Cemil Tugay’a “Soyer planı” hazırlamak…

Ali Rıza Avcan

Uzunca bir süredir Karabağlar ve Konak belediyeleriyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 2025-2029 dönemi stratejik planlarını ve bu planların ilk uygulama dilimi olan 2025 yılı performans programlarını inceleyerek bu belgelerin hazırlık süreciyle tasarımında yapılan isabetsiz tercihlerle yanlışlık ve eksiklikleri; ayrıca, aralarındaki farklılık ve benzerlikleri belirlemeye, belediyelerin anayasası anlamına gelen bu belgelerin geçmiş dönemdeki eski plan ve programlardan farklı ya da benzer yanlarını ortaya koymaya çalışıyorum. Böylelikle bu tür plan ve programların nasıl olması ya da olmaması gerektiğini, “tersten öğrenme yöntemi” ile öğrenip anlamaya çalışıyorum.

Bugün size coğrafi anlamda İzmir ilinden, “İzmir metropolü” olarak tanımlanan 12 ilçe (Balçova, Bayraklı, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak, Menemen ve Narlıdere) ile geriye kalan 18 ilçeden sorumlu İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2025-2029 dönemine ait yeni stratejik planıyla 2025 yılı performans programı kapsamında, 2025 yılında ulaşılmak istenen amaç ve hedeflerle gerçekleştirilmek istenen faaliyetlerden, bunların içinde bulunduğumuz koşullar itibariyle mümkün olup olmadığından söz edeceğim.

Çorbaya eline ne geçerse atan, her telden çalan aşçı…

Ancak bunu yapmadan önce, şunu belirtmeliyim ki; seçim sonrası hazırlanıp belediye meclislerince kabul edilen tüm plan ve programları, belediye başkanlarının seçim beyannamelerinde ne yazıp, halka ne vaat ettiklerini dikkate alarak değerlendirmemiz gerekiyor. Seçim döneminde belediye başkan adayı olarak radyo, televizyon, gazete ve sosyal medyada neler söylediklerine ya da yaptıkları görüşmelerle miting alanlarında neyi dile getirdiklerine, halka hangi konularda söz verdiklerine bakmamız gerekiyor.

Tabii ki, seçim döneminde vaat edilen bütün bu hususların, göreve gelir gelmez öğrenilen doğru ve yeni bilgiler ışığında yeniden gözden geçirilip güncellenmesi koşuluyla…

Bu anlamda seçim sonrasında hazırlanan her plan ve programın, seçimi kazanan belediye başkanının kendi idealleriyle halka söz verdiği söz ve vaatleri kapsaması gerekiyor. O nedenle de, belediye başkanının değiştiği her belediyede, planlanıp programa bağlanacak her türlü faaliyetin eskisinden farklı olması, belediyeye yeni bir yol çizmesi beklenir. Aksi takdirde, bugünkü yazımızda da göstermeye çalışacağımız gibi, başarılı bulunmadığı için tercih edilmeyen eski başkanların yolundan gidilmesi gibi garip bir durumla karşı karşıya kalınır.

Ayrıca, daha önceki yazımlarımda defalarca belirttiğim gibi, hazırlanacak plan ve programlarda bütün bilim ve disiplinlerin; özellikle de, kentin geçmişiyle bugününü ve geleceğini mekânsal düzeyde tasarlayıp programlamanın yanında, tarih ve coğrafyasıyla ekonomisini, kültürel, sosyal ve siyasi yapısını ele alıp inceleyen ekonomi, tarih, coğrafya, nüfusbilim, sosyoloji, ekoloji ve siyaset bilimi; özellikle de hemşeri/seçmen davranışları gibi temel bilgi kaynaklarıyla ve bunlar üzerinden geliştirilecek taktik ve stratejilerle ele alınıp incelenmesi, başka bir anlatımla plan ve programların tüm bilim ve disiplin temsilcilerinin dahil olduğu bir ekip eliyle ve disiplinler arası bir anlayışla, kenti mekânsal düzeyde tasarlayan imar planlarıyla mali, sosyal ve siyasi açından tasarlayan stratejik planların birbirleriyle ilişkilendirilmesi suretiyle bir bütün halinde hazırlanması gerekiyor.

O nedenle de, Vizyon 2074 Çerçeve Belgesi gibi bir kentin uzun erimdeki geleceğine dair plan ve programların oluşmasında, sadece 1950’li yıllardan sonra gelişen ve son yıllarda etkisi ve yeterliliği sıklıkla tartışılan mekânsal planlama odaklı şehir ve bölge planlama disiplininden yararlanılmaması gerektiğini, bu disiplini temsil eden bölge ve şehir plancıları dışındaki diğer bilim ve disiplin temsilcilerinden de yararlanılması ve planlamanın onlarla birlikte yapılması, buna ilişkin çalışmaların disiplinlerarası bir anlayışla gerçekleştirilmesi gerektiğini söylemek isterim.

Margaret Thatcher, Ronald Reagan, Turgut Özal, Tayyip Erdoğan ve diğerleri…

Bu bağlamda 2006 yılından bu yana değişik belediyelerin stratejik planlarının hazırlamasında danışmanlıklar yapıp eğitimler veren ya da hazırlanan planları “tersten okuyup öğrenmek” amacıyla hazırlanmış plan ve programları inceleyip analiz eden bir planlama uzmanı olarak sizlere geçmişte kalan bir anımı anlatmak isterim:

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2006-2017 dönemi ilk stratejik planını okuyup fazlasıyla beğenen biri olarak, sanırım ilk yıllardaki acemiliğin verdiği cesaretle katıldığım her eğitim çalışmasında o plan belgesini elimle havaya kaldırarak hazırlanacak belgelerin o plana benzetilmesi önerisinde bulunuyordum. Ancak daha sonra herkese önerdiğim bu planı, plan dönemine isabet eden yıllık performans programları, faaliyet raporları, bütçe ve kesin hesaplarla mukayeseli olarak inceleyip analiz ettiğimde ve bu analiz çalışmasını diğer belediyeleri de katarak bugüne kadar sürdürdüğümde, herkese önerdiğim o planın aslında içi boş kof bir plan olduğunu, planın her yıl hazırlanan yıllık performans programlarıyla delik deşik edildiğini, performans programlarını hazırlayanların kendi başarılarını yüksek göstermek amacıyla her yıl faaliyetlerin sayısıyla performans göstergelerinde bilinçli değişiklikler yapmak suretiyle manipülatif davrandıklarını; yani, sahtekarlık yaptıklarını keşfettiğimde; hem stratejik plan ve programlara verdiğim önem azalmış, hem de bu konuda daha dikkatli olunması gerektiğini öğrenmiştim.

Ayrıca önce Maliye Bakanlığı, daha sonra Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan rehberlerle stratejik planı hazırlama işi fazlasıyla sulandırılıp hazırlanan planlar plan olmaktan çıktığında, belediye bürokratlarının yaptığı manipülasyonlar meşrulaştırıldığında ve belediyeler uygulanmayan planların çöplüğüne döndüğünde stratejik planların gözümdeki ciddiyet ve önemi azalmış, bu işin yapılmış olmak için yapılan bir işe dönüştüğünü anlamıştım.

İşte o nedenle, bu mukayeseyi ilk kez yaptığım tarihten bu yana her belediyede, özellikle de İzmir Büyükşehir Belediyesi gibi büyük belediyelerde hazırlanan her yeni planı şüpheyle karşılayıp, hem kendisinden öncekilerle, hem de kendi dönemi içinde uygulanan performans programı, faaliyet raporu, bütçe ve kesin hesap gibi belgelerle mukayese ederek o planın ve uygulamasının kalitesini, daha doğrusu kalitesizliğini anlamaya çalışırım.

Öte yandan 1980’li yıllarda İngiltere başbakanı Margaret Thatcher ve ABD başkanı Ronald Reagan ile başlayan kapitalizmin neoliberal dönemi ve bu dönemin uygulama disiplinine dayanan bütüncül planlama anlayışı yerine koyduğu stratejik planlamanın alternatifi olarak bir şeyler yapılabileceğini düşünmeye başladım. O nedenle, önümüze konulan stratejik planlama şablonunu, hazırlık ve uygulama süreçlerinin esnek bırakılıp ciddi hiçbir denetime tutulmaması nedeniyle, bir belediyeyi çevresiyle ilişki ve etkileşim içindeki bir organizma gibi düşünerek ve plan uygulamasını titizlikle izleyip takip ederek esnetebileceğimi; böylelikle, stratejik planlamayı 1960 Anayasası‘nın getirdiği Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) merkezli uygulama disiplinine sahip bütüncül planlama anlayışıyla buluşturabileceğimi, bir şekilde ona benzetebileceğimi, bu konuda bana tanınan uygulama alanı dar olmakla birlikte bir ölçüde kaleyi içerden fethedebileceğimi keşfettim.

Çünkü yine bir şablon olarak Avrupa Birliği (AB)‘nden alınıp getirilen kent konseyleri ya da kalkınma ajansları modelleri uygulanmaya başladıkları tarihten bu yana o ilk geldikleri halden çıkıp ülkemiz koşullarına uyup garip bir hal almamışlar mıydı? İşte onların bu topraklarda değişip dönüşmesi gibi stratejik planlama anlayış ve uygulaması da, yapılan plan ve programların uygulanmadan çöpe atılmasını önlemek amacıyla pekala da bu coğrafyanın koşullarına göre değiştirilip dönüştürülebilir, bize ait bir uygulama haline getirilebilirdi.

Yeter ki bu konuya siyasi açından bakan plancının ideolojik bir tercihi olsun! Tabii ki bu arada bunun ayırdında olmayıp, Avrupa‘da, ABD‘nde ne görürse, ne duyarsa onu alıp getiren ya da önüne konulan her şablonu hevesle uygulayan kötü plancıların, YÖK komutasındaki akademisyen unvanlı üniversite öğretmenlerinin varlığına rağmen…

Gelelim İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2025-2029 dönemi ile ilgili yeni stratejik planı ile bunun ayrılmaz parçası olarak düzenlenen 2025 yılı performans programı hakkındaki tespit ve değerlendirmelerime….

Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki, yasal ve pratik olarak eş zamanlı olarak aynı ekip tarafından hazırlanması, o nedenle de birbiriyle çelişmemesi gereken birbirine bağlı bu iki belgenin bu kez daha önceki planlardan farklı olarak İzmir Planlama Ajansı (İZPA) ve İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak iki ayrı ekip tarafından hazırlandığı ve belediye ekibinin İzmir Planlama Ajansı (İZPA)‘nın hazırladığı stratejik planı performans programı eliyle değiştirdiği anlaşılmaktadır.

Çünkü İzmir Planlama Ajansı (İZPA) tarafından beş yıllık bir süre için 5 amaç, 12 hedef, 116 faaliyet ve 158 performans göstergesi üzerinden, aslında somutlamadan belirtilmesi mümkün faaliyet ve projelerin somut bir şekilde belirtilmesi suretiyle hazırlanan planın ilk uygulama yılı ile ilgili 2025 Performans Programı’nda büyük ölçüde değiştirilerek; hatta planda yer alması nedeniyle 2025 yılı başlatılacak olan ya da planın kabulü beklenilmeksizin 2024 yılı içinde başlatılan bazı faaliyetlere 2025 yılında yer verilmeyip plan uygulamasına performans programı ile çok fazla sayıda performans göstergesinin eklendiği, bu çerçevede içerikleri büyük ölçüde değiştirilen faaliyet ve projelerin sayısının 116’dan 111’e indirildiği, bunların başarısını ölçecek olan performans göstergesi sayısının ise % 54 oranındaki olağanüstü bir artışla 158’den 244’e çıkarıldığı görülmektedir. Bu ise, soruna 2025 yılı performans programı gözüyle baktığımızda, aslında kendisine altlık olması gereken 2025-2029 dönemi stratejik planının zayıflığını göstermekte olup bu yetersizliğin performans programı eliyle çare bulunmak istendiğini göstermektedir.

Bu arada tabii ki plandaki bozuk, kötü “tercüme Türkçesi“ni düzeltip daha önceki planlardaki düzeye getirmek suretiyle planın diline de çare bulduğunu ya da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın 25 Temmuz 2022 tarih, E-14399437-622.02-4169256 sayılı genelgesinde belediye zabıtasının hiçbir şekilde trafik denetimi yapamayacağı belirtilmiş olmasına karşın; hem stratejik planda hem de performans programında, mevcut yasal düzenlemelere aykırı olarak “trafik denetimi yapılan araç sayısı” şeklindeki bir performans göstergesine yer verildiğini söyleyebilirim…

Anlaşılan o ki, stratejik planı, plan uygulaması hakkında pek fazla bilgi ve deneyim sahibi olmayan İzmir Planlama Ajansı ekibi, 2025 yılı performans programını da belediye ekibi hazırlamış; böylelikle, belediye ekibi hem 2006 yılından bu yana edindiği zengin deneyimler çerçevesinde karşısına çıkan bu zayıf ve yetersiz stratejik planı düzeltmek, hem de Tunç Soyer döneminde başlatılan birçok proje ve uygulamayı devam ettirmek niyetiyle Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer dönemlerindeki plan ve programlara çok benzeyen, yeni iktidar sahiplerinin “ezber bozmak” niyetiyle yapmak istedikleri yeni ve farklı bir stratejik plandan çok farklı bir belgeyle karşımıza çıkmış durumda… (1)

Hem de İZPA başkanı Koray Velibeyoğlu‘nun, kendisine geçmişteki havza planlarında olduğu gibi yeni yeni iş alanları çıkaracağı için şahsen çok önem verdiğini tahmin ettiğim; ancak, hangi yıllar hangi düzeyde gerçekleştirilip hangi yıl bitirileceğine dair herhangi bir bilgi vermeksizin plana yerleştirdiği Cemil Tugay‘ın seçim projelerinden “İzmir Otogarı yenileme faaliyetleri“, “ulaşım master planı“, Ahmed Adnan Saygun Senfoni Orkestrası faaliyetleri” ve “Karavan parkları” ile eski planlarda da olmasına rağmen yıllardır bir türlü hayata geçirilemeyen “İzmir ili gürültü eylem planlarının oluşturulması faaliyetleri“; ayrıca, çalışmaları stratejik planın kabulünü beklemeksizin 2024 yılında başlatılıp halen sürdürülen “Vizyon 2074 Çerçeve Belgesi” gibi öncelik verilen faaliyetlere 2025 yılı performans programında yer verilmeyerek…

Üstüne üstlük Cemil Tugay‘ın seçim projeleri arasında yer almasına rağmen stratejik planda yer almayan başta “Karşıyaka Zübeyde Hanım Stadı Yapım Faaliyeti” olmak üzere birçok faaliyetin 2025 yılı performans programına eklenmesi gibi plan dışında bırakılmış birçok işin performans programına dahil edilmesi suretiyle planın daha ilk yılında delik deşik edilmesi suretiyle…

Böylelikle Tunç Soyer zamanında büyük umutlarla kurulan İzmir Planlama Ajansı (İZPA) hazırladığı stratejik planla başka telden, belediye ekibi eliyle hazırlandığı anlaşılan performans programının ise ayrı bir telden çaldığına tanık olmuş oluyor ve böylelikle, bir ders niyetine “planlamada bütünlük” ilkesinin çiğnenmesi suretiyle konunun nerelere geleceğini somut bir şekilde görüyoruz…

Şapkadan Tunç Soyer’i çıkarmak…

Belediyedeki ekibin hazırladığı 2025 yılı performans programına baktığımızda ise planın adeta Aziz Kocaoğlu ya da Tunç Soyer döneminde hazırlanan plan ve programlara benzediğini, Cemil Tugay dönemine benzemesi için İzmir Planlama Ajansı (İZPA)‘nın yaptıklarının performans programı ile yok edildiğini görürüz. Böylelikle bir kez daha, daha doğrusu bir zamanlar belediye yapılanmasından ayrı bir şekilde oluşturulan İzmir Akdeniz Akademisi ile belediye bürokrasisi arasındaki çatışmaya ve bu çatışma sonucunda İzmir Akdeniz Akademisi‘nin pasifize edilip ehlileştirilmesine benzer bir şekilde belediyeden bağımsız bir şekilde yapılanıp çalışmaya başlayan İzmir Planlama Ajansı (İZPA) ile yine aynı belediye bürokrasisi arasındaki benzeri bir çatışmaya tanık oluyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yeni başkanı bu iki ayrı iktidar odağı arasındaki çatışmadan kaynaklanan böylesi bir benzerliğin farkında mıdır ya da bundan haberdar mıdır, bilmiyorum; ama, durum bütün somut kanıtlarıyla bu vaziyette…

Buna ilişkin bulguları ise şu şekilde sıralayabiliriz:

📌 Benim 2022 ve 2023 yılı performans programlarında görüp büyük bir merakla üyesi olduğum İzmir Tarım Grubu‘ndaki tüm ziraat mühendisi arkadaşlarıma; hatta, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi dekanıyla hocalarına sorduğum ve sonuçta Çeşme Belediyesi‘nde çalışan bir yöneticinin kurduğu kooperatifin elinde bulunup genetiği bilim dünyasınca henüz araştırılmadığı için yerli ve saf ırk olup olmadığı belli olmayan; hatta “Çeşme koyunu” ırkının melezi olduğu tahmin edilen “Kaçeli koyunu” isimli küçükbaş hayvanların, bu hayvanların sahibi kooperatifin menfaatleri doğrultusunda yetiştirilip dağıtılmasını hedefleyen ve bu amaçla 2022, 2023, 2024 yıllarının devamı olarak 2025 yılı performans programına konulan “Kaçeli koyun ırkının korunması ve çoğaltılması faaliyetleri” başlıklı projenin devam ettirilmesi,

📌 İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 29 Kasım 2024 tarihinde Ege Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) tarafından düzenlenen 3. Yatırım Zirvesi‘nin açış konuşmasında güneş enerjisi santrallerinin maliyetleriyle ilgili kaygılarını dile getirmiş olmasına karşın; gerek stratejik planda, gerekse performans programında güneş enerjisi, biyogaz tesisleri gibi yenilenebilir enerji tesisleri için yapılacak ön etütlerle ilgili faaliyet ve performans göstergelerine yer verilmesi,

📌 İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın seçim öncesinde kamuoyu ile paylaştığı 49 projesi arasında Akdeniz ülkeleri ya da kentleriyle ilgili bir proje ya da düşüncesi olmamakla birlikte; stratejik planla performans programında yer verilen ve daha çok Aziz Kocaoğlu ile Tunç Soyer dönemlerini hatırlatan “Akdeniz Kentler Ağı faaliyetleri” kapsamında “Akdeniz ülkeleriyle gerçekleştirilen uluslararası işbirliği” şeklinde bir performans göstergesinin kabul edilmesi,

📌 Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer dönemlerinin o ünlü “Süt Kuzusu Projesi“nin adının değiştirilerek “Süt Kuzusu faaliyetleri” adı altında devam ettirilmesi,

📌 Tunç Soyer‘in son aylarında faaliyete giren İzmir Kültür Fonu‘nun gerçekleştirdiği fikir ve uygulama yarışmalarına ilişkin bir performans göstergesinin 2025 yılı performans programına konulması,

📌Yine Tunç Soyer zamanında kurulan Sinema Ofisi eliyle sinema ve televizyon filmlerinin desteklenip yayınlanmasına ilişkin faaliyetlerle performans göstergelerinin her iki belgeye de eklenmiş olması,

📌 Tunç Soyer zamanında “İztaşıt” olarak adlandırılıp halkın yoğun şikayetlerine konu olan ilçelere ulaşımı sağlayan özel ulaşım araçlarının belediye ulaşım sistemine entegrasyonunu sağlama işinin “Toplu ulaşım sisteminin geliştirilmesi faaliyetleri” adıyla devam ettirilmesi,

📌İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, seçim öncesinden bu yana tarımsal hizmetlerden ve işletmecilikten çok kırsal alan ve hizmetlerle bu hizmetlerin planlanmasından söz edip sırf bu amaçla Tarımsal Hizmetler Dairesi‘ni kaldırıp yerine ayrı bir Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı kurarak başına kendisinin eski Karşıyaka ekibinden gelen bir şehir ve plancısını koymuş olmasına rağmen; 2025 yılı performans programına, stratejik planda yer almayan “Tarımsal hizmetler faaliyetlerinin yürütülmesi” bölümünün eklenmesi.

Evet, şu an “kamuda işlerin sürekliliği esastır. Cemil Tugay ne yapsaydı, kendisinden önceki Tunç Soyer projelerini devam ettirmese miydi?” diyerek dile getirdiğiniz itirazları duyar gibiyim…

Dediğiniz gibi “kamudaki işlerin sürekliliği esastır“; ama göreve geldiğinden bu yana İZTARIM ya da İZDOĞA‘ya ait birçok Tunç Soyer projesini durduran, bu projelerle ilgili kamu görevlisini işinden çıkaran ya da başka başka isimlerle devam ettirmeye çalışan yeni bir belediye başkanının da kendisiyle ilgili bu tür plan ve programlara, o proje dile getirildiğinde kendisini hatırlayacağımız şekilde damgasını vurması, “Evet, bu bir Cemil Tugay projesidir ve bakın işte şimdi de uygulamasına başlanmış” dememiz gerekir. Çünkü ikinci bir stratejik plan, Cemil Tugay‘ın belediye başkanı koltuğunu işgal ettiği 2025-2029 döneminde bir kez daha hazırlanmayacak ve mevcut planla programa mührünü vurmadığı sürece kendisine tanınan bir şansı da böylelikle kaybetmiş olacak…

Bu arada, tabii ki Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer ve Cemil Tugay dönemlerinde, başkanlar değişse bile sürekli bir şekilde başkanların çevresinde yer alıp danışman sıfatıyla çalışanlar sayesinde bu tür benzerliklere, bu tür birbirini tekrarlayan konulara rastlanmasının beklenen bir şey olduğunu, hatta bazen her bir belediye başkanına aynı düşünce ya da projelerin başka başka isimler altında kabul ettirilmesinin mümkün olduğunu bilip unutmadan… Her dönemde tekrar eden bütün bu benzerliklerin bu tür düşünce, proje ve belgelerin altına imza atanların aynı kişilerden oluşması nedeniyle ortaya çıkıp tekrarlanacağını bilerek… Bütün belediye başkanlarını, birbirlerinden çok farklı olsalar bile -ister istemez- aynı potada birleştirmeye çalışan; ama, bu arada bugüne kadar stratejik planla performans programlarının uygulamasında yer almadıkları için hazırladıkları planın ne hale geleceğinden habersiz kişiler ve onların acemi ekipleri sayesinde…

Şu sıralarda İzmir‘de, özellikle de şehir ve bölge plancıları arasında “simit modeli” ya da “gevrek modeli” adıyla anılan; ama, özü itibariyle bu topraklara yabancı, kapitalizmin yeni bir oyuncağı bayağı bir revaçta… Ortalıkta , özellikle de önce Karşıyaka‘da, sonra Karabağlar‘da, şimdi de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde herkes simit ya da gevrek modelinin taraftarı, fanatiği olmuş durumda ya da öyle olmuş gibi davranıyor… Şimdi de bu model moda!

Ankara‘dan İzmir‘e transfer olan, daha sonra İstanbul‘a geçip İzmir adaylığını yoklayan ve sonuçta İstanbul‘daki eski göreviyle İstanbul Planlama Ajansı (İPA) koltuğu ile idare den şehir ve bölge plancısı Dr. Buğra Gökçe bile İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2025-2029 stratejik planı ile 2050 yılını hedefleyen İstanbul Vizyon 2050 Strateji Belgesi‘nde “simit modeli“nden söz etmese bile, 7 Kasım 2024 tarihinde Florya kampüsünde Dünya Donut (Simit) Günü nedeniyle özel sektör, akademi ve STK temsilcileriyle buluşmayı ihmal etmeyip bizlere Kate Rawworth‘un adı aslında “Donut Ekonomisi” hakkında bilgiler veriyor. (2)

Sanırım yakında ben de bu önerilerden fazlasıyla etkilenerek buram buram İzmir kokan “Boyoz-yumurta modeli” adını verdiğim farklı bir modelle karşınıza çıkabilirim… Ya da İzmir‘in tarihi geçmişiyle kültürel zenginliğine sahip çıkmak adına “Kuluri modeli” ismini tercih edebilirim…

İdeolojik ve siyasi anlamda Batı hayranlığının, orada piyasaya ne çıkarsa hemen tercüme edip almak yarı aydın dediğimiz insanların yüzyıllardır devam eden geleneksel tavrı… Oysa Ülker markalı ürünlerin sahibi ve Anadolu Grubu‘nun patronu Murat Ülker bile, kendi kişisel blog sayfasında yazdığı yazı ile bu modelin kaşifi İngiliz Kate Rawort‘un söylediklerini Karl Marks‘ın düşünceleri ile mukayese ederek onu ütopist buluyor… (3) Anlayacağınız, bizim ülkenin mütedeyyin kapitalistleri, patronları bile bu İngiliz’in ne yaptığını gayet iyi biliyorlar; ama, bu konularda bilgisiz olan belediye başkanlarının gözünü boyama hevesinde olan, onu etkileyip yeni yeni strateji belgeleri ya da planlar hazırlamak isteyen, böylelikle dünyalığını oluşturmak hevesindeki Batı hayranı yarı aydınlarımız bu modeli hemen sahipleniyor, onun “donut economics” şeklindeki adını büyük bir heves ve iş bilirlikle “gevrek ekonomisi” ya da “İzmir gevrek modeli“ne dönüştürerek, işe yarasın ya da yaramasın her yere sokmaya, eklemeye çalışıyor. Bu bağlamda tabii ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2025-2029 dönemi stratejik planı da kendisine düşen payı alıyor ve plan uygulamasını hiçbir şekilde etkilemeyecek şekilde 17 sayfalık bir plan ekine sahip oluyor. Aynen Karabağlar Belediyesi‘nin 2025-2029 dönemi stratejik planında olduğu gibi….

2012 yılında İngiliz iktisatçı Kate Raworth tarafından, vahşi kapitalizmin toplumsal yaşamda ve doğada yarattığı tahribatların pansumanın yapmak amacıyla “Donut Economics” adıyla ortaya atılıp Türkçeye “Simit Ekonomisi” olarak çevrilen bu modelin, 2019 yılında Kate Raworth‘un, eski sömürgeciliğin ve Avrupa emperyalizmin merkezi Amsterdam‘daki belediye ile yaptığı işbirliği çerçevesinde, modeli küçülterek kent hizmetlerine yansıtmayı hedefleyen bütüncül çalışmaların sonuçları henüz ortada yokken; hatta, Hollanda‘daki bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler bu durumu yavaş yavaş eleştirmeye başlamışken böylesi bir çalışmanın İzmir‘de, bu önerinin ülkemizin ve İzmir‘in içinde bulunduğu koşullar itibariyle uygulanıp uygulanamayacağına ilişkin herhangi bir araştırma yapılmaksızın, bunu mümkün kılacak unsurların ölçülüp değerlendirilmesine ilişkin herhangi bir ölçümleme sistemi oluşturulmaksızın ya da modelle ilgili herhangi bir pilot çalışma yapılmaksızın ve bütün bunlar İzmir kamuoyu ile tartışılmaksızın “ben başkanı ikna ettim, oldu” cin fikriyle 17 sayfalık bir eki stratejik plana ekleyerek bir çırpıda hayata geçirilmeye çalışılması, modelin mucidi Kate Raworth‘u bile hayrete düşürüp şaşırtacak bir gayretkeşlik olarak değerlendirilmelidir.

Böylelikle bu tür işlerin başkanlık sisteminin egemen olduğu antidemokratik yerel yönetimlerde istendiği takdirde ne kadar kolay olduğu; ancak, her zaman için etkili olan belediye içindeki alternatif iktidar odakları marifetiyle önce “Karşıyaka Gevrek Modeli“, daha sonra “İzmir Gevrek Modeli” olarak adlandırılan ithal bir hayalle şekillendirilen ve dumanı halen üstünde tüten yepyeni bir stratejik planın, delik deşik edilmiş başka bir plana nasıl dönüşebileceğinin, sizi nasıl boşa düşürebileceğinin somut bir örneği olarak ortaya çıkmaktadır.

Aynen Aziz Kocaoğlu döneminde uygulama aşaması düşünülmeden ve adeta suya yazı yazarak önce Çeşme Yarımadası, daha sonra Küçük Menderes ve Gediz-Bakırçay havzalarıyla ilgili strateji belgelerinin sonuçsuz kalışında olduğu gibi… Yeter ki, biz masa başında ya da bize verilen lüks mekanlarda kendi arkadaş ve öğrencilerimizle bol bol çalıştaylar, paneller, atölye çalışmaları yapalım, kendi aramızda havanda sular dövelim, bu konulardan bihaber belediye başkanının gözünü boyayalım , gerisi “Allah kerim”… Hem de “artık ondan sonra ne yapılır, ne yapılmaz beni alakadar etmez” tavrıyla…

Bu durumda; yani hikayenin ve yazının bittiği şu aşamada bize de, “oradan alıp buraya koyalım, takas yapıp günü kurtaralım” diyen kent simsarlarının ruhuyla hareket eden bir belediye başkanı ile bilimsel çalışmayı ticarete dönüştüren bu tür akademisyenler sayesinde hazırlanan plan ve programların aslında hiçbir işe yaramayacağını, bu bozuk düzen içinde suyun her zaman olduğu gibi yine kendi yatağında akmaya devam edeceğini, bu kadrolarla planlı programlı hiçbir işin yapılamayacağını, her şeyin tesadüflere; daha doğrusu, hayatın normal seyrine kaldığını söylemekten başka bir şey kalmıyor…

Bu yazıyı, bilimselliği kendi egosunun tatmini için gösteriye dönüştüren tüm yarı aydınlara adıyorum… 😊

(1) İzmir’in stratejik planında yeni nesil belediyecilik var, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/izmirin-stratejik-planinda-yeni-nesil-belediyecilik-var/50602/156

(2) https://x.com/gokcebugra/status/1854505719422206199

(3) Murat Ülker, “Post-Korona Ekonomisi: Simit! Dougnut Economics”, https://muratulker.com/y/post-korona-ekonomisi-simit-doughnut-economics/

Ciğeri kediye emanet etmek…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımda söze, kedilerle ciğer arasındaki karşı konulmaz iştah açıcı ilişkinin, karşılıklı güvene dayanan “emanet” ve “emanet etmek” olgusunu olumlu ya da olumsuz anlamda nasıl etkilediğini daha iyi anlatmak amacıyla kullandığım metafor için, 14 yıllık kedisini yakın zamanda yitirmiş bir “kedi dostu” olarak tüm kedilerden ve kedi dostlarından özür dileyerek başlamak istiyorum.

Evet, benim kedim ömrü hayatında hiç ciğer yemeyip hazır mamayı tercih etmiş olmakla birlikte; evde tavuk, balık ya da ciğer gibi et ürünleri yendiğinde koku duyusunun baştan çıkarıcı uyarılarıyla tabağımdaki şeyleri merak edip gelir koklar; ama, hiçbir zaman kendisine verdiğim şeyleri tercih etmez, gider kendi mamasını yer, suyunu içerdi.

Yani, kedilerin çoğu -tabii ki buldukları takdirde- ciğerin üzerine atlayıp mideye indirmekle birlikte, benim kedim gibi azınlıkta kalanlar kendilerini ciğerin dayanılmaz koku ve tadına terk etmeyip kendilerine ait olanla idare ederler…

İşte o nedenle, bugün sizlere anlatmak istediğim öyküde kendisine emanet edilen ciğeri alıp mideye indirenleri “emanete hıyanet eden kötü kediler“, benim kedim gibi kendisine tabak içinde ikram edilen et parçasını kokladıktan sonra yemeye tenezzül etmeyenleri de “emanete hıyanet etmeyen iyi kediler” olarak tanımlayıp; “emanete hıyanet eden kötü kediler“in kendilerine emanet edilene nasıl ihanet ettiklerini ya da edebileceklerini ve böyle bir ihtimali ortadan kaldırmak için neler yapılması gerektiğini konuşup tartışacağız…

Emanete hıyanet edeyim mi; yoksa etmeyeyim mi?

Mesleki kariyerimin ilk 13 yılı, Yerel Yönetimler Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı‘nda Anadolu ve Trakya‘daki yüzlerce büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyesini denetleyip soruşturmaları yapmakla geçti. Bu sürenin son yıllarında, bir yandan İçişleri Bakanlığı‘ndaki cemaatçilerin uyguladığı taciz ve saldırıları göğüsleyip savuşturmaya çalışırken, diğer yandan da yeni soruşturmaları sürdürmeye ve elimdeki dosyaları bitirmeye çalışıyordum.

Bu anlamda yaptığım en son soruşturma ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin Taksim‘deki Atatürk Kütüphanesi‘nden incelemek amacıyla aldığı tarihi kartpostalları satmaya çalışan ünlü bir yazar ve koleksiyoncuyla ilgiliydi. Daha sonraki tarihlerde vefat ettiği için adını vermek istemediğim bu şahıs, kütüphaneden emaneten aldığı Osmanlı Dönemi kartpostalları satmaya kalkınca, Kasımpaşa‘da bir fırın işleten başka bir koleksiyoncunun ihbarı üzerine yakayı ele vermiş, ona o kartpostalları veren kütüphane müdiresini ise korku ve telaşlara gark etmişti. Bence hırsızlığın nitelikli halini oluşturan ve basına yansıtılmayan bu olayla ilgili dosya, yazarın Yahudi olması nedeniyle araya giren Hamambaşı‘nın gayretleri neticesinde kapatılarak benden başkaca bir işlem yapmamam istenmiş, görevden ayrılırken de bu dosyaya ait belgeler ısrarla istenerek geride iz bırakılmamasına gayret gösterilmişti.

İBB Atatürk Kütüphanesi Kartpostal Arşivi

Böylelikle, o güne kadar kendilerine fazlasıyla değer verdiğim koleksiyoncular hakkındaki izlenimlerim bir çırpıda olumsuza dönmüş; ihbar eden fırıncı gibi “emanete hıyanet etmeyen iyi koleksiyoncular” olduğu gibi, topluma ait ortak değerleri kendi mülkiyetine geçirmek ya da onlar üzerinden ticaret yapıp zenginleşmek isteyen “emanete hıyanet eden kötü koleksiyoncular“ın da mevcut olduğunu ve bu ihtiraslı, sınır tanımaz gözü dönmüş son grubun çoğunluğu oluşturduğunu öğrenmem mümkün olmuştu. Her işte ya da meslekte olduğu gibi ortada az da olsa “emanete hıyanet etmeyen iyi kediler“, bol miktarda da “emanete hıyanet eden kötü kediler” vardı ve bu gerçek, zaman içinde gelişerek ticari bir sektör haline gelen koleksiyonculuk için de geçerliydi.

Daha sonra İzmir‘e gelmemle birlikte, başka bir yerde görmediğim şekilde Milli Kütüphane‘ye ait eski gazete koleksiyonlarında jiletle kesilerek özel koleksiyon ya da arşivlere dahil edilen “kupür kesme” ile başka bir hırsızlık olayı ile tanışmam mümkün oldu. Üstüne üstlük bu gazeteleri inceleyen bazı araştırmacılar isim vererek kesme biçme işinin kimler yapıldığını söyleyerek gerçek suçluları ifşa ediyorlardı. Anlayacağınız herkes birbirinin ne olduğunu, neler yaptığını, hangi gazetelerden hangi kupürleri kestiğini gayet iyi biliyor; ama, kimselere söylemiyor, söylemeyi tercih etmiyordu…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kaybolan ve halen bulunamayan tablolarından biri: Aliye Berger‘in 50X42 cm. boyutlarındaki pastel “Mevleviler” tablosu. Şu sıralarda televizyonlarda izlemeye başladığınız “Şakir Paşa Ailesi” isimli dizide çocukluk halini seyrettiğiniz Aliye‘nin yaptığı tablo…

Ardından, 1984-1989 ve 1994-1999 dönemlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi sanat danışmanlığı görevini yapan sevgili Mülkiyeli ablam Alev Bursalıoğlu‘nun uyarı ve ricasıyla başlattığım süreç içinde, kültür ve sanata ilgi duyduklarını sandığım İzmir milletvekili ve CHP genel başkan yardımcısı olarak görev yapan Zeynep Altıok ile Konak Belediyesi eski başkanı Muzaffer Tunçağ‘ın sessiz ve ilgisiz kaldığı, yerel ve ulusal basının bilerek ve isteyerek tek bir haber dahi yapmadığı İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kaybolan 33 tabloluk resim koleksiyonunu bulma mücadelesi sırasında bilirkişilik görevini yapan İzmir Resim ve Heykel Müzesi uzmanlarından dinlediğim Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumluluğundaki resim ve heykel müzelerinden çalınan tablolarla ilgili hikayeler, soruşturma ve mahkeme aşamalarında görüp dinlediklerim, mahkemede büyük bir cehaletle “Google’a baktım, bu resimler tablo değilmiş” diyen kültür ve sanattan sorumlu genel sekreter yardımcısı gibi kamu görevlileri, belediyeye ait değerli tablo koleksiyonunu koruyamayan belediye görevlilerinin yargılanması amacıyla açılan davada İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi CHP grup sözcüsü Nilay Kökkılınç ve eşinin, sanıkların avukatlığını üstlenmesi, mahkeme sonrası kayıp tabloların bulunması amacıyla yaptığım görüşme talebinin bana bu büyük boyutlu kültür-sanat hırsızlığının, işin içinde cirit atan kamu görevlileri, siyasetçiler, akademisyenler, sanatçılar, galeriler ve mezat firmaları sayesinde nasıl örgütlenerek bir sektör haline dönüştüğünü, topluma; yani hepimize, bizlere ait bu ortak değerlerin nasıl bir tezgahla bir yatırım malzemesi ve özel mülkiyet konusu haline getirildiğini gösterdi.

Hukuki anlamda hiçbir kayıt, belgeleme, denetleme ve ispat yükümlüğünün olmadığı bir ortamda değerli eşya, belge ve benzeri malzemelerin tarihi Osmanlı saray ve köşklerinden çalınması, yangın ya da sigorta gibi kamu hizmetleri için üretilen Pervititch haritası gibi haritaların çalma, çırpma, kaybedip yok etme yöntemleriyle birilerine satılması, İzmir‘in kurtuluş tarihi olan 9 Eylül 1922 sonrasında evlerden yağmalanan yüzlerce piyanonun müzayede salonlarında müşteri araması, devlet müzelerindeki tabloların çalınarak holding sahiplerinin özel müze ve depolarını doldurması, müzelerdeki tarihi eşyaların kopyalanmak suretiyle asıllarının ticaret konusu yapılması, bizzat tanık olduğum şekilde kutsal olduğu söylenen dini kitaplardaki alın yaldızların bile “çarpılırım” kaygısı duyulmadan kazınarak çalınması, bütün bu çalınanların “ailemden miras kaldı” ya da “müzayededen satın aldım” gibi yalanlarla aklanıp meşrulaştırılması, artık hepimizin bildiği, öğrendiği ve itiraz etmeyi bırakın kanıksayıp kabullendiği bir hale gelmiş durumda…

Aslında hepimizin yumuşak karnı olarak adını duyunca saygı ya da sevgi adına bir adım geriye çekildiği kültür ve sanat faaliyetlerinin, buna dair malzemelerin böylesine bir hırsızlık, yağma, ticaret ve yatırım süreci içinde özel mülkiyetin konusu haline getirilmesi, kültür ve sanatın bu şekilde istismar edilmesi hepimizin üzerinde durup düşünmesi ve bunu önleyecek sonuç alıcı ve etkili önlemlerin alınması için mücadele etmesi gereken bir alan… Özellikle de bu değerlere sahip çıkıp onların özel mülkiyetin konusu yapılmaması konusunda görevli olan kamu kuruluşları ve kamu görevlileri açısından…

İşte bu çerçevede kuruluşundan bu yana; hatta kuruluşundan önce birçok gelişme, görüşme ve toplantısına tanık olup 7 Mart 2015 tarihinde Çanakkale Kent Müzesi‘nin düzenlediği VII. Çanakkale Müzeler Buluşması‘nda, yaptığı çalışmalar konusunda bir bildiri sunduğum İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin, kısa adıyla APİKAM‘ın bugüne kadar edindiği ya da bağış yoluyla sahip olduğu İzmir‘e ait koleksiyon ve arşivi titizlikle koruma, o değerlerin kişisel işlerde kullanılmaması ve özel mülkiyete konu olmaması açısından..

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait değerli tabloları takip ettiğim süreçte İstanbul‘daki bir sahaftan e-ticaret yöntemiyle satın aldığım İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını “İzmir Anıtları” isimli kitabın iç sayfasıyla sırt kısmında “İ. B. B. Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi, Kayıt No: 5602, Tasnif No: 732.92 İZM 1999” ibaresinin yazılı olduğu damga ile “732.92 İZM 1999” etiketi görüp hem kitabı hem de kitabın 70 liralık bedelini ödediğimi gösteren faturayı alıp o tarihteki APİKAM şube müdürüne göstererek, herhangi bir kitabın bu kuruma ait kütüphaneden rahatlıkla çalınabileceğini, acı ama gerçek bir örnek üzerinden gösterip teşhir ettiğimi dikkate aldığımız takdirde… BU kitabın halen kendi şahsi kütüphanemde bulunduğunu da geçmeden belirtmek isterim.

Kaybolan tablolarla APİKAM kütüphanesinden çalınıp satılan kitap dışında bu kez de 2020 yılının başında APİKAM‘a ve İZFAŞ‘a ait büyük boy eski İzmir fotoğraflarının İnternet üzerinden satıldığını öğrendiğimizde sevgili dostum Orhan Beşikçi ile birlikte o tarihte Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı olarak görev yapan Kadir Efe Oruç‘u ziyaret ederek o fotoğraflara sahip çıkması için talepte bulunduğumuzu; ancak bu konuda bizlere dönüp tek bir bilgi bile verilmediğini hatırlıyorum.

İnternette satışı yapılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait büyük boyutlu fotoğraflardan sadece biri… Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Uluslararası İzmir Fuarı’nda…

En son örneğini, “Hatırlıyorum ve Unutmuyorum! İzmir Endüstriyel Mirasının Emeğin Miras Hakkı Boyutunda Hafızası” isimli çalışmamız sırasında gördüğümüz gibi, tarihi İzmir Elektrik Fabrikası‘nın bir zamanlar bağlı olduğu ESHOT‘a ait arşivin bir zamanlar Halkapınar‘da olmakla birlikte, satıp savma yöntemiyle yok edildiğini, geriye çok az belge ve malzeme kaldığını öğrendiğimizde olduğu gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ve İzmir hafızasına ilişkin belge, bilgi ve malzemelerin korunmayıp satıp savma yöntemiyle elden çıkarıldığını, bütün bu belge, fotoğraf, makine ve malzemelerin bugün -ne yazık ki- müzayede şirketlerince yapılan açık artırmalarda satıldığını ya da İnternet sitelerinde sergilendiğini görüyoruz.

Anlaşılan o ki, kaybolan tablolar, İstanbul‘daki sahaftan satın aldığım APİKAM kütüphanesine ait kitap, serbest piyasada satışı yapılan APİKAM ve İZFAŞ fotoğrafları, yok edilen ESHOT arşivinden de anladığımız ya da kulağımıza gelen çeşit çeşit söylentiler sayesinde öğrendiklerimizle; İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı birimler kamu adına sahip oldukları değerlere sahip olma konusunda iyi bir sicile sahip değiller… Gün geçmiyor ki, bir yerdeki ya da bir birimdeki bir tablo, bir kitap, bir fotoğraf kayboluyor, çöplüğe atılıyor, yok ediliyor…

İşte o nedenle oldum olası İZFAŞ ya da APİKAM gibi birimlerde tarihçilerin, sanat tarihçilerinin ya da o birimdeki malzemelerin koleksiyonunu yapan şahısların şube müdürü, danışman ya da koordinatör gibi görevlerde çalıştırılmasına karşı çıkıyor, kaybolan tablolar örneğinde gördüğümüz gibi kamuya ait bu değerler demirbaş kayıtlarına işlense, sergilerde değerlendirilse ve katalogları hazırlansa bile bir şekilde yok edildiklerini, özel mülkiyete geçirildiklerini ya da satılarak kişisel zenginliklere zenginlik katıldığını görüyor, bu tür tatsız olaylara tanık oluyoruz.

İşte o nedenle İzmirli gazeteci Hasan Tahsin Kocabaş‘ın eşi APİKAM editörü Buket Kocabaş‘ın önce İZELMAN‘a ait İzmir Art‘a sürülmesini, ardından da hiçbir gerekçe gösterilmeksizin işten çıkarılmasını hem APİKAM çalışanları üzerinde hem de işten atılan uzman çalışanlar üzerinde korku dolu bir rüzgar estirme arzusu, hem de APİKAM‘ın elindeki zengin koleksiyon ve arşiv malzemelerinin rahatlıkla kullanılabileceği steril bir ortam yaratma açısından sakıncalı görüyor, APİKAM ve İZFAŞ gibi birimlere ait arşiv ve koleksiyonların kamu görevlisi unvanına sahip olmayan “tarihçi“, “sanat tarihçisi“, “akademisyen” ve “koleksiyoncu” gibi görevlilere teslim edilmemesini, bu görevlerin sınıf arkadaşı, eş, dost ve yandaş gibi yakınlara değil, belge ve bilgi yönetimi konularında uzmanlaşıp söz konusu birimin daha etkili ve verimli çalışmasını sağlayacak, oradaki belge, bilgi ve malzemeleri bir “ciğer” gibi değil, korunup kollanacak kamu malı olarak gören müze ve arşiv işletmeciliği konusunda uzmanlaşmış kurullar eliyle yapılmasını öneriyorum.

Ayrıca APİKAM‘ın özel koleksiyoncuların ellerindeki malzemelerin ticari değeriyle kişisel itibarlarını artıracak şekilde kişisel bir konuşma platformu olmaktan çok, APİKAM‘a bugüne kadar bağışta bulunmuş olan İzmirlilerin hatırlanıp onurlandırıldığı ve bağışladıkları belge ve malzemelerin sergilenerek yeni bağışçıların ortaya çıkmasını sağlayacak bağış yönetim politika ve uygulamalarının geliştirildiği bir kurum olmasını diliyorum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait tablo koleksiyonunun halen bulunamadığı bu süreçte her şeyi ciğeri kediye emanet etmemek, özellikle de emanete hıyanet edebilecek karakterdeki kedilere emanet etmemek, 2008 yılında imha ettik hikayesi ile ortadan kaybolan tabloları, kütüphanemdeki APİKAM damgalı kitap gibi APİKAM‘dan kaybolan her kitap ve malzemenin bir an önce bulunması, 2020 yılı başında İnternette satılan İZFAŞ ve APİKAM fotoğraflarının satılması gibi olayların bir kez daha tekrarlanmaması dileğiyle… Daha doğrusu, ciğeri kediye teslim etmemek üzere…

CHP’li belediyelerdeki işçi ve emekçi kıyımı…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımın konusu, iki kez devlet memurluğundan atılıp bir kez “müstafi“; yani, Danıştay kararına rağmen görevine iade edilmeyip işten ayrılmış kabul edilen, daha doğrusu daha önceleri bir konuda kötü tecrübeler yaşamış biri olarak, büyük bir kötülüğün mahsulü olarak son günlerde sıkça duyduğum ya da bizzat tanık olduğum bir insanlık suçu ile ilgili olacak…

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile çevre ilçe belediyelerinden çıkarılan işçilerin ve emekçilerin dramı.. Gözümüzün önünde yaşanan büyük bir İşçi, emekçi kırımı… İşçi ve emekçilerin hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, telefonlarına gelen SMS mesajlarıyla işten çıkarılması, kapı önüne atılmaları ile ilgili olacak…

Kayyum yönetimindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun işçiyi-emekçiyi tehdit edip işten atmayı seven emek düşmanı belediye başkanı…

31 Mart 2024 seçimlerinin hemen sonrasında önce İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde, sonra Karşıyaka Belediyesi‘nde ve şimdi de yeniden İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde ortaya çıkan işçi kıyımı, haksız hukuksuz bir şekilde kapının önüne konulan insanlara karşı işlenen insanlık suçu ile ilgili olacak…

İktidarı ele geçirmenin şımarıklığı ile yüreklerdeki kötücül egoların harekete geçmesi sayesinde belediye işçi ve emekçilerini düşman olarak gören habis bir ruhla ortaya konulan, kötünün kötüsü bir cadı avıyla ilgili olacak…

Emek dostu olduğunu iddia eden siyasi bir partinin bütün bu olup bitenlere ses çıkarmadığı, çıkaramadığı; hatta, teşvik edip özendirdiği bir suçla ilgili olacak…

Önce İzmir Büyükşehir Belediyesi cephesinde imzalanacak toplu iş sözleşmeleri nedeniyle ortaya çıkan ve belediye başkanının tehditleriyle ortalığın toz duman olduğu bir çatışma, bir çekişme ve karşılıklı çekilen kılıçların sonucunda mevcut işsizler ordusuna eklenen nice nitelikli, işinin ehli insanlar…

Ardından o başarısız ve defolu belediye başkanının geldiği Karşıyaka Belediyesi‘nin Kent A.Ş. isimli şirketindeki insanlığa sığmayan işten çıkarmalar, buna karşı gelişen direnişler ve halen devam eden mücadelelere dönüp bakmayan siyasi partiler, siyasetçiler ve sendikalar… Ne CHP‘den ne de diğer sol parti ve sendikalardan…

Şimdi de sendikaların ilgisiz; hatta seyirci kaldığı yılbaşı öncesi toplu işten çıkarmalar… Yöneticilerin arasında TMMOB Kimya Mühendisleri Odası eski şube başkanının bulunduğu İZENERJİ‘den atılıp geçtiğimiz günlerde İzmir Mimarlık Merkezi‘nde tanıdığım gepgenç, ışıltılı gözlerle bakan mühendis, mimar ve şehir plancıları… Ardından tek bir SMS ile İzmir Kent Konseyi‘nden atılan işçiler ve aralarında CHP genel Başkanı Özgür Özel‘in işe yerleştirdiği bir kadın işçinin yer alması nedeniyle ve büyük bir ikiyüzlülükle tornistan edilip geri döndürülenler… Son olarak, gazeteci Hasan Tahsin Kocabaş‘ın canını acıtmak amacıyla önce görev yeri değiştirilen, daha sonra işten çıkarılan yılların APİKAM çalışanı eşi Buket Kocabaş‘ın durumu ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü‘nde ve diğer belediye şirketlerinde 10 aylık sürelerle ve asgari ücretle bir köle gibi çalıştırılan kadrosuz sözleşmeli işçilerin kadroya geçiş için kendilerine verilen vaatlere rağmen yeniden geçici işçi olarak çalışmayı kabul etmeleri için yapılan baskı ve tehditler… Diğer yanda da bütün bu kötülükleri yapmakta sorun görmeyen Cemil Tugay‘ın kurşun askerleri ya da ona yaranmak, oturduğu koltuğu koruyup cüzdanı şişirmek amacıyla çevresindeki insanlara kötülük yapmayı tercih eden bilgisiz, cahil yöneticiler, hukuki anlamda hiçbir yetkisi olmayan emir kulları… Bir kötüsü giderken onun yerine oturup 4,5-5 yıl sonra mabadına tekmeyi yiyecek işten anlamaz, liyakatsiz kötüler, daha kötüleri, en kötüleri… Sınıf arkadaşları, sınıf arkadaşlarının eşleri, eşler dostlar, CHP genel merkezinin gönderdiği İzmir‘i bilmez daire başkanları, belediyeye gelmeden önce belediye kapısından girmemiş, kültür sanattan anlamaz hekimler, arkadaşlar ve bilumum siyasi yandaşlar…

Başkan Baba“nın besili askerleri…

Ve yaptıkları bütün bu kötülüklerin müsebbibi olarak, kendi beceriksizliklerin bir sonucu olarak, gelecekteki cumhurbaşkanlığı hayali; daha doğrusu yatırımı için hamle üstüne hamle yapan ve İzmirlinin iradesine saygı duymayan Ekrem İmamoğlu‘nun “İzmir kayyumu” sıfatıyla gönderdiği şahsı gösteren, “bütün bunları o istediği için yapıyoruz” diyen beceriksiz, çaresiz, çapsız ve kaypak yöneticiler…

Kötücül bir ruhun, işçiyi, emekçiyi sonuna kadar sömürüp istismar etmeye kalkan faşist bir anlayışın ürünü gelişmeler ve bunun sonucunda yılbaşı öncesinde kapının önüne konulan insanlar, gençler, kadınlar, emekçiler ve işçiler…

Emek en kutsal değerdir” diyen bir partinin ve onun kadrolarının marifeti… İktidara geldikleri takdirde neler yapacaklarını ortaya koyan somut deliller, kötü örnekler, işçi düşmanı politikalar… Sendikaları, sendika yönetici ve üyelerini hedef alan istismar ve mobbingler, işçi ve emekçilerin sendikaya üye olmasını engelleyen ya da yeni kurulmakta olan sendikaların önünü kapatmak isteyen, onları dikkate almayan kötü yöneticiler…

Yerel iktidarla iş tutup her geçen gün sararıp solan sendikalar… Belediyelerin, belediye başkanlarının işçiyi, emekçiyi satan bu sahte işçi liderlerinin babaları adına parklar yaptırdığı, çoluk çocuklarını işe aldığı sarı sendikalar, sendikacılığı yüksek ücret koparma olduğunu sanan sendikalar, sendika ağalarının egemen olduğu, işçi ve emekçileri satan sendikalar…

Ve bütün bunlar olurken, birçok belediye işçi ve emekçisi kendilerine gönderilen SMS‘lerle işsiz kalıp akşam eve ne götüreceğini, çocuğunu nasıl besleyeceğini düşünürken, görev, yetki ve sorumluluk anlamında hiçbir hukuki yanı olmayan danışmanlarını, şirket yönetim kurulu üyelerini paraya boğan, yaklaşan yılbaşı için Kültürpark‘a çam ağacı diken, cadde ve sokakları süsleyen, kermesler düzenleyenler, kokusu ve ölü balıkları ile ünlenen körfez için sonuca etkisi olmayacak göstermelik toplantılar düzenleyen, insan hakları adına “yetmez ama evet” diyenleri baş köşelere yerleştiren toplantılar düzenleyenler, kaçak yapılarla sokak ve kaldırım işgallerine göz yumanlar ve uyguladıkları “sade suya tirit” politikaların sonucu olarak oy oranları sürekli düşenler… Devamlı olarak “emek en yüce değerdir” demesine rağmen; elinde bulundurduğu belediyelerde bunun tam tersini yapan; böylelikle, şayet bir gün iktidara geldiği takdirde neler yapacağını bu şekilde gösteren CHP‘den ve onun belediyelerinden umudunu kesen seçmenler, kentliler, hemşeriler ve yurttaşlar…

Evet, belediye ve şirketlerinde gereğinden fazla sayıda memur, sözleşmeli personel, kadrolu ve geçici işçi çalıştığı ve bu durumun bütçeleri zorladığı hepimizin malumu bir konu… Ama bu durumun, özellikle de bir önceki dönemde makbul olan CHP‘li başka bir belediye başkanından teslim alınmış belediyelerdeki bu sorunun suçlusu ne biziz, ne de AKP iktidarı, onun Saray’ı, bakanları ve milletvekilleri… Bu sorunun tek suçlusu uzunca bir süredir sizsiniz; yani, CHP içindeki anti-demokratik uygulamalar nedeniyle kendinize taraftar ya da delege edinmek amacıyla çevrenizdeki insanları belediyeye alıp çalıştıran, bizzat sizsiniz… Hem de CHP genel merkezinin ya da yerel örgütlerinin bilgisi dahilinde; hatta, onların desteği, teşviki ve özendirmesi ile… Belediyelerde fazla sayıda memur, sözleşmeli personel, kadrolu ve geçici işçi çalıştırmanın tek nedeni sizin parti içinde demokrasiyi oluşturamayan kendi sakat tutumunuz… O çerçevede, daha dün hazırladığınız “mavi” ya da “beyaz” listelerde delege, seçmen ya da yandaş olarak yer verip oyunu, desteğini aldığınız, kongrelerde amigoluk yaptırdığınız insanlara şimdi ihtiyacınızın kalmadığı anlaşılıyor ve şimdi onları sanki bir safraymış gibi gemiden atmak, işsiz bırakmak; hatta, cezalandırmak istiyorsunuz… Böylelikle de kurşunu ayağına sıkan bir aptal gibi davranıyorsunuz…

Öte yandan işten atılan işçi ve emekçilerin araya hatırlı, gönüllü kişileri koyarak, onların hatırına binaen geri dönmeleri de ayrı bir sorun… Onları “kötü polis” rolüyle işten atıp birilerinin torpili ile, bu sefer de insafa gelmiş “iyi polis” edasıyla tekrar işe aldığınızda, o insanların onurlarını bir kez daha zedeliyor, onların eskiden olduğu gibi size biat etmelerini bekliyorsunuz… Oysa işten bir atılıp bir alınan insanların bundan böyle nasıl davranacakları, yaşadıkları bu kötü deneyim nedeniyle neler düşündükleri hiç aklınıza gelmiyor mu? İşten atıp yeniden aldığınız bu arkadaşların size yeniden biat edip sözünüzden çıkmayacaklarını mı düşünüyorsunuz? Örneğin eskiden sizi sevip sayan; hatta güvenen bu insanlar bundan böyle size değil de; emrinde olduğunuz başka birilerine, söz gelimi “kayyum” sıfatıyla İstanbul’dan gelenlere ya da İstanbul’dakilere mi bağlanacaklar? Bunu hiç düşünmediniz mi? Hele ki, seçimin hemen sonrasında CHP genel başkanı Özgür Özel‘in genel sekreter olarak önerdiği eski milletvekili Aykut Erdoğdu için, haklı olarak “belediyede ikili bir yapı oluşur” diyerek karşı çıktığınızı hatırladığımızda….

Kötülük her yerde ve kötülerin kötü yönetimi ile de hayat her geçen gün daha bir zorlaşıyor… O nedenle de, bütün bu olanlar için “hayra alamet” diyelim ve yeni yılda herkesin iş sahibi olmasını, kimsenin işsiz bırakılmamasını dileyelim…

İzmir Elektrik Fabrikası: yapabileceğimiz tek şey sadece karşı çıkmak mı?

Ali Rıza Avcan

İzmir Elektrik Fabrikasıİzmir‘in Konak ilçesi Umurbey mahallesi 1505 sokak No.1 adresinde ve tapunun Umurbey mahallesi, 3535 ada, 6 parsel kaydında yer alan 10.720 m²’lik bir alanda inşa edilip, 1928-1989 yılları arasında 61 yıl süreyle İzmir‘e elektik sağlayan endüstriyel miras yapısı bir santral binası…

Bu uzun süre içinde santralda çalışan yönetici, mühendis ve işçilerle onların ailelerinin, hep birlikte emek harcayıp mücadele ederek dayanıştıkları, uğradıkları iş kazalarında sakat kalarak ya da ölerek, örgütlenip sendikalaşarak, gerektiğinde direnip greve giderek yaşayıp tükettiği ömürler, gerektiğinde kömür, elektrik, makine ve emeğin elbirliği ile harmanlandığı, gerektiğinde de emekle sermayenin şiddetli mücadelelerine konu olan o mekân…

İzmir‘in ve Konak-Güzelyalı arasında çalışan elektrikli tramvayın enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla 1925 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde, Belçikalı Traction-Electricite firmasının 12 Mayıs 1926’da temelini atıp 18 Ekim 1928 tarihinde hizmete aldığı fabrika…

Başlangıçtaki 5 MW olan kurulu gücü, 1949, 1952, 1954 ve 1955 yıllarında devreye alınan ek ünitelerle, İzmir‘in elektrik ihtiyacının % 30’unu karşılayacak şekilde 40 MW düzeyine çıkarılan fabrika…

Soma linyit (Lave ve tüvanan) kömürünü kullanıp 3X6 t/h kapasiteli kazanlarla 2X2,5 MW’lık la Meuse türbinlerine ve 2X3125 KVA gücünde ACEC jeneratörlere sahip fabrika…

Ham su ihtiyacını şehir su şebekesinden, soğutma suyu ihtiyacını da deniz suyundan sağlayan fabrika…

Bu fabrika kuruluşundan 16 yıl sonra, 27 Temmuz 1943 tarih, 5466 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İzmir Tramvay ve Elektrik Türk Anonim Şirketi İmtiyazı ile Tesisatının Satın Alınmasına Dair Mukavelenin Tasdiki ve Bu Müessesenin İşletilmesi Hakkında Kanun‘la kamulaştırılarak 1944 yılında İzmir Belediyesi (ESHOT)‘ne devredilir.

Bu arada 1937, İzmir doğumlu Karşıyakalı sevgili dostumuz elektrik mühendisi Suha Tarman, 1963 yılında önce stajyer mühendis, 1964 yılında da fabrika müdürü olarak çalıştığı dönemdeki başarıları nedeniyle ESHOT genel müdür muavinliği görevine getirilir. Kendisi ile 4 Haziran 2024 tarihinde yaptığımız özel görüşmede bu bir yıllık kısa sürede fabrika ile ilgili Fransızca belgeleri tercüme ettirerek çalışanların mesleki eğitimleri konusunda programlar/broşürler hazırladığını ve elindeki o dönemle ilgili oldukça fazla sayıdaki belge ve görseli geçtiğimiz yıllarda APİKAM‘a bağışladığını öğrendik.

Fabrika daha sonra sırasıyla Etibank‘a, 1 Temmuz 1971’de Türkiye Elektrik Kurumu (TEK)‘na devredilerek 30 Ağustos 1989 tarihinde ekonomik ömrünü doldurduğu gerekçesiyle devre dışı bırakılır ve 1995 yılında TEDAŞ‘a, daha sonra “Özel Uygulama Alanı” olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB)‘na devredilir ve bilinmeyen bir tarihte Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. (ADÜAŞ)‘ne satılır…

İzmir Elektrik Fabrikası, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nin başvurusu üzerine İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun 8 Ocak 1998 tarih, 7003 sayılı kararı ile “Korunacak Kültür Mirası” olarak tescillendikten sonra 26 Şubat 1998 tarihinde tapuya “korunması gerekli kültür varlığı” olarak işlenir ve İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu kararın kaldırılması için açtığı dava, İzmir 2. İdare Mahkemesi‘nin E.1998/93, K.1998/(?) sayılı kararı ile reddedilir.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından açılan 16 Nisan 2019 tarihli satış ihalesinde ise en yüksek teklifi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Grand Plaza A.Ş.‘ne yapılan satış işlemi, Grand Plaza A.Ş.‘nin Sermaye Piyasası Kurulu‘nun III-48.1 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği uyarınca “gayrimenkul yatırım ortaklığı şirketi” olmayışı nedeniyle iptal edilir.

Kaynak: Suha Tarman Koleksiyonu (APİKAM)

Evet, bugün itibariyle bu tarihi santral binası yanmış yıkılmış ve neredeyse yok olma noktasına gelmiştir… İçindeki makine aksamı çalınmış ya da sağa sola, özellikle de İstanbul‘daki sanayi müzelerine satılıp savılmış, elde belge, fotoğraf ve anılardan başka bir şey kalmamıştır. Bugün artık üstünde “Elektrik Santralı” yazılı tabelanın yer aldığı ön kapıdan girdiğimizde ya da burada çalışanların yaşadığı yakın çevredeki Darağacı mahallesini düşündüğümüzde, emeğini ekmeğe dönüştüren işçi, usta, kalfa ve mühendislerin, onların örgütlediği sendika, grev ve direnişlerin, ölümcül iş kazalarıyla meslek hastalıklarının acı ve zorluklarını hisseder, çalışanların makinelerin gürültüsüne karışan seslerini duyar, onların anılarını öğrenip hatırlamak isteriz…

Kısacası bir fabrika fiziki anlamda ne kadar yıkılıp yok olursa olsun; geriye onun ruhu, çalışanların, emeğin hafızası bir miras olarak kalır… O hafızayı aklınızda tutmasanız bile, bir yerlerde, birilerinin elinde, aklında, belleğinde yer ettiğini bilirsiniz… O, yer yer unutulup hatırlanan kırık dökük hatıralar zaman makinesinin dişlileri arasında acımasızca parçalanıp gitse bile, bizler bugün bu kalıntılar arasında, geriye kalan bu eğrilip bükülmüş demir putrelleri, beton blokları korumaya kalkarken, bu kapıdan girerken ya da bu havayı solurken bile o elektrikçilerin bizlerin yaşamını kolaylaştııp gecelerimizi aydınlatmak uğruna tükettikleri yaşamları bilip hatırlamak ve onların emeğini saygıyla anmak isteriz.

İşte bu düşünceyle 31 Mart 2024 tarihli seçimlerden hemen sonra, 2024 yılının Nisan ayında “emeğin miras hakkı” boyutunda bu fabrikayla çevresindeki Sümerbank ve Şark Sanayi fabrikalarındaki çalışanların geçmişte kalan belleğini bu fabrikalarda çalışan yönetici, mühendis ve işçilerle onların aileleri, çocukları ve torunları ile görüşerek ortaya çıkarmak ve bu anıları İnternette ya da sosyal medyada bir ağ/network ile paylaşmak amacıyla “Hatırlıyorum, Unutmuyorum; İzmir Endüstriyel Mirasının Emeğin Miras Hakkı Boyutunda Hafızası” adını verdiğimiz projeyi hazırlayarak bu fabrikaların önümüzdeki yıllarda herhangi bir özelleştirme ya da satışa konu olması durumunda onları sahiplenip koruyacak yeni bir müdafaa hattı kurmak istemiştik.

İzmir Elektrik Santrali işçileri… Kaynak: Suha Tanman Koleksiyonu (APİKAM)

Bu proje hakkında bilgi verdiğim 5 Ağustos 2024 tarihli yazımda da belirttiğim gibi (1), bu alanda uzmanlaşmış 11 değerli araştırmacıdan oluşan bir proje ekibiyle yaptığımız toplantı ve görüşmeler sonucunda, böylesi bir çalışmanın ilk adımı olarak öncelikle Konak Belediyesi sınırları içindeki İzmir Elektrik Fabrikası ile Sümerbank ve Şark Sanayi Fabrikası üzerinde çalışmaya karar verip hep birlikte çalışmayı arzuladığımız Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu ile İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) Şube Müdürü Serhan Kemal Saygı, ile yaptığımız görüşmelerde kendileri önerimizi beğenip “biz de bu projenin içinde yer alalım” demiş olmalarına karşın; bugün itibariyle aradan 5-6 ay geçmesine rağmen bizlere “hadi gelin, birlikte çalışalım. Böylelikle bu tarihi mirası korumak için emeğin hafızası üzerinden yeni bir mücadele hattı kuralım” demeyip; ya kendi kişisel ajandalarındaki “İzmir’i biz yakmadık, onlar yaktı” iddiasıyla sergi ve Kültürpark‘taki Göl Gazinosu‘nda gastronomi merkezi açmayı, İzmir‘de özelleştirme saldırısı altındaki bu fabrikalar dururken İstanbul‘daki Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası hakkında paylaşımlar yapmayı ya da İzmir Elektrik Fabrikası ile ilgili herhangi bir alternatif çözüm üretmeden sadece ve sadece “burada yapılacak 30 katlı gökdelene karşıyız” demeyi, hem kendilerinin hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yaptığı bir iki yazılı açıklama ile bu işi savuşturmayı tercih ettiler.

Oysa önerdiğimiz böylesi yenilikçi ve soruna “emeğin miras hakkı” boyutundan bakan böylesi bir çalışmanın, halka; yani, kamuya ait endüstriyel mirasın korunması ve sahiplenilmesi açısından ne kadar önemli, öncelikli ve değerli olduğunu, bizim bu iş için herhangi bir finansman desteği talebinde bulunmayışımızı, böylesi bir çalışmayı sadece kendi gönüllüğümüz ve emeğimiz çerçevesinde yapabileceğimizi bile fark etmediler. Bize ise şimdi onların işbirliği olmadan; hatta yer yer ve zaman zaman onlara rağmen kendi gönüllülüğümüz çerçevesinde kendi emeğimizi harcayarak yola devam etmek kalıyor…

Biz böylesine gönüllü ve yenilikçi düşüncelerle yola çıkıp birlikte çalışmaya davet ettiğimiz kurumların işbirliğine kapalı olduklarını anladıktan sonra, yine de İzmir Elektrik Fabrikası‘nın yıkılıp yerine 30 katlı bir gökdeleninin yapılmasına karşı çıkarken ve bunu ortaya koymak amacıyla TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun fabrika kapısın önünde düzenlediği ve Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun yanında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ı göremediğimiz 24 Kasım 2024 tarihli basın açıklamasında yer alırken, geçtiğimiz günlerde bu alana 30 katlık bir gökdelen yapılmasına ilginç bir kişiden ilginç bir karşı çıkış geldi.

Uzunca bir süredir İzmir‘deki neredeyse tüm gökdelenlerin uygulama projelerini yapan Epig Mimarlık‘ın sahibi, İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) yönetim kurulu üyesi, Batı Anadolu Sanayici ve İşadamları Derneği (BASİFED) yönetim kurulu başkanı nam-ı diğer “Gökdelenci” mimar Semiha Güneş, 29 Kasım 2024 tarihinde gazetelere verdiği demeçte, “Tamamen yıkılıp yerine 35 katlı bina yapılmasına biz de karşıyız. Türkiye’de de dünyada da bunun örnekleri var. Ama bina korunarak da çözümler üretilebilir. Bir şeye tümden karşı çıkmak doğru değil. Bu tür çözümler bulunması gerektiğini düşünüyoruz” diyerek Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin karşı çıkışından farklı bir yol çizerek fabrika binasının korunması suretiyle 35 katlı gökdelenin yapılmasına kapıyı açmayı tercih etmiş… (2) Belli olmaz belki bu gökdelenin de uygulama projesi kendisi tarafından hazırlanır…

Açık söyleyeyim, İzmir Elektrik Fabrikası çevresinde bugüne kadar birçok gökdelen yapılmışken, bu gökdelenlere belediyelerden hiçbir itiraz gelmemişken ve bir kısmının inşaatı halen devam ediyorken, özellikle de bunların bir kısmının inşaat ruhsatları belediyeler tarafından verilmişken ve bu belediyeler buranın başka bir şekilde değerlendirilmesi için başka bir proje ya da farklı bir alternatif üretmemişken, bu tarihi santralı korumak amacıyla belediye kaynaklı proaktif düşünce ve projeler ortada yokken; üstüne üstlük uzun bir süredir Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB)‘nın böyle bir hamle yapması beklenirken sadece ve sadece “burada 30 ya da 35 katlı bir gökdelen istemiyoruz” demek, bana samimi ya da inandırıcı gelmiyor… Çünkü bir kamu kurumu olmakla birlikte aynı zamanda siyasi bir işlevi olan belediyelerin ve geleceği planlama konusunda siyasi bir aktör olan belediye başkanlarının, bu tür hamleleri önlemek için bu tür yerlere ait siyasi projeler üreterek halkı bu doğrultuda örgütlemeleri gerektiğine inanıyorum. Hele ki, bu fabrikanın eski çalışanlarını hafıza boyutunda örgütlenmesini öngören projemize ilgisiz kaldıkları bir dönemde… Biz, böyle bir hamlenin geleceğini düşünüp kendimizce bir şeyler yapmaya çalışırken onların düşünüp tedbirini almadığı bir ortamda…

Alsancak bölgesini arkadan saran gökdelenler…

Ayrıca konunun tüm taraflarına, İzmir Elektrik Fabrikası‘nın çevresinde her geçen gün göğe yükselen 63 katlı İnci Mega, 52 katlı Velux İzmir, 51 katlı V Yeni Konak A, Yeşildere‘deki 38 katlı İZKA gökdeleni, Tariş arsalarına yapılan 48 ve 24 katlı Evora İzmir ve İzmir Allsancak, İzmir Kültür ve Sanat Fabrikası yanındaki eski Tekel Sigara Fabrikası‘nın yıkılmasından sonra yerine yapılmak istenen İzmir Ticaret Odası başkanı Mahmut Özgener ile Rikardo Aliberti ve Gürel ailesi ortaklığında yapılacak gökdelene verilip mahkeme kararı ile iptal edilen imar planlarının (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca hazırlanıp onaylanan imar planları hariç) hangi belediyeler tarafından hazırlanıp onaylandığını, mimari tasarım ve uygulamalarının hangi mimar ve mühendisler tarafından yürütüldüğünü, bu binalardan hangilerinin belediyeler tarafından ruhsatlandırıldığını sorup İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sorumluluğundaki Ege Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi‘nde bile inşaatı üstlenen Teknik İnşaat‘ın mahalle sakinlerinin barınacağı binalardan önce kendisine ait 50 katlı Divan Residence isimli gökdeleni yapmakla meşgul olduğunu da hatırlatmak gerekiyor… Ardından da bu bölge onca gökdelenle doldurulurken neredeydiniz, Tariş‘in arsalarına ya da Ege mahallesine yapılan gökdelenlere niye itiraz etmediniz, niye dava açıp engellemediniz diye sormak gerekir…

Ayrıca 2019 yılında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından satışa çıkarılan İzmir Elektrik Fabrikası ihaleyle İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Grand Plaza A.Ş. tarafından satın alınırken bu şirketin ihaleye katılma koşullarına sahip olmadığı konusunda uyarılar yapıp, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in başkanlığını yaptığı “İzmir’in patronlar kulübü” olarak bilinen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) katılımcılarından, bu katılımcılar arasında gayrimenkul yatırım şirketi sahibi olanlardan niye yardım almadınız, niye onlara böylesine gönüllü bir yükümlülük vermediniz diye sormak gerekir…

Aslında bu sorunu; yani İzmir Elektrik Fabrikası‘nın bulunduğu arsaya 30-35 katlı bir gökdelen yapılması ya yaptırılmaması olayını, 1983’lerde Halkçı Parti lideri Necdet Calp ile ANAP lideri Turgut Özal arasındaki “Boğaziçi Köprüsü’nü sattırırım-sattırmam” şeklindeki horoz döğüşünü hatırlatırcasına, “yaptırırım-yaptırmam” şeklindeki sonuçsuz bir çekişme üzerinden değil; daha geniş bir ufuk ve siyasi öngörü çerçevesinde ele almamız gerektiğini düşünüyorum…

2017 yılında Türkiye Varlık Fonu‘na devredilen Alsancak Limanı‘nın 2023’de Katarlılar‘a satılması, “Liman Arkası” diye tanımlanıp bütün bu tarihi fabrikaların bulunduğu Umurbey mahallesindeki alanın, Alsancak Limanı ile bağlantısı nedeniyle yine aynı şekilde Katarlılar‘a tahsis edilmesi ve İzmir Körfezi‘in temizliği konusunda mızmızlanan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu hantallığı ya da pasifliği dışında belediyeden kaynaklanan “AKP İzmit Körfezi’ni temizliyor, bu kez de İzmir Körfezi’ni temizlesin” talebi karşısında, liman dışındaki körfezin, özellikle körfeze büyük gemilerin girişini sağlayacak olan İnciraltı önündeki derivasyon kanalı yapım işinin yine Katarlılar‘a verilmesi ihtimalini düşündüğümüz takdirde; yürütülecek mücadelenin sadece imar ve kentleşme boyutunda tek bir gökdelen için değil; İzmir‘in geleceğini ilgilendiren siyasi bir mücadele olması gerektiğini ortaya koyar ve bu mücadelenin de siyasi anlamda oyun kurma becerisi olmayıp sadece bir şeyi oradan alıp buraya vereyim düşüncesiyle hareket eden Cemil Tugay‘ın boyunu aşarak bir çaresizlik haline dönüşeceği söylenebilir… Ve işte o zaman, bırakın İzmir Elektrik Fabrikası‘nın değil, onun yanında Sümerbank ve Şark Sanayi fabrikalarının da elen gidebileceği söylenebilir…

ESHOT Elektrik Santrali’nde Suha Tarman ve 3 Nolu Jeneratör tamir ekibi: Suha Tarman Koleksiyonu (APİKAM)

Biz bütün bu gelişmeleri daha geniş ve derinlikli bir açıdan görüp üzerimize düşen uyarıları yaptıktan sonra, kendi bilip anladığımız “hafızanın örgütlenmesi” işine, ilgili belediyeler katılmasalar bile devam edip bu fabrikalarda çalışan, yaralanan ya da ölen tüm yöneticilere, mühendislere, usta, teknisyen, tekniker ve işçilere 61 yıl süreyle emek vererek bizleri aydınlığa kavuşturdukları için teşekkür edip saygımızı sunmak istiyoruz…

(1) https://kentstratejileri.com/2024/08/05/hatirliyorum-ve-unutmuyorum-izmir-endustriyel-mirasinin-emegin-miras-hakki-boyutunda-hafizasi/comment-page-1/

(2) https://www.yeniizmir.com/basifed-baskani-ndan-tarihi-elektrik-fabrikasi-icin-itiraz/325442/, https://www.egeligazete.com/haber/basifed-baskani-gunes-alsancak-taki-elektrik-fabrikasi-nin-yikilmasina-biz-de-karsiyiz/192735

Yağma devam ediyor!

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 27 şirketini, eskisi ve yenisiyle CHP‘li bir belediyenin şirketlerindeki koltukların, 31 Mart 2024 tarihli seçimler sonrasında, o koltuklarda oturan eskilerin çöp sepetine atılıp yeni misafirlere de “siz daha önceleri neredeydiniz? Sizi sabırsızlıkla bekliyorduk” dercesine; adeta, fethedilen düşman kalesinden ele geçirilmiş ganimet gibi nasıl yağmalandığını ortaya koyduğum 8 Temmuz 2024 tarihli “Ganimetler galibindir” başlıklı yazımdan bu yana, tamı tamamına 4 ay 10 gün geçmiş…

Yağma, yolsuzluk, hırsızlık, ganimet vb… vb… vb…

Bu kadar kısa bir sürede, yakın zamanda yayınlanıp herkesin merakla okuduğu İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZFAŞ ve İZDOĞA şirketlerinin 2024 yılı denetim raporları sayesinde hiç bilmediğimiz, haberdar olmadığımız yeni bilgilerle karşılaştık; kıyıda köşede kalmış gizli kuytularda % 49 hisselerle ve özel amaçlarla kurulmuş birtakım hibrit şirketler sayesinde belediye hizmetlerinden başka işlerin “özel” ya da kamuoyunca bilinip tanınmayan kişilerle birlikte nasıl kotarıldığını öğrendik.

AKP iktidarı süresince, o eski bildiğimiz mali denetim kurumu Sayıştay‘ın cemaat örgütlenmeleri nedeniyle Sayıştay olmaktan çıktığını ve yayınlanan denetim raporlarının sansürlenip yayınlandığını bilmekle birlikte; her yıl yayınlanan Sayıştay denetim raporlarını izleyip okumanın bize böyle sürprizler getirdiğini görmek de hoş, güzel bir şey…

İşte o nedenle, bize bir sürpriz gibi gelen bu yeni bilgilerle sayısının 27’den 33’e çıktığını öğrendiğimiz 16 belediye şirketiyle bu şirketlerin hissedarı olduğu 17 şirketi; daha doğrusu, koskocaman bir belediye holdingini yeniden masaya yatırıp incelemeye karar verdim.

Ancak bundan önce, çoğunluk hissesi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait şirketlerle bu şirketlerin ortak olduğu toplam 33 şirketin adını, güncel sermaye miktarını, kayıtlı olduğu ticaret müdürlüğü bilgisiyle sicil numarasını, şirketle ilgili en son ilamın yayınlandığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG) yayın tarihini, yönetim kurulu üyelerini ve genel müdürle yardımcılarını gösteren en yeni listeyi sizlerle paylaşmak isterim.

Tabii ki bu arada, şirketlerden birini alıp yerine başka birini koymaya meraklı ve hevesli, bunu adeta bir oyuna ya da alışkanlığa dönüştüren yeni belediye başkanı Cemil Tugay boş durmayıp yeni görevlendirme yazılarının altına imzalar atmamışsa…

Ayrıca bu listenin, söz konusu şirketlerin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümündeki bilgi ve belgelerle TTSG‘nde yayınlanan ilamlar dikkate alınarak hazırlandığını, son günlerde gündeme gelen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun İzmir‘e yolladığı yeni genel sekreter Ramazan Ercan‘ın Cemil Tugay‘ın bu görevden ayrılmasından sonra İZFAŞ yönetim kurulu başkanı olduğuna dair haberlerde olduğu gibi, henüz TTSG‘nde yayınlanmamış olan yeni görevlendirmelerin bu listede yer almadığını ifade etmek isterim.

Ardından da bu yeni tablo üzerinden İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 33 şirketindeki görevlendirmeler konusunda şu an itibariyle gördüğüm, görebildiğim yanlış, eksik ya da ilginç noktaları maddeler halinde özetleyerek sizlere yardımcı olmak isterim:

CHP‘li belediyeler ve belediye başkanları, çoğu kez Cumhuriyet‘in ilk yıllarında inşa edilen tüm fabrika, kurum ve kuruluşların 1980 yıllardaki Turgut Özal iktidarı sonrasında, özellikle de AKP döneminde özelleştirmeler yoluyla yok edildiğini söyleyip kendi yaptıklarını “sosyal belediyecilik” ya da “toplumcu belediyecilik” olarak takdim etseler de; asıl olarak, devraldıkları belediye şirketleriyle ve bunların faaliyet alanlarını zaman içinde genişletip sayılarını arttırarak o özelleştirme rüzgarını başka bir şekilde sürdürmüş, belediye eliyle belediyecilik yapmaktan vazgeçip kapitalizmin sömürü araçlarından biri olan şirketler eliyle belediyecilikle ilgisi olmayan işler yapıp, halkın aleyhine ve sermayenin yararına işler yapıyorlar…

Bunun en güzel örneklerini ise, İzmir büyükşehir belediye başkanlarının eş, dost, akrabalardan oluşan liyakatsiz kişilere terk ettiği, o nedenle kötü yöneticiliğin bir sonucu olarak her yıl artan miktarda zarar eden; buna rağmen, faaliyet alanları belediye hizmetlerini aşacak şekilde devamlı genişleyip sayıları sürekli artan 33 adet belediye şirketinde görebiliriz.

Gelin isterseniz bu belediye hizmetlerinin şirketler eliyle özelleştirip holdingleşme hikayesinin son ayrıntılarını hep birlikte izleyelim:

Evet, yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi belediye şirketlerinin sayısı, 8 Temmuz 2024 tarihinden sonra; daha doğrusu biz o şirketlerden haberdar olmadığımız, o yeni şirketlerin isimleri belediyeye ait hiçbir resmi belgede yazılı olmadığı için bizim cahilliğimiz çerçevesinde 27’den 33’e çıkmış. Neyse ki, İZDOĞA ve İZFAŞ Sayıştay denetim raporları sayesinde bu şirketlerden haberdar olduk… Tabii ki, iş işi geçtikten, atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra…

Tamı tamamına 33 şirket… Nüfusu İzmir‘e göre daha fazla olan İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerindeki şirketlerden daha fazla sayıda şirketimiz, şirket sermayemiz, şirket yöneticimiz ve daha çok şirket yolsuzluğumuz varmış… Bu yolsuzluk, hırsızlık, kamu zararı ve israfın vahim sonuçları ise bunlardan sadece ikisini oluşturan İZFAŞ ve İZDOĞA 2024 yılı Sayıştay denetim raporlarında yazılı… Birisi çıksın da, “biz bunları yapmadık” desin!

İzmir Büyükşehir Belediyesi son zamanlarda İZENERJİ, İZDOĞA ve İZFAŞ gibi şirketleri eliyle % 49 hissesi kendisine, geriye kalan % 51 hissesi birtakım şahıs ya da kişilere ait ilginç, tuhaf şirketler kuruyor. Bizim daha önceden bildiğimiz İZGÜNEŞ A.Ş. ile Sayıştay denetçisinin ortaya çıkardığı İZMAVİ ve İZHABİTAT şirketleri böylesine kurulmuş şirketler. Bu % 49 + % 51’in nedeni şu ana kadar anlaşılmış değil. Muhtemelen belediye hissesinin % 50’yi aşması durumunda Sayıştay denetimine giriliyor olması nedeniyle bu şirketlerin, Sayıştay denetiminden kaçırmak amacıyla bu şekilde kurulduğu anlaşılıyor.

Şirketlerin % 51 payına sahip tek ortaklı şirketler de ya kamuoyunca bilinip tanınmayan ya da kötü şöhretleriyle tanınıp bilinen isimler… Örneğin İZGÜNEŞ‘teki % 51’lik hisseye sahip olan Barteş Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘nin İnternet, sosyal medya ve kamuoyu ölçeğinde bilinmeyen tek ortağı Osman Barlas Kuşçu, İZMAVİ‘nin % 51’lik hissesine sahip olan Atlas Atık Yönetimi ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi‘nin tek ortağı Ender Haberdar ile Ber Çevre ve Lojistik Anonim Şirketi‘nin tek ortağı Serdar Göktürk ve onlarla birlikte çalışan Güldenir Kurtar, İZHABİTAT‘ın yine aynı şekilde % 51 ortağı olan Bitkisan Ziraat Peyzaj İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘nin pek tanınıp bilinmeyen tek ortağı Ercan Kahveci… Ne hikmetse kurulan şirketlere % 51 oranıyla hissedar yapılan isimler hep tek ortaklı şirketlerin sahibi…

Diğer yandan bu isimler arasında yer alan Erzincan, Refahiyeli Ender Haberdar ismi diğerlerinden farklı olarak kamuoyu tarafından fazlasıyla bilinip tanınıyor; ama o da hiç ummadığınız bir şekilde… Bunu en iyi şekilde sevgili dostum gazeteci Serdar Öztürk‘ün henüz dumanı üstünde tüten 16 Kasım 2024 tarihli en son yazısından öğrenebilirsiniz…

Aşağıya eklediğim tablodan göreceğiniz gibi, devamlı zarar eden İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin sermayesi, belediye bütçesinden; yani, kamu kaynaklarından yapılan aktarmalarla devamlı büyümekte ve bu büyük sermaye tutarları bir israf konusu olarak hepimizin cebini, cüzdanını, hepimizin bütçesini olumsuz yönde etkiliyor… Bu büyüklük gördüğünüz gibi, 30 Temmuz 2023 tarihinde 7,5 milyar düzeyinde iken 22 Ocak 2024 tarihinde 8,8 milyara, 7 Ekim 2024 tarihinde 11,5 milyara ve son olarak 18 Kasım 2024 tarihi; bugün itibariyle 12 milyar liraya yükselmiş durumda… Tablodaki yeşille boyanmış hücreler sermayenin azaltıldığı şirketleri, kırmızıyla boyanmış hücreler ise arttırılan şirketleri gösteriyor.

Sermayesi bugünkü tarih itibariyle 1.836.550.000.- lira olan İZBETON‘un, geçmiş yıllar zararı bağımsız denetim şirketinin raporuna göre 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle 5.595.361.681.- lira, 2023 yılına ait faaliyet ve net dönem zararı 482.140.311.- lira olduğu ve bu rakamlar toplam dönen varlıklarını 984.637.457.- lira düzeyinde aşmış olmasına karşın; bugün itibariyle iflas etmiş olan bu şirketin yönetim kurulu koltuklarını işgal edenlere herhangi bir şekilde hesap sorulmaksızın halen belediye bütçesinden kaynak aktarılıyor olması, bu şirketlerin İzmir’in ve bizlerin refahını nasıl bir sülük ya da kene gibi nasıl sömürdüğünün en iyi örneğidir. (1)

31 Mart 2024 tarihli seçimlerin kazananı Cemil Tugay, başkanlık koltuğuna oturduğu günlerde bazı belediye şirketlerini kapatıp yönetim kurulu üyelerinin sayısını azaltacağını belirtmekle birlikte; aradan geçen 7 ayın sonunda hiçbir şirket kapatılmamış, yönetim kurullarındaki üye sayısı ise vaat edileni doğrulayacak düzeyde azalmamıştır.

Bunun en iyi kanıtı ise, Tunç Soyer döneminin son aylarına isabet eden 22 Ocak 2024 tarihinde tüm şirketlerde belediye başkanınca görevlendirilmiş 132 adet yönetim kurulu üyesi bulunduğu halde 18 Kasım 2024 tarihinde % 15,91 oranındaki bir azalmayla 111 adet yönetim kurulu üyesinin bulunmuş olmasıdır.

Karşımızda ilginç bir belediye başkanı var… Adeta okullardaki sınıf mümessilleri gibi bir zamanlar yanaştığı Özgür Özel ya da şimdilerde yanaştığı yeni limanı Ekrem İmamoğlu adına sınıfta konuşanı yazıp tek ayak üstünde cezalandırır gibi şirket yöneticisi yaptıklarını büyük bir dikkatle izliyor, herhangi bir yanlış hareketini gördüklerini cezalandırmak amacıyla anında görevden alıyor, kendisine biat edenleri ise koruyup kolluyor… Bir anlamda Karşıyaka‘dayken yaptıklarını aynen devam ettiriyor… Bunu da daha çok kendisinin güvenip seçtiği, özellikle de belediyede danışman, daire başkanı ve şube müdürü olarak çalışırken verdiği payeyle şirket yöneticisi olarak görevlendirdikleri için yapıyor… Bu tür liyakatsiz insanları şirket yöneticisi yapıp daha sonra beğenmediği bir davranışları olduğunda; örneğin kendisine muhalif bir hareketin içinde girdiklerinde ya da adları Sayıştay denetim raporunda geçtiğinde isimlerinin üstünü çizip hemen görevden alıyor…

Sınıf mümessilinin marifetleri: Tek ayak üstünde ceza almak… 🙂

Bunun en yeni örneği ise, İZBETON‘un iflas aşamasına geldiği ilk günlerde, “ben size yurtdışından finansman kaynağı bulurum” diyerek yerini korumaya çalışan ve Tunç Soyer‘in “dışişleri bakanı” olarak tanınan Onur Kadir Eryüce‘yi İZDOĞA‘nın başına getirip yine aynı şekilde dış ilişkilerden sorumlu başkan danışmanı olarak görevlendirmesine; böylelikle Tunç Soyer‘in sağ kolu olarak tanınan bu şahsın “kral öldü, yaşasın kral” şeklinde ortaya çıkan tercihine rağmen onu Sayıştay‘ın son İZFAŞ denetim raporunda adının geçmiş olması ya da yine aynı gerekçeyle İZFAŞ genel müdürü Canan Karaosmanoğlu‘nu hemen görevden alması olarak gösterilebilir.

Sanırım bu nedenle, şirket yönetimlerinde yer alan bu şahısların tümü sabah akşam Cemil Tugay‘ın ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sosyal medya paylaşımlarını ❤️ işareti koyarak beğenmek, hitap ederken de mutlak bir itaatle onun gözlerine minnetle bakıp “başkanım” ya da “başkanım öyle uygun gördü” demeyi vazife biliyorlar… Adeta büyük usta Nazım Hikmet‘in “Davet” isimli şiirinde söylediği şu sözleri hatırlatırcasına;

Tunç Soyer‘in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde belediye ve şirketlerin yönetiminde Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunlarının oluşturduğu bir grubun ağırlığı vardı ve bu durum çoğu kez eleştiri konusu oluyordu. Şimdi de, yeni belediye başkanı Cemil Tugay‘ın belediyeye beraberinde getireceği kadro konusunda büyük sıkıntıları olduğu için el attığı ilk grup Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde birlikte okuduğu sınıf arkadaşları ve onların oluşturduğu “Sınıf arkadaşları grubu” olmaya başladı. Daha önce hiçbir belediye tecrübesi olmayan genel sekreter yardımcısı hekim Pınar Okyay, Grand Plaza yönetim kurulu üyesi yapıp eşiyle birlikte APİKAM‘ı teslim ettiği Nejat Yentürk ve Eşrefpaşa Hastanesi‘nde yönetici olmadığı halde şirket yönetim kurullarına yerleştirilen hekimler bu grubun oluşmaya başladığının en önemli işaretleri… Belli olmaz, belki bu gruptakiler Cemil Tugay‘ın Karşıyaka belediye başkan adayı olduğunda onunla birlikte Karşıyaka Spor Kulübü formalarını giyerek Cemil Tugay lehine propaganda çalışması yapan hekimler arasındaki şahıslar bile olabilir…. (2)

Cemil Tugay’ın sınıf arkadaşı hekimler propaganda çalışmasında; “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmezmiş…” 🙂

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde yönetici konumunda çalışan bazı şube müdürü ve daire başkanları; özellikle de ESHOT ve İZSU‘daki yöneticiler ağırlıklı olarak şirket yönetim kurulu üyesi yapılırken bu yeni dönemde bazı daire başkanlarının bu imkandan yararlanamadığı görülmekte… Tunç Soyer döneminde bu şekilde yönetim kurulu üyesi olan Kültür ve Sosyal İşler, İtfaiye, Mezarlıklar, Kent Tarihi ve Tanıtımı, Strateji Geliştirme, Basın Yayın ve Halkla İlişkiler, Sosyal Hizmetler, Sağlık İşleri, Kentsel Dönüşüm, Muhtarlık İşleri, Emlak Yönetimi ve Afet İşleri dairesi başkanlarının şirket yöneticisi yapılmaması, şube müdürü ve daire başkanları arasında ayrımcılık yapıldığını gösteren oldukça dikkat çekici bir durum…

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilgili 2024 yılı Sayıştay denetim raporunda da belirtildiği üzere, belediyede yönetici pozisyonunda olmayan danışman, hekim gibi kişilerin belediye şirketlerinde yönetici olarak görevlendirildiği görülmekte…

Başkan danışmanları Elif Demirci İşleyen‘in İZDOĞA‘da, Ali Suha Sabuktay‘ın İZTARIM‘da yönetim kurulu üyesi, APİKAM‘da “kurum danışmanı” adıyla adeta APİKAM‘ın asıl yöneticisiymiş gibi istihdam edilen Aybala Yentürk‘ün buna ek olarak İZELMAN yönetim kurulu başkanı, Eşrefpaşa Hastanesi başhekim yardımcılarından Filiz Dağ‘ın İzmir İnovasyon‘da, Bayram Köse‘nin İZELMAN‘da, doktor Gaffar Karadoğan‘ın İzmir İnovasyon‘da ve Yavuz Uçar‘ın Grand Plaza‘da yönetim kurulu üyesi yapılması bu hukuksuzluk ve yağma düzeninin en iyi örnekleridir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2024 yılı Sayıştay denetim raporunda da belirtildiği gibi, asıl görevi karar ve uygulama birimlerinden bağımsız bir şekilde belediye içi faaliyetleri denetlemek olan İç Denetim Birim Başkanı Cahit Kurtalan‘ın kurulduğu günden bu yana yaptığı faaliyetlerle tartışmalara konu olup; işte bu nedenle, yeni belediye başkanı Cemil Tugay tarafından temkinle yaklaşılan İZTARIM A.Ş.‘nde yönetim kurulu üyesi yapılması ve kendisinin bunu kabul etmiş olması, belediyenin iç yapısındaki karar, yürütme ve denetim birimlerinin ayrılığı ilkesine ve kamu etik değerlerine, daha doğrusu ülke düzlemindeki dengeler bozulduğu için CHP ve diğer muhalefet partileri tarafından sık sık gündeme getirilen yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki “Güçler Ayrılığı İlkesi” uyarınca doğru ve hukuki değildir.

Yine aynı şekilde, asıl görevi belediye şirketleri hakkında karar verip bunların faaliyetlerini denetlemek olan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin bazı ayrıcalıklı üyeleri şirketlerin yönetim kurullarında görevlendirilmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin CHP‘li üyeleri Zafer Levent Yıldır‘ın İZBETON‘da, Saadet Çağlın‘ın ÇEŞTAŞ, İZENERJİ ve İZETAŞ‘ta, Nilüfer Bakoğlu Aşık‘ın EGEŞEHİR‘de, Mustafa Özuslu‘nun İZFAŞ ve İZMİR DOĞALGAZ‘da yönetim kurulu üyesi olarak görevlendirilmiş olması bu durumun en iyi örneğidir.

Cumhuriyet Halk Partisi ve hatta adı geçen belediye meclisi üyeleri, şayet ülkemizdeki yasama, yürütme ve yargı arasındaki Güçler Ayrılığı İlkesiyle bu güçler arasındaki karşılıklı dengeyi gerçekten samimi bir şekilde savunuyorsa; bunu önce kendi belediyelerinde uygulamalı ve Kamu Etik Değerleri’ne de aykırı bu durumdan bir an önce vazgeçmelidir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ile bu şirketlerin hissedar olduğu toplam 33 şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan isimleri gösteren aşağıdaki listeye baktığımız takdirde, bu şirketlerde doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay tarafından görevlendirilen 112 yönetim kurulu üyesi arasından bazılarının aile ölçeğinde ya da başka nedenlerle diğer üyelerden daha ayrıcalıklı olduğu görülmektedir.

(Tabloda sarıyla renklendirilen isimlerin şirketlerle ilgili görevlendirilmeleri bizzat İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay tarafından yapılıyor.)

Karı-koca kategorisinden yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı yapılarak ayrı bir aile saadetinin konusu yapılan Grand Plaza yönetim kurulu üyesi Nejat Yentürk ile İZELMAN yönetim kurulu başkanı yapılan Aybala Yentürk,

a) 3 ayrı şirkette (İZARITMA, İZENEJİ, İZETAŞ) yönetim kurulu başkanı, 1 şirkette de (İZMİR JEOTERMAL) yönetim kurulu üyesi yapılan Erhan Uzunoğlu,

b) 1 şirkette (İZDOĞA) yönetim kurulu başkanı, 1 ayrı şirkette (İZARITMA) yönetim kurulu başkan vekili, 2 ayrı şirkette (İZHABİTAT, İZMAVİ) yönetim kurulu üyesi yapılan başkan danışmanı Onur Kadir Eryüce,

a) 1 şirkette (İZENERJİ) yönetim kurulu başkan vekili, 2 ayrı şirkette (ÇEŞTAŞ, İZETAŞ) yönetim kurulu üyesi yapılan İBB meclis üyesi Saadet Çağlın

a) 2 ayrı şirkette (İZMİR İNOVASYON, İZULAŞ) yönetim kurulu üyesi yapılan İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanı Ahsen Düşenkalkan,

b) 2 ayrı şirkette (İZBETON, İZQ) yönetim kurulu başkan vekili yapılan İBB eski genel sekreter Barış Karcı,

c) 2 ayrı şirkette (İZFAŞ, İZMİR DOĞALGAZ) yönetim kurulu üyesi yapılan İBB belediye meclisi üyesi Mustafa Özuslu,

d) 2 ayrı şirkette (İZMİR METRO, İZBAN) yönetim kurulu başkan vekili yapılan Raif Canbek,

e) 1 şirkette (TETUSA) yönetim kurulu başkanı, 1 şirkette (İZMAVİ) yönetim kurulu üyesi yapılan Konak Belediyesi eski başkanı ve Kemeraltı Koordinatörü Erdal İzgi,

f) 1 şirkette (İZMİR METRO) yönetim kurulu üyesi, 1 şirkette (İZBAN) yönetim kurulu üyesi yapılan İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Alpaslan Kara,

g) 1 şirkette (İZFAŞ) yönetim kurulu başkan vekili, 1 şirkette (İZKÜLTÜR) yönetim kurulu üyesi yapılan Canan Karaosmanoğlu Alıcı,

h) 1 şirkette (İZTARIM) yönetim kurulu başkan vekili, 1 şirkette (İZDENİZ) yönetim kurulu üyesi yapılan İBB Mali Hizmetler Dairesi Başkanı Pınar Çalışkan,

bu ayrıcalıklı olma halinin prens ve prenseslerini göstermek açısından en iyi örneklerdir.

Adeta, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin daha iyi yönetilip hizmet üretmek ve kâra geçmek için sabırsızlıkla beklediği bu isimlerin, belediye başkanı tarafından “ayrıcalıklılar” kategorisinden birden fazla görevlendirilmiş olması, sık sık iktidar cenahı itibariyle gündeme getirilen kirlenme ve çürüyüp kokma halinin bir CHP belediyesi itibariyle hayat bulan ve utanılması gereken örnekleridir.

Hele ki, bu yazının 14. maddesinde gündeme getireceğimiz yüksek huzur haklarıyla murahhas üye ücretlerini dikkate aldığımızda…

Evet, bu konuda iktidar belediyeleri de, muhalefet belediyeleri de aynı noktada… Hiç kimse, hiçbir belediye başkanı görevlendirdiği şahısların kariyeri ile görevlendirdiği şirketin ne yaptığına, faaliyet alanı ve konularına bakmıyor…

Hep söylemişimdir; belediye şirketlerini kendilerine ait İnternet sayfalarında yöneticilerinin özgeçmişlerini, bugüne kadar görevlendirildikleri şirketle aralarındaki bağlantıyı kurabilmek için o şirketin faaliyet alanı ve konusu ile ilgili olarak hangi bilgiye, tecrübeye, deneyime, birikim ve beceriye sahip olduklarını göstermek için bunu kendileri ile ilgili bölümde açıklasınlar diye… Aynen büyük kurumsal holding ve şirket İnternet sayfalarında olduğu gibi…

Ama sakın bunu, yakın zamanda İZENERJİ şirketinin yaptığı gibi yapmasınlar… Özellikle de yönetim kurulu üyesi Yusuf İncili‘nin sayfasındaki gibi bizi gereksiz ayrıntılarla uğraştırmasınlar… Zira orada o yöneticinin şirketin iştigal alanıyla ilgili bilgilere rastlamak yerine o şirketle hiç alakası olmayan bilgilere rastlıyoruz… Örneğin Yusuf İncili‘nin polis ya da güvenlik görevlisi olarak nerelerde çalıştığını öğreniyoruz; ama kendisi dışındaki Bornova Anadolu Lisesi (BAL), TMMOB ve Hukuk Fakültesi kökenli diğer üyelerin şirketi temsil etmek anlamında hangi yabancı dilleri konuşabildiğini, İZENERJi şirketinin faaliyet alanına giren hangi yayınları yaptığını, hangi ulusal ve uluslararası toplantıda hangi bildirileri sunduğunu, şirket yönetimi anlamında hangi düzeyde ticari bilgiye sahip olduğunu ve benzeri bilgileri göremiyoruz.

Oysa bu tür kamu şirketlerinin İnternet sayfalarında yer alan yönetici bilgileri ve “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne konulması gereken bilançolar, kâr-zarar tabloları, genel kurul tutanakları o yöneticilerin liyakat düzeyini ortaya koyan, o şirketin hangi düzeyde kurumsal ve güvenilir olduğunu kanıtlayan; ayrıca, o şirketin ne derecede şeffaf olduğunu gösteren kurumsal saygınlık belgeleridir.

2024 yılına ait İzmir Büyükşehir Belediyesi Sayıştay Denetim Raporu‘nu okuduğumuzda, belediye şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin, huzur hakkı yanında ayrıca murahhas üye ücretleri de aldığını ve bu ödemelerle ilgili miktarların genel kurul kararı yerine genel kurulun verdiği yetkiye dayanılarak bizzat yönetim kurulu üyelerince belirlendiğini; yani, yönetim kurulu üyelerinin alacağı huzur hakkı ve murahhas üye ücretlerini bizzat kendilerinin belirlediğini; ayrıca yönetim kurulu toplantılarına katılmayan üyelere de huzur hakkı ödendiğini gördük.

Ardından da İZBETON, İZDENİZ ve İZENERJİ‘ye ait İnternet sayfalarının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümlerinde yer alan 8 Mayıs 2024, 26 Mayıs 2024, ve 31 Mayıs 2024 tarihli genel kurul kararlarından her iki şirketin her bir yönetim kurulu üyesine huzur hakkı karşılığı olarak her ay net 20.000 lira ödenmesine; ayrıca, yönetim kurulu içinde atanacak murahhas üyelere aylık net 140.000 liraya kadar ödeme yapılması konusunda yönetim kuruluna yetki verildiğini okuyarak bu soygunun somut kanıtlarını edindik. Hele ki bu kararı verenler arasında 3 ya da 4 ayrı şirkette görevli olanların yer aldığını fark edince bu yağmanın nasıl büyük bir boyuta ulaştığını görerek belediye meclisi üyeliği ile şirket yöneticiliğinin hiç bir ahlaki kaygı duyulmaksızın bir kazanç kapısına, bir mesleğe dönüştürüldüğünü anladık.

Belediyelerin kendi bütçelerinden; yani bizlerin ödediği vergi, resim ve harçlarla oluşan kamu kaynaklarından ayırdıkları mali kaynaklarla kurulan ya da ortak olunan şirketler… İşte tam da bu nedenle bu şirketlerin her biri kamu kaynaklarıyla kurulmuş kamu şirketleri olduğu halde; bunlara 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde kurulmuş diğer piyasa şirketleri gibi davranılıyor ve bunun doğal bir sonucu olarak kendileri ile ilgili her şeyi bu kanunun değişik maddeleriyle düzenlenmiş “ticari sır” perdesinin arkasına saklıyorlar. Oysa yine aynı kanunun gerekçesine göre “ticari sır” şirketlerin piyasadaki rakipleri ile yaşadıkları rekabet açısından önemli olmakla birlikte; İZBAN, İZDENİZ, İZMİR METRO ve İZBETON gibi belediye şirketleri belediye hizmetleri kapsamında faaliyette bulunmak üzere kurulmuş ve piyasa dışında faaliyetleri nedeniyle herhangi bir haksız rekabet durumunu yaşaması mümkün olmayan şirketler.

Durum bu şekilde olmakla birlikte, belediye şirketleri, bir derin ve karanlık yolsuzluk kuyusu olarak kendi içlerinde gerçekleştirdikleri yolsuzluk, usulsüzlük, hırsızlık ve yağmayı gizlemek için sık sık “ticari sır” gerekçesini kullanarak kendileriyle ilgili birçok bilgiyi kamuoyundan gizliyorlar. Hatta şimdilerde CHP‘nin “gölge içişleri bakanı” olarak tanınan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir milletvekili Murat Bakan‘ın, bu gizliliğin, bu usulsüzlüğün daha da artmasını sağlayacak olan bir kanun teklifini, 2016 yılında “Belediye şirketlerinin Kamu İhale Kanunu dışına çıkarılması için hazırladığım kanun teklifini TBMM’ye sundum.” diyerek Twitter’da duyuran bir siyasetçi olduğunu hatırlıyorum… (3)

Bundan öte ne diyeyim bilmiyorum; ama bu durumun iktidar ve muhalefet cephesindeki durumu bu!

Diğer yandan 31 Mayıs 2013 tarih, 28663 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmelik” hükümleriyle 30 Kasım 2022 tarih, 6434 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı uyarınca, 2024 yılında aktif toplamı 60 milyon lirayı veya yıllık net satış hasılatı 40 milyon lirayı aşan ya da en az 50 işçi çalıştırma koşullarından birini taşıyan bu şirketlerin (İZELMAN, İZDENİZ, İZULAŞ, İZMİR METRO, İZBAN ve diğerleri) İnternet sayfalarında “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü ile bu bölümlerde şirketin mali durumunu ortaya koyan genel kurul tutanakları, bilançoları ve kâr-zarar tablolarının yer alması gerektiği halde; bazı şirketlerin İnternet sayfalarında, “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünün bulunmadığı, bulunanlarda ise bu bölüme eklenmesi gereken belgelerin yer almadığı ya da yer alan belgelerin son yılları kapsayacak şekilde güncellenmediği görülmektedir.

Anlaşılan o ki, İZBETON, GRAND PLAZA, İZMİR İNOVASYON, İZELMAN, İZULAŞ, İZFAŞ, İZDENİZ, İZMİR METRO ve İZENERJİ şirketlerinin mali denetimleri, yapılan bağımsız denetim ihale süresinin henüz dolmaması nedeniyle Tunç Soyer‘in yakın dostu ve onun yeniden aday olması için destek veren; ayrıca, Cemil Tugay‘ın göreve başlamasıyla birlikte İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK)’nun dönem sözcülüğünden alınan Sıtkı Şükürer‘in ortağı olduğu PKF İzmir Sun Bağımsız Denetim ve YMM A.Ş. şirketinin elinde; yani, bu şirketlerin girdisini çıktısını, kamuoyu ya da İzmirliler olarak bizler bilmezken, o tüm ayrıntılarıyla yakından biliyor, belki de Sayıştay denetimindeki uyarılara konu olan birçok uygulamanın hayata geçmesinde onun görüş, öneri ve denetimleri etkili oluyor… Bilinmez… Bilinmeyen diğer bir şey de, bağımsız denetim adına kurulan bu beraberliğin Cemil Tugay döneminde nereye kadar gideceği ve ne zaman biteceği ya da bu ikili arasında “kral öldü, yaşasın yeni kral!” anlayışıyla yeni bir dostluğun başlayıp başlamayacağı…

(1) https://belgex.s3.amazonaws.com/uploads/file_name/372/ff6e742d71d00d5710f35271fd8d7740.pdf

(2) https://www.ntv.com.tr/video/2019-yerel-secim/doktorlar-karsiyakada-baskan-adayi-arkadaslari-icin-bir-araya-geldi,0G2ciL8n30O7pR5fXcYASg

(3) https://kentstratejileri.com/2016/10/16/bir-chp-milletvekili-belediye-sirketlerinin-ihalesiz-is-yapabilmesi-icin-kanun-teklifi-verirse/

Belediye meclis komisyonları ve “huzur hakkı demokrasisi” (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi örneğinde, meclis üyelerinin hem büyükşehir hem de kendi ilçe belediye meclisi üyesi olmaları nedeniyle görev yaptıkları meclis başkan vekilliği, siyasi başkan yardımcılığı, encümen, ihtisas komisyonu ve şirket yönetim kurulu üyeliği nedeniyle ne kadar maaş ve huzur hakkı aldıkları konusunu araştırdığımız iki bölümden oluşan yazı dizimizin geçen haftaki bölümünde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki durumu ele almıştık.

Bugünkü ikinci ve son bölümde ise, yine aynı meclis üyelerinin kendi ilçe belediyeleriyle meclislerinde siyasi başkan yardımcılığı, meclis başkan vekilliği, encümen, ihtisas komisyonu ve şirket yönetim kurulu üyeliği görevleriyle ilçe belediyesinin üye olduğu birlik, kurum ve kuruluşlardaki huzur hakkına konu üyeliklerini araştırarak maaş ve huzur hakkı adı altında kendi ilçe belediyelerinden aldıkları ödemelerin sayı ve miktarını belirlemeye çalışacağız.

Tabii ki, hem 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Seçimi Hakkında Kanun‘un antidemokratik düzenlemeleri, hem de üyesi oldukları siyasi partiler tarafından diğer adaylardan farklı bir şekilde öne yerleştirildikleri için seçilip İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ni oluşturan bu ayrıcalıklı siyasetçilerin, belediyelerin karar ve denetim organının üyesi olmalarına rağmen; hakkında karar verip denetleyecekleri belediyenin uygulama birimlerinin başına getirilerek; ayrıca, ihtisas sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın encümenlerde ve meclis ihtisas komisyonlarında görevlendirilerek kendilerine yapılan birden fazla huzur hakkı ve maaş ödemesi nedeniyle, asıl olarak gönüllü olarak yapılması gereken siyasi faaliyetleri, bir meslek ve kazanç kapısına dönüştürdüklerini net bir şekilde ortaya koymak ve bunun bir adım ötesinin “maaşlı meclis üyeliği” olacağını hatırlatarak…

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin, büyükşehir ve ilçe belediye başkanları dışında ilçe belediye meclislerinden gelen toplam 153 üyesi bulunuyor ve bunlar kendi ilçe belediyelerinde belediye başkanlarının takdiriyle siyasi başkan yardımcısı ve şirket yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üye olarak görev yapabildikleri gibi büyükşehir hem de ilçe belediye meclislerindeki 1. ve 2. meclis başkan vekillikleriyle oluşturulması zorunlu olan ya da olmayan ihtisas komisyonlarında, kendi partilerinden gelen meclis üyelerinin oyuyla görev alıyorlar ve bu seçimler yapılırken “plan ve bütçe” ya da “hukuk” komisyonu gibi zorunlu ve temel bazı komisyonlarda, partilerin oy oranlarına göre muhalif parti üyeleri de yer alabiliyor.

Konak Belediye Meclisi

Belediye ve şirketlerin İnternet sayfaları, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG) web kayıtları, belediye yayınları ve Google taramalarıyla ilgili belediyelerle yaptığım telefon görüşmeleri çerçevesinde gerçekleştirdiğim uzun, yorucu ve zorlu araştırmalar sonucunda, İzmir Büyükşehir Meclisi üyelerinin aldıkları huzur haklarına esas olan büyükşehir ve ilçe belediye meclislerindeki meclis, meclis başkan vekilliği, encümen ve ihtisas komisyonu üyeliği ile belediyeyi temsilen görev yaptıkları birlik ve benzeri kurum ve kuruluşlardaki görevlerini; ayrıca, büyükşehir ve ilçe belediyesi şirketlerinde huzur hakkı aldıkları şirket yöneticilikleri ile kendi ilçe belediyelerinde belediye başkanlarının takdiri ile üstlenip başkan yardımcısı maaşı aldıkları siyasi başkan yardımcılığı görevlerini aşağıdaki listede bir araya getirmeye çalıştım.

Ancak bu araştırma sırasında bazı ilçe belediyelerine, özellikle de Çiğli, Kınık, Beydağ ve Foça gibi ilçe belediyelerinde siyasi başkan yardımcılığı, 1. ve 2. meclis başkan vekilliği, encümen ve ihtisas komisyonu üyeliğini üstlenenlerin kimliklerini belirlemenin mümkün olmadığını öncelikle belirtmem gerekiyor. O nedenle eksiği gediği ile aşağıdaki tablo bize İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi 153 yerel siyasetçinin, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki 2 meclis başkan vekilliği, 153 meclis, 8 encümen, 216 ihtisas komisyonu üyeliği ve 5 şirket yöneticiliği dışında kendi ilçe belediyelerinde 7 siyasi başkan yardımcılığı, 18 meclis başkan vekilliği, 153 ilçe belediye meclisi üyeliği, 15 encümen, 230 ihtisas komisyonu ve 8 şirket yöneticiliği olmak üzere toplam 815 görevi üstlendiğini; böylelikle ortaya çıkan bu tablo sayesinde Onur Saatli, Esra Koçdemir, Gökalp Erhan Güzel, Günay Önder, Banu Ayhan, Ayhan Kaya, Ali Bor, Osman Selim Tok, Tamer İmal ve Ufuk Aykol gibi bazı meclis üyelerinin 2024 yılı itibariyle hem büyükşehir hem de ilçe belediyeleri boyutunda 8, 9, 10, 11 ve hatta 12 ayrı yerden siyasi başkan yardımcısı maaşı ya da huzur hakkı aldığını göstermektedir.

Bu ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinde siyasi başkan yardımcısı, meclis başkan vekili, meclis, encümen ve ihtisas komisyonu üyesi olarak her birine ne miktarda maaş ya da huzur hakkı ödendiği; ayrıca, büyükşehir ve ilçe belediyelerinin üyesi olduğu birlik, kurum ve kuruluşlarla büyükşehir ve ilçe belediyesi şirketlerinin yönetim kurullarına başkan, başkan vekili ve üye olunması durumunda, bu siyasetçilere ne miktarda huzur hakkı ödendiği konularının adeta devlet sırrı gibi saklanması nedeniyle herkesin aklına gelen oldukça yüksek rakamlar değişik yerlerde, değişik nedenlerle dile getirilmektedir… Aynen eş zamanlı olarak AKP’li siyasetçiler ve yandaşlarının birden fazla görev üstlendiği durumlarda dile getirilen rakamlar gibi…

Karabağlar Belediye Meclisi

Gelelim uzun zamandır merak edip öğrenmek istediğim İzmir ilçe belediyelerinin şirketlerine…

Uzun ve yorucu araştırmalar sonucunda hazırladığım aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere, İzmir‘in 30 ilçe belediyesinde toplam 71 adet belediye şirketi bulunmakta olup; en fazla şirkete sahip ilçe belediyesi 8 şirket ile Çeşme Belediyesi, tek bir şirketi olan belediyeler ise sırasıyla Beydağ, Foça, Güzelbahçe, Kınık, Narlıdere ve Seferihisar belediyeleridir. En fazla şirket sahibi Çeşme Belediyesi‘ni ise 7 şirket ile Çiğli, 4 şirket ile Bergama belediyeleri izlemektedir. Diğer yandan, 30 ilçe belediyesi arasında şirketi bulunmayan herhangi bir belediye bulunmamaktadır.

30 ilçe belediyesinin 42 (% 59,16)’si anonim, 29 (% 40,84)’u limitet olan 71 adet sermaye şirketinin toplam sermayesi ise 3.569.670.293,04 TL olup; bu sermaye içindeki belediye hisselerinin karşılığı ise 1.973.214.814,76 TL.’dır.

Bu rakamlara İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 27 şirketine ait güncel 11.574.724.676.-TL tutarındaki sermayesini ilave ettiğimizde İzmir‘de belediyeler eliyle kurulan ve sermayesinin yüzde yüzde yüzüne sahip belediyelere ait şirketlerle belediyelerin ortak olduğu toplam 98 şirketin toplam sermayesinin 15.144.394.969,04 TL.’ya ulaştığını görürüz.

Bu arada söz konusu belediye şirketleri yıllık cirolarıyla kar ve zarar tablolarını kamuoyundan titizlikle sakladıkları için, bu şirketlerin gerçek performansları hakkında bilgi sahibi olmanın mümkün olmadığını da hatırlatmam gerekiyor.

Bugüne kadar Sayıştay tarafından denetlenmeyen bu şirketlerin 46 (% 64,79)’sının sermayesinin yüzde yüzü belediyesine ait olup, 25 (% 35,21)’inin sermayesine de kendi belediyesi ile başka belediye, kuruluş ya da şahısların ortak olduğu anlaşılmaktadır.

30 ilçe belediyesine ait bu 71 sermaye şirketinde bizzat belediye başkanı tarafından belirlenen yönetim kurulu başkanı, üyesi ve “münferiden temsile yetkili” görevlilerin toplam sayısı 2024 yılı itibariyle 197’yi bulmakta olup; bu şirketlerden ücret alan binlerce belediye işçisinin gerçek sayısı -ne yazık ki- bilinememektedir.

Ayrıca şunu belirtmem gerekir ki, belediyelerle ilgili olan İçişleri Bakanlığı ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘na CİMER ya da başka kanallarla ilettiğim sorular karşılığında, bakanlıklar ve bağlı genel müdürlükler düzleminde ülkemizdeki belediye şirketleriyle ilgili hiçbir kaydın tutulmadığını, bu şirketlerin sermayesi, faaliyet alanları, yöneticileri, ciroları, kar-zarar tabloları ve çalıştırdıkları işçi sayıları vb. konularda hiçbir bilginin bu kurumlarda olmadığını, bakanlıkların bile şirketler konusundan bihaber olduğunu öğrenmiş durumdayım.

İzmir‘in 30 ilçe belediyesine ya da ortak olduğu şirketlere ait bilgileri daha ayrıntılı olarak incelediğimiz takdirde karşımıza oldukça ilginç bilgiler çıkmakta… Bu bilgileri ise şu şekilde özetleyebilirim:

1. 36 şirket yönetim kurulu başkanı ve üyeleri şeklinde belirli bir üst yönetime sahipken geriye kalan 35 şirket; özellikle de nüfus itibariyle küçük belediyelerin şirketleri, doğrudan doğruya belediye başkanına karşı sorumlu “münferiden temsile yetkili” bir ya da iki kişinin yönetimine bırakılmış durumda.

2. Karabağlar, Karaburun ve Menemen belediyelerine ait şirketlerde belediye başkanlarının doğrudan doğruya yönetim kurulu başkanlığı görevini üstlendiği, diğerlerinde ise aralarında belediye müdürlerinin ya da meclis üyelerinin yer aldığı belediye başkanınca “güvenilir” kişilerin yer aldığı, böylelikle bu kamu görevlilerine ya da siyasetçilere ek bir gelir kapısı yaratıldığı görülmekte.

3. İlçe belediyelerine ait 71 şirketten 15’inin isminde “personel” sözcüğü geçtiği için bu şirketlerin, belediye işçilerinin taşeron eliyle istihdam edilmesi işinde kullanıldığı ve bu durumun emeğin sömürüsü açısından oldukça sakıncalı olan taşeronlaşmanın sürecine katkıda bulunduğu görülmektedir.

4. İlçe belediye şirketleri arasındaki en ilginç özellik, 8 şirket ile en fazla şirkete sahip Çeşme Belediyesi‘nde karşımıza çıkmaktadır. Zira Sayıştay‘ın Çeşme Belediyesi 2022 yılı denetim raporu bilgilerine göre, bu şirketlerin sadece ikisinde belediye sermayenin % 100 ve % 99,98’ine sahipken; diğer 6’sında % 0,004 ila % 5 arasında değişen çok küçük oranlarda hisse sahibi olduğu görülmektedir. (1)

Durum bu şekilde ilginç bir tabloyu sergilemekle birlikte, belediyenin % 99,98 oranında hissedar olduğu Alataş, Alaçatı İmar İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.‘nin % 5 oranında hissedar olduğu ve adı Port Alaçatı isimli yatırımı ile gerçekleştirilen kıyı yağması ve vergi yolsuzlukları nedeniyle sıkça anılan Alaçatı Turizm Yatırım ve İşletme A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu başkanlığı makamının, Alataş A.Ş.‘ye; yani 2019-2024 ve 2024-2029 hizmet dönemlerinde sırasıyla Çeşme belediye başkanları Muammer Ekrem Oran‘la Lal Denizli‘ye ikram edilmiş olması, bir yandan belediye başkanlarından alınan destekle kıyı yağmasıyla vergi yolsuzluklarını gerçekleştirip bunu sürdürülebilecek dokunulmaz bir güce ulaşmak istendiğini, diğer yandan da Alaçatı eski belediye başkanı Remzi Özen‘in bile sırf bu şirketin projelerindeki usulsüzlük ve yolsuzluklar nedeniyle bir zamanlar hapse düşmesini sağlayan belediye pay ve desteğini; böylelikle, bir belediye şirketinin çok ufak bir payla hissedar olduğu özel bir şirket eliyle suç işlemeyi nasıl kolaylaştırdığını ortaya koymaktadır. (2)

Ayrıca “Alaçatı” ismi kullanılarak nerede kurulduğu belli olmayan; ancak, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi (TTSG)‘nde yayınlanmış ilk ilamının Ankara‘dan alındığı anlaşılan bu şaibeli ve vergi yüzsüzü şirketin, 3 Kasım 1995-21 Nisan 2015 tarihleri arasındaki ilamlara göre Ankara‘da, 14 Haziran 2013-27 Ekim 2020 tarihleri arasındaki ilamlara göre İstanbul‘da, 1 Eylül 2020 tarihi sonrasındaki ilamlara göre de İzmir‘de faaliyet gösterdiği, 29 Aralık 2010-18 Nisan 2019 dönemindeki ilamlara göre Çeşme‘de bir şubesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

5. İlçe belediye şirketleri ile ilgili bilgilerin şeffaflık ilkesine aykırı olarak yayınlanmaması nedeniyle, bu şirketlerde yönetim kurulu başkanı, üyesi ve “münferiden temsile yetkili” unvanı ile görev yapanların bunun karşılığında ne kadar huzur hakkı aldığı, -kolaylıkla tahmin edeceğiniz gibi- belediyeler ve şirketler açısından devlet sırrı gibi saklanan bilgilerdir.

Çeşme Belediye Meclisi

İki ayrı yazı bütününde yaptığımız araştırma, inceleme ve değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkan, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyeliğinin meclis, meclis başkan vekilliği, encümen, ihtisas komisyonu, siyasi başkan yardımcılığı, üye olunan birlik ve belediye şirketleri üzerinden alınan maaş ve huzur haklarıyla adeta “ekmek kapısı“na dönüşen bir meslek haline gelmesi karşısında, belediyelerin ve meclislerinin kurumsal saygınlığını korumak amacıyla aynen kamu görevlilerini kapsayan düzenlemeler gibi belediye başkanları ve meclis üyeleri için hazırlanan “Belediye Başkanları ve Meclis Üyeleri İçin Etik İlkeler Bildirgesi” çerçevesinde yaşama geçirilmesini diliyorum: (3)

1. İlçe belediye meclislerinde herhangi bir ihtisas komisyonunda görev yapan bir meclis üyesinin, büyükşehir belediye meclisinde de aynı konu ile ilgili ihtisas komisyonunda görev alamaması,

2. Her yıl yenilenen meclis ihtisas komisyonlarındaki üyelerin üst üste iki yıl aynı komisyonda görev yapmaması,

3. Belediye meclislerinin görevlerinden biri de belediye başkanlarıyla encümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak olduğu için meclisi yönetme yetkisi olan ilçe belediyesi ve büyükşehir belediyesi meclisi birinci başkan vekilinin encümen üyesi olmaması gibi etik normların belirlenmesi,

4. Siyasi başkan yardımcısı olan meclis üyelerinin büyükşehir belediye başkanı tarafından başkan vekili olarak görevlendirilememesi, hiyerarşisi altında olan birimlerle ilgili konuların görüşüldüğü komisyonlara üye olamaması veya toplantılarına katılmaması ya da oy hakkı olmadan katılabilmesi, encümen üyesi olmaması, olması halinde ise başkanın katılmadığı toplantılarda encümene başkanlık yapmaması,

5. İlçe belediye meclis üyesinin, ilçe belediyesinde encümen üyesi olması halinde büyükşehir belediyesinde encümen üyesi seçilmemesi,

6. İlçe belediye meclis üyesinin, hem siyasi başkan yardımcısı hem de ilçe veya büyükşehir encümen üyesi olması halinde denetim komisyonlarında görev almaması,

7. İlçe belediye başkanlarının, büyükşehir belediye meclis üyesi sıfatı ile büyükşehir belediye encümenine üye olamaması.

8. Belediye meclisi üyelerine verilen görevlerle bunun karşılığında ödenecek huzur haklarının, belediye meclisindeki tüm üyeleri kapsayacak şekilde üye olabilecekleri komisyon sayıları itibariyle sınırlanıp yapılan tüm ödemelerin şeffaflık ilkesi doğrultusunda kamuoyuna açıklanması,

9. Belediye meclisleriyle ihtisas komisyonlarının bir yıl içinde yaptıkları çalışmalarla ilgili faaliyet raporlarının, aynen belediye başkanının faaliyet raporu gibi düzenlenerek kamuoyuna açıklanması,

10. Merkezi ve yerel yönetimlerde tasarruf uygulamasının gerçekleştiği ya da belediyelerin büyük miktarlarda borçlu olduğu dönemlerde belediye çalışanlarından istenen fedakarlık çerçevesinde meclis, encümen ve ihtisas komisyonu üyelerinin de gönüllü olarak fedakarlık yapıp huzur hakkı talep etmemesi,

11. Belediyelerin karar ve denetleme organı olan belediye meclisi üyelerinin, belediyelerde siyasi başkan yardımcısı, şirketlerde de yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyesi gibi görevler almaması ve bu üyelere bu şekilde görevler verilmesi durumunda herhangi bir şekilde ödeme yapılmaması,

12. Belediyelere ait tüm kamu hizmetlerinin, belediye şirketlerinin tek başına ya da başka şirketlerle birlikte “ticari sır” perdesi arkasına saklanarak kolaylıkla suç işlemesini sağlayan, bu nedenle de kamu yararı açısından suç mahalli olarak nitelediğim şirketler eliyle özelleştirilmesinden vazgeçilerek, belediyelerin Toplumcu Belediyeciliğin temel ilkelerinden biri olan Anti-Kapitalist Belediyecilik anlayışı çerçevesinde “yeniden belediyeleşme” hareketiyle birlikte belediyeler tarafından yürütülmesi sağlanmalıdır.

……………………………………………………………………………………………..

(1) Çeşme Belediyesi 2022 Yılı Denetim Raporu, sh. 7-8, https://www.sayistay.gov.tr/reports/download/47o8yvLgy6-izmir-cesme-belediyesi (Erişim Tarihi: 25.10.2024)

(2) https://www.evrensel.net/haber/529571/cesme-alacati-portta-vergi-usulsuzlukleri-bitmiyor, https://www.evrensel.net/haber/524696/cesme-alacati-portta-buharlasan-milyon-avrolar-meclis-gundeminde, https://www.evrensel.net/haber/505159/alacati-port-davasina-buharlasan-milyon-eurolar-damga-vurdu, https://www.evrensel.net/haber/519481/cesme-alacati-portta-milyonlarca-avro-vergi-usulsuzlugu

(3) Keleş, R., Gençkaya, Ö. F., Yerel Yönetimlerde Etik Mevzuatı ve Uygulaması, Marmara Belediyeler Birliği Kültür Yayınları, İstanbul, 2022, s.383-386.

Yararlanılan Kaynaklar

Alıcı, O. V., Kızılboğa Özaslan, R., “Büyükşehir Belediye Meclislerinde Temsil Sorunu ve Meclis Üyelerinin Üstlenebilecekleri Görevlerdeki Orantısızlık, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 29, Sayı 1, Ocak 2020, s.95-115. https://library.dogus.edu.tr/mvt/pdf.php

Demir, M. A., “Türkiye’de Belediye Meclis Üyelerinin Temsilde Adalet Bakımından Değerlendirilmesi, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 78, No.2, 2023, s.311-332. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2297330

Dikyol, Z., Açıklamalı ve İçtihatlı Belediye Meclisinin Görevleri, Türkiye Belediyeler Birliği, Ankara-2024.

Güler, F., “Büyükşehir Belediye Meclisi Üyeliği Seçim Sisteminin Sebep Olduğu Sorunlar“, Akademik İzdüşüm Dergisi, Yıl: 2023, Cilt 8, Sayı 1, S.155-184. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2888506

Belediye Meclisi Toplantı ve Çalışmasına Dair Yönetmelik

Belediye meclis komisyonları ve “huzur hakkı demokrasisi” (1)

Ali Rıza Avcan

Türkçe Sözlük, kullanım açısından biraz eskimiş olmakla birlikte “ihtisas” sözcüğünü “uzmanlık“, “ihtisas yapmak” deyişini ise, “belli bir konuda özel eğitim görerek uzmanlaşmak” olarak tanımlıyor. Bu anlamda, “ihtisas sahibi” kişi denilince, belirli bir alanda eğitim alarak bilgi, birikim ve deneyim kazanan uzmanları, “ihtisas komisyonu ” denilince de bu tür uzmanlardan oluşan çalışma gruplarını anlamamız gerekiyor.

Örneğin hukuk eğitimi alarak hukuk, mimarlık ya da şehir planlama eğitimi alarak yapı, yapılaşma ve imar, kültür ve sanat alanında eğitim alarak bu konuyla ilgili yaratıcılık, üretim ve tasarım, halkla ilişkiler alanında eğitim alarak iletişim ve tanıtım alanlarında bilgi sahibi olup uzmanlaşmak ya da “hukuk komisyonu” ya da “imar ve bayındırlık komisyonu” denilince sadece bu konularda uzmanlaşmış insanların bir araya geldiğini, bunların dışında kalanların ise orada yer almaması gerektiğini düşünüyoruz.

Türkçe’nin bize kazandırdığı diğer bir deyim ise, bir işin gerçekleşmesini zorlaştırmak istediğinizde ya da yapılacak bir işten kısa zamanda sonuç alınamayacağını ifade etmek için kullandığımız “işi komisyona havale etmek” deyişidir. Böylelikle ele alınan bir işin kısa sürede yapılamayacağını, başka bir deyimle ne zaman sonuçlanacağının bilinmediğini anlatmak isteriz.

İşte bugünkü yazımız da, anlamlarını açıklamaya çalıştığımız bu “ihtisas“, “ihtisas komisyonları” ve “işi komisyona havale etmek” sözcükleri ile ilgili olacak.

Çünkü belediye meclisi üyeliğinin adeta bir mesleğe dönüştüğü bugünlerde, iğneyle kuyu kazarcasına yaptığımız araştırma sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin, temsil ettikleri ilçe belediyesi ile büyükşehir belediyesinin encümen, denetim ve ihtisas komisyonlarında; ayrıca, büyükşehir ve ilçe belediyesi şirketlerinde görev yapıp yapmadığını, görev yapıyorsa ya da yapmışsa kaç adet ve ne miktarda huzur hakkı aldığı ile ilgili olacak…

Ancak İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin hem İzmir Büyükşehir Belediyesi, hem de ilçe belediyesinin temsilcisi olarak görev yaptığı Ege Belediyeler Birliği, Kıyı Ege Belediyeler Birliği, Tarihi Kentler Birliği, Türkiye Belediyeler Birliği, İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme Birliği ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği gibi birlik ve kurumlarda genel kurul delegesi ya da yönetim ve denetim kurulu üyesi olarak görev yapan meclis üyelerine, bu birlik ve kurumların ne miktarda huzur hakkı ödediğini belirleyemediğimiz için, bu konuyu zorunlu olarak bu araştırmanın dışında bırakmak zorunda kaldık.

İki bölümden oluşacak yazı dizimizin ilk bölümünde örnek olarak ele aldığımız İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin, 2009-2024 yılları arasındaki üç hizmet dönemi ile 2024-2029 döneminin ilk yılı olan 2024’de huzur hakkı aldıkları encümen, denetim ve ihtisas komisyonları üyeliğiyle 2024 yılı itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinde, yazımızın ikinci bölümünde ise yine aynı meclis üyelerinin 2024 yılı itibariyle temsil ettikleri ilçe belediye meclisleriyle şirketlerindeki ve üyesi oldukları birlik ve kurumlarda huzur hakkı aldıkları görevleri inceleyip değerlendireceğiz.

Tabii ki, belediye meclisi üyelerinin üye oldukları ihtisas komisyonlarını düzenleyen Belediye Meclisi Çalışma Yönetmeliği hükümlerini dikkate alıp gerektiğinde buna ilişkin açıklamalar yapmak suretiyle…

Belediye meclisi hiyerarşisi…

5393 sayılı Belediye Kanunu‘nun 24. maddesine göre belediye meclisi, üyeleri arasından en az 3, en fazla 5 kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir ve komisyonların bir yılı geçmemek üzere ne kadar süre için kurulacağı aynı meclis kararında belirtilir. Komisyon üyesi sayıları, büyükşehir belediyelerinde 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu‘nun 15. maddesi uyarınca en az 5, en fazla 9 kişi olarak düzenlenmiştir.

İhtisas komisyonları, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. Büyükşehir belediyelerinde imar ve bayındırlık, plan ve bütçe, denetim, çevre ve sağlık, eğitim, kültür, gençlik ve spor ve ulaşım; yani 6 komisyonun kurulması, ilçe belediyelerinde ise imar ve bayındırlık, plan ve bütçe ve denetim; yani, 3 komisyonun kurulması zorunlu, diğerlerinin kurulması ise meclisin tercihine bağlıdır.

İhtisas komisyonlarının görev alanına giren işler bu komisyonlarda görüşüldükten sonra belediye meclisinde karara bağlanır. Meclis toplantısı sonrasında imar komisyonu en fazla 10 iş günü, diğer komisyonlar ise 5 iş günü içinde kendilerine havale edilen işleri sonuçlandırmak zorundadır.

Komisyonlar, kendilerine havale edilen işlerle ilgili raporlarını bu sürenin sonunda meclise sunmadıkları takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır. Yönetmeliğin 21. maddesinin beşinci fıkrasına göre, imar ve bütçe konularında gündeme gelen konular bu komisyonlara gönderilmeden karara bağlanamaz.

Ancak geçtiğimiz günlerde Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi ile ilgili yazımızda da belirttiğimiz gibi, bu anı evinin Konak Belediyesi‘ne kiralanması ile ilgili başkanlık önergesi 12 Ağustos 2024 tarihinde komisyonlara havale edildiği ve bu konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınmadığı halde plan ve bütçe komisyonunun 20 gün sonraya isabet eden 02 Eylül 2024 tarihinde karar vermesi gibi durumların yaşanması da mümkün olabilir.

5393 sayılı Belediye Kanunu‘nun 24. maddesine göre; “ihtisas komisyonları, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur.” Belirtilen hüküm ve bu konuda alınmış mahkeme kararlarına göre ihtisas komisyonlarına üye seçiminde basit orantı yöntemi kullanılır.

Söz konusu ihtisas komisyonlarındaki üyelere, katıldıkları her bir komisyon toplantısı için bugünkü yazımızın konularından biri olan huzur hakkı ödemesi yapılır. Ödenecek huzur hakkı miktarı ise her yılın ilk ve ikinci altı aylık sürelerine göre değişip; 2024 yılının ikinci dilimine isabet eden 01 Temmuz-31 Aralık 2024 tarihleri arasındaki dönem itibariyle göre şu şekildedir: (1)

Bu miktarlar tabii ki üye olunan komisyon ve toplantı sayılarının artması durumunda daha da çoğalacak ve bunun doğal bir sonucu olarak ihtisas komisyonu üyelerinin aldığı huzur hakkı miktarı bazen asgari ücretli işçilerin ya da memurların maaşlarını bile geçebilecek, böylelikle gönüllü yapılması gereken belediye meclis üyeliği, toplantıya katılıp oy verme karşılığında alınan paralarla bir ticaret ya da meslek konusuna dönüşebilecektir.

Şimdi isterseniz belediye meclislerindeki ihtisas komisyonlarını ve bu komisyonlarda görev alan belediye meclisi üyelerine ödenen huzur haklarını İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi örneğinde ele alarak bu meclisin 2009-2024 döneminde nasıl bir değişim geçirdiğini incelemeye başlayabiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkındaki Kanun‘un 10. maddesinin (c) fıkrası hükmü ile Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından duyurulan 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerin sonuçlarına göre, yereldeki seçmenler yerine üyesi oldukları siyasi partilerce belirlenen 153 ilçe belediye meclisi üyesiyle 1’i büyükşehir belediye başkanı, 30’u ilçe belediye başkanı olmak üzere 31 ilçe belediye başkanından, toplam olarak 184 meclis üyesinden oluşmaktadır. İlçeler adına seçilen ve ilçe belediye meclislerinin diğer üyelerine göre daha ayrıcalıklı konumda olan belediye meclisi üyeleri, hem ilçe ve büyükşehir belediye meclisinde görev üstlenerek; hatta seçildikleri ilçe ile büyükşehir belediyesi şirketlerinde yönetim kurulu başkanı ya da üyesi sıfatıyla görev yapan 153 adet “Creme de la creme meclis üyesi“, sayısı toplamda 786’yı bulan meclis üyesinin “kaymak tabakası” olarak ayrıcalıklı olma halinin mükafatını fazlasıyla almaktadır.

Örneğin bu meclis üyelerine, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi olarak her ay üç kez yapılan olağan meclis toplantısına katıldıkları takdirde, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 08 Ocak 2024 tarih, 2 sayılı kararı uyarınca büyükşehir belediye başkanına yapılan brüt 210.862,80 TL. tutarındaki aylık ödemenin günlük tutarının üçte biri miktarında; yani, geldikleri ilçelerde geçerli huzur hakkı miktarları dikkate alınmaksızın 2.342,92 TL X 3 toplantı = 7.028,76 TL., bir ayda üç kez yapılan belediye meclisi toplantılarına 184 adet üyenin tümünün katılması durumunda, 2024 yılının ikinci altı ayında geçerli olan tarifeye göre her ay toplam olarak 1.293.291,84 TL, bir yıl içinde de 15.519.502,08 TL tutarında huzur hakkı ödenmesi mümkündür.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üye sayısı, aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi il nüfusunun yıllar içindeki artışına bağlı olarak 2009-2014 döneminde 24’ü belediye başkanı, 104’ü meclis üyesi olmak üzere 128’e, 2014-2019 döneminde 31’i belediye başkanı, 168’i meclis üyesi olmak üzere 168’e, 2019-2024 döneminde 31’i belediye başkanı, 176’sı meclis üyesi olmak üzere 176’ya ve son olarak 2024-2029 döneminde 31’i belediye başkanı, 153’ü meclis üyesi olmak üzere 184’e yükselmiştir.

Belediye ve meclis başkanlarının belediye, ESHOT ve hal encümenleriyle ihtisas komisyonlarında yer almadığı durumda;

1) 2009-2014 döneminde toplam 104 meclis üyesi için oluşturulan 157-160 encümen ve komisyon üyeliğinin yıllara göre % 59-61 (93-96 üye) aralığında değişen üye,

2) 20014-2019 döneminde toplam 137 meclis üyesi için oluşturulan 126-139 encümen ve komisyon üyeliğinin yıllara göre % 80-89 (124-139) aralığında değişen üye,

3) 2019-2024 döneminde toplam 145 meclis üyesi için oluşturulan 127-137 emcümen ve komisyon üyeliğinin yıllara göre % 56-76 (127-137) aralığında üye,

4) 2024-2029 döneminin ilk yılı olan 2024 yılında da toplam 153 meclis üyesi için oluşturulan 225 adet encümen ve komisyon üyeliğinin % 67 (150 üye) oranında ki üye tarafından doldurulduğunu görürüz.

Ortaya bu şekilde bir dağılımın çıkması ise, yine aynı tablonun son sütunundaki yüzde oranlarını dikkate aldığımızda 2009-2024 yılları arasındaki 16 yıllık hizmet süresi içinde belediye meclisi üyelerinin en az % 56’sının, en fazla % 89’unun encümenlerle ihtisas komisyonlarında yer bulabildiği, geriye kalanların ise hiç bir şekilde encümen ya da ihtisas komisyon üyesi olamadığı; ayrıca, beş yıllık her hizmet döneminin ilk yılında seçimler sonrasında ortaya çıkan ve daha fazla meclis üyesinin komisyonlarda görev almasını hedefleyen demokratik yaklaşımın yıllar geçtikçe bozulduğu ve seçim öncesine rastlayan beşinci yılda en adaletsiz dağılımın ortaya çıktığı, son bir ya da iki yılda ayrıcalıklı ve “her alanda uzman olan” bazı meclis üyelerinin görev aldığı komisyon sayısında 3’e; hatta, 4’e ulaşan artışlar olduğu görülür.

Yukarıdaki tablo dikkatli bir şekilde incelenecek olursa, ihtisas sahibi olduğu söylenen komisyonların her seçim sonrasında, artan nüfus ve kentsel sorunların çeşitlenip artması nedeniyle; ayrıca, bazı meclis üyelerinin çalışıp huzur hakkı alabilmesi amacıyla yeni ihtisas komisyonlarının yaratıldığı; böylelikle daha fazla meclis üyesinin komisyonlara üye olduğu görülmektedir.

Bu durum bazen o kadar açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır ki, her ne kadar örnek aldığımız belediye meclisi İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi olmakla birlikte; 31 Mart 2024 tarihli seçimler sonrasında herhangi bir ihtisas komisyonunda yer almadığı gerekçesiyle itiraz eden Konak Belediye Meclisi üyelerinin talebi üzerine, acilen yeni ihtisas komisyonları kurularak hoşnutsuz meclis üyelerinin memnun edilmesi sağlanmıştır. Bu durum tabii ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi için de geçerlidir ve bunun doğal bir sonucu olarak kadın-erkek eşitliği komisyonunun adının 2019 yılında CHP’lilerin oyuyla toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonuna, derin ideolojik ayrılıklar nedeniyle 2019-2023 döneminde ısrarla üye vermeyen AKP, 2024 yılında üye vererek daha fazla komisyon üyesi olmaya başlamıştır.

Bazı ihtisas komisyonları, özellikle de herkesin bildiği üzere imar ve bayındırlık komisyonu ya da plan ve bütçe komisyonu üyeliği bütün belediye meclislerinde fazlasıyla rağbette olup adeta tüm meclis üyeleri bu iki komisyona girebilmek için fırsat kollamakta, sırada olabilmek için can atmaktadır… Çünkü kentteki rantı yönetmek ya da mali anlamda suyun başında olmak önemlidir ve size istediğiniz kapıları açmada oldukça yeni imkânlar sunabilir… Böylelikle kentteki büyük gayrimenkul sahiplerini, inşaat şirketlerini ve toprak ya da arsa rantı ile ilgili lobilerini, kamu kaynaklarını tırtıklamak isteyen grupları tanıyabilir, onlarla özel ilişkiler geliştirebilir; hatta geleceğin belediye başkanları, milletvekilleri bile olabilirsiniz… Bunun en iyi örneği, 2022 ve 2023 yıllarında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi İmar ve Bayındırlık Komisyonu başkanı olan İrfan Önal‘ın bugün Bayraklı Belediye Başkanı olmasıdır.

Herhangi bir İhtisas komisyonuna girip çalışmak için o komisyonun gerektirdiği ihtisas; yani uzmanlık bilgisine sahip olmanız gerekmemektedir. Bunun en yakın ve somut örneği, önce 2019 yılında encümen üyesi iken 2020 yılında hiçbir encümen ve komisyonda yer almayan, 2021 yılında imar ve bayındırlık komisyonu üyesi, 2022 ve 2023 yıllarında ise aynı komisyonun başkanlığını yapan tekstil mühendisi İrfan Ünal‘ın 2024 seçimleriyle birlikte İzmir‘in rantı en yüksek ve bereketli ilçesi Bayraklı‘ya “yürü kulum” dercesine belediye başkanı olması ya da Yüksek Seçim Kurulu (YSK)‘na yaptığı başvuruda “kişisel gelişim uzmanı” olduğunu bildiren Seyhan Müşerref Kuralı‘nın 2024 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Turizm ve Fuarcılık Komisyonu başkanı olarak görev yapıyor olması bu liyâkat sorunun en güzel örnekleridir.

İşte bu tespitin diğer bir sonucu olarak, özellikle de 2019-2024 dönemi belediye meclisinde bazı meclis üyelerinin adeta bir tenis topu gibi her yıl değişik bir ihtisas komisyonuna alınarak görevlendirildiği görülmektedir.

Hem de nasıl!!! Değil 1, 2, 3 ve hatta aynı anda 4 komisyonda görev yapmaları mümkün… Tabii ki partisi ve meclisi içinde güçlü ilişkileri varsa ve komisyon üyeliği meclis dışındaki başka birilerinin işine yarıyorsa… Bu konuda 4 ihtisas komisyonu üyeliği ile rekoru elinde bulunduranlar kimler diye sorarsanız; ben de size, 2009-2014 döneminde Günsel Sağlam, Sevin Brav, Halil Serbeş, Semra Arık, 2016 için Göksel Dinçer, 2021 için Fikret Mısırlı, 2022 için Bahar Gürsul, Nilüfer Bakoğlu Aşık, Selahattin Şahin, Sıla İlgi Akkaş, Yeşim Tekoğlu ve 2023 için Sıla İlgi Akkaş isimlerini verebilirim… Tabii ki imar ve bayındırlık ya da plan ve bütçe gibi “baba” komisyonlarda yer alıp veya encümen üyeliği yapıp tek bir komisyonla idare eden “kanaatkârları” da unutmamak koşuluyla…

Gerekmiyor; ama bazı komisyonların toplanıp üyelerin huzur hakkı alması ya da daha fazla huzur hakkı alabilmesi için neredeyse her önergenin komisyonlara havale edilmesi şeklinde bir alışkanlık var. Bunun en iyi örneğini ise, 2024 yılı toplantılarında Cumhur İttifakı üyesi meclis üyelerinin bozkurt işareti yapıp UEFA‘dan ceza alan Merih Demiralp‘in heykelinin yapılması için verdikleri önergenin, CHP’li üyelerin herkesçe bilinen tutumları nedeniyle komisyonlara havale edilmeden doğrudan doğruya görüşülüp karara bağlanması mümkün olmakla birlikte, baştan karşı çıkılması uygun görülmeyen böylesi bir siyasi hamlenin uzun vadede unutulup telafi edilmesi için buna dair önerge hiç gerek yokken ihtisas komisyonlarına sevk edilmiş ve böylelikle, “işi komisyona havale etmek” anlayışı içinde birden fazla ihtisas komisyonuna toplantı yapıp huzur hakkı alma imkânı verilmiş ve sonuç olarak, verilen önerge önce komisyonlardaki, daha sonra da meclisteki CHP‘li üyelerin oylarıyla reddedilmiştir.

Gerek 5393 sayılı Belediye ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi kanunları, gerekse Belediye Meclisi Toplantı ve Çalışmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre hiç de gerekmiyor, söz konusu düzenlemelerde bunu gerektirecek bir zorunluluk yok; ama, çoğu kez hangi önergenin hangi ihtisas komisyonlarına gönderileceğini meclis toplantısı öncesine diğer parti grubu sözcüleriyle belirleyen belirleyen CHP grup sözcüsünün organize ettiği bu uzlaşma trafiği kapsamında bir önerge ne kadar çok ihtisas komisyonuna gönderilip bu komisyonlara ne kadar fazla toplanma imkânı yaratılırsa; işte o ihtisas komisyonu üyeleri de, o kadar fazla huzur hakkı alma hakkına kavuşabiliyor.

Bu durum günlük yaşamda daha çok esnaf ve sanatkârların kendi meslek odalarında, 20, yıl, 30 yıl oda başkanlığı yapıp yıllananlar şeklinde karşımıza çıkar… İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde ise adeta esnaf meslek örgütlerinde görüp alıştığımız bu durumu yine aynı konuyla ilgisi olan Esnaf ve Meslek Odaları İhtisas Komisyonu‘nda görürüz ve “böylesi bir durum acaba esnafların loncalardan bu yana sürdürdüğü mesleki bir alışkanlık mı?” diye sormaktan kendimizi alamayız. Çünkü uzun yıllar İzmir Belediye Meclisi üyesi olarak seçilen Şerif Sürücü, araştırmamıza konu aldığımız 16 yıllık 2009-2024 döneminde Esnaf ve Meslek Odaları İhtisas Komisyonu başkanlığı görevini 2010 yılından 2023 yılına kadar tam 14 yıl süreyle devam ettirmiş, adeta bu komisyon belirtilen tarihler arasında Şerif Sürücü‘ye teslim edilmiştir. Şerif Sürücü Esnaf ve Meslek Odaları Komisyonu‘ndaki bu egemenliğini 2022 ve 2023 yıllarında diğer önemli bir komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği ile takviye edip güçlendirmiştir.

Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediyesi meclislerinin ezeli ve ebedi üyesi avukat Rıfat Özer ise, 2009-2014 döneminde adeta Hukuk Komisyonu başkanlığı ve Ulaşım komisyonu üyeliği ile teslim almış, 2014-2023 döneminde ara verdiği bu görevi 2024 yılında bu kez yine Hukuk Komisyonu başkanlığı ve eskisinden farklı olarak Kent Konseyi Komisyonu üyesi olarak devam ettirmeye başlamıştır.

31 Mart 2024 tarihi sonrasında oluşan yeni İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ı yakından etkileyip ondan İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinde ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ortağı olduğu şirketlerde önemli pozisyonlar koparan bazı isimler bulunmaktadır. Şirket yönetim kurulu başkanlığı, başkan vekilliği ya da yönetim kurulu üyeliği gibi pozisyonlar için bu isimlere ne miktarda huzur hakkı ödendiği “ticari sır” olarak saklanmakla birlikte toplum içinde konuşulan rakamlara göre aylık düzeyde 120, 130 bin liradan az olmayan huzur hakları aldığı söylenmektedir.

Bu şanslı, kayırılan isimler kimlerdir derseniz; ben de size eski başkan Tunç Soyer‘le yollarını ayırıp yeni belediye başkanına yaklaşan Mustafa Özuslu‘nun, bu manevranın mükafatı olarak aldığı İZFAŞ A.Ş. ile İzmir‘in doğalgaz dağıtımını yapan İzmir Doğalgaz A.Ş. isimli şirketteki -muhtemelen dolgun huzur haklaı karşılığında- 2 yönetim kurulu üyeliğini, Cemil Tugay’ın Karşıyaka‘dan getirdiği iki isimden biri olan harita mühendisi Nilüfer Bakoğlu Aşık‘ın Egeşehir Planlama A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu üyeliğini, ikinci isim olan TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı Saadet Çağlın‘ın İzenerji A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu başkan vekilliği ile Çeştaş A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu üyeliğini ve son olarak ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü‘nden mezun olduktan sonra Ege Üniversitesi‘nde sosyoloji doktorası yapan Zafer Levent Yıldır‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin en büyük ve sorunlu şirketi İZBETON‘daki yönetim kurulu başkanlığını dile getirebilirim.

Belediye şirketlerinin yönetiminde yer alan bu dört isme ödenen huzur hakkı ise, diğer şirket yöneticilerde de gördüğümüz gibi “ticari sır” olarak kamuoyunun bilgisinden kaçırıldığı için, belediye başkanı ile adlarını verdiğim bu meclis üyeleri arasındaki özel bağlılık ilişkisiyle sadakatin bedelinin ne olduğu ve ne zamana kadar süreceği -ne yazık ki- bilinmemektedir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 2009-2024 dönemi encümenler, ihtisas komisyonları ve belediye şirketleri düzleminde ortaya koyduğu performansa yönelik tespitlerimizin sonucunda aşağıdaki önerilerin geliştirilmesi uygun görülmüştür:

1. Temsili demokrasinin iflas edip bizim seçtiğimiz milletvekilleriyle belediye başkanı ve meclis üyelerinin “bizim” ve “bizden” olmaktan çıktığı bir süreçte, siyasi parti genel merkezlerindeki kemikleşmiş oligarşik yapılarca belirlenen meclis üyeleriyle bu üyeler arasında en güvenilir parti ajanları anlamına gelen “kontenjan” adaylarının mahalli idareler seçim sisteminin çıkartılarak, mevcut güçlü belediye başkanlığı sisteminin, belediye başkanından ve siyasi parti genel merkezlerinden bağımsız belediye meclisleri ile dengelenmesi, bu şekilde yaratılacak “denge-denetleme mekanizması” ile yerel yönetimlerin daha demokratik bir hale dönüştürülmesi,

2. Öncelikli olarak her bir meclis ihtisas komisyonun bir hizmet yılı içinde hangi konuları görüşüp ne şekilde kararlar aldığını ve her bir komisyon üyesine ne miktarda huzur hakkı ödendiğini gösteren ihtisas komisyonları ile ilgili yıllık faaliyet raporlarının düzenlenerek kamuoyu ile paylaşılması,

3. İhtisas komisyonları için yapılacak seçimlerde, seçilen üyenin sahip olduğu uzmanlık bilgisi ile görev yapacağı komisyonun faaliyet alanı arasında uyum olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin kamuoyu ile paylaşılması,

4. Belediyelerin karar organı olan ve bu nedenle yerel yönetimlerin özerkliği açısından çok önemli olan belediye meclisi üyelerinin tarafsızlığını sağlamak amacıyla, hiçbir şekilde belediye şirketlerinin yönetiminde yer verilmemesi,

5. Belediye meclisinin oluşturduğu çok fazla sayıdaki ihtisas komisyonunun etkinlik, verimlilik ve tasarruf ilkeleri çerçevesinde azaltılması, her önergenin komisyonlara havale edilmemesi, gerektiği takdirde işin uzmanı olmayan belediye meclisi üyeleri yerine işin gerçekten uzmanı olan üniversite, TMMOB, Baro ve konuyla ilgili sivil toplum örgütleri gibi dışarıdan kişi ya da kurumlara danışılması,

Daha sağlıklı, planlı kentlerin gelişmesi ve kentlerdeki yaşam kalitesinin gelişip güçlenmesi açısından doğru ve yerinde olacaktır.

Devam edecek…

(1) Hazine ve Maliye Bakanlığı Kamu Mali Yönetim ve Dönüşüm Genel Müdürlüğü’nün 05 Temmuz 2024 tarih, (5) sıra sayılı genelgesi.

Yararlanılan Kaynaklar

Güler, F., “Büyükşehir Belediye Meclisi Üyeliği Seçim Sisteminin Sebep Olduğu Sorunlar“, Akademik İzdüşüm Dergisi, Yıl: 2023, Cilt 8, Sayı 1, S.155-184.

Belediye Meclisi Toplantı ve Çalışmasına Dair Yönetmelik

Felaketler karşısındaki yetersizlik, beceriksizlik ve çaresizlik halleri…

Ali Rıza Avcan

Kurulduğu günlerden bu yana sık sık büyük felaketler yaşadığı için, “büyük afetlerin kentiolarak bilinen İzmir‘de bugüne kadar ortaya çıktığını bildiğimiz felâketler silsilesi şu şekilde bir yol izler;

📌İzmir, tarihinde şiddeti 5,5 ML üzerindeki 18 önemli deprem yaşamış bir kent olarak M.S. 110’daki büyük deprem dışında 1389, 1688, 1739, 16 Haziran 1788, 1851, 1873, 1880, 1881, 1883, 1974, 1977, 2002 ve 2003 depremleri…

📌7 Nisan 1738, 27 Ocak 1741, 1742, 1744, Ağustos 1763, 1772, 1834, Temmuz 1841, 1845, 1852, 19 Temmuz 1882, 1883 ve1922 tarihlerinde tanık olduğumuz büyük İzmir yangınları…

📌25 Ekim 1930, 28-29 Eylül 1939, 4-5 Kasım 1995 ve 2 Şubat 2021 tarihlerinde yaşanan büyük sel felaketleri,

📌1676, 1678, 1709, 1724, 1728-1729, 1791-1800, 1809, 1812-1816, 1826-1837 tarihli veba, 1827 tarihli kızamık, 1831-1832, 1834, 1848, 1854, 1865-1866, 1871-1872, 1890, 1893-1896, 1910, 1912-1913, 1916 ve 1918 tarihli kolera, 1882-1883, 1908-1909 ve 1942 tarihli çiçek, 1878, 1883, 1936 ve 1943 tarihli tifüs (lekeli humma), 1881 tarihli tifo ve 1899 tarihli dizanteri salgınlarıyla 1800 sonrası ve 1936-1948 döneminde sıkça ve yoğun bir şekilde karşımıza çıkan frengi, sıtma ve verem hastalıkları…

Düzensiz ve plansız yapılaşmayla gerekli önlemlerin zamanında alınmayışı nedeniyle ortaya çıkan bu “büyük afetlerin kenti olma halinin, son yıllardaki seyri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

📌2019 yılının Ağustos ayında ortaya çıkan yaygın ve yoğun orman yangınları ile yitirilen 5 bin hektarın üstündeki orman…

📌31 Ekim 2020 tarihinde, ta uzaklardan, Sisam Adası açıklarından gelen deprem dalgasının etkisiyle 117 kişinin yaşamını yitirip 1.034 kişinin yaralandığı; o nedenle de, İzmir Depremi olarak anılan deprem…

📌Ardından 2020, 2021 ve 2022 yıllarında tüm dünya ve ülkemizle birlikte hepimizin sırayla hastalanıp kaç kinin öldüğünü halen bilmediğimiz Covid19 salgını…

📌2019 tarihli Menderes ormanlarındaki yangınların üzerinden beş yıl geçtikten sonra yaşadığımız Ağustos 2024 tarihli Yamanlar Dağı etekleriyle orman yakını ve içi yerleşimlerde ortaya çıkan büyük orman yangını, bununla eş zamanlı olarak Bergama, Menderes, Çeşme ve diğer ilçelerde yaşanan orman yangınları ve o yangınlarla ortaya çıkan yangını önleme tedbirlerinin yetersizliği…

📌Bütün bunların dışında adeta her yağmurlu, fırtınalı havada hesapsız kitapsız yapılan deniz dolguları ya da atıksu ve yağmur suyu kanallarının halen birbirinden ayrılmamış olması nedeniyle cadde, sokak, ev ve işyerlerimizi deniz ya da yağmur sularının işgalini, yetersiz malzeme, denetimsizlik ve yanlış kullanımlar nedeniyle adeta alarm verircesine art arda ortaya çıkan Kemeraltı ve Basmane yangınlarını, AYKOME tarafından ruhsatlandırılan altyapı yatırımlarının denetlenmemesi nedeniyle su birikintilerindeki elektrik kaçağı nedeniyle iki genç insanı yitirme gibi saçmalıkları yaşadık ve halen de yaşıyoruz.

📌Şimdilerde ise daha öncelerde de defalarca yaşadığımız gibi, İzmir Körfezi kirlenip kokmaya ve balıklar dahil tüm canlılar ölmeye devam ediyor…

Körfezin hemen kıyısında bu konuları araştırmakla görevli koskoca bir üniversite, bu tür yıkımlar konusunda önlem almakla görevli biri büyükşehir, 11’i ilçe belediyesi olmak üzere tam 12 belediye ve adına son yıllarda “iklim değişikliği” kavramını ekleyip başına “İstanbul yorgunu” başarısız bir siyasetçinin yeniden yerleştirildiği Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ya da Tarım ve Orman Bakanlığı dururken, bunların her biri önleyemedikleri bu kirlenme ve ölümlerin nedenini araştırıp bilemedikleri konularda birbirlerini suçlarken, halen bu yazıyı yazarken bile “burnunun direği kırılan” bizlere, kirlenen körfez sularına ve o körfezde yaşayan, daha doğrusu yaşamaya çalışan tüm canlılara oluyor…

Kısacası herkesin gözü önünde yaşanan doğal ya da insan kaynaklı yıkımlarda görevli, yetkili ve sorumlu olanların birbirleriyle kapıştığı bir boş vermişlik, öngörüsüzlük, çaresizlik ve beceriksizlik halini yaşayıp duruyoruz…

Oysa aynen orman yangınlarında tanık olduğumuz gibi oluşturduğumuz plansız, çarpık insan yerleşimleriyle onu çevreleyen doğa arasındaki ilişkiyi daha fazla mal, mülk, daha fazla rant elde etme gibi hırslar nedeniyle bozduğumuzun farkında değiliz…

Toprak, su ve hava arasındaki doğal dengeyi her geçen gün daha fazla yayılan plansız, düzensiz çarpık yerleşimlerle tahrip ettiğimizin farkında değiliz…

📌Hatta tüm bir kentin katı atığını arıtmak amacıyla inşa ettiğimiz yeri Gediz Deltası Sulak Alanı gibi hassas bir bölgede, aslında koruyup kollamamız, hiçbir yapılaşmaya izin vermememiz gereken bir doğa parçasında yaptığımızın farkında değiliz…

Tarihi Çamaltı Tuzlası‘nın hemen yanında, uluslararası Ramsar sözleşmesi ile korunan İzmir Kuş Cenneti‘ni kurulduğu günden bu yana tehdit eden bu garabet tesisin hem oradaki canlılar, hem de körfezin kıyısına yerleşmiş tüm insanlar için tehlikeli olduğunun farkında değiliz… Üstüne üstlük 2000 yılında yapılan bu tesis artık İzmir‘in ihtiyacını karşılamıyor diye o tesisi “4. Faz” adıyla genişletmeye, kendi çevresi ile Körfez’e verdiği zararı bilerek arttırmaya çalışıyoruz…

İnsan eliyle yaratılan bütün bu tehlikeler karşılığında da daha çok iş makinesi, daha fazla yangın aracı, daha iyi malzemeler alıyor, sayılarını şimdiden unuttuğumuz ne işe yaradığını bilmediğimiz, o nedenle sık sık, ilerde çöpe atacağımız plan, program ve strateji belgeleri hazırlayıp duruyoruz…

Tarihin babası” olarak bildiğimiz Herodot‘un “Onlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimde kurdular” diyerek işaret ettiği, Victor Hugo‘nun da hiç görmeden prensese benzettiği bu kent, geçmişinde sık sık bu yıkıcı felaketleri yaşayıp bir Anka kuşu gibi kendi küllerinden doğup geliştiği söylenmekle birlikte; aynı felaketleri, hatta daha büyüklerini gerekli önlemlerin zamanında alınmamasından kaynaklanan yetersizlik ve beceriksizlikler nedeniyle gelecekte de yaşayacak gibi gözükmektedir… Aynen son orman ve yerleşim yangınlarında ortaya çıkan yetersizlik, beceriksizlik ve yangının bitmesini bekleyen teslimiyet halinde olduğu gibi…

Diğer yandan da bu kentte, kentin tarihinde bizden önce olup bitenlere toplumcu tarih anlayışı yerine “nesnelerin tarihi” gözüyle bakıp iktidar sahiplerini güçlendirmek amacıyla sadece “suçluydular; çünkü, yetersizdiler” söylemiyle mahkum etmeye, tarihin çöp sepetine atmaya çalışıyoruz. Üstüne üstlük bundan bir ay önce orman ve orman kıyısı yerleşimlerdeki yangınlar karşısında başta merkezi yönetim birimleri olmak üzere tüm belediyelerin önceden önlem alma, yeterli teknolojik imkanlara sahip olma ve yangına anında yeterli düzeyde müdahale etme gibi konularda yetersiz ve başarısız olduğu, o nedenle de 24 evin kül olduğu günlerde ortalıkta çaresizce dolaşan Karşıyaka belediye başkanı Behice Yıldız Ünsal‘ın, elindeki kamu kaynaklarını kullanmak yerine kullanıma hazır iş makinesi ve su tankeri bulunan firmalardan yardım istediği, yangının zarar verdiği mahallelerde tek bir yangın vanası/musluğunun bulunmadığı ya da Yamanlar Dağı yamaçlarındaki yangının hemen sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı İsmail Derse‘nin görevden alındığı günlerde, 102 yıl önce gerçekleşmiş 1922 Büyük İzmir Yangını‘nı, işgal döneminde itfaiye teşkilatına önem verilmediği, gerekli araç ve gereçlerin alınmadığı, mevcut itfaiye teşkilatının güçlendirilmediği iddia ve temasıyla bir serginin açılması talihsizliğini yaşadığımız bugünlerde…

İşte o nedenle, kendi kendime “yoksa tarih” dedikleri şey, aradan tamı tamamına bir yüzyıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına ve bu sürede her türlü doğal ya da insan eliyle ortaya çıkan/çıkacak yıkımları önceden planlayıp yönetme, denetleyip önleme öngörüsü ve faaliyetleriyle buna ilişkin teknolojik altyapının gelişmesine, araç ve gereç sayısının artmasına rağmen o eski günleri hatırlatan ve halen devam eden bir bilinçsizlik, yetersizlik, beceriksizlik hali nedeniyle yeniden mi tekerrür ediyor?” diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Sonsöz niyetine;

Deprem, yangın, salgın hastalık, sel ve tsunami gibi doğal yıkımlarla insan eliyle yaratılan diğer yıkımların bu kentin kaderini değil; geçmişin ve bugünün hata ve eksikliklerinden alınan acı dersler çerçevesinde;

Bu afetlere karşı insanı ve doğayı temel alan kent, yurt ve evren düzeyinde toplumsal bilincin oluşturulması, afetlerin önlenip yönetilmesi için yapılacak her düzeydeki bilimsel çalışmaların sonucunda etkin uygulamaların yapılması, yaşanmış ya da yaşanacak felaketler üzerinden kavga, düşmanlık, suçlama, ölüm, acı ve nefretle beslenen tarafların değirmenine su taşımayıp o tür saplantıları “aşan” ve “nesnenin tarihi” yerine; emperyalizm unsurunu da dikkate alıp hem zamanın kendi akışı içinde, hem de değişik coğrafyalar, ülkeler arasında mukayeseler yapacak toplumcu tarih” anlayışıyla yorumlayıp geleceğin barış dünyasını birlikte kurup kucaklayacak birleştirici bir yaklaşım ve dilin kullanılması dileğiyle…

Çünkü İzmir’e ve onun belediyesine barış diliyle konuşmak yakışır…

Yararlanılan Kaynaklar

Beyru, R., 19. Yüzyılda İzmir’de Doğal Afetler, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, İzmir, 2011, (Afetler), s. 5.

Bora, S. Birinci Juderia, İzmir’in Eski Yahudi Mahallesi, Gözlem Gazetecilik, Mart 2021,

Bora, S., Çöküşten Yükselişe İzmir Yahudileri, Rav Hayim Palaçi ve Dönemi, İzmir, Aralık 2022.

Demirci, K., Özçelik, E., “İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nın Afetlerde Etkinlik Kapasitesinin Değerlendirilmesi“, Erciyes Üniversitesi İİBF Dergisi, Sayı 59, Mayıs-Ağustos 2021, s. 221-244. Erişim Tarihi: 14.09.2024, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1724997

Gülçiçek, M., 1929-1945 Yılları Arasında İzmir’de Salgın Hastalıklar ve Çözüm Arayışları, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2019.

Gümüş, N. “İzmir’de Kentsel Büyüme ve Doğal Afetler, https://www.researchgate.net/profile/Nevzat-Guemues/publication/323007218_IZMIR’DE_KENTSEL_BUYUME_VE_DOGAL_AFETLER/links/5a7eb9d6a6fdcc0d4ba8cad4/IZMIRDE-KENTSEL-BUeYUeME-VE-DOGAL-AFETLER.pdf, Erişim Tarihi: 15.09.2024

Kazak, D., “İzmir İtfaiyesi’nin 2023 Yılı Yangın Müdahaleleri: Sınırlılıklar, Öneriler ve Güvenlik İçin Adımlar, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 12, Sayı 151, Nisan 2024, s.238-247. Erişim Tarihi: 14.09.2024, https://web.archive.org/web/20240701022739id_/https://asosjournal.com/files/asosjournalmakaleler/349f8326-c533-4c5a-8b1e-e211d48f499e.pdf

Kişi, Ş. S., “İzmir’in İlçelerinde 1939 Sel Felaketi ve Birgi Özelinde Sel Felaketine Karşı Alınan Önlemler, İzmir Araştırmaları Dergisi Prof. Dr. Serap Yılmaz Özel Sayısı, Yıl 3, Sayı 7, s.255-274.

Şahin, G., “Yerel Yönetimlerde Afetlere Hazırlık ve Zarar Azaltma Sorumlulukları: İzmir Büyükşehir Belediyesi Örneği, Mehmet Akif Üniversitesi, s.935- 966, Erişim Tarihi: 14.09.2024, https://www.researchgate.net/profile/Guelhan-Sen/publication/314760778_YEREL_YONETIMLERDE_AFETLERE_HAZIRLIK_VE_ZARAR_AZALTMA_SORUMLULUKLARI_IZMIR_BUYUKSEHIR_BELEDIYESI_ORNEGI_THE_MITIGATION_RESPONSIBILITIES_AND_DISASTER_PREPARATION_IN_LOCAL_GOVERNMENTS/links/58c5bd63aca272e36dda9e48/YEREL-YOeNETIMLERDE-AFETLERE-HAZIRLIK-VE-ZARAR-AZALTMA-SORUMLULUKLARI-IZMIR-BUeYUeKSEHIR-BELEDIYESI-OeRNEGI-THE-MITIGATION-RESPONSIBILITIES-AND-DISASTER-PREPARATION-IN-LOCAL-GOVERNMENTS.pdf

9 Eylül 2024’de sizleri bekleyen 30 zor görev…

Ali Rıza Avcan

Bugün; yani 9 Eylül 2024, İzmir‘in emperyalist güçlerin işgalinden kurtuluşunun 102nci, aynı zamanda bu önemli tarihi dikkate alarak 9 Eylül 2016 tarihinde oluşturduğum Kent Stratejileri Merkezi isimli bloğun 8nci yıldönümü… Sekiz yıldır birçok değerli ismin toplam 972 yazısının paylaşıldığı İzmir odaklı düşünce paylaşım platformunun 8 yaşını kutladığı önemli bir gün…

İşte o nedenle, İzmir‘in işgalden kurtulduğu 9 Eylül 1922’nin 102nci ve Kent Stratejileri Merkezi‘nin oluşturulduğu 9 Eylül 2016’nın 8nci yılı kutlu olsun!

Bu güzel kentte yaşayanların bundan böyle sağlıklı ve güvenli bir çevre, huzur, mutluluk ve keyif içinde güzel günler görmesi, yaşam kalitesinin artarak herkesin oluşacak bolluktan eşit pay alacağı barış, demokrasi ve özgürlüğün kenti olması uğruna kutlu olsun!

İşte öylesine önemli bir yıldönümünde okuduğunuz bu 973ncü yazıda, başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere tüm İzmir belediyelerinin gündeminde yer alması ve o nedenle bir an önce harekete geçilmesi gereken konu, sorun ve talepleri tek tek sıralayarak kentin yeni yöneticilerine ufak bir hatırlatma yapmak, sizin asıl işiniz bunlar diyerek işin başına geçmelerini istiyorum… Çünkü işin eğlenceli yanını oluşturan gezip tozmalarla kabul günlerinin, kameraya bakıp gülümse zamanlarının bittiğini, halkın sizlerden beklediği işleri yapma zamanının geldiğine inanıyorum… Aynen ağustos böceğinin acıklı hikayesinden çıkardığımız derslerin bize öğrettiği gibi…

Tabii ki, son seçimlerden bu yana geçen 5 ay 8 gün içinde yeni belediye başkanlarının gündemini oluşturan binlerce atama kararına imza atma, onu oradan alıp buraya koyma ya da binlerce kişiyi makamda kabul edip ya da onları ziyaret ederek fotoğraf vermek, sokak sokak dolaşıp sorumlu olduğu kenti yeni yeni öğrenmeye çalışmak gibi boşu boşuna yapılan nafile işler dışında kalan önemli, öncelikli işleri hatırlatmak istiyorum…

İşte o nedenle, benim aklıma bir çırpıda gelen 30 temel sorunu listeleyerek ve yanlarına bir iki sözcükten oluşan açıklama notlarını yazarak hem kamu hizmetindeki süreklilik anlayışı çerçevesinde aynı siyasi partiden gelen eski ve yeni yerel yöneticilere hem de bu kentte yaşayan bizlere ufak hatırlatmalar yapmak, “hadi artık, en kısa sürede toplumcu belediyecilik anlayışı çerçevesinde ve halkın yararına olacak bir şekilde bu sorunları çözün, ihtiyaç ve talepleri karşılayın! Çünkü sizin varlık nedeniniz bu!” demek istiyorum…

Aklıma gelen 30 temel sorun, talep ve beklentiyi; yani 30 adet temel görevi şu şekilde sıralayabilirim:

1 – Cümle alemin görüp koklamak zorunda kaldığı Körfez kirliliği

2014-2019 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ile Ulaştırma Bakanlığı TCDD Genel Müdürlüğü arasındaki işbirliği çerçevesinde geliştirilip körfez akıntısıyla su kalitesini % 40 oranında iyileştirmeyi hedefleyen “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi“nin, “Körfez’i zaten dereler temizliyor” gerekçesiyle 2019-2024 döneminde ve halen uygulamaya konulmaması; ayrıca, Körfez‘e gelen sanayi atıklarıyla evsel atıkların denetlenmemesi, hatta belediyeye ait yağmur suyu atıklarının kanalizasyona karışması nedeniyle, körfezin kirlenip tüm canlılar için tehlikeli hale gelmesi ve kokmaya başlaması…

2 – Gediz Nehri’ndeki kirliliğin önlenememesi ve 2019’da yapılan UNESCO başvurusunun sonuçsuz kalması

İzmir Körfezi‘ne dökülen Gediz Nehri‘ndeki kirliliğin merkezi yönetimle yerel yönetimlerin işbirliği çerçevesinde önlenmemesi ve Gediz Deltası Sulak Alanı‘nın UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne girmesi için 2019 yılında yapılan başvurunun sahipsiz bırakılması…

3 – Başta TARKEM olmak üzere, kentteki bazı bölgelerin kamu kaynaklarının kullanımıyla soylulaştırmayı amaçlayan projelerin uygulanması

Bir soylulaştırma şirketi olan TARKEM ya da bizzat belediyeler tarafından hayata geçirilen büyük projeler eliyle kentteki bazı kamusal alan ve mülklerin İzmirlilerin; özellikle de yoksul, dar gelirli halkın kullanımına kapatılması…

4 – TARKEM eliyle bir rant ve yatırım aracına dönüştürülen UNESCO uygulamaları

Türkiye‘de ilk kez bir UNESCO alan yönetimi uygulamasının, Kültür ve Turizm Bakanlığı marifetiyle TARKEM isimli bir inşaat ve yatırım şirketine verilmesi nedeniyle, UNESCO sürecindeki çalışmaların gayrimenkul yatırımı adıyla ticari faaliyete dönüşmüş olması…

5 – Yerel yönetimlerin orman yangınları karşısındaki çaresizliği

Belediyeler ya da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle ormanın kıyısında ya da içinde yaratılan yeni yerleşimler nedeniyle ortaya çıkan yangınlar karşısında, hem merkezi yönetimin hem de yerel yönetimlerin sergilediği çaresizlik hali… “Dirençli kent” kavramının herkesin ağzında sakıza dönüştüğü ve bu uğurda çöpe atılacak düzeyde etkisiz planların yapıldığı orman yangınları sonrasında, itfaiye dairesi başkanının görevden alınması olayında gördüğümüz gibi…

6 – Kentin tarihi merkezindeki olası yangınlar konusunda sergilenen çaresizlik

Son zamanlarda Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale gibi çok sayıda tarihi, arkeolojik ve kültürel değeri barındıran hassas bölgelerde birden fazla yangın çıkmış olmasına karşın bugüne kadar bu bölgelerdeki sorunu temelden çözecek önlemlerin alınmamış olması…

7 – İzmir kültürel miras envanterinin henüz hazırlanmamış olması

İzmir, bir liman kenti olarak UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne girmiş olmakla birlikte; kentteki somut ve somut olmayan kültürel miras için henüz ciddi bir envanterin hazırlanmamış olması; ayrıca, bugüne kadar İzmir‘e dair tüm yayın, belge ve görselleri kapsayan uluslararası ölçekte çağdaş bir arşivle saygıyla andığım Çelik Gülersoy‘un kurduğu İstanbul Kitaplığı‘na benzer bir İzmir Kitaplığı‘nın oluşturulmaması…

8 – İnciraltı yağması ve Balçova Arsa Mağdurları

Yıllardır, merkezi yönetimle yerel yönetim ve hatta buna TMMOB yönetimi ile kendilerine “Balçova Arsa Mağdurları” adını veren grup arasında yaşanan tartışmalara ve karşılıklı açılan davalara neden olan İnciraltı yağmasının henüz çözümlenmemiş olması…

9 – Her geçen gün bozulup çöken bir park: Kültürpark

Cumhuriyet’in Hafıza Mekânı”” ve “Halk Okulu” olarak nitelediğimiz Kültürpark‘ın, bir kent parkı olmaktan çıkıp ranta ve ticarete kurban edildiği sürecin sonunda belediye tarafından işgal edilmesi, Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı‘nın henüz kabul edilip uygulamaya konulmaması ve Kültürpark‘ın geleceğine dair soruların henüz cevaplanmamış olması…

10 – 2012 yılından bu yana yapılan onca yardıma rağmen tarımın can çekişiyor olması

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanları Aziz Kocaoğlu ile Tunç Soyer‘in döneminde “İzmir’de tarım alanında devrim niteliğinde adımlar attık” söylemiyle küçük çiftçi ve üreticinin endüstriyel tarıma teslim edildiği, İzmir‘le ilgili tarım planlamasının bile TÜSİAD‘tan beklendiği tarihlerden Küçük Menderes Ovası‘nda kuraklığın yaşandığı ve çiftçinin üretim yapmaktan vazgeçtiği bugünlere geldiğimizde, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yıllardır yaptığı tarımsal yardımların neye yaradığının bilinmediği, tarımsal üretimde bırakın devrim yapmayı; iddia edilenin aksine ,üretim ve verimliliğin artmadığı, refahın gelişip yaygınlaşmadığı günleri yaşıyoruz ve bu devrim söyleminden ne zaman vazgeçeceklerini merakla bekliyoruz..

11 – Çeşme Yarımadası yağması

Çeşme Yarımadası‘nın CHP‘li belediye başkanlarının suç ortaklığıyla birlikte AKP iktidarı tarafından ranta açılması, bunun için sergiledikleri “sahte muhalefet” de dahil olmak üzere, yağmayı kolaylaştıran her şeyin yapılmasını mümkün kılan samimiyetsiz politikaların izlenmesi…

12 – Her geçen gün artan derin yoksulluk ve işsizlik

Belediye yöneticilerinin, kendi eş, dost, akraba ve yakınlarına adeta ulufe dağıtırcasına mevki ve makam verdiği böylesine bir yağma sürecinde, kentte yaşanan ve her geçen gün derinleşip yaygınlaşan yoksulluk ve işsizlik adına kılların bile kıpırdatılmaması… Üstüne üstlük belediye binalarının, istihdama çözüm olacağız söylemiyle şirket temsilcilerinin işçi adaylarıyla görüştüğü mekânlara dönüştürülmesi, açılış kurdelelerinin sermaye derneklerinin başkanı “gökdelenci mimarlarla” birlikte kesilmesinde olduğu gibi…

13 – HÜDA-PAR gibi gerici siyasi partilerle tarikat ve cemaatlerin görülmek istenmeyen yükselişi

Kentin her yerinde HÜDA-PAR gibi gerici partilerle tarikat ve cemaatler, yoksul ve dar gelirli insanlarla çocuk ve gençlere yönelik çalışmalar yaparken ve bu çalışmalar her geçen gün gelişip yaygınlaşırken yeni kent yöneticilerinin sanki böyle şeyler olmuyormuş gibi davranması ya da bu tür konuları bir mücadele alanı görmemesi… Üstüne üstlük eski belediye başkanı Tunç Soyer döneminde imzalanan protokoller çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, eski adı “Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği” olup; dernekle ilgili “dinci dernek” algısını gidermek amacıyla “İzmir Tarihi Basmane Hatuniye Yardım Derneği” adını alan gerici dernekle birlikte, belediye sanki bu işi tek başına yapamazmış gibi Basmane, Hatuniye Meydanı‘ndaki belediyeye ait binada yemek yardımı yapması ve bu işbirliğin halen devam ediyor olması…

14 – Hizmet binası olmayan İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri

30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonrasında verilen yanlış kararlar nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin yıkılan hizmet binalarının henüz yapılamaması nedeniyle yaşanan sıkıntılar…

15 – Belediyelerin ve şirketlerinin açıklanmayan büyük miktardaki borçları

Aynı siyasi partiden devralınmış olmasına karşın açıklanmaya cesaret edilemeyen ya da açıklamaya kalkıldıktan sonra geri adım atılıp susulan büyük miktardaki belediye borçlarının; özellikle işçilerin sigorta primleriyle ilgili borçların bir an önce ödenerek kamu kaynaklarının doğru, etkili ve verimli kullanılması, bütçe disiplini içinde israf niteliğindeki harcamalardan kaçınılması…

16 – Belediye şirketlerinin suç mekânı haline gelmesi ve yakın zamanda yaşanan İZBETON yolsuzluğu

İyi yönetilmeyen ve denetlenmeyen belediye şirketlerinin İZBETON örneğinde olduğu gibi, işin içine sermaye derneklerinin, bu iş için özellikle kurulmuş kooperatiflerin ve taşeronların karıştırıldığı ihale ve yapım yolsuzlukları nedeniyle, bu şirketlerin yapacakları konutları satın almak isteyen İzmirlileri istismar eden uygulamalar yapılmış olması…

17 – Belediye şirketi koltuklarının bir ganimet nesnesine dönüşmesi

Başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere 30 ilçe belediyesine ait şirketlerdeki yönetim kurulu üyeliklerinin eş, dost, akraba, partili liyakatsiz kişilere dağıtılıyor olması…

18 – Gültepe, Uzundere ve Ege mahallesi gibi yerlerde yaşanan kentsel dönüşüm başarısızlıkları

Yıllardır bir türlü başlamayan ya da büyük yandaş inşaat şirketleriyle birlikte başlatılıp da bitirilemeyen kentsel dönüşüm projelerindeki başarısızlıkların başarıya dönüştürülmesi…

19 – Kendi kendisine yıkılması beklenen Kardıçalı Han

Yakın zaman önce beş yıllık imar programı kapsamında satın alınmasına karar verilerek sorun çözüldü algısı yaratılan Kardıçalı Han‘ın kendi haline bırakılmış hali…

20 – Kentin kalbine saplanan bir hançer: Hilton İzmir Oteli

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanları Ceyhan Demir ile Burhan Özfatura‘nın İzmir‘in başına musallat etmekle birlikte onları izleyen Ahmet Piriştina, Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer döneminde, belediyenin verdiği 6.605,75 m2’lik arsa karşılığında % 23,5 oranıyla ortak olduğu Hilton İzmir Oteli‘nin aradan geçen 32 yıl içinde gelir getirir bir yatırıma dönüşmemesi yanında otel binasının 16 Ekim 2020 tarihinden bu yana kapalı olması…

21 – Konak Pier’in terk edilmiş içler acısı hali

İzmir‘in en değerli kültürel miraslarından biri Konak Pier‘in son yıllarda içine düştüğü içler acısı terk edilmişlik haline belediyeler dahil hiçbir kurum ve kuruluşun çare olmaması…

22 – Yakın zamanda doldurulup yok edilmiş olmakla birlikte uğursuzluk getiren lanetini devamlı hatırlatan bir mekân

Bugünlerde artık doldurulmuş olması nedeniyle “çukur” diyemediğimiz Konak İlçesi, İsmetkaptan mahallesi 1039 ada, 8 parseldeki 20.866,10 m2’lik alanda, 1922 Büyük İzmir Yangını öncesinde 1879 yılı yapımı Surp Krikor Lukasoroviç Erkek Hastanesi‘nin bulunduğu ve bu hastane yıkılıp yok edildikten sonra yaşadığı onca macera sonucunda şimdiye kadar kimselere yâr olmadığı dikkate alındığında; adeta, bu uğursuzluğun o eski hastane ile hastaların lanetinden geliyormuş gibi ortaya çıkan “makus talihi” hep birlikte yok edelim düşüncesiyle, o alanın Kültürpark‘ın mevcut alanına dahil edilerek kent merkezindeki yeşil alanlarının arttırılması sağlanması…

23 – Yapımından vazgeçilmekle birlikte ne yapılacağı bilinmeyen Mavişehir Opera Binası

İhalesi başlı başına bir yolsuzluk eseri olan Mavişehir Opera Binası inşaatına 2009 yılında başlanmış olmakla birlikte; aradan geçen 15 yıldır bitirilemeyişi ve finasmanı konusunda büyük zorluklar yaşanması nedeniyle bu inşaatın bundan böyle neye dönüştürüleceği konusunda yaşanan çaresizlik hali…

24 – Süresi içinde bitirilmeyen ya da yanlış yapılan restorasyonlar

Kentin önemli kültürel değerleri olan Peterson Köşkü, Tevfik Paşa Konağı, Bıçakçı Han ve Yıldız Sineması gibi eserlerindeki restorasyonların halen bitirilmemiş ya da henüz başlanmamış olması veya Ege Çağdaş Eğitim Vakfı/EÇEV ile yapılan protokol çerçevesinde yapımı İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce üstlenilen Carfi Konağı‘nın hizmete alınmayışında ya da restorasyonu sırasında doğalgaz bağlandığı için hamam olarak çalıştırılamayan Namazgâh Hamamı‘nda olduğu gibi…

25 – Bir türlü onarılamayan İZBAN ve İzmir Metro yürüyen merdivenleri ve sürekli hale gelen gecikmeler

31 Mart 2024 seçimleri sonrasında kent gündeminin ilk sırasında yer alan İZBAN ve İzmir Metro seferlerindeki gecikmelerle istasyonlardaki yürüyen merdivenlerin bir türlü zamanında onarılamayışı…

26 – Kentin her yerinde yükselen gökdelenler

İnciraltı’nda, Turan’da, Yeşildere’de yapılan, kentin merkezi Pasaport ve Basmane’de yapılmak istenen gökdelenler…

27 – Toplumcu ya da sosyal belediyecilik adına yapılanlar

Seçim öncesinde toplumcu belediyecilik toplantılarında gözüken ya da konuşan belediye başkanlarının kentin sermaye çevreleriyle ve kendi belediye şirketleri eliyle anti-kapitalist mücadeleden uzak uygulamaları…

28 – CHP Genel Merkezi’nden yönetilen belediyeler: “Parti belediyeciliği”

Tüm belediye hizmetlerinde, CHP Genel Merkezi‘yle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘na bağlı teslimiyetçi uygulamalardan vazgeçilmesi…

29 – Kanalizasyonla yağmur suyu sisteminin birbirinden ayrılmaması ve hesapsız deniz dolguları nedeniyle yaşanan deniz suyu kabarması

Kentteki kanalizasyon sistemi ile yağmur suyu atık sisteminin birbirinden ayrılmamış olması ve sahilde hesapsız kitapsız yapılan deniz dolguları nedeniyle Alsancak ve Mavişehir bölgelerinde ortaya çıkan denizsuyu baskınlarının bilimsel ve kalıcı çözümlerle giderilmesi…

30 – Atıksu arıtma sisteminin yetersizliği

2000 yılında hizmete giren ve İzmir Körfezi‘nin kirlenmesinde payı olan Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi‘nin günde 605.000 m³’lük mevcut kapasitesinin, aradan geçen 24 yılı ve artan nüfusu; ayrıca işin uzmanları tarafından bu tesise 4. faz olarak yapılmakta olup kapasiteyi 820.000 m³’e çıkaracak ek tesisin de yetersiz olduğuna dair uyarıları dikkate alınarak, kapasitenin kentin uzun vadedeki atıksu üretimindeki olası artışları dikkate alarak arttırılması ve kullanılan teknolojinin yenilenmesi gerekliliği…

Otuz ayrı maddeden oluşan bu uyarı ya da hatırlatmaların dikkate alınıp en kısa sürede halkın yararına uygulamaya geçirilmesi dileğiyle…

Kültürpark’ı kim, hangi amaçla kullanıyor?

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımın konusu, uzun zamandır tek bir kelâm bile etmediğim Kültürpark‘la ilgili olacak. Kültürpark, her ne kadar İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin mülkiyetindeymiş gibi gözükse de; belediyenin bugüne kadar aldığı tahsis kararları ve yaptığı kiralamalarla sağından solundan kemirip özel ve ticari kullanımlara açtığı alan ve binaların kimler tarafından, nasıl kullanıldığı ile ilgili olacak. Açıkçası uzun zamandır Kültürpark Platformu‘nun bir bileşeni olarak katıldığım toplumsal mücadelede, Kültürpark‘ın geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine araştırmalar yapmış olmakla birlikte, şimdiye kadar aklıma hiç gelmeyen, üstüne üstlük Kültürpark konusunda söz söyleyip yazılar yazan hiç kimsenin gündeme getirmediği, bu nedenle de araştırıp öğrenmeye çalıştığım bir konuyla ilgili olacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM)‘nin bu sene, 23 Mayıs 2024 tarihinde düzenlediği “Kültürpark’ın Kuruluş Felsefesinde Müzelerin Yeri” başlıklı konuşmada, araştırmacı ve koleksiyoner dostum Aybala Yentürk‘ü dinlerken birden bire aklıma gelen ve o nedenle de konuşma sonrasında araştırıp öğrenmeye çalıştığım önemli bir konu olacak.

Sahi, Kültürpark İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olsa da bugüne kadar ya da şimdi kimler tarafından kullanılmış ya da kullanılıyor? Bunu hiç merak ettiniz mi; ya da benim gibi şimdi mi aklınıza geldi?

Bu kapsamda mülkün sahibi İzmir Büyükşehir Belediyesi şimdiye kadar Kültürpark‘ta süreli ya da süresiz olarak hangi kurum ve kişilere yer tahsis etmiş, bunu yaparken tahsis ettiği kurum ya da kişiler arasında bir ayrıcalık yapılmış mı? Tahsis ettiği bu yerler nasıl kullanılmış? Bu tahsislerin süresi ne olmuş? Bu tahsislerin; yani kullanım haklarının Kültürpark‘a verdiği yarar ya da zararlar ne olmuş? Kendilerine yer ya da bina tahsis edilenler bu işten kârlı mı, yoksa zararlı mı çıkmışlar?

Örneğin, İzmir‘deki ayrıcalıklı bir kesimin kullandığı Kültürpark Tenis Kulübü neden ve ne zamana kadar orada olacak? İzmirliler istedikleri takdirde, herhangi bir üyelik ya da para ödeme koşulu aramaksızın o tenis kortlarından ne zaman yararlanacak? Halen kullanılmadığı için boş olan İzmir Tarih ve Sanat Müzesi ile onun hemen yakınındaki İzmir Resim ve Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi hangi koşullarla Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na verilmiş? Her iki mekan da uzun bir süredir kapalı olduğu için bu durum hangi tarihe kadar devam edecek ve böylesi bir durumda İzmir Büyükşehir Belediyesi verdiği tahsis kararını gözden geçirecek mi? Uzun süredir bir sutopu takımına tahsis edilen Celal Atik Spor Salonu ve havuzu ne zaman her İzmirlinin yararlanacağı bir tesis olacak? Kültürpark‘ta son yıllarda emniyet güçleri yanında özel güvenlik görevlileri çalıştırılması nedeniyle, Fuar Asayiş Ekipler Amirliği adına İzmir Emniyet Müdürlüğü‘ne verilen tahsis kararı ne zaman kaldırılacak? gibi soruların çok önemli olduğunu düşündüğüm ve söz konusu toplantıya katılan hiç kimsenin bu konuda bir bilgi ya da fikri olmadığını anladığım için, bu konuyu doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne sormaya karar verdim.

O nedenle, 3 Haziran 2024 tarihinde CİMER eliyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ilettiğim bilgi edinme talebiyle, “mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Kültürpark’ta tüm resmi, özel ve sivil kurum ve kuruluşlarına bugüne kadar verilip uygulaması halen devam etmekte olan üst hakkı ya da kullanım hakkına dayanılarak düzenlenen sözleşme ve protokollerin onaylı birer örneğinin verilmesini” talep ettiğim halde; bu talebe yasal süresi olan 30 gün içinde cevap verilmemesi üzerine, yanıtlanması amacıyla 4 Temmuz 2024 tarihinde bir üst kuruluş olan Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘na başvurdum.

3 Haziran 2024 tarihli bilgi edinme talebime, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘nun zorlaması ile, aradan tam 1 ay 26 gün geçtikten sonra genel sekreter yardımcısı Zeki Yıldırım imzasıyla zoraki cevap veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, kendi şirketleriyle Kültür ve Turizm Bakanlığı adına yaptığı tahsislerle ilgili meclis kararlarının tarih ve sayılarını bildirmekle birlikte; Celal Atik Spor Salonu, Kültürpark Mesciti, Paraşüt Kulesi ve Fuar Ekipler Amirliği Binası ile ilgili hiçbir bilgi vermediği gibi tahsis süreleri, şekilleri, kullanım koşulları gibi ayrıntıları öğrenebileceğimiz tahsis protokolleriyle kira sözleşmelerini göndermedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu eksik ve yetersiz cevabını bugünkü yazımda ele alıp değerlendirmeden önce, İzmir‘in tam ortasındaki yangın alanından adeta bir vahaya dönüştürülen Kültürpark‘ın temel özelliklerini yeniden hatırlamakta yarar görüyorum:

İzmir İli, Konak İlçesi, Kültür Mahallesi, 218 pafta, 1068 ada, 1 nolu parseldeki Kültürpark, ülkemizin ve İzmir kentinin tarihi, ekonomik, kültürel ve sosyal yapısı üzerinde son derece önemli izler bırakan bir alan olarak doğa ile kültürün iç içe geçtiği değerli bir kültürel peyzaj değeridir.

12 Kasım 1992 tarihinde, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından düzenlenen tescil fişi.

İzmir kent merkezinde stratejik anlamda önemli bir kent parkı olma özelliğini taşıyan Kültürpark, insan eliyle oluşturulmuş, günümüze kadar korunarak geliştirilmeye çalışılmış bir kent ekosistemidir. Kapladığı 420.440,50 m2’lik alanda, 200.000 m2 (% 47,57)’nin üzerinde yeşil alana sahip olup, 200`den fazla türe ait 7.200’den fazla bitki varlığını barındırmaktadır. Bütün bu özellikleri temel alınarak, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 12.11.1992 gün ve 4072 sayılı kararla 2. Derece Doğal Sit ve Tarihi Sit olarak tescil edilmiştir.

İzmir açısından bu kadar önemli ve değerli olan bu alanın resmi ve sivil kurumlar arasındaki kullanımını/paylaşımını ortaya koyan cevap yazısındaki bilgileri ve bilgilerin değerlendirmesine geri dönecek olursak;

İZELMAN’a teslim 594 araç kapasiteli Kültürpark Yeraltı Otoparkı. Fotoğraf: İzgazete.

1) Kültürpark‘taki birçok ağacın biir daha yetişmemek üzere yok olmasına neden olan ve günün 24 saatinde açık olan 594 araç kapasiteli Kültürpark Yeraltı Otoparkı‘na ait işletme hakkının, 12 Ekim 2020 tarih, 823 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla ve 5 yıl süreyle İZELMAN Anonim Şirketi‘ne verildiği,

İsmet İnönü Kültür Merkezi GRAND PLAZA’ya teslim…

2) 1989 yılında Mehtap Açıkhava Tiyatrosu’nun yerinde yapılan tek salonda 752 kişilik kapasiteye sahip İsmet İnönü Sanat Merkezi işletme hakkının, 14 Haziran 2024 tarih, 574 sayılı İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi kararıyla ve 5 yıl süreyle GRAND PLAZA Anonim Şirketi‘ne verildiği,

İZDOĞA’YA tahsis edilen Göl Gazinosu’nun içler acısı son hali…

3) Kültürpark’taki yapay gölün üstüne kurulmuş olan ve Ada Gazinosu’na komşu yer olan 3.578,18 m² büyüklüğündeki Göl Gazinosu‘na ait işletme hakkının, 16 Haziran 2023 tarih, 654 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla ve arşivimde olduğu için yazıma eklediğim protokol uyarınca¹, 5 yıl süreyle İZDOĞA Anonim Şirketi‘ne verildiği belirtilmekle birlikte; yerine gidip yaptığımız gözlemler neticesinde, gazino binası ile çevresindeki gölün ve diğer eklentilerin Kültürpark Revize Projesi kapsamında yıkılarak tarihi değerinden uzaklaştırıldığı ve yıllardır süren bu çalışmaların -ne yazık ki- henüz bitirilmediği,

GRAND PLAZA’ya verilen İzmir Sanat Kafe.

4) Geçmişinde İzmir‘deki bazı yerel siyasetçileri zengin eden İzmir Sanat Kafe‘ye ait işletme hakkının, 10 Haziran 2024 tarih, 508 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla ve 5 yıl süreyle GRAND PLAZA Anonim Şirketi‘ne verildiği, üst katındaki bölümlerin ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin çalışma ofisleri olarak kullanıldığı,

Kültürpark’taki zenginler kulübü: Kültürpark Tenis Kulübü…

5) Kültürpark Tenis Sahası ve Sosyal Tesisi‘nin 10 Temmuz 1987 tarihinde, güncel rakamlarla 50.000 lirayı bağışladığınız takdirde derneğe üye olup, her yıl 12.000 lira bağışta bulunmak zorunda olduğunuz ve bu nedenle de İzmirli zenginlerin üye olduğu Kültürpark Tenis Spor Kulübü Derneği‘ne kiraya verildiği ve bu kira sözleşmesi 9 Kasım 2017 tarih, 1394 sayılı encümen kararıyla feshedildiği halde; taşınmazdan çıkmayan kiracı kulübün, aradan geçen 6 yıl 9 ay 23 günlük süreye rağmen bu taşınmazın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce değerlendirilmesi işlemine devam edildiği ve bu işlemin olduğumuz bir “göz yumma” haline mi dönüştüğü hususunun belli olmadığı,

Yıllardır tahliye edilemeyen Lunapark alanı.

6) Lunapark sahasındaki kafeterya, idare binası, umumi tuvalet ve müştemilat yapıları, 1 Kasım 2003 tarihinde Coşkun Lunapark Turizm İnş. Tic. A.Ş.‘ne kiralanmış ve aradan 13 yıl geçtikten sonra uygulamaya konulan Kültürpark Revize Projesi kapsamında 23 Ağustos 2016 tarihli, 3043 sayılı başkanlık oluru ile kira sözleşmesi sona erdirilmiş olmakla birlikte, tahliyeye ilişkin yasal işlemlerin devam ettiği 8 yıl 9 günlük uzun bir sürede lunaparkın çalışmaya devam ettiği,

Boş boş bekleyen İzmir Tarih ve Sanat Müzesi.
Kaderine terk edilen İzmir Resim ve Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi.

7) İzmir Tarih ve Sanat Müzesi ile İzmir Resim ve Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi binalarının, 26 Eylül 2002 tarih, 05/83 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na tahsis edildiği, söz konusu müze ile sanat galerisinin 4 Kasım 2022 tarihinden bu yana; yani, 1 yıl 9 ay 28 gündür “çalışmalar bitinceye kadar” kaydıyla kapatıldığı ve halen de kapalı olduğu,²

Kültürpark’taki araç trafiğini arttıran Fuar Asayiş Ekipler Amirliği binası.

8) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 29 Temmuz 2024 tarihli cevabi yazısında “bir kısım alan Fuar Asayiş Ekipler Amirliği tarafından kullanılmakta olup Kültürpark alanı içerisindeki diğer alanlar ise Belediyemiz birimleri tarafından kullanılmaktadır” şeklinde bilgi verdiği Fuar Asayiş Ekipler Amirliği binasının bu alana hangi tarihte ve koşullarla yerleştiği bilinmemektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından tarafıma iletilen bütün bu bilgilerden anlaşılacağı üzere, Kültürpark denilince aklımıza gelen ilk yerlerden İzmir Sanat Kafe, Göl Gazinosu, Kültürpark Yeraltı Otoparkı ve İsmet İnönü Kültür Merkezi gibi yerler İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kendi birimleri yerine, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ticaret yapıp kâr elde etmesi için kurulan belediye şirketlerine, Kültürpark Tenis Tesislerizenginler kulübü” olarak tanınıp bilinen Kültürpark Tenis Spor Kulübü‘ne, lunapark alanı ise yine kâr elde etmek amacıyla amacıyla faaliyet gösteren diğer bir özel ticari şirkete verilmiş; böylelikle Kültürpark alanının ticari amaçlarla kullanılıyor olması her geçen gün genişleyip yoğunlaşmıştır.

Ayrıca bütün bu alanların dışında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 1) Eski Fuar Sergi Holleri ya da Hangarlar olarak bilinen ve yakın zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binası olarak kullanılan yapılar, 2) Veteriner İşleri Küçük Hayvan Polikliniği binası, 3) Atatürk Açıkhava Tiyatrosu, 4) İzmir Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü hizmet binası, 5) Kültürpark Evlendirme Dairesi, 6) Eski İZFAŞ Binası, 7) Celal Atik Spor Salonu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü başkanı Hüseyin Egeli yönetimindeki Esti Sutopu Kulübü‘ne adeta tahsis edilmiş olan Celal Atik Yüzme Havuzu, 8) Sosyal Yardımlar Şube Müdürlüğü‘nün “Süt Kuzusu” yardımlarını organize ettiği bina, 9) Fuar zamanlarında Türk Hava Kurumu (THK) tarafından kullanıldığı bilinen Paraşüt Kulesi, 10) İzmir Müftülüğü‘ne ait olduğunu tahmin ettiğim niteliksiz bir mimari yapıya sahip Mescit Binası, 11) Sosyal Projeler Dairesi tarafından kullanılan Eski Almanya Pavyonu Binası, 12) Kültürpark Şube Müdürlüğü tarafından kullanılan küçük binalar/barakalar, 13) Atlas Pavyonu, 14) Trafo Merkezi ve 15) Daha çok Pakistan Pavyonu olarak bilinen Eski Evkaf Pavyonu, 16) İzmir Sanat Merkezi binası ile açık otoparklar Kültürpark‘ın adeta İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işgal edildiğini göstermektedir.

Bu durum da, başlangıçta bir kent parkı olarak tasarlanıp yapılan; ancak, zaman içinde hem İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne, hem de diğer resmi kurumlara ait yapı ve kullanımlarla birlikte yeşil alanları her geçen gün kemirilip yok edilen Kültürpark‘ın bugün mahkum edildiği bakımsızlık dışında betonarme binalarla dolu bir çöplüğe dönüştüğünü göstermektedir.

Bu durumu, 2016-2019 döneminde Kültürpark Platformu olarak ortaya koyup halen devam ettirmekte olduğumuz Kültürpark mücadelesi ve o mücadeleye katılanlar, hatta en ön saflarda yer alan kurum ve kişiler boyutunda değerlendirmeye kalktığımızda;

TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nin 22 Haziran 2016 tarihli “Kültürpark Alanı İçin Hazırlanan Proje Hakkında Görüş, Eleştiri ve Öneriler” başlıklı raporun 9. maddesi³ ile TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun 26 Eylül 2016 tarihli “TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Kültürpark Projesi Değerlendirme Raporu” başlıklı belgenin 17. maddesinde⁴ “Kültürpark’ın ticari bir alan mantığıyla, bir anonim şirket (İZFAŞ) tarafından “işletilmesi” yerine bu alan daha doğru bir yöntemle park olarak yönetilmeli, organize edilmelidir.“; ayrıca TMMOB Mimarlar, Peyzaj Mimarları ve Şehir Plancıları odaları İzmir şubelerinin bileşeni olduğu Kültürpark Platformu tarafından 2016 yılının Eylül ayında hazırlanan “Kültürpark Projesine İlişkin Değerlendirme Raporu” başlıklı belge⁵ ile Mimarlar Odası Genel Sekreteri Hasan Topal tarafından kaleme alınan “İzmir’in Kongre Merkezi İhtiyaç Değerlendirmesi” başlıklı raporda⁶ “Kongre işletmesi yerel yönetim işi değildir, kongre salonu ve destek birimleri ile birlikte tamamen ticari bir faaliyettir ve Kültürpark’ın o parçası ticari bir işleve terkedilecektir.” ifadelerine yer verildiği için; 2016 yılında meslek odaları ile Kültürpark Platformu tarafından dile getirilen bu düşünce ve talepler çerçevesinde, hem Kültürpark‘ın İZFAŞ tarafından yönetilmemesi, hem de Kültürpark içindeki alan ve yapıların GRAND PLAZA, İZELMAN ve İZDOĞA gibi ticari şirketlerin yönetiminde olmaması amacıyla yapılması gerekenlerin yapılması; ayrıca, rahmetli avukat ve çevre mücadelecisi Noyan Özkan ile sevgili dostum mimar Nejat Saygıner‘in Kültürpark Yeraltı Otoparkı‘nın yapılamaması için verdikleri mücadele çerçevesinde, Kültürpark‘ın içindeki yeraltı otoparkının kaldırılarak oranın yeniden doğaya hediye edilmesini bekliyor ve talep ediyorum.

Kültürpark‘ı ticari bir alan olmaktan çıkarmak amacıyla 2016’dan bu yana düşünce ve taleplerini dile getirenler, o tarihlerde bizim mücadele arkadaşlarımız, şimdi ise büyükşehir ve ilçe belediyelerinde belediye başkanı, başkan yardımcısı, başkan danışmanı, meclis üyesi, CHP grup sözcüsü, daire başkanı ya da şube müdürü olarak görev yaptıkları için; yani atık eleştirip talep eden olmaktan çıkıp bir sorumlu olarak uygulayan/uygulayacak konumuna geldikleri için, yıllar önce bizlerle birlikte meslek odası yöneticisi ya da Kültürpark Platformu bileşeni olarak Kültürpark‘ı ticari alan olmaktan çıkarmak, o nedenle Kültürpark‘ta İZFAŞ, GRAND PLAZA, İZDOĞA ve İZELMAN gibi ticari şirketlere tanınan görev ve ayrıcalıkları kaldırmak, Kültürpark tenis kortları başta olmak üzere tüm spor alanlarını halkın kullanımına açmak ve Kültürpark‘ın yeniden eskisi gibi bakımlı olması için kollarını sıvayarak ve geçmişteki sözlerine sahip çıkarak yola çıkmalıdırlar diye düşünüyorum. Hele ki, 93. İzmir Enternasyonal Fuarı‘nın 30 Ağustos 2024 tarihli açılışına katılıp fuarda belediyesi adına stand açan kent yöneticileri olarak…

Eski günlerden gelen açıklamalar…

Şayet şimdinin belediye başkanları, başkan yardımcıları, meclis üyeleri, danışmanları, daire başkanları ve şube müdürleri eski günlerin hatırına gereğini yaparlarsa, bizler yani, hem Kültürpark Platformu bileşenleri olarak, hem de Kültürpark‘ı sevip onu sahiplenenler olarak arkalarında olur, yaptıkları her doğru uygulamaya destek veririz. Bu arada tabii ki herhangi göreve ya da makama gelir gelmez geçmişteki Kültürpark mücadelesindeki yerini, söylediklerini ve vaatlerini unutup kariyer yolculuğuna çıkanlara bir sözümüz olmadığı için onları bunun dışında tutmak koşuluyla…

Bu yazının bir diğer armağanı olarak, 2019 yılında TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi tarafından hazırlanıp hem Kültürpark‘taki yer ve yapılar hakkında bilgiler veren hem de Kültürpark ile ilgili temel beklenti ve talepleri belgeleyen “Kültürpark’ın Yapı Envanteri“ni, tarihe not düşmek ve hatırlatmak adına yazıma eklemek istiyorum:

……………………………………………………………………………………………..

(¹) İzmir Büyükşehir Belediyesi-İzdoğa Göl Gazinosu Protokolü

(²) https://kvmgm.ktb.gov.tr/TR-46782/gecici-sureyle-kapali-olan-muzeler-ve-bagli-birimler.html

(³)  TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi, “Kültürpark Alanı İçin Hazırlanan Proje Hakkında Görüş, Eleştiri ve Öneriler“, 22 Haziran 2016, s.2.

(⁴)  TMMOB İzmir İKK, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Kültürpark Projesi Değerlendirme Raporu, 26 Eylül 2016, s.10

(⁵)  Kültürpark Platformu, Kültürpark Projesine İlişkin Değerlendirme Raporu, 2016 Eylül, s.33.

(⁶) Hasan Topal, İzmir’in Kongre Merkezi İhtiyaç Değerlendirmesi, s.36.