Yıllarca gizli kalmış belgelerin ışığında CHF/CHP’nin İzmir halleri…

Ali Rıza Avcan

Son haftalarda, biraz da bilip isteyerek resim, şiir ve fotoğraf gibi sanatın farklı alanları üzerine paylaşımlar yapıp hem siyasi anlamda bu gergin, karmaşık ortamda sakinleşmeye hem de tatilde olan arkadaş ve dostlarımı sanatın gönül okşayan güzel duygularıyla mutlu etmeye çalıştım…

Oysa bu süre içinde, Mülkiye‘den mezun olduğum tarihin üzerinden tamı tamamına yarım asır; yani, 50 yıl geçmiş, üstüne üstlük lisans, lisansüstü ve doktora eğitimi sırasında Nermin Abadan Unat, Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Türker Alkan, Cevat Geray ve Ruşen Keleş gibi bu ülkede siyaset üzerine değerli görüşler üretip yayınlar yapmış; hatta, bizatihi parlamentoya girerek siyaset ve siyasetçinin nasıl olması gerektiğini somut olarak gösteren üstat hocalardan siyaset ve siyaset sosyolojisi üzerine dersler almış, Türkiye‘deki ilk kamuoyu yoklaması ekibinde yer almış ve böylelikle siyaset olgusunun bilimsel açıdan nasıl incelenip değerlendirilebileceğini öğrenmiş; ayrıca, 1999-2014 döneminde büyük boyutlu üç seçim kampanyasını yönetip 2001-2004 yılları arasında kamuoyu yoklamaları yapan bir şirketin üst düzey yöneticiliğini yapmış biri olarak son aylarda CHP ve dolayısıyla Yeni Parti cephesinde yaşananlar hakkında bir şeyler söyleyip bir şeyler yazmak ihtiyacını duymuştum.

1950’li yılların İzmir’i… Kaynak: İzmir Şehri İmar Komisyonu Raporu, 1951

Çünkü aldığım onca eğitim ve hayata geçirdiğim onca uygulama sonrasında bunu yapmak benim boynumun borcuydu.

Çünkü bilim insanı ya da iyi gazeteci olduklarına inanıp güvendiğim ve değer verdiğim birçok kişi adeta yankı odasına dönen bir ortamda devamlı kendi aralarında paslaşarak içlerindeki öfke ve kini kusmaya, bu ayrılıktan kaynaklanan sorunu kışkırtıp provoke etmeye, mezhepçilik yaparak olayı çarpıtmaya çalıştı. Şu an itibariyle ellerindeki mühimmatın miktarı azalmış olsa da salvolarını halen devam ettiriyorlar. Aynen son ABD-İran savaşında elindeki silah stoku azaldığı için attığı yalanların azalmaya başladığı Trump gibi…

Ben ise bu süreçte söyleyeceklerimin doğru, anlaşılır ve etkili olması için ortalığın durulmasını, taşan derelerin yatağına çekilmesini, her şeyin netleşip bu olumsuz, kötü sürecin belli bir aşamaya gelerek anlaşılır hale gelmesini bekliyorum.

Fakat bu arada o güne kadar güvenip inandığım; hatta kendisine kefil olduğum birçok ismi sosyal medya arkadaşlığından çıkararak bu tavırları nedeniyle artık onlarla bir ilişkim olmayacağını -ister fark etsinler, ister fark etmesinler- bitirmeye çalışıyorum…

Gündemdeki konu: Kavga eden taraflar, kışkırtanlar ve asıl kararı verecek olan tribünlerdeki izleyiciler…

Çünkü onların etrafa yaymak istedikleri kötücül enerjilerin muhatabı olmak istemiyorum…

Çünkü benim onlardan beklediğim şey, bu kavgada hangi tarafı tutacakları değil; sahip oldukları bilgi, birikim, deneyim ve becerilerle bu karmaşa üzerine kafa yormaları ve yanlış yola girenlere aklın, bilimin ve doğrunun yolunu göstermeleri; yani, bir tür akil adam olmalarıydı…

Onlar ise kendilerine yakışacak böylesi bir tavrı bırakarak işi daha da kızıştırıp provoke etmeye; hatta, kötülük tohumlarını etrafa saçarcasına kara propaganda yaptılar, yapmaya devam ediyorlar… Aynen habis bir ur, kötülük yayan bir trol, bir savaş kışkırtıcısı gibi…

O isimler yarın öbür gün değişik nedenlerle ortadan kaybolup gitseler bile eminim ki, yaşanan kavganın tüm taraflarına yaptıkları kötülükler nedeniyle devamlı hatırlanıp anılacaklar…

Çünkü nehirler, çaylar, dereler ne kadar hırçın akarsa aksın ya da ne kadar taşarsa taşsın, yarın öbür gün felaket günleri geçtiğinde kendi yataklarına dönüp akmaya devam ederler ve her şey kendi rutini içine girer, iyilik yapan iyilikle, kötülük yapan da kötülükle anılır…

Oysa değişik akademik unvanlarla donanmış bu bilim insanlarının, aklı başında deneyimli gazetecilerin ya da görmüş geçirmiş siyasetçilerin böylesine çirkin bir ağız dalaşına girmeden, ortalığı bulandırmadan, insanları birbirine düşürmeden böylesi bir durumun niçin ortaya çıktığı konusuna odaklanıp nedenlerini araştırması, bu yanlışlıkların hangi yapılanma, düşünce, politika, strateji ve taktikten kaynaklandığını ortaya koyup tartışması, bu sonuçlar üzerinden çözüm odaklı öneriler geliştirmesi gerekirdi. Kendilerinden beklenen açıkçası buydu… Böylelikle geçen haftaki yazımda sözünü ettiğim ABXY oyunundaki hakemin devamlı kazanıp kavgaya tutuşan tarafların kaybetmesi gibi bir oyunun oynanmasını engelleyip tarafların birbirlerine anlayış ve saygı göstermelerini sağlayabilirlerdi.

Tam bu düşünceler içinde çırpınırken bir akşam Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi‘nde yaptığım rutin taramalar sırasında büyük bir tesadüf eseri karşıma CHF/CHP ile ilgili 330 adet tarihi yazışma çıktı…

Hem de 8 Ocak 2024 tarihine kadar -hangi nedenle olduğunu bilmediğim bir şekilde- gizli tutulup aynı tarih, 97024 sayılı olurla gizli olmaktan çıkarılan 330 adet tarihi yazışma, 330 adet resmi belge…

13.08.1931-09.02.1951 döneminde Ankara‘daki CHF/CHP genel merkezi ile İzmir‘deki CHF/CHP İl Vilayet Heyeti Reisliği arasında gidip gelen ve gün yüzüne çıkmamış 330 adet tarihi yazışmayla inşa edilecek bucak, ocak ve halkodası hazırlanan proje raporları, metraj cetvelleri ve mimari çizimler ve partinin sahip olduğu gayrimenkulleri gösteren diğer belgeler…

İlk yaptığım iş, tabii ki İzmir olarak bilmediğimiz şeyleri bizlere anlatan bu oldukça ilginç belgeleri yıllarına ve konularına göre ayırıp ayrıntısı ile birlikte incelemek ve fihristini çıkarmak oldu…

Bu şekilde karşıma çıkan bu belgeler, o günkü İzmir‘in merkezinde yer alan Dolaplıkuyu, Kahramanlar, Tepecik, Tilkilik, Pazaryeri, Turan, Çimentepe ve Bayraklı gibi bucaklarla (nahiye) Ödemiş/Birgi, Bayındır/Kalfa köyü, Dikili/Çandarlı, Aliağa, Çeşme, ve Seydiköy gibi -eski deyimiyle- kazalardaki parti merkezleriyle halk odalarının yapılması, onarılması, bu tür yapıların inşa edileceği arsaların kapatılan Türkocakları‘ndan devri ya da satın alınması, diğer yandan da partinin sahip olduğu gayrimenkullerle ilgiliydi.

Bu yazıları okuyup tasnif ederken Cumhuriyet Dönemi‘nin tek partili aşamasını oluşturan süreçte bugün “ilçe” adını verdiğimiz yönetim birimine “kaza”, ilçeye bağlı yönetim birimlerine sırasıyla “kurağı”, Latince‘deki “communis” ya da Fransızca‘daki “commune” sözcüğünden ilhamla “kanon”, “nahiye” ve “bucak” denildiğini, il ya da ilçe yönetim kurullarının da “ilyönkurul” ya da “kazayönkurul” adlandırıldığını öğrendim. Bu anlamda bugünkü Alsancak bölgesiyle Tilkilik ya da Dolaplıkuyu gibi bölgelerin o günlerde “kamun”, “kanon” ya da “bucak” olarak kabul gördüğünü anladım.

Şimdi o belgeleri yakın arkadaşlarımla birlikte tekrardan inceleyip yorumlamaya ve bu belgelerde adı geçen CHF/CHP binalarının yerini bulmaya, değişmiş olan tapu kayıtlarını öğrenmeye çalışıyorum… Belki böylelikle CHF/CHP binalarının İzmir içinde nerelerde bulunduğunu, parti binalarıyla halkodalarının yeri seçilirken nasıl bir seçim yapıldığını, bu tercihlerin iletişim ve örgütlenme üzerindeki etkisini anlayıp çözmeye çalışacağız… Belki de bu bilgileri dijital bir haritaya işleyerek CHF/CHP‘nin o tarihlerde nasıl bir örgütlenme ve iletişim ağı oluşturduğunu görmeye çalışacağız…

Daha önce Mason Locası’na aitken CHP tarafından satıl alınan; ancak biriken borçlar nedeniyle 1950’de satılan Alsancak Bucak Merkezi ve Halkodası… Şimdi ise büyük bir tesadüf eseri olarak 862 sokakla Atatürk Bulvarı’nın bulunduğu bu köşede Büyük Mason Locası’nın kunt binası var…
CHP Alsancak Bucak Merkezi ve Halkodası… Kendi tarihini, geçmişini kültürel miras olarak koruyamayan bir siyasi parti…
CHP Alsancak Bucak Merkezi ve Halkodası… Bu mekanda kim bilir kimler konuştu, hangi tiyatro oyunları oynandı?

Ancak şu hususu baştan ifade etmeliyim ki, senelerden beri CHP‘li olmakla övünen, genel ve yerel seçimlerde devamlı olarak ve büyük çoğunlukla CHP‘yi seçen İzmir‘de 1930-1950 döneminde Kemeraltı Beyler sokağında olduğu söylenip elimdeki bu belgelere göre 11 odalı parti malı il merkezinin bugün hangi binaya tekabül ettiği, Demokrat Parti iktidara geldikten sonra Hazine‘ye devredilip 7 Şubat 1955 tarih, 4/4384 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile İzmir Gazeteciler Cemiyeti‘ne satılan 1227 ada, 10 parseldeki CHP binasının nerede olduğu bilinmediği gibi; Dr. Erkan Serçe‘nin 1996 tarihli doktora tezinden hareketle aynı tarihçiye İzmir Büyükşehir Belediyesi ‘nin 150 yıllık kurum tarihi yazdırılmakla birlikte, aynı belediyenin APİKAM kısa adıyla bilinen Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Şube Müdürlüğü ya da doğrudan doğruya CHP il örgütünün kendisi CHP İzmir örgütünün 1923 sonrasındaki tarihini ele alan herhangi bir çalışmayı yaptırmadığı; açıkçası, CHP‘nin, İzmir‘deki kendi tarihine sahip çıkmadığı anlaşılmaktadır.

CHP İzmir il örgütünün ve belediyelerinin kendi tarihlerine yönelik böylesi ilgisizliklerinin yanında sözünü ettiğim bu 222 belgeyi incelediğimde, 1931, 1932 ve 1933 gibi erken tarihlerde adeta sosyal devlet olmanın ön habercisi olarak kentteki dar gelirli işçilerle göçmenlerin yararlanması için kreş yapımlarının düşünülüp bunun içinde girişimlerde bulunulduğunu, bucak merkezi ya da halkodası olarak projesi hazırlanan binalarda daha fazla insanın gelmesi için açık ya da kapalı sinemalara yer verildiğini, yapılan her yapıda muhakkak bir kütüphanenin bulunduğunu ve buralardaki kitap alışverişleriyle ilgili istatistiklerin düzenli olarak tutulduğunu görmek benim için sürpriz niteliğindeki tespitlerdi.

Bu arada, -aynen şimdilerde olduğu gibi- CHF/CHP içinde şimdikilere benzer bazı garip olayların yaşandığını da belirleme imkanına kavuştum. Örneğin Seydiköy‘de emval-i metruke mallarının dağıtımından geriye kalan bir kahvehane binasının 1933 yılında CHF tarafından 6.000 liraya satın alınmasını sağlayacak bir ihalenin açılması için o zamanki CHF genel sekreteri Recep Peker imzasıyla Maliye Bakanı‘na ricada bulunulup bu rica üzerine ihale açılmasına rağmen Seydiköy‘deki CHF‘lilerin kendi aralarında para toplayamaması nedeniyle ihaleye katılan bucak başkanı Mehmet Tevfik‘in bu kahvehaneyi kendi parası ile aldığı ve aynı bucak başkanının bir süre sonra CHF adına tapuya kaydedilen arsanın kendi üzerine geçirilmesi için tapu dava açarak kazandığını belirledim. Böylelikle üst düzeyden gelip giden ricalar sayesinde bu arsayı adrese teslim suretiyle yapılan bir ihalede “kime niyet kime kısmet” ya da “ava giden avlanır” sözlerini doğrularcasına, muhtemelen malını mülkünü geride bırakmak zorunda kalan birine ait emval-i metrukeye haksız bir şekilde el konulması amacıyla yapılan bir operasyon CHF aleyhine sonuçlanmıştır…

İkinci bir örnek olarak, Tire Kazayönkurul Başkanı Giritli Ali‘nin Tire‘ye gelen Yunanlı turistlere işaret parmağı ile polisleri göstermesi nedeniyle arkadaşları tarafından “Yunan casusu” olarak suçlanıp yöneticilikten alındığını anlatmam gerekir. Tabii ki o tür arkadaşların şimdilerde yine kendi kankalarını, kendi yoldaşlarını ağızları köpürerek nasıl suçladıklarını bilip hatırlayarak…

İzmir CHF Tilkilik İdare Heyeti bandosu ile birlikte bayram kortejinde…

Ama her şeyden önce tek parti iktidarının geçerli olduğu bu dönemde tek parti olmanın avantajını kullanmasını beklediğimiz CHF/CHP teşkilatlarının örgütlenme, yönetici sayı ve kalitesi, mali yapı ve üye sayısı itibariyle oldukça zayıf olduğunu, partinin il merkezindeki nispi gücüne karşılık taşra dediğimiz kaza ve bucaklarda neredeyse var olmadığını, üye sayılarını bile bilmediklerini, örgütlerin toplantı yapmadığını ve dolayısıyla karar almadığını, aidat toplamayıp belediyelerin sağladığı imkanlarla yetindiklerini, yazışmaların aylarca, yıllarca sürüncemede kaldığını, parti bürokrasisinin oldukça zayıf olduğunu, 1936 sonrasında partinin adeta devlete; yani valiliklere bağlanıp “devlet partisi” haline geldiğini gördüm.

Ayrıca bütün bu bilgileri Serap Tabak‘ın Toplumsal Tarih dergisinin 1995 Nisan ayına ait 16. sayısında yayınlanan “Serbest Cumhuriyet Fırkası Denemesinden Önce İzmir’de Cumhuriyet Halk Fırkası 1928-1930” başlıklı makalesiyle Fatih Selçuk‘un “Tek Parti Dönemi’nde İzmir’de Cumhuriyet Halk Partisi: Müfettişlik Raporları Üzerinden Yeni Bir Değerlendirme (1936-1937)” başlıklı makalesini; ayrıca Tülay Aydın‘ın 2018 tarihli “Tek Parti Döneminde CHP’nin Taşra Örgütlenmesi ve Merkez-Taşra İlişkileri (1935-1945)” isimli doktora tezini, Demet Öztekinli Vural‘ın 2017 tarihli “İzmir’de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Kuruluşu ve Teşkilatlanması (1923-1938)” isimli yüksek lisans tezi ile Zeynep Yılmaz‘ın 2019 tarihli “CHP Parti Müfettişlik Raporlarına Göre İzmir (1935-1950)” başlıklı yüksek lisans tezini okumaya başladığımda benim belgelere bakarak gördüğüm birçok hususun o bilimsel çalışmalarda da dile getirildiğini görmekle birlikte 9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ankara‘da kurulan Cumhuriyet Halk Fırkası ve dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi‘nin 1923-2026 dönemindeki tüm İzmir tarihinin bilimsel boyutta ele alınıp incelenmediğini, o tarihlerde kullanılan il binası ile ilçe, bucak ve halkodası olarak kullanılan binaların nerede olduğunun bile bilinmediğini ve bunlara sahip çıkılmadığını fark ettim.

Oysa CHF/CHP binalarının kentin içindeki konumlarının bilinmesi, bu binalara kültürel miras olarak sahip çıkılıp korunması ve bu örgütlenme ağının CHF/CHP‘nin gelişimi açısından yorumlanabilir olması bizlere ne güzel fırsatlar sunar, yapılan doğru ve yanlışları tespit etmemizi ne kadar kolay yakalamamızı sağlardı…

Belki de böylelikle CHF/CHP‘nin geçmişteki tarihi üzerine yerleştireceğimiz günümüz CHP‘sini daha iyi anlamamız, yaşanan bu karmaşa ve kaosun nedenlerini daha rahat bulmamız, tartışıp öneriler geliştirmemiz mümkün olurdu…

Çünkü; Futura dormit in occultis corridoribus praeteritorum!;

yani gelecek, geçmişin gizli kalmış koridorlarında uyur!

Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF)’nın kurucusu Fethi Okyar’ın 5 Eylül 1930 tarihinde İzmir’e gelişinde onu karşılayan geniş kalabalıklar…

Anlaşılan o ki, 2024 yılına kadar gizli tutulan 222 adet belgenin kaleme alındığı 1931-1951 tarihleri arasındaki 20 yıllık sürede önce Cumhuriyet Halk Fırkası, daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi denilen siyasi yapılanma, yerel parti örgütlerinin 1936’da valilere bağlanması ile birlikte sahip olduğu örgütsel zayıflıklar nedeniyle adeta devleti “parti devleti” haline getirmek yerine devletin emrine girerek “devletin partisi” haline gelmiş, kent merkezinde bir ölçüde var olmakla birlikte İzmir‘in ilçe ve bucaklarında neredeyse yok hükmünde olan bir siyasi örgüt olarak karşımıza çıkmıştır.

Ama yine de İzmir‘deki CHF/CHP gerçeğinin tarihsel boyutta araştırılarak geçmişten gelen kusur ve kabahatlerle olumlu özelliklerin partinin yaşadığı tüm bölünme, ayrılıp başka bir partiye dönüşme, zayıflayıp etkisizleşme ve kapatılma olaylarındaki etkisinin ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum. Bunun da bir tez, bir makale ya da bir proje boyutunda kişisel olarak değil kurumsal olarak ele alınması gerektiğini, geçmişi, bugünü ve geleceği ile birlikte CHP‘nin oluşturacağı disiplinlerarası bilim kurullarıyla hem genel merkez hem de yerel düzlemde kendi kurumsal tarihini yazdırmasını, ayrı bir CHP arşivi ile müzesinin oluşturulmasını öneriyorum.

Yoksa 1930’lı yıllarda yaşanan Serbest Cumhuriyet Fırkası ya da şimdilerde yaşanan Yeni Parti bölünmesi gibi büyük sorunlarda o sorunun nedeni, gelişimi ve sonuçları bilimsel yöntemlerle ortaya konulup irdelenemez ve adı ne olursa olsun her eski ya da yeni parti aynı dalgalanmaları, aynı bölünmeleri yaşar durur…

Aynı parti çatısı altında kalmayı tercih etseniz ya da ayrılıp geçmişe özlemle “yeni” adında bir parti de kursanız; böbürlenerek “kurucu parti” olduğunu söylediğiniz ya da “baba ocağı” olarak adlandırdığınız partinizin geçmişini, tarihini iyi bilip bunu bağımsız bilim insanlarından oluşan bir kurul eliyle kurum tarihinizi kaleme alıp düzenli bir CHP arşivi ile CHP müzesini düzenleyerek kendinize, üyelerinize, seçmenlerinize ve siz oy vermeseler bile tüm bir topluma anlatmak zorundasınız. Bunu yapmadığınız sürece ne siz kendinizi tanıyıp sorunlarınızı çözebilir ne de seçmen çoğunluğuna kendinizi anlatabilirsiniz…

Çünkü geçmişinden ders almayanlar ve o dersleri kulak ardı edenler gelecekte karşılarına çıkacak her şeyi hak ederler…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) Günver Güneş, “İzmir Türk Gençler Birliği Mahfeli-Tilkilik Türk Gençler Birliği ve Cumhuriyet Dönemi’nde İzmir’deki İlk Gençlik Dergisi – Türk Gençleri Dergisi”, Kebikeç/20, 2005, sh.91-107

Yararlanılan Kaynaklar

Serap Tabak, “Serbest Cumhuriyet Fırkası Denemesinden Önce İzmir’de Cumhuriyet Halk Fırkası 1928-1930″, Toplumsal Tarih, Nisan 1995, Sayı 16, sh.42-47.

Fatih Selçuk, “Tek Parti Dönemi’nde İzmir’de Cumhuriyet Halk Partisi: Müfettişlik Raporları Üzerinden Bir Değerlendirme (1936-1937)”, Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, 31 Aralık 2024, sh. 105-154.

Tülay Aydın, “Tek Parti Döneminde CHP’nin Taşra Örgütlenmesi ve Merkez-Taşra İlişkileri (1935-1945)”, Yayınlanmamış doktora tezi, 2018.

Demet Öztekinli Vural, “İzmir’de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Kuruluşu ve Teşkilatlanması (1923-1938)”, Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, 2017.

Zeynep Yılmaz, “CHP Parti Müfettişlik Raporlarına Göre İzmir (1935-1950)”, Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, 2019.

Günver Güneş, “İzmir Türk Gençler Birliği Mahfeli-Tilkilik Türk Gençler Birliği ve Cumhuriyet Dönemi’nde İzmir’deki İlk Gençlik Dergisi – Türk Gençleri Dergisi”, Kebikeç/20, 2005, sh.91-107.