İzmir’in genel tuvalet sorunu…

Ali Rıza Avcan

Yenip içilen şeylerin öğütülüp sindirildikten sonra dönüşmüş bir biçimde dışkı olarak bedenin dışına atılması, hayvanların ve insanların; yani, bir kısım canlının temel fonksiyonlarından biridir. Sağlıklı yetişkin bir canlıda çok daha düzenli çalışan bu sistem çocuklarda, yaşlılarda ve hastalarda zamanla bozulup aksayabilir, hastalıklara neden olabilir. Hele ki nüfusu sürekli ve düzenli olarak yaşlanan, 65 yaş üstü nüfusu toplam nüfusun % 10,8’ini bulduğu bir kentte… Bu nüfusa, çocukları ve hastaları da dahil ettiğimiz takdirde o kentte yaşayan ya da çalışanların büyük bir kısmının ev ya da iş dışındaki sosyal yaşamlarında yiyip içtiklerini bedenin dışına atabileceği ve bizlerin “umumi” ya da “genel” demeyi tercih ettiğimiz modern, sağlıklı, hijyenik tuvaletlere ihtiyaç duyacağı ortaya çıkar.

Bu ihtiyaç, içinde yaşayıp çalıştığımız İzmir için uzun yıllardır büyüyen bir sorun olarak varlığını sürdürdüğü için bugünkü yazımı, bu sorunun son durumunu, toplu ulaşım sistemi ve yeme-içme sektörüyle kentin Kemeraltı, Basmane, 1. Kordon, Alsancak ve Karşıyaka gibi iç ve dış turizm açısından önemli cazibe merkezleri itibariyle tespit edip öneriler geliştirmeye ayırdım.

Ancak ondan önce, bu sorunu 28 Mayıs 2018 tarihinde; yani, bundan tam 5 yıl 2 ay 16 gün önce dile getirip linkini aşağıda paylaştığım “Umumi tuvalet sorunu” başlıklı yazıyı yazdığım için, bir girizgâh olarak, önce o eski yazıyı okuyarak aradan geçen süre içinde bu sorunun nasıl büyüyüp arttığını yakından görmenizi diliyorum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sorumluluğundaki kent içi ve dışı toplu ulaşım hizmetlerinde genel tuvalet konusu halen çözümlenmemiş büyük bir sorundur. Çünkü, İzmir Metrosu ve İZBAN istasyonlarına güvenlik gerekçesiyle tuvalet yapılamayacağı söylenmekte, genel tuvaletlerin güvenlik açısından riskli olduğu anlatılmaya çalışılmaktadır. Ama ESHOT otobüslerinin Halkapınar Aktarma Merkezi‘nde otobüs sürücülerinin kullanması için kapısı kilitli olup anahtarı hareket şefliğinde olan bir tuvalet bulunduğu halde tuvalete gitmek isteyen yurttaşlar yakındaki caminin tuvaletine yönlendirilmektedir.

Ayrıca, şayet İZBAN‘ın Alsancak istasyonundaysanız sizin ihtiyacınızı acilen karşılayacak tek yerin, istasyonun hemen yanındaki TCDD mescidinin tuvaleti olduğunu söyleyebilirim.

İzmir Metrosu ve İZBAN‘la ESHOT otobüslerinin hareket noktalarıyla istasyonlarda güvenlik gerekçesiyle genel tuvalet bulunmamakla birlikte; aynı toplu ulaşım sistemindeki İZDENİZ‘e ait iskelelerde; örneğin, Konak, Karşıyaka, Pasaport ve Bostanlı iskelelerinde genel tuvaletler bulunmakta, feribotlardaki tuvaletler ise girip kullananların sağa sola dokunmaktan çekindiği pis, bakımsız ve hijyen koşullarından uzak bir manzara sergilemektedir. Bu durum insanın aklına “metro, tramvay ve İZBAN için geçerli olan güvenlik tehlikesi İZDENİZ iskeleleri için geçerli değil mi?” sorusunu getirmektedir.

Bu arada, iskelelerdeki tuvaletlerin vapur seferlerinin devam ettiği ve yolcuların iskelere geldiği ya da gittiği bozuk olma ya da temizlik yapılması gerekçesiyle sık sık kilitlenip kapatılmasını ya da bazı iskelelerdeki tuvaletlerin niye Alsancak iskelesinde olmadığını düşünüp sorgulamamanız gerekmektedir…

Tramvay durağında tuvalet olmadığı için yakındaki işyerine gitmek isterken trafik kazasında ölen görevlinin ölümü…

Bu alandaki diğer bir sorun ise, tramvay duraklarındaki görevlilerin tuvalet ihtiyaçlarını nasıl karşılayacakları sorunudur. Yakın zamanda tramvayın Köprü durağında tuvalet olmadığı için yolun karşısındaki bir işyerinin tuvaletine gitmek isterken geçirdiği bir trafik kazası sonucu ölen Hülya Onaylı vesilesiyle basına yansıyan bu sorun, -ne yazık ki- halen çözümlenmemiş, duraklarda uzun sürelerle görev yapan görevliler çözümü en yakındaki işyerinin tuvaletini kullanma şeklinde çözmeye devam etmektedirler.

Bu kentteki yeme-içme mekânlarında; özellikle Kemeraltı, Basmane, 1. Kordon, Alsancak ve Karşıyaka gibi turizm açısından önemli bölgelerdeki lokanta, restoran, bar ve kafelere gittiğiniz takdirde o işyerlerinin tuvaletlerinin genellikle minarelerdeki örneklerine benzeyen dar merdivenlerle çıkılan üst katlarda yer aldığını, çoğunun mekânın küçük olması nedeniyle yetersiz olduğunu, sırf bir tuvalet yapılmış olması için yapıldığını görürsünüz. Ama kabul etmek gerekir ki, bu tuvaletler o işletmenin sorumluluğunda olduğu için diğerlerine göre daha iyi durumdadır: En azından temiz, bakımlı ve daha sağlıklı koşullara sahiptir.

İzmir‘in tarihi kent merkezindeki Kemeraltı Çarşısı‘nın tuvalet sorunu, deyim yerindeyse ezeli ve ebedi bir sorundur ve yakın zamanda, “Kemeraltı’nın 50 yıllık sorununu çözdük” iddiasıyla ortaya çıkıp aynı partinin mensubu eski belediye başkanlarını bir kalemde harcayan belediye başkanlarının kendi hizmet dönemlerinde beceremediği bir konudur. Her gün binlerce turistin ve müşterinin ziyaret ettiği çarşıdaki genel tuvaletler kadın turistlerin çekinerek, cami cemaatinin de bu durumu istemeden kabullendiği cami tuvaletleriyle Kızlarağası ve SSK hanlarındaki tuvaletlerdir: Hisar, Kemeraltı, Kestanepazarı, Hacı Mahmut, Salepçioğlu gibi camilerin tuvaletleriyle Kızlarağası ve SSK işhanlarındaki pis, bakımsız, hijyen koşullarından uzak, denetlenmeyen ve her birinde birbirinden farklı yüksek ücretlerin talep edildiği kötü tuvaletler… Rivayet odur ki, çoğunluğu Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘ne ait olan bu tuvaletleri devamlı olarak kiralayan kişinin de bir avukat olduğu söylenir.

Kemeraltı’nda davul zurnayla açılan bir tuvalete dair gazete haberi…

Bu sorun bugün öylesine komik; hatta trajik bir hal almıştır ki, Kemeraltı‘nda yukarıdaki gazete haberine konu olan davullu zurnalı tuvalet açılışlarına tanık olur veya her zaman yaptıkları çay ya da kahve içme davetlerine kanıp TARKEM‘e gitmeye kalktığınızda, genel tuvaletler dışında Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale‘yi kurtaracağız diyen bu soylulaştırma şirketinin misafiri olarak gidebileceğiniz tek tuvalet o handaki tüm işyerlerinin ve müşterilerinin kullandığı oldukça kötü koşullar altındaki Abacıoğlu Hanı‘nın tuvaletidir. Ya da biraz daha ileriye gidip eski bir ibadethane olan 926 sokaktaki Portekiz Havrası‘nın hemen karşısında çirkin bir maviyle boyanmış duvarın dibine bırakılmış insan ve köpek dışkılarıyla muhatap olursunuz.

Gördüklerimi daha yakından çekmek istemedim…

İşte bu anlamda, Kemeraltı Çarşısı‘nın ezeli ve ebedi genel tuvalet sorunu, adres olarak gösterilen cami ve işhanı tuvaletleri dışında yıllardır çözümlenmemiş, İzmir’in güzel bir özeti olan Kemeraltı bir türlü çağdaş, temiz, bakımlı, hijyenik ve ucuz genel tuvaletlerine kavuşamamıştır.

https://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/izmir/kemeralti-carsisina-modern-tuvalet-40448006

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne alınan İzmir Tarihi Liman Kenti alanında yer alan Basmane‘de de tuvalet ihtiyacınızı gene çok kötü koşullardaki cami tuvaletleri ile çözebilirsiniz. O nedenle Basmane ve Kadifekale‘deki gezilere katılan birçok turist temiz, bakımlı ve hijyen koşullarına sahip tuvalet bulmakta zorluk çekmektedir. Bu konudaki tek istisna ise, İzmir Agora Örenyeri girişindeki turistik tuvalettir ki, ona da 130 lira gibi oldukça yüksek giriş ücretini ödedikten sonra ulaşabilirsiniz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Ahmet Piriştina döneminde tasarlanıp düzenlenen 1. Kordon‘da 75 santimetreden yüksek yapı yapmak ilk yıllarda mümkün olmamakla birlikte; bu yasağı ilk delen bizzat İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kendisi olmuş, Alsancak İskelesi‘nin hemen önüne bozuk para ile girilen, bozuk paranız olmadığı takdirde en yakındaki işyerinin tuvaletine yönelip reddedilme riskini göze alacağınız bir ortamda, yüksekliği 3 metreyi geçen bir tuvalet yapılmış, ardından bu prefabrik yapının hacmi ve yüksekliği daha da arttırılmıştı. Bugün iskelenin önündeki o heyûla portatif tuvalet, 1. Kordon’daki tek genel tuvalet olma vasfını sürdürmektedir.

Alsancak‘taki genel tuvalet sorunu ise işyerlerinin yasakladığı ya da para karşılığında kullandırdığı yeme-içme mekânlarına ait tuvaletlerle çözülmekte, İtalyan Kültür Merkezi‘nin yanındaki hastalık kapabileceğiniz perişan haldeki tuvalet ise kapatıldığı için büyük bir kamusal tuvalet açığı varlığını sürdürmektedir.

Evet, bugün itibariyle İzmir‘in genelinde hepimizin; özellikle çocukların, çocuklu annelerin, yaşlıların ve hastaların kullanabileceği modern, sağlıklı ve hijyen koşullarına sahip genel tuvalet yokluğu her geçen gün boyutunu arttırarak sürdürmektedir. Bu anlamda;

2. Mevcut olan tuvaletler düzenli olarak denetlenmediği için tümü hijyen koşullarından uzak, kötü, pis ve bakımsız vaziyettedir.

3. Bu büyük eksikliği gidermek ve mevcut olanları iyileştirmek için ufukta bir planlama, uygulama ve denetleme çabası da gözükmemektedir.

Tabii ki kendi görev alanındaki genel tuvalet sorununu çözemeyen bir belediyenin Akbelen mücadele alanına seyyar tuvalet gönderen İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin durumu, o tuvaletleri oraya sokmak istemeyen iktidar ve onun zor gücü kadar acınacak bir durumu ortaya koymaktadır.

Umumi tuvalet sorunu: https://kentstratejileri.com/2018/5/28/umumi-tuvalet-sorunu/

(1) https://acikveri.bizizmir.com/en/dataset/akilli-tuvaletler/resource/d87de3c1-9bc0-4a8c-842a-90cd2a30d03a

(2) https://acikveri.bizizmir.com/tr/dataset/moduler-tuvaletler/resource/8f6e905d-3f76-45e5-b52a-b89be7d4631b

Bir kıyaslama olanağı: İzmir ve İstanbul metroları…

Ali Rıza Avcan

Bir insanın yurt içinde ya da dışında farklı kentlerde yaşamış olmasının, ona kıyaslama ve bu kıyaslamaya bağlı olarak doğru değerlendirmeler yapma olanağı sağladığına inanırım. Bu bağlamında ömrü boyunca, hatta askerliğini bile İzmir‘de yapmış, İzmir‘in dışına çıkmamış arkadaş ve dostlarımın bu kentte olan bitenler; özellikle de yerel hizmetler konusunda belirgin, doğru ya da sağlıklı bir fikre sahip olmadığına tanık olurum. Benim, uzun sürelerle Ankara, İstanbul ve İzmir‘de, 2 yıl gibi kısa bir süre Bursa‘da yaşamış olmam; ayrıca, 13 yıl süreyle görev yaptığım Yerel Yönetimler ve İçişleri bakanlıklarında ülkemizdeki yüzlerce belediyeyi denetlediğim dönemde, Anadolu ve Trakya‘daki birçok kent ve yerleşimi yakından tanıyıp öğrenmem nedeniyle ciddi bir kıyaslama potansiyeline sahip olduğumu düşünür ve böyle bir deneyime sahip olduğum için, -açık söylemek gerekirse- sevinir, bunun az bulunur bir zenginlik olduğuna inanırım.

Geçtiğimiz hafta, bugüne kadar ürettiği bilginin açık ve demokratik bir paylaşımın konusu olmasını sağlamak amacıyla, değerli hocam ve “İzmir’in Bilim Amazonu” olarak nitelendirdiğim Prof. Dr. Nermin Abadan Unat‘ın bugüne kadar yazdığı kitap, makale, bildiri ve sunumlarla gazete ve dergi yazılarından oluşan bibliyografyasını düzenleyip dijital arşivini oluşturmak amacıyla Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi tarafından geliştirilen ve benim de gönüllü olarak katkıda bulunduğum bir proje nedeniyle, baba memleketim olan ve 1981-1997 döneminde yaşadığım İstanbul‘daydım.

O nedenle, sevgili hocamın yılların birikimiyle oluşturduğu büyük ve zengin kütüphanesinde dört gün çalışma olanağına kavuştum ve bu süre içinde İTÜ‘nün Ayazağa Kampüsü‘ndeki yeşillikler arasındaki Yılmaz Akdoruk Konukevi‘nde kaldım. Bu durumda, haliyle İTÜ‘nün Ayazağa‘daki kampüsü ile hocamın Etiler‘deki evi arasında metro ile gidip geldim. Ayrıca arkadaş ve akrabalarıma ayırdığım zamanlarda Yıldız-Mahmutbey arasındaki metro hattını, Mecidiyeköy-Söğütlüçeşme güzergâhındaki metrobüs hattını, Üsküdar-Ümraniye arasındaki metro hattını, İzmir‘e dönerken de Yenikapı-Havaalanı arasındaki metro hatlarını deneme imkanına sahip oldum.

İstanbul‘a varışımda edindiğim 50 liralık İstanbulkart ile toplam 6 günlük sürede HacıosmanYenikapı arasındaki M2 hattını 8 kez, Levent-Boğaziçi Üniversitesi arasındaki M6 hattını 7 kez, Yıldız-Mahmutbey arasındaki M7 hattını 4 kez, Yenikapı- Havaalanı arasındaki M1a ve M1b hatlarını 1 kez; bu 4 metro hattını toplam 20 kez; bunun dışında Mecidiyeköy-Söğütlüçeşme metrobüs hattını toplam 4 kez kullanarak ve bunun karşılığında toplam 470 lira harcayarak edindiğim deneyimleri, İzmir‘deki metro deneyimlerimle kıyaslayabilir hale geldim. Hem de, İzmir‘de bir gün devam ettiği halde kendini demokrat sanan birilerinin sırf siyasetteki fanatik taraftarlıkları ve yandaşlarını korumak amacıyla işçi sendikasını ve grevdeki işçileri bir kalemde harcadıkları, işin perde arkasındaki bilgilerle ilgilenmedikleri İzmir Metro grevinin yaşandığı günlerde…

Şimdi isterseniz, İstanbul ve İzmir metro hatlarıyla işletmesi hakkındaki izlenim ve değerlendirmelerimi kıyaslayarak sizlerle paylaşayım:

1. İstanbul‘da bulunduğum ilk günlerde Yenikapı-Hacıosman arasındaki M2 hattının İTÜ Ayazağa-Levent bölümü ile Levent-Boğaziçi arasındaki M6 hattının Levent-Etiler bölümü arasındaki aktarmalı yolculuklarda daha çok üniversite öğrencileriyle muhatap olup, İTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri arasındaki farklılıkların ayırdına vardım. Ama benim anlatmak istediğim kıyaslamalar açısından daha uzun olan Yenikapı-Hacıosman arasındaki M2 hattında kablosuz internet hizmeti sunulurken Levent-Boğaziçi Üniversitesi arasındaki M6 hattında bu hizmetin olmadığını fark ettim.

Daha sonraki günlerde, bu yoksunluk halinin Yıldız-Mahmutbey arasındaki M7, Yenikapı-Havaalanı arasındaki M1a ve M1b hatları için de geçerli olduğunu; böylelikle, metro hatları arasında kablosuz internet hizmetleri açısından büyük farklılık ve ayrımlar olduğunu anladım.

Ayrıca M1a, M1b, M6 gibi uzun hatlarda daha uzun katarlar (8 ya da 9 vagon) daha kısa süreler için çalışırken yolcu sayısı aslında diğerlerinden pek de az olmayan M7 gibi hatlarda gecenin ilerleyen saatlerinde 4 vagondan oluşan kısa katarların kullanıldığını; böylelikle, araç içindeki sıkışıklığın diğerlerine göre daha fazla olduğunu gördüm.

Ele aldığım bu ilk kıyaslama konusu, İzmir Metrosu‘nda sadece istasyonlarda kablosuz internet internet hizmeti olup vagonlarda olmadığı için değerlendirmeye bile konu olmayacaktır.

2. İstanbul‘daki uzun ve kısa hatlarda metro katarlarının, tünel içinde uğultu çıkaracak kadar hızlı olduklarına, önleri sıra getirdikleri güçlü hava akımının istasyonlarda oldukça serin bir hava yarattığına tanık oldum ve bu hız nedeniyle oluşan hava akımları acaba yenilenebilir enerji kaynağı olabilir mi diye düşünmekten de kendimi alamadım… Örneğin, İnternet ansiklopedisi Vikipedi‘ye baktığımda, benim sıklıkla kullandığım Yenikapı-Hacıosman arasındaki M6 hattındaki ortalama hızın 80 km/saat, İzmir‘deki tek bir hattaki ortalama hızın ise bunun yarısı; yani, 40 km/saat olduğunu öğrendim. (1)

3. İzmir’e ilk geldiğim 1990’lı yılların son diliminde MavişehirBalçova Termal Tesisleri arasındaki otobüs hattında 70-80 adet durak olduğunu, otobüslerin duraklarda ve kırmızı ışıklarda durması nedeniyle yolculuğun oldukça uzun sürdüğünü fark ederek bu ilginç durumu keyiflerine düşkün İzmirlilerin yürüyerek kendini zora sokmama istediğinden kaynaklandığını düşünmüştüm.

Bu durumu İstanbul‘daki metro istasyonu sayısı ve aralarındaki mesafe bağlamında örneklemek istersek, 14 kilometre uzunluğundaki İzmir Metrosu‘ndaki 17 adet durak arasındaki ortalama mesafenin 0,83 kilometre olduğunu ve iki durak arasındaki ortalama yolculuk süresinin 2 dakika olarak hedeflendiğini, İstanbul’da ise örnek olarak aldığımız 23,49 kilometre uzunluğundaki Yenikapı-Hacıosman hattındaki 16 durak arasındaki ortalama mesafenin 1,47 kilometre, iki durak arasındaki hedeflenen ortalama yolculuk süresinin ise 2,5 dakika olduğunu görürüz. (2)

4. İstanbul Metrosu istasyonları ile vagonlarının İzmir‘e göre daha temiz olduğunu gördüm ve bunu karşılaştığım görevlilere ifade edip kendilerine teşekkür ettim.

Çünkü yeğenim İzmir Metrosu‘nun faaliyete geçtiği ilk günlerde göreve başlayan ilk sürücülerden biriydi ve ondan metro hizmetleri, özellikle de kalite yönetimi konusunda oldukça ayrıntılı bilgiler alıyordum. Ayrıca yönetim danışmanı sevgili Nihat Demirkol‘la birlikte çalıştığım yıllarda ND Danışmanlık olarak İzmir Metrosu yöneticilerinin takım çalışması odaklı açık alan eğitimlerini Marmaris Bördübet Koyu‘ndaki Kulüp Amazon‘da yapmış; böylelikle, İsviçreli ve Belçikalı yatırımcılardan kaynaklanan kurumsal kültürün ne düzeyde olduğunu yakından görmüştüm. Ama daha sonraki yıllarda İzmir Metrosu üst yönetiminin sürekli değişmesi ile birlikte, bu düzeyin devamlı olarak düştüğüne, buna paralel olarak vagonların ve istasyonların daha pis ve bakımsız hale geldiğine, sefer saatlerinin devamlı değiştiğine, işletme sisteminin büyük aksaklıklar yaşadığına tanık olmuştum.

5. Bu konuyu size bir örnekle anlatmak isterim: Bizler, İzmirliler İzmir Metrosu ya da İZBAN istasyonlarına gittiğimizde, hatta merkez istasyon konumundaki Halkapınar İstasyonu‘na gittiğimizde yürüyen merdivenlerin devamlı olarak arızalandığını görür, bu arızalı merdivenlerin ne zaman onarılacağını bilmez; hatta bu onarımların günler boyu devam ettiğine tanık olup bunu kanıksarız.

“Bu ekipman 05.08.2023 tarihine kadar arıza nedeniyle devre dışı kalacaktır.”

İstanbul‘da ise bozulduğu için çalışmayan yürüyen merdivenlere rastlamakla birlikte, bu merdivenlerin sahanlıklarına konulan bilgi tabelalarında arızanın hangi tarihe kadar bitirileceğini gösteren açıklamaların yer aldığını gördüm. Hatta o tabelanın yakınında çalışan bir işçi arkadaşa, İzmir‘deki bozuk yürüyen merdivenlerin ne zaman yeniden çalışmaya başlayacağını bilmediğimizi anlatıp fotoğrafını niye çektiğimi açıklamak durumunda kaldım.

Diğer bir örnek ise, istasyonda bekleyen yolcunun gelen katarın kapısının hangi noktaya isabet edeceği konusunda yönlendirilmesi çabasıdır. Zemine çizilen kırmızı çizgilerle belirlenen bu alanın kenarında beklediğinizde gelen katarın herhangi bir kapısı sizin bulunduğunuz bölgeye açılıyor ve böylelikle istasyonun hangi bölgesinde bekleyeceğiniz konusunda bir endişeniz olmuyor. Çünkü vagonun her kapısı muhakkak bir şekilde bu önceden işaretlenmiş bölgelere denk geliyor. İzmir‘de ise beklediğiniz yerin önünde bir kapının açılıp açılamayacağını bilemiyorsunuz ve katar durduktan sonra sağınıza ya da solunuza denk gelen kapılara doğru koşup kapı diplerinde heyecanlı bir karmaşa yaratmak zorunda kalabiliyorsunuz.

6. İstanbul metrosu ile ilgili izlenimlerimi, bu metro hatlarını devamlı ya da zaman zaman kullanıp İstanbul‘da yaşayan arkadaşlarımla paylaştığımda ise onlar hizmetin eskisine göre kötülediğini, örneğin seferler eskiden sabaha kadar sürmesine rağmen şimdilerde saat 01.00’den sonra sefer yapılmadığını, bunun günün tüm saatlerinde canlı ve hareketli olan bir metropol için olumsuz bir gelişme olduğunu; ayrıca, kentin varoşlarına giden hatlarda geceleri evlerine geri dönen çok fazla sayıda genç insanın sayısı düşürülmüş vagonlara mahkum edildiğini, yönetimin kameralarla bu yoğunluğu görmesine karşın gerekli önlemlerin alınmadığını söylediler. Nitekim gece geç vakitlerde bindiğimiz Mecidiyeköy-Nurtepe hattında bu sorunu birebir yaşayarak dip dibe bir yolculuk yapmak zorunda kaldık.

Arkadaşlarıma daha önce İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Ulaşım Planlama Dairesi Başkanlığı‘nda şef olarak çalışan Karadenizli bir arkadaşın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin Ekrem İmamoğlu döneminde hemşerilik ilişkileri nedeniyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanı olduğunu, ardından bizim “çalışkan” ve “derin” genel sekreterimizin tüm uğraşlarının sonucunda İstanbul‘un “aktif” ve “sözü dinlenen” bir genel sekreter yardımcısına dönüştüğünü anlattığım için, İstanbul metrosundaki bu gerilemeyi, metroyu saat 01.00’den sonra tatil ederek metropoldeki canlılığı gerileten, daha doğrusu İzmir‘e benzeten bu durumu “İzmirleşme” olarak niteleyip böylesine büyük bir metropoldeki kamusal hizmetin, toplu taşımanın kasaba yaklaşımı ile düzenlenemeyeceğini, İstanbul‘un, tasarruf yapmak ya da başka bir nedenle İzmir gibi gece 12’den sonra uyumaya çekilmediğini, günün 24 saati yaşayıp canlı kalan bir metropol olduğunu ifade ettiler.

7. Şu an itibariyle İzmir Metrosu‘ndaki tam biletin fiyatı 13 lira olduğu halde İstanbul‘daki biletin fiyatı 9,90 lira düzeyinde. Her ne kadar İstanbul‘daki UKOME bu rakamların % 57 oranında arttırılması için toplantıya davet edilmiş olmakla birlikte, İstanbullu şu an itibariyle İzmir‘e göre daha uzun hatlar için daha az para ödüyor. İstanbul’daki yolcunun bu konudaki tek dezavantajı, uzun mesafelere gitmek zorunda kalanların 2 ya da 3 kez metroya inip binmesi ve bu nedenle günlük ulaşım bedelinin İzmir‘e göre daha fazla olması. İzmir‘de ise tek bir hat olduğu için böyle bir şeyden söz etmek, tabii ki mümkün değil.

Ancak bu vesileyle sosyal demokrat belediyecilik anlayışı çerçevesinde, kent içindeki toplu taşımanın aslında ticari bir faaliyet değil; kamusal hizmetin konusu olması nedeniyle tüm toplu ulaşım hizmetlerinin piyasa koşullarına terk edilmemesi, bu konuda ortaya çıkacak olası zararların diğer kaynaklardan karşılanması, hele ki İstanbul gibi toplu ulaşım araçlarına birden fazla binip inen yoksul, dar gelirli kesimlerle öğrencilerin yoğun olduğu metropol ve kentlerde toplu ulaşım hizmetlerinin hizmetin günün 24 saatinde üst düzeyde kalite ve düşük ücretlerle yapılması, oluşacak olası zararın devlete ve yerel yönetimlere ödediğimiz vergilerle karşılanması gerektiğini hatırlatmak isterim.

Her ne kadar İzmir ve İstanbul‘daki metro işletmeciliği anlayış ve yaklaşımı başlangıçta daha iyi olmakla birlikte, zaman içinde özelleştirmeci ve işletmeci neoliberal yaklaşımlar nedeniyle kötüleşmeye, daha doğrusu kötü bir örnek olan İzmir‘e benzemeye başlamış olsa bile…

(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/İzmir_metrosu

(2) https://tr.wikipedia.org/wiki/M2_(İstanbul_metrosu)