İzmir’in unutulan sanatçıları 15 – Megali Noël

Ali Rıza Avcan

İzmir adı verilen bu kentte, devlet üniversitesi olarak benimle yaşıt bir Ege Üniversitesi, 1982’den bu yana faaliyet gösterip devamlı büyüyen Dokuz Eylül Üniversitesi, 1992’de kurulan Yüksek Teknoloji Üniversitesi, Milli Savunma Üniversitesi, 2016 yılında FETÖ çetesine aitken el konulup ad değiştirerek devlet üniversitesi haline dönüştürülen İzmir Demokrasi, Bakırçay ve Katip Çelebi üniversiteleri, 2020 yılında kurulan Sağlık Bilimleri Üniversitesi, mantar gibi yerden biten ve üniversite olmaktan çok ticarethane gibi çalışan beş özel (İzmir Ekonomi, Yaşar, İzmir Tınaztepe, İzmir Kavram Meslek Yüksekokulu, Türk Hava Kurumu) üniversite olmak üzere toplam 13 üniversite, bu üniversitelere bağlı başka sinema olmak üzere kültür ve sanatla uğraşan birçok fakülte, bölüm ve akademisyen olduğu halde hiçbirinin ele alıp araştırmadığı, bir tez konusu bile yapmadığı, yaşadığı süre içinde gidip kendisiyle görüşmediği, İzmirli ünlü sanatçı Dario Moreno ile birlikte filmlerde oynarken ortak memleketleri İzmir üzerine söyleşip söyleşmediklerini sormadığı, yerel yöneticilerin yardımıyla İzmir‘e, doğdukları topraklara davet etmeyi düşünmedikleri, annesi bile 2010 yılında Çeşme‘de vefat eden İzmirli, daha doğrusu İzmir doğumlu büyük bir sanatçıyı, Magali Noël‘i size hatırlatıp anlatmaya çalışacağım.

Ama ondan önce bu sanatçıyı tanıdıkça, onun yapıp eylediklerini öğrendikçe hem sanat alanında her şeyle ilgilenip her şeyin en iyisini yaptığı hem de bütün bunları kadın olma halinin güzelliği, cazibesi, şuhluğu ve seksapeli ile gerçekleştirdiği için ona aşık olduğumu itiraf etmeliyim. Gerek daha önce seyrettiğim Fellini‘nin Amarcord, Satryicon ve Tatlı Hayat (Dolce Vita) filmlerinden hatırlayıp bildiğim, gerekse şu sıralar yeniden seyrettiğim filmleriyle onu çocukluğumun açık hava sinemalarında seyredip sevdiğim seksi, şuh, dekolte ve seksapeli yüksek film sanatçısı Leyla Sayar‘a benzettiğimi söyleyebilirim. Tabii ki, Leyla Sayar‘ın yaşamının ikinci perdesinde dönüştüğü hali hariç olmak üzere…

Magali Noël [Magali (Magdalena) Noëlle Guiffray, Magali Guiffrais], 27 Haziran 1931’de İzmir’de doğan ve 23 Haziran 2015’de Fransa’nın güneydoğu bölgesindeki Châteauneuf-Grasse‘de ölen Fransız sinema oyuncusu ve şarkıcısıdır. Babası Yves Joseph Ernest Guiffray (1905/İzmir, 1944/Paris), annesi de Marie Antoinette Suzanne Guy (1906/Kahire, 1990/Çeşme)’dır. (1)

51 yıl süren sinema kariyeri boyunca 80 sinema, 30 televizyon filmi ve dizisi olmak üzere toplam 110 Fransız ve İtalyan filminde oynadı, 17 adet 45’lik ve 33’lük plak ile müzik CD’si doldurdu, 30 ayrı tiyatro oyununda oynadı, yayınlanmamış 1 fotoromanda rol aldı ve bütün bu kültür sanat çalışmaları karşılığında, 2000 yılında Reconnaissance des cinéphiles ödülünü, 2012 yılında da Fransa‘nın en büyük ödülü olan Légion d’Honneur madalyasını aldı. (2) (3)

Babasının üç nesildir İzmir‘de yaşayan zengin Levanten ailesinin soyu, 16. yüzyılın başında Fransa‘nın Savoie bölgesine kadar gitmekte ve yazı ekindeki vaftiz belgesinin de gösterdiği gibi, annesi Marie Antoinette Suzanne Guy, İzmir‘de ikamet eden kocası Yves Joseph Ernest Guiffray ile oradaki tatilleri sırasında tanıştı. Megali Noëll‘in 1867 yılında İzmir‘e gelen dedesi Elzéar Jules Noëll Guiffray, kuzenlerinin şirketi Societé des Quais de Smyrne (Smyrne Liman Şirketi)’nin önce yönetim kurulu üyesi, daha sonra başkanı olmuştu. 1913’ten sonraki görevi ise Smyrne Liman Şirketi Genel Müdürlüğü idi. Kardeşi Fernand Guiffray ise bir zamanlar Smyrne Tramvay Şirketi‘nin müdürüydü. (4)

Megali (Magdalena) Noëll‘in Göztepe Katolik Kilisesi (Notre Dame de Lourdes Katolik Kilisesi)’nde gerçekleştirilen vaftiz törenindeki vaftiz babası babasının eniştesi Maurice Verbeke, vaftiz annesi de teyzesi Françoise Guy‘dı. Evleri, 1. Kordon’da bir zamanlar Almanya Federal Başkonsolosluğu olarak kullanılan binaydı.

Megali Noel’in babası Yves Joseph Ernest Guiffray’a ait olup, bir dönem Federal Almanya Başkonsolosluğu olarak kullanılan tarihi bina.

27 Haziran 1931’de İzmir’de doğan Magali Noël yedi yaşındayken Fransa‘ya gitti ve şan, müzik, dans ve Catherine Fontenay‘dan drama desrleri aldıktan sonra 16 yaşında kabare şarkıcısı olarak çalışmaya başladı ve revülerde sahne aldı. 1951 yılında da sinemaya başladı.

Magali Noël, Jean Devaivre‘nin Brigitte Bardot‘yla birlikte yazdığı Le Fils de Caroline Cherie (1955) ve Jean Gabin‘in Henri Decoin ile birlikte yazdığı Razzia sur la chnouf (1955) fimlerinde cazibesini ve yeteneklerini ortaya koyduktan sonra aynı yıl Jules Dassin tarafından çekilen Du fififi chez les hommes filmiyle kendini kanıtladı.

Federico Fellini ile birlikte Cannes Film Festivali’nde…

Rol aldığı önemli filmler arasında Jules Dassin‘in Du rififi chez les hommes (Rififi erkekler arasında) (1955), Jean Renoir‘ın Elena et les hommes‘u (Elena ve Erkekler) (1957), Costa-Gavras‘ın Ölümsüz (Z) adlı filmi ve Federico Fellini‘nin La Dolce Vita (Tatlı hayat)(1961), Satyricon (1970) ve Amarcord (1974) filmleri sayılabilir. Magali Noël, seksi ve baştan çıkartıcı fiziği ile Fellini‘nin fetiş oyuncularından biriydi.

Magali Noël aynı zamanda bir şarkıcıdır ve 1956 yılından başlayarak Fransa‘da birçok plak çıkarmıştır. Sözleri Boris Vian‘a, bestesi de Alain Goraguer‘e ait “Fais-moi mal Johnny” (Canımı Yak Johnny) adlı Fransızca şarkıyı, Fransızca ilk rock’n roll parça olarak 1956’da seslendirmiş ve bu şarkının, sözlerinin içeriği nedeniyle uzunca bir süre radyolarda çalınması yasaklanmıştı. Bu cesur şarkı ayrıca, 1959 tarihli Le fauve est let go isimli filminde de yer almıştı.

Magali Noël diğer yandan da Molière‘in George Dandin‘ini, Bertolt Brecht‘in Mère Courage (Cesaret Ana)’sını, Dario Po‘nun Le Septième Commandement : Tu voleras un peu moins… (Yedinci Emir: Biraz daha az çalacaksın…) oyununu, George Bernard Shaw‘un Pygmalion‘unu, Victor Hugo‘nun Lucrèce Borgia‘sını, Stefan Zweig‘ın La Dette (Bırak bunu) oyununu oynayacak kadar usta bir tiyatro sanatçısıdır. Fransa’da, Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinin prestijli salonlarında oynadığı tiyatro oyunlarının sayısı 30’u bulmaktadır.

Ayrıca 1959 tarihli Fransız – İtalyan ortak yapımı “Oh! Qué mambo” adlı filmle 1960 yapımı “Marie des İsles” (Adaların Meryemi) filminde kendisi gibi İzmirli olan şarkıcı oyuncu Darío Moreno ile başrolleri paylaşmıştı.

Magali Noël‘in, aktör Jean-Pierre Bernard ile olan ilk evliliğinden Stephanie Vial-Noël adında bir kızı ve ikinci evliliği sırasında evlat edindiği iki erkek çocuğu vardır. 23 Haziran 2015, Salı günü 83 yaşındayken Fransa‘nın Châteauneuf-Grasse yerleşimindeki bir huzurevinde uykusundayken hayata veda etmiştir. İlk kocası Jean-Pierre Bernard, Fransa‘nın Vaucluse eyaletindeki Entrechaux Mezarlığı‘nda kendisinin yanında yatmaktadır. (5)

Kaynaklar

(1) https://www.geneastar.org/celebrite/guiffraym/magali-noel

(2) https://fr.wikipedia.org/wiki/Magali_No%C3%ABl

(3) https://www.imdb.com/name/nm0637649/?ref_=fn_al_nm_1

(4) http://www.levantineheritage.com/guiffraycert.htm

(5) Décès de l’actrice et chanteuse Magali Noël, Le Monde, Erişim Tarihi: 8.10.2023, ohttps://www.lemonde.fr/disparitions/article/2015/06/24/deces-de-l-actrice-magali-noel_4660606_3382.html

Ek Bilgiler

Magali Noël‘in rol aldığı sinema filmleriyle TV filmi ve dizilerini, oynadığı tiyatro oyunlarını ve söylediği şarkıları hem kendisi ile ilgili Wikipedia maddesi, hem de IMDb Internet Movie Database kayıtlarını mukayeseli olarak inceleyip eksiklikleri gidermek, yanlışlıkları düzeltmek suretiyle belirleyerek aşağıdaki listeleri düzenledim:

Filmleri

01. 1951: Demain nous divorçons (Yarın boşanıyoruz), Yönetmen: Louis Cuny, Jeanne Torelle rolünde.

02. 1951: Seul dans Paris (Paris’te tek başına), Yönetmen: Hervé Bromberger, Jeanette Milliard rolünde.

03. 1953: Deux de l’escadrille (Filodan iki kişi), Yönetmen: Maurice Labro.

04. 1954: Mourez nous ferons le reste (Öl, gerisini biz hallederiz), Yönetmen: Christian Stengel, Françoise rolünde.

05. 1955: Le Fils de Caroline chérie (Caroline’nin oğlu sevgilim), Yönetmen: Jean Devaivre, Térésa rolünde.

06. 1955: Chantage (Şantaj), Yönetmen: Guy Lefranc, Denise rolünde.

07. 1955: Razzia sur la chnouf (Razzia Chnouf’ta), Yönetmen: Henri Decoin, Lisette rolünde.

08. 1955: Du rififi chez les hommes (Rififi, erkekler arasında) (İnsanlar ve para), Viviane (Noel, filmin tema şarkısını da seslendirir)

09. 1955: Les Grandes Manœuvres (Büyük manevralar), Yönetmen: Jules Dassin, Şantöz Thérèse rolünde.

10. 1956: OSS 117 n’est pas mort (OSS 117 ölmedi), Yönetmen: René Clair, Muriel Rousset rolünde.

11. 1956: Les Possédées (Sahip olunan), Yönetmen: Charles Brabant, Pia Manosque rolünde.

12. 1956: Eléna et les hommes (Elena ve erkekler), Yönetmen: Jean Renoir, Lolotte rolünde.

13. 1957: Assassins et voleurs (Suikastçılar ve hırsızlar), Yönetmen: Sacha Guitry, Madeleine Ferrand rolünde.

14. 1957: Le désir mène les hommes (Arzu erkekleri yönlendirir), Yönetmen: Ėmile Roussel, Nathalie rolünde.

15. 1958: La Loi de l’homme et le désir (È arrivata la parigina) (Erkek, Kadın ve Arzu), Yönetmen: Camillo Mastracinque, Yvette rolünde.

16. 1958: Si le roi savait ça (Al servizio dell’imperatore), (İmparatorun hizmetinde), Yönetmen: Caro Canaille ve Edoardo Anton, Arnaude rolünde.

17. 1958: Le Train de 8h 47 (8.47 treni), (Film yarım kaldı), Yönetmen: Jack Pinoteau.

18. 1958 : Le Piège  (Tuzak), Yönetmen: Charles Brabant, Cora Caillé rolünde.

19. 1959: Des femmes disparaissent (Kadınlar ortadan kayboluyor), Yönetmen: Edouard Molinaro, Coraline Merlin rolünde.

20. 1959: Ça n’arrive qu’aux vivants  (Bu sadece yaşayanların başına gelir), Yönetmen: Tony Saytor, Gloria Selby rolünde.

21. 1959: Oh! Qué mambo (Oh! ne mambo)(Il Giovane leone), Yönetmen: John Berry, Dario Moreno ile birlikte Viviane Montero rolünde.

22. 1958: Le fauve est lâche (Korkak canavar), Yönetmen: Maurice Labro, Sadece filmdeki şarkıyı söylüyor.

23. 1959: L’Île du bout du monde (Dünyanın sonundaki ada), Yönetmen: Edmond T. Grėville, Jane rolünde.

24. 1960: Gastone, Yönetmen: Mario Bonnard, Sonia rolünde.

25. 1960: Boulevard  (Bulvar), Yönetmen: Julien Duvivier, Jenny Dorr rolünde.

26. 1960: A qualcuna piace calvo (Bazıları kel sever), Yönetmen: Mario Amendola, Marcella Salustri rolünde.

27. 1960: Marie des Isles (Adaların Meryemi), Yönetmen: Georges Combret, Julie rolünde.

28. 1960: La dolce vita (Tatlı hayat), Yönetmen: Federico Fellini, Fanny rolünde.

29. 1960: Noi siamo due evasi (Biz kaçan iki mahkumuz), Yönetmen: Giorgio Simonelli, Odette rolünde.

30. 1961: Le Sahara brûle (Sahra yanıyor), Yönetmen: Michel Gast, Lénq rolünde.

31. 1961: La Fille dans la vitrine (La ragazza in vetrina) (Penceredeki kız), Yönetmen: Luciano Emmer, Chanel rolünde.

32. 1961: La Loi de la guerre (Legge di guerra) (Savaş hukuku), Yönetmen: Bruno Paonlinelli, Olga rolünde.

33. 1961: Jeunesse de nuit (Gioventù di notte) (Geceleri gençlik), Yönetmen: Mario Sequi, Elvi rolünde.

34. 1961: Dans la gueule du loup (Kurt ininde), Yönetmen: Jean-Charles Dudrument, Barbara Yabakos rolünde.

35. 1961: En pleine bagarre (Mani in alto) (Bir kavganın ortasında), Yönetmen: Giorgio Bianchi.

36. 1961: Le Jeu de l’assassin (Mörderspiel)(Suikatçinin oyunu), Yönetmen: Helmut Ashley, Eva Troger rolünde.

37. 1962: Le Secret de d’Artagnan (Il Colpo segreto di d’Artagnan) (D’Artagnan’ın gizli darbesi), Yönetmen: Siro Marcellini, Carlotta rolünde.

38. 1963: Totò et Cleopâtra (Totò e Cleopatra) (Totò ve Kleopatra), Yönetmen: Fernando Cerchio, Cleopatra rolünde.

39. 1963: Queste pazze, pazze donne (Bunlar çılgın, çılgın kadınlar), Yönetmen: Marino Girolami, Martini’nin karısı Giulia rolünde.

40. 1963: Tempête sur Ceylan (Das Todesauge von Ceylon)(Seylan üzerinde fırtına), Yönetmen: Gerd Oswald ve Giovanni Roccardi, Gaby rolünde.

41. 1963: L’Accident  (Kaza), Edmond T. Greville, Andréa rolünde.

42. 1964: La Traite des blanches (Beyaz köle), Yönetmen: Georges Combret, Louisa rolünde.

43. 1964: Requiem pour un caïd (Bir patron için ağıt), Yönetmen: Maurice Cloche, Éva rolünde.

44. 1964: Filles et Garçons (Oltraggio al pudore) (Tevazuya karşı öfke), Yönetmen: Silvio Amadio, Giovenella’nın kızkardeşi rolünde.

45. 1964: Le Dernier Tiercé (Son katman), Yönetmen: Richard Pottier, Lydia rolünde.

46. 1964: Les Martiens ont douze mains (I marziani hanno dodici mani) (Marslıların on iki eli var), Yönetmen: Castellano et Pipolo, Matilde Bernabel rolünde.

47. 1964: La Corde au cou (Boynundaki ip), Yönetmen: Joseph Lisbona, Clara rolünde.

48. 1965: Aventure à Beyrouth (La Dama de Beirut)(Beyrut’ta Macera), Yönetmen: Ladislas Vajda, Gloria Lefevre rolüyle.

49. 1968: Le Mois le plus beau (En güzel ay), Yönetmen: Guy Blanc, Claudia rolüyle.

50. 1969: Ölümsüz (Z), Yönetmen: Constantin Costa-Gavras, Nick’in kızkardeşi rolüyle.

51. 1969: L’Astragale, Yönetmen: Guy Casaril, Annie rolüyle.

52. 1969: Les Martiens ont douze mains (I marziani hanno dodici mani) (Marslıların on iki eli vardır), Yönetmen: Castellano et Pipolo, Matilde Bernabei rolünde.

53. 1969: Satyricon, Yönetmen: Federico Fellni, Fortunata rolünde.

54. 1970: Edipeon (Odeipus), Yönetmen: Lorenzo Artale , Giusi rolünde.

55. 1970: Tropique du Cancer (Yengeç dönencesi), Yönetmen: Joseph Strick, Prenses rolünde.

56. 1970: Les Brebis du révérend (Kyrkoherden)(Muhterem koyun, Papaz), Yönetmen: Torgny Wickman, kontes rolünde.

57. 1970: Le Tombeur (The Man Who Had Power Over Women)(Kadınlar üzerinde gücü olan adam), Yönetmen: John Krish, Madam Franchetti rolünde.

58. 1970: Ciao Federico! (Merhaba Federico!), Belgesel, Yönetmen: Gideon Bachmann, Kendisi.

59. 1971: Le Belve (Yaratıklar), Yönetmen: Giovanni Grimaldi, Lisa rolünde (Cincilla’daki bölüm)

60. 1971: Un prėtre á marier (Il prete sposato)(Evlenecek bir rahip) Yönetmen: Marco Vicario, Signora Bellini rolünde.

61. 1972: Racconti proibiti… di niente vestiti (Yasak hikayeler… kifayetsiz), Yönetmen: Brunello Rondi, Prudenzia rolünde.

62. 1972: Le p’tit vient vite (Küçük olan hızla geliyor), Yönetmen: Louis-Georges Carrier, Hemşire rolünde.

63. 1973: Amarcord (Hatırlıyorum), Yönetmen: Federico Fellini, Kuaför Gradisca rolünde.

65. 1975: Paolo Barca maestro elementare praticamente nudista (Paolo Barca, ilkokul öğretmeni, neredeyse çıplak), Yönetmen: Signora Cacchio, Öğretmen Rosaria Cacchiò rolünde.

64. 1975: La Bagarre du samedi soir, (Il tempo degli assassini) (Katillerin zamanı), Yönetmen: Marcello Andrei, Rossana rolünde.

65. 1975: Paolo Barca, maestro elemantare, praticamente nudista (İlkokul öğretmeni Paolo Barca neredeyse çıplak), Yönetmen: Flavio Mogherini, Bayan Cacchiò.

66. 1975: La Banca di Monate (Monate Bankası), Yönetmen: Francesco Massaro, Adelmo’nun karısı Melissa rolünde.

67. 1977: Stato interessante (İlginç durum), Yönetmen: Sergio Nasca, İkinci hikayede Tilde La Monica rolünde.

68. 1978  Les Rendez-vous d’Anna (Anna’nın Buluşmaları), Yönetmen: Chantal Akerman, İda rolünde.

69. 1980 : Le Chemin perdu, Yönetmen: Patricia Moraz, Maria Tonelli rolünde.

70. 1980: Qu’est-ce qui fait courir David?, (David’i koşmaya iten şey nedir?), Yönetmen: Élie Chouraqui, David’in annesi Sarah rolünde.

71. 1983: Les Années 80 (80’ler), Belgesel, Yönetmen: Chantal Akerman, Kendisi.

72. 1983: La Mort de Mario Ricci, (Mario Ricci’nin ölümü), Yönetmen: Claude Goletta, Solange rolünde.

73. 1985: Diesel, (Dizel), Yönetmen: Robert Kramer, Mickey rolünde.

74. 1985: Vertiges (Vertigo), Yönetmen: Christine Laurent, Constance rolünde.

75. 1986: Exit-exil, (Sürgün), Yönetmen: Luc Monheim, Solange rolünde.

76. 1989: La Nuit de l’éclusier (Die nacht des Schleusenwarts)(Kilit bekçisinin gecesi), Yönetmen: Franz Rickenbach, Hélène Belloz rolünde.

77. 1989: Pentimento, (Pişmanlık) Yönetmen: Tonie Marshall, Maddeleine rolünde.

78. 2000: La Fidélité (Özgür Duygular), Yönetmen: Andrjzej Zulawski, Clélia’nın annesi rolünde.

79. 2001: Regina Coeli (Cennetin kraliçesi), Yönetmen: Nico D’Alessandria, Kraliçe Regina rolünde.

80. 2002: La Vérité sur Charlie (The Truth About Charlie)(Charlie hakkındaki gerçekler), Yönetmen: Jonathan Demme, siyah giyinmiş gizemli kadın rolünde.

Televizyon Film ve Dizileri

01. 1951: La Course du flambeau (Meşale koşusu), Yönetmen: Max de Rieux.

02. 1952: La Cruche cassée (Kırık sürahi), Yönetmen: Bernard Hecht.

03. 1955: Christophe C… , Yönetmen: Jean-Paul Carrère.

04. 1955: Le Héros et le Soldat (Kahraman ve asker), Yönetmen: Marcel Bluwal.

05. 1956: Doris, Yönetmen: Jean Vernier, Doris rolünde.

06. 1962: Les Trois Henry (3. Henry), Yönetmen: d’Abder Isker.

07. 1964: Le Procès de Mary Dugan (Mary Dugan’ın soruşturması), Yönetmen: Jean-Marie Coldefy, Mary Dugan rolünde.

08. 1966: Comment ne pas épouser un milliardaire (Bir milyarderle nasıl evlenmezsiniz) 13 dakikalık 26 bölümlük TV dizisi, Yönetmen: Lazare Iglesis, Delia Delamarre rolünde.

09. 1967: Le Golem (Gustav Meyrink’in romanından TV filmi), Yönetmen: Jean Kerchbron, Angelina rolünde.

10. 1969: Le Mas Théotime (Henri Bosco’nun romanından), TV filmi, Yönetmen: Jacques Florian, Geneviève rolünde.

11. 1972: Comme avant, mieux qu’avant (Eskisi gibi eskisinden daha iyi), Yönetmen: Yves-André Hubert, Fulvia Gelli rolünde.

12. 1978: Jean-Christophe (52 dakikalık 9 bölümlük Tv dizisi, Yönetmen: François Villiers.

13. 1979: Lucrèce Borgia (Lükres Borjiya), Yönetmen: Yves-André Hubert, Lucrèce Borgia rolünde.

14. 1980: Le président est gravement malade (Başkan ağır hasta), Yönetmen: Yves Ciampi, Edith Wilson rolünde.

15. 1980: Un pas dans la forêt (Ormanda bir adım), Yönetmen: Claude Mourthé.

16. 1982: Les Confessions du chevalier d’industrie Félix Krull, (Bekenntnisse des Hochstaplers Felix Krull) (Sanayi Baronu Felix Krull’un itirafları), Yönetmen: Bernhard Sinkel, Madam Houpflé rolünde.

17. 1982: L’Enfant et les Magiciens (Çocuk ve shirbazlar), Yönetmen: Philippe Arnal, Marguerite Teyze rolünde.

18. 1984: Sortie interdite (Çıkış yasaktır), Yönetmen: Patty Villiers, Mado rolünde.

19. 1985: Les Bottes rouges (Kırmızı çizmeler), Yönetmen: Jeannette Hubert.

20. 1985: Mariage (Evlilik), Yönetmen: Lazare Iglesis.

21. 1986: L’Amour tango (Aşk tangosu), Yönetmen: Régis Forissier, Angèle rolünde.

22. 1987: La Malle (Araba bagajı), Yönetmen: Gouffe d’Hervé Basle

23. 1988: On the Orient (Doğuda), (Ray Bradbury sunduğu 8 bölümlük 2. sezon TV dizisi) Yönetmen: Frank Cassenti, Minerva Halliday rolünde.

24. 1988: Lundi noir (Kara pazartesi), Yönetmen: Jean-François Delassus.

25. 1991: Crimes et Jardins (Suçlar ve bahçeler), Yönetmen: Jean-Paul Salomé, Suzanne rolünde.

26. 1992: Les Cœurs brûlés (Yanmış kalpler), (90 dakikalık 8 bölümlük TV dizisi), Yönetmen: Jean Sagols, Julia Bertyl rolünde.

27. 1997: Les Héritiers (Mirasçılar), Yönetmen: Josée Dayan, Zizi rolünde.

28. 1998: Le Dernier Fils (Son oğul), Yönetmen: Étienne Périer, Elisabeth Haas rolünde.

29. 1999: La Nuit des hulottes (Baykuşların gecesi) Yönetmen: Michaëla Watteaux, Rainette Leblanc rolünde.

30. 2002: La Source des Sarrazins (Sarrazinlerin kaynağı), Yönetmen: Denis Malleval, Rose rolünde.

Müzik

01. 1955: Le Rififi ; Johnny Guitar ; Si tu m’aimais ; J’aime valser dans tes bras (Eğer beni sevdiysen kollarında vals yapmayı seviyorum), EP Philips 432.044.

02. 1956: Fais-moi mal Johnny (Acıt beni, Johnny) ; Strip-rock ; Alhambra rock ; Rock des petits cailloux, Söz yazarı: Boris Vian, LP Philips N 76.089 R, repris en EP Philips 432.131 Magali Noël numéro 2 : Rock and Roll (1957).

03. 1957: Pan, pan, pan, poireaux pomm’de terre (Tava, tava, tava, pırasa ve patates), Söz yazarı: Boris Vian, SP Philips 372.398.

04. 1957: Magali se déchaîne : Mon oncle Célestin ; Oh ! si y avait pas ton père ; Eh ! Mama (Magali çılgına dönüyor: Amcam Célestin; Ah ! eğer baban olmasaydı; Hey! anne) Söz yazarı: Boris Vian etc.), EP Philips 432.185.

05. 1957: Sexy songs : Oh ! (c’est divin) ; Nous avions vingt ans ; Mon a, mon amour (Oh! (ilahi); Yirmi yaşındaydık; Benim aşkım) Söz yazarı: Boris Vian etc., EP Philips 432.193.

06. 1964: Magali Noël chante Boris Vian (Magali Noël Boris Vian şarkıları söylüyor),(Boris Vian’dan 12 yeni şarkı), LP, Jacques Canetti.

07. 1975: Magali Noël : Album 12 titres (La femme au miroir) (Magali Noël: 12 parçalık albüm), (Aynadaki kadın).

08. 1980: Magali Noël : Fais-moi mal Johnny, (İngilizce yeni versiyonu: Hurt me bad Johnny), Söz yazarı: Boris Vian etc.), LP Disques Lazer / Distribution Carrere 67.486 (CD olarak yayınlanmadı).

09. 1988: Magali Noël chante Boris Vian (Magali Noël Boris Vian parçaları söylüyor), CD Jacques Canetti / Musidisc.

10. 1989: Regard sur Vian, (Vian’a Bakış), (Kızı Stéphanie Noël ile birlikte söylediği şarkılar 9 ve 10 Kasım 1989’da Beausobre’de halka açık olarak kaydedildi. Yapımcılığını Jean-Claude Vial’in üstlendiği bir ve iki CD’lik yapımı Buda Müzik üstlendi. Dağıtımını ise Ares tarafından yapıldı.

11. 1996: Soleil blanc (Beyaz güneş), Prévert 96, CD Sony / Dreyfus.

12. 2002: Magali Noël chante Boris Vian (Magali Noël Boris Vian’ı söylüyor), CD Productions Jacques Canetti 589 703-2.

13. 2002: Magali Noël, (1950’lerdeki beş 45’liğin tüm parçalarının yanında 1964 LP’sinden bir parçayı içerir), Mercury (CD Story) 063 010-2.

14. 2002: Magali Noël, Rock and Roll, Mercury / Philips 063 031-2.

15. 2009: Regard sur Vian (Vian’a bakış), 1989’da yayınlanan çift CD’nin yeniden basımı. (Disques Office/Disques Dreyfus – réf. 46050 362842)

16. 2011: Forever (Daima), 16 Haziran-7 Temmuz 2010 tarihleri arasında Paris’teki Ferber Stüdyosu’nda kaydedilen 20 parçadan oluşan albüm, (Disques Dreyfus).

17. Année Inconnue: Les grands succès (Bilinmeyen Yıl: Büyük başarılar), 1975 ve 1980’deki LP’leri bir araya getiren 20 parçalık CD.

Oynadığı Tiyatro Oyunları

01. 1949: George Dandin, Yazar. Molière, Yönetmen: Jean-Marie Serreau ve François Vibert, Dekor: François Ganeau, Batı Almanya ve Fransa’daki turnelerde oynanmıştır.

02. 1949: Le Miracle de l’homme pauvre (Yoksul adamın mucizesi), Yazar: Marian Hemar, Yönetmen: André Clavé, Mulhouse Belediyesi Drama Tiyatrosu Merkezi’nde sergilendi.

03. 1950: Le Miracle de l’homme pauvre (Yoksul adamın mucizesi), Yazar: Marian Hemar, Yönetmen: André Clavé, Montparnasse Tiyatrosu’nda sergilendi.

04. 1954: La Puce à l’oreille (Kulaktaki pire), Yazar: Georges Feydeau, Yönetmen: Georges Vitaly, Célestins Tiyatrosu’nda sergilendi.

05. 1954: L’Amour des quatre colonels (Dört albayın aşkı), Yazar: Peter Ustinov’dan uyarlayan Marc-Gilbert Sauvajon, Yönetmen: Jean-Pierre Grenier, Fontaine Tiyatrosu’nda sergilendi.

06. 1954: Si jamais je te pince!... (Eğer seni çimdiklersem), Yazar: Eugène Labiche, Yönetmen: Georges Vitaly, La Bruyère Tiyatrosu’nda sergilendi.

07. 1957: Pygmalion, Yazar: George Bernard Shaw, Yönetmenlik, dekor ve kostümler: Jean Marais, Célestins Tiyatrosu’nda sergilendi.

08. 1960: Deux sur la balançoire (İki kişi salıncakta) Yazar: William Gibson, Yönetmen: Luchino Visconti (Jean Marais ile birlikte), Célestins Tiyatrosu’nda sergilendi.

09. 1961: Louisiane, Yazar: Marcel Aymé, Yönetmen: André Villiers, Renaissance Tiyatrosu’nda sergilendi.

10. 1965: L’amour, vous connaissez? (Aşkı bilir misin?), Yazar: Bill Manhoff, Yönetmen: Raymond Gérôme, Ambassadeurs Tiyatrosu’nda sergilendi.

11. 1966: Mouche (Uçmak) Başarılı bir Brodway müzikalinin Puul Misraki tarafından uyarlanmış oyunun müziği ve şarkı sözleri Bob Merrill’e, librettosu Michael Stewart’a aittir. Öykü Paul Gallico’nun The Love of Seven Dolls (Yedi kuklanın aşkı) isimli kısa öyküsüne dayanmaktadır. Bu hikaye, Leslie Caron’un başrol oynadığı Lili filminin ve ayrıca Carnival müzikalinin ilham kaynağıydı. Yönetmen: Raymundo de Larrain, Porte-Saint-Martin Tiyatrosu’nda sergilendi.

12. 1968: La Dame de chez Maxim (Maksim’deki Kadın), Yazar: Georges Feydeau, Yönetmen: Jacques Charon, Célestins Tiyatrosu’nda sergilendi.

13. 1970: Sweet Charity (Tatlı Charity), Bob Fosse ve Paul Glover’ın müzikal komedisi, (Sydney Chaplin ve Jacques Duby ile birlikte.)

14. 1971: Le Septième Commandement : Tu voleras un peu moins… (Yedinci emir: biraz daha az çalacaksın…), Yazar: Dario Fo, Yönetmen: Jacques Mauclair, Carcassonne Festivali’nde, yaz festivallerinde ve Odéon Ulusal Tiyatrosu’nda sergilendi.

15. 1971: Les Trois Mousquetaires (Üç silahşörler) Yazar: Alexandre Dumas, Yönetmen: Michel Berto, Théâtre du Midi Tiyatrosu ile Carcassonne Festivali’nde sergilendi.

16. 1972: Le Septième Commandement : Tu voleras un peu moins… (Yedinci emir: biraz daha az çalacaksın…), Yazar: Dario Fo, Yönetmen: Mauclair, turnelerde sergilendi.

17. 1972: Un pape à New-York (The House of Blue Leaves) (New York’ta bir papa), Yazar: John Guare, Yönetmen: Michel Fagadau, Gaîté-Montparnasse Tiyatrosu’nda sergilendi.

18. 1976: Remember, revue (Revüyü unutma), Yazar: André Levasseur, Aimé Barelli’nin 12 kız ve 12 erkekten oluşan orkestrası, Sporting Monte-Carlo’da sergilendi.

19. 1976: Mère Courage (Cesaret Ana), Yazar: Bertolt Brecht, Yönetmen: François Rochaix, Carouge Tiyatrosu’nda sergilendi.

20. 1979: Lucrèce Borgia (Lükres Borjiya), Yazar: Victor Hugo, Yönetmen: Roger Hanin (Michel Auclair, David Clair ve Jean-Marie Galey ile birlikte).

21. 1980: La Staaar (Yıldız), Magali Noël ile Louis Thierry,’nin düşüncesiyle yazılan müzikal komedi, Yönetmen: Louis Thierry, Koreografi: Jean Moussy, Müzik: François Rauber ve Michel Cœurio, Fontaine Tiyatrosu’nda sergilendi.

22. 1986: Cabaret (Kabare), Müzikal komedi, Yönetmen: Jérôme Savary, Lyon 8. Tiyatro ile Nice ve Montpellier Treize Vents tiyatrosunda sergilendi.

23. 1987: Cabaret (Kabare), Müzikal komedi, Yönetmen: Jérôme Savary, Mogador Tiyatrosu’nda sergilendi.

24. 1989: Regards sur Vian (Saygılarımızla Vian), Boris Vian’a adanmış müzikal gösteri, Morges, Beausobre Tiyatrosu’nda sergilendi.

25. 1991: Le Coin de non retour (Dönüşü olmayan köşe), Yazar: Jean-Claude Danaud, Yönetmen: Jacqueline Bœuf, Lyon Tête d’or Tiyatrosu’nda sergilendi.

26. 1993: Enfin seuls! (Nihayet yalnız!) Yazar: Lawrence Roman, Yönetmen: Michel Fagadau, Fransa, İsviçre ve Belçika turnesinde sergilendi.

27. 1996: Soleil blanc-Prévert 96 (Beyaz güneş-Prévert 96) Jacques Prévert’e adanmış müzikal gösteri, Champs-Élysées Komedi Tiyatrosu’nda sergilendi.

28. 2004: Chansons volent (Şarkılar uçuyor), Boris Vian, Jacques Prévert, Jacques Brel ve Léo Ferré’ye ve sonrasına adanmış müzikal gösteri, Carouge Tiyatrosu’nda sergilendi.

29. 2005: La Dette (Bırak bunu) Yazar: Stefan Zweig, Yönetmen: Didier Long, Tiyatro 14 Salonu’nda sergilendi.

30. 2008: Le Clan de Magali Noël (Magali Noël klanı), Boris Vian, Jacques Prévert ve Raymond Queneau’ya ve sonrasına adanmış müzikal gösteri, Neuchâtel Passage Tiyatrosu’nda sergilendi.

Fotoroman

01. 1954: Chanson pour Gloria (Song for Gloria)(Gloria için şarkı), yayınlanmamış tam roman, Maurice Gilmer ile birlikte.

İnşaatlarla teslim alınan kentler…

Ali Rıza Avcan

Ünlü seyyah Evliya Çelebi‘nin rüyasında gördüğü peygambere yanlışlıkla söylediği “seyahat ya resulallah” deyişini, “inşaat ya resulallah” olarak anladığımız günlerden bu yana harıl harıl inşaat yapmaktayız.

Yerleşim yerlerinin, semtlerin ve mahallelerin içinde yapılan bu inşaatların yakın çevrede yaşayan ya da çalışan diğer insanları rahatsız edip etmediğine, halk sağlığı açısından bir tehdit oluşturup oluşturmadığına bakmaksızın inşaatlar yapıyoruz…

Çünkü inşaat yapmak hem yapan açısından hem de ona izin veren siyasetçi ve kamu yöneticisi açısından oldukça kârlı bir alan… Özellikle de, seçimlerde aday olabilmek ve aday olduktan sonra harcayacağı parayı bulabilmek; yani, seçimin finansmanını sağlamak açısından…

Ülkemizde ve yaşadığımız tüm kentlerde, iktidarın ya da muhalefetin kendi valilik ve belediyeleriyle birlikte, kendi politikalarının finansmanını sağlamak amacıyla oluşturduğu inşaatçı/müteahhit çetelerini nasıl koruyup kayırdığına yakından tanık olduğumuz için, bu kayırmacı, yağmacı, talancı politikalarla ortaya çıkan kuralsız, kaidesiz ve plansız inşaat yapma durumuna karşı çıkıp itiraz ediyoruz.

Yaşadığımız ya da çalıştığımız kentlerin hemşerileri olarak mahallelerimizin ortasında hoyratça yapılan bu tür inşaatlardan şikayetlerimizi şu noktalarda somutlayabiliriz:

Ama ondan önce her şeyin başı olan 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun düzenleniş amacını özetleyen 1. madde hükmüne bakarak işe başlayalım derim:

Son yıllarda birçok şehirde, 2010 tarihli Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği‘nin 23. maddesinin b fıkrasında yazılı olan “konut bölgeleri içinde ve yakın çevresinde gerçekleştirilen şantiye faaliyetleri gündüz zaman dilimi dışında akşam ve gece zaman dilimlerinde sürdürülemez” hükmüne rağmen, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı il müdürlüklerine bağlı Mahalli Çevre Kurulları, daha doğrusu valilikler tarafından tüm ticari inşaatlara Cumartesi ve Pazar günleri de dahil olmak üzere haftanın her günü için 24 saat çalışma izni verilmektedir. Oysa söz konusu yönetmelik maddesine göre, bu tür izinler sadece baraj, köprü, tünel, otoyol, şehir içi anayol ve toplu konut projesi gibi kamu yararı ile ilgili inşaatlara verilip bunun dışında kalan diğer inşaatlara verilmesi mümkün değildir.

Karşıyaka, Yalı Mahallesi, 6485/2 Sokak’taki konut inşaatı
Fotoğrafın çekildiği gün Cumartesi olmasına rağmen 7/24 izni alan inşaattaki betoniyer gürültülü bir şekilde çalışıyor…

İzmir Valiliği‘nin 2023 yılında Bayraklı, Bornova, Buca, Çiğli, Karşıyaka ve Konak ilçelerinde devam eden ve kamu yararı ile hiçbir ilgisi olmayan lüks konut, rezidans ve iş merkezi inşaatlarına, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi‘nin tüm uyarı ve itirazlarına rağmen hafta tatilini dikkate almaksızın gece ve gündüz 24 saat çalışma izni vermesi, bu hukuksuzluk ve kayırmacılığın en iyi ve en yakın örneğidir.

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından düzenlenen Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği‘nin 1. ve 2. maddelerinde, “özellikle nüfusun yoğun olduğu alanlarda, parklarda veya yerleşim bölgelerindeki diğer sessiz alanlarda, açık arazideki sessiz alanlarda, okul, hastane ve diğer gürültüye hassas alanlarda“, “çevresel gürültüye maruz kalınması sonucu kişilerin huzur ve sükununun, beden ve ruh sağlığının bozulmaması için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak” yönetmeliğin amacı olduğu belirtilmekle birlikte, tüm inşaatlarda, hem bakanlık, hem de inşaatçılar olarak bu kurallara uyulmadığını görüyoruz.

İnşaatın başından sonuna kadar yapım faaliyeti ile ilgili her türlü ses ve gürültüye, hiçbir izleme ve denetim işlemine başvurulmadan bu şekilde izin verilmesi, inşaatın yakın çevresindeki birçok mahalle sakinini rahatsız etmekte; böylelikle, buna yol açan valilikler, inşaat çevresindeki halk adına bu izinlere karşı çıkıp dava açmayan belediyeler, yerel halkın sağlık, sıhhat ve esenlik içinde yaşaması görevini yerine getirmemekte, inşaat gürültülerini izleyip denetlemeyerek seçimlerde oy aldığı seçmenler ya da hemşeriler yerine inşaat sahiplerini kayırıp kollamaktadır.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanıp 13 Ekim 2021 tarih, 31627 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan ve 20 maddeden oluşan “Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelik“, binaların yıkım faaliyetlerinin insan sağlığıyla can ve mal güvenliğini ve çevreyi korumayı amaçladığı halde; yakın çevremizde tanık olduğumuz ve tozundan toprağından, gürültüsünden şikayetçi olduğumuz tüm yıkımlar bu yönetmelikte sözü edilen önlemler alınmadan, asbest ve diğer tehlikeli atıkların tespit ve sökümü yapılmadan gerçekleştirilmektedir.

İzmir’in İmbatlı ya da Meltemli değil, tozlu topraklı havası…

Söz konusu yönetmeliğin 21. maddesi, bu yönetmelik hükümlerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütüleceğini belirtmekle birlikte, yönetmelikte yazılı uygulama, izleme ve denetlemeye ilişkin yükümlülüklerin bakanlık ve bakanlığa bağlı il müdürlüklerince yerine getirilmediği hepimizin bildiği çıplak bir gerçektir.

Kısa zamanda daha fazla malzeme taşıma, daha fazla iş yapma amacıyla gelişip hacim olarak büyüyen iş makinalarının varlığı , bu makinaların hem inşaat mahallindeki hem de inşaat mahalline gidip geldikleri cadde ve sokaklarda büyük rahatsızlıklara yol açmakta, hemşerilerden toplanan vergilerle yapılan yol ve kaldırımlar bu araçların gidiş gelişi nedeniyle yıpranıp bozulmakta ve buna ilişkin bir tazminat belediyelerce inşaat sahiplerinden talep edilmemektedir.

Gelinen en son nokta: Çelik paletli iş makinası, lastik tekerlekli, taşıyıcı yerine yollarda…
Çelik paletli iş makinasının trafik macerası
Çelik paletli iş makinasının yol zemininde yaptığı hasar

Trafik Kanunu‘na göre cadde ve sokaklarda gidip gelmesi mümkün olmayan demir paletli iş makinalarının diğer araçlar arasındaki tehlikeli gidiş gelişleri, büyük damperli kamyon, betoniyer, kepçe, TIR ve vinçlerin kentin her cadde ve sokağına günün her saatinde kolaylıkla girip çıkması, bunların yarattığı gürültü, toz, toprak dolu çevre kirliliği şehirde yaşayan tüm canlıların sağlığını tehdit etmektedir.

3194 sayılı İmar Kanunu‘nun “ruhsat müddeti” başlıklı 29. maddesine göre “yapıya başlama müddeti ruhsat tarihinden itibaren iki yıldır. Bu müddet zarfında yapıya başlanmadığı veya yapıya başlanıp da her ne sebeple olursa olsun, başlama müddetiyle birlikte beş yıl içinde bitirilmediği takdirde verilen ruhsat hükümsüz sayılır.

Kanunun yapılacak inşaatın niteliğini, örneğin inşaatın büyüklüğü ya da küçüklüğü gibi kriterleri dikkate almaksızın tüm yapı inşaatlarında beş yıllık bir süreyi öngörmesi ve bu sürenin alınacak yeni bir ruhsatla 10, 15 hatta 20 yıla çıkabilir hale getirmesi kabul edilebilecek bir şey değildir. O nedenle, söz konusu kanun maddesinde değişiklik yapılarak, inşaat ruhsatları için belirlenen sürenin yapının nitelik, büyüklük ya da yapım zorluğuna göre değişen farklı kriterlere göre belirlenmesi ve ruhsat veren belediyelerin inşaat sahiplerinden, uymak zorunda oldukları ve uymadıkları takdirde yaptırıma konu olacak bir inşaat programı istemesi sağlanmalıdır.

Ülkemizdeki kaçak ya da ruhsata aykırı yapılaşma; adeta genlerimize işlemiş toplumsal bir sorun halindedir… Depremlerin acı dolu sonuçlarıyla tanıştığımızda karşımıza çıkan bu olgu, adeta Cumhuriyet’le yaşıt… O nedenle Cumhuriyet’in 100. yılını doldurmuş olmamıza karşın halen çözemediğimiz bir sorun halinde karşımızda durmaktadır…

İşte size yepyeni ruhsata aykırı bir yapı… Önce eski bina deprem hasarları nedeniyle toz, toprak ve gürültü içinde yıkıldı, ardından yine toz, toprak ve gürültü içinde bu yenisi yapıldı; ama bu kez de ruhsata aykırı yapıldığı için mühürlendi. Şimdilerde ise affedileceği günü bekliyor…

Kentin kıyısında ya da merkezinde, insanların gözünün içine baka baka, görevlilere rüşvetler vere vere, çıkarılan imar affı yasalarıyla meşruiyet kazandıra kazandıra milli bir özelliğimiz haline dönüşmüş bir sorun… İmar planı yapanı, planı onaylayanı, planı uygulayanı ve planı sallamayan herkesi sarıp sarmalayan bir bela, milli bir hastalık… Kaçak ya da ruhsata aykırı yapı yapmasak bile yapılanlara göz yumarak suça ortak olduğumuz, ancak canımız yandığında ses çıkarttığımız ve bu haliyle adeta ulusal kimliğimizi oluşturan bir olgu… Aynen habis bir ur, ölümcül bir hastalık gibi bedenimizi, ruhumuzu saran bir kötülük… Adeta yapanı kutlayıp ödüllendirdiğimiz, karşı çıkanı ise öteleyip şeytanlaştırdığımız milli hasletimiz….

O nedenle de, bu kötülüğe, bu şeytanlığa bir ilaç bulamadığımız, iyileşmesi için -ne yazık ki- çözüm öneremediğimiz kötü halimiz… Ancak o kaçak ya da ruhsata aykırı yapının altında kalıp öldüğümüz vakit cezamızı çekeceğimiz ölümcül bir özelliğimiz… Daha doğrusu sözün bittiği ve ölümle dans ettiğimiz bir yaşam özetimiz…

O nedenle, kaçak ya da ruhsata aykırı yapılar yapmayın, yapılmasına izin vermeyin demiyorum, diyemiyorum…

İzmir’in unutulan sanatçıları 14 – Rubellin Père (Baba) & Fils (Oğulları)

Ali Rıza Avcan

Baba Philibert Rubellin ile oğulları François Alphonse ve Alphonse Edouard Rubellin… Osmanlı İzmiri’nde “Rubellin Pėre et Fils” adıyla tanınan ünlü fotoğrafçılar…

19. yüzyılın son dilimi ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Rodos, Atina, İstanbul; özellikle de İzmir‘den manzara ve insan fotoğrafları çekmiş, bir anlamda “İzmir’in fotoğrafçısı” denilebilecek Fransız asıllı Levanten bir aile…

Lyon Belediyesi arşivleri ile St. Polycarpe İzmir Cemaati Arşivleri‘ne göre baba Philibert Rubellin, Antoine Abraham ile Jeanne Clėment‘in oğlu olarak 31 Mart 1821 tarihinde Lyon‘da doğuyor ve 42 yaşındayken 19 Nisan 1863 tarihinde Sophie Marie Sever (Severe) ile evleniyor. İzmir‘de öldüğü bilinmekle birlikte ne zaman öldüğü ise kesin olarak bilinmiyor. (1)

Oğul François Alphonse Rubellin ise 12 Ağustos 1867 tarihinde, baba Philibert Rubellin ile 1829 doğumlu anne Sophie Marie Sever (Severe)‘nin oğlu olarak İzmir’de doğuyor ve 24 Eylül 1891 tarihinde Rosalia Galizzi ile yaptığı evlilik sonrasında 1895 yılında Philibert Raoul Jules adını verdikleri oğulları doğuyor. Ancak çok kısa bir ömrü olduğu için, 8 Mart 1903 tarihinde henüz 35 yaşında iken İzmir‘de vefat ediyor. (2)

Baba Philibert ile anne Sophie Marie Sever (Severe)‘in ikinci oğulları Edouard Rubellin ise, 1871 yılında İzmir‘de doğuyor ve hangi tarihte nerede ne şekilde öldüğü bilinmiyor. (3)

(1) https://gw.geneanet.org/marmara2?lang=en&n=rubellin&oc=0&p=philibert&type=tree

(2) https://gw.geneanet.org/marmara2?lang=en&n=rubellin&oc=0&p=francois+alphonse&type=tree

(3) https://gw.geneanet.org/marmara2?lang=en&n=rubellin&oc=0&p=alphonse+edouard&type=tree

İzmir Panorama, 1870 civarı, 6’lı panorama, Cam Negatiften albümin baskı, 138X19 cm.
İzmir Panorama, 1870 civarı, 6’lı panorama, Cam Negatiften albümin baskı, 138X19 cm.
İzmir Panorama, 1870 civarı, 6’lı panorama, Cam Negatiften albümin baskı, 138X19 cm.
Eski Liman ve Kadifekale, 1860 civarı, 8,8X5,5 cm.
Kadifekale (Mont Pagus) St. Polycarpe Şapeli ve Sarnıçlar, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 25X20,4 cm.
Eşrefpaşa Türk Mezarlıkları ve Sarı Kışla, 1878, Cam negatiften albümin baskı, 25,9X20,9 cm.
Kestane Pazarı Camii ve İzmir Çarşısı, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25,7X20,9 cm.
St. George (Aya Yorgi) Rum Kilisesi, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25,5X20,9 cm.
İzmir Kent Merkezi, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 26X21,1 cm.
Türk Mahalleleri, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 25,8X21,2 cm.
Ermeni Mahalleleri, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 24,6X20,4 cm.
Karataş, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25,4X19,5 cm.
Gümrük Depoları, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25,6X21 cm.
Liman Yapım Faaliyetleri, 1870, Cam negatiften albümin baskı, 25,2X20,9 cm.
İzmir Limanı, 1875 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 24,1X19,1 cm.
Rıhtım, 1890, Cam negatiften albümin baskı, 26X21 cm.
Liman, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 25,6X19,7 cm.
Liman, Rıhtım ve Gemiler, 1890 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 27X20,6 cm.
Gümrük Depoları, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 25,5X20,7 cm.
Kramer Palace, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 27X21,8 cm.
Liman, 1880, Cam negatiftn albümin baskı, 25X20,5 cm.
Rıhtım (Belle Vue), 1890-1895 arası, Cam negatiften albümin baskı, 25,5X17,2 cm.
Büyük Huck Oteli, 1890, Cam negatiften albümin baskı, 23,7X19,6 cm.
Hotel des Deux Auguste, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 25X20,3 cm.
Rıhtım ve Liman’a Yük Taşıyan Katar, 1890-1895 civarı, 14X9 cm.
Eski Liman, 1870 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 26X17 cm.
Bella Vista (Belle Vue), 1890-1895 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 26,6X19,6 cm.
Punta Civarı, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25,1X21 cm.
Punta’dan Pasaport’a Rıhtım, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 27X21 cm.
Punta, Aydın Garı, Kartpostal, 1890-1895 civarı, 25,5X17,2 cm.
Türk Mahalleleri ve Kadifekale, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 27X20,6 cm.
Liman Girişi ve Rıhtım, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 25X20,5 cm.
Ali Paşa Meydanı, 1890 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 24,8X19 cm.
Bellevue Mahallesi’nde ve 15 Mart Bayramı (Dimanche Gras), 1890 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 24X20,1 cm.
Konaklama, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 26X20,5 cm.
İzmir Çarşısı, 1875-1880 civarı, 25,5X19,2 cm.
Sadi Cannot’un Cenaze Töreni (1884) ve Sultaniye Caddesi (Frank Sokak), Cam negatiften albümin baskı, 19X25,2 cm.
Fasulya Meydanı, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 19,4X25 cm.
İzmir Civarında Konaklamış Bir Kervan, 1890, Cam negatiften albümin baskı, 25,8X20,4 cm.
Kervanlar Köprüsü ve Deve Kervanı, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 25,2X19,6 cm.
Deveci, 1870, Cam negatiften albümin baskı, 18,5X25 cm.
Kent Girişinde Bir Kervan, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 26X20 cm.
Konaklama Yapan Bir Kervan, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25,1X21 cm.
İtfaiye Erleri
Karton üzerine albümin kaplı, 19,5X25,5
Yükü Boşaltılmış Bir Kervan ve Sürücüleri, 1890, Cam negatiften albümin baskı, 26,5X21 cm.
İncir İşçileri, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 25,2X18,4 cm.
Halkapınar, 1880 civarı, Caam negatiften albümin baskı, 26X21 cm.
Bornova Ovası ve Kervanlar Köprüsü Yanındaki Türk Mezarlıkları, 1890 civarı, 26X21 cm.
Kızılçullu Su Kemerleri, 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25,7X20,4 cm.
Buca (Bovios), 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25,7X20,4 cm.
Bornova (Brunabad), 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25,1X21,2 cm.
Kokluca (Corphacian Opeon), 1880 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 25X21,4 cm.
Kavas, 1890 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 23X17 cm.
Hahambaşı, 1875 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 23,5X18 cm.
Kız Çocuğu – Edouard Rubellin
1892’de İzmir’de Carmen operasının icrası sırasında, alttaki elle yazılmış başlıkta adı geçen, tuhaf giyimli iki sanatçının fotoğrafına benziyor.
Genç Kadın
Weber J. [Directeur à Smyrne] [Photo. Rubellin Père & Fils, Smyrne] 24.11.1892
Grece, environ d’ Athenes
Efe, 1880, Cam negatiften albümin baskı, 24X18 cm.
Türk Kadını, 1870 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 24,5X18,5 cm.
Grece, environ d’ Athenes
Türk Kadını, 1875 civarı, Cam negatiften albümin baskı, 23,5X18 cm.

Yunan Eşkıyalarının Yedi Başı, 14 Mayıs 1870, Yunanistan. Dilessi cinayetleri – Nisan 1870’te üç aristokrat İngiliz gezgin ve bir İtalyan diplomatın Atina yakınlarında haydutlar tarafından kaçırılması. Fidye müzakereleri başarısızlıkla sonuçlandı ve haydutlar yakalanıp idam edilmeden önce Dilessi yakınlarında rehinelerden üçü öldürüldü. Olay, İngiliz-Yunan diplomatik ilişkilerinde ciddi bir çatlamaya neden oldu

İzmir Manzara
Donanma

İzmir: 1927’den 2023’e, nereden nereye?

Ali Rıza Avcan

Nüfus sayımlarının yaşamımda özel bir yeri vardır.

1970 yılında henüz bir lise öğrencisi iken Ankara‘daki sayım çalışmalarına bir anketör olarak katılıp Mamak ve Kayaş‘ta yaşayanların sayımını yapmış; ancak, ayağımdaki ayakkabıyı çamurlu yollarda kaybettiğim için sayımdan aldığım parayla yeni bir ayakkabı almıştım.

12 Kasım 1979 tarihinde müfettiş yardımcısı olarak görev yaptığım Yerel Yönetimler Bakanlığı‘nın Süleyman Demirel başkanlığındaki 3. MC Hükümeti‘nin kuruluşu ile birlikte kapatılması üzerine memur unvanıyla, aynı tarihlerde aynı nedenle Oktay Varlıer‘in enstitü başkanlığını terk ettiği Devlet İstatistik Enstitüsü‘ne, çalışma arkadaşım Ali Tartanoğlu ile birlikte atanmıştım. Yapılan atamayı Danıştay‘a taşıyarak iptal ettirdiğimiz; ancak, Danıştay kararının uygulanmadığı o dönemde, DİE‘nin demokrat yöneticileri bizleri korumak ve maaş kaybımızı gidermek amacıyla, enstitüde çalışan herkesin katılmak ve harcırah almak için büyük mücadeleler verdiği 1980 nüfus sayımı hazırlıklarına dahil etmiş, bu kapsamda Sosyal İstatistikler Daire Başkanı ile birlikte Balıkesir Belediyesi ile tüm ilçe belediyelerinde çalışıp sayımda görev alacak memurların nüfus sayımı eğitimlerini gerçekleştirmiştik. Böylelikle yaşamımın diğer aşamalarında araştırmacı kimliğimle gerçekleştireceğim bilimsel araştırmalar için temel bilgileri uygulama içinde öğrenme fırsatına sahip olmuştum.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye İş Bankası, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan 1927 tarihli nüfus sayımı ile ilgili bir kitap yayınladı. Prof. Dr. Şevket Pamuk’un sunuş yazısıyla yayınlanan bu kitapta, 1927 tarihli nüfus sayımının hazırlıkları, sayım günü yaşananlar, elde edilen veriler ve bu sayımın basına yansıyan haberleri ele alınıp sayımla ilgili mevzuat düzenlemeleriyle fotoğraf ve belgelere yer veriliyor.

Cumhuriyet’in 100. yılı kutlamaları çerçevesinde hazırlandığı anlaşılan bu kitap, ülkemizin 1927 nüfus sayımıyla ortaya çıkan manzarasını sergileme açısından bize oldukça ilginç sonuçlar sunuyor. Özellikle de İzmir açısından… Ben de, bugünkü yazımda, bu ilginç sonuçları, aradan geçen 96 yılı da dikkate alarak 2022 yılına ait verilerle kıyaslayarak İzmir’in geldiği noktayı ortaya koymaya çalışacağım. Bunu yaparken de, sözünü ettiğim yeni yayında yer almayıp TÜİK tarafından paylaşılan Türkiye Cumhuriyeti Başvekalet İstatistik Umum Müdürlüğü’nün 28 Teşrinievvel (Ekim) 1927 tarihli Umumi Nüfus Tahriri fasiküllerinden oluşan 616 sayfalık sayım raporlarından yararlanmaya çalışacağım.

Bu raporları kapsayan e-kitabı, indirip incelemeniz dileğiyle yazımın sonunda bilginize sunuyorum.

Bu mukayeseyi yaparken, tabii ki yazının başlığında belirttiğimin aksine 2023’ün verilerini değil, 2022 verilerini kullanmak zorunda kalacağım. Bunun nedeni de, İzmir’le; daha doğrusu ülkemizle ilgili 2023 yılı nüfus bilgilerinin, 2023 yılı henüz bitmediği için belli olmaması, bu verilerin ancak 2024 yılının ilk altı ayı içinde açıklanacak olması gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

1927 Nüfus sayımı, Cumhuriyet’in Dönemi‘nin ilk sayımı olarak, 2 Haziran 1926 tarihinde çıkan “Tahrir-i Nüfus İcrası Hakkında Kanun” çerçevesinde, Belçikalı nüfus ve istatistik uzmanı İstatistik Genel Müdürü Camille Jacquart‘ın başında bulunduğu ekip eliyle yapılır ve sonuçları, “öteki” olarak tanımlanan azınlıklarla ilgili bilgiler hariç 1929 yılında açıklandı. Azınlıklara ait bilgiler ise seçimin hemen arkasından açıklanır.

Bu sayımla elde edilen sonuçlar sayesinde nüfusun sayısı, artış hızı, kır ve kent nüfusunun özellikleri, nüfusun yaş gruplarıyla cinsiyete göre dağılımı, nüfusun eğitim durumu, iç ve dış göçler, aktif (üretici/tüketici) nüfus ve nüfusun meslek gruplarına; yani, sosyo-ekonomik yapısı ile ilgili bilgiler öğrenilebilmektedir.

Dönemle ilgili haberlere ve devlet yetkililerinin verdiği demeçlere bakıldığında, 1927 nüfus sayımının ilk amacının, o yıllarda az nüfusa sahip ülkelerin siyasi, ekonomik ve askeri yönden zayıf, fazla nüfusa sahip ülkelerin de güçlü olduğunu iddia eden nüfus politikaları çerçevesinde Türkiye’nin nüfusu fazla güçlü bir ülke olduğunu göstermektir.

Bu amaçla yapılan 1927 tarihli nüfus sayımı verilerine göre Türkiye’nin nüfusu, nüfusun az olduğunu iddia edenlerin aksine 6.563.879’u erkek, 7.084.391’i kadın olmak üzere toplam 13.648.270 kişi olarak ortaya çıkınca, ilk tepki umulandan fazla bir rakamın çıkması nedeniyle sevinmek ve bu nüfusu, daha fazla çiftçi, işçi ve asker çıkartmak amacıyla Türk nüfusun olduğu ülkelerden göç ettirerek ve özellikle nüfus yoğunluğunun az olduğu İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki evlilik ve doğumları arttıracak nüfus politikaları izleyerek daha da arttırmak arzusu olmuştur.

Bu arzu neticesinde ülke nüfusu, izleyen yıllarda uygulanan başarılı nüfus politikalarıyla neredeyse 6,5 kat artarak 2022 yılı itibariyle 42.704.112’si erkek, 42.575.441’i kadın olmak üzere toplam 85.279.553 kişi olmuştur. Daha başka bir anlatımla, 1927 yılı nüfusunun, aradan geçen süre içinde her yıl ortalama 746.159 kişi artarak, o tarihlerde hiç kimsenin aklına gelmeyen bir düzeye ulaştığı görülmüştür. ¹

Peki, bu 13.648.270 kişilik ülke nüfusu içinde İzmir’in payı ve nüfus sıralamasındaki yeri neydi?

İzmir, 1927 nüfus sayımı verilerine göre 526.005 kişilik nüfusu ile İstanbul’dan sonra en kalabalık il konumundaydı. Nüfus yoğunluğu açısından da, 42 kişi/km²’lik ortalama değer ile 17,9 kişi/km²’lik ülke ortalamasının üstünde; ancak, 133,15 kişi/km²’lik nüfus yoğunluğuna sahip İstanbul ile 62.70 kişi/km²’lik nüfus ortalamasına sahip Trabzon’dan sonra üçüncü durumdadır.

Günümüzde ise, 1927’de sahip olduğu 526.005 kişilik nüfusu ile Türkiye’nin en kalabalık ikinci ili olan İzmir, 2022 yılı ADNKS verilerine göre 4.462.056 kişilik nüfusu ile 81 il arasında İstanbul ve Ankara’dan sonra üçüncü sıradadır. Nüfus yoğunluğu ise 111 km²/kişi’lik Türkiye ortalamasına göre 371 km²/kişilik ortalama değer ile 81 il arasında 3.062 km²/kişilik ortalama değere sahip İstanbul ve 576 km²/kişilik ortalama değere sahip Kocaeli‘den sonra 371 km²/kişilik ortalama değer ile üçüncü durumdadır.

İzmir‘in merkez ve çevre ilçelerinin 1927 yılı nüfusu ise şu şekilde bir dağılım göstermektedir:

Bayındır 25.681 (40.073), Bergama 63.742 (105.754), Çeşme 9.979 (48.924), Foça 8.901 (34.946), İzmir kent merkezi 184.254 (Buca, Karabağlar, Bornova, Karşıyaka, Konak, Bayraklı ve Çiğli toplamı: 2.647.337), Karaburun 7.880 (12.200), Kemalpaşa 21.969 (114.250), Kuşadası 14.431, Menemen 28.298 (200.904), Ödemiş 76.553 (132.740), Seferihisar 8.318 (54.993), Tire 39.228 (87.462), Torbalı 21.105 (207.840), Urla 15.666 (74.736).¹

Ülke geneli ile İzmir’deki okuryazarlık durumunu, 1927 ve 2022 yılları itibariyle mukayeseli olarak gösteren aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi, 1927 yılındaki 7 yaşından büyük erkek ve kadınlardaki okuma yazma bilme oranı adeta yerlerde sürünmektedir. Türkiye ortalamasının erkeklerde % 12,99, kadınlarda % 3,67, genelde % 8,16 olduğu 1927 koşullarında en fazla okuryazar nüfusa sahip ilk üç il sırasıyla İstanbul (% 45,34), İzmir (% 21,02) ve Bilecik (% 16,74)’dir. Ama bu verilerde dikkatimizi çeken diğer bir husus, kadın nüfustaki okuryazarlık oranının hep erkeklerin 10’da biri, 20’de biri oranında az olmasıdır. Örneğin Niğde‘de okuma yazma bilen erkeklerin il nüfusuna oranı % 16,35 olduğu halde kadınların oranı % 1,66 ya da o dönemin önemli bir liman kenti olan Trabzon‘da okuma yazma bilen erkeklerin il nüfusuna oranı % 16,43 olduğu halde kadınların oranı % 1,30 oranındadır. Bu durum, okuryazarlık düzeyi açısından ikinci sırada yer alan İzmir‘de bile bire üç oranındadır. O nedenle, o yıllarda İzmir‘de yayınlanan tüm yerel gazete ve dergilerin, nüfusun % 21,02’sini oluşturan küçük bir azınlık için çıkarıldığını, geriye kalan % 78,98’in ne gazete ne de dergi okuyamadığını anlarız.

2022 yılına gelindiğinde ise okuryazar nüfusun 6 ve daha yukarı yaştaki nüfus içindeki oranının erkeklerde % 99,63’e, kadınlarda % 98,05’e ulaştığı, bu oranın İstanbul için erkeklerde % 99,70, kadınlar için % 98,66, Bilecik için erkeklerde % 99,70, kadınlarda % 98,84, İzmir’de de erkeklerde % 99,77, kadınlarda % 99,05 olduğu görülmektedir. Bu arada değişmeyen tek gerçek ise, kadınların 1927’de ya da 2022’de olsun sürekli olarak erkeklerin gerisinde kalıyor olmasıdır. 1927’de okuryazar olan nüfusun kadın ve erkekler arasındaki oranı geçen yıllar içinde daralıp azalmış olmakla birlikte, okuryazar kadın oranının okuryazar erkek oranının gerisinde kalması gerçeği, -ne yazık ki- bugüne kadar değişmemiştir.

İlk sayım sonucu çok merak ediliyor ve hatta kimileri endişe içinde bekliyordu. Ya Avrupalıların dediği gibi “ötekiler” düşünüldüğünden fazla çıkarsa? Ancak sonuçlar açıklanınca bu kaygılar yerini sevince bıraktı. Türk olmayan unsurun miktarının, “başka memleketlere girip çıkan turistler kadar bir şey” olduğu sayımdan hemen birkaç gün sonra belli olmuştu. 1927 sayımı tek bir şey gösteriyordu; 13.648.270 kişi “bir cinsten, bir kandan ve bir mayadan” idi. ²

1927 nüfus sayımına göre Türkiye’deki toplam nüfusun % 97,36’sı Müslüman, % 1,89’u Hıristiyan, % 0,60’ı da Musevi olup, dini inancı meçhul ya da dinsiz olanların oranı % 0,02’dir. ‘Gayrimüslim’ olarak tanımlanan toplam 335.869 kişilik nüfusun % 31,14’ü İstanbul’da, % 9,52’si Mardin’de, % 5,27’si Çanakkale’de, % 4,68’i İzmir’de, % 3,88’i Siirt’te, % 3,42’si Diyarbekir’de, % 2’si Yozgat’ta, % 1,33’ü Tekirdağ’da, % 1,33’ü Sivas’ta, % 1,30’u Kayseri’de, % 1,22’si Kırklareli’nde, % 1,19’u Elaziz’de, % 1,10’u Mersin’de ve % 1,08’i de Malatya’da yaşamaktadır.

İzmir’deki durum ise şu şekildedir: Müslümanlar 161.404 (% 87,59), Katolikler 5.172 (% 2,80), Protestanlar 490 (% 0,27), Ortodokslar 548 (% 0,30), Ermeniler (?) 19 (% 0,01), Hıristiyanlar (?) 72 (% 0,04), Museviler 16.501 (% 8,95), diğer dinlerden olanlar 40 (% 0,03), dinsiz veya dini meçhul olanlar 8 (% 0,01) kişi olmak üzere toplam 184.254 kişidir.

Kişinin hangi dini inanca sahip olduğu ve hangi dili anadili olarak konuştuğuna ilişkin sorular, ilk kez 1985 yılında milli güvenlik gerekçesiyle sorulmamaya ve o tarihten bu yana, Türkiye’de yaşayan nüfusun inançları ve anadilleri kamuoyu tarafından bilinmemeye başlamıştır. Hatta 12 Eylül döneminde yapılan sayımda bu tür sorular sormaya kalkan görevliler hakkında soruşturmalar dahi açılmıştır. Beş yılda bir nüfus sayımı geleneğinden vazgeçildiği 2007 yılından bu yana ise, her yılın bitiminde açıklanan ADNKS verilerinde bu bilgilere yer verilmemektedir. ³

1927 nüfus sayımında çalışan nüfus ‘zirai’, ‘sınai’, ‘ticari’, ‘umumi hizmetler’, ‘serbest ve saire’ ve ‘mesleksiz’ şeklinde 6 gruba ayrılmış olup; bu gruplar arasındaki dağılım, ülke genelinde zirai faaliyetler için % % 32,05, sınai faaliyetler için % 2,20, ticari faaliyetler için % 1,89, umumi hizmetler için % 1,84, serbest ve saire faaliyetler için ve % 1,28, mesleksiz olanlar için % 60,74 şeklindedir.

Bu dağılım İzmir açısından da, zirai faaliyetlerde % 24,70, sınai faaliyetlerde % 4,59, ticari faaliyetlerde % 4,24, umumi hizmetlerde % 3,76, serbest ve saire faaliyetlerde % 2,32 ve mesleksizlerde % 60,39 olacak şekilde; hem Türkiye ortalamalarına yakın bu durumu, hem de nüfusun % 60 düzeyinde herhangi bir mesleğe sahip olmadığını göstermektedir.

1927 nüfus sayımında kullanılan bu mesleki dağılım tablosu, bugün uygulanmakta olan ADNKS açısından geçerli olmadığı için, 1927 yılı sonuçlarıyla 2022 yılı ADNKS sonuçlarını birbiri ile mukayese edip yorumlamak mümkün olmasa da; 15⁺ yaş grubunda istihdam edilenlerin sektörler arasındaki dağılımını gösteren 2022 yılı TÜİK verilerine göre, Türkiye ortalamaları tarım sektörü için % 15,83, sanayi sektörü için % 27,67, hizmetler sektörü için % % 56,51 şeklindedir. Bu dağılımın İzmir için geçerli olan rakamları ise tarım sektörü için % 7,34, sanayi sektörü için % 32,47, hizmetler sektörü için de % 60,20 düzeyindedir.

1927 nüfus sayımına göre, toplam nüfusun % 86,42’si anadil olarak resmi dil Türkçe’yi, geriye kalan % 13,58’i ise Türkçe dışındaki diğer anadilleri kullanmaktadır. Türkçe dışındaki anadilleri kullananların Türkiye nüfusu içindeki oranı Kürtçe için % 8,69, Arapça için % 0,98, Rumca için % 0,88, Yahudice için % % 0,51, Ermenice için % 0,48, Çerkezce için % 0,70, Arnavutça için 0,16, Bulgarca için % 0,15, Tatarca için % 0,09, Fransızca için % 0,07, İtalyanca için % 0,06,  İngilizce için % 0,02, Acemce için % 0,02 ve ve diğer yabancı anadiller için % 0,81’dir.

İzmir’de ise, 184.254 kişi düzeyindeki yetişkin nüfustan 5.166 (% 2,81) kişinin Rumca, 15 (% 0,01) kişinin Ermenice, 1.726 (% 0,94) kişinin Fransızca, 1.375 (% 0,75) kişinin İtalyanca, 366 (% 0,20) kişinin İngilizce, 407 (% 0,22) kişinin Arapça, 21 (% 0,02) kişinin Acemce, 15.482 (% 8,41) kişinin Yahudice, 27 (% 0,02) kişinin Çerkezce, 731 (% 0,40) kişinin Kürtçe, 90 (% 0,05) kişinin Tatarca, 658 (% 0,36) kişinin Arnavutça, 346 (% 0,19) kişinin Bulgarca, 2.413 (% 1,31) kişinin de diğer yabancı anadilleri konuştuğu belirlenmiştir.

Anadil” ya da “ailede/evde konuşulan dil” üzerinden etnik dağılımı belirlemeye yönelik bu tür sayım soruları 1985 yılına kadar sorulmaya devam etmiş ve 1927 yılı sayımından başlamak üzere 1935, 1940, 1945, 1950, 1955 ve 1960 sayımlarındaki sonuçlar kamuoyuna açıklanmasına rağmen; 1965-1985 sayımlarında elde edilen veriler sadece ilgili devlet kuruluşlarına verilmiş, kamuoyuna açıklanmamıştır.

1985 yılında bu soruları sordukları için bazı DİE yetkilileri Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından “bölücülükle” suçlanıp yargılandıktan sonra anadil ve din soruları tümüyle sayımlardan çıkarılmıştır. Ama diğer yandan da, söz konusu yargılamada kendilerini savunan DİE yetkililerinin de, “bu bilgilerin istatistiki olarak hata payının çok yüksek” olduğu şeklinde açıklamalar yaptıkları bilinmektedir.

Uluslararası İstatistik Kongresi ve Birleşmiş Milletler İstatistik Komitesi‘nin, her ülkenin yaptığı sayımlarda yer alması gerektiğini tavsiye ettiği müşterek sorular; “Anadili nedir?,” “Anadilinden başka konuştuğu dili nedir?” ve “Dini nedir?” sorularıdır. Bu karara uyan Devlet İstatistik Enstitüsü, 1985’e kadar yapılan sayımlarda bu sorulara yer vermiştir. Önerilen diğer bir soru da “Milliyetiniz nedir?” olup, Türkiye sayımlarında bu soru “Tabiyetiniz nedir?” şeklinde sorulmuştur. ⁴

1927 nüfus sayımına göre 13.648.270 kişiden oluşan Türkiye nüfusunun % 96,77’si Türk uyruğunda, geriye kalan % 3,23’ü ise değişik ülkelerin uyruğundadır. 86.693 kişiden oluşan bu grubun kendi içindeki dağılımı ise şu şekildedir: Yunanistan % 30,49, İtalya % 13,35, İran % 9,78, Bulgaristan % 8,59, Rusya % 7,16, Sırbistan % 4,48, Fransa % 3,95, İngiltere % 3,94, Diğer Avrupa ülkeleri % 3,33, Almanya % 2,66, Macaristan % % 2,11, Arnavutluk % 1,91, Romanya % 1,76, Avusturya % 1,66, Diğerleri % 4,83.

Bu dağılımın İzmir tablosu ise 519.192 ( % 98,71) Türkiye, 2 (% 0,001) Afganistan , 17 (% 0,01) Mısır, 155 (% 0,03) İran, 16 (% 0,01) Suriye, 35 (% 0,01) Diğer Afrika ve Asya ülkeleri, 155 (% 0,03) Almanya, 116 (0,03) Arnavutluk, 670 (% 0,13) İngiltere, 131 (% 0,03) Avusturya, 54 (0,01) Belçika, 346 (% 0,07) Bulgaristan, 610 (% 0,12) Fransa, 525 (% 0,10) Yunanistan, 129 (% 0,03) Macaristan, 3.075 (% 0,59) İtalya, 6 (% 0,01) Lehistan, 44 (% 0,01) Romanya, 51 (% 0,01) Rusya, 347 (% 0,07) Sırbistan, 211 (% 0,04) Diğer Avrupa ilkeleri, 96 (% 0,02) ve 22 (% 0,01) uyruğu bilinmeyen şeklinde olup; 1927 yılı itibariyle bunlar arasında çok ufak sayı ve oranlarla yer bulan Afganistan, Suriye ve Afrika ülkeleri uyruklarının binlerle ifade edildiği bugünkü durumunu dikkate aldığımızda; eski İzmir’deki Rum, Ermeni, Yahudi ve Levantenlerin varlığı ile oluşan o eski “kozmopolit” özelliğinin, bugün yine dünyanın dört köşesinden gelen Afgan, Suriyeli ve Afrikalı göçmen, mülteci ve sığınmacılarla devam ettiğini söyleyebiliriz.

Cumhuriyet Dönemi‘nin ilk yıllarında bilimsel yöntemlerle yapılan ilk nüfus sayımında elde edilen Türkiye ve İzmir‘e ilişkin veriler üzerinden şu değerlendirmeleri yapabiliriz:

1. Ülkenin ve başta İzmir olmak üzere kentlerin nüfusu, Cumhuriyet’in yıllarındaki “güçlü bir Türkiye için daha fazla nüfus, daha fazla asker” anlayışı çerçevesinde, yoğun iç ve dış göçlerle nüfus artışını teşvik eden politikalar nedeniyle olağanüstü ölçülerde artmış, kentler bu nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiştir.

2. Aradan geçen süre içinde okur yazarların miktarı ve oranı olağanüstü ölçülerde artmış olmakla birlikte; kadın okuryazarlığının erkek okuryazarlığının gerisinde kalması bugün de devam eden bir sorun olarak varlığını korumaktadır.

3. 1985 yılına kadar devam eden nüfus sayımlarında dinsel inanç, ana dil ve bağlı olunan uyrukluk sorulduğu halde, 12 Eylül Faşist Cuntası‘nın her şeyde “bölücülük” arayan şovenist politikaları nedeniyle bu soruların sorulmasından vazgeçilmiştir.

Böyle bir durumun ortaya çıkması ise,

Hepimizin içinde yaşadığı toplumla ilgili din, dil ve uyrukluk gibi temel bilgilerin bilinmemesini arzulayan,

Başlangıçta, “Güçlü bir ülke” uğruna “tek dil, tek din, tek vatan!” ya da “vatandaş, Türkçe konuş!” kampanyalarıyla uygulamaya konulan Türkleştirme politikaları nedeniyle sorulan soruların, DGM‘ler sayesinde “bölücü” olduğunun keşfedilmesiyle birlikte bu soruların sorulmasını yasaklayan,

Sadece devletin resmi diliyle Diyanet‘in temsil ettiği Sünni mezhebini temel alan kapalı otoriter bir rejimin temel göstergelerden biri olarak kabul edilebilir.

……………………………………………………………………………….

Önemli Not:Öteki” olarak adlandırılan azınlıkların 1927 nüfus sayımıyla izleyen sayımlarda nasıl bir muameleye konu olduğunu daha yakından izleyip öğrenmek istiyorsanız, yazımın son kısmına eklediğim Fuad Dündar‘ın “Türkiye Nüfus Sayımlarında Azınlık” isimli kitabını indirip okuyabilirsiniz.

……………………………………………………………………………….

¹ Parantez içindeki rakamlar İzmir kent merkezi ile ilçelerinin 2022 yılı nüfuslarını göstermektedir. Bu rakamlara daha sonra Aydın’a bağlanan Kuşadası ile yeni kurulan Gaziemir, Menderes, Aliağa, Narlıdere, Dikili, Kiraz, Selçuk, Güzelbahçe, Kınık ve Beydağ ilçeleri dahil değildir.

² Fuad Dündar, Türkiye Nüfus Sayımlarında Azınlıklar, Çivi Yazıları, 2. Baskı, Ağustos 2000, İstanbul s.40.

³ A.g.e. sh. 65.

A.g.e. sh. 66.

Yararlanılan Kaynaklar

1. Aksoy, E., “1919-1955 Yılları Arasında Türkiye’nin Nüfus Yapısı ve Uygulanan Nüfus Politikaları“, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi Yıl 13, Sayı 24, Bahar 2016, s. 27-44.

2. Dündar, F., Türkiye Nüfus Sayımlarında Azınlıklar, Çivi Yazıları, 2. Baskı, Ağustos 2000, İstanbul.

3. Öcal, E. E., “1927 ve 1935 Sayımlarında Azınlıklar“, Topkapı Journal of Social Science, Vol.1, No.2, p. 9-30.

4. Tamer, A., Bozbeyoğlu, A. Ç.,”1927 Nüfus Sayımının Türkiye’de Ulus Devlet İnşasındaki Yeri – Basında Yansımalar“, Nüfusbilim Dergisi 2004, 26, s.73-88.

5. Yıldırım, S., “Cumhuriyet Dönemi Nüfus Politikaları Çerçevesinde Göç ve Göç Politikaları (1921-1960)“, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi Yıl 13, Sayı 24, Bahar 2016, s. 273-301.

İzmir’in unutulan sanatçıları 13 – Nüzhet Ayetullah Sumer

Ali Rıza Avcan

Cumhuriyet döneminin ilk ressamlarından biri olan ressam ve sanat eğitmeni Nüzhet Ayetullah Sumer, 16 Nisan 1905’te İzmir’in Konak İlçesi Fettah Mahallesi (yeni ismi Akıncı Mahallesi) Dibek Sokak, No.58 adresindeki iki katlı tipik bir Türk konağında doğdu. Babası, İzmirli Allamezade Ailesi mensubu, Düyun-u Umumiye Aşar Müdürü Mehmet Esat Bey, annesi ise Saniye Hanım’dır.

Nüzhet Ayetullah Sumer
Nüzhet Ayetullah Sumer ailesi ile birlikte…
Nüfus Cüzdanının ön yüzü
Nüfus cüzdanının arka yüzü, Doğduğu yer: İzmir, Fettah Mahallesi, Dibek Sokak, No. 58, 19/28
Nüzhet Ayetullah Sumer
Nüzhet Ayetullah Sumer

Birinci Dünya Savaşı yıllarını Buca’da geçiren Ayetullah Sumer ve ailesi, Mondros Mütarekesi’nin ardından, 15 Mayıs 1919’da başlayan Yunan işgali ile artan baskılar neticesinde Türk ailelerinin çoğunlukta olduğu Karşıyaka’ya taşındılar. Bu süreçte işgalin ardından Türk okullarının kapatılması nedeniyle altı sene okuduğu İzmir Birinci Sultani Mektebi’ndeki eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldı.

Nüzhet Ayetullah, 10 Eylül 1922’de Gazi Mustafa Kemal’i Karşıyaka’ya geldiğinde görmüş ve çok etkilenmiş. İlk kez gördüğü kalpaklı Mustafa Kemal portresini aynı günün gecesinde 30 cmx40 cm boyutundaki tuvale aktarıp, arkasından İzmir yangınını ve Türk süvarilerinin İzmir’e girişini de resmetmiş. Sonraki yıllarda, 120 adedin üzerinde Atatürk portresi yapmıştır.

Nüzhet Ayetullah Sumer, İzmir’in kurtuluşunun ardından okula geri dönerek, orta öğrenimini İzmir Birinci Sultani Mektebi’nde tamamladıktan sonra, 25 Ağustos 1924’te Avusturya ve Fransız sermayeli Selanik Bankası’nın İzmir şubesinde işe girdi ve burada 14 Mayıs 1925’ye kadar çalıştı. 23 Ocak 1928’de Osmanlı Bankası’nın İzmir Şubesi’nde çalışmaya başladı. Askerlikten terhisinin ardından tekrar Osmanlı Bankası’ndaki işine dönmüş, bir yandan çalışırken, bir yandan resim çalışmalarını sürdürdü.

Ayetullah Sumer, 1925-1928 yılları arasında Marsilya Ticaret Okulu’nda eğitimine devam etmiştir. Marsilya’da eğitimine devam ederken resim ile ilgilenmeye başlayan Sumer, 1927’de İzmir’e dönene kadar Marsilya Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda Théophile Bérengier’in resim atölyesine devam etmiştir.

Basmane, 1296 Sokak’taki Anı Tabelası

1928 yılında, henüz 23 yaşında iken, İzmir Türk Ocağı’nda etüt ve tablolarından oluşan ilk kişisel resim sergisini açtı. Serginin açılışı, İzmir Valisi Kazım Dirik tarafından yapılmış, İzmir Türk Ocağı binasında açılan sergide başında kalpağı ile İzmir’e girişi betimlenen Mustafa Kemal’in portresinin yanı sıra ‘Büyük İzmir Yangını’ ve ‘Türk Süvarilerinin İzmir’e Girişi’ resimleri de büyük beğeni toplamıştır. Aynı yıl devlet bursu alarak Paris’e gider.

Paris’te bulunduğu süre içerisinde P. Baudin’in atölyesinde fresk üzerine çalışmalar yapmıştır. 1929 yılında Türkiye’de Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin kurulmasına öncülük eden Sümer, 1933’te Türkiye’ye dönene kadar geçen süreçte Paris’te dört sergi açmış, katıldığı bir yarışmada bir gümüş madalya almaya hak kazanmıştır. Ayrıca 1934’te Galatasaray sergisinde yer alan “Daktilo” adlı kompozisyonu da o günlerde heyecan yaratan bir çalışmasıdır.

1932 yılında Paris Milli Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’ndan ‘uzman’ diploması alarak mezun olan Nüzhet Ayetullah, 5 Aralık 1932’de Paris’ten ayrılmasını ve yurda dönüşünü takiben, İzmir’e veda ederek, 31 Ocak 1933’te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde aylık 25 lira maaşla ‘fresk muallimi’ olarak göreve başladı. Bir ay sonra 1 Mart 1933’te 38 yıl süresince başında kalacağı, Güzel Sanatlar Akademisi’nin Fresk Atölyesi’ni kurmakla görevlendirildi. 1971’de emekli olana kadar burada eğitim vermeye devam etmiştir.

Adalı Ressamlar Sergisi’nde, 1972
Soldan sağa Nazan Sumer (Akpınar), Ayetullah Sumer, Semiha Sumer

Sümer, aynı zamanda, 1939 yılında Cumhuriyet Halk Partisi tarafından düzenlenen Yurt Gezileri’ne seçilen ressamlardan biri olmuş, gezi kapsamında Afyon’a giderek, burada eskizler ve tablolar üretmiştir.

Ressam Sümer, Yurt Gezileri Projesi kapsamında II. Grupta görevlendirilerek 15 Ağustos-30 Eylül 1939 tarihleri arasında Afyonkarahisar’a gönderilir. Ayetullah Sümer Afyonkarahisar’da bulunduğu süre içerisinde toplam dokuz tablo yapar. Yaptığı tablolar Şehir, Doğa ve İnsan resimlerinden oluşmaktaydı. Ressam Ayetullah Sümer’in 1939 yılında Afyonkarahisar’a ilişkin yaptığı tablolar şunlardır:

1. Zafer Abidesi (Afyon)
2. Emirdağlı Tahir Efe
3. Afyon
4. Afyon (Ay batarken)
5. Koca Mustafa (Belkaracaörenli)
6. 30 Ağustos (Dumlupınar)
7. (27 Ağustos) Afyon’a Türk erlerinin giriş noktası
8. Akşam
9. Orta sivri

Bu tablolardan “Emirdağlı Tahir Efe”6 ve “Afyon’da gündoğumu” tabloları bilinmekte, diğer tabloların tam olarak nerede oldukları bilinmemektedir. “Emirdağlı Tahir Efe” tablosu Harita Genel Komutanlığı Haritacılık Müzesi Resim Koleksiyonundadır. Diğer bir tablosu olan “Afyon’da Gündoğarken” isimli tablosunun 2010 yılında müzayede satışında olduğu bilinmektedir.

Nüzhet Ayetullah Sumer
Ayetullah Sumer Atölyesi – 1950 – Soldan sağa Ayetullah Sumer, Nazan Sümer,(Akpınar), Semiha Sumer.

Ayetullah Sumer, Türk resminde, bağımsız hareket etmeyi tercih eden sanatçılarımızdan biridir. Kendi içinde çeşitlenen ancak akademik tatları her zaman belirgin bir resim anlayışını uzun süre uygulamakta ısrar etmiştir. Sumer’in özellikle peyzajlarında resmi saran, buğulu atmosfer dramatik bir etki yaratır. Issızlık duygusunu pekiştiren melankolik bir uzam izleyici ile çok çabuk bütünleşir. Aslında 1940’lı yıllarda genel hatlarını belirleyen Ayetullah Sumer’in resmi sonuç itibarıyla figür ve nesneden hareketle soyutlama eğilimli bir algı sürecinde lirik bir duyarlığa sırtını dayayan, yumuşak renk geçişleriyle lekeci bir ifadeyi yakalayan ilginç bir sentezi içermektedir.

Nüzhet Ayetullah Sumer

10 Mart 1979 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybeden Sumer, 1983’te “Akademinin Kuruluşunun 100. Yılı” kutlamaları kapsamında “Osman Hamdi Onur Ödülü’ne değer bulunmuştur.

Ayetullah Sumer’in, başta Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde olmak üzere, resmi ve özel koleksiyonlarda pek çok eseri bulunmaktadır.

Kaynakça

Beşikçi, O. (2019) Basmane doğumlu ressam Ayetullah Sumer, Milliyet Gazetesi, 9 Mayıs 2019, https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/orhan-besikci/basmane-dogumlu-ressam-ayetullah-sumer-2870678 (Erişim Tarihi: 26.09.2023).

İstanbul Ticaret Odası Resim Koleksiyonu, İstanbul Ticaret Odası, 2001.

Ayetullah Sumer – Sanatçı Detayı (turkishpaintings.com, 26.08.2020),

Ayetullah Sumer (leblebitozu.com, 26.08.2020),

Günek, Hasan Tahsin, “Yurt Gezileri Projesi ve Ressam Ayetullah Sumer“, Kocatepe Gazetesi, 28.10.2019, https://www.kocatepegazetesi.com/yurt-gezileri-projesi-ve-ressam-ayetullah-sumer/ (Erişim Tarihi: 26.09.2023).

Nüzhet Ayetullah Sumer – Senin Mirasın

Manzaralar

Gündoğarken Afyon, 1939.
Ada Manzarası, 1965, Tuval üzerine yağlıboya.
Boğaziçi.
Sahil.
İstanbul, Tual üzerine yağlıboya 60.00 x 73.50 cm. 1942 İmzalı.
Boğaz’dan, 49×39 cm.
Boğaz Sırtlarından 40×32 cm.
Büyükada’da akşam.
Ada Sahili.
Denizli Peyzaj, Duralit üzerine yağlıboya, 30X17 cm.
Duralit üzeri yağlı boya 1960 imzalı 32×72 cm.
Fener.
Kabataş, 1946, Tuval üzerine yağlıboya, 60,2X70 cm.
Kuyubaşında, Karton üzerine yağlıboya, 24,5X18 cm.
Türk Köylüsü.
Manzara
İstanbul
Peyzaj, 1962, Duralit üzerine yağlıboya, 60X50 cm.
Peyzaj, Mukavva üzerine yağlıboya, 17X25 cm.
Peyzaj, İstanbul, imzalı, ahşap üzeri yağlıboya, 40×60 cm,
Peyzaj, İstanbul, Tuval üzerine yağlıboya, 19×27 cm.
Tuval üzerine yağlıboya, 33X41 cm.
Tuval üzerine yağlıboya, 38X47 cm.
İstanbul, duralit üzeri yağlıboya, imzalı, 1952 tarihli. 41 x 34 cm.
Meyveler, 1951, Tuval üzerine yağlıboya, 53X72,5 cm.

Natürmortlar

Natürmort, Tual üzerine yağlıboya 41.00 x 33.00 cm. İmzalı.
Natürmort
Laleler, Duralit üzerine yağlıboya.
Mevsim Portakalları, Tuval üzerine yağlıboya, 1942, 53X72 cm.
Natürmort, Tuval üzerine yağlıboya.
Şeftaliler
Vazodaki Çiçekler.
Laleler.
Üzümler.
Natürmort, Tuval üzerine yağlıboya.

Portreler

Mustafa Kemal Atatürk
Emirdağlı Tahir, 1939, Efe, Tuval üzerine yağlıboya, 73×92.
Refik Halit Karay
Tuval üzerine yağlıboya, 45X35 cm.
İsmet İnönü

Asker Resimleri

Asker, Duralit üzerine yağlıboya, 40X25 cm.
Atlı Süvari
Atlı Süvari, Duralit üzerine yağlıboya, 40X33 cm.

Bahâ Tevfik ve “Tantanalı tabirler”

Ali Rıza Avcan

Bugün size, ülkemizin düşünce tarihi açısından ve dolayısıyla Osmanlı coğrafyasının yetiştirdiği değerlerin en önemlisini, bana göre tacın baş mücevheri olan “muhalif“, “asi” ve “sıra dışı” bir felsefeci ve gazeteciyi hatırlatıp; onun 1914 tarihli “Felsefe’i Ferd” isimli eserinde yer alan ve günümüzde de tartışmaya devam ettiğimiz “vatan“, “vatanseverlik“, “hürriyet” ve “vicdan” gibi kavramları ele aldığı “Tantanalı Tabirler” isimli makaleyi -aradan koskocaman bir 109 yıl geçmiş olsa da- paylaşmak istiyorum. Ancak ondan önce makalenin sahibi Bahâ Tevfik üzerine birkaç söz söylemek isterim:

Geliştirip savunduğu düşünceleri itibariyle Materyalist, Anarşist, Bireyci ve Batı yanlısı olup; bu nedenle, muhafazakar kesimlerce adeta düşman ilan edilen, yer aldığı İslâm Ansiklopedisi‘nde kendisinden eleştirel bir dille söz edilen, İzmir‘in ise unutmayı tercih ettiği Bahâ Tevfik, 14 Nisan1884’de İzmir‘in Basmane semtinde doğmuş, 19 Mayıs 1914’de, henüz 30 yaşındayken İstanbul‘da ölmüş bir Mülkiyelidir. İzmir Namazgâh Mektebi ve İzmir Rüştiyesi‘nden sonra 1904’de İzmir İdadisi‘ni, 1907’de de İstanbul’daki Mekteb-i Mülkiye‘yi bitirerek, 1908’de İzmir vilayeti maiyet memurluğu görevine atanır. Ancak otorite tanımayan aykırı kişiliği yüzünden devlet memurluğunda uzun süre kalamaz. Onun asıl ilgi alanı felsefe, gazetecilik ve basın-yayın dünyasıdır. II. Meşrutiyet‘in ilanından önce İzmir‘deki Ahenk, Sedat, İzmir ve Serbest İzmir gazetelerinde başladığı gazeteciliğe, 1909 Şubatı’nda İstanbul‘da devam eder. Karagöz, Eşşek isimli gazetelerle Eşref, Musavver Eşref, Piyano, Düşünüyorum, Alem, Felsefe Mecmuası, Çocuk Duygusu gibi edebi ve felsefi dergiler çıkarıp kitaplar yayınladığı bu dönemde, Rehber-i İttihâd-ı Osmâni Mektebi‘nde felsefe öğretmenliğine yaptığı bilinir.

Bahâ Tevfik’in sorumlu müdür ve başyazar olarak çalıştığı bu gazete ve dergiler dışında devrin birçok gazete ve dergisinde –Resimli İstanbul, Musavver, Hale, Kadın, Tenkit, Ümmet, Serbestî, Hak Yolu, İtilâf, Teşrih, Takvimli Gazete, Büyük Duygu’da yazıları çıkmıştır.

Bahâ Tevfik’in 1907-1914 arasında tamamı İstanbul’da kurduğu Teceddüd-i İlmî ve Felsefî Kütüphanesi yayını olan on beş eseri bulunmaktadır.

19. yüzyılın “biyolojik ve evrimci materyalizm” görüşünü savunan düşünür, bu fikrin temsilcisi Ludwig Buchner ile Ernest Haeckel’in eserlerini Türkçeye çevirmiş, özellikle Buchner’den çevirdiği Madde ve Kuvvet başlıklı kitap gerek o dönemde gerekse sonraki yıllarda birçok kişiyi etkilemiştir. Daha sonra yayımlanan Felsefe Kamusu, Muhtasar Felsefe, Psikoloji ve İlm-i Ahval-i Ruh adlı eserleri de düşünce dünyamıza yaptığı önemli katkılar arasındadır.

Bahâ Tevfik, 15 Mayıs 1914’te 30 yaşında apandisit patlaması nedeniyle öldü. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı‘na defnedildi.

Bu çerçevedeki tek dileğimiz, has bir İzmirli olan Bahâ Tevfik‘e, İzmir‘in ve İzmirlilerin sahip çıkıp unutmaması, onu ve düşüncelerini İzmir‘in ve ülkemizin gündemine taşımasıdır.

TANTANALI TABİLER

Bahâ Tevfik

Sözlerimin kötü yoruma uğratılmayacağını bileydim, hürriyetperverlikle beraber, vatan muhabbeti, vicdan ve saire gibi tabirlerin de olanca tantanalıklarıyla beraber kof ve manasız şeyler olduğunu söylemekte tereddüt etmezdim. Kainatın her tarafında hüküm süren mücadeleleri, hayat ve mevcudiyet kavgalarını gördükten sonra bu gibi tabirlerin ciddiyetine inanmak bir nevi safdillik olmasa bile herhalde ciddiyete aykırı bir şey olur. Olanca susamışlığımızla hürriyet ve vicdanın serbestliği esaslarını ilan ettiğimiz bir sırada mesela istibdat taraftarı olan her hangi bir nazariye (kuram) sahibini red ve tahkir ederken hakiki hürriyeti nasıl telakki ettiğimizi (kavradığımızı) anlamak lazım gelir. Mutlaka bir ciheti (yanı) tercih etmek kati mecburiyetinin “istibdat” demek olduğu malum iken herkesin hürriyetperver yahut vatansever olmasını istemek ve bu mecburiyete boyun eğmeyenlere bin türlü zulüm ve gadri (haksızlığı) reva görmek (uygun görmek) hususuna hürriyetperverlik mi yoksa istibdatçılık mı demek lazım geleceği etraflıca düşünmeye muhtaç olsa gerektir.

Bana, istisnasız her hususta -hiç olmazsa fikri- bir hürriyet temin etmeyen yani bir manevi menfaati mevcut olmayan hürriyetperverlik ne kadar manasız ise, benim için faydalı olmayan bir vatan uğrunda edilen vatanperverlik de aynı derecede manasızdır. Büyük bir muharririn (yazarın) dediği gibi: “Vatan insanın hürmet ve menfaat gördüğü yerdir.

Kainatın aynı başlangıç unsurlarının karışmış olan maddesi, burada hangi kıymeti haiz ise Almanya’da, İngiltere’de, Amerika’da, Hindistan’da da aynı kıymeti haizdir. Tabiatın görünmeyen eli hiçbir yere fazla ve mukaddes bir “vatan mayası” ilave etmediği gibi hiçbir yeri de ezelden hiç kimseye tahsis etmemiştir. Binaenaleyh vatanperverlik mukaddes ve semavi (ilahi) bir hürriyet hassası (özelliği) değil, bilakis malik olduğumuz toprağın bize temin etmekte olduğu menfaatlere bağlılığımızdır.

Eğer böyle olsaydı da vatanperverlik mukaddes ve metafizik bir mümtaz (seçkin) haslet (yaradılış) ve vatan dahi sonsuza dek bağlı kalınması lazım olan mukadder (alınyazısında var olan) bir hatadan ibaret bulunsaydı, Eflak’a, Boğdan’a, Bosna’ya, Teselya’ya, Şarki Rumeli’ye ve Selanik’le beraber tekmil (tüm) Rumeli’ye vatan diye hâlâ perestiş etmemiz (taparcasına sevmek) lazım gelirdi.

Bu büyük memleketlerin eski halleriyle bugünkü halleri yani vatan addedildikleri zaman ile vatan harici addedilmeleri arasındaki azim (büyük) farkı düşünürsek bu farkın yine bir menfaat farkından ibaret olduğu açıkça ayan (belli) olur. Faydası bize aitken vatan diyorduk, bu faydayı kaybeder etmez onları vatan muhabbetimizin şümul dairesinden (kapsamından) süratle ihraç ettik!..

Bir kıtanın (parça, segment) devlete menfaati, her devletin de bireylerden müteşekkil olması (oluşması) itibariyle, bireylere menfaati demektir. Binaenaleyh vatan da, vatanperverlik de her bireyin menfaat derecesiyle ölçülebilen bir histen başka bir şey değildir.

Bizde pek gayri tabii, pek marazlı (sorunlu) bir surette husule gelen muhalefet modası bir zamanlar gayet müzmin bir hale girmişti. Hakiki meşrutiyetle idare olunan memleketlerde muhalefetin husulü (ortaya çıkması) ve fırkaların (siyasi partilerin) artması lüzumundan bahis edenlere karşı biricik sualim: Acaba bizde hakiki meşrutiyet henüz tesis edilebildi mi?

Alacağım cevap mutlaka menfi (olumsuz) bir cevaptır, hususiyetle (özellikle) muhalif ağızlardan çıkan cevaplar teyit edilmiş ve tekrarlanmış bir menfiliğe haiz olacak ve: -Bizde meşrutiyet mi? Katiyyen, katiyyen… diyecektir. O halde fırkalar hangi esasa dayanıyor?.. Buna karşı verilecek cevap bir hicap (utanma) kızarıklığından başka bir şey olamaz!..

Bu sözleri muhalif geçinen bir dostuma söylediğim zaman zayıf bir uzatılmış seda ile “Vicdan, fakat vicdan” dedi!..

1914 yılında yayınlanan Felsefe-i Ferd Kitabının Kapağı.

Tantanalı bir kelime daha!.. Dostumun ahlaki metanetine (dayanıklılığına) ve namusuna son derece emin olduğum için bu söz itirazı samimi bir itiraz olmak üzere kabule mecburum. Çok kimseler derler ki: “Vicdan birdir, hakikat çoğalamaz, eğer herkes kendi vicdan derinliğinden kopan sedanın irşadına tabi olursa ne ihtilaf kalır, ne de fenalık!..

Bir arkadaşım dahi böyle bir nazariyeye tabi oluyor:

– Ben vicdanen muhalifim!.. demek istiyordu.

Acaba vicdan nedir? Bunu sırası gelmişken izah ediyorum. Vicdan, manevi ve ilahi bir şey değildir. Herkes kendi bilgisine, kendi maddi ve fikri vaziyet ve müktesebatına göre bir içtihat hasıl eder. İşte bu içtihat; vicdandır. Bu ciheti uzatmayacağım. Yalnız şurasını söyleyeceğim ki, bu gibi esaslara dayanan içtihatlar, esaslarıyla beraber dönüşmek ve değişmek mecburiyetindedirler. Binaenaleyh herkesin vicdanı ayrı olduğu gibi değişkendir de… Gencin vicdanı başka, ihtiyarın vicdanı başka, zenginin vicdanı başka, fakirin vicdanı yine başkadır!..

Demek oluyor ki, vicdan da hata eder, vicdan da insanı aldatır. Hiç kimse yoktur ki, kendi vicdani kararını beğenmesin ve fikrinden emin olmasın!.. Bir hakim ile beraber ümmiyi (okuma yazması olmayan), bir Rothschild’le (zengin bir Yahudi bankacı) beraber bir dilenciyi aynı derecede temin ve tatmin eden bir vicdan, nasıl emniyet caiz (emniyetli) olur?..

Eğer bu caiz olsaydı; yani, vicdan manevi bir hassa olup da her zaman insanları irşat (aydınlatıp) ve ikaz edebilseydi; artık ne ilimlere ve fünûna (fen bilimleri), ne de felsefe ve ahlâk kitaplarına ihtiyaç kalırdı!..

İşte vicdanın da böyle tantanalı, fakat boş bir tabir olduğu anlaşıldıktan sonra “vicdanen muhalefet” denilen şeyin de ne dereceye kadar ehemmiyetli (önemli) olabileceği artık kendi kendine taayyün eder (ortaya çıkar)!…

İzmir’in unutulan sanatçıları 12 – Max Algop Maxudian

Ali Rıza Avcan

Max Algop Maxudian, yirminci yüzyılın başlarında (1912-1949), Fransa‘nın en ünlü tiyatro ve sinema oyuncularından biriydi.

12 Haziran 1881’de İzmir‘de (Smyrna) doğdu. On iki yaşındayken (1893) anne ve babasıyla birlikte Fransa‘ya taşındı. 1904’te Paris Konservatuarı‘nın tiyatro bölümünden mezun oldu ve burada Victor Hugo‘nun “Kralın Eğlencesi” isimli tiyatro oyununun kahramanlarından Triboulet‘in monoloğuyla birincilik ödülünü kazandı. Sanatı, trajik üslup, içsel acelecilik, net diksiyon, uyumlu jestler ve samimi uygulamalarla karakterize ediliyordu. Aynı zamanda sık sık Avrupa ve Amerika’ya giden ünlü tiyatro oyuncusu Sarah Bernhardt‘ın rol arkadaşıydı.

Maxudian, yeni sanat türü olan sinemaya girmeye karar verdiğinde Bernhardt‘ı takip etti. 1912’den başlayıp 1950’lere kadar uzanan toplam 74 filmlik kariyerinin başlangıcını oluşturan Les amours de la reine Élisabeth (Kraliçe Elizabeth’in Aşkları)’te Sarah Bernthardt‘la birlikte oynadı. Louis Mercanton ve Roger Lion gibi yönetmenlerin favorisiydi. Özellikle yönetmen Abel Gance‘ın beğenilen tarihi filmi Napolyon‘daki (1927) Barras rolüyle hatırlandı. Sessiz filmlerde ve sesli film döneminin başında genellikle kötü adam rollerini oynardı. Son filmi 1949’da çekilen Ronde de nuit (Gece devriyesi) idi. 1950 yılında ise tiyatro ve sinema dünyasından ayrıldı.

Maxudian, 20 Temmuz 1976’da doksan beş yaşındayken Paris‘in banliyölerinden Boulogne-Billancourt‘ta vefat etti.

Filmografisi

01. Menace de mort, Sanger rolüyle, 1950
02. Le furet, Le préfet rolüyle, 1950
03. Ronde de nuit, albay rolüyle, 1949
04. Les souvenirs ne sont pas à vendre, Dupuis rolüyle, 1948
05. İçimizdeki şeytan, okul müdürü rolüyle, 1947
06. Les trois valses, Napoléon III rolüyle, 1938
07. L’avion de minuit, Alberstein rolüyle, 1938
08. L’escadrille de la chance, patron rolüyle, 1938
09. La rue sans joie, 1938
10. Un soir à Marseille, Bay Ducret rolüyle, 1938
11. Puits en flammes, Samosh rolüyle, 1937
12. Cargaison blanche, kumandan rolüyle, 1937
13. Stadt Anatol, Samosh rolüyle, 1936
14. Passé à vendre, bankr rolüyle, 1936
15. Les deux gamines, peder Bénazer rolüyle, 1936
16. Siyah Gözler, 1935
17. Bourrasque, kumandan Moktar rolüyle, 1935
18. Golgotha, 1935
19. Le miroir aux alouettes, Le Persan rolüyle, 1935
20. Le clown Bux, Djambie rolüyle, 1935
21. La nuit imprévue, Kısa film, 1934
22. L’assassin est parmi nous, Kısa film, 1934
23. Trois balles dans la peau, yargıç Lebon rolüyle, 1934
24. L’amour qu’il faut aux femmes, doktor rolüyle, 1934
25. Le simoun, Marzuck rolüyle, 1933
26. La voix sans visage, başkan rolüyle, 1933
27. Direct au coeur, doktor Bernard rolüyle, 1933
28. Rocambole, Charles de Morlux rolüyle, 1933
29. Brumes de Paris, 1932
30. Nuits de Venise, Yabancı baron rolüyle, 1931
31. L’étrangère, Le colon rolüyle, 1931
32. Öldüren Adam, Mehmed Paşa rolüyle, 1931
33. Eau, gaz et amour à tous les étages, Kısa film, 1930
34. Les deux mondes, Goldschneider rolüyle, 1930
35. La maison de La Flèche, Boris Waberski rolüyle, 1930
36. Le secret du docteur, doktor Brody rolüyle, 1930
37. Le défenseur, Bay Pernois rolüyle, 1930
38. Aşk Geceleri, Prosper Besagne rolüyle, 1930
39. Amour de louve, Kısa film, Taverny, 1929
40. L’appel de la chair, Paul Lambert rolüyle, 1929
41. Un soir au cocktail’s bar, Banker Myrtil-Breton rolüyle, 1929
42. Vénus, Prens Mario Zarkis rolüyle, 1929
43. Le perroquet vert, Baba rolüyle, 1929
44. L’eau du Nil, Wirsocq rolüyle, 1928
45. Marys großes Geheimnis, 1928
46. Mon Paris, Nicolas Desprès rolüyle, 1928
47. Feu!, Baron Dimitri rolüyle, 1927
48. Napolyon, Barras rolüyle, 1927
49. Les dévoyés, Paul Mareuil rplüyle, 1926
50. La chèvre aux pieds d’or, Ursac rolüyle, 1926
51. Le réveil, Sylvanie prensi Mégée’li Grégoire rolüyle, 1925
52. La clé de voûte, Sardan isimli artist rolüyle, 1925
53. Le calvaire de Dona Pia, Tanaret rolüyle, 1925
54. La terre promise, Moise Sigoulim rolüyle, 1925
55. Les amours de Rocambole, Le maharadjah rolüyle, 1924
56. J’ai tué!, Oryantalist profesör Dumontal rolüyle, 1924
57. La fontaine des amours, Lucas rolüyle, 1924
58. The Arab, Vali rolüyle, 1924
59. Les premières armes de Rocambole, Le maharadjah rolüyle ,1924
60. Os Olhos da Alma, Diogo de Sousa rolüyle, 1923
61. Aux jardins de Murcie, Domingo rolüyle, 1923
62. A Sereia de Pedra, Metalci Manastırı bekçisi Pedro rolüyle, 1923
63. La roue, Mineralog Kalatarikarascopoulos rolüyle, 1923
64. Le Pauvre Village, Léonard Varonne rolüyle, 1922
65. Phroso, Mouraki Paşa rolüyle, 1921
66. Şahane gönül, Kısa film, Halt Markisi rolüyle, 1921
67. L’éternel féminin, General Karakas rolüyle, 1921
68. Son aventure, Kısa film, 1919
69. Cronstadt, Kısa film, 1918
70. Bouclette, Baron Henri rolüyle, 1918
71. Le tablier blanc, 1917
72. Anne de Boleyn, Kısa film, Henry VIII rolüyle, 1914
73. Adrienne Lecouvreur, Kısa film, Maurice de Saxe rolüyle, 1913
74. Les amours de la reine Élisabeth, Kısa film, Nottingham Kontu Howard rolüyle, 1912

Queen Elizabeth, 1912, Sara Bernhardt, Max Maxudian, Lou Tellegen.

Belediye eliyle soylulaştırılan bir mekânın öyküsü…

Ali Rıza Avcan

Size bugün Karşıyaka Şemikler İZBAN İstasyonu çevresindeki bir mekânın nasıl soylulaştırıldığının öyküsünü anlatacağım…

Hem de, her bir odasında bir şehir plancısının çalıştığı Karşıyaka Belediyesi‘nin başkanı, meclis üyeleri ve yöneticileri eliyle, o bölgede yapılan ve “Biva Suit” ve benzeri lüks binalarla özel kolejlerin rantını arttırmak amacıyla gerçekleştirilen soylulaştırmanın öyküsünü ayrıntılarıyla anlatmaya çalışacağım…

Karşıyaka‘yı; özellikle de Şemikler Mahallesi‘nde yaşayanların ya da yolu buradan geçen herkesin bildiği toplumsal bir gerçek, eski tren yolunun İZBAN hattının yeniden düzenlendiği 2000-2010 döneminden önce, Karşıyaka‘da olduğu gibi yerin altına alınmayışı nedeniyle koskocaman bir semtin tam ortadan ikiye ayrılmış olmasıdır. Böylelikle geniş bir alanı kapsayan semtteki cadde ve sokaklar, eskiden tren yolu üstündeki hemzemin geçitle birbirine bağlıyken, karşıya geçişi mümkün kılmayan ve etrafı duvar ve çitlerle çevrilmiş bir düzenleme sonucunda, tam ortasından bölünmüş, yapılan alt ya da üst geçitlere rağmen, iki bölge arasındaki insan ilişkileriyle araç trafiğinin bütünlüğü bozulmuş, halkın bu konudaki hoşnutsuzluğu seçim dönemlerinde yapılan oyalayıcı anket ve vaatlerle giderilmeye çalışılmıştır.

Benim bugün gündeme taşıyacağım bölge ise, İZBAN Şemikler İstasyonu‘nun deniz tarafında kalan ve içine eski adıyla Şemikler İlkokulu (yeni adı Şehit Mehmet Ali Yandım İlkokulu) ile Karşıyaka 7 No’lu Şemikler Sağlık Ocağı‘nı alan yerleşim alanını kapsıyor.

Bu bölgede yer alan yapı ve alanları her birine ayrı bir numara vermek suretiyle şu şekilde sıralayabilirim:

1) Şemikler İZBAN İstasyonu,

İZBAN Şemikler İstasyonu

2) Tapunun Karşıyaka ilçesi, Şemikler Mahallesi, 26660 ada, 13 parselinde kayıtlı 3.236,10 metrekarelik arsada ve 6474 sokak üzerinde bulunan Karşıyaka 7 No’lu Şemikler Sağlık Ocağı‘nın eski, yıpranmış binası,

Karşıyaka 7 No’lu Şemikler Sağlık Ocağı

3) Tapunun Karşıyaka ilçesi, Şemikler Mahallesi, 26534 ada, 1 nolu parselinde kayıtlı 3.055,88 metrekarelik arsada 16 sınıf, 28 öğretmen ve 332 öğrenci ile faaliyet gösteren eski adıyla Şemikler, yeni adıyla Şehit Mehmet Ali Yandım İlkokulu‘nun eski, yıpranmış binası,

Eski Şemikler, yeni Şehit Mehmet Ali Yandım İlkokulu

4) Tapunun Karşıyaka ilçesi, Şemikler Mahallesi, 27000 ada, 1 nolu parselinde kayıtlı 1.265 metrekarelik arsada ve İdil Biret Caddesi ile 6436 sokağın köşesinde yer alan 5 kat ve 60 bağımsız bölümü barındıran Biva Suite binası,

Biva Süit

5) Karşıyaka 7 No’lu Şemikler Sağlık Ocağı ile Biva Süit arasında kalan Karşıyaka Belediyesi‘ne ait mülkte yine aynı belediye tarafından yapılan yeşil alan ve otopark,

Biva Süit ile Karşıyaka 7 No’lu Şemikler Sağlık Ocağı arasına yapılan yeşil alan ve ücretsiz otopark…

6) Şemikler İZBAN İstasyonu‘nun hemen yanındaki Karşıyaka Belediyesi’ne ait belediye mülkünde, yine aynı belediye tarafından yapılıp işletmeciye kiralanan Karşıyaka Çocuk Oyun Macera Parkı,

7) Tapunun Karşıyaka ilçesi, Şemikler Mahallesi, 27000 ada, 1 nolu parseldeki Biva Süit ile yeni açılmış olan 6436 sokağın ikinci bölümü arasındaki boş belediye mülkünde Karşıyaka Belediyesi tarafından yapılan Zeynep Aslan Bisiklet (Pump Track) Parkı.

Zeynep Aslan Bisiklet (Pump Track) Parkı

8) Tapunun Karşıyaka ilçesi, Şemikler Mahallesi, 26534 ada, 2.385,56 metrekarelik 5 nolu parselinde kayıtlı ve Karşıyaka Belediyesi‘nce açılmış yapılmış olmasına karşın İzmir 2 ve 3 Boyutlu Kent Rehberlerine henüz işlenmemiş olan 6436 sokağın ikinci bölümü üzerinde yapılmakta olan lüks kolej inşaatı.

Bahçeşehir Koleji inşaatı

Bu ilginç soylulaştırma oyununun aktörlerini belirledikten sonra isterseniz bu aktörlerle oynanan oyunun akışına geçelim. Tarihler vererek hangi zamanda hangi hamlenin yapıldığını anlatarak ortaya çıkan soylulaştırma çalışmasının gerçekleşme sürecini ortaya koymaya çalışalım.

Google Earth tabanlı haritada, söz konusu bölgeyi yeşil renkli daire ile çevreleyerek her bir mekana numara verdiğimiz bu alandaki mevcut eski yapıların anlatacağımız öykünün başında var olduklarını belirtmemiz gerekiyor. Bunlar sırasıyla Karşıyaka 7 No’lu Şemikler Sağlık Ocağı, eski adıyla Şemikler, yeni adıyla Şehit Mehmet Ali Yandım İlkokulu ve Şemikler İZBAN İstasyonu‘dur.

Anlatacağımız öykünün son yıllardaki yeni aktörleri ise 4 numaralı lüks Biva Süit binası, 5 numaralı yeşil alan ve otopark, 6 numaralı Karşıyaka Çocuk Oyun Macera Parkı, 7 numaralı Zeynep Aslan Bisiklet (Pump Track) Parkı ve 8 numaralı lüks kolej inşaatıdır.

Oyun önce, 2018 yılında 27000 ada, 1 parseldeki boş arsaya Biva Mimarlık isimli inşaat şirketine ait Biva Süit binasının yapımı ile başladı. 31 Mart 2019 tarihli Mahalli İdareler Seçimlerine “Bayraklı evim, CHP baba ocağım” sloganı ile CHP‘den Bayraklı belediye başkan aday adayı olarak katılan Biva Mimarlık şirketinin sahibi Vahap Yılmaz‘ın, 2018 yılının Eylül ayında AKP Karşıyaka İlçe Teşkilatı‘na 25.000 lira tutarında bağışta bulunduğunu, sevgili dostum gazeteci Süleyman Gençel‘in verdiği haberlerle öğrenmiş, böylelikle Karşıyaka‘nın değişik yerlerinde inşaatlar yapan bu müteahhidin, “her devrin ve her partinin adamı” olduğunu anlamış, izleyen dönemde de yerel seçimlerdeki birçok adayın, kendisine sağlanan kolaylıklar karşılığında seçim finansmanına yardımcı olduğunu görmüştük.

Örneğin Biva Süit adı verilen bu binanın inşaatı sırasında ayrı bir şantiye elektrik abonesi almak yerine daha ucuz bir yöntemi tercih ederek karşı binadan aldığı elektrik için cadde üzerine bir kablo yerleştirmiş, bu kablonun kısa zamanda yıpranması üzerine kablonun geçtiği hattın üstüne bu bağlantıyı koruyup saklayacak şekilde belediye tarafından bir kasis yapılması bu koruyan, kollayan ilişkiyi ortaya çıkarmıştır.

Bu bölgede ne olduysa bundan sonra; yani, bu lüks Biva Süit binasının yapılmasından sonra oldu. Biva Süit adeta bu bölgedeki soylulaştırmanın amiral gemisi gibiydi. Şu sıralarda kış bahçeli ve teraslı 3+1 dubleks dairelerin 8 milyon 250 bin liraya satıldığı, 2+1 dairelerin ise 18.000 liraya kiralandığı bu lüks bina adeta bu çevredeki soylulaştırma çalışmalarının tetikleyicisi oldu. Binanın bitmesi ile birlikte, yıllardır bu bölgeye el atmayan Karşıyaka Belediyesi sağlık ocağı ile Biva Süit arasındaki 5 numarayla imlediğimiz alanı yeniden düzenleyerek içinde araçların ücretsiz park edebileceği bir otoparkı da barındıran yeni bir yeşil alan düzenlemesi yaptı ve böylelikle yeni yapılan Biva Suit‘e ait araçların ücretsiz olarak buraya park edilmesinin yolu açılmış oldu.

Ardından Şemikler İZBAN İstasyonu‘nun yanındaki 6 numaralı yeşil alan çocuklara hitap eden bir şekilde düzenlenerek 2021 yılının Eylül ayında çocuk oyun ve macera parkı olarak açıldı. Yapılır yapılmaz önce devasa miktarlarda zarar eden belediye şirketi Kent A.Ş.‘ye verilen, onun da şirket olmanın imkânlarını kullanarak özel bir işletmeciye kiraladığı 2.700 metrekarelik bu parktan bugün çocuklar ve gençler, parkın kapalı olduğu Pazartesi günleri hariç hafta içinde 75 lira, hafta sonunda da 100 lira ödeyerek yararlanabiliyorlar. Tabii ki okullarda öğle yemeğinin kaldırıldığı, öğrencilerin astronomik fiyatların uygulandığı okul kantinlerine teslim edildiği günümüz koşullarında, kamu kaynaklarıyla yapılmış bu parkın işletmecileri, çocukların cebinde olmayan 75 ya da 100 liralara göz dikmiş vaziyette bekliyor… Özellikle de dar gelirli, yoksul ailelerin çocuklarını yok varsayarak…

Karşıyaka Belediyesi‘nin bu hamlesini izleyen diğer bir hamle ise, 2023 yılının Ocak ayında lüks Biva Suit‘in hemen yanına, “Pump Track” adıyla dağ bisikleti klasmanında faaliyet gösteren bisikletlilerin parkur üzerindeki kasisleri sıçrayarak aşmalarını sağlayacak bir bisiklet parkuru yapıldı. Bununla ilgili kurallar da belirlenerek alanın kenarına yerleştirilen bir tabelaya yazıldı. Hem de Türkiye’nin en büyük “Pump Track” alanı olduğu iddiasıyla… Şimdilik ücretsiz olan bu parkurdan kaç adet bisikletli yararlanmaktadır bilmiyoruz; ama, böylesi bir bisiklet parkurunun İzmir, Karşıyaka ve Yalı Mahallesi sakinleri için ne ölçüde bir ihtiyacı karşıladığı, bu fikrin ilk olarak kimin aklına geldiği de belli değil… Üstüne üstlük, borç içinde yüzen bir belediyenin kısıtlı kaynaklarının kullanımı suretiyle, azınlıkta kalan bir kesim için; ama, hemen yanındaki lüks binaya prestij sağlamak amacıyla yapılan bu tesiste, kullanıcıların yaralanma, sakat kalma ya da ölüm gibi büyük risklerle karşılaşması söz konusu olduğu halde, alanın kenarına asılan tabelada bu sorumluluğun Karşıyaka Belediyesi‘ne ait olmadığı belirtilerek, bu işin de “saldım çayıra, mevlam kayıra” anlayışıyla yapıldığı anlaşılmaktadır.

Lüks bir bina, onun ardından onun her iki cephesinde yeşil alanlar yaratma ve hemen yakınına bir macera parkı yapmanın hemen arkasından gelen son hamle ise, seçim zamanları oy kullanmaya gittiğimiz eski adı Şemikler İlkokulu, şimdiki adı ise Şehit Mehmet Ali Yandım İlkokulu olan bu eski okul binasının, hemen yanındaki Hazine‘ye ait arsada yapılmasını beklediğimiz bir süreçte, bu alanın özelleştirilerek oldukça büyük bütçelerle özel bir kolej binasının yapılmaya başlanması, adeta yapılan kremalı pastanın üstüne son süslemeyi yapmaya benziyor.

Bu inşaatla ilgili olarak yaptığımız araştırmalar sonucunda, okul binasının yapıldığı parselin 1/5.000 ölçekli İzmir Nazım İmar Planında “Eğitim Alanı” olarak yer almakla birlikte; Milli Eğitim Bakanlığı‘nın önerisi, Karşıyaka Belediye Meclisi‘nin 09.03.2020 tarih, 97509404.301.05.285 sayılı kararı ile İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 09.01.2023 tarih, 50 sayılı kararı uyarınca “Özel Eğitim Alanı” olarak değiştirilerek aynı zamanda Bahçeşehir Üniversitesi ile 65 şehirdeki kendisine ait 143 eğitim kampüsünde asgari ücretle öğretmen çalıştıran zengin işadamı Enver Yücel‘e ait Bahçeşehir Koleji‘ne verildiği anlaşılmıştır.

İnşaatta çalışan Afgan işçilerden öğrendiğime göre oldukça eski ve bakımsız Şemikler/Şehit Mehmet Ali Yandım İlkokulu‘nun hemen yanına yapılan bu lüks binada Bahçeşehir Koleji‘nin yeni bir şubesi açılacakmış. Böylelikle, Biva Süit benzeri lüks binalarda oturup hemen karşısındaki pahalı özel kolejde okuyacak öğrencilerin, Biva Suite‘deki özel dershaneye gitmek dışında hemen karşıdaki macera parkını ya da Pump Track alanını kullanacakları anlaşılmaktadır.

Bu alanın rant değerini arttırmayı amaçlayan Karşıyaka Belediyesi‘nin son girişimi ise, Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında 22 Eylül 2023 tarihinde Biva Süit önünde yapılan etkinlik oldu. Normal günlerde trafiği yoğun olmayan; aksine araç trafiği ve parklanma itibariyle oldukça sakin olan İdil Biret Caddesi üzerinde ve tam da Biva Süit‘in önünde, “sürdürülebilir kentsel hareketlilik konusundaki öncü farkındalığı” arttırmak amacıyla aktif hareketliliği, toplu ulaşımı ve diğer temiz, akıllı ulaşım çözümlerini ortaya koymak amacıyla yapılan bu etkinliğin, Karşıyaka‘nın neredeyse en sessiz, en hareketsiz bir caddesinde yapılması da söylemle eylem arasındaki çelişkiyi ortaya koyuyordu. Üstüne üstlük Avrupa Komisyonu‘nca, bu yılki etkinliklerin konusu “Şehrini Keşfet” sloganıyla “Gelecek Enerjini Koru/Save Energy” olarak belirlendiği halde…

Normal günlerde İdil Biret Caddesi’ndeki trafik ve araç parkı…

Bir avuç insanın başlarında Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay olduğu halde, trafiğe kapatılmış olan İdil Biret Caddesi‘nde ve Biva Süit önündeki sergiledikleri bu etkinlik tanık olduğum kadarıyla Avrupa Hareketlilik Haftası‘nın bu yılki sloganına uygun olmayan bir tarzda, vatandaştan kopuk olarak bir şekilde yapılıyor, hareketlilik olgusunu öne çıkaran bir düşüncenin aksine hareketin olmadığı bir mekanda sen-ben-bizim oğlan anlayışıyla bir şeyler yapılmaya çalışılıyordu. Elinde tuttuğu mikrofonla etkinliğe katılan bir kırtasiye dükkanının tanıtımını yapan görevli ile kendisini Karşıyaka Belediyesi süreklilik sorumlusu olarak tanıtan genç bir görevliye söylediğim gibi, şayet hareketlilik konusunda bir farkındalık yaratmak istiyorlarsa trafiğin ve araç parkının sorun olmadığı bir yerde değil, Girne Bulvarı ya da Yalı Caddesi gibi trafiğin yoğun olduğu, araç parkının hem araç sahipleri hem de yayalar açısından sorunlu olduğu bölge ya da caddelerde yapılması, böylelikle bu etkinliği gören Karşıyakalıların fark edip aktif olarak katılabilecekleri bir eylem yapılmış olurdu. Kısacası bana göre bu eylem “yapılmış olmak için yapılan” bir eylem, çoğu Karşıyakalının farkına bile varmadığı boşuna, avara kasnak bir çabaydı…

Sonuç olarak;

Soylulaştırma aracılığıyla oluşturulan bu alan, kendi zengin müşterilerini de yaratacak, eski yıllarda verimli sebze ve meyve bahçelerinin ortasında yaratılan yeni bir vaha olarak kentin üst sınıflarına hizmet edecek, bu şekilde ortaya çıkan rant ise inşaat sektörü ile belediye yöneticilerini zenginleştirecek… Anlaşılan bu alanda birileri için her şey güllük gülistanlık olacak, Karşıyaka‘nın diğer semt ve mahalleleri ise her zaman olduğu gibi, ağız sulandıran bu kremalı pastadan tek bir dilim bile alamayacak…

Bütün bu kentsel tasarım ve planları hazırlayıp uygulayan belediye mimar, mühendis ve şehir plancıları ise sahip oldukları bilgi, birikim ve becerileri kullanarak sergiledikleri bu tür ihanetlerin aksine, sıkıp havaya kaldırdıkları yumruklarıyla solculuk, devrimcilik oyunları oynuyorlar, dün içinde yer aldıkları kentsel muhalefet hareketlerini unutarak, sırf makam, mevki, kariyer ve bunun karşılığı olan zenginleşebilmek uğruna belediye başkanlarıyla inşaat sektörünün emrinde çalışmayı tercih ediyorlardı…

Son söz olarak kendilerine şunu söylemek isterim:

Kamu kaynaklarıyla kişisel bilgi, birikim ve becerilerinizi kullanarak Karşıyaka Şemikler‘de ve kentin diğer bölgelerinde yaratılan bu soylulaştırma çalışmalarının farkındayız ve bütün bunları, yarın öbür gün hatırlayabilmek adına kentin hafızasına kazımak istiyoruz…

Yazalım ki, kente karşı işlenen bu suçları unutmayalım…

İzmir’in unutulan sanatçıları 11 – Theophrastos Triantafyllidis

Ali Rıza Avcan

Theophrastos Triantafyllidis (Θεόφραστος Τριανταφυλλίδης) 1881 yılında İzmir‘de (Smyrna) doğdu. Babasının varlıklı bir kuru üzüm tüccarı olması, ressamın sanat kariyerinin ilk yıllarında herhangi maddi kısıtlama olmaksızın sanatı ile ilgilenmesini sağladı.

Theophrastos Triantafyllidis (1881-1955), Kendi Portresi, 1952, 29,6X35,2 cm., Tuval üzerine yağlıboya, Ulusal Sanat Galerisi (Alexandros Soutzos Müzesi), Atina, Yunanistan.

Triantafyllidis, 19 yaşında kadar İzmir‘de yaşadı. Joseph L. Nalpas tarafından hazırlanan 1893, 1894, 1895 ve 1896 tarihli İzmir ticaret rehberlerinde babası ya da akrabaları olabilme ihtimali bulunan ve Triandafillu, Triandafillidhi, Triandafilidhis, Triandafilides, Triandafilldis, Triabdafilou, Triandafillou, Triandafilos şeklinde yazılıp değişik işlerde ticaret yapan isimler bulunmaktadır.

Theophrastos Triantafyllidis, 1900 yılında Atina‘ya gidip 1907 yılına kadar Güzel Sanatlar Okulu‘nda (daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi) resim eğitimi aldı. Daha sonra hocası Giorgios Iakovidis (1852-1932)’in teşvikiyle Münih‘te Ludwig von Löfftz (1845-1910)’ün atölyesinde çalışmalarına devam etti. 1910’da çalışmalarına Paris‘te Louis-Marie DésiréLucas (1869-1949)’ın yanında devam etmek üzere Münih‘ten ayrıldı. Ressamın Paris‘te kısa süre kalması, daha sonraki sanat kariyeri için belirleyici oldu. Yunanistan‘a dönmeden önce bile akademiden tamamen ayrılmaya ve zamanının modern akımlarına yönelmeye karar verdi.

1912 yılında, Yunanistan‘ın Selanik, Girit, Epir ve Makedonya‘yı işgal ettiği Balkan Savaşlarına katıldı. 1913 yılında Atina‘ya yerleşerek Tsakalov Caddesi‘nde İstanbul doğumlu ressam Konstantinos Maleas (1879-1929)’la aynı atölyede resim yapmaya başladı. Ressam Nikolaos Lytra (1883-1927) ve arkadaşlarıyla birlikte, 1917’de açtığı ilk sergiyle Yunanistan‘ın görsel sanatında önemli bir kırılma yaratan Tekhni Grubu‘nun kurucuları arasında yer aldı. Bu grubun diğer sanatçıları ressam Konstantinos Maleas (1879-1928), ressam Konstantinos Parthenis (1878-1967), heykeltraş Michael Tombros (1889-1974), ressam Nikolaos Lytras (1883-1927), Nikolaos Othonaios, ressam Odysseas Fokas (1877-1949), ressam Othon Pervolarakis (1887-1974), ressam Pericles Byzantios (1893-1972) ve ressam Stavros Kantzikis (1885-1958) idi. Bu grubun amacı, Başbakan Venizelos‘un, eski Bizans‘ı canlandırmayı hedefleyen Megali İdea projesi çerçevesinde İstanbul ve Ön Asya‘yı işgal etmesini destekleyecek şekilde çağdaş Yunan sanatının son durumunu sergileyerek Batı kamuoyunu etkilemekti. Bu amaç çerçevesinde 1920 yılında açtıkları Paris Sergisi, barındırdığı yetersizlikler nedeniyle büyük bir hayal kırıklığı ile sonuçlanmış, sergi Fransızlarca başarısız bulunmuştu. (1)

9 Eylül 1922’de İzmir‘in ve art alanının Yunan işgalinden kurtulması, Triantafyllidis için ekonomik rahatlığın sonu ve birçok zorluğun başlangıcı oldu. Ressam, babasının mülk gelirlerinin desteğini sonsuza dek yitirmiş ve hezimetle sonuçlanan savaş sonrasında büyük ekonomik ve toplumsal sorunların yaşandığı Atina‘da çok zor koşullar içinde kendi geliriyle geçinmek zorunda kalmıştı. Bu arada kardeşinin Paris‘e kalıcı olarak yerleşme teklifini de reddetmişti.

İzmir‘deki baba mülklerini kaybetmesinin ardından Aiolou Caddesi‘ndeki bir çatı katına yerleşti. 1928’de Atina‘da evlendi ama eşi Aristea düğünden hemen sonra felç geçirdi. Eşinin tedavi masraflarını karşılayabilmek için evini satmak zorunda kaldı ve felçli eşiyle birlikte aynı odada yaşamaya başladı. İki savaş arası yıllarda Kifissos‘ta yaşanan bir sel felaketinde Patisia‘daki atölyesi yıkılmış ve atölyeyle birlikte eserlerinin çoğu da yok olmuştur. Evliliğinden on yıl sonra karısı ölümünden sonra Agios Loukas‘ta Kondou Caddesi‘ndeki küçük bir eve taşındı. İşgal sırasında resim dersleri vererek ve elinde kalan eserleri yüksek fiyatlara satarak hayatta kalmayı başardı.

Theophrastos Triantafyllidis, sadeliğin ve küçük sevinçlerin adamıydı; bu yüzden onu ünlü Yunanlı romancı, öykü yazarı ve şair Aleksandros Papadiamantis‘e benzeterek “Resmin Papadiamantis’i” diyorlardı. Balık tutmayı, atölyesindeki yaşamı ve çalışmayı, arkadaşlarıyla sıcak ilişkileri seviyordu:

En büyük zevkim, … kapımın çalındığını duymak. Tabii ki kimsenin satın almaya değil, bu tür yanılgılar bana eziyet etmiyor, sadece eserlerimi görmeye ve onlara açıklamaya geldiğine inanmıyorum.” (2)

1954’te sağlığı ciddi şekilde sarsıldı. Ertesi yıl Mavi Haç Kliniği‘nde beş parasız öldü ve cesedi resimlerine konu yaptığı Batı Attika‘daki Menidi‘ye gömüldü. Ölümünün ertesi günü, aralarında Hydra‘lı ressam Perikles Byzantius (1893-1972)’un da bulunduğu bazı arkadaşları, sanatçının küçük mirasını kaydettirdi: toplam 37 tablo. Onlarca yıl sonra sanat tarihçisi Antonis Kotidis, ressamın çeşitli koleksiyonlara dağılmış yaklaşık 200 eserini tespit etti ve inceledi.

Triantafyllidis başlangıçta yanlış bir şekilde etnografik olarak nitelendirilen iç mekân sahneleriyle ilgileniyordu. 1930’dan itibaren, küçük-burjuva dünyasının ve emek dünyasının günlük yaşamının sade sunumuyla karakterize edilen kendi özel tarzını geliştirdi. Bu tür resimlerinde figürler neredeyse soyut ve kontürsüzdür. “Perspektif, oligokromi ve yaratılan sis içinde eriyerek tüm ayrılığı ortadan kaldırır. Bağırmadan modernliktir.” (3)

Pek çok kişi Triantafyllidis‘in çalışmalarını, “Otuz Kuşağı“nda izlenimcilik ve dışavurumculuk arasında sınıflandırır. Ancak kendisi, “yaratıcı olma gücüne sahip olmayanlar okullara aittir” düşüncesiyle herhangi bir sanatsal gruba katılmayı reddetti. Dolayısıyla “Otuzlar Kuşağı“nın temel özelliği olan “Yunanlı olma halinin” dar sınırları dışına çıkan, “kendine özel” bir ressamdır.

Triantafyllidis, 1916’daki ilk sergisinden itibaren kişisel sergi düzenlemeyi reddetti ve yalnızca karma sergilere katıldı. O nedenle fazla tanınmadı. Yunanlı yazar Hara Kiosse‘ye göre, ressam “çalışmalarını tanıtmak konusunda cesur olmasına rağmen, kendi yalnız yolunu izleyerek zamanının Yunan merkezciliğini reddetti” . (4)

Alıntılar

(1) Dimakopoulou, C. (2021)L’Accent sur le Local : Modernisme et Régionalisme dans l’Art Grec de l’entre-deux-guerres“, Artl@as Bulletin, Volume 10, Issue 2, The Mediterranean of Artist: A Critical Modernity 1880-1945. Erişim Tarihi: 22.09.2023, https://docs.lib.purdue.edu/artlas/vol10/iss2/11/

(2) Γ. Βουτσινάς56 έλληνες ζωγράφοι μιλούν για την τέχνη τους, Γκοβόστης, Αθήνα 2000, σσ. 46–50.

(3) Μαρία Μαραγκού, “Φως στο κρυμμένο”, Αρχειοθετήθηκε 2007-09-26 στο Wayback Machine., εφημ. Ελευθεροτυπία, 30 Δεκεμβρίου 2002.

(4) Χαρά Κιοσσέ, “Μια ξεχασμένη περίπτωση: Η πρόσληψη του μοντερνισμού στην Ελλάδα και ένας άγνωστος ζωγράφος του Μεσοπολέμου που αρνήθηκε τον ελληνοκεντρισμό της εποχής του” Αρχειοθετήθηκε 2007-09-29 στο Wayback Machine., εφημ. Το Βήμα, 22 Σεπτεμβρίου 2002.02.

Yararlanılan Kaynaklar

Daşçı, S. (2011) “19. Yüzyılda İzmir’de Dünyaya Gelen Bazı Gayrimüslim Sanatçılar ve Sanatsal Etkinlikleri Hakkında Bir Değerlendirme“, Sanat Tarihi Dergisi, Cilt XX, Sayı 2, Ekim 2011, s.27-44.

Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Menidi (1925). Karton üzeri yağlıboya, 16 cm x 19 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Son Prova, Yağlıboya, 75×65 cm., Atina Sanat Galerisi, Yunanistan.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, 28X34 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Arkadaşlar.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Artist.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Açık Hava Gösterisi.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Beyazlı Kadın.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Bolonya Ormanındaki Adam.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Evler.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Fotoğrafçı.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Galatsi’de Eğlenen Gençler, 1935, Tuval üzerine yağlıboya, 59X44 cm., Ulusal Sanat Galerisi (Alexandros Soutzos Müzesi), Atina, Yunanistan.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Genç Kız Portresi, 43,5X35 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Güller.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Hamamdakiler, Karton üzerine pastel ve tükenmez kalem, 14X19,5 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Hindili Kız Çocuğu.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Kayıktaki Kadınlar, Tuval üzerine yağlıboya, 47,5X73 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Kırmızı Çaydanlık, 24X24 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Kraliyet Bahçesindeki Kadınlar, 1937, Tuval üzerine yağlıboya, 44,7X28,6, Ulusal Sanat Galerisi (Alexandros Soutzos Müzesi), Atina, Yunanistan.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Kraliyet Bahçesindeki Çocuk Bakıcıları, 1935-1940, 110X94 cm., Ulusal Sanat Galerisi (Alexandros Soutzos Müzesi), Atina, Yunanistan.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Maskeler.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Menidi’de Koyun Sürüsü, Tuval üzerine yağlıboya, 43X63 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Natürmort.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Natürmort.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Natürmort, 61X46 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Oturan Çıplak.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Parktaki Çocuk Bakıcıları.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Parktaki Çocuk Bakıcıları.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Parktaki Çocuk Bakıcıları.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Pire’de Akaryakıt Gemileri, 33,5X48 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Pire Pazarı.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Plajda İki Çocuk, 1919, Tuval üzerine yağlıboya, 75X54,5 cm., Ulusal Sanat Galerisi (Alexandros Soutzos Müzesi), Atina, Yunanistan.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Sahilde Kayıklar.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Sahnede, Açık Hava Gösterisi.

Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Sakin Sulardaki Kayık.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Santorini.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Selviler.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Seyirde.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Sokaktaki Figür.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Öğle Yemeğinin Misafirleri, 1930-1935 arası, Tuval üzerine yağlıboya, 24,5X33,5 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Modeller, Tuval üzerine yağlıboya, 55,5X65,5 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Vazodaki Çiçekler, Tuval üzerine yağlıboya panel, 47X34 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Çiçekler.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Üzüm Hasadı İçin (Çingelerin Yaşamından), 1952, 155,9X106,6 cm., Tuval üzerine yağlıboya, Ulusal Sanat Galerisi (Alexandros Soutzos Müzesi), Atina, Yunanistan.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, İçerde Çalışan Kadınlar, Levha üzerine yağlıboya, 23X27 cm.
Theophrastos Triantafyllidis 1881-1955, Şapkalı Figür.

Yazı Dizimizin Önceki Bölümleri

01. Bogos Tatikyan

İzmir’in unutulan sanatçıları 1 – Boğos Tatikyan

02. Alphons Johann von Cramer

https://www.kentstratejileri.com/2023/07/27/izmirin-unutulan-sanatcilari-2-alphons-johann-von-cramer/

03. Guiletta de Riso

İzmir’in unutulan sanatçıları 3 – Giulietta De Riso

04. Ali Nazmi Bey

İzmir’in unutulan sanatçıları 4 – Ali Nazmî Bey

05. İzak Algazi

İzmir’in unutulan sanatçıları 5 – İzak Algazi

06. Athanase (Thanasis) Apartis

İzmir’in unutulan sanatçıları 6 – Athanase (Thanasis) Apartis…

07. Bedros (Petros) Tıngır

İzmir’in unutulan sanatçıları 7 – Bedros Tıngır

08. Fuad (Fuat) Mensi Dileksiz

İzmir’in unutulan sanatçıları 8 – Fuad (Fuat) Mensi Dileksiz

09. Ovide Curtovich

https://www.kentstratejileri.com/2023/09/14/izmirin-unutulan-sanatcilari-9-ovide-curtovich/

10. Samuel Sinai

İzmir’in unutulan sanatçıları 10 – Samuel Sinai

Komünistten daha komünist…

Ali Rıza Avcan

Yapmak istediğimiz şeyleri, sahip olduğumuz imkânlarla içinde bulunduğumuz koşul, talep ve sorunları dikkate alarak önceden planlamak, geleceğimiz için iyi, doğru ve yerinde bir harekettir. O nedenle de, planlama eylemini her zaman için olumlar, akıllı insanların işlerini önceden planlayacağını söyleriz.

Planlama eyleminin bireysel ölçekte yapılması insanın var olduğu tarihlerden bu yana iyi ya da kötü, alışıldık bir eylem olmakla birlikte; bunun toplumsal ölçekte olanının, tüm ekonomik ve kültürel faaliyetleri kapsayacak şekilde yapılması, demokrasi düşüncesinin gelişip yaygınlaştığı 20. yüzyıla ait bir olgudur.

Yalçın Gökçebağ, Özel Koleksiyon, 60X80 cm., 2003.

20. yüzyılın ilk toplumsal eylemlerinden biri olan Ekim Devrimi‘nin ortaya çıkardığı Sovyetler Birliği‘nin ilk yıllarında, ekonomiyi çöküşten kurtarmak amacıyla Lenin tarafından ortaya konulan Yeni Ekonomi Politikası (NEP) uygulamalarıyla ortaya çıkan sermaye birikiminin, planlı bir ekonomi çerçevesinde geliştirilmesi düşüncesiyle geliştirilen Sovyet tipi merkezi ekonomik planlama anlayışı, merkezden alınan yatırım kararlarıyla mevcut girdilerle hedeflenen çıktılar arasındaki dengeyi yakalamayı amaçlayan bir ekonomik planlama biçimidir. Böylesi bir plan uygulaması ile üretimden tüketime kadar ekonomik ve toplumsal yaşamın her alanı ayrı ayrı düzenlenmiş ve bunun sonucunda oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiştir.

Bu planların Sovyet ekonomisinde yarattığı olumlu gelişmelerden etkilenen Türkiye ise devletçilik politikasının egemen olduğu 1930’lı yılların başında hazırlanan sanayi planlarını, bu politikaların zayıfladığı 1940’lı yıllarda ise ABD‘nin isteğiyle Marshall yardımlarının yapılmasını kolaylaştıran tarım planlarını uygulamaya koymuş, devletçilik yerine karma ekonomi anlayışının egemen olduğu 1960’larda ise kabul edilen yeni anayasa ile bütüncül planlamayı esas alan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) gibi merkezi bir planlama örgütünü oluşturmuştur.

Turgut Özallı yıllar” olarak nitelediğimiz 1984 sonrasında ise DPT tarafından hazırlanan bütüncül planların, komünist planlama anlayışından kaynaklandığı iddia edilerek, bundan böyle kapitalist planlama anlayışının bir sonucu olarak piyasanın kendi kendini düzenleyeceği, piyasanın yeterince işlemediği durumlarda devlet müdahalesi ve planlamanın gerekli olabileceği ifade edilmiş, merkezi ve bütüncül planlama anlayışının komünist bir anlayışın ürünü olduğu iddia edilerek DPT‘nin etkisi azaltılmaya başlanmıştır.

Avrupa Birliği kapılarının açılır gibi olduğu 2006 ve sonrasında ise merkezi ve bütüncül planlama anlayış ve uygulamasından vazgeçilerek, AB‘nin şablonlarına uygun olarak öncelikleri önemseyen ve devamlı değiştirilerek amacından saptırılan stratejik planlar baş tacı edilmiş, merkezi ve bütüncül planlamanın merkezi örgütü DPT 2011 yılında kapatılmış; böylelikle bundan böyle, ülkemiz kötü hazırlanan, etkisiz ve bu nedenle uygulanmayan/uygulanamayan planların çöpte biriktiği bir ülke haline gelmiştir.

Uluslararası tarım ve gıda tekelleriyle bu tekellerin yönlendirdiği devlet organlarının tarım ve gıda sektöründe yarattığı büyük hasarların yokluğa, yoksulluğa ve açlığa neden olduğu günümüz koşullarında ise, sırf piyasaya sürülen gıdaların üretim ve dağıtımını sağlamak amacıyla yeniden planlamanın ipine sarılmaya, bu amaçla tarımsal üretimin planlamasından söz edilmeye ve böylesi bir planlamanın erdemleri hatırlanmaya başlamıştır.

Ama bu kez de gıda sektörü; özellikle de gıda güvenliği, güvencesi ve lojistiğinin sağlanması gibi gerekçelerle gıda üzerinden tarım, özellikle de tarımdaki küçük ve orta ölçekteki çiftçi ve üreticiler esir alınmaya başlamıştır. Hem de endüstriyel tarımı ve gıdayı elinde tutanların yararına, küçük ve orta ölçekli çiftçi ve üreticinin aleyhine… Amaç gıda üzerinden tarımı, büyük tarım ve gıda tekellerinin “sözleşmeli üretim” ve “arazi kiralama” gibi yöntemleriyle esir almak, onların emrine sokmak için her türlü tuzağı hazırlamak, onların yoksullaşıp tarımdan uzaklaşmasını ya da topraksız tarım işçisi olmasını sağlamaktır.

İşte böylesine sinsi bir çalışma sonrasında herkesin 2023 seçim kampanyalarını örgütleyip yürütmeye çalıştığı 18 Nisan 2006 tarihinde kabul edilen 7442 sayılı Kanunun 2. maddesi ile, 5488 sayılı Tarım Kanunu‘nun “Yetki” başlığını taşıyan 7. maddesinde esaslı bir değişiklik yapılarak “tarım sektörü ile ilgili politikaların tespit edilmesi, planlaması ve koordinasyonu ile ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılması, gıda güvencesi ve güvenliğinin temin edilmesi, verimliliğin artırılması, çevrenin korunması ve sürdürülebilirliğin tesis edilmesi” gibi gerekçelerle bakanlıkça belirlenen ürün veya ürün gruplarının üretimine başlanmadan önce bakanlıktan izin alınması, bu izin alınmadığı ya da izne uyulmadığı takdirde uyarı, ağır para cezası ve tarımsal desteklerden 5 yıl men cezası verme gibi yaptırımların yolu açılmıştır. Buna göre “bakanlık, arz ve talep miktarı ile yeterlilik derecesini dikkate alarak hangi ürün veya ürün gruplarının üretileceği ile tarım havzası veya işletme bazında asgari ve azami üretim miktarlarını belirleyecek“; ayrıca, bu yetkinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları bir yönetmelikle düzenleyecektir.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nca düzenlenen “Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkında Yönetmelik” yok olmakta olan tarımı kurtaracak büyük bir kahramanı karşılarcasına, 14 Eylül 2023 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Böylelikle bundan böyle hiçbir küçük ve orta ölçekteki çiftçi, üretici ve küçük aile işletmesi kendi mülkü olan tarla, bağ ve bahçesinde ilçe tarım ve orman müdürlüklerinden izin almadığı, onların uygun gördüğü ürünü ekmediği sürece tarım yapamayacak, aklına gelen, kafasına koyduğu tarımsal ürünleri ekip biçemeyecek, toplayıp satamayacak. Şayet böyle yaparsa önce uyarılacak, ardından da 5 yıl süreyle tarımsal desteklerden yararlanamayacak ya da ağır para cezaları ile cezalandırılıp elindeki malını mülkünü satmaya zorlanacak, yoksullaşıp tarım işçisi olmaya doğru koşar adım ilerleyecek.

Görüştüğüm bazı CHP‘li yetkililer Tarım Kanunu‘nda değiştirilen bu 7. madde ile diğer maddelerin iptali için Anayasa Mahkemesi‘ne başvurulduğunu, mahkemenin bu konuda bugüne kadar herhangi bir karar vermediği bu süreçte, bu yönetmeliğin yayınlandığını söyleseler de; ne basın haberlerinde ne de CHP‘nin kurumsal İnternet sayfasında küçük çiftçi ve üreticiyi rahatlatacak tek bir haber yok.

Ama bu arada asıl ilginç konu, merkezden alınan kararları uygulanan Sovyet tipi merkezi planlama anlayışına, “bu komünistliktir” diyerek reddeden ve onun yerine öncelikleri ve sürekli değişimleri esas alan stratejik planları koyanların şimdi adeta Sovyet tipi merkezi planlama anlayışında olduğu gibi; üstüne üstlük kutsal ilan ettikleri o “mülkiyet” ve “serbest teşebbüs” hakkını ayaklar altına alacak şekilde küçük çiftçi ve üreticiye hangi ürünü, nerede, nasıl ekip biçeceğine dair izinler vermeye, bu izinleri almayanlara ya da izne aykırı davrananlara büyük para cezaları vermeye kalkması da ayrı bir komünistlik değil midir? Hem de “komünist” planlama anlayışının lanetlendiği bir ülkede komünistlere taş çıkartırcasına… Böylelikle komünistlerden daha komünist bir anlayış ve uygulamaya yol açmıyorlar mı?

Ama her şey yine kutsal sermaye adına… Tarım ve gıda sektörünü elinde tutan büyük uluslararası tekeller adına… Onlar ne istiyor, neyi emrediyorsa “her şey mübâhtır” anlayışıyla komünist olmayı bile göze alıyorlar.

Aynen, bir dönemlerin iktidar bekçisi konumundaki Nevzat Tandoğan‘ın, Bu memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse onu da biz getiririz, size ne oluyor?”  demesi gibi…

Evet, uluslararası tarım ve gıda tekelleri, endüstriyel tarım ve gıda sektörlerinin patronları, onların çıkarları için küçük çiftçi ve üreticiyi özendirip ikna etmek yerine devletin zor gücü ile sonuç almaya çalışmak… Kısacası, “komünistten daha komünist olmak” da işte böyle bir şey!

İktidarın Cargill, Monsanto, Novartis, Aventis, Bayer, Syngenta, DuPont, Wal-Mart, Unilever, Nestle ve Tesco gibi uluslararası tarım ve gıda tekellerinin çıkarları doğrultusunda küçük çiftçi ve üreticiyi yok edip yoksul tarım işçisine dönüştürme konusunda gösterdiği bu “komünistten daha komünist” olma çabası karşısında, ne söylenebilir ya da hangi öneride bulunulabilir ki?

Öncelikle CHP‘nin kendi içindeki koltuk kavgalarını bir köşeye koyup Sol Parti‘nin (1) ya da TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası‘nın (2) ya da Mersin Ticaret ve Sanayi Odası‘nın (3), Evrensel Gazetesi yazarı Sedat Başkavak‘ın (4) yaptığı gibi “planlama” gibi olumlu bir kavramın yarattığı yanılsamaya karşı çıkarak Anayasa‘nın 35. ve 48. maddelerine aykırı olan 5488 sayılı Tarım Kanunu‘nun 7. maddesinin iptali için ivedilikle Anayasa Mahkemesi‘ne başvurması, şayet bu başvuruyu yapmış da biz dahil kimselerin haberi olmamışsa, bu sorunun yaratacağı tehlikeleri dikkate alarak bunu kamuoyu ile paylaşıp toplum desteğini oluşturması,

Belediyelerin ise, söz konusu yönetmeliğin 13. maddesinin 8. fıkrası düzenlenirken, kanunun 7. maddesinde yer almayan bir yetkinin kullanılması suretiyle belediyelerle il özel idareleri de izin alma zorunluluğunun kapsamına alındığından yönetmeliğin bu fıkrasının iptali için idari yargıya gitmesi gerekiyor…

Bizden söylemesi, yapması onlardan diyelim…

……………………………………………………………………………………….

(1) https://solparti.org/Haber/tarim_sol (Erişim Tarihi: 24 Eylül 2023)

(2) http://www.zmo.org.tr/resimler/ekler/6330b8b43613b86_ek.pdf (Erişim Tarihi: 24 Eylül 2023)

(3)https://www.mtso.org.tr/tr/haberler/tarim-planlamasi-uretimi-engelleyen-bir-mekanizmaya-donusmemelidir (Erişim Tarihi: 24 Eylül 2023)

(4) https://www.evrensel.net/haber/499207/tarimsal-uretim-yasakla-degil-destek-ve-tesvikle-planlanir (Erişim Tarihi: 24 Eylül 2023)