İzmir’in kültür mirasını, Binali Yıldırım’ın ekibine teslim etmek…

Ali Rıza Avcan

İnsanoğlunun her türlü beraberliği, bunu oluşturan kişi, örgüt ya da grupların birbirlerine karşılıklı güveni üzerinde gelişen bir düşünce ve duygu birliğini gerektirir. Bu koşulların oluştuğu o ilk an’da, sözünü ettiğimiz beraberlik ya da birlik hali kendiliğinden ortaya çıkar ve bu koşulların varlığı süresince devam edip, azalması ya da yok olması durumunda tüm taraflara zarar verip ortadan kaybolur.

O nedenle ister ticari, ister duygusal ya da ister siyasal olsun her türlü beraberliğin maddi ve manevi anlamda sağlam temeller üzerinde yükselmesi gerekir ve bu temellere bir zarar gelmediği sürece o beraberlik, işbirliği hali devam eder gider. Arkadaş, sevgili, eş ya da ticari anlamda ortak olma halleri hep bu özellikleri taşır, hep bu süreçleri yaşar.

İşte o nedenle, tüm meslek yaşamım süresince birlikte çalışmayı düşündüğüm kişi, örgüt ya da gruplar ne kadar bilgili, deneyimli, becerikli ve yetenekli olurlarsa olsunlar, onların dünya görüşleri, siyasetleri, dünyaya bakışları benimle aynı ya da benzer olmadığı, başka bir anlatımla “doku uyuşması” olmadığı sürece tek bir adım dahi atmadım, arada bir yanlışlıkla attıklarım olsa bile en kısa sürede geri giderek o işten sıyrılmaya çalıştım. Örneğin meslek hayatımın 1991 ila 2015 yıllarını kapsayan son döneminde sunduğum eğitim, yönetim, planlama, araştırma ve iletişim danışmanlığı hizmetlerinde hiçbir şekilde benimle aynı düşüncede olmayan MSP‘li, MHP‘li ya da AKP‘li belediyelerle, belediye başkanlarıyla ve siyasetçilerle çalışmadım. Çalıştığım ANAP‘lı ya da DYP‘li belediye başkanları ise esasen sol görüşlüydüler ve çoğu kez daha sonra CHP‘ye geçmişlerdi. MSP, MHP ve AKP gibi sağ partilerden ve siyasetçilerden gelen tek tük teklifi ise inandırıcı gerekçeler yaratarak kabul etmedim. Bu anlamda, İzmir Limanı davalarıyla ve oğlunun gemicikleri ile ünlenip 2015 seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olarak karşımıza çıkan İzmir milletvekili, eski Ulaştırma Bakanı ve Başbakan olan Binali Yıldırım‘ın seçim kampanyasını yönetme, kampanyaya katkıda bulunma ya da seçim projelerini hazırlama gibi bir işi yapmak hiçbir şekilde aklıma gelmedi, gelse bile bunu kendime yedirip kabul etmem mümkün olmazdı. Nitekim ANAP‘lı belediye başkanı olarak bir dönem danışmanlığını yaptığım Balçova Belediye Başkanı Mustafa Şentürk‘ün izleyen seçimlerde AKP aday adayı olması durumunda, ona yardımcı olmanın etik olarak doğru olmadığını düşünerek gelen teklifi kabul etmedim. Bu çerçevede bu gün AKP‘li olup yarın öbür gün bir çırpıda CHP‘li olan; hatta daha sol partilere geçen siyasetçilerin bu akıl dışı tercih ve tutumlarına ise aklım hiç ermedi.

Kısacası bana göre herkes düşünce, duygu, siyaset, dünya görüşü ve ideolojisiyle geçmişine uygun olan yerde yer almalı, ilkelerinden taviz vermemeliydi. Söz konusu olan iş, çoğu insanın “profesyonellik” olarak kabul ettiği para kazanmaya dayalı işler bile olsa…

Yol ayrımı… Kiminle birlikte ve nasıl?

Yanlış yolda yanlış yol arkadaşı seçmek…

İzmir’de yaşayan çoğu İzmirlinin bilip tanık olduğu gibi, geçtiğimiz günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortak, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in yönetim kurulu başkanı olduğu ve daha çok kısa adı TARKEM‘le tanınıp bilinen Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi, 2012 yılından bu yana bir hedef olarak belirlediği İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘nu kurduğunu ve bu durumu düzenlediği bir kokteylle kutladığını duyurdu.

Böylelikle önce Kemeraltı ve Basmane semtlerindeki bazı bölgelerde, daha sonra UNESCO İzmir Tarihi Alan Yönetimi‘ni üstlenmesi nedeniyle Kemeraltı, Basmane, Kadifekale, Çankaya ve Pasaport gibi tarihi kent merkezinin önemli bölgelerinde görevli olan her arsa, her bina değerli birer kültürel değer olmaktan çıkarak söz konusu gayrimenkul yatırım fonunun alıp satabileceği, kiralayıp kullanabileceği bir gayrimenkul düzeyine indi. Arkeolojik, tarihi, kültürel olma gibi değerler ise sadece bu gayrimenkullerin değerini arttıran ayrıntıya dönüşmüş oldu.

Böylelikle, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in ifade ettiği şekliyle yurtdışı ve içi yatırım kaynaklarından elde edilecek toplam 1 milyar dolarlık fon geliri ile bu tarihi bölgenin kurtarılması mümkün olacaktı.

Bu durum, bu fonu yönetme görevi verilen Re-Pie Portföy Yönetimi Anonim Şirketi‘nin İnternet sayfasında (https://re-pie.com) şu şekilde açıklanıyor:

İzmir Tarihi Kent Merkezi’nin UNESCO Dünya Mirası olmasına katkı sağlayacak “İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu” kuruldu.

TARKEM ve Re-Pie Portföy iş birliğiyle kurulan fon, İzmir Tarihi Kemeraltı ve Çevresi adına kaynak yaratma ve ölçeklendirme amacı taşıyor. Fona, bölgenin gelecek vizyonunun bir parçası olmak isteyen kurumsal ve bireysel nitelikli yatırımcılar katılabilecek.

Etki Yatırımı Özelliği

Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu bir “Etki Yatırımı” olması sebebiyle de ayrı bir önem teşkil ediyor. Bölgedeki kültürel mirasın hak ettiği değeri görmesine katkıda bulunacak olan fon, finansal getiri sağlamanın yanı sıra sosyal ve çevresel etki de yaratacak.

Bu gelişme üzerine, konuyla ilgili tüm belgeleri incelemeye, bu işin İzmir’e kazandırabilecekleri ile kaybettirebileceklerini anlamaya çalıştım. Tabii ki, öncelikle TARKEM‘in ve İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu maceralı yolculuğu kimlerle birlikte ve hangi koşullarda yapacağını öğrenmeye, bu işi üstlendiği söylenen Re-Pie Portföy Yönetimi Anonim Şirketi‘nin sermaye yapısıyla ortaklarını, yönetim kurulu üyeleriyle başka hangi fonları yönettiğini; ayrıca bu şirketin Türkiye’deki diğer gayrimenkul yatırım fonu yöneten şirketler arasındaki durumunu öğrenmeye çalıştım.

Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş.

Kamuoyunu Aydınlatma Platformu (KAP) verilerine göre Türkiye’de toplam 143 gayrimenkul fonunu yöneten toplam 26 şirket bulunuyor. Bu bilgilere göre Re-Pie Portföy Yönetimi Anonim Şirketi bu şirketler arasında yönettiği 25 gayrimenkul yatırım fonu ile 1. sırayı işgal ediyor. İkinci, üçüncü ve dördüncü sıraları ise 19 GYF ile Albaraka Portföy Yönetimi A.Ş., 15 GYF ile Neo Portföy Yönetimi A.Ş. ile Nurol Portföy Yönetimi A.Ş. işgal etmekte.

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi verilerine göre ticaret sicili numarası İstanbul-935506 olan şirket 28 Ağustos 2014 tarih, 8641 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ana sözleşmedeki bilgilere göre tek ortak Faruk Çemik tarafından “EYG Gayrimenkul Portföy Yönetimi Anonim Şirketi” adıyla kurularak 9 Mart 2016 tarih, 9028 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan sözleşme değişikliği ilamıyla “Re-Pie Gayrimenkul Portföy Anonim Şirketi” adını aldığı, taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarının 7.500.000.- TL., kayıtlı sermaye tavanının 20.000.000.- TL. olduğu belirlenmiştir.

Kamuoyu Aydınlatma Platformu (KAP) verileri incelendiğinde ise, şirket sermayesinin % 37,60’ının mimar Caner Bingöl‘e, % 37,60’ının ekonomist Mehmet Ali Ergin‘e, % 18.80’inin Dr. Mehmet Emre Çamlıbel‘e, % 3’ünün kendini “finans sektörü profesyoneli” olarak tanımlayan Alim Telci‘ye, % 3’ünün de Alt Capital Holding A.Ş.‘ne ait olduğu, Yıldız Teknik Üniversitesi mezunu Dr. Mehmet Emre Çamlıbel‘in şirketin yönetim kurulu başkanı, Mehmet Ali Ergin‘in yönetim kurulu başkan vekili, yine Yıldız Teknik Üniversitesi mezunu Caner Bingöl ile Alim Telci‘nin yönetim kurulu üyesi olduğu, denetim işlerinin de uzun yıllardır DRT Bağımsız Denetim ve Serbest Muhasebeci Müşavirlik A.Ş. tarafından yapıldığı, Dr. Mehmet Emre Çamlıbel‘in aynı zamanda GYODER, KONUTDER ve İNDER yönetim kurulu üyesi olduğu, Mehmet Ali Ergin‘le Caner Bingöl‘ün gayrimenkul yatırım danışmanlığı yaptığı görülmüştür.

Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş.‘nin 01.01.2023-31.03.2023 dönemine ait Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu verilerine göre şirketin 31.03.2023 vergi öncesi faaliyet kârı 39.031.853.- TL’dir. Şirketin aktif toplamı 1.081.641.097.- TL., dönen varlıklar toplamı 146.099.231._TL., duran varlıklar toplamı 933.541.866.-TL. ve öz kaynaklar toplamı 826.249.256.-TL’dır.

Yine aynı raporun verdiği bilgilere göre;

Şirketin kendi adına oluşturulmuş toplam 25 adet gayrimenkul yatırım fonu (Atış İnvest-Downtown AVM GYF, İzmir Tarihi Kemeraltı GYF, Downtown Ofis GYF, Downtown Otel GYF, Efor GYF, Emlak Katılım Yeni Evim GYF, Göksu GYF, NEF GYF, Sampaş Holding Özel GYF, Avrupa Stratejik GYF, Avrasya Stratejik GYF, Anadolu Stratejik GYF, Neva GYF, Asya Stratejik GYF, Novada Urfa GYF, Yıldız GYF, Milenyum GYF, Trakya GYF, Levent GYF, Dicle GYF, Fırat GYF, Atar GYF, Fırsat GYF, Turesif GYF, Meriç GYF, ),

29 adet girişim sermayesi yatırım fonu [Birinci Karma Teknoloji GSYF, Perakende GSYF, Finberg Yıldız GSYF, İkinci Karma GSYF, IOT Tech GSYF, Getir GSYF, Teknoloji GSYF, Üçüncü Karma GSYF, Colendi GSYF, Altun Capital GSYF, Fiba Fırsat GSYF, Fibabanka Yıldız GSYF, Arf GSYF, Dokuzuncu Karma GSYF, Binbin GSYF, Anatolia GSYF, Turkcell Yeni Teknolojiler GSYF, Modanisa GSYF, Sekizinci Karma GSYF, Dördüncü Karma GSYF, Easycep GSYF, Smartgum GSYF, Startup-1 GSYF, Ace Games GSYF, Siber Güvenlik GSYF, Webrazzi Web3 GSYF, Payporter GSYF, Zincir Mağazacılık GSYF, Artnouve GSYF],

5 adet menkul kıymet yatırım fonu (Birinci Değişken Fon, Birinci Serbest Fon, Birinci Hisse Senedi Serbest Fon, Birinci Katılım Serbest Fon, İkinci Değişken Fon) bulunmakta; ayrıca, 1 adet emeklilik yatırım fonu ile 20 adet portföy şirketi ve 12 adet iş ortağı bulunmaktadır.

Şirket bütün bu sayılan gayrimenkul fonlarının nitelik ve niceliğine göre ilk kez İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu kapsamında oldukça büyük, önemli ve gelecek vaat eden bir fonu oluşturmuş; böylelikle, Türkiye‘nin üçüncü büyük metropolünün merkezindeki oldukça geniş tarihi bir alandaki gayrimenkullerin yönetimini üstlenmiştir.

Niye GYO değil de GYF?

Gelelim İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘nun kurulması ile ilgili tartışma ve değerlendirmelere…

TARKEM kurulduğu günden itibaren Borsa‘ya kote olup halka açılmak, halktan aldığı paralarla zenginleşmek derdindeydi. Özellikle de “altın hisse” adı verilen imtiyazlı hisseleri elinde bulunduran kurucu ortaklar için… Şirketin Borsa‘ya kote olması arzusunu en iyi şekilde gazeteci Gönül Soyoğul‘un TARKEM‘in kurucu ortaklarından Uğur Yüce ile yaptığı görüşmedeki şu ifadede buluruz:

Bir gayrimenkul ve alan iyileştirmeden bahsediyoruz. Dolayısıyla dünyanın neresinde başarılı bir şekilde yönetilmiş bir gayrimenkul şirketi zarar etmiş olsun? Mümkün değil. Ama kar dağıtmayacak. O zaman ne olacak? Onun da çaresi şu; Biz bu şirketi 3 yıl içinde halka açacağız. Borsaya kote edeceğiz. Zaten elindeki varlık gayrimenkullerden oluştuğu için, şirket değerlemesinde hisselerin belirlediği değer olacak. Diyelim ki 1 liralık hisse 220 kuruş, 230 kuruş. İsteyen satar çıkar, isteyen borsadan alır girer.” (1)

Görüldüğü gibi şirketin kuruluşundan bu yana ana hedef, Borsa‘ya kote olarak halktan para toplamak, bu suretle şirkette “altın hisse” sahibi olanların daha da zenginleşmesidir. Ama geçen yıllar içinde bu hedefe bir türlü varılamaz. Çünkü bir yandan ülke ekonomisi kötüye giderken, şirket de kötü bir performans gösterir, umduğu değerleri yaratamaz. Hatta “TARKEM 2021 Yılı Temmuz Ayı Yönetim Kurulu Toplantısı” başlıklı 54 sayfalık belgenin 8. sayfasındaki tablo ile 30.06.2021 tarihi itibariyle TARKEM nakit açığının eksi 1.352.275.-TL. olduğu üyelere duyurulur.

Bunun üzerine yeniden kaynak yaratma çalışmalarıyla yeni finans modellerinin görüşülmesine başlanır. TARKEM‘in 2021 Yılı Faaliyet Raporu‘nun “TARKEM Finansal Sürdürülebilirlik” bölümündeki değerlendirmelere baktığımızda, baştan beri hayal edilen Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) modelinin, Gayrimenkul Yatırım Fonu (GYF) modeline göre daha zor ve uzun sürede kurulması, mevzuat hükümleri ve operasyonel yük açısından daha ağır sorumluluklar getirmesi, kısa vadede herhangi bir getirisinin olmaması, şirket içindeki ortaklık paylarının korunamaması, ortaklar arası ilişkilerin sert şartlarla düzenlenmesi, halka arz öncesinde şirket ekibinin genişletilmesi gerekliliği, TARKEM‘in işletme şirketine en fazla % 10 oranında ortak olması zorunluluğu, ortaklardan yeni sermaye artış talebinde bulunmak zorunda kalınması, TARKEM boyutunun GYO’lar için nispeten küçük kalması gibi gerekçelerle GYO hedefinden vazgeçilerek GYF hedefi ile yetinilmiş; böylelikle TARKEM‘in proje geliştirme işlevinden vazgeçilerek sadece bitmiş mülklerin alınması ile yetinilmesi yoluna girilmiştir.

Ardından da bu fonu kuracak gayrimenkul yatırım fonu şirketi olarak seçilen Re-Pİe Portföy Anonim Şirketi ile görüşmelere başlanarak, Sermaye Piyasası Kurulu‘nun (SPK) 19.09.2021 tarih, 42/1262 sayılı onayı ile daha önce Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından kurulup müşteri aradığı “Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. Kolektif Gayrimenkul Yatırım Fonu” ile ilgili ihraç belgesi, kendilerine gelen TARKEM A.Ş. yetkilileriyle anlaşmaları üzerine SPK‘nın 16.01.2023 tarih, E-12233903-315.04-31386 sayılı izin doğrultusunda değiştirilerek mevcut fonun ismi ve içeriği “İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu” olarak değiştirilmiş; ancak, III-52.3 sayılı Gayrimenkul YAtırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği’nin 13. maddesinin, 20.12.2018 tarih, 306731 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanan tebliğle değişik 7. fıkrasında yazılı olan hükmün aksine, yeniden düzenlenen ihraç belgesinde fon katılma paylarının hangi tarihten itibaren yatırımcılara sunulacağı belirtilmemiştir. Ancak yine aynı fıkra hükmünde, “belirlenecek satış başlangıç tarihi, her durumda onaylı ihraç belgesinin Kurucu tarafından teslim alınmasını takip eden altı ayı geçemez” denildiği için, onay tarihini izleyen 6 aylık süre içinde pay satışına başlanmıştır.

Değiştirilen resmi belgelere göre, süresiz olarak kurulan fona ait katılma paylarının pazarlama ve dağıtımını gerçekleştirecek Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. dışında Halk Yatırım Menkul Değerler A.Ş. ile Colendi Menkul Değerler A.Ş. alım satımına aracılık yapacak, fon katılma payları yurt içi ya da dışındaki yerleşik “nitelikli yatırımcılara” satılacak, katılma payına ilişkin asgari işlem limiti ise 50.000.-TL. olarak uygulanacaktır.

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu‘nun 54. maddesi kapsamında III-52.3 sayılı Gayrimenkul Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği‘ne göre, katılma paylarının nitelikli yatırımcıya satışına başlandığı tarihi müteakip en geç bir yıl içinde fon portföy değerinin en az 10.000.000TL büyüklüğe ulaşması ve katılma payı sahiplerinden toplanan paraların Tebliğ’de belirtilen portföy sınırlamaları dahilinde yatırıma yönlendirilmesi zorunludur. (3)

Fondan herkes pay alabilecek mi?

Ancak bu konu ile ilgili mevzuat uyarınca “nitelikli yatırımcı“, Sermaye Piyasası Kurulu‘nun (SPK) yatırım kuruluşlarına ilişkin düzenlemelerinde tanımlanan ve talebe bağlı olarak sadece ve sadece profesyonel müşterilerdir. “Nitelikli yatırımcı” olmanın koşulu ise, “işlem yapılması istenen piyasalar üzerinden son bir sene içinde, her üç aylık dönemde asgari 500 bin TL hacminde ve minimum 10 adet işlem yapmış olmak ve sahip olunan bütün nakit mevduatların ve sermaye piyasası araçlarının finansal varlık bakımından toplam değerinin, halka arz tarihi itibariyle en az 1 milyon TL olması.” şeklinde belirlenmiştir.

Bu yeni durumda yeni bir varlık portföyü olarak kurulan İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘nun gayrimenkul portföyünü yönetecek yatırım komitesine Re-Pie Portföy Yönetimi Anonim Şirketi‘nden Dr. Mehmet Emre Çamlıbel, Mehmet Ali Ergin, Alim Telci, TARKEM Anonim Şirketi‘nden de Aydın Buğra İlter ve Serdar Dağıstan atanmış; ayrıca, TARKEM tarafından görevlendirilen 2 üyenin olumlu oyu olmadan karar alınmaması koşulu getirilmiştir.

Fonun muhtemel müşterileri Katar ve Kuveyt gibi Körfez ülkeleri olabilir mi?

Serbest piyasanın getirdiği koşullara göre, İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘ndan “nitelikli yatırımcı” özelliklerini taşıyan herkes; örneğin, Basra Körfezi‘ndeki Arap ülkelerinden, Kuveyt‘ten, Katar‘dan ya da Azerbaycan, Irak ve Suriye‘den gelen herkes pay alabilir. Bir anlamda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından projelendirilen Çeşme Turizm Projesi‘nin olası misafirleri İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘na da yatırım yapıp yazlık niyetine Çeşme ve Alaçatı‘da, kışları da İzmir‘de, Kemeraltı ya da Basmane‘de karşımıza çıkacaklardır.

Nitekim, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 8 Haziran Çevre Gününde Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na hitaben “Çeşme Projesi yerine gelin size Kemeraltı’nı verelim” pazarlığının altında yatan düşünce de budur.

Fonu yönetecek isimler yoksa eski tanıdıklarımız mı?

İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı‘nın yapılanması ve işleyişi ile ilgili diğer ayrıntılara girmeden önce bizim açımızdan; özellikle de işin siyasi boyutları açısından ilginç, ilginç olduğu kadar anlamlı ve vahim bir durumu gündeme getirmemiz gerekmektedir.

Çünkü aşağıda linkini verdiğimiz Emlakta Son Dakika İnternet Gazetesi‘nin 17 Mart 2014 tarihli “AKP’nin Hayat İzmir projesinin altından ENSpd’nin imzası çıktı” haberini incelediğimizde, 2014 tarihli Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde AKP‘nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olarak karşımıza çıkan eski İzmir milletvekili, ulaştırma bakanı ve başbakan Binali Yıldırım‘a ait “Hayat İzmir” isimli 1414 adet projeyi hazırlayan ENSpd Project Development isimli şirketin 77 kişilik ekibinin başındaki Caner Bingöl‘le Mehmet Ali Ergin‘in; yani bugünkü Re-Pie Portföy Yönetimi Anonim Şirketi‘nin büyük ortak ve yöneticileri olduğunu görürüz.

https://www.emlaktasondakika.com/guncel/akp-nin-hayat-izmir-projesinin-altindan-enspd-nin-imzasi-cikti-79308.html

Ayrıca o tarihlerde AKP‘nin Konak Belediye Başkan Adayı, bugünse TARKEM ortağı ve yönetim Kurulu üyesi olan İlknur Denizli‘nin “Hayat İzmir Projeleri, Konak” isimli seçim broşürünü okuduğumuzda o tarihlerde Konak ve diğer ilçe belediyelerindeki AKP‘li adaylar için hazırlanan projelerle bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TARKEM A.Ş. tarafından seçilen Re-Pie Portföy Yönetimi Anonim Şirketi tarafından yönetilecek İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu kapsamında yapılacak toplam 77 yatırım ve işin neredeyse birebir aynı olduğunu görürüz:

Alsancak Kültür Endüstrileri Alanı-Kordon-Konak Meydanı-Kemeraltı-Agora-Kadifekale Arkeopark Projesi ile Kültür Turizm aksı olarak yerel ekonomiye katkı sağlayacağız. Proje kapsamında Kemeraltı’ndaki tarihi yapılarını restore ederek yerel ticareti geliştireceğiz.

Kentsel Hayat kapsamında İzmir turizminin dünyada markalaşması için Kemeraltı-Kadifekale Arkeopark Projesi ile kültür turizm aksını oluşturarak yerel ekonomiye katkı sağlayacağız.” (2)

Görüldüğü gibi, bugün yeni kurulmuş olan İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı‘nı yönetecek isimler, bundan 9 yıl önce CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Aziz Kocaoğlu‘nun rakibi adına bölgeyi öğrenip tıpkı bugünkü görevlerine benzeyen proje ve işleri, AKP‘nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım ile Konak Belediye Başkan Adayı İlknur Denizli tarafından yapılacak işler olarak onların hanesine yazmıştır.

Şehir şehir dolaşan fon yöneticileri…

Ardından, yine linkini aşağıda göreceğiniz Gazete Merhaba‘nın 16 Şubat 2017 tarihli “Biçki: rant danışmanlığı mı yapıyorsunuz?” başlıklı haberini incelediğimizde de, CHP Balıkesir İl Başkanı Ender Biçki‘nin Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li A. Edip Uğur‘un danışmanlarından Mehmet Ali Ergin ve Caner Bingöl‘ün belediyenin gayrimenkul şirketinde üst düzey yöneticiler olduğunu, bu yöneticilerin 1/5000’lik planlar yapılmadan önce Kabaktepe bölgesinden 5 bin dönümlük arazi aldıklarını söyleyerek bu olayların araştırılmasını istemiş, ayrıca İstanbul merkezli ENSPD Project Development isimli şirketin Balıkesir Büyükşehir Belediyesi‘nin imar planlarını hazırladığını belirtmiştir.

Bu iddialara karşılık Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur ile ENSPD Project Development isimli şirketin verdiği cevapları sayfasına taşıyan Bandırma’nın Sesi isimli İnternet gazetesinin 17 Şubat 2017 tarihli ve “ENSpd Firması Hakkındaki İddialara Cevap Verdi” başlıklı haberi ise, haber içeriğinde daha çok belediye başkanının verdiği bilgiler yer aldığı halde haberin başlığı ENSpd firmasını öne çıkaracak şekilde atılmış, belediye ile şirket arasındaki ilişkilerin hangi düzeylere taşındığını daha net bir şekilde ortaya koymuştur. Nitekim bu tür haber ve iddialarla beslenen siyasi ortam neticesinde 2019 seçimlerinde Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığı‘nı aynı partiden Yücel Yılmaz kazanmış, eski belediye başkanı ve danışmanları görevlerinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

(https://www.emlaktasondakika.com/guncel/akp-nin-hayat-izmir-projesinin-altindan-enspd-nin-imzasi-cikti-79308.html)

(https://www.bandirmaninsesi.com/enspd-firmasi-hakkindaki-iddialara-cevap-verdi-17681.html)

Şimdi bu iki tekzip edilmeyen gazete haberini okuduktan sonra, İzmir‘de 1 Milyar Dolarlık yatırım beklendiği söylenen İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘nun 2014 yılında İzmir’de, 2017 yılında da Balıkesir‘de AKP‘ye hizmet etmiş bir ekibe teslim edilmiş olmasının hesabını sormamız gerekiyor…

Hele ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 11 Haziran 2023 tarihinde TARKEM ve Re-Pie yöneticileriyle yaptığı görüşmede “…Buraya Kuveyt’ten, Katar’dan yatırımcı gelse ‘Kemeraltı’nı satın alıyorum’ dese, emin olun önünde yatar ve yaptırtmazdım. Ama bu hikaye başka bir şey. Burası sadece bir yatırım aracı değil, aynı zamanda yatırım alanı” dedikten sonra Re-Pie şirketini doğanın, hayatın akış ritmini değiştiren, hızlandıran bir lokomotif olarak tanımlamasının kendisi ve bizler için ne anlama geldiğini sormamız gerekiyor.

Mehmet Ali Ergin, Tunç Soyer, Caner Bingöl ve Sergenç İneler…

Hangi amaç için kimlerle ve ne şekilde?

Yanlış seçilen yol arkadaşları olarak, 2014’de CHP‘nin İzmir‘deki adayı Aziz Kocaoğlu‘na, ardından 2019’da CHP’nin İstanbul‘daki adayı Ekrem İmamoğlu‘na rakip olan Binali Yıldırım‘ın kazanıp İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olması amacıyla yardımcı olan; ayrıca 2017’li yıllarda AKP‘li Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur‘a emlak danışmanlığı yapan Caner Bingöl ile Mehmet Ali Ergin‘in şirketi Re-Pie Portföy Yönetimi Anonim Şirketi‘ni seçen Tunç Soyer‘le TARKEM yöneticilerinin İzmir‘in kaderini bu kişi ya da kurumlara teslim etmesinin nedeni nedir? Sermaye Piyasası Kurulu‘nun (SPK) verdiği resmi bilgilere göre, gayrimenkul yatırım fonlarının yönetimi konusunda Türkiye‘de faaliyet gösteren, Re-Pie dışında 25 şirket bulunduğu ve bunların bir kısmı, özellikle de Türkiye İş Bankası‘nın şirketi İş Portföy Yönetimi A.Ş., Oyak Portföy Yönetimi A.Ş. ya da Akbank‘ın şirketi Ak Portföy Yönetimi A.Ş. gibi daha büyük, daha bilinen gayrimenkul yatırım fonları tercih edilmeyerek, AKP destekçisi olarak bilinen bu şahısların bu şirketi niye seçilmiştir? Bu seçimi yapanların kulaklarına kim ya da kimler tarafından Re-Pie‘ın ismi fısıldanmış, kimler Re-Pie lehine çalışmıştır? Örneğin, farklı şirketlerden hangisinin tercih edileceği konusunda TARKEM ve İzmir Büyükşehir Belediyesi düzleminde mukayeseli bir değerlendirme ya da tartışma yapılmış mıdır? TARKEM ortağı ve yönetim kurulu üyesi olanların AKP‘li siyasetçilerin bu konuda bir etkisi ya da yönlendirmesi olmuş mudur?

Yoksa bir yurttaş, bir hemşeri, bir seçmen olarak bugüne kadar desteklediğimiz CHP‘li belediyelerin ve başkanlarının bu ilginç yol arkadaşlarıyla yaşayacakları maceraların nasıl olacağını, bu bilinçli tercihin sonucu olarak nelerle karşılaşacaklarını açıkçası merak ediyor ve yarın öbür gün aynı kafayla AKP‘nin önde gelen diğer ünlü profesyonelleri İbrahim Kalın, Yiğit Bulut, Özlem Zengin ve Mehmet Uçum gibi isimleri “ama biz ticaret yapıp para kazanıyoruz” bahanesiyle yol arkadaşı olarak kabul edip etmeyeceklerini sormak istiyorum. Aynen Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Abdüllatif Şener, Savcı Sayan, Mehmet Ali Çelebi ve Ümit Özdağ gibi yanlış seçimlerin sizleri yanlış yerlere götürdüğünü ve fazlasıyla istismar edildiğinizi hatırlatarak… Seçim kampanyanız sırasında sık sık dile getirdiğiniz “merkezi hükümet ile İzmir vizyon ortaklığı kuracağız” sözü ve ondan sonraki Saray ziyaretinizdeki “o aşkla bakış” yoksa bu durumu ifade edip yeni ittifakları mı müjdeliyor?

Yarın öbür gün TARKEM ve onun oluşturduğu İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı yanlış seçilen yol arkadaşları nedeniyle başta isimlerini saydığımız çok ortaklı Kipa, Tansaş, Hilton İzmir ya da Güçbirliği şirketleri gibi başarısız İzmir deneyimlerinin akıbetine benzer bir şey yaşandığında, ne yapacaksınız, nasıl hesap vereceksiniz?

Yazının birinci bölümü:

İzmir kültür mirasının yeni patronu: TARKEM…

—————————————————————————————————–

(1)TARKEM’in kurucularından Yüce: Muhalif başımın tacıdır“, Gönül Soyoğul ile görüşme, 16 Aralık 2019, Gerçek İzmir Gazetesi, http://www.gercekizmir.com/haber/TARKEM-in-kurucularindan-Yuce-Muhalif-basimin-tacidir/73213

(2)Hayat İzmir” Projeleri Konak, “İzmir Türkiye’ye Lazım”, AKP Seçim Broşürü.

(3) Gayrimenkul Yatırım Fonları, Sermaye Piyasası Kurulu Broşürü, 2022, s.2.

İzmir kültür mirasının yeni patronu: TARKEM…

Ali Rıza Avcan

19 Kasım 2012 tarihinde İzmir Büyükşehir ve Konak belediye şirketleriyle 114 İzmirli ortağın; yani,, toplam 116 kişi ya da şirketin 20’şer bin lira ödeyerek kurdukları çok ortaklı Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi (TARKEM) geçtiğimiz günlerde yönetimi Re-Pie Portföy Yönetimi Anonim Şirketi tarafından yönetilecek İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘nu kurdu ve bunu EGİAD‘a ait Portekiz Havrası‘nda düzenlediği bir kokteylle kutladı.

Kurulduğu günden bu yana devamlı olarak halka açılmaktan bahseden şirket, anlaşılan o ki, hem şirketin geçen süre içindeki başarısız performansı hem de gayrimenkul ortaklığı işinin zorluğu, uzun sürmesi ve kendileri açısından daha riskli olması nedeniyle şirketin İstanbul Borsası eliyle halka açılması anlamına gelen gayrimenkul yatırım ortaklığı (GYO) hedefinden vazgeçerek, başka bir deyimle hedeflerini küçülterek daha kolay ve basit bir yatırım yöntemi olan gayrimenkul yatırım fonu aracılığıyla “nitelikli yatırımcılar“dan para toplamayı tercih etmiş…

Şirket sermayesi içinde % 40 oranında bir kamu payı olmakla birlikte; bilinçli bir şekilde “sivil toplum” olarak tanıtılan ve aslen sermaye kesimlerini temsil eden meslek odalarının % 10’luk payı ile “özel” olarak adlandırılan İzmir sermayesine ait % 50’lik payı dikkate aldığımızda TARKEM‘in yetkili olduğu alandaki İzmir kültür mirasının tümüyle özel sektöre teslim edilmesi ve buna ilişkin finansmanın da yine kamu dışındaki kaynaklardan sağlanması anlamına gelen bu vahim durumu daha iyi anlayabilmek amacıyla yazdığımız bu ilk yazıda TARKEM isimli soylulaştırma şirketinin 2012-2023 dönemindeki macerasını, önümüzdeki günlerde yayınlayacağımız ikinci yazımızda da İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Fonu‘nun kurulması ile ilgili süreci inceleyerek bunun İzmir, özellikle de İzmir Kültür Mirası için ne anlama geldiğini inceleyip tartışmaya çalışacağız.

TARKEM’in ortaklık yapısı…

İşe kısa adı TARKEM olan Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi‘nin 11 yıllık geçmişinin köşe taşlarını 12 adımda hatırlamakla başlayalım:

Şirket ne zaman ve nasıl kuruldu?

1. TARKEM, 2009-2019 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı olarak çalışan Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin “İzmir Tarih İzmirlilerin Tarih ile İlişkisini Güçlendirme Projesi” adlı tasarım stratejisi raporundaki tespit ve öneriler çerçevesinde 26 Kasım 2012 tarih, 8201 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayınlanan ilama göre 2.320.000 hisseden 348’inin imtiyazlı (altın hisse), 2.319.652 tanesinin imtiyazsız olduğu 2.320.000.-TL sermayeli ve 116 ortaklı bir anonim şirket olarak kurulmuş, diğerlerine göre imtiyazlı “altın hisseler” 3 adet ortağa, imtiyazsız hisseler ise 113 ortağa tahsis edilmiştir.

Bu anlamda, İzmir Tarih Projesi‘nin müellifi Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin hazırladığı tasarım proje stratejisi belgesinde de belirttiği gibi, TARKEM İzmir’in tarihi kent merkezinde yoksullar, dar gelirliler, mevcut mahalle sakinleri, göçmenler ve mülteciler yerine gelir düzeyi yüksek İzmirli ya da İstanbullu zenginler, beyazyakalılar için, eski, tarihi yapıların restorasyonu suretiyle işyeri, konaklama tesisi ve öğrenci yurdu üretme iddiasında olan eğitim ve turizm odaklı bir “soylulaştırma” şirketidir. (1)

Başarısız bir İzmir geleneği: Çok ortaklı şirket yapısı

2. TARKEM‘in ortak sayısı kurulduğu 2012 yılı itibariyle 116 olduğu halde bu sayı 2017’de 120’ye, 2022 yılında da 173’e yükselmiş, çoğunluğunu İzmir sermayesinin oluşturduğu özel kesimin payı % 50’ye, kamu kesiminin payı % 40’a, genellikle özel sermayeye ait meslek odalarının payı da % 10’a ulaşmıştır. (2)

Bu anlamda bir belediye şirketi olmayışı nedeniyle Sayıştay tarafından denetlenmeyen TARKEM, bir İzmir geleneği olarak tanıtılan çok ortaklı şirket yapılanmasının bir sonucu olarak başarısızlığa; daha doğrusu Kemeraltı Platformu sözcüsü sevgili dostumuz Cem Ceylan‘ın da ifade ettiği şekilde, KİPA, Tansaş ve Güçbirliği girişimleri gibi diğer olumsuz örneklerinde gördüğümüze benzer şekilde; kaderi, İstanbul sermayesine ya da yurtdışındaki sermaye kuruluşlarına satılma ya da devredilme şeklinde yazılmış çok ortaklı bir şirkettir. (3)

Şirkete Kemeraltı esnafı olarak katılan kişilerin sayısı ise 116 kişi arasında sadece 3, oranı ise % 2,58’dir.

Gelecekte… Aynen Kipa, Tansaş, Piyale, Turyağ ve Güçbirliği gibi…

Şirketin kuruluş amacı: soylulaştırma

3. Şirket 2013 tarihli ilk faaliyet raporunda kendisini, toplam 1.470 tescilli binanın bulunduğu Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin “tarihi değerlerini yeniden canlandırmak, bu tarihi ve ticari bölgeyi önce İzmirlilere daha sonra da tüm Türkiye’ye kazandırmak” amacında olan “sosyal sorumluluk bilinci ile oluşturulan çok ortaklı bir anonim şirket” şeklinde tanıtmaktadır. (4)

Şirket sermayesinin kamu kaynaklı gelişimi

4. Şirketin başlangıçta, her bir ortağın 20.000 lira ödeyerek oluşturduğu 2.320.000.- liralık sermayesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yardımlarıyla 1 Eylül 2015 tarihinde 10 Milyon liraya, 2018 yılında 25 Milyon liraya ve 2022 yılında 35 Milyon liraya çıkarılmış olmakla birlikte; 2013-2021 dönemi faaliyet raporlarında düzenli olarak yazılan tek konu her yıl farklı tutarlarda karşımıza çıkan şirket zararıdır.

Yaşanan İlk Kaza: Şirketin Kayyuma Devri

5. Şirketin kurucuları, her kapının kendilerine açılıp yardımcı olması amacıyla her boy ve soydan, her siyasi görüşten kişi ya da kurumu ayrım gözetmeksizin şirkete ortak edip bazılarını “yanlış yol arkadaşı” olarak seçtiği için bunun cezasını, FETÖ terör örgütüne mensup bir ortağın ağır ceza mahkemelerinde yargılanması sonucunda şirketin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu‘nun (TMSF) 28 Ekim 2016 tarihli kararına istinaden 9 Kasım 2016 tarih, 9194 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayınlanan ilama göre kayyum heyetine teslim etmekle çekmiş ve 4 yıl 9 ay 7 gün süren bu kayyum dönemi TMSF yönetiminin 5 Ağustos 2021 tarihli kararına kadar devam etmiştir. Ancak bu olumsuz durumun titiz bir şekilde kamuoyundan; hatta bazı üst düzey kamu yöneticilerinden saklanması nedeniyle, bugün birçok İzmirli TARKEM‘in 5 yıla yaklaşan bir süreyle kayyum eliyle yönetildiğini bilmez.

Şirketin kayyuma devredildiğine ilişkin gazete haberleri…

AKP İktidar güçlerinin direksiyona geçmesi..

6. TARKEM, kuruluşu itibariyle CHP’li büyükşehir belediyesinin şirketi olarak kurulmakla birlikte; kayyuma devredildiği 14 Kasım 2016 ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in bir hamle yaparak yönetim kurulu başkanlığı görevini üstlendiği 15 Temmuz 2020 tarihi arasındaki dönemde, tümüyle İzmir Valiliği eliyle AKP iktidarının emrine girmiş, bu dönemde yapılan işler artık İzmir Tarih Projesi yerine Bakanlar Kurulu’nun 1 Ekim 2007 tarih, 2007/12668 sayılı kararı ile kabul edilen “İzmir Konak Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı” kapsamında sürdürülmeye başlanmıştır.

İzmir Valiliği, kayyum yönetimindeki şirkette daha fazla etkili olmak amacıyla ilk toplantısını 30 Kasım 2016’da yapan İzmir Konak Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı İcra Kurulu‘nu kurmuş, bu kurulun çalışmasını düzenlemek amacıyla bir yönerge hazırlamış, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin de bu çalışmalara dahil olmasını sağlamak amacıyla 13 Ocak 2020 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Kemeraltı İcra ve Üst kurulları oluşturulmasını sağlamıştır.

Bu arada tabii ki, şirketin tüm sermaye artırımları İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce sağlanmış, valiliğin eline geçen gücün kalıcı ve sürdürülebilir olabilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İzmir Valiliği‘nin yanında iktidara yakınlığıyla bilinen İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, İzmir Ticaret Borsası, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, Ege İhracatçı Birlikleri ve İMEAK Deniz Ticaret Odası gibi meslek kuruluşlarının çok küçük oranlarda ortak olup şirket üzerindeki iktidar gücünü desteklemeleri sağlanmıştır.

TARKEM konusunda tutulmayan sözler…

7. 2019 yerel yönetim seçimlerinde İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri ile İzmir’e Sahip Çık Platformu tarafından İzmir Mimarlık Merkezi‘nde düzenlenen “Yerel Yönetim Politikalarına Yeni Bir Bakış: Demokrasi ve Sosyal Adaletin İnşası” toplantısında tarihi kent merkezinde yaptığı soylulaştırma çalışmaları nedeniyle TARKEM‘e dikkat çekilip gereğinin yapılmasının talep edilmesi üzerine; TARKEM‘i seçim sonrası masaya yatırıp onun yerine esnafın kooperatifleşmesi için çaba göstereceğini söyleyen; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemini kapsayan Stratejik Planı’na soylulaştırma projelerine destek verilmeyeceğine dair bir hükmünün konulmasını sağlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer seçim sonrasında verdiği hiçbir sözü hatırlamadığı gibi, bir şirket patronu gibi TARKEM‘e belediye kasasından yeni ödemeler yapılmasına, belediyece restore edilen birçok yerin TARKEM‘e verilmesine ön ayak olmuş, söylemlerinin aksine “soylulaştırma dostu” bir belediye başkanı olmuştur.

Tunç Soyer’in TARKEM’e dair söz verdiği toplantının afişi…

Kültürel mirasın bir gayrimenkul yatırım şirketine teslim edilen UNESCO alan yönetimi eliyle özelleştirilmesi…

8. TARKEM‘in, 2018 yılının Aralık ayında; yani yerel iktidarla ilgili belirsizliklerin ve iktidar yokluğunun egemen olduğu 2019 tarihli yerel seçimler öncesinde İzmir Valiliği ile İzmir Kalkınma Ajansı‘nın desteğini alarak hazırlattığı “İzmir Tarihi Liman Kenti” isimli dosyayla yaptığı başvurunun UNESCO Dünya Mirası Komitesi‘nce 14 Nisan 2020 tarihinde kabul edilmesi ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne giren alan ile ilgili yönetim yetkisinin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi yerine bir inşaat ve yatırım şirketi olan TARKEM‘e verilmesi üzerine, TARKEM‘in görevli, yetkili ve sorumlu olduğu alan daha da büyümüş; böylelikle Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin yanında kentin Çankaya, Pasaport gibi tarihi kent merkeziyle kent çevresindeki önemli arkeolojik kazı alanlarının yönetimi TARKEM‘e verilmiş, Alan Yönetim Başkanlığı TARKEM gölgesinde iş yapar hale gelmiştir.

AKP iktidarının şirket üzerindeki egemenliği

9. Son olarak UNESCO Alan Yönetimi görevinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen bir ilk uygulama olarak, yine aynı bakanlığa ait Çeşme Turizm Projesi‘nin desteklemesi koşuluyla İzmir Büyükşehir Belediyesi yerine TARKEM‘e verilmesi üzerine (5), hem TARKEM üzerindeki AKP iktidarının hakimiyeti daha fazla artmasına hem de TARKEM yönetim kurulu üyesi yapılan eski orman bakanı Bekir Pakdemirli, Necip Kalkan ve İlknur Denizli gibi AKP‘li popüler isimlerin yardımıyla bu kentin kendisine teslim edilen alan üzerindeki egemenliğinin pekişmesine yaramıştır. Bundan böyle, şirketin AKP ile bağlantısını sağlayan kurucuların, yönetim kurulu başkanı dahi olsa Tunç Soyer üzerindeki etkisi artmış, bunun farkında olan Soyer ise zaten müsait olan düşünce yapısı nedeniyle AKP iktidarı ile birlikte çalışmayı içine sindirmiş, iktidar aracılığıyla ya da onun temsilcileri eliyle verilen imkanları, sanki kendisinin bir başarısıymış gibi lanse etmeye çalışmıştır.

TARKEM: Direksiyonun birinde AKP, diğerinde CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi

Soyer’in hamlesi: “Dikensiz bir gül bahçesi” yaratmak…

10. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in talebi üzerine 2020 yılında kentin tarihi merkezindeki kültürel mirası yönetmek amacıyla kurulan Kent Tarihi ve Tanıtımı Daire Başkanlığı yine aynı belediye başkanı tarafından 2023 yılının başında hiçbir gerekçe göstermeksizin kaldırılmış ve bu birimin yöneticileri farklı birim ve konumlarda pasifize edilerek meydan “dikensiz bir gül bahçesi” olarak TARKEM’e bırakılmıştır.

Bir “ahlaksız teklif” olarak Çeşme Turizm Projesi karşılığında Kemeraltı pazarlığı yapmak…

11. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer başlangıçta Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın Çeşme Turizm Projesi‘ne yandaş olmakla birlikte, kentte yükselen demokratik karşı çıkış ve CHP’nin konuyu gündemine alması üzerine belediye eliyle güdük bir iki miting düzenleyerek sanki bu konuda itiraz eden kendisiymiş gibi bir algı yaratmaya çalışmış, bu uğurda TMMOB İzmir Koordinasyon Kurulu ile köprüleri atmış olmasına rağmen; 5 Haziran 2023 tarihinde TMMOB, İzmir Barosu, İzmir Yaşam Alanları, EGEÇEP ve Doğa Derneği gibi kuruluşlar, davanın avukatları ve sivil yurttaşlar tarafından İzmir Mimarlık Merkezi‘nde düzenlenen basın toplantısına, bu projeye karşı dava açanları “vatan hainleri” olarak suçlayan Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran ile birlikte gelerek iktidarla pazarlığa oturmaya çalışmış, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın Çeşme Turizm Projesi‘nden vazgeçerek Kemeraltı‘na gelmesini, Çeşme‘de yapmak istediklerini Kemeraltı‘nda yapmalarını istemiştir.

“İzmir Vizyon Ortaklığı”: AKP iktidarı ile işbirliği yapmak

12. Bu bağlamda, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in iktidarın yardımları çerçevesinde yine iktidara yakın, onlarla birlikte iş yapan şirketler eliyle oluşturulup önüne konulan İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘nun oluşumuna bu kadar çok sevinmesi ve bunu sanki kendi başarısıymış gibi lanse etmeye çalışması, bu işin arka planında kalan ve 2019 tarihli seçim kampanyasında sık sık dile getirdiği ve Cumhurbaşikanı’na bakışlarında saklı olan “merkezi hükümet ile ‘İzmir Vizyon Ortaklığı’ kuracağız” şeklindeki niyet ve söyleminin etkili olduğunu göstermektedir.

“İzmir Vizyon Ortaklığı”nın somut hali…

Sonuç olarak;

İzmir‘in tarihi kent merkezindeki Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin soylulaştırılması amacıyla 2012 yılında İzmir Büyükşehir ve Konak belediyelerinin dahil olduğu 116 ortak olarak kurduğu Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi‘nin (TARKEM) 11 yıllık faaliyeti sonucunda geldiğimiz noktada, başlangıçta belirtilen bölgeler dışında kalan çok daha geniş bir alanı kapsayan UNESCO koruma alanındaki kültürel mirasın kamu kurumları tarafından korunması ilke ve anlayışının dışına çıkarılarak ticari kaygıları olan bir gayrimenkul yatırım şirketine ve fonuna teslim edildiğini görüyoruz.

Bu gelişme ise kültürel mirasın kamu kurumları yerine arkasına kamu kurumlarının kamusal yardımlarını alan özel bir şirket eliyle farklı bir şekilde özelleştirildiği anlamına gelmektedir.

Gelecek yazımızda ise, TARKEM‘in anlaşıp bundan sonra birlikte yürümeye karar verdiği Re-Pie Portföy Yönetimi Anonim Şirketi‘ni ve bu şirketin kurduğu İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘nu ele alıp bu konuda bize göre yapılan yanlışları ; özellikle de bu fonun yönetiminin verildiği şirketle ilgili olarak İzmirlinin gözünden kaçırılan vahim siyasi skandalları ortaya koymaya çalışacağız.

——————————————————————————————-

(1) Tekeli, İ. (2015), İzmir Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi, 3. Basım, İzmir, 2015, sh. 71.

(2)Kemeraltı Platformu Sözcüsü Cem Ceylan: Ya TARKEM, Kipa olursa?“, Gönül Soyoğul Söyleşisi, http://www.gercekizmir.com/haber/Kemeralti-Platformu-Sozcusu-Ceylan-Ya-TARKEM-KIPA-olursa/70891

(3) Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi 2021 yılı Faaliyet Raporu, sh.14.

(4) Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi 2013 Yılı Faaliyet Raporu, sh. 5-6.

(5)Bakan Ersoy’dan Kemeraltı ve Agora müjdesi: Çeşme Projesi’nden elde edilen gelirin büyük bir kısmı Kemeraltı ve Agora’ya“, https://www.haberturk.com/izmir-haberleri/78715042-bakan-ersoydan-kemeralti-ve-agora-mujdesicesme-projesinden-elde-edilen-gelirin-buyuk-bir

Tarihi bir eğitim kurumuna sahip çıkmak…

Ali Rıza Avcan

İzmir’in Çankaya semtinde, önünden gelip geçenlerin çirkin yeşil rengine rağmen farkına bile varmadığı; ancak bilinip arandığı takdirde bulunan eski ve köklü bir eğitim kurumu var: İzmir Yahudi topluluğuna ait Alliance İsraélite Universelle (AIU) Okulu.

Konak ilçesi, Yenigün Mahallesi’ndeki okul alanına, hem öndeki Gaziosmanpaşa Bulvarı’ndan, hem de arkadaki 1307 sokaktan giriş var. Bu okula ait eski bir çizime bakıldığında, 1881 yılında Alliance İsraélite Universelle (AIU) tarafından satın alınan alanda bir avlunun üç ayrı kenarında sıralanmış sekiz ayrı yapı ile yeşil bir alanın mevcut olduğu görülüyor.

Kaynak: Yavuz Çorapçıoğlu Koleksiyonu

Okulun kurucusu, bir grup zengin Fransız Yahudisi tarafından 1860 yılında Paris’te Alliance İsraélite Universelle (AIU) (Evrensel Yahudi Birliği) adıyla oluşturulan bir kurum. Bu kurumun üç ana hedefi, 1) bireysel olarak “ezilen” Yahudileri savunmak ve Yahudiliğe yönelik genel saldırılara karşı korumak, 2) henüz bu yasal haklardan yararlanamayan Yahudiler için Yahudi olmayanlarla eşit medeni ve siyasi haklar için çalışmak, 3) dünyanın dört bir yanındaki Yahudilerin ahlaki açıdan iyileştirilmesiydi.¹ Alliance İsraélite Universelle (AIU), olumsuz koşullar altında yaşam savaşı veren Yahudi cemaatinin, “Maestra“, “Meldar” ve “Talmud Tora” gibi geleneksel eğitim kurumlarındaki eğitimden farklı olarak ve klasik eğitimi sürdüren öğretmen-hahamların tepkisine; hatta aforoz tehditlerine rağmen², çiftçilik, veterinerlik, şarapçılık ve işletme gibi teknik bilgi ve yetenek gerektiren zanaatkarlık gibi alanlarda uygulamalı yöntemlerle eğitilmesi suretiyle sosyal ve ekonomik kalkınmasını sağlamak ve Yahudiler arasında ülkelere göre değişen bölgesel farklılıkları ortadan kaldırmak, özellikle de kitleler halinde Osmanlı topraklarıyla Filistin’e göç eden Doğu Avrupalı Eşkenaz Yahudilerinin içinde bulundukları sefalet ve cehaletten kurtarmak istiyordu.³ Bu amaçla hazırladıkları bildiride; “Çok sayıda dindaşımızın yirmi asırdır her türlü acılar, yasaklamalar ve hakarete maruz kaldığına, ama birer insan ve vatandaş olarak haysiyetlerini yeniden kazanabileceklerine inanıyorsanız; yoldan çıkmışları kınamak yerine aydınlatmak, bitkinlere acımak yerine onları tutup ayağa kaldırmak gerektiğine inanıyorsanız; Bütün Yahudileri, eğer tüm bunlara inanıyorsanız, gelin, çağrımıza kulak verin…” diyerek ateşli bir dille çağrıda bulunuyorlardı.

Bu amaçla tüm dünyada, özellikle de Osmanlı topraklarıyla Filistin’de, Cezayir, Tunus ve İran’da yüzlerce okul kuran ve Osmanlı Yahudileriyle Müslüman Türkleri Batı kültürü ile tanıştıran örgütün temel sloganı, “bütün Yahudiler birbirinden sorumludur” idi.⁴

Ancak bu uygarlaştırma hamlesinin asıl amacı, Osmanlı topraklarındaki Yahudileri, uygarlığın temsilcisi olarak kabul ettikleri Fransız kimliği, dil ve kültürü altında toplayarak Yahudiler üzerindeki Fransız egemenliğini arttırmak, bir anlamda İngiliz, Amerikalı ya da Almanlardan önce Fransız kültür emperyalizminin öznesi yapmaktı. O nedenle, Alliance İsraelite Universelle girişimini, Fransız-Yahudi işbirliği ile gerçekleştirilen uluslararası bir proje olarak görmek mümkündür.

Moses Montefiore, Aldophe Crémioux, Jakob Mayer Rothschild gibi Batı Avrupalı tanınmış ve zengin Yahudiler, Osmanlı Yahudileri’nin eğitim sistemini ıslah etmek üzere kolları sıvayarak 1854-1856 yıllarında İzmir’de açtıkları iki okulun ekonomik sorunlar nedeniyle kapanması üzerine, Alliance İsraélite Universelle (AIU) 1864 yılında, İzmir Yahudi topluluğunun ileri gelenleriyle iletişime geçerek kentte 172 kişilik yerel bir komite oluşturmuş; ancak, kentte yaşanan 1865 tarihli kolera salgını bu komitenin dağılmasına neden olmuştur. Aleksandır Sidi‘nin 1856-1858 döneminde kurup kapatmak zorunda kaldığı okul denemesinden sonra Alliance İsraélite Universelle (AIU) 1871 yılında kentte yeniden bir okul komitesi kurar. Komitenin başkanlığına 1873 yılında Aleksandır Sidi seçilir ve aynı yıl içinde Alliance’ın erkek okulu, beş yıl sonra, yani 1878’de de kız okulu açılır. Okulun ilk müdürü ise David Cazés‘dir.

Okulun, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 3 Boyutlu İzmir uygulamasındaki fotoğrafı.

Ege Yahudi toplumları üzerine çalışan tarihçi Siren Bora‘nın verdiği bilgilere göre, 1881 yılına gelindiğinde Alliance, Mezarlıkbaşı’ndaki, bugünkü okulun bulunduğu 2.500 metrekarelik araziyi, içerisindeki çok geniş ve güzel bir yapıyla birlikte 3.200 liraya satın alarak 23 Ocak 1883 tarihinde düzenlenen bir törenle bu yapılarda rüştiye düzeyinde eğitime başlar. 1887 yılında yapının yanındaki ev satın alınarak okul alanı genişletilir ve arazi üzerindeki yapıların bir kısmı yıkıldıktan sonra kız ve erkek okullarının planları hazırlanır. Plana göre erkek ve kız okullarıyla birlikte kız ve erkeklere ait birer avlu, jimnastik salonu, yönetici evi ile bir bahçe inşa edilecektir.1887 ile 1888 yılları arasında inşa edildiği düşünülen bu büyük Alliance Okulu’nun tam karşısında ise Müslüman Türk Rüştiyesi yer alıyordu.⁵

1908 yılında Alliance İsraelite Universelle (AIU)‘nin Osmanlı topraklarındaki okulları denetlemek amacıyla görevlendirdiği iki tanınmış haham (Paris’ten İsrael Levi ve Leipzig’den Dr. Nathan Porges) ile Alliance sekretaryasında görevli olan Sylvain Bénédict‘in yazdığı rapora göre, İzmir’de sayısı 35.000’den az olmayan Yahudi toplumu arasındaki, yoksulluğun bastırılmasında yer yer başarılı olmaya başlayan ve okul mezunlarının Yahudi topluluğu içinde öne çıkmaya başladığı İzmir’deki okuldan yetişen 30 yaşındaki Nesim Masliah gibi gençler Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na girebilmiştir.

Alliance İsraelite Universelle (AIU) tarihi ile ilgili araştırmalar yapan tarihçi Aron Rodrique ile İzmirli Yahudiler konusundaki çalışmalarıyla tanınan Henri Nahum‘un belgeleriyle ortaya koyduğu gibi, Paris’teki Alliance İsraelite Universille (AIU) merkezi, İzmir’deki okullar dahil tüm okulların, özellikle de okul müdür ve öğretmenleri üzerinde katı, sıkı, acımasız; hatta azarlayıp aşağılayan bir hiyerarşik yetkiyi kullanarak Fransız dilinin, kültürünün Yahudi öğrencilerle Yahudi topluluğu üzerinde egemen olması için çalışmış ve Paris’teki Alliance merkezinin baskıcı bu tavrı muhatapları tarafından kabullenilmiş; böylelikle Türkiye’de Cumhuriyet öncesinde Yahudi toplumu üzerindeki Fransız etkisi fazlasıyla artmış, Fransa ve onun diplomatları adeta Osmanlı toprağındaki Yahudi toplumunun koruyucu ve temsilcisi olarak görülmeye başlamış, çocuklara verilen isimlerin Yosef’den Jozef’e, Moşe’nin önce Moiz’e, daha sonra Moris’e, Yaakob’un önce Jakob’a, daha sonra Jak’a, Elia’nın önce Eli, daha sonra Lui’ye dönüştüğü ya da çocuklara doğrudan doğruya Fransız isimleri olan Lüsi, Bert, Anri, Marsel, Rober ve Sesil gibi isimlerin verildiği bu dönemde Türkçe’nin öğrenilmesi konusunda özel bir çaba gösterilirken yaygın olarak kullanılan Judeo-Espanyoltaşra dili” olarak aşağılanmıştır.

Bunun sonucunda, belirttiğimiz gibi geleneksel değerlerde azalma olmaktadır. Dini gerekleri yerine getirme de bir toplumsal kimlik saptama kriterine dönüşür. Yahudi dinine aidiyet tartışılmaz tabii ki ama yeni burjuvazide sinagoga günde birkaç kez gidilmez, törenler eskisi kadar titiz bir şekilde kutlanmaz. Yahudi erkekler Hıristiyan biraderleriyle Fransız Büyük Locası’na bağlı Homére Locası‘nda bir dostlar sofrasına katıldıklarında, Yahudi dinindeki gıdalarla ilgili yasaklara karşı çıkıp jambon veya domuz rostosunu yemeye tereddüt etmezler.“⁶

Siren Bora ile yapılan aynı söyleşiden aldığımız bilgilere göre, 1893 yılında okulun kız ve erkek öğrenci sayısı 50’ye yükselmiştir. Okul, 1924 tarihli Tevhit-i Tedrisat Kanunu uyarınca Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilince yönetimi İzmir Yahudi topluluğuna verilmiş; böylelikle okullar üstündeki Fransız egemenliği, her geçen gün gelişip kurumsallaşan Türk milliyetçiliği karşısında azalmaya başlamış, daha doğrusu Alliance İsraelite Universille (AIU) yönetimi Fransız milliyetçiliği ile Türk milliyetçiliği arasındaki bir dengeyi gözetir hale gelmiş, bu çerçevede daha fazla Türk öğrenci kabul etmeye başlamıştır.

Cumhuriyet sonrasında tek binada Keçeciler Musevi Mektebi adıyla faaliyet gösteren okul, 1949 yılından sonra Karma Kültür Ortaokulu olarak Yahudi ve Müslüman Türk öğrencilere eğitim verir. Başarı grafiği gittikçe yükselen ve Yahudi ailelerin tercih ettiği okul, bir süre sonra Özel İzmir Musevi Ana ve İlkokulu unvanını alır ve 1998 yılında sekiz yıllık eğitime geçer. Ancak bu değişiklik ancak bir yıl uygulanabilir ve okul yıl sonunda bir yıl sonra bir daha açılmamak üzere kapatılır.

İzmir Yahudileri üzerine ayrıntılı araştırmalar yapan Henri Nahum, “İzmir Yahudileri” isimli kitabında kısa adıyla Alyans okulunun, Cumhuriyet dönemi faaliyetlerinin etki ve sonuçları hakkında; “Alyans hedeflerine aykırı bir tarzda, birileri Batı’ya bakan Yahudiler, diğerleri giderek Anadolu’daki köklerine bağlanan Türkler arasındaki hendeği genişletmeye katkıda bulundu. Ayrıca Batılılaşmış elitle, sosyal ve iktisadi açıdan gelişmekte zorlanan, dini değerlerine çok bağlı kalan ve Siyonizm eğilimine boyun eğecek olan bir yan-eğitimli kitle arasında bir uçurum yarattı. Alyans’ın Siyonizme karşı düşmanlığı bilindiğinde çelişkili görünse de Alyans, evrensel karakteri ile, Batı Yahudiliği ile Akdeniz Yahudiliği arasında kurduğu bağlarla, sınırlar ötesinde var olan bir Yahudi “ulus” imajı oluşturmaya, Siyonizmin temelini hazırlamaya ve yayılması için imkânlar yaratmaya muhtemelen katkıda bulunmuştur.“⁷

Alliance İsraelite Universelle (AIU) İzmir okulu faaliyette bulunduğu 116 yıllık süre içinde Musevi ve Türk olmak üzere binlerce öğrenci yetiştirip topluma kazandırır. Bugün fiziki varlığını sürdürmese de yetiştirdiği birçok insan İzmir’de, Türkiye’de ve dünyada değişik koşul ve görevlerde görev yapmakta, hafızalarında da bu okulda yaşadıklarını saklamaktadır.

Bu anlamda Alliance İsraelite Universille (AIU), günlük dildeki adıyla Alyans okulu, İzmir Kız Lisesi, İzmir Atatürk Lisesi gibi İzmir’in köklü, eski bir eğitim kurumudur ve bugün bu kurumdan tek bir izin, tek bir işaretin kalmamış olması İzmir’in; özellikle de İzmir’in eğitim tarihi ve tarihsel kimliği açısından büyük bir yokluğu yansıtmaktadır.

Oysa, 6 Ocak 2011 tarihinde Sefarad Kültürü Araştırma Derneği‘nin öncülüğünde İstanbul’daki Scheidertempel Sanat Merkezi‘nde açılan “Alliance Israelite Universelle (Evrensel İsrail Birliği)(AIU) Sergisi” 1860-1920 aralığında ülkemizde çok sayıda şehirde, bu arada İzmir’de erkek ve kız öğrencilere eğitim veren, Talat Paşa gibi tarihin yakından tanıdığı bir Osmanlı sadrazamının bile eğitim gördüğü kurumların Türkiye topraklarındaki faaliyetine dair ipuçları vermiş, bu sergiyle eş-zamanlı olarak düzenlenen konferansta ise AIU Belge Merkezi yöneticilerinden Jean-Claude Kuperminc ve Ariel Danan 150. yılını kutlayan Alliance Israelite Universelle’nin (AIU) dünyadaki ve ülkemizdeki faaliyetleri hakkında bilgiler vermişlerdir.

Okulun “Kültür Koleji” olarak adlandırıldığı 1963 yılından bir an… Okul müdürü öğrencilerle konuşuyor…
Alliance Israelite Universelle Sergisi Afişi, İstanbul, 2011

Şimdi ise bu eski okul binası ne olarak kullanılıyor derseniz; bu mülkün sahibi olan İzmir Musevi Cemaati Vakfı‘nın kiraya verdiği bina ve bahçede, İzmir’in tanınmış yerel siyasetçilerinden birine ait olduğu söylenen ve tanınmış dünya markalarının taklidi ucuz tekstil ürünlerinin satıldığı “Agora Semt Pazarı” isimli bir alışveriş merkezinin yer aldığını söyleyebilirim.

Bu yazıyı yazmadan önce okulun şimdiki halini gidip yerinde görmeye, oradaki havayı solumaya önem verdiğim için geçtiğimiz Cumartesi günü Gaziosmanpaşa Bulvarı’ndan pek fark edilmeyen okul bahçesine bir müşteri gibi girerek seyyar tezgahlarda sergilenen tekstil ürünlerine baktıktan sonra lüks arabaların park edildiği arka bahçeyi, 1307 sokağa açılan kapıyı, bahçedeki bina ve sundurmaları görmeye çalıştım. Hareketlerim satışı yapanların dikkatli gözleriyle takip edildiği için hemen oralarda ne yaptığım sorgulandı. Ben de Agora Semt Pazarı adıyla Facebook’ta yaptıkları reklam nedeniyle bahçeyi ve binaları görmek istediğimi ifade ederek meraklarını ve olası engellemeleri gidermeye çalıştım. Bu arada toptan malların satışının yapıldığı söylenen binanın birinci katına çıkarak eskiden dershane olduğunu sandığım ve tavanları asma tavanla kapatılmış dört ayrı bölümdeki toptan malları inceledim, sonrasında da beni üst kata çıkaracak ahşap merdivene yönelerek yukarı kata çıkmaya çalıştım; ama merdivenin ikinci kattaki kapısı kapalı olduğu için üst kata çıkmam mümkün olmadı. Merdivenden aşağı inerken de yine aynı meraklı ve kaygılı gözlerle yukarı katta ne aradığım soruldu. Ben yine aynı Facebook reklamından söz ederek üst katlarda sergileme yapılıp yapılmadığını merak ettiğimi söyleyerek bahane bulmaya çalıştım. Ama bu arada dikkatle araştırmama rağmen, duvarlardaki bir iki Arapça ayet levhası dışında işyerine ait resmi belgelere rastlamadım ve buradaki satışın hangi firma tarafından yapıldığını öğrenmem mümkün olmadı.

Daha sonra binanın eski halini bilen arkadaşlarımla konuştuğumda ise, göremediğim ikinci katta ufak bir tiyatro salonunun olduğunu öğrendim.

Agora Semt Pazarı” adı verilmekle birlikte, buna ilişkin bir tabelanın bulunmadığı tekstil ürünleri satışının yapıldığı okul bahçesine girişin yapıldığı kapı, 10 Haziran 2023

Eski Alyans Okulu’nu ve orada yapılan ticari alışverişi gidip yerinde gördükten sonra, oldukça kötü ve itici bir renge boyanmış bu binalarla bahçesinde, yakın zamanlarda “İzmir’in en uygun fiyatlı pazarı” ve “ihracat fazlası toptan ve perakende satış yapıyoruz” diyerek Facebook’a bile reklam vermiş Agora Semt Pazarı isimli satış yerinin bulunduğunu, İzmir’in tarihine mal olmuş 116 yıllık bu eğitim mekânın bilinçsiz ellerde hoyratça kullanılmakta olduğunu anladım.

Okul bahçesinin otopark olarak kullanıldığı zamanlar… Kaynak: Orhan Beşikçi

Oysa gönül bu mekânın da, aynen Kemeraltı, Yenigün mahallesindeki havralar gibi aslına uygun olarak restore edildikten sonra bir kültür sanat merkezi olarak kullanılmasını, 2011 yılında İstanbul’da açılmış olan Alliance Israelite Universelle (AIU) sergisinin İzmir’e getirilmesini, Fransız kültür emperyalizminin, kendi ülkesindeki zengin Yahudilerle iş birliği içinde yıkılmakta olan bir imparatorluktaki Yahudi toplulukları hem aşağılayıp hem onlara uygarlığı getirmek iddiasıyla ortaya koyduğu baskıcı kültürel egemenliğin Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde nasıl gelişip güçlendiğini, bu maceranın yıllar içinde geçirdiği değişimi; özellikle de 116 yıl sonra neden kapatıldığını adeta bir laboratuvar çalışması yaparcasına ve gelecek kuşaklara örnek olacak şekilde ortaya koyan yazılı ve sözlü kurumsal tarih çalışmalarının yapılmasını, bu okulda görev yapmış yönetici ve öğretmenlerle öğrencilerin belirlenerek; aynen, 1908’li yıllarda var olduğu bilinen mezunlar cemiyeti gibi bir araya getirilmesini; böylelikle tarihi okul binasına ve geçmişine sahip çıkılmasını diliyor. Böylelikle İzmirliler sadece Museviliğin havra ve sinagog gibi dinsel mekânlarını değil, bunun yanı sıra geleneksel dini eğitime alternatif oluşturmuş dünyevi dünyaya dair kaygı ve çabalarını, bizdeki köy enstitülerini ya da meslek okullarını anımsatan; hatta onlara öncülük ettiği söylenebilecek bu tür okulların içinde bulunduğu toplumun gelişimi açısından yeri, önemi ve etkileri ortaya konulabilir.

Uzun sözün kısası,

İzmir’in eğitim tarihi içinde 116 yıl faaliyet göstererek önemli ve ayrıcalıklı bir yere sahip olan bu eğitim kurumunun, mülk sahibi Musevi Cemaati Vakfı‘nın önderliğinde, hem vakti zamanında Paris’teki zengin Yahudiler tarafından kurulan Alliance İsraelite Universelle (AIU) kurumunun tarihsel misyonunu, hem de bu okulun geçmişteki yönetici, öğretmen ve öğrencileriyle birlikte kira getiren bir ticarethane olmaktan çıkarılarak 116 yıl boyunca oluşturduğu saygınlık çerçevesinde yeniden bilginin, kültürün ve sanatın merkezi olarak kullanılmasını öneriyor; böylelikle İzmir Musevi Topluluğu ile ilgili kültürün daha iyi öğrenileceğini düşünüyoruz.

Alıntılar

(1) Laskier, Michael M., Encyclopedia of the Modern Middle East and North Africa, s.v. 2nd ed. Vol. 1 “Alliance Israélite Universelle (AIU)” New York: Macmillan Reference USA, 2004, 151-152,

(2) Molho, R. “Religious Education in the Alliance Israélite Universelle Schools of Izmir”, Jewish Education in Southeastern Europe (Mid 19th-Mid 20th Century), Ed: Edit Moustani, s.83-93.

(3) Bora, H. S. (1993) “Alliance İsraélite Universelle’in Osmanlı Yahudi Cemaatini Tarım Sektöründe Kalkındırma Çalışmaları ve İzmir Yakınlarında Kurulan Bir Çiftlik Okul: “Or Yehuda”, DEÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C1/S3, s.387-400.

(4) https://en.wikipedia.org/wiki/Alliance_Israélite_Universelle (Ulaşım tarihi: 6.06.2023)

(5)Mezarlıkbaşı Alliance İsraélite Universelle Okulu“, Siren Bora ile Söyleşi, Orhan Beşikçi, Kent ve Yaşam, 25 Ekim 2020.

(6) Nahum, H., İzmir Yahudileri, 2000, İstanbul, s.136.

(7) Nahum, H., a.g.e. s.140

Yararlanılan Kaynaklar

Benbassa, E., Rodroque, A. (2001), Türkiye ve Balkan Yahudileri Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul.

Bora, S., Birinci Juderia İzmir’in Eski Yahudi Mahallesi, İstanbul (Gözlem Gazetecilik Basın ve Yayın A.Ş. ve İzmir Musevi Cemaati Vakfı Yayını), 2021.

Nahum, H., İzmir Yahudileri, İletişim Yayınları, 2000, İstanbul.

Rodrique, A., Yıldız, İ., Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması, “Alliance” Okulları, 1860-1925, Ayraç Yayınevi, Haziran 1997, İstanbul.

Metrûk…

Ali Rıza Avcan

Metrûk” sıfatının Türkçe’deki karşılığı, “terk edilmiş“, “bırakılmış“, “artık kullanılmayan” anlamına geliyor… Bu sıfat genellikle “metrûk bina” tamlaması şeklinde karşımıza çıktığı için günlük konuşma dilindeki anlamı da, “terk edilmiş, bırakılmış, artık kullanılmayan bina” oluyor…

Günlük yaşamda ise bu özellikleri taşıyan metrûk bir bina, iki şekilde karşımıza çıkıyor; terk edilmiş, bırakılmış, artık kullanılmayan eski, tarihi, tescilli binalar ya da yapımı aşamasında herhangi bir sorunu olduğu için yapımına ya da iskanına belediyelerce izin verilmeyen binalar, daha doğrusu inşaatlar…

Terk edildikten sonra boş bırakılan bu tür metrûk binalar, son yıllarda kentlerdeki güvenlik zaafiyeti nedeniyle içine kimin girip çıktığı belli olmayan, içlerinde geçici ya da sürekli olarak suçluların yaşayıp barınabileceği binalar olarak algılanmaya başladı.

Çünkü bu tür tarihi, eski, tescilli binaların ya da yarım kalmış inşaatların mal sahipleri ya da devletin kolluk güçleri tarafından korunup kollanması, özellikle de mal sahiplerine böyle bir yükümlülük getirilmesi söz konusu bile değil. O nedenle de, çoğu eski, tarihi ve tescilli bina yıkım, inşaat, eski eşya satış ve katı atık sektörünün mahallelerdeki kılcal damarları olarak görev yapan hırsızlar ve mafya ekipleri tarafından önce binanın kapı ve çerçevelerinin sökülmesi, ardından binanın iç bölümlerinin; özellikle de tavan kaplamalarıyla şöminelerin, mermer kurnalarla havuzların ve diğer aksamının çalınması suretiyle soyuluyor ve sonrasında çoğu kez zengin kesimlerin konutlarında kullanılmak üzere satılıyor… Ardından da kapısı, çerçevesi kalmadığı için içine herkesin girebildiği bu yapıları korumak gerçekten de zorlaşıyor…

Diğer yandan bu tür tarihi, eski, tescilli yapıların yavaş yavaş soyulup yıkılmasından sonra bulunduğu parselin kaçak otopark yapılması da kentteki otopark mafyasının başlıca faaliyetlerinden biri olarak ortaya çıkıyor…

Konak, Yeşiltepe Mahallesi, Mithatpaşa Caddesi No.134 ve 134/A adresinde son derece güzel Körfez manzarasına sahip boş ve metruk bina…
Mavişehir’e komşu alanda ve Gediz Deltası arazisinde yapılıp yıllardır metruk bir şekilde bekleyen iki büyük yapı da suç mahalli ihtimalinin yüksek olması nedeniyle yıkılmayı bekliyor; ama, kimse onları yıkmaya cesaret edemiyor…

Bu arada, müteahhitlere ya da daha zengin kesimlere ait inşaat halindeki binalara ise kimse dokunmuyor, daha doğrusu dokunmaya cesaret edemiyor. O inşaatlar ya da binalar, olası bir imar affında değerlendirilmek üzere yıkılmayıp özenle bir köşede saklanıyorlar… Aynen İzmir’de Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’ndaki Polis Moral Eğitim Evi ile Orduevi’nin yakınındaki körfeze bakan bina inşaatı ya da Mavişehir’de, Gediz Nehri Deltası’nda yapılıp yıllardır bitirilemeyen iki ayrı gökdelen inşaatı gibi…

Kentte güvenliği sağlamaktan çok olup biteni seyredip karışmamayı tercih eden emniyet ve zabıta güçleri ise bu şekilde terk edildiği için soyulan ve soyuldukça ayakta durmakta zorlanan bu tarihi, eski ve tescilli yapılar için yakın zamanda harika bir çözüm buldu: 2021 tarihli bakanlık genelgesi ile genel bir yıkım emri vererek suç mahalli olarak kabul edilen eski, tarihi ve tescilli binaları yok etmek….

İçişleri Bakanlığı’nın “Metrûk Binalar” konulu 11 Ekim 2021 tarih, 16420 sayılı genelgesi ile tüm valilik ve belediyelerden, insanların can ve mal güvenliğini tehdit eden, çevre kirliliğine yol açan ve kent estetiğine uygun olmayan metruk binaların ve enkazların uyuşturucu kaçakçılığı ile kullanımına, sigara kaçakçılığına, bu maddelerin saklanması ve gizlenmesi gibi amaçlara hizmet etmesi nedeniyle uyuşturucu ile mücadele etmek, kamu düzeni ve güvenliğini korumak, mal ve can güvenliğini sağlamak gibi gerekçelerle ülke genelindeki metruk binaların tespit edilmesi, bunların iyileştirilmesi/rehabilite edilmesi, yıkılması ve/veya kullanımını engelleyecek fiziki tedbirlerin alınması ve güvenlik önlemlerinin artırılması isteniyor.

Söz konusu genelgenin 5. maddesinde tarihi değeri bulunan veya sit alanı içerisinde yer alan bina ve yapıların restorasyon ve çevreye kazandırma işlemlerinin usul, esas, esas ve imkanlar çerçevesinde ivedilikle yerine getirilmesi istenmekle birlikte, İçişleri Bakanlığı’nın yıkımı özendiren bu genelgesi sonrasında İzmir’in özellikle Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde tescilli ya da tescilsiz birçok tarihi bina, bu genelgenin verdiği ilhamla yıkıldı ya da yıkım için sırasını beklemekte… Gün geçmiyor ki, Konak Belediyesi’ne ait iş makinalarının, özellikle de kepçelerin yıktığı tarihi ev kalıntıları ile karşılaşmamız, geçmişin büyük bir hoyratlıkla yok edildiğine tanık olmamız mümkün olmasın…

Basmane, Akıncı Mahallesi, 1298 Sokak’taki belediye binalarının hemen yanında, önce yanıp daha sonra “koruma” altına alınan, muhtemelen yıkıma uğrayacak tarihi yapı….

Çünkü özel mülk olan eski, tarihi ve tescilli binalara müdahale edip restore edilmesi konusunda ellerinde herhangi bir yetki yok. Sadece, binadaki ufak bir sıvanın, taşın, kiremitin düşmesi ile yaralanmalı ya da ölümlü sonuçlar olabilir kaygısıyla mülk sahiplerini uyarabiliyorlar. Konuyu sadece koruma kurullarına iletebiliyorlar ve bu durumda da koruma kurulları bu bakım, onarım ya da restorasyonu yapının sahibine yaptırın diyebiliyor. Sahibi yapmayınca da belediye tekrar uyarıyor ve bu böyle devam ediyor. Sonunda ise yapı daha fazla yıpranıp yıkılacak raddeye geldiğinde ise belediye bu genelgeye göre tehlikeli yapı işlemi yapıp durumu kurullara iletiyor. Kurullar da riske girmek istemediği için tehlikeli bölümlerin alınması doğrultusunda karar alıyor. Bunu fırsat bilen yapı sahibi ise yapının tümü tehlike altındaymış gibi yapıyı yıkıp otoparka dönüştürüyor ya da yeni bir inşaata hazır hale getiriyor.

Basmane, Yenigün Mahallesi 1309 Sokak’taki 3 ve 3/A nolu tarihi binadan arta kalanlar…

Belediyelerin bir hizmet birimi olarak kurulan koruma, uygulama ve denetim büroları (KUDEB) ile ilgili mevzuatta mali gücü yetersiz olanlara işgücü, teknik yardım veya malzeme yardımı yapılması öngörülmüş olmakla birlikte; kanun, bu bakım, onarım ya da restorasyonu yapamayacak olanları “acz içinde olanlar” olarak tanımladığı için, kaymakamlıklar çoğu kez bu mülk sahipleri için “aczi vardır” yazısı vermemekte ve böylelikle tarihi, eski, tescilli yapıların yıkılması kolaylaştırmaktadır.

Böylelikle sonuçta, herkesin gözü önünde ve hiç kimsenin bu olaya ortak olup risk almak istemediği bir ortamda bunlar gerçekleşmekte ve tarihi, eski, tescilli yapılar tek tek yok olmaktadır.

Bu manzara benim İzmir özelinde görüp tanık olduğum, sorup öğrendiğim manzara… Kentteki güvenlik açığının sorumlusu olan polis ve zabıta teşkilatı, mülk sahibinin sorumsuz tutumu, tarihi, tescilli binayı soyup soğana çeviren; hatta yanıp yıkımına neden olan yangına neden olan, yıkım kolaylaşsın diye çatı açan hırsızlar, yıkılan binanın yerinde kaçak otopark yapan mafya çeteleri ya da orada yeni bir bina yapmak isteyen inşaat sektörünün baronları, bütün bu olayları hızlandırıp kolaylaştıran, “vali konağı” adıyla ünlenen tarihi konağı bile koruyamayan vali, valilik ve üniversite görevlileri, koruma kurullarıyla belediyelerdeki liyakatsiz, kamu yararı düşüncesinden uzak rant peşindeki akademi kökenli koruma kurul üyeleri, belediye başkanları, meclis üyeleri ve belediye yöneticilerinin el ve işbirliği ile ortaklaşa yok edilen bizlere ait tarihi, kültürel değerler, bizlerin ortak mirası…

PEKİ O HALDE, NE YAPILMASI GEREKİYOR?

O halde bu konuda, özellikle de söz konusu İçişleri Bakanlığı genelgesine dayanılarak mülk sahibiyle ve devletin ilgisizliği nedeniyle yıkılıp yok edilmesi suretiyle gözden çıkarılan eski, tarihi ve tescilli binaları yıkılmaktan kurtarmak için ne yapmalıyız?

Öncelikle eski, tarihi ve tescilli binaların talan edilip yok edilmesi sürecini izleyip denetleyecek emniyet ve zabıta güçlerinin olayları izlemekten vazgeçip yetkilerini kullanması suretiyle bu sürece doğrudan doğruya müdahale etmeleri gerekiyor…

İkincisi yasalarda yeni düzenlemeler yapılarak mali imkanı bulunan eski, tarihi, tescilli binaların sahipleri tarafından restore edilerek kullanmaya zorlanması, bunu yapmadıkları takdirde o binanın devletin belirlediği bedel üzerinden kamulaştırılması ya da bina sahipleriyle ortaklıklar kurmak suretiyle birlikte restore edilip kullanılması, sahip olduğu eski, tarihi ve tescilli binayı restore etme imkanı bulamayanların ise Kültür ve Turizm Bakanlığı ile belediyelerin oluşturacağı kredi, fon ve teşviklerle desteklenmesi gerekiyor.

Kısacası, devletin; yani merkezi ve yerel yönetimlerin uygulayacakları etkili, sonuç alıcı ve hukuksal anlamda geçerli yöntemlerle eski, tarihi ve tescilli binaların yıkımını değil, restore edilerek korunup kullanılmasını sağlaması gerekmektedir.

“Bu sorundaki payım nedir?” diyebilmek ve gereğini yapmak…

Ali Rıza Avcan

14-28 Mayıs 2023 tarihleri arasında yapılan milletvekili genel seçimi ile cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında yeni bir dönemle karşı karşıyayız…

Çünkü yapılan her iki seçim sonucunda, kitleleri büyük ölçüde umutlandırıp hayal kırıklığına uğratan “geççek” ya da “geliyor gelmekte olan” politikaları açık ve net bir şekilde iflas etti…

Böylelikle ülkeyi ya da bir kenti yönetmenin sadece umut etmekle, umudu körüklemekle ve amiyane bir deyimle duygulara hitap edip “gaza getirmekle” olmayacağını bir kez daha anladık, bir kez daha gördük…

Ülkeyi ya da kenti yönetmeye aday olup bunda başarısız olmanın getirdiği ağır yüklerin altında, bu başarısızlığın, gelecek beş yıllık süre içinde ne kadar insanın ölüp öldürülmesine, yaralanıp sakat kalmasına, göç edip başka diyarlara gitmesine ve kişisel ya da aileler olarak büyük zararlarla karşı karşıya kalmasına neden olduğunu unuttuk…

Kısacası masum bir umut filizini, bu tür şişirme sloganlarla, saptırılmış anketlerle ve ayakları yere basmayan popülist politikalarla kırdık attık…

Sonuç, hem yaşadığımız ülke ve kent itibariyle büyük bir başarısızlık…

Bu büyük başarısızlığa bir takım mazeretler bulup hafifletmeye çalışmak da, nafile bir çaba…

Yüksek Seçim Kurulu’nun resmi verilerini kullanarak hazırladığım aşağıdaki tablo ve grafik, bu başarısızlığın 2015-2023 döneminde İzmir’de yarattığı zayiatı net bir şekilde ortaya koyuyor.

İzmir’de son üç milletvekilliği seçimine katılan siyasi partilerin aldıkları oy miktarı ile yüzdesini gösteren tablo ile bu verilerin yıllar içindeki seyrini gösteren grafikte de göreceğiniz gibi;

1. İzmir’deki 2015 milletvekili genel seçimlerine 16, 2018 seçimlerine 8, 2023 tarihli son seçime ise 24 siyasi parti katılmıştır.

2. 14 Mayıs 2023 tarihli son milletvekilliği genel seçimindeki onca çabaya karşın oy kullanma oranı 2015 seçimlerinde % 88,06 iken 2018 seçimlerinde % 89,13’e, 2023 seçimlerinde de % 1,14 artışla ancak % 90,27 oranına yükselmiştir.

3. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) oyları birbirini izleyen 3 ayrı seçim itibariyle devamlı düşmektedir.

4. İyi Parti (İYİP), 2018’de % 11,09 olan oy oranını 2023’de % 11,65 ile korumuştur.

5. 2015’de % 8,64, 2018’de % 11,31 oranında oy alan Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSGP) olarak girdiği 2023 seçimlerinde ancak % 7,5 oranında oy alabilmiştir. Bu düşüşte sadece İzmir 2. Bölge’de seçime girip aldığı % 2,37 oy oranı ile milletvekili çıkaramayan Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) etkili olduğu söylenebilir.

6. 2023 seçimleri itibariyle ilgi çekici diğer bir sonucu ise 2015 seçimlerinde 15.787 seçmenle % 0,58 oy alan Doğu Perinçek’in Vatan Partisi’nin (VP) 2018 seçimlerinde % 0,31, 2023 seçimlerinde de toplam 3.437 kişi ile % 0,12 oranında oy alırken 2015 ve 2018 seçimlerine katılmayan Zafer Partisi’nin (ZP) İzmir’de % 2,37 oranında; yani 72.112 adet oy almış olmasıdır.

7. İzmir’deki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) oyları 2015 yılında % 31,02 oranında iken, bu oran 2018 seçimlerinde % 27,98’e, 2023 seçimlerinde % 24,59 düzeyine düşmüş olmakla birlikte, İzmir’i “kale” edinen Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) durumu daha vahim bir durumdadır. Çünkü yaşanan büyük ekonomik sorunlar, yoksulluk ve deprem felaketi gibi avantajları iktidarı yıpratmak için değerlendiremeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) İzmirliden aldığı oyların oranı 2015 seçimlerinde % 46,74 iken bu oran 2018 seçimlerinde % 42,04’e, büyük avantajlara sahip olduğu 2023 seçimlerinde ise % 41,49’a düşmüştür.

Bu durum üzerinde durulup uzun uzun düşünülmesi gereken bir sorundur. Hem parti yöneticileri hem de Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) umut bağlayıp oy veren seçmenler açısından…

Muhakkak ki bu durumun birçok nedeni vardır…

Bu anlamda ilk olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) zaman içinde değişen politika, strateji ve taktikleri, ideolojik yoksunluk, herkesi kucaklama merakından kaynaklanan popülist politikalar, üst yönetimin kötü kalitesi, diğer partilerle yapılan ittifaklar, yanlış aday tercihleri, il ve ilçe yönetimlerinin başarısızlığı, iktidarın baskısı ve kural dışı davranışları gibi nedenleri sayabiliriz…

Ama bence, bu sonucu belirleyen nedenlerin en önemlilerinden biri de, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) politikalarını başarıyla uyguladığı söylenen büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyelerinin yaptıklarından ya da yapmadıklarından oluşan hizmetlerin durumudur…

O nedenle, bir belediyenin üretip halka sunduğu başarılı hizmetlerin, belediye başkanlarının adaylarla birlikte dolaşmasından ya da adayları desteklemek için mesajlar atmasından daha etkileyici, daha belirleyici olduğunu; hatta çoğu seçmenin, kendince başarısız bulduğu belediye başkanını milletvekili adayının yanında görmesi nedeniyle o adayı desteklemekten vazgeçebileceğini, başarısız belediye başkanlarının adaylara zarar verebileceğini bile söyleyebilirim…

Önce özeleştiri….

O halde, CHP’nin kalesi olarak adlandırılan İzmir özelindeki bu olumsuz durumun ortaya çıkmasında, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) oylarının iktidarın tüm olumsuzluklarına rağmen yıllar içinde devamlı olarak azalmasında kimlerin, hangi kurumların ve hangi politikaların payı var ve bu payın telafisi için bundan böyle ne yapmak gerekiyor?

Parti ve belediye yöneticilerinin öncelikle bu soruları kendilerine sorup ama ya da fakat demeden özeleştiri yapmaları gerekiyor.

Yeniden belediyecilik…

Tabii ki, bu özeleştiri sonrasında halkın belediye hizmetlerinden daha fazla memnun olması için gerçek bir belediye olmayı yeniden hatırlamaları, belediyelerin asıl ve öncelikli görevlerine odaklanmaları gerekiyor… Tabii ki konser verecek sanatçıları birbirleriyle yarıştırmadan ve belediyelerin zorunlu olmayan hizmetlerine büyük bütçeler ayırmadan…

Son bir öneri olarak da;

Yapılması gereken önemli işlerden biri de, seçim öncesinde yaptığı anketlerle ülke düzeyinde büyük manipülasyonlar yapıp cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu‘nu açık ara farkla önde gösteren; böylelikle Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) zarar veren “büyük araştırmacı” başkan danışmanı Bekir Ağırdır‘ın görevden alınıp, ona ve şirketi Konda‘ya bundan böyle belediye ya da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ilgili anketlerin yaptırılmaması gerekiyor.

Halid Ziya Uşaklıgil’in İzmirlilere ithaf ettiği İzmir Hikayeleri….

Ali Rıza Avcan

Bence her İzmirli ve İzmir’i sevenin elinin altında bulundurup okuması ve Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale gibi kentin tarihi merkezini gezerken gördüğü her dükkan ve evde bu hikayelerdeki kahramanları arayıp sorması gereken bir kitap, Halid Ziya Uşaklıgil’in 1955 yılında oğlu Bülend Uşaklıgil tarafından bastırılan son eseri İzmir Hikayeleri…

Nitekim kitabın başına konulan özel notta oğlu Bülend Uşaklıgil, “ölümünden sonra basılan bu kitabını İzmirlilere ithaf ettiğini babam bana son günlerinde söyledi” diyerek kitapla İzmir ve İzmirliler arasındaki özel bağı ortaya koyuyor.

O nedenle, İzmirlilere ithaf edilen bu özel kitabın kentin tarihi ve tanıtımı ile görevli olup son yıllarda ilgisiz konuları kendine görev bilen Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi tarafından basılıp her İzmirliye armağan edilmesi gerekiyor… Çünkü son iki baskısı 1991 ve 2021 yıllarında İnkılap Kitabevi tarafından yapılmış olmasına karşın kısa sürede tükenmiş durumda ve arandığında da bulunması bayağı bir zor oluyor…

İzmirli yazar Halid Ziya Uşaklıgil’in bu özel ve değerli kitabını ele alıp yorumlamak amacıyla yaptığım araştırmalar sırasında karşıma çıkan Mahal Edebiyat Yayınları’nın yazarı Nurdan Şallı’nın aşağıdaki “Halid Ziya Uşaklıgil’in Ölümünden Önce Yazdığı Son Eseri: İzmir Hikayeleri” başlıklı incelemeyi doğrudan doğruya yayınlamanın daha doğru olacağını düşündüm.

Halid Ziya Uşaklıgil’in Ölümünden Önce Yazdığı Son Eseri: İzmir Hikâyeleri (*)

Servet-i Fünûn döneminin nesir ustası Halid Ziya Uşaklıgil 27 Mart 1945’te dünyaya veda etmiştir. Halid Ziya döneminde en çok romanlarıyla meşhur olmuş, hikâyelerinde hak ettiği değeri görememiştir. Romanlarında seçkin tabakayı merkeze alan yazar hikâyelerinde sıradan insanların yaşam biçimini, kültürünü işlemiştir. Çoğu kendi anılarından oluşan 150’ye yakın hikâye kaleme almıştır. İzmir’de çocukluk ve gençlik hatıralarını anlattığı “İzmir Hikâyeleri” vefatından birkaç sene önce yazdığı son eseridir. Eser ilk olarak 1950’de Cumhuriyet Matbaası’nda yayımlanmıştır. 1990’lı yıllarda İnkılâp Kitabevi kitabı tekrar basmış, Şemsettin Kutlu anısal öyküleri düzenleyerek yeni basıma hazırlamıştır. Kitabın ilk sayfasına Halid Ziya’nın oğlu Bülend, “Ölümünden sonra basılan bu kitabını İzmirlilere ithaf ettiğini babam bana son günlerinde söyledi.” şeklinde bir not eklemiştir.

Eser “Gerilere Doğru”, “Uzak Anılar”, “Güzel İhsan”, “Civelek Ziver”, “Ayni Tata”, “Abdi ile Karanfil”, “İki Simâ”, “Deli Fato” olmak üzere toplamda sekiz hikâyeden oluşmaktadır. 

Gerilere Doğru

Halid Ziya 12 yaşından 24 yaşına kadar İzmir’de yaşamını sürdürmüştür. Yaşlılık döneminde, gençlik ve çocukluk anılarını tazelemek için son kez İzmir’i ziyarete gelir. Ancak aradığı samimi hatıraları bulamaz. 1922 İzmir Yangını’ndan sonra yaşadığı güzel günlerin de yanıp kül olduğu gerçeğiyle yüzleşir. Bir zamanlar tek eğlencesi olan kurşun askerlerden, Fransız operetlerinden, saray kadınlarının cuma günleri yaptığı gezintilerden, tütüncü dükkânından, dedesinin konağından hiçbir iz kalmamıştır. Yaşadığı hayal kırıklığını yazar şöyle tarif eder: “Kendimi yabancı bir ülkenin tanınmamış insanları arasında buldum, sinirlerimden bir ürperme geçti. Gerçekten İzmir’de, şu benim sevgili İzmir’imde miydim?” (s.34) Âdeta kendi ifadesiyle anılarını bir sis bürümüştür. Bu yeni ortamda eski benliğini bulamayan Halid Ziya, yazarlık hayatının geçtiği Kemeraltı Caddesi’ndeki edebî anılarını anımsar. İlk gençlik yıllarında arkadaşları Tevfik Nevzat ve Bıçakçızade Hakkı ile “Nevruz” adlı bir dergi kurarak yazı hayatına giriş yapmışlardır. Ardından “Hizmet” gazetesini kurmuşlardır. Hizmet gazetesinde pek çok romanı ve mensur şiirleri tefrika edilmiştir. Anılarını anımsarken mensur şiirlerine gelen saldırılara öfkelenir, Recaizade Mahmut Ekrem’in daima destekçisi olmasına minnettarlığını belirtir. Ara ara Batı müziğine olan tutkusundan, plak koleksiyonundan bahseder. Bach, Mozart ve Beethoven’a övgüler düzer. Öykünün en sonunda ise yaşlılık hâliyle gençlik hâlinin hayali, bir mekânda karşı karşıya gelir. Yaşlılığı gençliğine emelleriyle ilgili sorular sorar. Bir hayal sarhoşluğu içinde öykü sona erer. 

Uzak Anılar

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın sonlarında Halid Ziya’nın babasının İzmir’e zorunlu tayini çıkar. İstanbul’da Saraçhanebaşı’ndaki bahçeli evlerinden taşınıp, dedesinin İzmir’deki Çorakkapı konağına sığınırlar. Arapfırın Mahallesi’nde yaşayan Kevser Hanım’ın evinde Affan Sabit ile tanışır. Garip bir çocuk olan Affan Sabit kedi ve güvercinlere hastalıklı derecede takıntılıdır. Her gördüğü kediyi, güvercini tüfekle öldürmesi tüyler ürperticidir. Yabani ata biner, ava çıkar, iyi nişan alır. Evde aldığı özel derslere Halid Ziya’nın da eşlik etmesini ister. Böylelikle aralarında arkadaşlık ilişkisi başlar. Birlikte Nedîm ve Ziya Paşa’dan beyitler okurlar, Kanunî Cemil Bey’den musiki dinlerler. Bu anılarda dönemin entelektüel hayatına ışık tutan küçük detaylar yer alır. Affan Sabit karakteri aracılığıyla Halid Ziya’nın Doğu kültürüne, tasavvufa yönelik ilgi ve merakı olduğunu keşfederiz. Affan tasavvufa yoğun bir tutku beslemeye başlar, tekke ve dergâhlara karışıp şeyh olur. Sonunda akıl sağlığını yitirerek bir kliniğe kapatılır. Halid Ziya Affan karakterinin derinliğine inmez, garip davranışlarının nedenini sorgulamaz. Affan’ı olduğu gibi kabul eder; onu karikatürize etmeden, ötekileştirmeden ilginç bir dost olarak anlatır.

Güzel İhsan

Çevresinde çirkinliğiyle anılan İhsan’a halk ironi olsun diye “Güzel İhsan” lakabını takmıştır. Ergenlik çağında çiçek hastalığına yakalanan İhsan’ın bütün derisi delik deşik olmuştur. İnsanlar onun dış görünüşünden iğrenmek yerine ona acıma hissiyle yaklaşmıştır. Otuzlu yaşlarına geldiğinde annesi artık onu evlendirmeye karar vermiştir. Ancak hiçbir kadın İhsan’la evlenmek istememiş, hatta onunla yan yana bile oturmaktan kaçınmıştır. Aradan epey zaman geçtikten sonra İhsan başkasından hamile olan bir kadınla evlenmiştir. Bu durum halkta dedikodu ve alaya sebep olmuştur. Halk kendi arasında İhsan’a ironik bir lakap taktığı gibi doğan çocuğa da “bağış, ihsan” anlamına gelen “Mevhibe” adını vermiştir. Halid Ziya “Güzel İhsan” karakteri üzerinden dolaylı olarak halkın kalıplaşmış değer yargılarına tenkitte bulunur. İzmir’in yöresel lezzetleri -sübye, havyar ezmesi, dil balığı- İhsan’ın oburluğu üzerinden anlatılır. Farklı dış görünüşlerin, yaşam tarzlarının damgalanması, mahalle halkının lüzumsuz meraklı hâlleri, gençlerin özel hayatlarına müdahaleci davranışları, ailelerin evlilik baskısı günümüzde hâlâ sorgulanmaya değer toplumsal meselelerdir.

Civelek Ziver

Halid Ziya Osmanlı Bankası’nın İzmir şubesinde memur olarak çalışırken Menzilhane adlı bir kahvehaneye çok sık gitmeye başlar. Kahvehanenin sahibi Yavuz İbrahim o sıralarda Ziver adlı sevimli bir genci evlatlık edinir. Ziver İzmir’de “Çuçana” diye anılan siyahîlerdendir. Ziver çok neşeli ve canlı olduğundan Yavuz İbrahim ona “Civelek” lakabını takmıştır. Öyküde Ziver’in fiziksel özellikleri ve kişiliği beğeniyle tasvir edilmiştir: “(…) Düzgün, boyu bosu; ince bacakları, kolları, ışıl ışıl parıldayan kıvırcık kirpiklerle gölgelenmiş zeki gözleri, kadife gibi yumuşak bir teni vardı. Hele hâli davranışı, Yavuz İbrahim’in ona verdiği civelek sanına pek uygundu.” (s.143) Sonrasında Ziver’in ansızın hastalanışı ve hava değişikliği için babasıyla birlikte Rodos’a gidişleriyle birlikte öykü sonlanır. 

Ayni Tata

Sokaklarda yaşayan, kimseyle konuşmayan, yanında belinden iple sarkan bir kutu taşıyan bir meczubun öyküsüdür. Kutusunun içinde tarak, sabun, düğme, makas el aynası gibi birtakım eşyalar bulunur. Halk, Ayni Tata’nın tekinsizliğine duyulan korkuyu gidermek için, onun varlığına ruhsal anlamlar atfetmiştir. Böylelikle mahalle halkı onu sevimli bulmaya başlamış, kendi aralarından biri olarak saymıştır. Bir gün çocuklardan biri Ayni Tata’nın belinden sarkan kutusunu yere düşürür. Bunun üzerine Ayni Tata ilk defa içli içli ağlayıp kayıplara karışır. Halk meczubun göklere uçtuğuna kanaat getirir. Kutusunu düşüren çocuğun başına kötü hadiseler gelmesi, kayboluşunun hemen ardından İzmir’de deprem olması halk tarafından Ayni Tata’nın intikamı olarak yorumlanır. İsmi sanı, nereden geldiği bilinmeyen bu meczubun öyküsü İzmir’deki halk inanışları hakkında okura ipuçları verir. Edebiyatımızda Oğuz Atay’ın “Beyaz Mantolu Adam” hikâyesiyle de benzerlik gösterir. 

Abdi ile Karanfil

Arabacı Abdi ile halayık Karanfil arasında geçen bir aşk öyküsüdür. Karanfil, Halid Ziya’nın küçük halasının Habeş cariyesidir. Abdi’nin babasının aşklarına karşı çıkması sebebiyle iki genç âşık birbirine kavuşamaz. Öykünün halk hikâyelerine benzer bir kurgusu vardır. Giriş kısmında da Halid Ziya iki gencin aşkını Tahir’le Zühre, Kerem’le Aslı’nın aşkına benzetir. Babası oğlunun siyahî bir kadınla evlenmesine razı olmaz. Öyküde babasının ırkçı tavırları şu şekilde geçer: “(…) Ben bir tek oğlumun bana siyah torunlar yetiştirmesine katlanamam…” (s.173) Abdi bu söz üzerine babasının isteğine boyun eğer. Her ne kadar bireysel teması olan bir aşk öyküsü olarak başlasa da, öykünün sonlarına doğru ayrımcılık ve ırkçılık gibi sosyal problemlere de değinir. Halid Ziya sayfa aralarında Afrika’dan getirilip konaklara satılan genç kadınların acı dolu esirlik hayatından da söz eder.

Deli Fato

Şemsettin Kutlu’nun dipnotuna göre, bu öykünün Halid Ziya’da özel bir yeri vardır. Halid Ziya “Deli Fato” yu uzun bir öykü olması sebebiyle “küçük roman” olarak sınıflandırmış ve ayrı bir kitap olarak basmayı düşünmüştür. Ancak ne yazık ki isteği gerçekleşmemiş, öykü de “İzmir Hikâyeleri”nin sonuna ilave edilmiştir. Halid Ziya “Abdi ile Karanfil” de olduğu gibi bu öyküde de bir aşk serüvenine odaklanır. Salime kadının kızı olan Fato kendi mahallesinde berberlik yapan Ali’ye âşık olur. Fato toplumsal cinsiyet rollerini, kadının ikincil konumunu reddeden, kişisel bağımsızlığı için mücadele eden bir karakterdir. Halk aykırı davranışlarını delilik olarak yorumlar ve ona “Deli Fato” lakabını takar. Her şeye aniden öfkelenen, şiddete meyilli olan Ali de “Şimşek Ali” olarak anılır. En büyük tutkusu İzmir türküleri söylemek olan Deli Fato, ara ara mevlidlere gidip ilahiler de söyler. Halk arasında ulu orta türkü söylemesi garip karşılanır. “- Sakın Han’da türkü söyleyeyim deme; yasaktır.” (s.221) hatırlatmasında dahi bulunurlar. Ancak Deli Fato hiçbir şeye aldırış etmez, türkü söylemeden duramaz. Kendi kazancıyla çok istediği mercan gerdanlık ve firuze yüzüğü alır. O dönemde bu tarz takılar yeni gelinlere erkekler tarafından armağan edilir. Kadınların çalışma hayatına atılmasına da öyküde aile bireyleri tarafından sıklıkla karşı çıkılır. Kısacası kadınlar erkeklerin tahakkümü altında varlığını sürdürmektedir. Deli Fato ataerkil düzene karşı çıkan eylemleriyle diğer öykülerdeki kadın karakterlerin hepsinden ayrılır. Kıskançlık nedeniyle Şimşek Ali tarafından bıçaklanan Deli Fato ilk defa eril tahakküme boyun eğer. Küçük romanın tek eksik ve kusurlu kısmı burasıdır. Ancak Halid Ziya tanık olduklarını gözlemleyerek, doğrudan müdahale etmeden anlatır. Bu yönüyle realizm akımının unsurlarını taşır.

Halid Ziya Uşaklıgil ölümünden önce kaleme aldığı öykülerinde İzmir’in arka mahallelerine iner, halk arasında dolaşır, dış dünyayı iç dünya üzerinden değerlendirir. Öykülerin çoğunda karakterlerin halk tarafından koyulmuş lakapları vardır. Lakaplar halkın gelenekleri, inanışları, değer yargıları hakkında birer belge niteliğindedir. Halid Ziya hikâyelerini yazarken modern hikâyenin öncüsü Samipaşazade Sezai’nin “Küçük Şeyler” adlı eserinden etkilenmiştir. İnsan ve kent manzaraları sunduğu küçük hikâyelerinde çevre ve şahıs tasvirleri epey güçlüdür. Yazar farklı etnik gruplara, farklı yaşam biçimlerine odaklandığından hikâyelerdeki sosyokültürel unsurlar çeşitlidir. Eski İzmir’in kültür ürünleri hakkında detaylı bilgiler mevcuttur. Öykülerde ele alınan toplumsal temalar evlenme usulleri, evlat sevgisi, dinî yaşam, esaret, kişisel bağımsızlık, eğitim hayatı, akrabalık ilişkileri, namus anlayışı; kişisel temalar ise hayal kırıklığı, ölüm, yalnızlık, yaşlılık, aşk, dedikodu, kıskançlık ve akıl hastalığıdır. 

KAYNAKÇA

Aslan, Hanifi, “Halit Ziya Uşaklıgil’in Hikâyelerinin Tematik İncelenmesi”. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi, 2008.

Sazyek, Hakan, “Halit Ziya Uşaklıgil’in Hikâyeleri ve Türk Hikâyeciliğine Katkıları”. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi, 1989.

Uşaklıgil, Halid Ziyaİzmir Hikâyeleri. İstanbul: İnkılâp Kitabevi, 1991.

(*) Nurdan Şallı, “Halid Ziya Uşaklıgil’in Ölümünden Önce Yazdığı Son Eseri: İzmir Hikâyeleri“,https://mahaledebiyat.com/halid-ziya-usakligilin-olumunden-once-yazdigi-son-eseri-izmir-hikayeleri/

666 sayısı ve İzmir…

Ali Rıza Avcan

666 veya altı yüz altmış altı665‘ten sonra ve 667‘den önce gelen bir “doğal“, “rasyonel” ve “çift” sayıdır. Matematikte 666 sayısı bir “rakam“, bir “asal sayı” ya da bir “mükemmel sayı” değildir ve 12 tane böleni bulunan, karekökü yaklaşık 25,80, karesi 443.556, küpü ise 295.408.296 olan bir sayıdır. 666’nın 12 tane böleni bulunmaktadır.

666 sayısı Wikipedia‘da yazılı olan bilgilere göre yıllardır şeytanı temsil etmesiyle bilinir. Hıristiyanların kutsal kitabı İncil‘in Vahiy bölümünde 666’dan “canavara ait sayı” olarak bahsedilir.

“Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666’dır.” Vahiy, 13. Bölüm 18. Ayet

Orijinal metne bakıldığında Yeni Ahit‘in el yazmalarının çoğunda ve İncil‘in İngilizce çevirilerinde Yunanca χξϛ’ şeklinde yazılan 666 sayısının İbranice şekilde yazıldığı görülür. 666 sayısının İbranice Gematria’daki telaffuzu “Neron Kesar” şeklindedir, yani Roma’yı yakan Nero Caesar‘ın İbranicesi. 666’nın şeytanın sayısı olduğu inancının buradan geldiği düşünülmektedir. 616‘nın İbranice telaffuzu da “Neron Kesar” olduğu için bazen 616 da şeytanın sayısı olarak nitelendirilir. (1)

Evet, son günlerde sayılardan anlam çıkararak geleceği görmek isteyen MHP lideri Devlet Bahçeli bütün bunları duymasın ama kutsal kitap İncil‘e göre 666 sayısının canavarın; yani şeytanın sayısı olduğuna dair bir inanç var. Son yıllarda bu sayının 666 değil de 616 olduğuna dair yeni bir tartışma açılmakla birlikte yüzyıllardır 666 sayısı Hıristiyan dünyasında şeytana ait lanetli bir sayı olarak kabul görmüş.

Hatta bir zamanlar UNESCO Dünya Mirası Bergama Alan Başkanı olan sevgili arkadaşım ve Trakya Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Yaşagül Ekinci‘nin hatırlatmasına göre, İncil’in Vahiy bölümünün 2. ayetinde, “Bergama’daki kilisenin meleğine yaz. İki ağızlı keskin kılıca sahip olan şöyle diyor: ‘Nerede yaşadığını biliyorum; Şeytan’ın tahtı oradadır.” dendiği için, bu konu ile ilgilenen teologlar bu tahtın Bergama‘daki ünlü Zeus Sunağı‘nın tam önündeki küçük bir tapınakta olduğu iddia edilmektedir.

Şimdi gelelim İzmir‘in bu lanetli 666 sayısı ile ilgisine… Özellikle de “gavur” olarak ünlenen İzmir’de ne anlama geldiğine…

Efendim, 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacak milletvekili genel seçimlerinde İzmir‘in iki ayrı seçim bölgesinde seçime girecek 24 ayrı siyasi parti ile 8 ayrı bağımsız adayı dikkate aldığımızda geçtiğimiz günlerde Yüksek Seçim Kurulu tarafından onaylanarak kesinleşen adayların sayısı toplam olarak 666’yı buluyor ve böylelikle İzmir‘e “gavurluk” dışında bir de “şeytanlık” unvanını kazandırıyor.

23 partinin eksiksiz bildirdiği 28 kişilik aday listesine Türkiye İşçi Partisi‘nin (2) numaralı bölge için bildirdiği 14 kişilik aday listesi ile her iki bölgede aday olan toplam 8 kişilik bağımsız aday listesini eklediğinizde, (23 parti X 28 aday = 644 aday + 14 TİP adayı + 8 bağımsız aday = 666 milletvekili adayı) sayısı karşımıza çıkıyor ve insanda ister istemez, bu işte de bir şeytanlık olduğu ya da olacağı düşüncesini yaratıyor…

Gelelim, 14 Mayıs 2023 tarihli milletvekili seçimlerine katılacak 24 siyasi partinin gösterdiği 658 adet milletvekili adayı ile 8 bağımsız adayın özelliklerini inceleyip irdelemeye…

Ama ondan önce, iflas edip geçerliliğini yitirmiş temsili demokrasi anlayışının doğal bir sonucu olarak, siyasi partilerin milletvekili adayı olarak gösterdiği isimlerin aslında bizim adayımız değil, parti yönetimini elinde bulunduran parti yöneticilerinin adayı olduğunu, bu bağlamda bizim oy vermemiz istenen bu isimlerle bizler arasında -tabii ki istisnaları dışında- bir tanışıklık, bir ilişki; hatta güven ilişkisinin olmadığını hatırlatmam gerekiyor. Ben bile, yıllardır İzmir’deki toplumsal mücadelenin içinde yer almış bir yurttaş olarak bu 666 kişiden çoğunu tanımıyorum.

Bu bağlamda, adaylığı Yüksek Seçim Kurulu‘nca onaylanan bu adayların beni temsil etmekten uzak olduklarını, çoğunun İzmir’de yaşayan ya da çalışan İzmirlileri bile tanımadığını ve yarın öbür gün milletvekili olsalar bile İzmir’den ve onun sorunlarından uzak duracaklarını ifade etmek istiyorum. İzmirlilerin bu insanlara seçimlerde oy verecek olması bile, “millet” ile onun “vekili” arasındaki güvenilirlik ilişkisi açısından yeterli olmayacağına inanıyorum.

Gündeme getirmem gereken diğer bir konu, Yüksek Seçim Kurulu tarafından onaylanıp kesinleşen listelerde adayın eğitimi ve mesleği ile ilgili gruplandırmaların son derece yetersiz olduğudur. Adayın eğitim düzeyinin, işin ayrıntılarına gidilmeden sadece “ilk“, “orta” ve “yüksek” eğitim olarak gruplandırılması, eğitimin diğer farklı düzeyleri ve kalitesi konusunda tek bir bilginin verilmemesi; ayrıca, meslek olarak kabul edilen çoğu faaliyetin, özellikle de “serbest” ya da “emekli” olarak ifade edilen meslek gruplarındaki adayların gerçekten hangi konularda bilgili, deneyimli ve tecrübeli olduğunu anlama açısından son derece yetersiz kaldığını belirtmem gerekiyor. Ama yine de biz, bu yazıda bu son derece yetersiz bilgileri kullanarak bir sonuca ulaşmaya çalışacağız.

Adayların tanıtımı konusundaki diğer olumsuzluk ise, siyasi partilerin kendi adaylarını tanıtıp anlatma konusundaki isteksizliği ya da yetersizliğidir. Buna örnek olarak da, bazı siyasi partilerin Yüksek Seçim Kurulu‘na verdikleri geçici listeleri basına aktarılması sırasında adayların yaş, cinsiyet, eğitim ve meslek gibi kişisel bilgileri belirtmemelerini verebilirim.

Bütün bu olumsuzlukların ardından adayları partileri ve öğrenebildiğimiz kişisel özellikleri itibariyle şu şekilde değerlendirebiliriz:

666 milletvekili adayı siyasi partiler arasında nasıl bir dağılım gösteriyor?

1. İzmir’deki milletvekili seçimlerine 23 parti, her iki seçim bölgesinde 14 aday olmak üzere toplam 28 aday, bir parti sadece 2 nolu seçim bölgesinde 14 aday göstermek suretiyle; ayrıca, (1) ve (2) sayılı seçim bölgelerinin her birinde 4 adet olmak üzere toplam 8 bağımsız aday katılmaktadır.

Milletvekili adayları arasındaki kadınların dağılımı ne durumda?

2. Siyasi partilerce belirlenen milletvekili adayları ile seçime bağımsız olarak katılan adaylar arasındaki kadınların varlığı şu şekilde bir dağılım göstermektedir:

24 siyasi partinin gösterdiği adaylarla seçime bağımsız katılacak adayların sayısal toplamı olan 666 milletvekili adayından 185’i (% 27.78) kadın, 481’i (% 72,22) de erkektir.

14 aday gösteren Türkiye İşçi Partisi adayların % 50’sini, 28 aday gösteren partiler arasındaki Cumhuriyet Halk Partisi adayların % 42,86’sını, Türkiye Komünist, Halkın Kurtuluş, Adalet ve Güç Birliği partileri adayların % 39,29’unu, Vatan Partisi adayların % 35,72’sini, Genç, Yeşiller ve Sol Gelecek, Adalet Birlik, Anavatan, Milli Yol partileri ise adayların % 35,72’sini kadın olarak belirlemiştir.

Kadın adaylara en az yer veren siyasal partiler ise, -tahmin edileceği gibi- % 7,15 oranı ile Yeniden Refah Partisi, % 14,29 oranı ile Millet ve Büyük Birlik partileri ile Milliyetçi Hareket Partisi‘dir.

İzmir’de milletvekili seçtirmesi muhtemel Cumhuriyet Halk Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye İşçi Partisi ve İyi Parti itibariyle listelere bakıldığında ise, kadın milletvekili adaylarının Cumhuriyet Halk Partisi‘nin 1 nolu seçim çevresi listesinin 3 ve 5nci, 2 nolu seçim çevresi listesinin 1, 8 ve 9ncu, Adalet ve Kalkınma Partisi‘nin 1 nolu seçim çevresi listesinin 3ncü, 2 nolu seçim çevresi listesinin 3 ve 7nci, Milliyetçi Hareket Partisi’nin 1 nolu seçim çevresi listesinin 6 ve 9ncu, 2 nolu seçim çevresi listesinin 4ncü, Türkiye İşçi Partisi‘nin 2 nolu seçim çevresi listesinin 4 ve 5nci ve İyi Parti‘nin 1 nolu seçim çevresi listesinin 4 ve 6ncı, 2 nolu seçim çevresi listesinin 3 ve 6ncı sırasına konulduğu; yani kadın adayların seçilebilir sıralara yerleştirilmediği görülmektedir. Buna bazı seçmenlerin büyük umut bağladığı Türkiye İşçi Partisi de dahildir.

Buna ilave olarak, her iki seçim çevresinde seçimlere katılacak 8 bağımsız adayın tümünün erkek olduğunu hatırlatmamıza gerek dahi yoktur.

Milletvekili adaylarının eğitim düzeyleri ne vaziyette?

3. İzmir’de 14 Mayıs 2023 milletvekili seçimlerine katılacak 24 siyasi partinin gösterdiği adaylarla bağımsız adayların eğitim düzeylerine baktığımızda ise;

Toplam 666 adayın 73’ünün (% 10,96) ilk, 234’ünün (% 35,14) orta , 359’unun da (% 53,90) yüksek düzeyde eğitim gördüğü,

Yükseköğretim boyutundaki en eğitimli milletvekili adaylarının % 92,85 oranıyla Cumhuriyet Halk Partisi’ne, % 89,28oranıyla İyi Parti‘ye, % 82,14 oranıyla Adalet ve Kalkınma Partisi‘ne, % 78,56 oranıyla Milliyetçi Hareket Partisi‘ne, % 75 oranıyla Memleket Partisi‘ne, % 64,66 oranıyla Zafer Partisi‘ne, % 64,27 oranıyla Türkiye Komünist, Yeşiller ve Sol Gelecek ve Vatan Partisi‘ne ait olduğu, en fazla ilkokul mezunu milletvekili adayının sırasıyla % 28,58 oranıyla Halkın Kurtuluş, % 21,42 Adalet Birlik Partisi‘nde, en fazla ortaokul mezunu milletvekili adayının ise sırasıyla % 53,53 ile Türkiye Birlik Partisi‘nde, % 53,58 ile Adalet Birlik Partisi‘nde, % 50,00 ile Türkiye İşçi Partisi‘nde olduğu belirlenmiştir.

2022 yılı TUİK verilerine göre ise İzmir’deki ilkokul mezunlarının toplam nüfus içindeki oranı % 21,51 ortaokul mezunlarının toplam nüfus içindeki oranı % 41,52, yüksekokul mezunlarının toplam nüfus içindeki oranı da % 17,50’dir ve bu duruma göre adaylar arasında ilkokul ve ortaokul mezunlarının İzmir ortalamalarından az, yüksekokul mezunlarının da fazla olması olumlu bir durumdur.

En çok hangi meslek grubundakiler milletvekili seçilmek istiyor?

4. İzmir‘de milletvekili seçimlerine katılacak adayların Yüksek Seçim Kurulu‘na bildirdikleri meslekler ise genel olarak ve partilerine göre şu şekilde bir dağılım göstermektedir:

Son derece kötü düzenlenmiş meslekler grubunda beyan edilmiş bilgilere göre 666 milletvekili adayı ekli listede görüleceği gibi toplam 80 mesleğin mensubudur. Bu grupların arasında en fazla sayıya sahip olanlar genel olarak şu şekildedir:

Serbest 163, iş insanı/işadamı 62, emekli 58, işçi 56, avukat 41, esnaf 33, öğrenci 32, mühendis 30, işletmeci/yönetici 16 şeklinde devam etmektedir.

Ancak “serbest” ya da “emekli” olarak ifade edilen kategoriler, bu grupta yer alanların ne yaptığını ifade etmekten uzaktır. Kendi mesleğini “serbest” olarak belirtenler mevzuattaki ifadesiyle “serbest meslek erbabı” olarak adlandırılan hekimler, avukatlar, muhasebeciler midir; yoksa hiç kimseye ya da kuruma bağlı kalmaksızın kendi namına çalışan, örneğin esnaflar, tüccarlar mıdır? Bu konu netlik kazanmadıkça da 163 milletvekili adayının gerçekte ne yaptıklarını, hangi mesleğin mensubu olduğunu anlamanın imkanı yoktur.

Bu konu ile ilgili diğer bir ilginç durum da, bazı partilere ait tüm milletvekili adaylarının ve çoğunun sürdürdüğü meslek olarak “serbest” mesleği seçmiş olmasıdır. Örneğin Adalet Birlik Partisi adaylarının tümünün, Yenilik Partisi adaylarından 25’inin, Adalet Partisi adaylarından 24’ünün, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adaylarından 18’inin kendi mesleğini “serbest” olarak belirtmiş olması bu durumun en iyi örneğidir.

Ayrıca bazı meslek mensuplarının adeta her siyasi partide var olduğu görülmektedir. Bunlar genellikle her seçimde var olup kazanan meslek gruplarını oluşturuyorlar; avukatlar, mimarlar, mühendisler ve muhasebeciler… Bizim ele alıp incelediğimiz örneğimizde de aynı durumdalar: Emekliler 24 partiden 18’inde, mühendisler 17’sinde, avukatlar 16’sında ve iş insanları 13’ünde yer alırken sanatçıların sadece 2, şehir plancılarının sadece 1, ziraat mühendislerinin sadece 1 parti tarafından aday gösterilmesi, aslında bir meslek olmayan milletvekilliğinin ise halen milletvekili olan 3 aday tarafından meslek olarak belirtilmesi, siyasi partilerin adaylarını nasıl belirledikleri ya da adayların kendilerini nasıl tanımladıkları konusunda bize önemli ipuçları vermektedir.

Sonuç yerine,

Yüksek Seçim Kurulu tarafından duyurulan ve bilgi açısından son derece yetersiz olan İzmir milletvekili adayları listesine göre;

A. Kadınların listelerde % 27,78’lik bir oranda yer almakla birlikte çoğu kez seçilemeyecek yerlere yerleştirilmiş olmaları İzmir açısından övünülecek bir durum değildir.

B. Adayların eğitim düzeyleri açısından İzmir nüfusunun eğitim düzeyinin üstünde bir ortalama yakalanmış olmakla birlikte adaylarının % 53,90’ının yüksek düzeyde eğitim almış olması İzmir açısından olumlanacak bir durum değildir.

C. Sanatçılara, bilim insanlarına, İzmir‘in yetiştirdiği değer olarak adlandırılabilecek İzmirlilere ve gerçek toplumsal mücadelenin içinden gelen kanaat önderlerine yeterince yer vermeyen mesleki dağılımın durumu, parti üst yönetimlerine teslim edilmiş temsili demokrasinin ne derece iflas ettiğini ortaya koymaktadır.

Evet, bu anlamda şu şekilde bir son söz söylenebilir;

Bu kentte, diğer kentlerde ve ülkenin her bir bölgesinde, her bir seçim çevresinde yaşayan insanların gerçek ihtiyacı demokrasinin kendisini temsil eden, kendisi tarafından belirlenen vekiller eliyle işletilmesi; şayet bunu sağlamak mümkün olmuyorsa, kendi iradesi dışında belirlenen bu insanlara itibar etmemek, onları seçmemek, onları kendi vekili olarak Ankara‘ya göndermemek, demokrasiyi öncelikle kendi örgütü içinde yaşama geçiren siyasi parti ve adaylarını tercih etmektir…

Ama tabii ki, son yıllarda egemenliğin kaynağı olmaktan çıkan TBMM’nin 103. yaşını kutladığı günlerde 666 adet milletvekili adayına sahip İzmir‘in, seçimler sonucu ortaya çıkacak tablo sayesinde “gavurluk” unvanı yanında, “şeytanlık” unvanına da sahip olma ihtimaline sahip olduğunu unutmamak koşuluyla….

(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/666_(sayı)#:~:text=666%20sayısı%20yıllardır%20şeytanı%20temsil,canavara%20ait%20sayı”%20olarak%20bahsedilir.

Kendi koyduğu hedeflere ulaşamayan bir belediye sizce başarılı mıdır?

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer, Bir TV isimli yerel bir televizyon kanalında İzmir’deki bir kısım yerel gazeteciyi karşısına alarak, 2019-2023 hizmet döneminde neler yaptığını, belediyenin finansal açıdan hangi durumda olduğunu anlatıp bir dönem daha başkanlık yapmak istediğini beyan etmiş.

Karşısındaki gazeteciler EgedeSonSöz‘den Mehmet Karabel, Gerçekİzmir‘den Sercan Avcı, Milliyet‘ten Onur Çakır, İlkses‘ten Çağla Geniş, Egeligazete‘den Mustafa Yılmaz, Sonkaleizmir‘den Mustafa Akbaş ve Bir TV‘den sunucu olarak Evrim Encü idi.

Bu gazete ve gazetecilerin hangi kriterlere göre seçilip oraya davet edildiğini bilmemekle birlikte, bir kısmının belediye haberleri konusunda uzman olmadığını ya da ilgilenseler bile yapılan belediye hizmetlerine eleştirel yaklaşmadıklarını, belediyelerdeki birçok konuyu “Uğur Mumcu Gazeteciliği” boyutunda ele alıp inceleyen ve eleştirel yazılar yazan gazetecilerin bu tür davetlerden uzak tutulduğunu biliyoruz.

Ben bugün bu gazetelerden biri olan Egede SonSöz‘ün 17 Nisan 2023 tarihli nüshasında yayınlanan “Başkan Soyer’den 2024 mesajı: Bir dönem daha başkanlık yapmak isterim!” başlıklı haberde yazılanları ele alıp değerlendirmeye çalışacağım.

Ama ondan önce kamu yönetiminde; özellikle de belediyelerde başarılı ya da başarısız olmanın ne anlama geldiğine, bunun nasıl belirleneceğine, bu konuda geliştirilen yöntem ve ölçülerin ne olduğuna dair bir kaç söz söylemek isterim….

Bilindiği gibi, son yıllarda, özellikle de 2005 yılından sonra kamu yönetimi alanındaki hukuki metin ve uygulamaların “AB Muktesabatı” adı verilen hazır şablonlara uydurulması için geniş ve yoğun bir çalışma başlatılmış ve kamu yöneticilerinin çalışma anlayışı, “bütüncül planlama” dediğimiz ulusal planlama anlayışı yerine önem ve öncelik verilen konuları öne çıkaran “stratejik planlama” anlayışına uydurulmaya çalışılmıştı. Bu çerçevede de, kamu yöneticilerinden, hazırlayacakları stratejik planlardaki hedeflere ulaşıp ulaşmadıklarını gösteren objektif performans kriterlerini hazırlamaları istenmişti. Böylelikle yönettiği kamu biriminin mevcut durumunu bilen kamu yöneticisinin, 5 yıllık ve yıllık periyotlarda kurumunun güçlü ve zayıf yönleriyle olası tehlike ve fırsatları dikkate alarak, plan uygulamasından önce objektif performans kriterlerini hazırlaması ve plan uygulaması sırasında ve sonunda ulaşılan hedefleri bu önceden hazırlanmış objektif performans kriterleri ile mukayese edip ölçerek kendi başarı ya da başarısızlıklarını ortaya koyma fırsatı verilmişti.

Bu çerçevede, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, belediye başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in hizmet dönemine tekabül eden 2020-2024 dönemi stratejik planı ile 2020, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait yıllık dilimlerle ilgili performans programları hazırlanırken başlangıçta konulan bu hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını gösterecek objektif performans kriterlerinin belirlenmesi sağlanmıştı.

Örneğin kentsel dönüşüm hizmetleri ile ilgili beş ve bir yıllık hedeflerle bu hedeflere ulaşıp ulaşmadığını gösterecek olan objektif performans kriterlerinin beş yıllık stratejik planlarla yıllık performans programlarına yazılması suretiyle belediye başkanlarının bu konuda başarılı olup olmadığı konusunun ortaya konulması amaçlanmıştı.

Şimdi gelelim sayın Soyer’in “Bir dönem daha başkanlık yapmak isterim!” talebinin arka planındaki “ben aslında başarılıyım” algısına…

Sayın Soyer şayet bugüne kadar sergilediği performansta başarılı olmadığını düşünse, devam edecek projeleri ya da aklına gelecek başka projeleri gerekçe göstererek, “ben devam etmek istiyorum” demezdi. Kuvvetle muhtemeldir ki, kendisinin başarılı olduğunu düşünüyor ve devamını getirmek istiyor…

Oysa başarılı olduğu konusunda ya kendi belediyesine ait resmi belgelere yansıyan gerçekleri bilmiyor ya da o belgelerdeki rakamları bilmesine karşın bilmez gibi davranıp kendi arzu ve hevesine yeniliyor…

Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemi stratejik planına göre hazırlanan 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait üç ayrı performans programıyla 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporlarındaki rakamlar ortada bir başarıyı değil, net, açık bir başarısızlığı ortaya koyuyor…

Gelin isterseniz bu konuyu yukarıda adını verdiğim ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nce incelenip onaylanmış 6 ayrı resmi belgedeki bilgileri kullanarak hazırladığım 27 sayfalık tablo üzerinden inceleyelim.

Yukarıdaki linkten indireceğiniz dosya, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020, 2021 ve 2022 yıllarında, stratejik plana göre yürüttüğü belediye hizmetlerinde başarılı olup olmadığını anlamak amacıyla geliştirdiği objektif performans kriterlerinin kullanılması suretiyle başlangıçta belirlenen hedeflerle uygulamada ortaya çıkan gerçekleşme durumlarını göstermekte olup; bunun için 2020 yılında toplam 370, 2021 yılında toplam 375, 2022 yılında da toplam 471 adet objektif performans kriterinin belirlendiğini ve ulaşılan hedeflerin metre, adet, ton, metrekare, yüzde gibi birimler kullanılarak ifade edildiğini göstermektedir.

Örneğin bu tablonun ilk sırasında yer alan “köprü, viyadük ve karayolu alt ve üst geçidi projelendirme” hizmeti olarak 2020 yılında 3, 2021 yılında 2, 2022 yılında 5 ve 2023 yılında 13 adet projenin yapılması hedeflenmiş olup; yıllar itibariyle gerçekleşen proje sayısı ise 2020 yılında 3, 2021 yılında 2, 2022 yılında 5 olup, 2023 yılı gerçekleşmesi henüz mali yıl devam ettiği için tabloya yazılmamıştır. Yine aynı şekilde tablonun ikinci sırasında yer alan “yapımı tamamlanacak karayolu alt ve üst geçidi” konusunda 2020 yılında 3 adet yapılması hedeflendiği halde 2 adet yapıldığı, 2021 yılında 1 adet yapılması hedeflendiği halde hiç alt ve üst geçit yapılmadığı, 2022 yılında da 3 adet yapılması hedeflendiği halde ancak 1 adet yapılabildiği görülecektir.

Biz bu anlamda, 2020 yılı için belirlenmiş toplam 370, 2021 yılı için belirlenmiş toplam 375 ve 2022 yılı için belirlenmiş toplam 471 adet hedefe, belirtilen hedef rakamları itibariyle ulaşıldığı takdirde o hizmetin “başarılı” bir şekilde yapıldığını, hedef olarak gösterilen birim rakama ulaşılamadığı takdirde o hizmetin yapılması konusunda “başarısız” olunduğu kabul edecek olursak; değişik nedenlerle,

🎯 2020 yılında toplam 370 hedeften 205’ine ulaşılamadığını; yani, belediyenin yürüttüğü hizmetler itibariyle belirlenmiş hedeflere % 44,59 oranında ulaşıp “başarılı“, % 55,41 oranında da ulaşılamayıp “başarısız” olunduğunu,

🎯 2021 yılında toplam 375 hedeften 175’ine ulaşılamadığını; yani, belediyenin yürüttüğü hizmetler itibariyle belirlenmiş hedeflere % 53,33 oranında ulaşılıp “başarılı“, % 46,67 oranında da ulaşılamayıp “başarısız” olunduğunu,

🎯2022 yılında da toplam 471 hedeften 218’ine ulaşılamadığını; yani, belediyenin yürüttüğü hizmetler itibariyle belirlenmiş hedeflere % 53,71 oranında ulaşıp “başarılı“, % 46,29 oranında ulaşılamayıp “başarısız” olunduğunu göstermektedir.

Üstüne üstlük hedefleri ve bu hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını gösteren performans kriterlerini doğrudan doğruya kendisi belirleyip bunu meclis kararı ile onaylatıp belgelediği halde…

Şimdi hiç aklınıza gelir miydi, bir belediyenin ve belediye başkanının “ben başarılıyım, o nedenle bir dönem daha devam etmek istiyorum” derken, onun, belediye meclisi üyelerinin ve belediye çalışanlarının hazırladığı resmi belgelerde bunun tam tersinin söyleneceği, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2023 dönemi hizmetleri için tam puan 10 üzerinden 4,5 ya da da 5 puan alacağı….

Aslında bu gerçeğin diğer yüzünü, bugünkü yazıma konu yaptığım EgedeSonSöz haberinin hemen arkasına yurttaşların yorum olarak yazdıklarında görmek mümkün…

………………………………………………………………………

İzmir Kruvaziyer ve Deniz Turizm Derneği Başkanı Korhan Bilgin
 19 Nisan 2023 Çarşamba 08:24 Sayın başkanım, İzmir halkı sizi bir dönem daha seçmez. Ancak CHP sizi tekrar aday gösterirse, “ceketimi assam yine seçilirim” mantığı ile seçilirsiniz ki bu da CHP nin İzmir de büyük oy kaybı anlamına gelir. 2019 da aldığınız oy oranında büyük düşüş olur, topal ördek olarak başkanlığa oturursunuz. Bence yeterince İzmir’i kötü yönettiniz. Yazınız da okuduğum kadarıyla sizin dışında olan her şeyden şikayet ediyorsunuz. Halbuki Ankara Belediye Başkanı merkezi yönetimin tam hedefinde olmasına rağmen başarılı projelere imza attı. Kaynak yarattı. Hiç şikayet etmedi. Bir Eskişehir gerçeği gözünüzün önünde. Eskişehir çamur deryası bir şehir ilken, bugün yurdun dört bir köşesinden turistik kafilelerin ziyaret akınına uğrayan bir kent haline getirdi sayın Büyükerşen. Siz İzmir’e çivi çakmadınız, İzmir’in beş senesini yediniz. Turizmde hiç bir şey yapmadınız. Sizin yapmadıklarınızı yazmaya kalksak roman olur. Lütfen sakın İzmir’e bir dönem daha Başkan olmaya falan kalkmayın. Seferihisar a yolu düşenler, Soyer’in başkanlığı hakkında soru sorun bakalım Seferihisarlılardan ne yanıt alacaksınız.

Ahmet Coşkun
18 Nisan 2023 Salı 17:11 Satılacak gayrimenkul kalmadı 4 yılda 815 adet gayrimenkul satılır mı Bunun bir açıklaması olmalı. Laylomlarla 4 yıl geçti. Bence yurt dışına gidip orada bir şehir nasıl batırılır diye kitap yazılabilir.

Belediye
18 Nisan 2023 Salı 14:54 Başkanım bir daha seçilmek istiyorsanız ilk önce sizi zora sokan idarecilerinizden kurtulun. Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı yüzünden çok oy kaybedeceksiniz. Personel faturayı secimde size çıkaracak.

Belediye Çalışanı
18 Nisan 2023 Salı 14:29 İBB’nin hemen her gün bir birimi grev yapıyor bugün mesela İzenerji, başkan bey de bir daha aday olmak istiyor.. Sözün bittiği yerdeyiz.. Yazık..!

Seferihisarlı
18 Nisan 2023 Salı 14:10 Seferihisar da ne yaptın ki İzmir’de daha da kötü kapasite meselesi bir daha aday olursa ben oynamıyorum.

Vatandaş
18 Nisan 2023 Salı 12:49 İzmir’e yapacağınız en büyük iyilik Kordon’daki sarı demir yığını tramvayı da alıp bir daha aday olmamak.. Tunç bey lütfen bir daha aday olmayın…

Bekir
18 Nisan 2023 Salı 10:21 evet Soyer’i bir donem daha seçin ki İzmir’i artık Soyer sonrası kimse aday olmasın İzmir’in tam anlamıyla içine etsin.

Tayyar ÖNDER
18 Nisan 2023 Salı 10:18 Sayın Başkan Görev Süreniz İçinde Projesini Kendiniz Yaptığınız, Finansmanını Bulduğunuz ve de İmalatına Başladığınız 3 Proje Sayar mısınız…???

CEMAL
18 Nisan 2023 Salı 10:04 Ya başkan vallahi önümüzdeki dönem bence hakkın falan değil. Ulaşım rezalet duraklarda insanlar balık istifi dolu dolu. 23 . yüzyıla bu ulaşım rezilliği İzmir’e yakışmıyor. Siz gidinde ulaşımdaki rezalete bir bakın. İnsanların canı çıkıyor. Mesela dün İnciraltı vapur iskelesine gittiğimde son durak kaldırılmış. ve orda insanlar uyarılmıyor, duraklar taşındı diye. Birde otobüsleri kaldırıp Balçova’dan bin, Üçkuyular’da in, tekrar metroya bin tekrar aktarma yap. Rezalet sizin ne hakkınız var. DİREKT Otobüsleri kaldırıp aktarmalara mecbur bırakmak. Bir tane doğru dürüst projeniz olmadı.100 günde yapacağınız vaatler fos çıktı. Hani öğrencilere otobüsler ücretsiz olacaktı yapamadınız. Sadece şovlarınızla gıda dağıtımı yaptınız. Yeter artık işin ehli gelmesi lazım. Halkı düşünen başkan gelmesi lazım. Kısacası bir dönem daha sizle olmaz, olmaz, olmaz.

SANA SÖZ
18 Nisan 2023 Salı 09:36 BAŞKANIM SİZİ TEKRAR GÖRMEK İSTERİZ AMA BU BROKRATLARI LÜTFEN GÖZDEN GEÇİRİN! KENDİNİZE GENÇ VE DİNAMİK BİR EKİP KURUN

Suça ortak olmak…

Ali Rıza Avcan

Yine bir oldubitti, yine bir kent suçu: Hem de İzmir Valiliği, Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin göz yumması ve işbirliği sayesinde…

Hepimizin canını yakan 6 Şubat 2023 tarihli deprem felaketi sonrasında hem merkezi yönetimin, hem belediyelerin hem de yurttaşların yaşanan acılardan bir takım dersler çıkardığını, artık yapılaşma ile ilgili her konuda kurallara uyacaklarını, yapılacak binalar için işin başında ruhsat alınacağını, inşaatların bilimin gereklerine ve projelerine uygun yapılacağını, inşaat bittikten sonra yapı kullanma izni alınacağını umuyorduk…

Bu konuda, -en azından- muhalefetteki CHP’li belediyelerin, söyledikleri iri iri laflar, verdikleri sözler itibariyle ve düzenledikleri yardım kampanyaları nedeniyle sözlerinde duracaklarını umuyor, bu konuda samimi olduklarını sanıyorduk.

Ama şimdi görüyoruz ki, İzmir Valiliği başta olmak üzere merkezi yönetimin İzmir’deki en üst temsilcisi ve Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri verdikleri bu sözleri unuttukları gibi yaptıkları usulsüzlüklerin, işledikleri suçların bir devamı olarak yeni bir oldubittinin altına imza atarak işbirliği yapmakta, bu konuda birbirlerine destek olmakta bir sakınca görmüyorlar…

Hamparsumyan Hanı’nın eski hali….
Haamparsumyan Hanı’nın iç kısmı…

Bildiğiniz gibi daha önce birbiri ardına yazdığım yazılarla, 1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi’nin 100. yıl kutlamaları nedeniyle İzmir Valiliği’nin kısa adı (YİKOB), açılımı Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı olan birimince, 1970’li yıllarda yıkılan Hamparsumyan Hanı’nın yerine yaptırılmaya başlanan ve şu sıralarda bitmek üzere olan bina için Konak Belediyesi’nden ruhsat alınmadığını ve söz konusu bina inşaatının ihalesiz bir şekilde davet yöntemiyle yandaş bir şirkete verildiğini dile getirmiş, Konak ve İzmir Büyükşehir Belediyelerini bu ruhsatsız bina inşaatı için girişimde bulunmaya davet etmiştim.

Yeni inşaatın tabelası

Çünkü inşaat mahalline asılan tabeladan, ihale adı verilen danışıklı döğüşün 19 Ağustos 2022 tarihinde yapıldığını, arsanın 29 Ağustos 2022 tarihinde işi toplam 180 günde bitirecek olan saray destekli ve Rizeli Yılmaz Yapı Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi’ne teslim edildiğini ve mevzuata göre inşaat mahalline asılması gereken bu tür tabelalarda alınan ruhsatla ilgili bilgilerin de yazılı olması gerektiği halde bu bilgilerin yazılmadığını, bu nedenle de bu binanın ruhsatsız olduğunu ifade etmiştik.

Yeni inşaatın, yakın çevresini ezen devasa büyüklüğü…

Söz konusu inşaat, İzmir İktisat Kongresi’nin 100. yılına isabet eden 17 Şubat 2023 tarihinde bitmemekle birlikte 6 Şubat 2023 ve izleyen günlerde 11 ilde yaşanan deprem felaketi nedeniyle binanın açılış töreni yapılamamış; böylelikle hem valilik, hem de inşaat şirketi cephesi işi zamanında yapamamış olmakla suçlanmaktan kurtulmuşlardı.

Bu arada inşaat ilerledikçe binanın orijinalinden daha büyük olarak tasarlandığını, orijinali gibi taştan değil betonarmeden yapılıp dış cephesinin taşla kaplandığını, eski orijinal binanın ortasındaki sadece insanların geçebildiği ya da mal giriş çıkışının yapıldığı “abbara” adı verilen geçidin büyütülerek 860 numaralı sokağın üstünden geçirildiğini gördük.  

Oysa bu bölgenin mevcut koruma amaçlı imar planlarına göre 860 sokağın üstünde “ARKAD” adı verilen bir geçidin projelendirilmesi ve böylesi bir imar planı değişikliği yapılmadan hem bu binanın hem de bu üst geçidin yapılması mümkün değildi.

Yeni inşaatta, 860 sokağın üstünü kapatan ve “Arkad” adı verilen üst geçit….

Ama burası Türkiye, burası Türkiye’nin “en çağdaş, en demokratik kenti” olarak tanıtılan İzmir’di. Bu “kadim kentte” istendiği takdirde emir demiri keser, görevli, yetkili ve sorumlu olanların birbirlerinin kusur ya da suçunu görmekte oldukça müsamahalı davranırlardı.

Önce, inşaatın başladığı 29 Ağustos 2022 tarihinde ruhsatsız inşaata izin vermemesi gereken Konak Belediyesi kentin ortasındaki bu ruhsatsız inşaatı görmeyip suçlulara göz yumduğu gibi, inşaatın devam ettiği tarihlerde kendisine gelen İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 21.12.2021 tarihli yazısı üzerine harekete geçerek bu bölge ile ilgili koruma amaçlı imar planının değiştirilmesi için harekete geçiyor ve Konak Belediye Meclisi’nin bir çırpıda aldığı 01.11.2022 tarih, 223/2022 sayılı kararla ilk adımı atarak plan değişikliğine yeşil ışık yakıyordu.

Bu kararı alan Konak Belediye Meclisi İmar Komisyonu’nun üyeleri mimar Esra Yılmaz Keskin, avukat Ulvi Puğ, sanayici Ali Emrah Karamustafaoğlu, Burhan Yılmaz ve şirket yöneticisi Hakan Yıldız‘dı. Mesleği avukatlık olan Ulvi Puğ ise aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin oluşturduğu Milli Bayramlar Komitesi‘nin başkanı olarak da görev yapıyordu…

Ama bu arada söz konusu inşaat başlamış ve ikinci kat seviyesinde beton dökülüyordu…

Konak Belediye Meclisi’nin Koruma Bölge Kurulu’ndan gelen öneriyi kabul etmesinin ardından topa bu kez de İzmir Büyükşehir Belediyesi giriyordu.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 10.04.2023 tarihli oturumuna getirilen “1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Revizyon İmar Planı Değişikliği ve 1/500 ölçekli Yerleşim Planı Değişikliği” önerisi, zaman geçirilmeksizin aynı meclisin 14.04.2023 tarihli oturumunda, İmar ve Bayındırlık Komisyonu’nun işlerini çok iyi bilen değerli üyeleriyle halkı temsil etmekten uzak meclis üyelerinin kararına dayanılarak oybirliği ile kabul ediliyordu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Bayındır Komisyonu‘nun üyeleri ise tekstil mühendisi İrfan Önal başkanlığında İzmir Milletvekili Mahir Polat‘ın kardeşi avukat İbrahim Ulaş Polat, CHP Grup Başkanvekili avukat Murat Aydın, mimar İlhan Dal, Urban Planner isimli planlama şirketinin sahibi şehir plancısı Ali Bor, İyi Parti Grup Başkanvekili Kemal Sevinç, AKP Grup Başkanvekili Özgür Hızal, Hüsnü Boztepe ve Ayşegül Duran Türker‘den oluşuyordu…

Yani, başlangıçtaki projesine ve iş programına göre bugüne kadar bitirilmiş olması gereken ve şu son günlerde son rötuşları yapılan koskoca üç katlık betonarme binanın 860 sokağın üstünden geçecek şekilde yapılabilmesi için ancak 14 Nisan 2023 tarihinde belediye meclisi kararı alınıyor.

Yeni İnşaatın 860 sokak üstündeki üst geçidinin Pirinç Han tarafından görünümü…

Karar, geçtiğimiz haftanın son günü alındığı için söz konusu plan değişikliği ile ilgili karar henüz askıya çıkmış değil ve bu nedenle de kesinleşmemiş durumda…

Gördüğümüz gibi devletin; yani İzmir Valiliği’nin aslına sadık kalmaksızın yaptığı bir “benzetme” inşaatın bugüne kadar ruhsatsız olmasına göz yumulduğu gibi, “istim arkadan gelsin” anlayışıyla bu inşaatın bu şekilde yapılabilmesi için gerekli olan imar planı değişiklikleri inşaat bitip neredeyse açılışa hazır olduğunda yerine getirilmeye çalışılıyor…

Şimdi söyler misiniz; bu koskoca binanın hikayesini dinledikten sonra, deprem sonrasında iktidarı ve muhalefeti ile birlikte, adeta koro halinde bu tür kent suçlarını işlemeyeceklerini söyleyen cumhurbaşkanlarına, bakanlara, milletvekillerine, parti genel başkanlarına ve üst yöneticilerine, belediye başkanlarına, belediye meclisi üyelerine, imar ve bayındırlık komisyonu üyelerine güvenir misiniz? Bunların bugün, bu şekilde yaptığı gibi gelecekte de aynısını; hatta daha fazlasını yapmayacağından nasıl emin olabilirsiniz?

Tabii ki, her zaman olduğu gibi, değerlendirme, takdir ve tercih size ait, sizin insafınıza, “hak, hukuk, adalet” anlayışınıza kalmış……

Layık olduğumuz iyi, doğru, dürüst, düzgün ve namuslu yöneticileri seçebilmek için biraz da bunları bilip düşünmemiz gerekiyor….

Ciddi bir girişimin, geçen zaman içinde trajediden komediye dönüşmesi….

Ali Rıza Avcan

Fabrika ayarım” olarak niteleyebileceğim kişisel yaratılışımın temel özelliklerinden biri de, bilgi ya da ilgi alanıma giren her şeyi ciddiye alma huyumdur.

O nedenle de çoğu kez, ciddiye alıp kendime iş ya da sorun edindiğim çoğu şeyin aslında hiç de ciddiye alınmaması gereken işler olduğunu anlayıp hayal kırıklığına uğrarım. İşte o nedenle de kurduğum her arkadaşlık, dostluk, ya da yoldaşlık ilişkisinde, üstlendiğim görevde, odaklandığım sorumlulukta, kendimi adadığım her davada tedbirli olmaya, o işi ciddiye alma konusunda kendimi frenlemeye çalışırım; ama -huyum kurusun diyeceğim- o işi, o sorunu, o davayı ciddiye almaktan da bir türlü kendimi alamam.

Ciddiye aldığım için kendi kendimi kandırdığım çoğu durumda hayal kırıklığına uğrar, fazlasıyla üzülürüm. Ama arada bir nadiren karşıma çıkan öyle bir durum vardır ki, o durumda da o işin zaten ciddiyetini kaybedip bir trajediye, hatta komediye dönüşmesi nedeniyle keyiflenir, bu yeni durumdan zevk almaya başlarım.

İşte size bugün bir zamanlar ciddi bir iş olduğunu sandığım halde zaman içinde önce trajediye, sonrasında da komediye dönüşüp beni hayal kırıklığına uğratmak yerine keyiflendiren bir durumdan söz açıp, 2022 Ağustos’unda başlayıp 2023 Mart’ında sonuçlanan bir süreçte kara komediye dönüşen bir organizasyondan, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihlerinde yapılan Türkiye (İzmir) İktisat Kongresi‘nin 100. yılı münasebetiyle 15-21 Mart 2023 tarihlerinde yapacağı “İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi” organizasyonunun serencamından söz edeceğim.

Hatırlayacağınız gibi 5, 12, 19 ve 26 Aralık 2022 tarihli yazılarımla bu organizasyonu ciddiye alıp bir bölüm değerlendirmeler yapmış, benim için önemli olan bu tarihi olayın 100. yılında, o olayı daha etkili, daha kalıcı ve anlamlı bir şekilde anmak amacıyla çeşitli önerilerde bulunmuştum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi sözünü ettiğim bu etkinlik için birbirini izleyen tarihlerde değişik adlarda birçok toplantı düzenlemiş olmakla birlikte 6 Şubat 2023 tarihinde ve sonrasında 11 ili kapsayan bölgede yaşanan büyük deprem felaketi üzerine 15-21 Şubat 2023 tarihlerinde yapılması planlanan kongreyi 15-21 Mart 2023 tarihlerine ertelemişti.

Şimdi aylardır harıl harıl hazırlanan bu büyük kongre, bu hafta Çarşamba günü başlayıp önümüzdeki hafta Salı günü bitecek komedi ağırlıklı büyük bir gösteriye dönüşmüş durumda.

Böylelikle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, 9 Eylül’ün 100 yılı kutlamaları ile depremzedelere yardım amacıyla 22 Şubat 2023 gecesi Halk TV ile işbirliği içinde düzenlenen “Bir Kira Bir Yuva Destek Gecesi” sonrasında bir kez daha gündeme gelip puan toplayacak.

15-21 Mart 2023 tarihleri arasındaki bir haftalık sürede beş ayrı mekanda (Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi, Bıçakçı Han, Swissotel Konferans Salonu, Fuar İzmir ve İsmet İnönü Kültür Merkezi) toplam 67 ayrı konuşmacının, 25-30 dakikalık sunum süresiyle düşüncelerini paylaşacağı “açılış“, “vicdana davet“, “yürüyüşe davet“, “doğamıza davet“, “değişime davet” ve “sadakate davet” adıyla tanımlanan 6 adet, deprem konusuna tahsis edilen 1 adet olmak üzere gün boyu devam eden toplam 7 ayrı sunum toplantısı yapılırken, diğer yandan da Millet İttifakı üyesi siyasi parti genel başkanı ile bir moderatörün katılacağı bir toplantı ile bu ittifakın ortak politikalar metninin ele alınıp tartışılacağı 6 konuşmacısı olan bir panel, Millet İttifakı belediye başkanlarının katıldığı bir forum, bir adet gençlik forumu, bir adet paydaş grupları toplantısı, bir adet performans (Karsu), üç adet konser (Melike Şahin, Evgeny Grinko, Kardeş Türküler) ve bir adet Yüksek İstişare Kurulu toplantısı yapılarak şimdiye kadar İzmir’de gerçekleştirilen hazırlık çalışmaları ile Millet İttifakı‘nın Ankara’da üzerinde çalışıp uzlaştığı politikalar arasında bağlantı kurulacağı anlaşılmaktadır.

Söz konusu etkinliğin konu ve konuşmacılarından da anlaşılacağı üzere, İzmir‘de İzmir Büyükşehir Belediyesi eliyle ortaya konulan cüretkar çıkışın, CHP’nin ve dolayısıyla Millet İttifakı‘nın iktisat politikalarıyla uyum içinde olmasına çalışıldığı; böylelikle, İzmir toplantısının sonucunda ortaya çıkacak bildirgenin CHP‘nin Vizyon Belgesi ile Millet İttifakı‘nın Ortak Politikalar Metni‘nden farklı olmaması için çaba gösterildiği; ayrıca, Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun İzmir‘de gövde gösterisi yapmasının arzulandığı anlaşılmaktadır.

Önümüzdeki haftalar içinde İzmir’de oynanacak böylesi bir oyunun senaryosu bu şekilde tasarlanmakla birlikte Büyük Britanya İmparatorluğu’nca “sir” unvanı verilerek ödüllendirilen iyilik meleği müzisyen Bob Geldof ile (The End of History and the Last Man) ‘Tarihin Sonu ve Son İnsan‘ adlı teziyle Batı Liberal düşüncesinin insanlığın ulaşabileceği son aşama olduğunu iddia eden Francis Fukuyama‘nın çevrimiçi olarak toplantılara katılıyor olması, Türkiye’nin 2. yüzyıldaki iktisat politikalarının, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine aykırı olarak neoliberal kapitalist bir yol izlemesi için özel bir çaba gösterildiğini ortaya koymaktadır.

Ayrıca kongreye katılacak 20 siyasetçiye ek olarak, gelecek yüzyıldaki iktisat politikalarını belirlemek amacıyla İzmir‘deki üniversitelerde görev yapan akademisyenler yerine yurtdışında ya da yurt içinde faaliyet gösteren Oxford, New York, Stanford, Bielefeld, Bilkent, Boğaziçi, Koç, TED ve Kadir Has Üniversitesi gibi özel vakıf üniversitelerinden, kendi patronlarının çanağına tükürmeyecek 30 akademisyenin davet edilmiş olması da, 100. yıl sonra yapılan bu kongrenin ilkinde söylenen ekonomik bağımsızlıktan söz etme cesaretini gösteremeyeceğini ortaya koymaktadır.

Söz konusu toplantılar dizisinin senaryosu tasarlanırken kamuoyunda tanınıp popüler bir şöhrete sahip ne kadar isim varsa onların arasından “biraz ondan, biraz bundan” anlayışıyla seçildiği anlaşılan ve aynen eski fuar zamanlarındaki baş solist ile alt kadroyu gösteren gazino afişlerini hatırlatan bir ‘gösteri nesnesi‘ olarak kullanılacağı anlaşılan konuşmacıların bu bir haftalık gösteri sırasında Türkiye‘nin gelecek 100 yıldaki iktisat politikaları adına ne söyleyip neye karar vereceği de bellidir: CHP‘nin geçtiğimiz aylarda büyük bir gösteri ile sunduğu Ekonomi Vizyon Belgesi ile 6’lı masa ortağı siyasi partilerin geçtiğimiz günlerde ortaya koyduğu Millet İttifakı Mutabakat Belgesi‘nde yazılı olan konular, Kemal Derviş politikalarının izleyicisi CHP İzmir Milletvekili ve Genel Sekreteri Selin Sayek Böke tarafından “temiz” olduğu söylenen Batı sermayesinin vereceği kredi, yardım ve hibeler eşliğinde küresel kapitalist sisteme tam anlamıyla eklemlenmiş bir Türkiye…

O nedenle, kongreyi izleyen ya da seyreden hiç kimse, bu topraklarda 100 yıl önce çok zor koşullar altında yapılan bir kongrede gür bir sesle dile getirilen ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda “Bağımsız Türkiye” talebinin bu kongrede dile getirilmesini beklemesin….

O nedenle, ayıp olmasın diye bir iki konuşmacıyı dışarda bırakarak bu toplantıda konuşup karar alacak ya da o kararların altına imza atacak bu kadar çok “şan şöhret sahibi” zevatın, “Bağımsız Türkiye” talebinde bulunarak kapitalist sistem eleştirisinde bulunacağını sanmasın…

Karşımızdaki toplantılar dizisi, o nedenle Kapitalizmin “ahir zaman peygamberiFukuyama önderliğinde neoliberal kapitalist sisteme methiyeler düzülüp ilahi adına bildirilerin sunulacağı bir ayine dönüşecek; böylelikle, organizasyonu destekleyip sponsorluk yapan ulusal ve uluslararası sermayenin kutsanıp yüreğinin hoş edilmesi sağlanacaktır…

Francis Fukuyama

Böylelikle, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer adına yazılıp 7 aylık hazırlık süreci içinde büyük deprem felaketi, CHP Vizyon Belgesi ve Millet İttifakı Ortak Mutabakat Belgesi‘nin sunumu gibi neler yaşanmışsa hepsinin bu senaryonun içine boca edildiği, bu nedenle de geçen zaman içinde trajediden komediye dönüşen bir sahne eseri, dünyanın ve ülkemizin neoliberal kanaat önderlerinin yardımıyla oynanacak ve yaklaşan seçimler özelinde, seçmenin tercihleri Batı sermayesinin vizyon ve misyonu ile şekillendirilmeye çalışılacak, Türkiye’ye de bu misyon ve vizyon içinde bir yer verilecektir.

Bu arada çağrılmış olmalarına karşın kapitalizmin değirmenine su taşıyan bu organizasyona katılmayan değerli hocalarım Prof. Dr. Korkut Boratav ile Prof. Dr. Taner Timur‘a teşekkür etmeyi de bir borç bilirim….

İzmir İktisat Kongresi’nin 100. Yılı kutlamaları ile ilgili diğer yazılarım:

http://www.kentstratejileri.com/2022/12/5/izmir-iktisat-kongresi-1/

http://www.kentstratejileri.com/2022/12/12/izmir-iktisat-kongresi-2/

http://www.kentstratejileri.com/2022/12/19/izmir-iktisat-kongresi-3/

http://www.kentstratejileri.com/2022/12/26/izmir-iktisat-kongresi-4/

http://www.kentstratejileri.com/2022/12/15/izmir-iktisat-kongresi-1923-ve-isciler/