çıkan fevri çıkışlar olarak yorumlanmakta ve basit esnaf kurnazlığıyla düşünülüp ortaya atılan pazarlık çıkışları olarak algılanmaktadır.

Ancak hangi düşünceyle, nerede ve ne şekilde ifade edilirse edilsin İzmir Büyükşehir Belediyesi düzleminde yapılacak bu tür açıklamaların öncelikle doğru, güncel ve eksiksiz bilgilere dayanması, ifade edildiği koşullardaki durumu yansıtması, ardından da yanlış bile olsalar bir politika ve strateji bütünlüğünü içinde ifade edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca uzunca bir süredir ifade etmeye çalıştığımız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi büyük projelerin yönetiminde yeterli düzeyde bilgi, birikim ve deneyime sahip olmadığı gibi aynı dönemde aynı mekanda yapılacak böylesi iki büyük projenin karşılıklı ilişki ve etkileşimini analiz edip planlayacak ve programlayacak bilgi ve beceriden yoksundur.

Nitekim bu yoksunluk neticesinde her iki büyük projenin ÇED raporları aynı firma tarafından hazırlanmış olsa bile, bir proje ile sağlanan faydanın diğer bir proje ile yok edilmesi sorunu bir türlü çözülememiş ve bu sorunun çözümü için tek bir akademisyenin hazırladığı bilimsel niteliği şüpheli rapor dahi yeterli görülmemiştir.

Bütün bu gelişmeler sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediyesi 2013 yılında hazırladığı kendisine ait “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile hararetli bir şekilde sahiplenip desteklediği 2015 tarihli “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin birbiri ile uyumlu olmadığını ancak 2017 yılının son aylarında fark etmiş ve “kervanın yola düzüldüğü” bir dönemde bu uyumsuzluğu bahane ederek “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi“nin uygulamasından -şimdilik- vazgeçmiştir. 

Resim1Öte yandan İzmir Körfezi’ndeki akıntıları % 40 oranında arttırarak su kalitesini daha da iyileştirmeyi amaçlayan ve bunu sağlayacak olan proje ile ilgili ÇED raporunun onaylanması için tam 3 yıl bekleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu projeyi bu şekilde ertelemesi, aslında yapıldığı takdirde 880 metre uzunluğundaki beton adası ve 4 büyük, 154 küçük köprü ayağı ile İzmir Körfezi’ni bir bataklığa dönüştürecek olan “İzmir Körfez Geçişi Projesi”nin önünü açmaktan başka bir şey değildir.

Öte yandan gözden kaçırılmaması gereken diğer bir önemli ayrıntı ise, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” şayet İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından askıya alınmış ve bu durum en yetkili ağız tarafından kamuoyuna açıklanıp yine aynı yetkili ağız tarafından bu proje dışında iyileştirme amacıyla körfezde 2,5-3 milyon metreküplük  tarama çalışmaları yapılacağı ifade ediliyorsa bu çalışmalar için de ayrıca bir çevresel etki değerlendirme analizinin yapılması, ayrı bir ÇED raporunun düzenlenmesi ve onaylatılması gereğinin gözden uzak tutulmaması gerekmektedir.

 

 

 

Takatuka ya da tekatu nedir?

Ali Rıza Avcan

Demiryollarında haç şeklinde birbirini dik kesen rayların kesişim noktalarına halk ağzında “takatuka“, demiryolcu dilinde “tekatu“, yabancı dillerde de “diamond”  (elmas) ya da “diamondcross” (elmas haç) dendiğini ve bu şekilde yapılmış demiryolu geçişlerinden birinin İzmir’de olduğunu ilk kez Orhan Berent‘in İnternetteki 28.06.2006 tarihli yazısından öğrenmiştim.

Orhan Berent, “Hilal İstasyonu” başlıklı yazısında aynen şunları söylüyordu:

Basmane ve Alsancak’tan gelen demiryolunun kesiştiği yer alan Hilal mevkii demiryolcu dilinde buraya ‘tekatu’, halk arasında da ‘takatuka’ deniyordu. Daha önce 1976 ve 1977 yıllarında, buharlı lokomotiflerin İzmir banliyölerinde çalıştığı sırada İngiliz gezgin Robin Lush burada çok güzel fotoğraflar çekmişti. Daha sonra 1979 yılında ‘Karabük’ takma adını kullanan bir Alman demiryolu sevdalısı da Hilal’de fotoğraflar çekmişti.” (1)

15816_44017_hilal_crossing_21_march_76

44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Hilal Geçidinde – 21.03.1976

15836_46102_hilal_crossing_izmir_21_march_76

46102 plaka numaralı lokomotif Hilal geçidinde – 21.03.1976

15839_46106_hilal_crossing_izmir_21_march_76

46106 plaka numaralı lokomotif Hilal geçidinde – 21.03.1976

17554_46104_hilal_crossing_izmir_7_march_77

46104 plaka numaralı lokomotif Hilal geçidinde – 07.03.1977

17557_4407157000_at_hilal_crossing_7_march_77

44071 ve 57000 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Hilal geçidinde – 07.03.1977

Orhan Berent ayrıca 19. yüzyılın ortalarında yapılan İzmir-Aydın ve İzmir-Kasaba (Turgutlu) demiryolu hatlarının birbirleriyle 90 derece açı ile kesiştiği ve o günlerde o kesişim noktasına yakın istasyonun Hıristiyan haçına benzediği için Rumlar tarafından “Stavros“, Cumhuriyet döneminde de bunun karşıtı olan “Hilal” adının verildiğini, dünyada çok az yerde bulunan bu teknik yapının varlığından, bu bölgede çalışan demiryolcularla birkaç araştırmacı dışında çoğu akademisyenin ve İzmirlinin haberdar olmadığını belirtiyordu.

Daha sonrasında ise Orhan Beşikçi‘nin 29.102012 tarihinde kentyasam.com haber portalinde yazdığı “Tekatu“, 16.07.2017 tarihinde Milliyet gazetesinde yazdığı “Hilal Kavşağı’nın (Tekatu) benzeri var mı?” başlıklı yazılarını okudum. (2) (3)

Orhan Beşikçi de bu yazılarında bu tür kavşakların dünyada sadece İngiltere’de, Batı Hindistan’da ve ABD’nin California eyaletinin Calton kentinde bulunduğunu, İzmir’e özel bir zenginlik olan bu değerin tescillenerek tanıtılması için önerilerde bulunduğunu öğrendim.

Devamında da İnternet üzerinden yaptığım araştırmalar sonucunda İzmir dahil dünyanın sekiz yerinde (Avustralya’nın Victoria eyaletinin güney batısındaki Ararat kentinde, Hindistan’ın Nagpur, Eski Delhi ve Kerala eyaletindeki Ernakulam yerleşimlerinde, Galler’in Welsh Highland Railway hattındaki Portmadog‘da, ABD Pennsylvania eyaletinin Darby kenti ile Chicago‘da, İngiltere’de New Castle) bu tür geçitlerin bulunduğunu belirledim.

Avustralya’daki Ararat ve Hindistan’daki Ernakulam geçişlerinin fotoğraflarını bütün araştırmalarıma karşın bulamadığım için sizinle İzmir hariç 5 geçişin fotoğraflarını paylaşmak isterim.

Nagbur 001
Hindistan, Nagbur geçidi
Eski Delhi Tren İstasyonu 001
Hindistan, Eski Delhi istasyonu yakınındaki geçit

 

Galler - Portmadog
Galler, Portmadog geçidi
Chicago Diamondcross 001
ABD, Chicago geçidi
New Castle 005
İngiltere, New Castle geçitleri

Genellikle İngiliz demiryolculuğunun klasik bir uygulaması olan karşılıklı dik geçiş noktalarının tüm dünyada sadece sekiz adet olması ve bu sekiz geçişten birinin İzmir’de bulunması haliyle İzmir açısından büyük bir fırsat ve sahip olunan büyük bir değerdir.

O nedenle de, Hilal İstasyonu’ndaki bu tekatunun olası bir yok etme ya da hasara karşı tescillenerek korunması gerekmektedir.

hilal_1118
Hilal (Stavros) geçidi

İşte bu düşünce ile 05 Mart 2015 tarihinde bu geçiş yerinin 2863 sayılı yasa uyarınca tescillenmesi talebi ile İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne yaptığım başvuru, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun 25.12.2015 tarih, 3952 sayılı kararı ile “TCDD İşletmesi 3. Bölge Müdürlüğü’nün görüş yazısında belirtilen hususlar da dikkate alınarak, ayrıca 2863 sayılı yasada belirtilen tescil kriterlerini taşımadığı belirlendiğinden” gerekçesiyle kabul edilmemiştir.

TCDD İşletmesi 3. Bölge Müdürlüğü’nün İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne gönderdiği görüş yazısında belirtilen hususların ne olduğu tarafımızca bilinmemekle birlikte 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun “Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları” başlığını taşıyan 6. maddesinin (a) fıkrası hükmüne göre 19. yüzyılın sonuna kadar yapılmış taşınmazların korunması gereken taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenmesi gerekip bu işlemde sözünü ettiğim tren yolu yapısının ülkemizdeki tek yapı örneği olduğu da dikkate alınmalıdır.

İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’na yaptığımız başvuruda Hindistan’ın dünya çapında tanınmış Nagpur geçidinin tescilli olduğunu özellikle belirtmiş olmama karşın, söz konusu kurul bu geçişin dünya örneklerini araştırmadığı gibi Nagpur‘daki geçidin tescilli olduğu gerçeğini de görmezlikten gelmiş; böylelikle elimizdeki bir değerin korunması fırsatını kaybetmiştir.

Evet, Orhan Beşikçi‘nin de önerdiği gibi TCDD bu geçidin aynen Hindistan Nagpur’daki geçit gibi dünya ölçeğinde bilinip tanınması için elinden geleni yaparken bir yandan tescillenip korunması için girişimde bulunmalı, bu nadide 19. yüzyıl yapısının olası özelleştirmelere kurban gitmemesini sağlamalıdır. 

(1) http://web.deu.edu.tr/berent/tren/geziler/trgz_280606.html

(2) http://www.kentyasam.com/orhan-besikci-yazar-32.html

(3) http://www.milliyet.com.tr/hilal-kavsagi-nin-tekatu-benzeri-ege-2485542/

Yararlanılan kaynaklar

https://en.wikipedia.org/wiki/Level_junction

http://www.sinfin.net/railways/tourist/touristcym.html

 

Karşıyakalı olmak…

Ali Rıza Avcan

1997 yılı sonu, 1998 yılı başından bu yana Karşıyaka’da yaşıyorum.

Aşağı yukarı 20 yıldır Karşıyaka’da yaşıyor olmama ve kendimi ilk günden bu yana Karşıyakalı hissetmeme karşın bazı Karşıyakalılar “doğma büyüme Karşıyakalı” olmadığım için beni kendilerinden saymıyorlar.

Onlar için “Karşıyakalı olmak” demek, Karşıyaka’da doğup büyümek, Karşıyaka’da okumak ve çalışmak, Karşıyakaspor’u tutup maçlarına gitmek anlamına geliyor.

Ben o anlamda, onların “Karşıyakalı” standartlarına sahip olmadığım için beni kendilerinden saymıyorlar ya da nezaketen ses çıkarmasalar bile tutum ve davranışlarıyla bana kendilerinden olmadığımı hissettiriyorlar.

Oysa, önce babam, daha sonrasında da annem Soğukkuyu Mezarlığı’na defnedildiler ve uzun süredir orada yatıyorlar.

Anne ve babam Karşıyaka topraklarında yatıyor olmasına karşın, beni halen “Karşıyakalı” saymıyorlar.

Oysa, bu kente geldiğim ilk yıl; yani Cumhuriyet’in 75. yıl kutlamalarının yapıldığı bir dönemde Cumhuriyet Dönemi ile ilgili belleği ortaya çıkarmak amacıyla, bir zamanlar Mustafa Kemal Atatürk‘ün karargah binası olarak kullanılan İplikçizade Köşkü‘nün tarihsel önemini vurgulayan bir anı tabelası yaptırarak yaşadığım bu coğrafyaya kendimce ilk çiviyi çakmaya çalışmıştım. Çalıştığım Prometheus İnsan Kaynakları şirketinin katkısını alarak yaptırdığım o tabela, maddi anlamda pek değerli olmasa da zengin manevi anlamı ile halen Yalı Caddesi 360 numaralı Çağlayan apartmanının bahçesindeki varlığını korur. 

Karşıyaka’nın Cumhuriyet Dönemi belleğini canlandırmak için çabalamama karşın, beni halen “Karşıyakalı” saymıyorlar.

2017 yazında Karşıyaka Belediyesi tarafından yıprandığı ve riskli olduğu gerekçesiyle yıktırılan Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı‘nın yıkılmaması için başta Tufan Atakişi olmak üzere “Karşıyakalı” arkadaşlarımla birlikte mücadele ettiğim halde; kendisinin anadan babadan “Karşıyakalı” olduğunu söyleyen bazı arkadaşlarım siyasi, ticari ve kişisel nedenlerle çıkıp tek bir söz bile söylemediler, 1972-19733 yıllarında öğrenci harçlıklarıyla ve Karşıyakalıların bağışları ile yapılan bu sivil anıtın yıkılmaması için kıllarını bile kıpırdatmadılar.

Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı‘nın yıkılmaması için mücadele edip anıtın kepçelerle yıkıldığı gün oturup ağlamama karşın, beni halen “Karşıyakalı” saymıyorlar.

O nedenle kendini “Karşıyakalı” olarak gören ya da tanıtanları diğerlerinden; yani “Karşıyakalı” olmayanlardan doğru ve sağlıklı bir şekilde ayırt edebilmek için ne yapabileceğimi araştırıp soruşturmaya başladım.

İlk aklıma gelen şey, kimin “Karşıyakalı” olduğunu ya da olmadığını ortaya koyacak resmi nüfus kayıtları ve bu kayıtlar dikkate alınarak düzenlenen Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) istatistikleri oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) bildiğim kadarıyla, 2007 yılından bu yana her yıl düzenlediği Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verileriyle bir il ya da ilçede oturanlardan hangilerinin o il ya da ilçe nüfus kaydında, hangilerinin diğer illerin nüfus kayıtlarında olduğunu listeliyor; böylelikle bir il ya da ilçede yaşayanların nüfusa kayıtlı oldukları yerler itibariyle dağılımını ortaya koyuyordu.

Bu kayıtlara göre, Karşıyaka’da yaşayan nüfusun ne kadarının Karşıyaka nüfusuna, ne kadarının diğer illerin nüfuslarına kayıtlı olduğunu öğrenmemiz mümkün olacak, böylelikle Karşıyaka nüfusunun kayıtlı olunan iller itibariyle dağılımı görebilecektim.

Tabii ki bunu yaparken, başka yerlerden Karşıyaka’ya göç ettikten sonra nüfus kayıtlarını Karşıyaka’ya getirmiş olanların ve o nüfustan gelen yeni nesillerin aslında başka il ve ilçelerden gelmiş olmalarına karşın “Karşıyakalı” olarak kabul edileceğini gözden kaçırmamak koşuluyla… 

Ayrıca TUİK verilerinin kayıtlı olunan yerin ilçe bazında düzenlenmeyişi nedeniyle nüfus kaydı “İzmir” olarak gösterilenlerin içinde İzmir’in diğer ilçelerinde, örneğin Göztepe‘de doğması nedeniyle Konak ilçesi nüfus kaydında gözükenlerin de olduğunu unutmamak koşuluyla…

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) 2011-2016 dönemi Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerini kullanarak hazırladığımız aşağıdaki tablonun incelenmesinden anlaşılacağı üzere, kaydı Karşıyaka’da olan nüfusun toplam Karşıyaka nüfusu içindeki oranı 2011 yılında % 42,60, 2012 yılında % 41,85, 2013 yılında % 41,35, 2014 yılında % 48,50, 2015 yılında % 48,59, 2016 yılında da % 48,68 olup bu durum bize net bir şekilde Karşıyaka nüfusunun yarısından fazlasının nüfus kaydı açısından “Karşıyakalı” olmadığını gösteriyor.

Resim2

Bu tablo sayesinde ayrıca, 2016 yılında Karşıyaka nüfusu içindeki Manisalıların % 4,74 oranıyla ikinci, Ankaralıların % 3,37 oranıyla üçüncü, kaydı yurt dışında olanların % 2,97 oranıyla dördüncü, İstanbulluların ise % 2,92 oranıyla beşinci sırada olduğunu görebiliyoruz.

Ancak bütün bu verilerin incelenip değerlendirilmesi sonucunda, 2016 yılı itibariyle nüfus kaydı Karşıyaka’da olan % 48,68 oranındaki nüfus içinden ne kadarının nüfus kayıtlarını daha sonra buraya aldırdığı ya da ne kadarının İzmir’in diğer ilçelerine kayıtlı olduğu bilinmediği için, kuşaklar boyu ve doğma büyüme “Karşıyakalı” olanların gerçek sayı ve oranını, devletin bizlere sunduğu resmi verilerle öğrenmenin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, kendisinin kuşaklar boyu ve doğma büyüme “Karşıyakalı” olduğunu söyleyenlerin ne ölçüde doğru söylediklerini başka bir yöntemle; Karşıyaka’nın bir yerleşim yeri olarak geçmişini ortaya koyan tarihi bilgilerle doğrulayabiliriz düşüncesiyle tarih kitaplarına baktığımızda ise, Prof. Dr. Mübahat S. Kütükoğlu ile Prof. Dr. Ersin Doğer’in verdiği bilgilere göre “15. yüzyılın (1467 ve 1478) ve 16. yüzyılın (1528 ve 1575) Tapu Tahrir Defterlerine göre bu bölgede kendisine bağlı 9 adet köyü ile birlikte var olan bir köy, Kürdelen“, “Kördelen“, “Gürdelen” veya “Gördelen” adlarıyla anıldığını, bu köyün isminin  19. yüzyılla 20. yüzyılın başlarında buraya yerleşen Levanten nüfusun etkisiyle “Kordelio” olarak değişim geçirdiğini görürüz. (1)

Bu sonuçta da bize, boğup büyüme ya da kuşaklar boyu buralı olma hali üzerinden tanımlanan “Karşıyakalılık” olgusunun tarihi olarak pek de eskilere gitmediğini, olsa olsa 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyıla ait toplumsal bir duygu olduğunu gösterir.

Yine aynı tarihe kayıtlara göre, hem İzmir hem Karşıyaka yerleşimlerinin nüfusları Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve Cumhuriyet’in kuruluş dönemlerinde yurt içi ve dışından art arda gelen zorunlu göçlerle artmış; bu anlamda bir sonra gelen, bir önce gelenlerce hep “göçmen” ya da “muhacir” olarak nitelenip dışlanmıştır. 

Bu nedenle, gerek İzmir gerekse Karşıyaka açısından hiçbir zaman için buranın ilk sahipliği şeklinde bir “yerlilik” ortaya çıkmamış, nüfusu göçlerle devamlı bir şekilde beslenip yenilenen bu topraklarda her yeni gelen bir önce gelen tarafından “yabancı” olarak algılanmış ve uzun bir süre kabul görmemiştir.

Bu göçler ve değişim aslında bugün de devam etmekte ve Karşıyaka yurt dışından ya da çevre illerle Ankara ve İstanbul’dan gelen zorunlu ya da gönüllü göçlerle devamlı beslenmekte, gelenlerin özellikleri açısından zengin bir çeşitliliğe sahip olmaktadır.

Bu durum bugün öyle bir hale gelmiştir ki, nüfus kaydı Karşıyaka’da olanlar ya da Karşıyaka’da doğmuş olanlar uzunca bir süredir azınlığa düşmüş, kendini “Karşıyakalı” olarak tanımlayan nüfus gün geçtikçe önemini ve etkinliğini kaybetmeye başlamıştır. 

O nedenle, bundan böyle bir zamanlar buraya göç edip yerleşmiş olanları ve halen gelmekte olanları “Karşıyakalı” olup olmadıkları üzerinden yabancılayıp ötekileştirmek yerine getirdikleri kültürel zenginlikle birlikte kabullenmek, onları önce “İzmirli” daha sonra da “Karşıyakalı” yapmak gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü “Karşıyakalı” olmak demek; kuşaklar boyu ve doğma büyüme Karşıyaka’da olmak, yaşamak ve bununla övünmek değil; kendini Karşıyaka’ya ait hissedip Karşıyaka’yı sevmek, onu ve değerlerini koruyup kollamak için çalışmak; hatta mücadele etmek demektir. 

Belki de, Karşıyaka’nın daha da gelişip özlediğimiz, arzuladığımız hale gelmesi burada önceden var olanlarla sonradan gelenler arasındaki bu uyumlu ilişkiye ve bu uyumdan kaynaklanacak enerjiye bağlıdır… 

Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı 025

O nedenle, gerçekten kuşaklar boyu “Karşıyakalı” olup, Karşıyaka’da doğup büyüyüp kendini “Karşıyakalı” hissedenlerin bu yeni gelen insanlara karşı çıkmak, onları ötekileştirmek yerine onları hep birlikte “Karşıyakalı” yapmak amacıyla benimsemelerini, gelenleri kendilerine benzetmek için çaba harcamalarını bekliyor ve diliyorum.

Her şeye karşın kendini “Karşıyakalı” olarak hissedip; yok olan doğasına, denizine, flamingolarına, anıtlarına ve insanlarına karşı kendini sorumlu gören bir insan olarak…


(1) Kütükoğlu, M.S.; XV. Ve XVI. Asırlarda İzmir Kazasının Sosyal ve İktisadi Yapısı, İzmir 2000. s.11-12

Tasarımda insan’a dokunmak

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde elime, Konak Belediyesi’nin “Konak İçin Tasarlıyoruz: Kent Mobilyaları Atölye Çalışması” başlığını taşıyan  bir katalog geçti.

Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş, “Kent Projeleri 2016” adı altında yayınlanan bu kataloğun ilk sayfalarında, “Şehrimizi birlikte yönetiyoruz. Gençlerimiz başta olmak üzere halkımızın etkin olarak yerel yönetime katılması için gayret harcıyoruz. KOnak yerel yönetimine geldiğimiz ilk günden bu yana attığımız her adımda birlikte çözüm üretme anlayışı etkin oldu. Daha yaşanabilir kenti tasarlama konusunda ortak aklı rehber ediniyoruz ve bu çalışma da örneklerden birisidir. Üniversite öğrencileri ile beraber, yaratıcı fikirlere yol açma prensibi ile uygulamaya aldığımız “KOnak İçin Tasarlıyoruz” temalı atölye çalışmasında üretilen projeler, hemşehrilerimizin yaşamını kolaylaştıracak niteliktedir.” diyerek böylesi bir kataloğun nasıl bir çalışmanın sonucu olduğunu ortaya koyuyor, bu atölye çalışmasında üretilen tasarım projelerinin hemşehrilerin yaşamını kolaylaştıracağını söylüyordu.

Kataloğun diğer sayfalarında ise Konak Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nce 20-22 Haziran 2016 tarihleri arasında düzenlenen bu üç günlük atölye çalışmasının amacı, “belediyemiz atölyelerinde, hali,hazırda bulunan makina ve malzemeler kullanılarak ve kendi personelimiz marifeti ile üretilebilecek, yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar elde etmek ve belediyemiz sınırları içerisindeki park meydan vb. alanlarda uygulanmasını sağlamak” şeklinde ifade ediliyordu.

Amacı bu şekilde ifade edilen atölye çalışmasına Yaşar ve İzmir Ekonomi üniversitelerinden  18 lisans öğrencisi katılmış ve bu öğrenciler öğretim görevlileri Can Aysan ve Ertan Demirkan’ın yönetiminde altı adet tasarım projesi hazırlamışlardı.

Öğrenciler bu çerçevede, 20 Haziran 2016 tarihinde bilgilendirme ve atölyeleri inceleme çalışması, 21 Haziran 2016 tarihinde serbest çalışma ve tasarım ön değerlendirmesi, 22 Haziran 2016 tarihinde de serbest çalışma ve sonuç değerlendirmesi yapmışlar.

Şimdi bu 6 projeyi gerçekleştiren öğrencilerin ad ve soyadlarıyla proje tanımlarını sizlere aktarıp ortaya koydukları tasarımlarla ilgili düşüncelerimi bir “kullanıcı” kimliğiyle sizlerle paylaşmak isterim.

Çünkü bu projeler her ne kadar lisans düzeyinde eğitim alan öğrencilerin projeleri olmakla birlikte; söz konusu atölye çalışmasını düzenleyen belediye tarafından bir katalog düzenlenmek suretiyle bizlerle ve basınla paylaşılıp başarılı bir katılım yöntemi olarak tanıtılıyorsa yapılan işin anlamı, etkisi ve sonuçlarının bizler; yani halk açısından da tartışılıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hatta biraz daha ileri gidip bu projelerin bugüne kadar Konak Belediyesi sınırları içindeki hangi park ve yeşil alanlarda uygulandığını, hem Konak Belediyesi’ne hem de Konak belediyesi sınırları içinde yaşayan İzmirlilere sorarak sizlerin de bu tasarımlarla ilgili görüşlerinizi iletmenizi bekliyorum. 

Konak İçin Tasarladık 001

1. PROJE – Eylül Varlı, Yaşar Üniversitesi – Samed Tümer, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kullanıcıların hem dinlenme hem de bisiklet park etme ihtiyaçlarını çözmeye yöneliktir. Ulaşım için bisikleti tercih eden vatandaşlarımızın bisikletlerini güvenli bir şekilde park etmelerine olanak verecek modern bir şehir mobilyası düşünülmüştür.”

Konak İçin Tasarladık 002Konak İçin Tasarladık 003

Can Alıcı Sorular:

1. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde oturdukları bankın arkasına bağlamaları genel bir kullanıcı davranışı olarak ne ölçüde doğru ve yaygındır?

2. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde bağlayıp ayrılmaları durumda bağlantı şekli ne ölçüde güvenilirdir?

***

2. PROJE – Didem Şağban, Öykü Aydınhan, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, yapı malzemesi beton ile yeşil dokuyu birleştirerek kentsel kullanım alanlarında bir farklılık yaratmaktadır. Aynı yapı içerisinde oturma ve kentsel aydınlatma ihtiyaçlarına çözüm sunmaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 004Konak İçin Tasarladık 005

Can Alıcı Sorular:

1. Oturulacak yerin, her zaman nemli olacak yeşil doku ile bu şekilde iç içe olması ne ölçüde doğrudur? Bu anlamda yeşil doku ne şekilde sulanacak ve bu yöntem oturma zeminini ne ölçüde etkileyecektir?

***

3. PROJE – Betül Hafızoğlu, Ege Çukur, Melda Güzel, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kent alanı içerisinde kullanıcılar için dinlenme olanağı tanırken aynı zamanda birlikte yaşadığımız sahipli ve sahipsiz kedi ve köpeklerin ihtiyaçlarının karşılanması için çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 006Konak İçin Tasarladık 007

Can Alıcı Sorular

1. Oturulacak yerin kedi ve köpeklerin kullanımı ile kirlenecek çevrenin çok yakınında olması hijyen açısından ne ölçüde doğrudur?

2. Ayrıca kedi ve köpeklerden hoşlanmayanların ya da alerjik tepkileri olanların bu yerlerde oturması ne ölçüde mümkündür?

3. Yine aynı şekilde, insanlarla kedi ve köpeklere su temin edecek bir mekanizma ile sulanması gereken bitki alanlarının oturma yerlerine bu kadar yakın olması ne ölçüde doğrudur?

***

4. PROJE – Mehmet Ergül, Oğul Yenilmez, Volkan Çalışıyor – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, çim örtünün kullanımı ile konforlu yeşil dinlenme alanları oluşturacak beton malzeme uygulamasında alternatif bir çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 008Konak İçin Tasarladık 009

Can Alıcı Sorular

1. Oturanların arkalarını dayayacakları yerlerin ergonomisi rahat oturma açısından ne ölçüde uygundur?

2. Kullanılacak döküm betonun bu şekilde “yeşile boyanması” ne ölçüde doğal ve estetiktir?

***

5. PROJE – Hande Yenen, Selen Usta – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kamusal alanda ve basit çözümler üretmektedir. Modüler yapısı sayesinde dinlenme alanı farklı şekillerde düzenlenebilmekte ve alternatif oturma biçimlerine olanak sağlamaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 010Konak İçin Tasarladık 011

Can Alıcı Sorular:

1. Bir “fiskos koltuğu” benzerliğiyle yapılan tasarımda oturanların başı hizasındaki üst kısım ne işe yarayacaktır?

***

6. PROJE – Canan Gündoğan, İzmir Ekonomi Üniversitesi – Sıla Tülay Zeytin, Eskişehir Anadolu Üniversitesi (?)

Tasarım, günümüz kentlerinde giderek yaygınlaşan bisiklet kullanımına yönelik çözümler üretmektedir. Temelde bisiklet park etme ihtiyacı üzerine odaklanan çalışma aynı zamanda dinlenme ihtiyacının da göz önüne alındığı bütüncül bir yaklaşıma sahiptir.”

Konak İçin Tasarladık 012Konak İçin Tasarladık 013

Can Alıcı Sorular:

1. Bir oturma bankının yanına ya da arkasına yerleştirilen bisiklet bağlama noktalarının oturma bankının uzunluğu ya da eni açısından kapasitesi ile bağlanan bisikletlerin güvenirliği nedir? 

Evet, gördüğünüz gibi Konak Belediyesi bir katılım yöntemi olarak kendi park ve yeşil alanlarında kullanılmak üzere vakıf üniversitelerinin lisans öğrencileri arasında başlarında hocaları olmak üzere bir tasarım atölyesi çalışması yapıyor, bu çalışmada ortaya çıkan projeleri hazırladığı katalog ve gazete haberleriyle herkesle paylaşıyor.

Ancak “yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar” olarak ortaya konulan bu öğrenci projelerinin o tasarım ürünlerini kullanacak insanlar açısından olası sonuçlarının hiç dikkate alınmadığı, bunun için herhangi bir araştırma ya da kestirim yapılmadığı; sadece malzeme, teknoloji ve estetik görünüm gibi hususların dikkate alındığı görülüyor.

bent-chair-sloped-seat-468x578

Kısaca, İnsan‘a dokunan ve onun ihtiyaçlarını karşılayan tasarımlar yapılmadığı sürece bu projeler sadece kataloglara ve belediye reklamlarına konu olup, parklarda ve yeşil alanlarda iyi tasarımın ürünü olarak karşımıza çıkma şansına sahip olmuyorlar ne yazık ki…

 

 

İzmir’in kara trenleri…

1970’lerin ortası… Robin Lush isimli genç bir İngiliz cebinde 40 pound’la ülkemize gelir… Trenlere âşıktır… Nerede sabah orada akşam döküntü bir Murat 124 ile tüm Türkiye’yi dolaşır… Trenlerin ve tren yollarının resimlerini çeker.. Onun çektiği resimler demiryolu tarihimizin en iyi korunmuş tarihi ve belgesel resimleridir.

Şimdilerde lokomotif ve katarların manevra yaptığı alanlara girmenin özel izinle mümkün olduğunu dikkate aldığımızda, Robin Lush‘un çılgıncasına tüm lokomotif ve trenleri fotoğraflama merakının casusluk olarak görülmeyişini önemli bir fırsat olarak kabul etmemiz ve bu cesur girişimi, güzel fotoğrafları için Robin Lush‘a binlerce, milyonlarca kez teşekkür etmemiz gerekiyor.

Bu resimleri ayrıca Robin Lush tarafından düzenlenen ve linki aşağıda verilen İnternet sayfasında da izleyebilirsiniz.

http://www.1974.trainsofturkey.com/robinlush_steam_pix5.htm

15765_57014_izmir_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar İzmir Selçuk’ta – 20.03.1976
15770_57014_izmir_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15772_57014_izmir_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15773_57014_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15775_57014_selcuk_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk Çamlık civarında – 20.03.1976
15780_57014_selcuk_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk Çamlık civarında – 20.03.1976
15783_57014_selcuk_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk Çamlık civarında – 20.03.1976
15784_56912_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotif Çamlık’ta – 20.03.1976
15786_57016_camlik_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çamlık civarında – 20.03.1976
15787_57016_camlik_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15788_57016_camlik_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotif Çamlık’ta – 20.03.1976
15789_57016_selcuk_izmir_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15790_57016_selcuk_izmir_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15793_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Tire’de – 20.03.1976
15797_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Tire’de – 20.03.1976
15798_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Tire’de – 20.03.1976
15799_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Tire’de – 20.03.1976
15800_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği  katar Tire’de – 20.03.1976
15801_46106_leaving_tire_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Tire’yi terk ediyor – 20.03.1976
15802_46106_near_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonu civarında – 20.03.1976
15803_catal_nameboard_20_march_76
Çatal İstasyonu – 20.03.1976
15804_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15808_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15809_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15812_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15813_46106_near_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonu yakınında – 20.03.1976
15814_46106_near_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonu yakınında – 20.03.1976
15816_44017_hilal_crossing_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Hilal geçidinde – 21.03.1976
15818_46101_izmir_basmane_21_march_76
6101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15819_46101_46102_izmir_basmane_21_march_76
46101 ve 46102 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15821_46101_46102_izmir_basmane_21_march_76
46101 ve 46102 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15823_46101_izmir_basmane_21_march_76
Basmane Garı’ndaki 46101 numaralı lokomotifin plakası – 21.03.1976
15824_46101_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda- 21.03.1976
15828_passengers_train_izmir_basmane_21_march_76
Basmane-Bornova yolcuları – 21.03.1976
15829_destination_board_izmir_basmane_21_march_76
İzmir-Kurtalan arasında giidip giden ekspresin yolculuk tabelası – 21.03.1976
15830_46101_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15832_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nın terk ediyor – 21.03.1976
15833_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
_46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nı terk ediyor –  21.03.1976
15834_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nı terk ediyor –  21.03.1976
15836_46102_hilal_crossing_izmir_21_march_76
46102 plaka numaralı lokomotif Hilal Geçidi’nde- 21.03.1976
15837_izmir_21_march_76
Mototren – 21.03.1976
15838_46105_hilal_crossing_izmir_21_march_76
46105 plaka numaralı  lokomotif Hilal Geçidi’nde – 21.03.1976
15839_46106_hilal_crossing_izmir_21_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Hilal Geçidi’nde – 21.03.1976
15844_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15845_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15847_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15850_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15851_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15855_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15856_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 21.03.1976
15857_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 21.03.1976
15858_izmir_21_march_76
Manevra lokomotifi – 21.03.1976
15859_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
15859 ve 56913 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15860_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
15859 ve 56913 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15861_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
56913 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15865_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
56913 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15866_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15867_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15868_56914_44017_izmir_alsancak_21_march_76
56914 ve 44017 plaka numaralı lokomotifler Alsancak Garı’nda – 21.03.1976
15869_44017_izmir_alsancak_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nda- 21.03.1976
15873_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15874_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15875_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15878_56914_44017_izmir_alsancak_21_march_76
56914 ve 44017 plaka numaralı lokomotifler Alsancak Garı’nda – 21.03.1976
15901_440xx_izmir_suburbs_21_march_76
440xx plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15903_44017_izmir_suburbs_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15906_44017_izmir_suburbs_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15910_57013_izmir_suburbs_21_march_76
57013 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15911_440xx_izmir_suburbs_21_march_76
440xx plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
17428_56911_leaving_izmir_alsancak_6march77
56911 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17432_44071_leaving_izmir_alsancak_6march77
44071 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17433_44071_leaving_izmir_alsancak_6march77
44071 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17434_44071_leaving_izmir_alsancak_6march77
44071 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17435_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17439_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17440_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17442_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17444_44062_izmir_basmane_6march77
44062 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda – 06.03.1977
17446_44062_+_46104_izmir_basmane_6march77
44062 ve 46104 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda – 06.03.1977
17449_44062_izmir_basmane_6march77
44062 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda- 06.03.1977
17451_44062_leaving_izmir_basmane_6march77
44062 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17453_56918_nears_izmir_basmane_6march77
56918 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı yakınlarında – 06.03.1977
17454
Mototren -06.03.1977
17456_46104_leaving_izmir_basmane_6march77
46104 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17459_56913+57013_izmir_suburbs_6march77
56913 ve 57013 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17479_57013_near_torbali_6march77
57013 plaka numaralı lokomotif Torbalı yakınlarında – 06.03.1977
17483_56913_near_torbali_6march77
56913 plaka numaralı lokomotif Torbalı yakınında – 06.03.1977
17487_56913+57013_near_torbali_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Torbalı yakınında – 06.03.1977
17488_56913+57013_near_torbali_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Torbalı yakınında – 06.03.1977
17492_56913+57013_near_torbali_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Torbalı yakınında – 06.03.1977
17498_56913+57013_north_camlik_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Çamlık kuzeyinde – 06.03.1977
17501_56913+57013_north_camlik_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Çamlık kuzeyinde – 06.03.1977
17502_56913+57013_entering_camlik_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Çamlık girişinde – 06.03.1977
17509_56507_near_ortaklar_6march77
56507 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çamlık yakınında – 06.03.1977
17513_56507_nears_camlik_6march77
56507 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çamlık yakınında – 06.03.1977
17516_old_track_alignment_camlik_6march77
Çamlık – 06.03.1977
17519_57018_in_izmir_suburbs_6_march_77
57018 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17521_57018_in_izmir_suburbs_6_march_77
57018 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17522
Mototren Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17523
Mototren Yeşildere vadisinde- 06.03.1977
17525_44000_in_izmir_suburbs_6_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17527_44000_in_izmir_suburbs_6_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17529_57018_in_izmir_suburbs_6_march_77
57018 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17530_56547_leaving_izmir_alsancak_7_march_77
56547 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 07.03.1977
17532_56911_leaving_izmir_alsancak_7_march_77
56911 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nı terk ediyor – 07.03.1977
17537_56911_leaving_izmir_alsancak_7_march_77
56911 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 07.03.1977
17543
Mototren – 07.03.1977
17544_46104_in_izmir_suburbs_7_march_77
46104 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar İzmir yakınlarında – 07.03.1977
17547_44062_in_izmir_suburbs_7_march_77
44062 plaka numaralı lokomotif İzmir yakınlarında – 07.03.1977
17548_46101_in_izmir_suburbs_7_march_77
46101 plaka numaralı lokomotif İzmir yakınlarında – 07.03.1977
17554_46104_hilal_crossing_izmir_7_march_77
46104 plaka numaralı lokomotif Hilal geçidinde – 07.03.1977
17557_44071+57000_at_hilal_crossing_7_march_77
44071 ve 57000 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Hilal geçidinde – 07.03.1977
17572_56918_at_turan_7_march_77
56918 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Turan istasyonunda – 07.03.1977
17580_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17584_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17586_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17588_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17600_45124_shunting_at_izmir_basmane_7_march_77
45124 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 07.03.1977
17615_56507+46102_at_ciyli_7_march_77
56507 ve 46102 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Çiğli istasyonunda- 07.03.1977

İzmir Saat Kulesi

Ali Rıza Avcan

Bugün size İzmir deyince ilk akla gelen, Konak Meydanı’na gittiğimizde uzaktan ya da yakından seyredip çoğu kez yanından, yakınından geçtiğimiz tarihi bir yapıdan, bir İzmir sembolünden,  İzmir Saat Kulesi’nden söz edeceğim.

Ama ne zaman, hangi amaçla kimin tarafından ne şekilde yapıldığından, geçirdiği değişimlerden ya da yapısal özelliklerinden değil; bugünkü halini koruması için yapmaya çalıştıklarımdan ve bu çerçevede başıma gelenlerden söz etmek istiyorum.

Beni yakından tanıyanların ve 2015 yılından bu yana sosyal medya hesaplarımdan izleyenlerin bildiği gibi, 05 Mart 2015 tarihinde İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne başvurarak;

  • İzmir İli, Konak İlçesi Konak Meydanı’nda bulunan,
  • İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 20.01.1994 tarih ve 4841 sayılı kararıyla belirlenen Tarihi Sit Alanı içerisinde kalan,
  • Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 17.01.1975 tarih, 152 sayılı genelgesi ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenen,
  • İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 08.04.1993 tarih ve 4370 sayılı kararı ile koruma grubu 1. grup olarak belirlenen,
  • Tapunun 282 ada, 1 parsel numarasında kayıtlı olup mülkiyeti Hazine’ye ait olan ve
  • İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilen

İzmir Saat Kulesi saçaklarına monte edilen çok fazla sayıdaki aydınlatma armatürünün oluşturduğu yüksek ısı ve karbon kirlenmesinin tarihi yapıya izin verdiği düşüncesiyle, bu armatürlerin İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun  hangi kararına göre yerleştirildiğini sorarak hiçbir bilimsel araştırma ya da analize göre yapılmadığı anlaşılan bu aydınlatma sisteminin kaldırılmasını talep ettim.

İzmir Saat Kulesi 001
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri
İzmir Saat Kulesi 002
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri
İzmir Saat Kulesi 003
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri
İzmir Saat Kulesi 004
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri

Çünkü bu talep öncesinde konu ile ilgili akademisyenlerle yaptığım görüşmelerden ve okuduğum yayınlardan bu tür tarihi yapıların aydınlatılması konusunda uygulanan aydınlatma sisteminin yapıda oluşturacağı etkilerin ne olacağı konusunda bir ön araştırma ve analizin yapılması gerektiğini ve bu araştırma/ analiz sonrasında Kurul’dan izin alınması gerektiğini öğrenmiştim.

Ayrıca hem Konak Meydanı’nın hem İzmir Saat Kulesi’nin aydınlatılması konusunda estetik kaygılarla hareket edilmediğini, yapılan aydınlatmanın tarihi yapının kimliğine zarar verdiğini, aydınlatmada renk uyumunun dikkate alınmaması nedeniyle saat kulesinin adeta kitsch bir nesneye dönüştürüldüğünü düşünüyor, Belçika’nın Gent, Fransa’nın Lyon kentlerinde yapılan ışıklandırmaların ve festivallerin örnek alınmadığını görüyordum.

Nitekim daha sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi Plan ve Proje Dairesi Başkanı Hülya Arkon‘la yaptığım özel bir görüşmede kule aydınlatmasının belediyenin işlerini yapan büyük bir firmanın sponsor katkısı olarak plansız programsız yapıldığını öğrenmiştim.

Yaptığım başvuru üzerine İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, Konak ve İzmir Büyükşehir belediyeleri ile yazışmalar yaparak konuyu araştırmış ve bu araştırma sonucunda bana gönderdiği 14 Ekim 2015 tarihli yazıda, yapıdaki aydınlatma uygulamasının Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü Koruma Uygulama Denetim Bürosu (KUDEB) tarafından verilen onarım ön izin belgesi ve onarım uygunluk belgesine göre yapıldığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan onarım sırasında herhangi bir delgi veya tarihi yapının dokusuna zarar verecek inşai/fiziki bir uygulama yapılmadığıu, kullanılan LED aydınlatma ürünlerinin UV ışını yaymadığı, enkandesan lambalara oranla % 80 oranında daha az enerji tükettiği ve asgari seviyede karbondioksit salınımı sağladığı için tarihi doku üzerinde herhangi bir olumsuz etki yaratmadığı belirtilerek tarihi saat kulesine zarar veren bir uygulamanın olmadığı tarafıma bildirilmiştir.

Bu karara gerçekleri yansıtmadığı gerekçesiyle yaptığım itirazlar üzerine aynı İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu 04 Kasım 2015 tarihli kararı ile “… mevcut aydınlatma sistemi ile ilgili yapıya zarar veren inşai bir uygulama yapılmadığı anlaşılmakla birlikte, mevcut aydınlatma sisteminin uzun dönemde yapıda yaratması muhtemel olumsuz etkilerin engellenebilmesi için, yapının dışında konumlandırılacak şekilde ve Konak Meydanı’nın kamusal, Saat Kulesi’nin anıtsal nitelikleri ile uyumlu yeni bir aydınlatma projesinin ilgili Belediyesi’nce hazırlanarak Kurulumuza iletilmesine…” şeklinde yeni ve olumlu bir kararın alındığı görülmüştür.

Bu kararın bana teslim edilmesi sonrasında 03 Mart 2016 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yazdığım başka bir dilekçe ile İzmir Saat Kulesi’nin aydınlatılması konusunda neler yapıldığını sordum.

İzmir Saat Kulesi - Bogomil Petrov
Bir “kitch” nesnesi olarak İzmir Saat Kulesi – Fotoğraf: Petrov Bogomil
İzmir Saat Kulesi - Efkan Sinan
Meydan ve İzmir Saat Kulesi aydınlatmasındaki karmaşa – Fotoğraf: Efkan Sinan
İzmir Saat Kulesi - Çağlar Tükel
Uyum ve estetikten yoksun bir aydınlatma – Fotoğraf: Çağlar Tükel
İzmir Saat Kulesi - Flickr Dimmy
Bu kez başka renkler nöbette – Fotoğraf: Dimmy (Flickr)
İzmir Saat Kulesi - John Kİmbley
Valilik binası renklerinin katılımı ile oluşan başka bir karmaşa – Fotoğraf: John Kimbley

21 Mart 2016 tarihinde aldığım Başkan adına Genel Sekreter Yardımcısı Buğra Gökçe imzasıyla aldığı yazıda İzmir Saat Kulesi’nin İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 04.11.2015 tarih, 3741 sayılı kararı uyarında anıtsal nitelikleri ile uyumlu yeni bir aydınlatma projesinin hazırlanmasına yönelik çalışmaların başlatıldığı belirtilerek “kentimizin tarihi ve kültürel mirasına göstermiş olduğunuz duyarlılığınıza teşekkür eder, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak kentimizin değerlerine hassasiyetle sahip çıkmaya devam edeceğimiz hususunda bilgilerinizi rica ederim” denilmiştir.

Aradan 9 ay geçtikten sonra bu çalışmaların akıbetini öğrenmek için İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne verdiğim 3 Ocak 2017 tarihli dilekçeyle ilgili olarak söz konusu müdürlüğün aradan 2,5 ay geçtikten sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gönderilen 21 Mart 2017 tarihli yazı ile çalışmaların akıbeti sorulmuş ve bu sorunun cevabı bana gönderilmediği için belediyenin bu yazıya cevap verip vermediği belli olmamıştır.

Ancak …. tarihinde BİMER aracılığıyla yaptığım şikayet sonucunda İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun bu konu ile ilgili 14 Eylül 2017 tarih, 6511 sayılı kararı tarafıma gönderilmiştir.

Bu belgenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan rölöve, restorasyon, güçlendirme, aydınlatma ve paratoner projelerinin uygun bulunmadığına, yapıdaki tüm bozulmaların rölöveye işlenerek bu doğrultuda bozulma analizinin revize edilmesine, restitüsyon projesinde tavan planlarına yer verilmesine, restorasyon projesinde bozulmalara ve güçlendirme önerilerine yönelik önerilerin müdahale biçimlerine, tekniğine ve bu müdahalelerde kullanılacak malzemelere ilişkin 13.12.2007 tarih ve 2818 sayılı karar ile de iletilmesi istenen konservasyon laboratuvarı incelemesinin yapılarak hazırlanacak raporun ve 04.11.1999 tarih ve 660 sayılı ilke kararı doğrultusunda tekniğine uygun olarak hazırlanacak restorasyon projesinin iletilmesine ve nihai kararın bu eksikliklerin giderilmesi sonrasında alınacağına karar verilmiştir.

Evet, ayrıntılı bir şekilde anlattığım bütün bu sürecin başlangıcından bu yana tamı tamamına 2 yıl 8 ay 19 gün geçti ve İzmir Saat Kulesi, ilk dilekçeyi verdiğim 5 Mart 2015 tarihindeki İzmir Saat Kulesi gibi bakıma ihtiyaç duyuyor….

Üstüne üstlük 15 Temmuz Darbe Girişim sonrasında Konak Meydanı’nda yapılan gösteriler sonucunda daha da hırpalanmış bir vaziyette…

O ihmal edilen bakımsız haline karşın her gece ya da önemli günlerin gecesinde farklı renkteki yoğun ışıklarla daha bir yıpranıyor, daha bir kimliğini yitiriyor…

Bugün artık tarihi bir saat kulesi değil; adeta Konak Meydanı’nı aydınlatan bir gece lambası gibi tarihsel kimliğine aykırı bir role soyunmuş durumda…

İzmir Saat Kulesi - Emre Hanoğlu
Fotoğraf: Emre Hanoğlu

Kentin merkezinde olmasına karşın çoğu kurum ya da kişinin onu fark edememesi, sahip çıkamaması, uzmanlık bilgi, birikim, deneyim ve liyakatine sahip olmayan belediye görevlilerinin zamanında, doğru ve eksiksiz bir şekilde proje hazırlayamaması nedeniyle o herkesin bilip tanıdığı İzmir Saat Kulesi bugün her zamankinden daha fazla bakıma, korumaya ve sahiplenmeye ihtiyaç duyuyor…

Tabii ki gören gözlere, duyan kulaklara, seven yüreklere, bilinçli ve vizyon sahibi yöneticilere…