Faşizm ve ırkçılık insanlık denilen evrensel değeri teslim alırsa…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz bayram günlerinde okuduğum İzmirli usta tiyatro sanatçısı Nedret Güvenç‘in “Kendini Arayan Yıldız” isimli anı kitabında şimdiye kadar haberdar olmadığım Parita gemisiyle ilgili anılara rastladım. Sevgili Nedret Güvenç (1930-2021) kitabında, sürgün gemisinin aç ve susuz yolcularına yardım edemeyişini yaşamı boyunca unutamadığı Parita gemisi ile ilgili 1939 tarihli acı anılarını şu şekilde anlatıyordu:

Savaşın getirdiği tüm yokluklara rağmen, gene de hayat iyi kötü devam ediyordu. Her şeye rağmen mutlu olmaya, küçük küçük mutluluklarla hayatımızı renklendirmeye çalışıyorduk. Ama savaş kendini unutturmuyordu. Ve biz, onlara yardım edemedik, o siyah sürgün gemisindekilere… Hayatım boyunca hiç unutamadım; çünkü unutulur gibi değildi. Bir sabah İzmirliler, körfezin ufka yakın bir noktasında demirlemiş, siyah bir gemi gördüler. O gemi, günlerce orada kaldı durdu, çünkü limana girmesi yasaktı. Almanya’nın kim bilir hangi limanından kalkan bu sürgün gemi, hiçbir ülkenin limanına yanaşamıyordu. Bu yasaklı geminin yolcuları, Naziler tarafından yurtdışına sürülen Alman vatandaşı Yahudilerdi. Doktorlar, profesörler, yazarlar, müzisyenler, çoğu sanatkâr, kadersiz kişiler. Pasaportları yoktu, karaya ayak basmaları kesinlikle yasaktı… İzmir halkı günlerce büyük bir üzüntüyle o kadersiz gemiye baktı durdu. Günlerdir, belki de aylardır yardım almayı umduğu limanları dolaşan gemide, kuşkusuz büyük dramlar, tarifsiz acılar yaşanmaktaydı. Kamaralarından ambarlarına kadar yüzlerce sürgün Yahudi’nin sığındığı o sefalet gemisinde yaşamak bir işkenceydi mutlaka. Hasta yaşlılar, ölümler, ölümler, karnı doymayan bebekler, umutsuz, isyankâr gençler, dünya güzeli genç kızlar, yaşanan umutsuz aşklar, sonsuz hayal kırıklıkları ve bunalımlar, kahrolan anneler, babalar, gittikleri her limandan dışlanan, istenmeyen, kadersiz zavallılar, açlık, sefalet, umutsuzluk, belki de intiharlar ve zillete itilen onurlu, şerefli asil insanlar, utanç, utanç… Aman Yarabbi!.. Bugün artık o çılgın savaşın sonuçlarını biliyoruz ama gene de kazdıkları kuyuya düşen o ifrit Nazilerin inanılmaz aldanışına, içine düştükleri o “Megalo Idea”nın gafletine şaşmamak mümkün değil. İzmir’in zengin Yahudileri ve yardımsever çoğu İzmirliler, günlerce motorlarla gemiye yardım göndermişlerdi. Doktor, ilaç, çeşitli ihtiyaçlar, bol bol su, giysi, yiyecek, sabun ve sevgi… Fötr şapkalı, kalın paltolu, son derece ciddi yüzlü bir Yahudi beyefendi hatırlıyorum. Her gün gemiye malzeme götüren motorların başındaydı. Herhalde çok önceden gemiyle irtibat kuran, onların acı kaderini bilen ve bütün İzmir Yahudilerini ve yardımseverlerini uyaran, gemiye ulaşacak yardımları organize eden oydu. Onun fötr şapkası, kalın paltosu, yorgun ve durgun yüzünden başka hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama kahrolduğu belliydi. Öfkesini ve gözyaşlarını içine akıtıyordu kuşkusuz. Sonra bir gün, ufuktaki o siyah gemiyi göremedik. Geldiği gibi sessizce çekmiş gitmiş ümitsiz yolculuğuna doğru. Yıl 1940 mıydı, 4 1 miydi?.. Oldukça eski ve acı bir anı ama unutulur gibi değil…

Nedret Güvenç‘in henüz 9 yaşında bir çocukken farkına vardığı bu gemiyi, talihsiz yolcularını, Alman Faşizminin teslim aldığı devlet görevlilerinin utanç dolu yaklaşımlarını ve onun o yaştaki duygularını okuyup öğrenince ben bu konuyu iyice araştırıp öğrenmeli ve bu insanlık suçunu bugüne taşıyıp hatırlatmalıyım diyerek kolları sıvadım.

Parita Gemisi…

Adolf Hitler ve 1921-1945 döneminde başkanlığını yaptığı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP)‘nin 30 Ocak 1933 tarihinde iktidara gelmesiyle birlikte Almanya‘da Yahudileri günlük yaşamdan ve toplumdan tamamen dışlamaya yönelik ırkçı siyaseti uygulamaya başlar ve onun yayılmacı emelleri altı yıl sonra başlayan İkinci Dünya Savaşı ile gerçekleşmeye başlar. Ancak bu ırkçı siyaset savaşın başlamasından önce Avrupa‘daki birçok ülkede; özellikle de Alman nüfusunun bulunduğu Avusturya, Macaristan gibi ülkelerle uzun yıllardır Alman etkisindeki Türkiye gibi ülkelerde etkisini göstermeye başlayınca bu ırkçı siyasetten etkilenen ve bunun ileride savaşa yol açacağını öngören Yahudiler tek çıkar yolun İngiliz manda yönetimi altındaki Filistin‘e göç etmek olduğunu anladılar. Ancak manda yönetimi Filistin‘e kabul edilecek göçmen sayısını sınırlamıştı. Bu sınırlı sayı Nazi iktidarının ırkçı siyasetinden kaçmak için çırpınan Avrupa Yahudilerinin kitlesel göçünü karşılamaktan çok uzaktı. Yahudiler o nedenle Filistin‘e yasadışı yollardan göç etmek için tüm koşulları zorlamaya başladılar.

Nazi Almanyası 1938 yılında Çekoslovakya‘yı işgal etti. Yahudilerin yasadışı yollardan Filistin‘e göç etmelerini sağlayan Aliyah Bet örgütü de son dakikada merkezini Çekoslovakya‘dan Paris‘e nakletmeyi başardı. Avrupa Yahudilerini son derece kötü bir geleceğin beklediğini anlayan Aliyah Bet örgütü Nazilerden kaçmak isteyen Yahudileri Filistin‘e taşımayı kabul edecek armatörler aramaya başladı. Mikolos adında Yunanlı bir armatörün Marsilya‘da yaşadığını öğrenen örgüt onunla temasa geçti. Bu armatör Marsilya yakınlarındaki Sete limanında duran Parita ile Romanya Braila limanında demirlemiş Naomi Julia gemileriyle mültecileri Filistin‘e taşıyabileceğini bildirdi. Armatör ağır maddi koşullar ileri sürmesine rağmen Aliyah Bet kendisiyle anlaşmaya vardı.

Şimdi isterseniz Alman Faşizmi tarafından istenmeyip yurt dışı edilen Avrupalı Yahudilerin doluştuğu Parita gemisinin Marsilya‘nın Sete limanından başlayıp Romanya‘nın Köstence (Constanta), İtalya yönetimindeki Rodos adasının Rodos ve Türkiye‘nin İzmir limanlarından sonra karaya oturup dağılmak suretiyle yok olduğu Tel Aviv sahillerinde biten hazin macerasını öğrenmeye başlayalım.

Ama ondan önce Parita gemisinin teknik özellikleri ile yok olmaya giden son seferindeki rotayı daha ayrıntılı olarak inceleyelim:

Parita’nın uzun yolculuğa çıktığı başlangıç noktası: Marsilya, Sete Limanı

Parita’nın Teknik Özellikleri

1881 yılında İngiltere‘de William Gray & Co. Hartlepool firması tarafından inşa edilen Panama bandıralı gemi, yaklaşık 1.300 brüt ton (939 GRT) ağırlığa, 65 m (216 ft) uzunluğa, 9,4 m (31 ft) genişliğe, 13 ft derinliğe ve maksimum 9 knot hıza sahiptir. Blair & Co Ltd., Stockton tarafından sağlanan 80 lbs/sqin basınçta çalışan bileşik bir buhar motoru ve kazanı bulunmaktadır.

1939 yılına kadar “Merannio“, “Bute” ve “City of Cork” adları verilen gemi, aynı yıl Yunanlı armatör Mikolos tarafından satın alınıp “Parita” ismini almıştır. 1939 yılı itibariyle 58 yaşında olan bu eski ve yıpranmış şilep normal koşullarda en fazla 250 yolcu veya kargo taşımaya uygun bir yük gemisiyken, Yahudi mültecilerin Filistin‘e götürülmesi için organize edilen sefer öncesinde Marsilya Limanı‘nda tuvalet, ranza ve mutfak bölümlerinin ilave edilmesi suretiyle 800-860 mülteciyi barındırır bir “yüzen tabut” haline getirilmiştir. (2)

Gemi, 22-23 Ağustos 1939 tarihlerinde Filistin‘de Tel Aviv açıklarında karaya oturduktan sonra zaman içinde parçalanarak kullanılmaz hale gelmiştir.

Parita’nın İzlediği Rota

Parita gemisinin 26 Haziran 1939’da 80 civarındaki mülteci ile Fransa‘nın Marsilya kenti yakınlarındaki Sete Limanı‘ndan hareketle önce Romanya‘nın Köstence (Constanta) Limanı‘na geldiğini, bu limanda aralarında 540 BETAR (3) üyesinin bulunduğu 860 mülteciyi aldıktan sonra önce İtalyanların yönetimindeki Rodos Limanı‘nda, daha sonra 8 -15 Ağustos 1939 tarihleri arasında İzmir Limanı‘na olduğunu ve en sonunda 22-23 Ağustos 1939’da Tel Aviv açıklarında karaya oturduğunu dikkate aldığımızda Aliyah Bet adı verilen bu 74 günlük gizli mülteci seferinde yaklaşık 2.725 deniz millik bir mesafeyi kat ettiğini görürüz.

Yolculuk öncesinde Parita gemisiyle yola çıkacak mülteciler Avrupa‘nın muhtelif yerlerinden Marsilya‘ya getirildiler. Mültecilerin Marsilya‘ya gelmelerini sağlamak için pasaport ve vizeler temin edildi. Yolculuk için de gerekli içme suyu, gıda ve yakıt ikmali yapıldı. Marsilya‘da toplanan mülteciler Sete limanının açığında bekleyen Parita gemisine gece yarısı sandallarla gizlice nakledildi.

Gemi ilk durağı Köstence‘de Polonya, Almanya, Fransa, İsviçre, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg gibi ülkelerden gelen 860 mülteciyi alarak denize açıldı. Yapılan plana göre İngiliz resmi makamlarına yakalanmamak için 6 günlük deniz yolculuğundan sonra gemi açık denizde küçük ve hızlı balıkçı motorlarıyla buluşacak, mülteciler bu motorlara aktarılacak ve gizlice Filistin sahillerine çıkarılacaklardı. Ancak balıkçı motorları buluşma noktasına gelmeyip gemideki gıda stokları tükenince kaptan yardım istedi, ancak bu çağrıya hiç bir yerden cevap vermedi. Bunun üzerine kaptan Rodos‘a gitmeye karar verdi. Rodos‘taki yetkililer geminin su ihtiyacını karşıladıktan sonra kaptana İzmir limanına gitmesini emrettiler.

Parita 8 Ağustos günü suyu, kömürü ve kumanyası tükenmiş bir durumda İzmir limanına ulaştı. Gemide salgın hastalık olabileceğini düşünen Sahil Sıhhiye Müdürlüğü limana giriş iznini vermeyince mülteciler üzerinde “Ekmek, su, alkol istiyoruz” yazılı bir bez afiş hazırladılar. Alkol istemelerinin nedeni gemideki tıbbi müdahalelerde kullanabilmekti. Limana girişte bir Türk savaş gemisi geminin yolunu keserek limana yaklaşmasını önledi. Mülteciler gemiyi durdurma yönünde bir girişim olması halinde direnmeye karar verdiler. Geminin içinde bulunduğu ümitsiz durumdan kamuoyunu haberdar etmek ve duyarlı kılmak için elli mülteci denize atlayıp İzmir sahiline yüzerek çıkmayı teklif etti. Karantina altına alınan mülteciler güvertede çıplak dolaşmakta, elle işaretler yapıp sahile çıkarılmalarını istediklerini ifade etmekteydiler. Liman yetkililerine geminin kumanya almadan hareket etmeyeceğini bildiren kaptan, mülteciler arasında toplanan beş yüz lirayla kumanya ve su alabildi. Kaptanın hareket edeceğini bildirmesine rağmen mültecilerin geminin istim borularını tahrip etmeleri, kaptan ve mürettebata saldırmaları nedeniyle gemi limandan ayrılamadı. Durumu incelemek için gemiye çıkan polislerin ayaklarına kapanan mülteciler “Bizi öldürün, buradan göndermeyin. Bizi karaya çıkarın… Orada öldürün” diye ağlayarak yalvardılar. Geminin sahilden uzakta demirlemesine rağmen mültecilerin feryatları Kordon boyunca yayıldı ve İzmir‘in iç kesimlerinden bile duyuldu. Yolcular ayrıca boş bira şişelerinin içine değişik dillerde yazdıkları mektupları koyup denize atmak suretiyle sahildekilerle iletişim kurmaya, kendilerinin kurtarılması için yardım istemeye çalıştılar.

Bu sırada “Milli Şef” olarak adlandırılan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, CHP hükümetinin Başbakanı Refik Saydam, Dışişleri Bakanı Ödemiş doğumlu Şükrü Saracoğlu, Milli Savunma Bakanı Serfice doğumlu Naci Tınaz, İçişleri Bakanı Malkara doğumlu Mustafa Faik Öztrak, İzmir Valisi Kuvay-i Milliyeci İbrahim Ethem Aykut, İzmir Emniyet Müdürü Sait Uygur ve CHP İzmir İl Başkanı da Nazif Çağatay‘dı.

Mültecilerin kendi aralarında topladıkları paralarla gemi kaptanına yurtdışından gönderilen para yardımı sayesinde gerekli kumanya temin edilebildi. Son anda Varşova‘dan İzmir‘e gelen bir Yahudi temsilci Türk resmi makamlarıyla görüşüp mültecilerin karaya çıkabilmeleri için izin almaya çalıştı ama başarılı olamadı. İzmir Emniyet Müdürü Sait Uygur kaptana demir alıp İzmir‘den uzaklaşmasını aksi takdirde Türk donanmasına ait bir mayın gemisi tarafından geminin Türk karasularından dışarı çıkartılacağını bildirdi. Bunun üzerine Parita 15 Ağustos günü saat 13.00’de Filistin‘e doğru yol almak üzere İzmir limanından ayrıldı. Her ihtimale karşı iki polis motoru gemiye Yenikale‘ye kadar refakat etti. Geminin limandan ayrılması üzerine Yahudi Yardım Cemiyeti temsilcisi Filistinli gazeteci Eliahu Ben Horin de İzmir‘den Filistin‘e hareket etti.

Parita, İzmir Limanı‘nı terk ettiği 15 Ağustos 1939 tarihinden 7 gün sonra Filistin topraklarına, Tel Aviv açıklarına ulaşır. Bölgeye hakim olan İngilizlerin gelen göçmenleri kabul etmemesi üzerine yolcular geminin yönetimini ele geçirerek karaya oturmasını sağlarlar ve filikalarla sahile çıkmaya çalışırlar. Onlar artık bundan böyle uzun zamandır gelmek istedikleri kendilerine vaat edilmiş kutsal topraklardadır…

Aslında her şey herkesin gözün önünde olmakta, gemilerden inen göçmenler İngiliz polisi tarafından göz altına alınıp göçmen kamplarına götürülmekte ve bütün bunları o çevrede yaşayan Tel Avivliler yakından izlemektedir.

Parita‘nın 8-15 Ağustos 1939 tarihleri arasında İzmir Limanı‘nda kalıp kömür, yiyecek ve su ikmali yaptığı bu süre içinde konuyu haberleştiren İzmir, Ankara, İstanbul gazete ve dergilerinin tutumu iki ayrı grupta değerlendirilebilir.

Birinci grubu gazetelerde CHP‘nin resmi gazetesi olarak bilinen Ulus gazetesi ile neredeyse iktidarın yarı resmi yayın organı olan Cumhuriyet gazetesi; ayrıca, Ramiz ve Cemal Nadir gibi çizerlere ev sahipliği yapan Akbaba ve Karikatür dergileri temsil eder. Bu gruptaki gazete, gazeteci ve çizerler o dönemlerde Alman Faşizminin etkisinde oldukları için bu tür gemilere binip canlarını kurtarmak isteyen, bu arada yardımcı olmadığı için batan ya da torpillenen gemilerde ölen Yahudileri aşağılayarak, onlara “serseri” diyerek o an patronları olan Faşistleri memnun etmeye çalışırlar.

İkinci grubu oluşturan İzmir‘deki Yeni Asır ve İstanbul‘daki Tan gazeteleri ise olaya insani boyutta yaklaşarak gemideki göçmenlere yardımcı olacak, onların halini anlatacak bir yol izlerler. O nedenle Tan gazetesi, İzmirlilerin yakından tanıdığı Uşşakizade ailesinden olup amcası Halit Ziya Uşaklıgil, halaları Latife ve Adviye hanımlar olan 1912 doğumlu İzmirli gazeteci Naci Sadullah (Danış)‘ı uçakla İzmir‘e gönderip, Yahudi göçmenlerle görüşüp röportajlar yapmasını sağlayarak hem bu insanların neden bu duruma düştüklerini ortaya koyup Alman Faşizmini lanetleyerek, hem de onlara yardımcı olmaya çalışarak insani bir tutum alır.

Tan gazetesi muharriri sosyalist gazeteci ve yazar Naci Sadullah tarafından 16, 17, 18 Ağustos 1939 tarihli nüshalarda yayınlanan haberi yazımızın sonuna eklenmiştir. (Söz konusu yazı dizisinin özgünlüğünü korumak amacıyla yer yer karşımıza çıkan yazım ve ifade hataları düzeltilmemiştir.)

Gazeteci Naci Sadullah‘ın Tan gazetesinin 16, 17 ve 18 Ağustos 1939 tarihli nüshalarında yayınlanan haber-röportajı:

İzmir, kente dair kimlik ya da algıyı parlatmak isteyen birilerine göre uzunca bir süredir cumhuriyetin, çağdaşlığın, kurtuluş ve kuruluşun, demokrasi ve barışın, kültür ve sanatın, yaratıcılığın ya da Avrupalı olmanın örneği ya da timsali olarak görülmekle birlikte; aynı zamanda Demokrat Parti (DP)‘nin %61,18, Adalet Partisi (AP)‘nin %55,1, Anavatan Partisi (ANAP)‘nin %39,7 ve son yıllarda “aman AKP gelmesin” belasına Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)‘nin %58,10 oranında; hatta, büyük soyguncu Cem Uzan‘ın partisi Genç Parti (GP)‘nin bile %17,51 oranında oy aldığı uçlar arasında gidip gelen oldukça değişken bir kent olarak 1939 yılının Ağustos ayında limana gelip sığınmak isteyen Parita gemisindeki göçmen Yahudiler için söylediği, yazıp çizdiği itibariyle; ayrıca, gemidekiler arasında herhangi bir salgın belirtisi olmamakla birlikte göçmenlerin karaya çıkışlarının engellenmesi, en azından salgın hastalık kaygısıyla karantinaya alınmaması veya Yahudi göçmenlere Ege adalarından gelen Yunanlı göçmenlere yapıldığı gibi yardım edilip kamplara alınmamış ya da kara yoluyla Filistin‘e gönderilmemiş olması nedeniyle, tiyatro sanatçısı Nedret Güvenç‘le Tan Gazetesi muhabiri Naci Sadullah‘ın hissettiklerinin aksine iyilik ve merhametten uzak bir şekilde insanlık suçunun işlendiği bir kenttir.

Parita gemisinin İzmir Limanı‘nda bulunduğu süre içinde CHP‘li İsmet İnönü hükümetinin bakanlarıyla kentin valisi ve emniyet müdürü gibi kamu görevlilerinin insanlıktan uzak tutumunu etkileyen diğer bir neden de, Türkiye‘de yaşayan herkesin soyu sopu itibariyle Türk yapılmaya çalışıldığı bu dönemde yürürlüğe giren 28 Haziran 1938 tarih, 3519 sayılı Pasaport Kanunu ile 29 Haziran 1938, 3529 sayılı Ecnebilerin Türkiye’ye İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun‘a göre pasaportsuz, vesikasız, uygunsuz ve geçersiz pasaport veya vesikalarla Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına gelen yabancıların geriye çevrilmesini mümkün kılıp “dilenci ve serseri takımından olan” yabancıların usulüne uygun pasaport ve vesikalar ibraz etseler bile Türkiye‘ye giremeyeceklerini; ayrıca, yabancılara bir yıl süreyle ikamet izni verilmesini “Türk ırkından olma” koşuluna bağlayan ırkçı 3, 4 ve 8. madde hükümleridir.

Evet, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde ortaya çıkıp Avrupa ülkelerine yayılan ırkçı Faşist anlayışın, kendini tarafsız ilan etse bile ruhen Avrupa‘daki Faşist çetelerin etkisindeki Türkiye‘de yürürlüğe sokulan yeni ırkçı kanunlarla Türk soyundan gelmeyenlerin bu ülkede yaşayıp barınması zorlaştırılırken bunun üstüne üstlük bir gemi dolusu “yurtsuz” ve “serseri” Yahudi göçmene insanlık ve demokrasi adına yardım edilmesi o tarihlerdeki ülkedeki ve İzmir‘deki kamuoyu için kabul edilecek bir şey değildi… Her ne kadar 9 yaşındaki Nedret Güvenç‘in hafızasına insanlık adına utanılacak bir hatıra olarak kazınsa ya da Naci Sadullah isimli anti-faşist gazeteciyi rahatsız etse bile…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) Nedret Güvenç, Kendini Arayan Yıldız,  Ayizi Yayınları,  sh.62-64.

(2) Category:Parita (ship, 1881), https://commons.wikimedia.org/wiki/Category:Parita_(ship,_1881)

(3) BETAR, 1923 yılında Ze’ev Jabotinsky tarafından kurulan, revizyonist Siyonist ideolojiye dayalı uluslararası bir Yahudi gençlik hareketidir. Gençleri İbranice eğitimiyle yetiştirmeyi, askeri disiplin aşılamayı ve Filistin topraklarına göçü (Aliya) teşvik etmeyi amaçlamıştır.

Kaynaklar

01. Rıfat N. Bali, “Yahudi Mültecileri Filistin’e Taşıyan Parita Gemisinin Serüveni”, Tarih ve Toplum Dergisi, Ekim 2011, Sayı 214, Shf. 196-202, www.rifatbali.com/images/stories/dokumanlar/parita_gemisinin_seruveni.pdf

02. Avlaremoz, “8 Ağustos 1939: Nazilerden Kaçan Yahudileri Taşıyan Parita Gemisi İzmir Limanı’na Alınmadı”, Marksist.org, https://www.avlaremoz.com/yahudileri-tasiyan-parita-gemisi-izmir-limanina-alinmadi/

03. Nedret Güvenç, Kendini Arayan Yıldız, Ayizi Yayınları, Shf. 62-64,

04. “1933 Alman Bilim İnsanlarının Türkiye’ye Göçü”, Holocaust Encylopedia, https://encyclopedia.ushmm.org/asset/10363

05. “Serseri yahudiler nihayet İzmirden hareket ettiler”, Ulus Gazetesi, 15 Ağustos 1939, Shf. 2,

06. “Jewish and Israeli History and Culture, Israeli and International Art”, October 29, 2014, Kedem Auction House, https://www.kedem-auctions.com/en/auction-41-jewish-and-israeli-history-and-culture-israeli-and-international-art

07. Aliyah Bet – Photograph, Holocaust Encylopedia, https://encyclopedia.ushmm.org/content/en/gallery/aliyah-bet-photographs

08. Avlaremoz, “Roni Margulies ile Ailem ve Diğer Yahudiler Üzerine Söyleşi”, 16 Eylül 2018, https://www.avlaremoz.com/roni-margulies-ile-ailem-ve-diger-yahudiler-uzerine-soylesi/

09. “8 Ağustos 1939: Nazilerden kaçan Yahudileri taşıyan Parita gemisi İzmir Limanına alınmadı, Artı Gerçek, 8 Ağustos 2021, https://artigercek.com/guncel/8-agustos-1939-nazilerden-kacan-yahudileri-tasiyan-parita-gemisi-izmir-limanina-alinmadi-173526h

10. Oğuz Makal, “Oppenheimer: Fırtınanın savurduğu adam”, Duvar Gazetesi, 13 Ağustos 2023, https://www.gazeteduvar.com.tr/oppenheimer-firtinanin-savurdugu-adam-makale-1632355

11. “Türkiye Sularında Yaşanan Trajik Sonuçlanan Kurtuluş Denemeleri, Türk Yahudileri, https://www.turkyahudileri.com/content_page.php?lang=tr&page=turiye-sularinda-yasanan-trajik-sonuclanan-kurtulus-denemeleri&category=

12. Işıl Demirel, “Struma’dan Bugüne Mülteci Politikaları”, AltÜst Dergisi, 04 Nisan 2020, https://www.altust.org/2020/04/strumadan-bugune-multeci-politikalari/

13. Çiğdem Mater, “Salvador ve Struma, hatırlanması gereken ölülerdir…”, T24, 24 Şubat 2024, https://t24.com.tr/yazarlar/cigdem-mater/salvador-ve-struma-hatirlanmasi-gereken-olulerdir,43690?_t=1780415790890

14. “Simon Brod, the Jewish Agency representative in Istanbul, and Mr. Beretta, a local official, gret transport of Jewish refugees from Transnistria, who have just arrived aboard the SS Bellacita“, United States Holocaust Meorial Museum, https://collections.ushmm.org/search/catalog/pa1074994

15. Avi Beto, “Kayades Nasıl Kayades Oldu?“, https://www.academia.edu/44665862/KAYADES_NASIL_KAYADES_OLDU_III

Ege’de Büyük kaçış (3)

II. Dünya Savaşında Adalardan Türkiye’ye Mülteci Akını

Prof. Dr. Esra Danacıoğlu Tamur*

Tefenni Gözaltı Kampı

İtalyan askeri mültecileri bir süre Isparta Tefenni Gözaltı Kampı’nda tutulmuşlardı. Bir belgeye bakılırsa, “İtalyan mültecilerin, Almanların elinde esir iken kaçmak suretiyle yurdumuza iltica ettikleri veya kazazade oldukları, yapılan incelemeler neticesinde sabit olduğundan, devletler arası hukuk kaidelerine” dayanarak 20 Şubat-21 Mart tarihleri arasında 3 bin 51 İtalyan mültecisi yurtdışı edilmişti. (20) Bu mültecilerden 3 bin 41’İ kendi arzularıyla Suriye’ye sınırdışı edilmeyi istemişlerdi. BU müttefikler safında savaşa yeniden katılmak anlamına geliyordu. Toplam 3 bin 51 İtalyan mültecisinden sadece 10 kişi Faşist-Nazist güçlerin egemen olduğu Kuzey İtalya’ya gitmeyi tercih etti.

1943 yılında İtalya’nın savaştan çekilmesinden sonra Almanların tutumunu “II. Dünya Savaşı’nda Alman askerlerinin işlediği en inanılmaz savaş suçlarından biri” olarak tanımlayan tarihçiler var. (21) Soğuk Savaş Döneminin unutturduğu bu trajedi ancak 1990’larla birlikte roman ve filmlere konu olmaya başladı. Ege Adalarındaki İtalyan askerlerinin Türkiye’ye sığınma çabalarıyla ilgili okuduğunuz bu makale ancak bir ilk çalışma niteliğinde. Sürecin tamamını görüp değerlendirebilmek için hem Türkiye ve hem de İtalya’daki arşivlerde daha yapacak çok iş bulunuyor.

Dipnotlar

(20) Milli Müdafaa Vekaleti’nden Yüksek Başvekilliğe, 24.3.1944, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 030 10 55 368 II.

(21) Aktaran Mazover, age., s. 150.

(*) Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyaset Bilimi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Esra Danacıoğlu Tamur’a ait bu bilimsel makale, Toplumsal Tarih Dergisi’nin Şubat 2006, 146. sayısında yayınlanmıştır. ss.50-55

Yazının ilk iki bölümü: https://kentstratejileri.com/2022/08/23/egede-buyuk-kacis-1/

https://kentstratejileri.com/2022/09/23/egede-buyuk-kacis-2/

Ege’de Büyük kaçış (2)

II. Dünya Savaşında Adalardan Türkiye’ye Mülteci Akını

Prof. Dr. Esra Danacıoğlu Tamur*

Mülteci İtalyanlar

Ancak adalarda beklenmedik direnişler ortaya çıktı. Örneğin İyonya Adaları’ndan Zante, Korfu ve Kefolonya’da bazı İtalyan birlikleri silahlarını verip Almanlara teslim olmayı reddederek çatışmaya girdiler. Zante’deki direniş hemen bastırıldı. Kefolonya’daki 155 İtalyan subayı ve 4 bin 750 askeri kurşuna dizdi. Korfu’da çok sayıda İtalyan subayı vurularak denize atıldı. (9) Benzer bir süreç Rodos’ta da yaşandı. Silahlarını Almanlara teslim etmemekte direnen bazı İtalyan birlikleri iki gün boyunca hava desteği de alan Almanlarla çatıştı. Birinci günün sonunda Oniki Ada Genel Valisi faşist eğilimli Campioni’nin girişimiyle direnişçilerin büyük kısmı teslim olacak, bir kısmı ise bir gün daha mevzi çatışmalara devam edecek ve sonunda bulabildikleri deniz ulaşım araçlarıyla Türkiye’ye sığınacaklardı. (10) Gazetelere bu biçimde yansıyan çatışmalara ilişkin detaylar resmi ifadelerde farklıydı. 11 Eylül’de Marmaris’in kadırga Limanı’na sığınan İtalyanların verdikleri ifadelere bakılırsa, Rodos’ta 6 bin Alman ve 50 bin İtalyan askeri bulunuyordu. İngilizlerin İtalyanlarla mütareke yapmaları üzerine, Almanlar İtalyanlara “şimdiye kadar olduğu gibi yine kardeşçe yaşayacaklarını söyleyerek” toplu halde bulundukları Rodos’un Kalako köyü dahilindeki garnizona çekilmişlerdi. Ancak ertesi gün telefon hatlarını kesip adada dağınık bulunan İtalyan askerlerinin büyük kısmını esir almış ve dağlar arasında sıkıştırdıkları 2 bin İtalyan askerini hafif makineli tüfeklerle öldürdükten sonra limanlardaki İtalyan savunma birlikleriyle silahlı çatışmaya girmişlerdi. Ardından Rodos kenti ve limanına top ve hava desteği ile saldırıya geçerek İtalyanların motorlarla ayrılmalarından sonra Rodos Limanı’nı bütünüyle kontrol altına almışlardı. (11)

Başbakanlık Arşivi’ndeki belgelere göre 10 Eylülde başlayıp 24 Eylül’de sonlanan bu iltica dalgasıyla birlikte Rodos’tan 1.232 kişi iltica etmiştir. Bunlardan 861’i İtalyan askeri, 60’ı sivil İtalyan, 7’si Yunanlı ve 103’ü de milliyeti belirtilmeyen sivillerden oluşmaktadır. İlk İtalyan mülteciler 10 Eylül’de Marmaris Limanı’na gelen, Rodos Limanı’na bağlı iki İtalyan motorunun 14 kişilik askeri mürettebatıydı. Yapılan soruşturmada, “Alman askerleri ile anlaşamadıklarından kaçtıkları ve benzinleri olmadığından Marmaris Limanı’na iltica ettikleri” anlaşıldı. (12) Bunları 11 Eylül’de Kaş’a mürettebatıyla gelen bir İtalyan motoru, Marmaris’in Kadırga Limanı’na sığınan bir İtalyan hücumbotu, bir gümrük motoru ve dokuz motor izledi. (13) Sığınan İtalyan asker ya da subaylarının sahip oldukları silahların azlığı herhangi bir direnişi sürdürme güçlerinin olduğunu açıkça göstermekteydi. (14) Örneğin 16 Eylül’de Rodos’tan gelen 21 subay, 12 erbaş, 1 onbaşı ve 31 erin yanında 12 tabanca, 1 dürbün ve 1 gaz maskesi vardı. Bazı örneklerde İtalyan askerlerine İtalyan ve Yunanlı sivillerin de dahil olduğu görülüyor. Örneğin 11 Eylül tarihinde Marmaris’in Kadırga Limanı’na İtalyan motorlarıyla 64 küçük rütbeli subay, 252 er, üç ağır yaralı asker ve 103 sivil mülteci birlikte iltica etmişlerdi. Rodos’tan bir motorla kaçıp Kalkan’a gelen 27 bahriyeli, 16 tayyareci, iki piyade, 12 topçu ve bir polis olmak üzere bakkal, terzi, postacı ve hamal olan yedi Rum vardı. (15)

İngilizler Ege Adalarına Veda Ediyor

İngilizler 17 Eylül’de İstanköy’e, 21 Eylül’de Leros’a, 23 Eylül’de Sisam’a çıkartma yaparlar. (16) Ancak Mısır’dan, yani yaklaşık 400 mil uzaktan Ege’deki savaşı idare etmenin zorlukları, yetersiz hava ve deniz desteği, Almanların Adalar ve Yunanistan’ın savunması için kaydırdıkları özel birliklerin savaş gücü, hava savaşındaki üstünlükleri, Hitler’in her ne olursa olsun Adaların bırakılmaması konusundaki ısrarı tutumuyla da birleşince İngilizlerin Ege Savaşı Trajik bir biçimde sonlanır. (17) 16 Kasım 1943’te Leros’ta direnen son İngiliz birlikleri de teslim olduktan sonra, Ege’deki İngiliz varlığı bütünüyle biter. Bu süreçte İtalyanların tutumunun bir adadan diğerine farklılık taşıdığına işaret etmek lazım. Örneğin İstanköy’de bulunan 4 bin İtalyan askeri adada İngilizler ve Almanlar arasında geçen savaşa seyirci kalırken, Leros’ta 12-16 Kasım tarihleri arasında 1943’te 6 bin İtalyan askeri 4 bin İngiliz askeriyle birlikte Alman taaruzuna karşı savaşmışlardır. (18)

Ege adalarının İngilizler ve Almanlar arasında sürekli el değiştirmesi, iltica sürecine yeni grupların eklenmesine yol açmıştır. İlk ani misafirler sürekli Türk karasularına giren İngiliz savaş gemileriydi. Fethiye’nin, Bodrum’un ve Kuşadası’nın korunaklı koyları, Kaş’ın Bayındır ve Bucak limanları Ege Denizi’ndeki çatışmalarda İngiliz donanması için uygun sığınaklar oluşturuyordu. (19) Ekim’den itibaren ilticacılar arasında İngiliz askerleri de görülmeye başladı. Ne yazık ki Cumhuriyet Arşivi’nde sadece 5-10 Ekim tarihleri arasına ait sığınma belgeleri bulunmakta. Yine de bu kısa dönem içerisinde dahi 511 kişinin Bodrum, Datça, Marmaris ve Güllük’e iltica ettiği görülüyor. Mültecilerin büyük kısmını, 3 Ekim’de İstanköy’ün yeniden Almanların eline geçmesinden sonra adayı terk ederek Bodrum ve Datça kıyılarına ulaşan 98 İtalyan sivil ve 166 asker, 121 İngiliz askeri ve 18 Yunanlı sivil oluşturuyordu.

Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nden, mülteci akınına dair verileri gösteren belgeler.

Kasım ayı içerisinde mülteci akınında büyük bir patlama oldu ve 8 bin 811 mülteci Ege kıyılarına ulaştı. Artık Rodos’tan Marmaris’e yönelen mülteci dalgası bütünüyle bitmiş, onun yerini Sisam, Patmos ve Leros’tan ya da diğer adalardan Söke kıyıları, Kuşadası, Karina, Güllük, Dipburnu ve hatta Antalya’ya sığınanlar almıştı. Ege Adaları’nda müttefik varlığının sona ermesinden ve bölgenin bütünüyle Alman yönetimine geçmesinden sonra, Türk ve Yunanlı sivillerin göçü başladı. İtalyan asker ve sivillerinin Türkiye’ye ilticası son kez Kasım sonu ve Aralık başında yoğunlaştı. 1943 Eylül’ü ile 1944 Kasım’ı arasındaki mülteci sayılarına baktığımız zaman, toplam 21 bin mülteci arasında asker sayısı açısından İtalyanların birinci sırayı aldığını, toplamda da Yunanlılardan sonra ikinci geldiklerini görürüz.

Devam edecek…

Dipnotlar

(9) Mazover, age. s.150

(10) Bu konuda bkz. Tan Gazetesi, 14, 16 ve 20 Eylül 1943. Rodos’taki çatışmaların yerel basındaki yankıları için bkz. Muğla’da Halk Gazetesi, 18 Eylül 1943, aktaran Dr. Bayram Akça, “İkinci Dünya Savaşı’nda Muğla“, Askeri Tarih Bülteni, sayı: 49, Yıl: 25, (Ağustos 2000) ss. 155-165, s. 156, dn.11

(11) Dahiliye Vekaleti’nden Başvekalet Yüksek Makamına, 14.9.1943, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 030 10 55 367 25.

(12) Dahiliye Vekaleti’nden Başvekalet Yüksek Makamına, 14.9.1943, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 030 10 55 367 24.

(13) Aynı belge.

(14) Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti’nden Başvekalet’e. 21.9.1943 Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 030 10 55 367 30.

(15) Dahiliye Vekaleti’nden Başvekalet Yüksek Makamına, 18.9.1943. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 030 10 55 367 29.

(16) Robin Deniston, Churchill’in Gizli Savaşı: Diplomatik Yazışmalar, İngiliz Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye 1942-1944, Çev: Sinan Gürtunca, Sabah Kitapları, İstanbul, 1998, s.170.

(17) Jeffrey HOLLAND, The Aegean Mission: Allied Operatins in the Dodacanese, 1943, Greenwood Press New York, London, 1998. İki aylık Ege Operasyonunun İngiliğz donanmasına maliyeti dördü kruvazör, yedisi denizaltı, onu destroyer olmak üzere otuz iki savaş gemisinin batırılması ya da yaralanmasıydı. Age. s.112

(18) Son Posta, 25 İkinci Teşrin 1943.

(*) Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyaset Bilimi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Esra Danacıoğlu Tamur’a ait bu bilimsel makale, Toplumsal Tarih Dergisi’nin Şubat 2006, 146. sayısında yayınlanmıştır. ss.50-55

Yazının Birinci Bölümü: https://kentstratejileri.com/2022/08/23/egede-buyuk-kacis-1/

Ege’de büyük kaçış (1)

II. Dünya Savaşında Adalardan Türkiye’ye Mülteci Akını

Prof. Dr. Esra Danacıoğlu Tamur

Louis de Berniéres’in çok satan Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini adlı romanının arka planında Kefalonya’da İtalyan işgali ile başlayıp Alman işgali ilke süren II. Dünya Savaşının oluşturduğu bir aşk öyküsü anlatılır. Berniéres’in kaleminden İtalyan işgalciler güzel kızları gördüklerinde nizami yürüyüşe geçen, ortalıkta komutanları yoksa yoldaş selamı çakabilen, sevimli, neden oldukları sıkıntılar yüzünden az biraz mahcup, hatta neredeyse savaş-karşıtı askerler olarak hayat bulur. 1990’ların başında G. Salvatores, Mediterraneo (Akdenizli) filminde bu kez işgal için küçük bir Ege adasına gönderilen bir grup İtalyan askerinin, giderek köyün hayatının bir parçası haline gelmelerini etkileyici ve eğlendirici bir dille anlatır. Mediterrraneo, içinde bir kurşun bile atılmayan belki de tek savaş filmidir.

Ne sinemanın ne de edebiyatın yaşanmışlıkları, bire bir anlatmak gibi bir misyonu (son yıllarda tarihsel temalar söz konusu olduğunda bile) gerçeklik-hakikilikle bir alışverişi kalmamıştır. Ancak Berniéres’in kalemi ve Salvatores’in çekiminden zihnimizde kalan, Ege Adaları’nda ya da Adriyatik’te İtalyan İşgali’nin ılımlılığı ve insaniliğine ait izlenimler tarihsel ve dönemsel gerçeklerle pek de çelişmez.

Belki söze İtalyanlar ve Almanlardan bahsederek başlamak lazım. 1941 ilkbaharında Yunanistan “benzer ama farklı” iki müttefiğin; Almanya ile İtalyan’ın ortak işgali altında girer. İşgal ortaktır ama karakterler farklıdır. Alman ve İtalyan askerleri birbirlerinden pek haz etmedikleri gibi, yerli halkla da farklı biçimlerde ilişki kurmuşlardı. İtalyan askerleri için Almanlar basitçe “barbarlar”dı. “Disiplinsiz”, “savaş-karşıtı”, tavernalarda içen, sık sık “Hitler aşağı”, “Mussolini aşağı” gibi sloganlar atan, Yunanlılar saldırdığında bile silah çekmekte duraksayan İtalyan askerleri ise Alman müttefikleri için en hafif ifade ile baş ağrısıydılar. (1) Şüphesiz İtalyan ordusunu türdeş bir topluluk olarak tanımlamak yanlış olur. Ancak şuınun altını çizmek hem anlamlı ve hem de gereklidir. İtalya’da faşizm Almanya’da olduğu gibi saldırgan bir kitleselliğe, toplumsal bir histeriye dönüşememiş, yaygın kabul gören yeni davranış-düşünüş kodlarıyla yeni bir insan tipi yaratılamamıştır. Faşizm, siyaseten egemen ideoloji olsa da anti-faşist gruplar varlıklarını sürdürebilmiş, üstelik savaş içerisinde örgütlenmeyi ve Mussolini’nin iktidardan düşüşünden aylar önce, 5 Mart 1943’te FİAT fabrikalarında bir grev başlatmayı dahi becermişlerdir.

Faşizmin İtalya’daki bu içselleşmemiş yapıntı halini en iyi anlatan, herhalde müttefiklerin, yani düşman kuvvetlerin (!) 10 Temmuz 1943’de gerçekleştirdikleri Sicilya Çıkartması ve sonrasında yaşananlardır. Durumu şöylece özetlemek mümkün: Sicilya’da İtalyan birliklerinin çok büyük bir ksımı Müttefik Kuvvetleriyle karşılaştıkları ilk anda teslim olmayı tercih etmişlerdi. BU durumda, çıkartmadan sadece 8 gün sonra Sicilya’daki İtalyan esir sayısının 30 bine, 15 gün sonra 100 bine ulaşmasına (2) şaşmamak gerek. Ancak Sicilya’daki Alman askerlerinin direnişi nedeniyle ada 17 Ağustos’ta bütünüyle işgal edilebildi. BU arada, 25 Temmuz’da bir darbe ile Mussolini iktidardan indirildi ve yerine Mareşal Badoglio Hükümeti kuruldu. Eylül başında İtalya’da barış taraftarı gösteriler her tarafta boy göstermeye başladı. İtalya’da faşizm bir ulusal ideoloji değil de işgal güçlerinin dayattığı dünya görüşüydü sanki.

Gizlice müttefiklerle görüşen Badoglio Hükümeti, 8 Eylül günü müttefiklere kayıtsız şartsız teslim olduğunu ilan etti. İtalya’daki Alman birlikleri hızla Roma’yı işgal ettiler, Mussolini’yi kaçırdılar, ona kuzey İtalya’da Salo hükümetini kurdurdular. Kuzey İtralya’da neredeyse savaşın sonlarına kadar süren Alman işgal dönemi böylece başlamış oldu.

Naziler Akropol’de…

Kod Adı: Konstantin

Aslında daha 1943 başından itibaren Akdeniz’de bir müttefik çıkartması beklenmekteydi. Mihver Avrupası’nın güneye doğru uzanan iki yarımadası; İtalya ve Yunanistan böyle bir çıkartmanın olası bölgeleri gibi görünüyordu. Özellikle Hitler bu çıkartmanın tamamen ya da kısmen Yunanistan’a yöneleceği düşüncesindeydi. BU nedenle, 1943 başlarından itibaren bölgedeki Alman varlığı tahkim edilmeye çalışıldı. 1943 Baharı’nda Mussolini’ye sunulan bir memorandumda, Yunanistan’da bulunan İtalyan Birlikleri’ndeki yaygın eğilimin bölgeye düşman çıktığında direnmemek olduğu bildiriliyordu. (3) Durum böyle olunca Nazi yönetimi Balkanlar’da Alman varlığının güçlendirilmesi ve inisiyatifin bütünüyle ele alınmasına yönelik KONSTANTİN kod adıyla bir operasyon planı oluşturdu. 1943 Mayısı’nda Hitler’in düğmeye basmasıyla birlikte hem (4) Yunanistan’daki Bulgar asker4i varlığı arttırıldı, hem de bir dizi seçkin Nazi birliği Korint Kanalı’na, Mora Yarımadası’na ve Güney Yugoslavya’ya kaydırıldı. Müttefik Kuvvetleri ise planlanan Sicilya-İtalya harekatını örtmek için 1943’ün yaz aylarında 12. Ordu’nun Kahire’den Balkanlar’a, özellikle de Yunanistan’a bir çıkartma yapacağı senaryosunu işliyor, bu senaryo telgraflar ve radyo yayınları, sabotaj faaliyetleri ile destekleniyordu. Öyle ki, Sicilya’ya büyük müttefik çıkartması başlamadan tam bir gün önce, 9 Temmuz’da Yunanistan Kralı Georges, Kahire’den Yunan halkına seslenmiş ve halktan harbe hazır olmasını istemişti. Müttefikler bu şaşırtma senaryosunda öyle başarılı oldular ki, İtalyan çıkartması gerçekleştikten sonra bile Hitler Balkanlar ve Yunanistan’a yeni bir saldırının başlayacağı düşüncesiyle hazır beklemeyi tercih etti. (5) Ateşkesin ilan edildiği 8 Eylül günü İtalyan donanması ve ticaret gemilerine, en yakın müttefik limanına giderek teslim olmaları çağrısında bulunuldu. Almanlar tarafından batırılan ya da el konulanların dışında kalan İtalyan donanması, çoğu Malta’ya olmak üzere Sicilya, Cebelitarık, İskenderiye ve Hayfa gibi Akdeniz limanlarına giderek teslim oldular.

İtalya’nın kayıtsız şartsız tesliminin Yunanistan’da yol açtığı olayları araştırmacı Marc Mazover şöyle anlatıyor: “Ateşkes haberleri gelmeye başlayınca İtalyan birlikleri makinelilerini, silahlarını, ekipmanlarını direnişçilere satmaya giriştiler (…) 10 Eylül sabahı Atina uçsuz bucaksız bir pazaryerine benziyordu. İtalyanlar, birliklerini soyup soğana çevirmişler, silahları, motosikletleri, bisiklet, battaniye, ayakkabı ve ofis malzemelerini, daktilolarını hatta kumanya kaplarını satışa çıkarmışlardı.” (6) Naziler bu sefer de, uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen Balkanlar, Yunanistan ve Adalardaki tüm İtalyan birliklerinin silahlarına el konulması ve bu birliklerin etkisiz hale getirilmesini içeren AXIS planını yürürlüğe koydular. Alman-İtalyan ortak işgalinde bulunan bölgelerde Almanlar, İtalyanları ya savaşa Alman komutasında devam etmek ya da silahlarını vererek, ülke-dışına çıkarılmak üzere Almanlara teslim olmayı seçmek zorunda bıraktılar. Yunanistan’daki İtalyan askerlerinin büyük çoğunluğu mihver cephesinde kalmaktansa silahlarını teslim etmeyi tercih etti. Ayrıca hem adalarda hem de anakarada Almanlarla birlikte savaşa devam etmekte kararlı olanlar vardı. Özellikle Kara Gömlekliler Almanların safında kaldılar. Pinerolo’daki İtalyan birliğinin başındaki General Adolfo Infante ise 8 Eylül’de İtalya’nın teslim olmasından sonra Yunanistan’daki direniş örgütü ELAS’la bir antlaşma imzalayarak emrindeki 12 bin İtalyan askeriyle birlikte müttefikler tarafında geçti. (7) Adalarda durum çok farklı değildi. Tan Gazetesi, hususi muhabirine dayanarak ateşkesin ilan edildiği gün Rodos’u şöyle anlatıyordu:

İtalya ile müttefikler arasında mütareke yapıldığını Rodos halkı radyolardan öğrenmiş ve bu haber adada yayılır yayılmaz İtalyan askerleri de dahil olduğu halde, İtalyan, Rum ve Türk ahali sokaklarda sevinçlerinden sıçramaya ve birbirleriyle öpüşmeye başlamışlardır. Bunlar müttefik kuvvetlerin bir an önce adaya gelip kendilerini tamamen kurtarmalarını beklemeye başlamışlardır. Yalnız adada bulunan bir tümen Alman askeri ile 1.500 koyu faşist bu tezahürata iştirak etmemişlerdir.” (8)

Devam edecek…

Dipnotlar

(1) Mark Mazover, Inside Hitler’s Greece: The Experience of Occupation, 1941-1944, Yale University Press, New Haven and London, 1993. s.145

(2) Tan Gazetesi, 19 Temmuz 1943 ve 25 Temmuz 1943.

(3) Mazover, age, s.145

(4) Mart 1942’de Yunanistan’daki Alman silahlı kuvvetleri 75 bin kadarken 1943 sonbaharında (İtalya’da savaş sürdüğü halde) Yunan topraklarındaki Alman askerlerinin toplamı 275 bini geçmişti. Peter D. Chimbos, Greek Resistance 1941-1945: Organizastion, Achivements and Contributions to the Allied War Efforts against Axis Power, International Journal of Comparative Sociology (Brill) 1 Mayıs 1999, Cilt: 40, Sayı: 2, 251-269, s.262

(5) Tan Gazetesi, 10 Temmuz 1943.

(6) Mazover, age. s.148.

(7) Choimbos, agm. s.261-262

(8) Tan Gazetesi, 20 Eylül 1943.