İzmir’in unutulan sanatçıları 29 – Dimitris Fotiadis

Ali Rıza Avcan

İzmir’in unutulan sanatçıları” isimli yazı serisi içinde beni en çok heyecanlandıran sanatçılardan biri de Dimitris Fotiadis (1898, Seydiköy-23 Ekim 1988, Atina) oldu. Kendisine, serinin 26. sanatçısı olarak hatırlatmaya çalıştığım John Henry Van Lennep‘le ilgili araştırmaları yaparken, İzmir‘in en zengin Rum ailelerinden Fotiadis ailesinin bir bireyi; daha doğrusu, 1898 yılında Seydiköy‘de Iphigenia Amira ile şair Alekos Fotiadis‘in oğlu olarak rastlayıp tanıdım. Bu ismi çevremdeki tarihçi, tiyatrocu, akademisyen, araştırmacı ve konu ile ilgisi olduğunu düşündüğüm kişilere sorduğumda ya “bir yerlerden hatırlıyorum“, ya da “tanımıyorum” cevabını aldım. Üstüne üstlük “Yunan Ulusunun Doğuşu“, “Geçmişten Bugüne Yunanlılar, Din, Dil ve Kimlikleri” gibi kitapların yazarı Herkül Milas‘ın kitaplarında bile bu sanatçı, yazar, çevirmen ve tarihçiden ve kitaplarından söz edilmiyor, “1821 Devrimi” adıyla yazdığı dört ciltlik kitapla Sakarya savaşını anlattığı “Sakarya: Küçük Asya’da Destan ve Felaket” kitabı bile dikkate alınmıyordu. Anladığım kadarıyla İzmir‘deki çoğu kişinin; özellikle de, konu ile ilgisi olanların bu sanatçı, yazar, çevirmen ve tarihçiden haberi yoktu… Oysa yaşadıkları dönemde hem aile olarak, hem de kişisel olarak çok önemli işler yapmışlar, ülkemiz ve Yunanistan tarihi açısından çok önemli olaylara tanık olup katkıda bulunmuşlardı. O nedenle, Seydiköylü Fotiadis ailesi ile; “dedeDimitris Fotiadis, “babaAlekos Fotiadis ve bizim asıl ilgilendiğimiz “torunDimitris Fotiadis (1898-1988) ile ilgili bilgilerin araştırılarak öğrenilmesi, paylaşılması ve unutulmamak üzere hatırlanması gerekiyordu…

İşin ilginç bir yanı da, eski ve yeni Yunanca metinlerin anlaşılmasındaki zorlukları bir yana bıraktığınızda bile, D. Fotiadis ve ailesi hakkında Yunanca kaynaklarda; özellikle de İnternet ortamında  ayrıntılı ve doğru bilgilere ulaşmamızı sağlayacak fazla bir şeyin bulunmamasıydı. Evet, İnternet ortamında kendisi ile ilgili birkaç cılız bilgi kırıntısı vardı; ama asıl kaynak, önce Azeri, sonra da Rus Wikipediası‘nda bulduğum sayfalar dolusu bilgilerdi. Hem de kaynak gösterilmek suretiyle anlatılan ayrıntılı bilgiler. Bu durumu ilk önce ilginç bulmakla birlikte, bunun nedeninin D. Fotiadis‘in Yunanistan Komünist Partisi (KKE) yöneticisi bir Komünist olmasından kaynaklandığını düşünmeye başladım.

İşte o nedenle sözü, Fotiadis ailesinin macerasını “dedeDimitris Fotiadis (?-1914)’den, sonra “babaAlekos Fotiadis (14 Ağustos 1869, İskenderiye-13 Temmuz 1943, Atina)’le başlatıp “torunDimitris Fotiadis (1898, Seydiköy-23 Ekim 1988, Atina)’e getirmek istiyorum.

Dede Dimitris Fotiadis (?-1914, Seydiköy).

Ailenin kökleri, Rus donanmasının da desteklediği 1770 tarihli Mora İsyanı sonrasında Seydiköy‘e sığınan Moralı Fotis Saratsis‘e, zenginliği ise Mısır‘a kadar uzanmaktadır. Bu konuda farklı anlatı ve rivayetler olmakla birlikte Fotiadis ailesinin zenginleşme öyküsü, F. Saratsis‘in kardeşi Anastasius‘un, onun ölümünden sonra da Dimitris Fotiadis‘in, Mısır valisi Said ile hıdiv İsmail Paşa‘nın sarayında teşrifatçı olup edindiği 200.000 altın liralık servetle eşi Katerina Hadzimarkou ve 8 çocuğu ile birlikte İzmir‘e dönmesi ve Baltazzi ailesine ait Büyük Menderes kıyısındaki 80 kilometrekarelik Haydarlı Çiftliği‘ni satın alarak Kordon‘daki muhteşem ev ile daha sonra yaşayacağı Seydiköy‘deki malikâneyi yaptırması ile başlar. Nikos Kararas, Seydiköy‘deki bu malikâneyi, “40 odalı, geniş bahçesinde ayları temsil eden 12, mevsimleri temsil eden 4 büyük heykelin bulunduğu bir saray” olarak tanımlar. “DedeDimitris Fotiadis bunun dışında Seydiköy‘e bir okul yaptırıp kiliseyi restore ettirir ve İzmir‘de bir düzine ev inşa ettirir. Kordon‘daki kiralık ev ise 1910 yılından itibaren kiracısı Avusturyalı J. Kraemer tarafından Grand Hotel Kraemer Palace adıyla işletilmeye başlanır.

Seeydiköy’deki Fotiadis Malikhanesi.
Kordon’daki ev… Daha sonraları Grand Hotel Kraemer Palace olarak kullanılacak…
Alekos (Aleksios) Fotiadis (14 Ağustos 1869, İskenderiye-13 Temmuz 1943, Atina).

BabaAlekos Fotiadis ise, “dedeDimitris Fotiadis‘in 8 çocuğundan 7ncisi olarak Mısır‘ın İskenderiye kentine doğmuştur. Aynı zamanda, “İzmir’in en ünlü dört şair ve yazarı“ndan biri olarak tanınan A. Fotiadis, İzmir‘deki Orfeas kültür ve spor kulübünü kuran, 1890 yılında kurulan Panionios spor kulübünün 1898-1909 tarihleri arasındaki başkanlık görevi ile G. N. Mihail‘in 1920 tarihli Yunanistan Rehberi‘ne göre Yunan-Fransız Derneği‘nin başkanlığını yapan, İzmir‘e ilk motosikleti ve röntgen cihazını getiren, Halkapınar suyundan ürettiği elektriği evine bağlatan, evi ile yazı yazdığı inziva köşeleri arasında telefon hattı çektiren, İzmir-Aydın demiryolu hattını yapan İngiliz şirketine ortak olup Seydiköy‘deki evinin önüne kadar demiryolu hattı döşeten, Panionion sporcularını alıp 1906 olimpiyatlarına götürerek kendisi de atıcılık dalında yarışan, İzmir‘deki Panionion yarışlarının baş denetçiliğini yapan, 17-21 Mayıs 1915 tarihli XVII. Panionion Oyunları‘nda Apollon takımı adına yarışıp 1 metre 62,5 cm yükseklikten atlayıp birinci olan, İzmir’deki izcilik faaliyetlerini destekleyen, affedilip düze inmesi ile birlikte çiftliğini ziyaret eden Çakıcı Efe ile sohbeti sonrasında yaptıkları atış yarışmasında kaybeden olmayı göze alıp silahlarını birbirlerine armağan eden ilginç bir kişilikti.

BabaAlekos Fotiadis aynı zamanda iyi bir şairdir ve 30 Eylül akşamı serdümen Rauf Efendi’nin yönetimindeki son İzmir-Karşıyaka seferini yapan Şirket-i Hamidiye’ye ait körfez vapuru “İstanbul“, Selanik’ten gelen Şirket-i Hayriye-i Hamidiye’nin “Kassandra” gemisiyle liman içerisinde çarpışır ve “İstanbul” batar. Kazada çoğu Rum ve Karşıyakalı 200’e yakın insan boğulur. İzmir’de genel yas ilan edilir. Kazanın etkileri uzun süre devam eder. Büyük mağazalar ve dükkanlar kapanır, tiyatro ve sinema gösterilerine ara verilerek kiliselerde ve Musevi yetimhanesinde ölenlerin ruhuna ayinler düzenlenir. Rumların başlattığı olaylar ve şirkete yönelik tepkilerle körfez seferlerinin durdurulur. Rumlar ayaklanıp şirketin iskelesini yakarlar. Boğulanlar arasında önemli kişiler de vardır. Alekos Fotiadis‘in bu olayın üzüntüsüyle yazdığı “Lanet” isimli şiir, hem Amalthea gazetesinin 23 Eylül (6 Ekim) 1908 tarihli nüshasının ana sayfasında, hem de Nikos Kararas‘ın “To Kordelio, To Kamari tis Smirnisİstoria“, Laografia (Karşıyaka, İzmir’in Gururu, Tarih-Folklor) kitabında yayınlanır. (1)

LANET (KASSANDRA)

Sana vuran demire lanet olsun
Seni çalıştıran alevleri, şeytan alıp götürdü
Böyle bir gemi, yüce İsa, asla limana girmemeli.
Ve o kadar çok ruhu sanki Hades’e (*) atmıştı.
Kanlı bir tahta, yavaş yavaş karanlıkta yok oldu

Karanlıkta elinde tırpan tutan bir büyücü gibi
Bekleyerek geldi ve eğlenceli limanı kurdu
Ve sessiz bir darbeyle kara bir mezar açtı
Mavi dalgamızda
Aziz Nicholas, bırak sadece çürüsün
Ve körfez dalgaları izin vermedi

Gemi, bizim lanetimiz sadece senin
Bırak serin hava okşamasın yanını
Ve çölünde duymak için ölülerin çığlıklarını
Geceleri sütünün içinde
Dar, sonsuz dalgalarla dolu bir denizde
Ve tabutlarınızın ağırlığıyla geminiz batacak
. (2)

(*) Hades: Eski Yunan mitolojisinde yer altı tanrısı.

1888 tarihli İzmir Ticaret Rehberi kayıtlarına göre İzmir‘de ticari faaliyette bulunan Fotiadis ailesi mensuplarından P. Fotiadis ile Keresteciler Caddesi‘ndeki sabun üreticisi Fotiadis & Co. şirketinin, 1920 tarihli Yunanistan Rehberi‘nde de Belavista ve Kordon Geçidi‘nde faaliyette bulunan Fotiadis‘lere ek olarak Mahmudiye Caddesi‘ndeki Coya Hanı‘ndaki avukat P. Fotiadis ile Spondi Pasajı No.15 adresindeki sinema filmi temsilcisi Aleksandros Fotiadis‘in adları geçmektedir.(3, 4)

Kızkardeşi Penolope ise, Yunanistan Başbakanı A. Koumoundouros (1815-1883)’un oğlu olup Ön Asya’nın işgali sırasında Yunan ordusunda bulunan General S. Koumoundouros (1858-1924) ile evliydi.

Dimitris Fotiadis (1898, Seydiköy-1988, Atina).

D. Fotiadis İzmir‘deki Rum-Alman Yannikis Lisesi‘nde okudu. Okulda Türkçe zorunlu ders olmakla birlikte Dimitris Türkçe eğitim almadıklarını yazmaktadır. Fotiadis okulda “ortalama” ve “son derece dindar” bir öğrenci olarak tanınmakla birlikte; 13 yaşında babasının kütüphanesini keşfettikten sonra değişmeye başladı. Babası müzik eğitimi alması için Panionios Spor Kulübü‘nün marşını yazan D. Milanakis (1876-1972)’i görevlendirmekle birlikte bir süre sonra hocasının müzik yeteneğinin olmadığını söylemesi üzerine derslerine son verilmişti.

Dimitris‘in en yakın çocukluk arkadaşı Y. Seferis ve onun daha sonra Yunanistan Cumhurbaşkanı K. Tsatsos‘un eşi olan kız kardeşi Ioanna idi. Dimitris, 1911 yılı yaz tatilini Seferis‘in Urla İskeledeki evinde geçirmiş, Moschonisia (Cunda, Alibey) adası yakınlarında birlikte bindikleri teknenin fırtınada batması nedeniyle unutulmayacak bir anıya sahip olmuşlardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılında hem “dede Fotiadis‘i kaybeden hem de çetelerin tacizlerinden yılan Alekos Fotiadis, ailesini Atina‘ya götürerek sırasıyla Atina, Kalamata, Messini ve tekrar Atina‘da yaşamaya çalışır. Oğul Dimitris ise henüz 18 yaşındayken Venizelos taraftarlarının örgütlediği Teselya‘ya giden trenlerin kontrolü işinde çalışmaya başlar. Ancak baba A. Fotiadis, kralcı monarşistlerle Venizelos taraftarları arasındaki çatışmaların artması üzerine ailesi ile birlikte Girit‘in Hanya kentine giderek arkadaşı Giritli tümgeneral E. Manousoyannakis‘in evine yerleşir ve Giritli siyasetçi E. Kouloumvakis‘le birlikte Therisos gazetesini çıkarmaya başlar.

Fotiadis ailesi, 1917 Nisanı’nda kral Konstantin‘in tahttan indirilmesi üzerine Atina‘ya dönerek bir işçi mahallesinde yaşamaya başlar. Dimitris ise bir postanede sansür elemanı olarak çalışmaya başlar. Bu arada 20 yaşını girdiği için 25 Mart 1918’de orduya katılarak Atina 1. Alayı‘nda eğitim görmeye başlar ve Fransız generallerine tercümanlık yaparak ordunun o yıllardaki içler acısı haline tanık olur.

15 Mayıs 1919 sonrasında Dimitris Fotiadis‘in İzmir‘e gelişi Yunan Kızılhaçı‘na ait Amphitriti gemisiyle olur ve gelir gelmez Agios Haralampos hastanesinde çalışmaya başlar. Bu arada ailenin Seydiköy‘deki arazisi ise “babaAlekos Fotiadis‘in isteğiyle korgeneral K. Nider (1865-1942) komutasındaki I. Kolordu’nun karargahı olarak kullanılmaktaydı. Babanın bu jesti nedeniyle, Dimitris‘in kız kardeşi Ekaterina Fotiadis (1899-1986), savaşın son aşamasında evleneceği XII. Tümenin komutanı albay P. Kallidopoulos (1878-1950) ile tanışmış oldu.

D. Fotiadis savaşta fiziki olarak herhangi bir çatışmaya katılmamakla birlikte savaşı yakından izlemiş ve yaptığı değerlendirmeleri daha sonraki yıllarda yazdığı “Sakarya: Küçük Asya’da Destan ve Felaket” isimli kitapta dile getirmiş, bu arada genç İzmirli şair Tsitseklis ile arkadaş olup kız kardeşi Paty‘ye ilgi göstermiş, Efes‘te kazılar yapan Yunan arkeolog G. Sotiriou (1880-1965)’yu ziyaret etmişti.

İşgalin son günlerinde hepatite yakalanıp geçici bir hastaneye nakledilen D. Fotiadis, Yunan parlamentosunun Ön Asya yenilgisinin ortaya çıkmaya başladığı günlerde Anadolu‘dan gelecek göçmenleri engellemek amacıyla insanların ve grupların Yunanistan limanlarına taşınmasını yasaklayan bir yasayı kabul etmesi üzerine, kız kardeşini ve Effie adındaki evlilik dışı kızını gemiye bindirerek, annesi ve kendisi için İzmir‘e Türk ordusunun girdiği günlerde Fransız pasaportu alarak ve “Kemal’le savaşı bitirerek” Karşıyaka’dan kalkan küçük bir tekneyle İzmir‘i terk etti.

Sırasıyla Midilli, Atina ve Selanik‘e giden Dimitris ve ailesi tekrar Atina‘ya dönerek “babaA. Fotiadis‘in kız kardeşi Penelope ile evli olan S. Koumoundouros‘un Pire, Kastella‘daki evine yerleşirler.

D. Fotiadis, bir ajansın yazışmalarını yürüttüğü bu dönemde Katina Lascari ile evlenip bir kız çocuğuna (Efi Photiadou) sahip olmakla birlikte, yaşadığı bu altı yılın hayatının en kötü yılları olduğunu söyler. Çünkü işinden memnun değildir ve oturdukları evin sahibi S. Koumoundouros‘un ölümü üzerine evin varisi şair ve politikacı A. Empirikos aileyi evden çıkarıp evde kaldıkları süre için kira istemiştir. Aile bunun üzerine Atina‘ya taşınır ve uzun bir süredir bozuk olan mali durumları, “babaA. Dimitris‘in Fransız vatandaşı olması nedeniyle İzmir‘deki malları karşılığında aldığı yetersiz düzeydeki tazminatla bir ölçüde düzelir. D. Fotiadis, alınan tazminatla evde düzenlediği edebiyat partilerinde şair A. Tarsouli, folklorcu yazar A. Hadzimihali, tiyatro yazarı ve eleştirmen N. Laskaris, siyasetçi ve yazar G. A. Novas, tiyatro yazarı D. Bogris, şair ve tiyatro yazarı A. Simiriotis ile tanışma imkanına sahip olur.

Bu arada yazdığı “Çılgın Vitrova” isimli tiyatro oyunu, Parnassos Filoloji Derneği‘nin düzenlediği yarışmada birinci olur ve ertesi yıl kitap olarak yayınlanır. 1934’de de Atina Halk Tiyatrosu‘nun kurucusu V. Rotas tarafından sahnelenir. D. Fotiadis, “Çılgın Vitrova” ile eş zamanlı olarak Atelier Sanatçılar Kulübü‘nün düzenlediği yarışmada tek perdelik oyunu “Büyülü Keman” ile ödül alır. 1935 yılında da Ulusal Tiyatro‘ya “Theodora” isimli oyununu gönderir ve yönetmen Y. Griparis‘in daveti üzerine G. Ksenopoulos, P. Nirvanas ve S. Melas‘dan oluşan jürinin karşısına çıkar. Çünkü jüri üyeleri bu oyunda kutsal gördükleri Bizans imparatorları ile alay edildiğine inanıyorlardı. Bu arada 1935 tarihli darbe girişimi sonrasında Venizelos taraftarı Y. Griparis görevden alınınca yerine getirilen A. Vlachos, D. Fotiadis‘e “Üzgünüm ama artık monarşi yeniden kurulduğuna göre krallarla dalga geçen bir oyunu sahneleyemem” diyerek oyunun oynanmayacağını bildirir ve işte bu nedenle oyun ancak 1945’de sahnelenebilir. Bu dönemde yazdığı tiyatro oyunları ise genellikle Marika Kotopoulis ve United Artists toplulukları tarafından sahnelenir.

D. Fotiadis, 4 Ağustos 1936 tarihinde gerçekleştirilen darbe ile başlayıp 1941’e kadar devam eden faşist Metaksas döneminde babası ile birlikte Atina‘nın güneyindeki Elliniko‘ya yerleşerek S. Karandinos ve P. Katselis ile birlikte Tiyatro Dostları Birliği‘ni kurar ve derneğin genel sekreterliğini üstlenir. Diğer kurucular arasında ünlü yazarlar İ. Venezis, A. Terzakis, tiyatro yönetmeni K. Kuhn, sanatçı S. Papaloukas bulunmaktadır. Derneğin dergi çıkarma sorunu “babaA. Fotiadis‘in cömertliği sayesinde çözümlenir ve haftalık Neohellinike Grammata dergisi 100 bin drahmi karşılığında satın alınarak yayın hayatına başlar. İlk sayısı 5 Aralık 1936’da yayınlanan dergi 1941 yılına kadar devam eden beş yıllık sürede 228 sayı ile yayın hayatını sürdürür. Fotiadis‘in dost olduğu onlarca tanınmış yazar ve sanatçının yazıları bu dergide yayınlanır. Dergide Y. Skaribas, N. Kavvadias, T. Kastanakis, G. Theotokas, L. Iakovidou, F. Kondoğlu, T. Anthias, S. Mirivilis, G. Kodziulas, D. Glinos, Octavius ve Melpo Merlier, K. Politis, D. Sotiriou, L. Naku ve Y. Kordatos gibi birçok sanatçının yazı ve şiiri yayınlanmıştır. Metaksas rejiminin ikinci yılında yetkililer tüm yayıncılardan rejime bağlı olduklarını gösteren bir methiye yazmalarını isteyince de Dimitris Fotiadis, faşist diktatörlükle alay etmek amacıyla “Kafarevus” denilen Eski Yunanca ile gösterişli ve anlaşılmaz bir methiye yayınlar. D. Fotiadis 1939 yılında, Platon‘un “Sempozyum” isimli yapıtını kendi çevirisiyle yayınlaması nedeniyle Sorbonne Üniversitesi Yunan Çalışmaları Topluluğu‘nun gümüş madalyası ile onurlandırılır.  

D. Fotiadis ve ailesi, Yunanistan’ın Nazi ordusu tarafından işgal edileceği anlaşıldığında askeri gemilerin eşliğindeki cephane yüklü Varşova isimli bir kargo gemisiyle önce Port Said‘e gidip trenle aile zenginliğinin kaynağı olan İskenderiye‘ye ulaşır. Bir muhabir olarak gazetelerde ve radyoda Yunan halkına yönelik yayınlar yapmaya başlayan Dimitris ardından Kahire‘ye taşınır ve ilerici yayınlar yapan Kirikas (Haberci) gazetesinde yazılar yazmaya başlar, açlık çeken Yunan halkına yardımcı olacak bir komite kurulmasına çalışır; ancak, bu çalışmaları İngilizler tarafından sabote edilir. Bu dönemde 1912, Kahire doğumlu Katina Laskaris ile evlenir ve bu evlilikten Georgiou ve Florence isimli iki çocuğu olur.

Dimitris Fotiadis, sürgündeki Yunan hükümetinin başbakanı E. Tsouderos‘tan “ulusal propaganda yapmak üzereLondra‘ya davet edilir. Neredeyse 3 aya yaklaşan uzun ve zorlu bir yolculuk neticesinde İngiltere’ye varan Dimitris, BBC‘nin Yunanistan bölümünde radyo istasyonu müdürü ve Ulusal Birlik Komitesi üyesi olarak yayınlar yaparak açlık çeken Yunan halkına moral vermeye, İngiltere’nin Yunan halkı üzerinde egemenlik kurma çabalarına ve monarşiye karşı çıkan günlük yayınlar yapmaya çalışır. Bu yayınlardan biri de 1945’den 1948’e kadar yayınlanan Elefthera Grammata (Özgür Mektuplar) dergisidir. Bu yayınların İngilizleri rahatsız etmesi üzerine ailesi ile birlikte Kahire‘ye gider ve bu sırada savaşın bitmesi ile birlikte eski başbakan E. Tsouderos ve İngiliz kamplarından kurtarılan Yunan askerleriyle birlikte Atina‘ya döner.

İngiltere’nin Yunanistan’ı kendi hegemonyası altına alma çabalarının bir sonucu olarak kralcıların darbeyle yönetimi ele geçirmeye çalışması şiddetli çatışmalara yol açar. Bu büyük ve zorlu mücadeleyi kaldıramayacaklarını anlayan İngilizler ise, bu hegemonya kurma işini Truman doktriniyle şekillenen yardımlar çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri’ne devrederek aradan sıyrılırlar. Bunun üzerine ABD önderliğindeki antikomünist mücadelenin geliştiği bir ortamda ortaya çıkan Yunan İç Savaşı‘nda (1946-1949) Komünist Parti yasadışı ilan edilir ve tüm devrimci, demokrat, sosyalist, komünist liderler, sanatçılar, bilim adamları tutuklanmaya başlar. D. Fotiadis ise tutuklanan diğer Yunanistan Komünist Parti yöneticileriyle birlikte kendini önce hapishanede, sonra da bir sürgün olarak sırasıyla Sisam adasının batısındaki İkarya adasının Kampos köyü ile Makronissos ve Ai-Stratis adalarındaki kamplarda bulur. Dimitris bu kamplarda Yunanistan’ın bilim, kültür, siyaset ve sanat dünyasının önemli isimlerinden şair Y. Ritsos, tiyatro ve sinema oyuncusu M. Katrakis, felsefe ve psikoloji alanında çalışmalar yapan M. Lundemis, G. Yoldasis, müzisyen M. Theodorakis, gazeteci, yazar ve şair N. Papaperiklis, Nazım Hikmet için “Hasta Şaire” isimli şiiri yazan şair L. Menelaos, T. Livaditis, T. Karolos, sinema oyuncusu K. Balamidas, M. Troyanos, oyuncu G. Giolasis, D. Giannopoulos, Papaioannou ve Yunan direniş hareketinin önemli kahramanlarından Stefanos Sarafis ile bir araya gelip daha sonra yapacağı çalışmaların düşünsel zenginliğini oluşturur.

Sürgündeki arkadaşları. Ortadaki sıra, soldan sağa: Manos Katrakis, Yiannis Imbriotis, Karousos, Menelaos Ludemis, Dimitris Fotiadis, Papaperiklis, Baladimas.
Sürgündeki arkadaşları. Soldan sağa: Manos Katrakis, Yiannis Ritsos, Dimitris Fotiadis, Menelaos Ludemis.
Dimitris Fotiadis ve sürgündeyken ziyarete gelen eşi Katina Fotiadou Ai-Stratis sahilinde.
Sürgündeki kulübesinin önündeki Dimitris Fotiadis (1898-1988).

D. Fotiadis, daha sonra yayınladığı anılarında şunları yazar:

Yannis Ritsos’un kaleminden Dimitris Fotiadis.

D. Fotiadis, 1946-1949 yılları arasında devam eden Yunan İç Savaşı‘nın bitmesinden sonra Kasım 1951’de Atina‘ya döner ve yasadışı ilan edilip yer altına çekilen Yunanistan Komünist Partisi‘nin yerine kurulan Birleşik Demokratik Sol Parti (EDA)‘ya katılır ve parti liderlerinden biri olur. Diğer yandan da “1821 Yunan Devrimi” isimli dört ciltlik kitabını yazmaya başlar.

1974’de diktatörlüğün yıkılması ile birlikte 1974-1977 döneminde Yunan Edebiyatçılar Derneği‘nin başkanı olur. Ayrıca Panhelenik Kültür Hareketi‘nin liderlerinden biri haline gelir, 1982’de “Anılar” adlı eseriyle Devlet Edebiyat Biyografi Ödülü‘nü kazanır ve yaşamının sonuna kadar Yunan Oyun Yazarları Derneği, Tarihçiler Derneği, Panhelenik Kültür Hareketi ve diğer birçok derneği üyesi olarak aktif toplumsal çalışmalarını sürdüren Dimitris Fotiadis 1988 yılında 90 yaşındayken Atina‘da vefat eder.

Dimitris Fotiadis‘in yazdığı kitaplarla Eski Yunancadan çevirdiği tiyatro oyunları sırasıyla;

📌 “Çılgın Vitrova” (1931), oyun.

📌 “Büyülü Keman” (1932), oyun.

📌 “Fatihler “(1936), oyun.

📌 “Ters Dünya” (1937), oyun. Marikas Kotopoulis Topluluğu tarafından sahnelendi.

📌 Aristofanes‘den “Süvari” (İppis) (1938), çeviri.

📌 Platon‘dan, “Sempozyum” (1939), çeviri.

📌 Demosthenes‘den “Philip III” (1940), çeviri.

📌 “Theodora” (1945), oyun. Birleşik Sanatçılar Topluluğu tarafından sahnelendi.

📌 “Makrigiannis” (1946). oyun. Birleşik Sanatçılar Topluluğu tarafından sahnelendi.

📌 George Bernard Show “On the Rocks, (çeviri). 1947’de George Pappa yönetimindeki Eimilio Veakis Topluluğu tarafından sergilendi.

📌 “Köle Sahili“, Edebiyat Yayınları Derneği (1952).

📌 “Messolongi, Büyük Kuşatma Destanı” (1953), tarih.

📌”Karaiskakis” (1956), tarih. İlk kez 1957’de Atina’da Gerasimos Stavrou ile birlikte Manos Katrakis‘in Yunan Halk Tiyatrosu tarafından sahnelendi.

Eserin son sözü: “21 Devrimi’nin tek kahramanı halktır. Halk onu kanıyla sulayıp kurbanlarıyla besledi. Dağ ve vadilerdeki isimsiz gençler olmasaydı özgürlüğü göremezdik. Alçakgönüllü bu unutulmuş gençler bize özgürlüğü verdiler. O halde onları ihtişamlı altın taçlarla onurlandırmamıza, isimleri bilinmeyen bu erkek, kadın ve çocuk kahramanların anısına onların en parlak heykellerini dikmemize izin verin!

📌 “Yaşam ve Sanat” (1958).

📌 “Kanaris” (1960), tarih.

📌”Kolokotronis’in Davası” (1962), tarih.

📌 “Othon” (Monarşi) 1963, tarih.

📌”Otto” (Tahliye) 1964, tarih.

📌 Platon‘dan “Phaedrus” (1966), çeviri.

📌 “Ethnegersia” (oratoryo), 1971.

📌 “1821 Devrimi” (4 Cilt) 1971-1972, tarih.

📌”Sakarya: Küçük Asya’da Destan ve Felaket” (1974), tarih.

📌 “3 Eylül 1843” (1975), tarih.

📌 “Errata” (1976).

📌”Anılar” (3 Cilt) 1986, biyografi.

📌”Cevap: Atina” (1988),

📌 “Beyaz Şeytan”.

📌 “Sparta’da Bir Atinalı”.

📌 “Fatihler”.

📌 “Aynı Işık Altında”.

📌 “Politikacı”.

📌 “Roman Voilas”.

📌 “Tzilipouti”.

Dimitris Fotiadis‘e ait 62 kutudan oluşan arşiv halen Helen Edebiyat ve Tarih Arşivi (ELİA)‘nde muhafaza edilmektedir.

Dimitris Fotiadis’in yazdığı bazı kitapların kapakları…

Son söz olarak dileğim, son yıllarda bu kentin tarihini yazıyorum iddiasıyla ortaya çıkan milliyetçi; hatta şovenist bir kısım Yunan yazarlar yerine Ön Asya Felaketi‘nin gerçeklerine tanık olup “Kemal’le işimi bitirdim” diyerek ülkesinin İngiltere ve ABD‘nin hegemonyasından kurtulup bağımsız kalması için mücadele eden bir Komünist sanatçının doğduğu topraklarda bu kadar bilinmemesi gerçeği karşısında; hem uzun yıllardır dilime dolanan ve onun “Seydiköy” ile ilgili kitabını okurken Fotiadis ailesi ile Dimitris Fotiadis‘den haberdar olduğum Nikos Kararas‘ın benim bildiğim “Seydiköy“, “Buca“, “Kemalpaşa“, “Bornova” ve “Karşıyaka” ile ilgili kitaplarının, hem de yeni keşfettiğim bu Komünist yazar, oyun yazarı ve tarihçi Dimitris Fotiadis‘in kitaplarıyla oyunlarının Türkçe’ye kazandırılması, yazdığı ya da çevirdiği tiyatro oyunlarının İzmir sahnelerinde oynanmasıdır. Fazlasıyla gecikmiş bu görevin İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM)‘ne ait bir görev olduğunu düşünüyor ve düşlerimin bir an önce gerçekleşmesi diliyorum…

…………………………………………………………………………………………..

(1) Kararas, N., “To Kordelio, To Kamari tis SmirnisİstoriaLaografia (Karşıyaka, İzmir’in Gururu, Tarih-Folklor), Atina, 1971, sh. 330. Beni bu bilgi ile tanıştırıp Alekos Fotiadis‘in şiirini ileten sevgili dostum Aybala Yentürk‘e teşekkürlerimle…

(2) Aybala Yentürk‘ün araştırmaları sırasında bulunan Alekos Fotiadis‘e ait bu şiirin Türkçe’ye çevrilmesi konusunda yardımcı olan sevgili dostum gazeteci Süleyman Gençel‘e teşekkürlerimle…

(3) https//www.levantineheritage.com/pdf/888_Smyrna_Commercial_Guide_(Greek).pdf (Erişim Tarihi: 29.01.2024)

(4) Mihail, G. N., Yunanistan Rehberi, İzmir 1920, Yunanistan Rehberinden İşgal Altındaki Bir Kentin Öyküsü, Çeviren: Dr. Engin Berber, Akademi Kitabevi, İzmir 1998, s. 22, 32, 61, 69.

(5) Tatiana Gritsis-Milliex, https://www.katiousa.gr/skitsa/15-schedia-tou-gianni-ritsou-apo-tin-eksoria/

Yararlanılan Kaynaklar

Baltas, A., 1890-1922 Arası İzmir’de Faaliyet Gösteren Rum Spor Kulüpleri, Yakın Kitabevi & Yayınları, 2014, İzmir, s.68, 109, 112, 133, 161, 178.

Çokbankir, E., Çokbankir, E., Geçmişten Günümüze Seydiköy Gaziemir, Gaziemir Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayını, Mart 2013, İzmir, sh. 39-42.

Çokbankir, E., Seydiköylü Hollandalılar, Gaziemir Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayını, Mart 2013, İzmir, sh. 18.

Mihail, G. N., Yunanistan Rehberi, İzmir 1920, Yunanistan Rehberinden İşgal Altındaki Bir Kentin Öyküsü, Çeviren: Dr. Engin Berber, Akademi Kitabevi, İzmir 1998, s. 22, 32, 61, 69.

https://www.booksite.gr/dimitris-fotiadis.html

https://www.ianos.gr/persons/view/detail/persons/fotiadis-dimitris-0026077/

https://www.skroutz.cy/a/23447/dimitris-fotiadis.html

https://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%A4%D0%BE%D1%82%D0%B8%D0%B0%D0%B4%D0%B8%D1%81,_%D0%94%D0%B8%D0%BC%D0%B8%D1%82%D1%80%D0%B8%D1%81

https://docplayer.gr/219039385_Fotiadis-dimitris-arheio-62-arkheiaka-koytia-2-arheiaka-koytia-fotografika-tekuiria-html

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve denetim…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan ya da mevcut şirketleri eliyle kurduğu 26 şirketin adını, bu şirketlerdeki sermaye pay ile miktarını, bu şirketlerin düzenli olarak zarar etmesine yol açan ve liyakatten uzak yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle bunların zaman içindeki değişimini esas alan 30 Temmuz 2023, 22 ve 23 Ocak 2024 tarihli yazılarım büyük bir ilgi görerek bu konuları merak eden birkaç arkadaş, dost ve yakınımla birlikte geniş bir kamuoyu çevresinin bilgilenmesini sağladı. Bu yazılar sonrasında birçok kutlama, soru sorma ya da bilgi verip katkıda bulunma talebi ile mesaj alıp telefon görüşmesi yaptım. O nedenle, beni yüreklendirip cesaret veren, araştırıp ortaya koyduğumuz bilgileri paylaşıp zenginleştirmeye yönelik destek ve katkılarınız için teşekkür etmek isterim.

Eski bir kamu denetçisi olmam nedeniyle sözünü ettiğim yazılarda eksik bıraktığım İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin kim tarafından ne şekilde denetlendiğine dair bilgilerle buna dair düşüncelerimi de bugünkü yazımda dile getirmek istiyorum. Çünkü bu şirketlerle ilgili denetim işlemlerinin, her yıl ortaya çıkan büyük zararlar ve bu zararlara yol açan yöneticiler hakkında herhangi bir işlem yapılmaması nedeniyle, seçimlerde oy kullanan biz seçmenlerin çıkarlarını gözeten “kamusal denetim” ilkeleri doğrultusunda tarafsız, doğru, etkin ve hukuka uygun bir şekilde yapılmadığını düşünüyor ve bu konunun, aynı şirketlerin iyi yönetilmesi kadar önemli bir konu olduğuna inanıyorum.

Vahşi kapitalist sistemin geliştirdiği neoliberal politika ve stratejilerle tanıştığımız “Turgut Özallı yıllarda” pıtrak gibi üreyip çoğalan belediye şirketleri, aslında temel belediye hizmetlerinin özelleştirilmesi, başka bir ifadeyle belediyelerin şirketleşmesi anlamına geliyordu. Böylelikle yol yapma, su getirme, toplu ulaşımı sağlama gibi temel ve zorunlu hizmetler belediye mevzuat ve denetimi dışına çıkarılarak ticari bir hüviyet kazanıyor, bu hizmetlerle ilgili kamusal vesayet ve mali denetim İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık İskan Bakanlığı ya da en yüksek hesap mahkemesi olarak kabul edilen Sayıştay Başkanlığı gibi kamu kurumlarının elinden alınarak serbest bırakılıyor; hatta bu hizmetlerin denetimsiz bir şekilde özel sermaye ile birlikte ya da daha ileri bir aşamada doğrudan doğruya özel sermaye eliyle yapılmasını öngörülüyordu. Hatırlanacağı üzere bu girişimin ilk örneklerini, Çeşmeliler Cumhuriyet’in ilk yıllarında yabancı şirketlerin içme suyu, elektrik, tramvay işletme imtiyazlarına son verilmiş olmasına karşın 1980’li yıllarda yeniden yaşadılar ve içme suyu hizmetlerinin, Fransız sermayesini temsil eden ve aynen Osmanlı Dönemi’nde olduğu gibi başında bir Fransız genel müdürün bulunduğu Alçesu şirketi ile yerine getirildiğine, içme suyu üretip dağıtma gibi basit bir iş alanında Cumhuriyet kazanımlarının teker teker geri verildiğine tanık oldular.

İşte tam da bu nedenle, ilk yıllarda Bakanlar Kurulu’ndan ya da Cumhurbaşkanlığı’ndan alınan onaylarla belediye şirketi kurma işi, şimdilerde hiçbir kamu kurumundan izin alınmaksızın rahatlıkla gerçekleştirilebiliyor, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin son kurduğu İzgüneş Anonim Şirketi‘nde olduğu gibi, istenilen kişilerle, hatta belediye payının % 50’den az tutulması suretiyle hiçbir onaya başvurulmaksızın gizli saklı şirketler kurulabiliyor. Söz konusu iş şirket kurma ve şirketleri yönetme olunca, elindeki vesayet denetimini sonuna kullanmakta hiçbir beis görmeyen iktidar hem kendi AKP’li, hem de CHP’li belediyeler için elindeki ipi gevşetiyor, hangi siyasi partiye olursa olsun tüm belediyelere şirketler konusunda adeta açık çek veriyor. Çünkü şirket olgusu, kapitalist sistemin kutsallık atfettiği dokunulmaz, ellenmez, karışılamaz bir tabu konumunda… Her şey şirketleşerek, şirketler eliyle, şirketler sayesinde olmalı deniyor…

Ancak ne zaman ki, belediye hizmetleri belediye şirketleri eliyle özelleştirilmeye başlandı, işte o zaman denetlenmeyen ya da “öylesine” denetlenip rahat bırakılan şirketlerle karşılaştık. Çünkü bize bu şirketlerin belediye mevzuatına değil, Ticaret Kanunu hükümlerine göre denetleneceği söyleniyor ve bu da çoğu kez Ticaret Bakanlığı’ndan bekleniyordu.

Ne zaman ki, 21 Şubat 1967 tarih, 832 sayılı eski Sayıştay Kanunu‘nu değiştiren 3 Aralık 2010 tarih, 6085 sayılı yeni Sayıştay Kanunu çıktı ve bu kanunun 4. maddesinin (a) ve (b) fıkraları, 12 Temmuz 2013, 6495 sayılı sayılı kanunun 73. maddesi ile değiştirildi; işte o zaman, tüfek bir kez daha icat edilip mertlik bir kez daha bozuldu.

Çünkü yapılan ufak bir değişiklikle o güne kadar Sayıştay denetimine tabi olan sermayesinin % 51’i belediyelere ait olmayan şirketler Sayıştay‘ın denetim alanından çıkarıldı. Böylelikle belediyelerin doğrudan ya da şirketleri eliyle kurdukları şirketlerdeki hisseleri % 51’den az olduğu takdirde o şirketler Sayıştay denetiminden kurtulmuş oluyorlardı.

CHP milletvekilleri Engin Altay ve Muharrem İnce ile 126 milletvekilinin imzasıyla Anayasa Mahkemesi‘nde açılan dava sonucunda, mahkemenin 4 Aralık 2014 tarihinde aldığı ders niteliğindeki E.2013/114, K.2014/184 sayılı karar ile, 4. maddenin (a) ve (b) fıkralarında bulunan “50’den fazla olan…” ibaresi ile (b) bendinde yer alan “…Kamu payı %50’den az olmamak kaydıyla…” ifadeleri iptal edilerek tüm belediye şirketlerinin herhangi bir sermaye kısıtlaması olmaksızın yeniden Sayıştay denetimine tabi olması sağlanmıştır.

Ancak, şirketleri kutsalı sayan sermaye ve onun iktidarının işi bu noktada bırakması beklenemezdi. Sayıştay denetimleri her ne kadar fazla bir tehlike yaratmasa da, şirketlerin doğrudan doğruya sadece kamu otoritesi tarafından denetlenmesi kabul edilebilir bir şey değildi. O nedenle kolları sıvayarak 14 Ocak 2016 tarih, 6661 sayılı kanunun 19. maddesi ile 6085 sayılı Sayıştay Kanunu‘nun 4. maddesine yeni bir fıkra eklediler. Eklenen fıkra hükmü aynen şu şekildeydi:

(a) ve (b) bentleri kapsamına giren şirketlerden doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan; şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetimi, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştay’a gönderilecek olan bağımsız denetim raporları esas alınarak yapılır. Sayıştay’a münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.

Ancak bu düzenlemenin 4 Aralık 2014 tarihli ilk Anayasa Mahkemesi kararını karşılamadığı gerekçesiyle CHP milletvekilleri Levent Gök, Engin Altay, Özgür Özel ve 118 milletvekili tarafından yapılan iptal başvurusunu görüşen Anayasa Mahkemesi, 28 Aralık 2016 tarih, E.2016/21, K.2016/199 sayılı ikinci kararında özetle; kanun koyucunun, Anayasa’nın 160. maddesinde belirtilenler dışında kalan anılan nitelikteki ve sermayesinde belli bir miktarda kamu payı bulunan şirketleri, bunların iştiraklerini ve bağlı ortaklıklarını Sayıştay denetimine tabi kılıp kılmama, ayrıca Sayıştay denetimine tabi kıldığı takdirde denetim yetkisinin kapsamını, yöntemini ve usulünü belirleme konusunda takdir yetkisi bulunduğu, bu nedenle, Anayasa’da belirtilenlerin dışında kalan ve kuralda ifade edilen kuruluşların denetiminin, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştay‘a gönderilecek olan bağımsız denetim raporlarının esas alınarak yapılacağının ve Sayıştay‘ın münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu TBMM’ye sunacağının hükme bağlanmasında Anayasa’nın 160. maddesine aykırı düşen bir yön bulunmadığı, kanun koyucunun, anılan nitelikteki ve sermayesinde belli bir miktarda kamu payı bulunan şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıkları üzerindeki Sayıştay‘ın denetim yetkisini ortadan kaldırmadığı, denetim yetkisinin kapsamını, yöntemini ve usulünü diğerlerinden farklı şekilde belirlediği ifade edilmiş, böylelikle 2014 yılında 6085 sayılı Sayıştay Kanunu‘nun 4. maddesine eklenen fıkra uyarınca belediye hissesinin % 50’den az olduğu şirketlerin Sayıştay tarafından denetiminde bağımsız denetim raporlarının esas alınması uygulamasını Anayasal güvenceye kavuşmuş, böylelikle sermayenin ve iktidarın bir isteği daha taraflı yargı eliyle yerine getirilmiştir.

Böylelikle Sayıştay denetimi denilen şey, “yemin ettikleri” için “bağımsız” oldukları varsayılan ve bu işi ücretli olarak yapan, o nedenle kim daha fazla ödeme yaparsa ona göre davranması beklenen denetim şirketlerinin yazıp çizdiği, daha doğrusu onların söyledikleri ya da söylemedikleri üzerinden yapılacaktı. Hem de böylesine bir işin, yemin eden cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin kürsülere çıkıp verdikleri yeminlerini tutmayıp tam aksini yaptıkları, “bağımsız” denilen kişi ve kurumların gerçekte bağımsız olmadıkları yalan, yolsuzluk, talan ve yağmanın geçerli olduğu bir coğrafyada yapılacağı söylenerek adeta gözümüzün içine bakılarak yalan söyleniyordu. Aynen “bağımsız” oldukları söylenen inşaat denetim firmalarının gözetiminde yapılan binaların depremlerde yıkılan ilk binalar olmasında olduğu gibi… Peynirin fareye, farenin de kediye teslim edildiği bir ülke koşullarında… Hele ki Enron, WorldCom ve Adelphia gibi büyük şirketlerdeki yolsuzluk ve suistimalleri gizleyip manipülasyonlara başvuran ve hepimizin tanıdığı o ünlü uluslararası denetim şirketi Andersen örneği hafızalardaki yerini henüz korurken ya da her yıl bağımsız denetçiler tarafından titizlikle denetlenen Koç Holding‘in büyük şirketi Ford Otomotiv‘de, düzenlenen bu düzenli yıllık raporlara rağmen 4 yıl süreyle devam eden yolsuzluk neticesinde ortaya çıkan 323 milyon liralık zararda olduğu gibi… (1)

Neoliberal kapitalist sistemin önerdiği özelleştirme, işte böyle bir şeydi… Onlara göre kamusal denetimin kamusal olmaktan çıkarılıp “özel” ve “güzel” olması için böyle bir şey yapılması ve bizim de çıkıp bütün bunlara saf saf inanmamız gerekiyordu…

Her şey hukukiydi; çünkü her şey bir otoritenin emri altında inep kalkan ellerle bir çırpıda çözümleniyor, kamu kaynaklarıyla kurulan şirketlerin denetimi “yeminli” ve “bağımsız” olduğu söylenen uluslararası ya da ulusal “özel” ve “güzel” denetim şirketlerine bırakılıyordu… Bu konuda ne iktidar, ne de muhalefet cephesinden; özellikle de belediyelerinden tek bir ses çıkmıyor, herkes elbirliğiyle bu yeni düzene uyuyor, bu yeni düzenin getirdiği kolaylıklardan sonuna kadar yararlanıyordu… Kısacası ortada alanın memnun, satanı da memnun olduğu yeni bir durum vardı…

Özellikle de İzmir‘de olduğu gibi, belediyeye ait tüm şirketlerin “bağımsız” olduğu rivayet edilen özel şirketler eliyle denetiminin, belediye başkanının yakın arkadaşı olduğu bilinen; ayrıca katılımcıları belediye başkanınca belirlenen İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu‘nun başına yine belediye başkanının talimatıyla yerleştirilen kişinin, bir yarısı AKP iktidarı ile “hallice” iç içe, diğer yarısı da CHP‘nin neoliberal dünyasına bakıp o belediye başkanının bir dönem daha belediye başkanı olmasını isteyen “yeminli” ve “bağımsız” olduğu rivayet edilen denetim şirketinin ortağına bırakılmışsa… Hele ki, mevcut 26 belediye şirketinden en büyüğünü oluşturan 9 şirketin denetimi, Tunç Soyer‘in büyükşehir belediye başkanı olmasının hemen arkasında İstanbul’daki Aren Bağımsız Denetim Şirketi‘nden alınıp topluca Sun Bağımsız Denetim Şirketi‘ne verilmişse ve bu denetim şirketi, İzbeton, İzenerji, İzulaş, Grand Plaza, İzelman, İzfaş, İzmir Metro ve İzdeniz gibi hem milyar liralık cirolara hem de neredeyse aynı miktarlarda zararlara sahip şirketlerin girdisi çıktısı ya da çürüğü çarığı ile her şeyini öğreniyorsa, elinde büyük bir güç var denilebilir…

Gelelim 2014 yılından bu yana Sayıştay tarafından yapılan belediye şirketlerinin denetimine…

Sayıştay Başkanlığı‘nın İnternet sitesindeki denetim raporlarıyla ilgili verilere göre Sayıştay 2014 öncesinde hiçbir belediye şirketini denetlemezken 2014-2022 dönemine isabet eden 9 yılda ise farklı büyüklükteki toplam 52 belediyenin 121 belediye şirketini 165 kez denetlediği anlaşılmaktadır.

Yapılan denetimlerin yıllara isabet eden dağılımı ise şu şekildedir:

2014’de 22, 2015’de 26, 2016’da 2, 2017’de 6, 2018’de 5, 2019’da 21, 2020’de 20, 2021’de 25, 2022’de 38 adet şirket denetimi yapılmıştır. Bu sayıların yıllar içindeki gelişiminden de anlaşılacağı üzere, Sayıştay‘ın yıllar itibariyle yaptığı belediye şirketi denetiminde bir istikrar bulunmamaktadır. İlk üç yılda 22 ve 26’yı bulan yıllık denetim sayısı, 2016-2018 döneminde 2’ye, 6’ya, 5’e düşmüş, ondan sonra da artan bir şekilde 21’e, 20’ye, 25’e ve son olarak da 38’e kadar çıkmıştır.

Büyükşehir, büyükşehire bağlı ilçe ve il belediyesi olarak 52 belediyenin 165 kez denetlenen toplam 121 şirketinin türü ise 10 adet limited, 111 adet anonim şirket olmak üzre bir dağılım göstermekte, o nedenle, Sayıştay‘ın limited ve anonim şirketler arasında herhangi bir ayrım yapmadığı anlaşılmaktadır.

Sayıştay‘ca denetlenen şirketlerin belediyeler arasındaki dağılımına bakıldığında ise 52 belediyeden 28 (% 53,85)’inin büyükşehir, 15 (% 28,85)’inin büyükşehire bağlı ilçe, 9 (% 17,30)’unun da il belediyesi olduğu, ilçe belediyelerine ait şirketlere dokunulmadığı, 2014-2016 döneminde denetlenen il belediyesi şirketlerinin ise son yıllarda pek de rahatsız edilmediği görülmektedir.

BU veriler arasında dikkat çeken diğer bir husus da, 2022 yılında İstanbul, İzmir ve Ankara gibi CHP’li büyükşehir belediyelerine ait şirketlerin denetimindeki artıştır.

Bütün bu sayısal verilerin analizinden sonra Sayıştay‘ca düzenlenen bu 165 denetim raporunda ne vardı, bu denetim raporları gerçekten doğru, yerinde ve etkin bir denetimi yansıtıyorlar mı diye soracak olursanız; ben de size tek bir örnek üzerinden bir hatırlatma yapmak isterim. Çünkü o tarihlerde çıkan gazeteleri okuyan arkadaşlarım, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin düzenli olarak ve her yıl artan bir şekilde zarar etmesi nedeniyle fiili olarak iflas eden şirketi İzdeniz A.Ş.‘ne ait 2020 tarihli denetim raporunun, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne genel sekreter olmak için girişimde bulunan Sayıştay denetçisi tarafından kaleme alınmıştı. Kendisine bu ilhamı kimin verip cesaretlendirdiği sorusunu bir yana bırakıp, böylesine niyetli bir “bağımsız” ve “tarafsızSayıştay denetçisinin 2020 yılında düzenlediği bir raporu hangi düşünce, niyet ve kaygılarla hazırladığı da düşünmeli, en azından tahayyül edilmelidir derim. Tabii ki, böylesi bir denetimin, niyeti böylesine açık bir denetçi eliyle yapılmış olması nedeniyle yaptığı denetimin içerik olarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğini de ifade etmeden geçmek istemem.

Kısacası, bugüne kadar Sayıştay Başkanlığı‘nca yapılmış toplam 165 denetim raporunu tek tek değerlendirdiğimizde; yazılıp çizilen çoğu bulgunun ticari muhasebe kayıtlarıyla ilgili olduğu, hem içerik hem de sonuçlar itibariyle ele gelir ciddi bir durumun sergilenmediği açık bir şekilde görülecektir.

Ayrıca, Sayıştay tarafından yapılan denetimlerin genel değerlendirmesinde, 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu uyarınca belediyelerin ortak olduğu şirketlerin denetimlerinde kamu zararına yol açan bir husus tespit edilmiş olsa dahi, yargılamaya esas raporun düzenlenmesi ve bu konuda herhangi bir yargılama yapılması mümkün olmadığından kesin hükme bağlama ve kamu zararının tazmini kararlarının verilemeyeceği de bilinmelidir.

Sonuç olarak;

Titizlikle hazırlanmış yasal düzenlemelerle Sayıştay‘ın tarafsız, doğru, etkin ve hukuki “kamusal denetimi” dışında tutulan ya da pratik uygulama içinde ciddi bir Sayıştay denetimine konu olmayan ya da “yeminli” olduğu için “bağımsız” olduğu söylenen; ayrıca yapacakları denetim için şirketten para alıp yaptığı ticaret gereğince aldığı paraya göre işlem yapması beklenen denetim şirketlerince denetlendiği söylenen belediye şirketlerinin, kamu yararını önceleyen gerçek kamu denetçileri tarafından denetlenmesi için mücadele edip bugünlerde aday adayı, yarınlarda da aday olarak karşımıza çıkacak partili ya da partisiz kişilere soracağımız ilk sorulardan birinin de belediye şirketleri ile ilgili olmasını, bu şirketler konusunda neyi vaat ettiklerini, bununla ilgili olarak ne yapacaklarını sormayı, oyunuzu da o adayların verecekleri cevaba göre kullanmanızı ya da kullanmamanızı önermek isterim.

Tabii ki, bu düşünce ve öneri sadece bana ait olduğu için, anlattığım bu oyunun kapitalist sistemin istediği şekilde devam etmesi ya da anti-kapitalist bir mücadele çerçevesinde devam etmemesi için tercih yapmak ve ona göre davranmak size aittir demek isterim…

(1) http://m2.samanyoluhaber.com/koc-u-sarsan-323-milyon-tl-lik-yolsuzluk-skandali-haberi-1374420.html (Bu linkteki habere ulaşmak mahkeme kararı ile engellendiğinden ancak VPN ile girilmesi mümkün).

Yararlanılan Kaynaklar

1) 3 Aralık 2010 tarih, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu.

2) Anayasa Mahkemesi’nin 4 Aralık 2014 tarih, E.2013/114, K. 2014/184 sayılı kararı,

3) Anayasa Mahkemesi’nin 28 Aralık 2016 tarih, E. 2016/21, K. 2016/199 sayılı kararı, https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/2016-199-nrm.pdf

4) Arslan, A., “Sayıştay’ın kamu Sermayeli Şirketleri Denetim Yetkisinde Son Durum”, https://www.dunya.com/kose-yazisi/sayistayin-kamu-sermayeli-sirketleri-denetim-yetkisinde-son-durum/382864

5) Güneş, M. , “Tüm Belediye Şirketleri Sayıştay Denetimine Tabi midir?”, https://www.kamuiscileri.net/makale/11652645/mustafa-gunes/tum-belediye-sirketleri-sayistay-denetimine-tabi-midir/

İzmir’in unutulan sanatçıları 28 – Jean Eritziane

Ali Rıza Avcan

Yazı dizimizin 28. bölümünü Ermeni asıllı ve İzmir doğumlu bir ressama ayırıyoruz: Jean Eritziane.

Hatırlayıp bu da bizdendir demeye çalışacağımız bu ressam da diğer Levanten, Rum, Ermeni ve Musevi ressamlar, heykeltraşlar, şairler gibi İzmir’de doğup ilk nefeslerini bu topraklarda almış olmakla birlikte; ticaret yapıp para kazanarak zengin olmak isteyen insanlardan oluşan bu kentte kalmamışlar, sahip oldukları yetenekleri bu coğrafyada yaşayan insanlar yerine Avrupa, Amerika gibi ülkelere gidip oradaki soydaşları ile birlikte bir şeyler yapmaya, bir yabancı ya da mülteci olarak ortaya koydukları sanatları ile o topraklarda tutunmaya çalışmışlar. Tabii ki de, yaptıkları eserlere bu kentten, bu topraklardan tek bir iz koymamak, buraları hatırlamamak üzere…

1887 yılında İzmir’de dünyaya gelen Jean Eritziane, Moskova‘da ve ardından Paris‘teki Ecole des Beaux-Arts (Güzel Sanatlar Okulu)’da eğitim görmüş, eğitimini ve mesleki ustalığını ilerletmek amacı ile birer yıl süreyle Fransız ressamlar Léon Bonnat (1833-1922) ve Fernand Cormon (1845-1924)’un atölyelerinde çalışmıştır.

Jean Eritziane (1887-1925)

İsmi, Ermenice’de “edep” ya da “onur” anlamına gelen Şinork (snorhk, շնորհք) olan sanatçı, birçok tablosunu bu adla imzalamasına rağmen daha sonra adını, birçok kimsenin kendisini Alman sanması nedeniyle “Jean” olarak değiştirmiş ve yaptığı nü tablolar katıldığı ulusal sergilerde dikkatleri üzerine toplamıştır.

Eritziane, Ağustos 1914’te 1. Dünya Savaşı patlayınca kendisine kucak açıp eğiten Fransa için gönüllü olarak orduya katılarak stüdyosunu, modellerini ve belki de geleceğini geride bırakarak, Fransız-İngiliz ordusunun Helmuth von Moltke yönetimindeki Alman ordusunu yendiği Marne savaşında yer aldı. Bu savaşta ağır yaralanmasına karşın ölümden kıl payı farkla kurtuldu ve yaraları yavaş yavaş iyileşti.

Sanatçı savaş sonrasında fırçasını yeniden eline aldı ve 18. yüzyılın ruhuna uygun, modern renklerle çeşitli resimler yapmaya başladı. Yaptığı resimlerde ışık oyunlarını doğru bir şekilde resmetmeye önem veriyordu. Bu dönemde yaptığı en tanınmış çalışması, Rusya’da dünyaya gelen Fransız kökenli ünlü soprano Felia Litvinne’in portresidir. Ustası Léon Bonnat gibi portrelere ağırlık veren Jean Eritziane, teknik olarak genellikle pasteli tercih ederek çıplak kadın teması üzerinde ışık-gölge oyunlarına yönelmiştir.

Eritziane’nin, 1187, 1188 ve 1189 numaralı “Portre de A. Willette” (D. A. Willette’ye ait), “La Volupté” ve “Eve Parisienne” adındaki üç pastel tablosuyla katıldığı 1922 tarihli 33. Salon des Indépendants sergisinde seyirci önüne çıkardığı “La Volupté (Şehvet veya Zevk) adlı çalışması, Fransız politikacı Antoine Ellen-Prevot tarafından sergiye katılan çoğu eser gibi acımasız bir dille eleştirilmişti.

Jean Eritziane, ayrıca 21 Ocak1929’da New York Junior League‘in Amerika’daki Ermeni ressamların 120’den fazla eserini bir araya getirdiği sergiye H. Aivazaovski, Mihran Serailian, Panos Terlemezian, Edgar Shahin, S. Kachadourian, Manuel Azadigian, Dr. Virginia Alekian, Cesar Algen, Karekin Aprahamian, Vahan Atamian, Sarkis Beulan, Armen Darson, H. Dirit, Manoug Everjian, Vahan Hagopian, Aram Jaboulian, L. Kanarian, Artemis Karagheusian, Vahan M.Mamigonian, M.S. Mamoulian, Jack Moroukian, Araksi Sinanian, Pauline Soghigian ve John Takakjian gibi Ermeni ressamlarla birlikte katılmıştır.

Çoğu kaynakta sanatçının hangi tarihte nerede öldüğü belirtilmemekle birlikte; bazı kaynaklarda da 1925 yılında vefat ettiği belirtilmektedir. (1, 2)

(1) https://www.hampel-auctions.com/a/archive-catalogue-detail.html?la=en&a=121&s=680&id=558478&g=Gemaelde-19-20-Jhdt

(2) https://www.loizillon.com/en/lot/122978/17346832-jean-eritziane-18501925-bouquesearch=&

Yararlanılan Kaynaklar

Daşçı, S. (2011) “19. Yüzyılda İzmir’de Dünyaya Gelen Bazı Gayrimüslim Sanatçılar ve Sanatsal Etkinlikleri Hakkında Bir Değerlendirme“, Sanat Tarihi Dergisi, Cilt XX, Sayı 2, Ekim 2011, s.27-44.

Macler, F., la France et L’Arménia a Travers L’Art et l’Histoire, Paris 1917, s. 5.67-58.

Mathores, J.,, Revue des Etudes Armeniennes, Paris, 1922, s. 308.

Miellet, A., Revue des Etudes Arméniennes de Quelques Mots Parthes en Arménien, Paris, 1922, Tome II, Fascicule 1, s.308.

Turabian, H. (P. Varazdat), L’Armenie Et Le Peuple Arménien, Paris, 1962, s. 69.

Art Exhibit and Costume Dance“, Hoosharar, February 1929, Vol. XVI, No.133, s.13-14.

Société des Artistes Indépendants, Cataloqve de La 33. Exposition, 1922, s. 65.

Jean Eritziane (1887-1925), Kadın Figürü, Pastel boya, 45X54 cm.
Jean Eritziane (1887-1925), Natürmort, Sunta üzerine yağlıboya, 77X58,5 cm.
Jean Eritziane (1887-1925), Ön planda Léda ve kuğu ile Sacré-Coeur’un görünümü Tuval üzeri yağlıboya, sağ alt imzalı, 92X73 cm.
Jean Eritziane (1887-1925), Portrait of Felia Litvinne, 58,4X47 cm.
Fransız kökenli ünlü Rus soprano Felia Litvinne (1860-1932)
Jean Eritziane (1887-1925), Kadın portresi.
Jean Eritziane (1887-1925), Sözsüz Aşklar, Tuval üzerine yağlıboya, 74X93 cm.
Jean Eritziane (1887-1925), Şakayık Demeti, 47X56 cm.
Jean Eritziane (1887-1925), Şehvetli Kadın, Pastel boya, 1921, 20,5X20,5 cm.
Jean Eritziane (1887-1925), Vazoda gül ve mimoza buketi. Görünürde karton üzerine yağlıboya, 35X30 cm.
Jean Eritziane (1887-1925), Çıplak, Pastel boya, 1915.
Jen Eritziane (1887-1925), Genç Kadın, 1921.
Jean Eritziane (1887-1925), Aşkın Ruhu, Tuval üzerine yağlıboya.
Jean Eritziane (1887-1925), Odalık, Tuval üzerine yağlıboya.
Jean Eritziane (1887-1925), Genç Adamın Portresi, Ahşap panel üzerine yağlıboya, 1920, 41X33 cm.
Jean Eritziane (1887-1925)
Jean Eritziane (1887-1925), Ressamın tablo üstündeki imzası.

İzmir Büyükşehir Belediyesi arpalıklarındaki son durum (2)

Ali Rıza Avcan

İki bölümden oluşan yazı dizimizin ilk bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu şirketlerle kurduğu şirketlerin ortak olduğu toplam 12 şirketteki, bu konu ile ilgili son yazımızın tarihi olan 30 Temmuz 2023 sonrasında gözleyebildiğimiz gelişmeleri, özellikle de yaklaşan yerel seçimler nedeniyle bu şirketlerin yönetim kurullarındaki değişiklikleri ele almıştık. Bugünkü ikinci ve son bölümde ise geriye kalan 14 şirketi inceleyerek bugünlerde yaşadığımız son gelişmeleri yorumlamaya çalışacağız.

Yazıya kaldığımız yerden devam etmeye kalktığımızda ilk ele alacağımız şirket, ilk adı bir zamanlar BAY-SAN olup sonradan İZTARIM olarak değiştirilen şirket olacak…

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana geçen 5 ay 22 günlük sürede sermayesi % 138,87 oranındaki bir artışla 313.241.441.- liradan 748.241.441.- liraya çıkarılan İZTARIM A.Ş.‘nin yönetim kuruluna emekli arkeolog öğretim üyesi Ahmet Uhri ile Rotary 2440. Bölge‘nin eski guvarnörü (başkanı) ve gazeteci Mehmet Ahmet Nedim Atila‘nın katılımı ile, İBB yöneticileri Ali İhsan Özgürman, Pınar Çalışkan, Murat Koçak, Cahit Kutulan ve tarım uzmanı olduğu söylenen kimya mühendisi Tuncer Beybağ‘dan oluşan yönetim kurulunun üye sayısı 5’den 7’ye çıkmıştır.

Şirketteki belediye hissesi % 51’in üstünde olmasına karşın şirket kurulduğu günden bugüne kadar Sayıştay tarafından denetlenmemiş durumda…

Bu şirketteki asıl ilginç, şaşırtıcı ve kimselerin aklına gelmeyecek değişiklikleri ise sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün A3Haber sitesindeki yazılarını okuyarak izlememiz gerektiğini düşünüyorum. (1, 2, 3, 4)

2020 yılında kapanan ve o İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in tarihten bu yana verdiği tüm sözlere rağmen açılmayan İzmir Hilton Oteli‘ni yöneten İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.‘ndeki kış uykusu, -ne yazık ki- 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde de devam etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 23,84 oranıyla hissedar olduğu bu şirketteki tek değişiklik şirketin dümenini elinde bulunduran Kurdoğlu ailesinin bir ferdinin (Tuna Kurdoğlu) daha yönetim kuruluna katılması oldu. Böylelikle şirketin kumandasını elinde bulundurup (A) grubu hisseleri temsil eden Korhan Kurdoğlu, Erhan Kurdoğlu, Tuna Kurdoğlu ve Mehmet Nazif Günal‘ın yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin (B) grubunu hisselerini temsilen belediye yöneticileri avukat Türkan Özgür ile avukat Haluk İsmet Köymen, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’nu temsil eden (C) grubu hisselerini temsilen de Ekrem Selami Yıldırım ve Başar Başaran bu dönemde oteli açıp faaliyete geçirmek adına hiçbir şey yapamadılar.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 11 Ocak 2024 tarih, 10998 sayılı nüshasında yayınlanan ilam uyarınca 30 Ocak 2024 tarihinde İstanbul’da yapılacağı öğrenilen şirket genel kurulu ile ilgili gündeme bakıldığında da, şirketin 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporlarının gecikmiş bir şekilde oylanması gibi sonuç almaktan uzak şeylerle uğraşıldığı görülmekte, şirketin geleceğine dair bir görüşmenin yapılmayacağı anlaşılmaktadır.

Suya sabuna dokunmayan bu gelişmeler de göstermektedir ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 12 Eylül döneminin “atanmış” belediye başkanı vali yardımcısı Ceyhan Demir‘den bu yana gelip geçen belediye başkanları Burhan Özfatura, Yüksel Çakmur, Ahmet Piriştina, Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer‘in sonu “ceğiz” ya da “cağız“la biten bütün vaat ve sözlerine rağmen kentin ortasına bir hançer gibi sokulmuş bir binanın, kentin en önemli sorunlarından biri olmaya devam edeceği ve bizlere beş kuruşluk bir menfaati olmayacağı anlaşılmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 10 oranında hissedar olduğu bu şirket bilindiği gibi Kolin Holding‘le Koloğlu Holding‘in kontrolü altındadır. Yazımıza konu olan 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde bu şirkette de herhangi bir değişiklik olmamış; ancak bir zamanlar İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi başkan vekili koltuğunu işgal edip yakın zamanda Bergama belediye başkan aday adaylığı macerasından hüsranla dönen Mustafa Özuslu‘nun bu şirkette huzur hakkı aldığı yönetim kurulu üyeliği devam etmektedir.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde sermayesinde herhangi bir artış ya da azalış olmayan şirketteki tek değişiklik yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan mimar Ersan Odaman‘ın ayrılması ile boşalan koltuğu, şu sıralar Konak belediye başkan aday adayı olarak çalışmalar yapan Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun doldurmuş olmasıdır.

Şirketin yönetim kurulu şu an itibariyle İzenerji şirketini temsilen Konak Belediyesi eski başkanı ve gazeteci Erdal İzgi, belediye yöneticileri Mürüvvet Kılıç ve Şükran Nurlu, ortopedi uzmanı Dr. Levent Köstem, Çeşme Belediyesi yönetimindeki Çeştur – Çeşme İmar Turizm Ticaret ve Teknik Hizmetleri ve Liman İşletmeciliği A.Ş. temsilcisi Hakkı Pamukçu, turizmci İbrahim Timur Ömürgönülşen ve mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu‘dan oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 30 oranında hisseye sahip olduğu şirkette, belediyenin tek temsilcisi, şirketin yönetim kurulu başkanı olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘dir. Şirketin yönetim kurulunda oldukça ufak hisse ile temsil edilenlerin çoğunlukta olmasına karşın; % 30 hisseye sahip olup bu hisse dışında yapılan şirkete büyük miktarlarda doğrudan ya da dolaylı yollardan mali yardımda bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu şirketin yönetim kurulunda 1 temsilci ile yer alması “temsilde adalet” ilkesi açısından tartışılması gereken bir konudur.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

Şirketin şu anki yönetim kurulu Tunç Soyer‘in başkanlığında Deniz Barçın, Aydın Buğra İlter, Hasan Eke, İlknur Rodoplu, Necip Kalkan, Ayşegül Kurtel, İshak Şikar, Semih Girgin, Serdar Dağıstan, Fadıl Sivri, Alp Avni Yelkenbiçer, Mehmet Salih Özen, Sergenç İneler ve Ece Elbirlik Ürkmez‘den oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirkette de % 50 hisseye sahip olmasına rağmen 11 üyeden oluşan yönetim kurulunda yönetim kurulu başkan vekili olan bir üye ile temsil edilmektedir.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana sadece eski valinin gitmesi, yeni valinin gelmesi nedeniyle yönetim kurulu başkanlığını yapan yeni valinin ismi Süleyman Elban olarak değişmiştir. Yönetim kurulunun diğer üyeleri ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen Tunç Soyer, İzmir Valiliği‘ni temsilen Karabağlar kaymakamı Cemil Özgür Öneği, Mustafa Arslan, Mehmet Ensarioğlu, Balçova eski kaymakamı Ahmet Hamdi Usta, Balçova Belediye Başkanı Fatma Çalkaya, Narlıdere Belediye Başkanı Ali Engin, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz ve İzmir Jeotermal A.Ş.‘ni temsilen Orhan Demirağlar‘dan oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirketin 5 Milyon liralık sermayesine % 25 oranında hissedar olduğu halde yedi kişilik yönetim kurulunda sadece bir temsilcisi bulunmaktadır. Ayrıca kurulduğu günden bu yana bu şirketin Çeşme‘deki jeotermal kaynakları ve enerjiyi kullanma açısından ne yaptığı da pek bilinmemektedir.

Şirketin yönetim kurulunda şu an itibariyle Balçova Termal Turizm ve Otelcilik A.Ş. adına Yeter Gönenç, Çetaş – Çeşme Otelcileri Termal Enerji ve Turizm A.Ş. adına Veysi Öncel, Çeşme Belediye Başkanı Muammer Ekrem Oran, Çeşme eski kaymakamı Ünal Çakıcı, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Hakan Öztürk ve İzmir Jeotermal Enerji San. ve Tic. A.Ş. adına Orhan Demirağlar bulunuyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 0,73 oranında katkıda bulunduğu bu şirketin yönetim kurulunda İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Barış Karcı yer alıyor.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana şirketteki tek değişiklik ise yeni vali Süleyman Elban‘ın yönetim kurulu üyesi olarak, EAC/Turkey International Interprises Inc. adına Mary Mills Tuncer ile Deniz Tuncer, Hikmet Dengeışık, Hakan Kilitçioğlu, Aran Herschl Dokovna, Edward Mills, Larry Hymes, Ayshe Tuncer, Barış Demirtaş, EBSO adına Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Odası adına Mahmut Özgener, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Barış Karcı‘dan oluşan yönetim kuruluna katılmış olması şeklinde özetlenebilir.

İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE)‘nin öncülüğünde belediyelerin ve sermayeyi temsil eden meslek örgütleriyle derneklerin katılımı ile oluşturulan; bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin eski adı ÜNİBEL, yeni adı İzmir İnovasyon ve Teknoloji A.Ş. olan şirketinin sermayeye % 5 oranında ortak olduğu bu şirkette 30 Temmuz 2023 tarihi sonrasındaki tek bir hareket olmamıştır.

Şirket şu an itibariyle, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) rektörü Yusuf Baran‘ın başkanlığında Ege Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) temsilcisi Fadıl Sivri, İzmir Ticaret Odası (İZTO) temsilcisi Mehmet Raşit Özsaruhan, İzmir Ticaret Borsası (İTO) temsilcisi Erçin Güdücü, İzmir Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (İESOB) temsilcisi eski başkan Zekeriya Mutlu, Abdullah Gül Üniversitesi temsilcisi Erk Hacıhasanoğlu, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) temsilcisi Erkan Zandar, Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) temsilcisi Aydın Buğra İlter ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcisi Metin Akdaş ile Uğur Yüce ve Metin Tanoğlu‘nun üye olduğu yönetim kurulu tarafından yönetilmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri Egeşehir, İZDENİZ ve İZFAŞ‘ın % 4 hisse ile ortak olduğu ve kötü yönetim sonucu ortaya çıkan muazzam zararlarıyla tanınan Karşıyaka Belediyesi‘nin şirketi Kent Karşıyaka Sosyal Tesis İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A. Ş., 30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana yaptığı zararları karşılamak üzere sermayesini 140.426.376.- liradan 81.259.709.- liraya indirmek zorunda kalmış, kötü yönetimin ürünü olarak ortaya çıkan zararda payı olan yönetim kurulu üyelerinden Yağmur Han Şenel, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İZENERJİ‘ye yönetim kurulu üyesi olarak transfer edilirken, onun koltuğunu şirket genel kurullarında genellikle “oy toplayıcı” olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinatör Yardımcısı Yusuf Fatih Acar doldurmuştur.

Kent A.Ş.‘nin yönetim kurulu şu sıralarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak için çırpınan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın başkanlığında Önder Koç, Foça Belediye Meclisi üyesi Hakan Barçın, avukat Aylin Öz ve İBB Şirketler Koordinatörü Yardımcısı Yusuf Fatih Acar‘dan oluşmaktadır.

İZETAŞ A.Ş.‘nin yönetim kurulu başkanlığı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘e yakınlığı ile bilinen Ali Ercan Türkoğlu tarafından yapılmaktadır. 1982 yılında İTÜ‘den mezun olan Türkoğlu‘nun, İZENERJİ‘ye ait İnternet sayfasında yazılı olan esnek ifadelere rağmen profesyonel bir insan kaynakları platformu olan Linkedin‘de kendisi tarafından düzenlenen kişisel hesabındaki bilgilere göre mezun olduğu tarih ile İZENERJİ yönetim kurulu başkanı olduğu 2021 Ocak ayına kadarki süre içinde mesleki olarak ne yaptığı bilinmemektedir. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan şirket ilamlarında ikametgah adresi olarak Etiyopya‘yı göstermesi nedeniyle bu ülkede yaşayıp tekstil işi ile uğraştığı söylenen Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunu Ali Ercan Türkoğlu bu görevinin dışında ayrıca İZENERJİ‘nin yönetim kurulu başkanlığını yapmakta ve buna ilave olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda % 51 hisseyi özel bir şahsa vererek ve % kendisine 49 hisseyi layık görerek kurduğu İZGÜNEŞ Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.‘ndeki temsiliyeti ile İZENERJİ‘yi, dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsil etmektedir.

Bu şirketle ilgili diğer ilginç bir nokta da, şirketin yönetim kurulu başkanının İZENERJİ genel müdür yardımcısı olarak çalışan Ali Celal Ergin olması, üçüncü yönetim kurulu üyesi olarak kendisine hiçbir yasal dayanağı olmayan “İBB güvenlik koordinatörü” adı verilen Yusuf İncili isimli eski bir polisin seçilmiş olmasıdır. Bu şahsın aynı zamanda İZENERJİ‘de de yönetim kurulu üyesi olması, geçmişte Kosova‘da, Afrika ülkesi Liberya ve Sudan‘da ve turizm sektöründe güvenlik işlerinde çalışmış birinin edindiği bilgi ve birikime İZENERJİ ve İZETAŞ gibi belediye şirketlerinde ne ölçüde ihtiyaç duyulduğu sorusunu da akla getirmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda kurduğu, bu nedenle de dumanı henüz tüten bu yeni şirketin öyküsünü en iyi şekilde sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün yakın zamanlarda kaleme aldığı yazılardan öğrenmek mümkündür diye düşünüyorum ve bu şirketin nasıl kurulduğunu, diğer ortağının kim olduğunu, neden ortalarda gözükmediğini ve şirketin bu haliyle hangi usulsüzlüklere imza attığını Serdar Öztürk‘e bırakıyorum… Tabii ki, bu konudaki kanaat ve karar sizlere ait… (5, 6)

Ölü ya da can çekişmekte olan bir şirket daha… Ne yaptığı bilinmeyen, nereden gelip nereye gittiği sorgulanmayan, sahipsiz bir şirket… Anlaşıldığı kadarıyla İZULAŞ ile İZELMAN‘ın tanzim satış işine girmek için birlikte kurdukları bir şirket… Bu şirketin 2005 yılında Migros markası içinde eritilip yok edilen bizim bildiğimiz TANSAŞ ile bir ilgisi var mıdır? İşte o konu, kesinlikle bilinmiyor… Yine de Sayıştay denetçileri her yıl düzenledikleri denetim raporlarında bu şirketin adını şirket listesinde gösteriyorlar… İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin gözden çıkardığı anlaşılan bu şirket, ticaret sicilindeki varlığını şimdilik koruduğuna göre gelecek bir tarihte, aynen Baysan gibi başka bir işe yarayabilir düşüncesiyle çekmecelerden birinde saklanıyor olabilir…

Yine bir zamanlar İzmir denince herkesin aklına gelen; hatta bir yatırım modeli olarak lanse edilmeye çalışan çok ortaklı bir şirketle karşı karşıyayız. Hem de Güçbirliği, Kipa, EGS Holding, Şampa, Tepekule Holding, Alsancak Liman İşletmeleri ve İzmir Air gibi İzmirli para sahiplerinin elini cebine atamadığı, 88 kişi ya da şirketin 1988 yılında gözden çıkardığı ufak ufak paralarla ancak 200.000.- liralık sermaye ile yola çıktığı; sonu hüsranla biten yeni bir saadet zinciri ile karşı karşıyayız… Yakın zamanda kurulup sonu da bunlar gibi olacak TARKEM ya da “mahdum efendilerin” kurduğu İzmir Girişim Grubu gibi… Aralarında İzmir‘in en büyük firmalarıyla sermayedarlarının bulunduğu bu şirketleri -ne yazık ki- bugün kimse hatırlamıyor, hatırlayanlar ise yüzlerini ekşitip unutmaya çalışıyorlar…

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde 24 Mayıs 1988 ile 10 Aralık 2019 tarihleri arasındaki 31 yıl 6 ay 16 günlük sürede 48 adet ilama sahip 88 ortaklı bu şirkete ait en son ilamda, şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevi 29.11.2022 yılına kadar Mustafa Selim Yaşar‘a verildiği ve Mustafa Selim Yaşar da 6 Eylül 2021 tarihinde vefat etmiş olduğundan İzmir Büyükşehir Belediyesi, % 1 oranında hisseye sahip olduğu bu şirketteki son durumu hakkında bir açıklama yaparak 1988 yılı değerlerine göre 200.000.- TL sermayeli bu şirketin hem belediye hem de İzmir açısından nasıl bir gelecek vaat ettiğini ya da etmediğini açıklamalı ve bundan böyle bu tür çok ortaklı şirketler kurarken ya da kurulacak olanlara katılırken bu acı dersi hatırlayıp yaptığı yanlışlıklar için özeleştiri yapmalıdır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu ya da doğrudan kurduğu şirketlerin ortaklığı suretiyle kurulan toplam 26 şirketteki sermaye tutarları ile yönetim kurullarında görev alanları ele alıp incelediğimizde;

1) 22 Ocak 2024 tarihi itibariyle 26 şirketteki toplam 144 adet pozisyona (yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu başkan vekili ya da yardımcısı, yönetim kurulu üyesi vb.) belediye yöneticileri arasından ya da dışarıdan seçtiği kişileri atadığı, bu pozisyonlardan 97 (% 67,37) ‘sinin belediye yöneticileri (genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı, danışman, koordinatör vb.) arasından, geriye kalan 47 (% 32,63)’sinin de dışardan atandığı belirlenmiştir.

Ancak bu sayı ve oranları, yaklaşan yerel seçimlerin öncesindeki durumla karşılaştırdığımızda karşımıza yanıltıcı bir durum çıkacaktır. Zira, yerel seçim öncesinde yönetim kurulu başkanı ve üyeleri arasında dışardan atananların sayı ve oranının, yerel seçimlerde belediye başkanı ya da belediye meclisi adayı olmak amacıyla ayrılanları dikkate aldığımızda bugünküne göre daha fazla olduğu unutulmamalıdır.

2) İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından yönetim kurulu başkanı, başkan vekili, başkan yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak atananların arasındaki 10 ismin, tek bir yönetim kurulu üyeliğine sahip olan 134 kişiye göre daha avantajlı ve ayrıcalıklı olduğu görülecektir. Başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in kendisi olmak üzere 3 (İZBETON, İZFAŞ, TARKEM), Ali Ercan Türkoğlu‘nun 3 (İZENERJİ, İZGÜNEŞ, İZETAŞ), Ali İhsan Özgürman‘ın 2 (İZFAŞ, İZTARIM), Barış Karcı‘nın 2 (İZBETON, ESBAŞ), Kadir Efe Oruç‘un 2 (İZBAN, İZDOĞA), Raif Canbek‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN), Türkan Özgür‘ün 2 (İZMİR METRO, İZMİR ENTERNASYONAL OTELCİLİK), Yusuf İncili‘nin 2 (İZENERJİ, İZETAŞ), Sönmez Alev‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN) ve Hakan Öztürk‘ün 2 (GRAND PLAZA; ÇEŞTAŞ) ayrı şirkette görevli olması bu durumun en iyi örneğidir.

3) İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerini ele alıp analiz ettiğimiz 30 Temmuz 2023 tarihinli yazımızdan bu yana bu şirketlere ait toplam sermayenin % 17,61 oranındaki artışla 7.536.326.092.- liradan 8.863.159.425.- liraya yükseldiği, İZBETON‘nun sermayesinde % 20,28, İZMİR METRO‘nun sermayesinde % 124,17, İZBAN‘ın sermayesinde % 27,50, İZTARIM‘ın sermayesinde % 138,87 oranında bir artış sağlanmış olmakla birlikte; Grand Plaza‘nın sermayesinde % 9,37, İZULAŞ‘ın sermayesinde % 11,44, Kent A.Ş.‘nin sermayesinde % 57,87 oranında bir azalma yaşandığı, geriye kalan 19 şirketin sermayesinde ise bugünkü ekonomik koşullardaki enflasyonu karşılayacak herhangi bir değişiklik yapılmadığı, bu nedenle de şirketlerin her geçen yıl küçüldüğü belirlenmiştir.

4) Anlaşılan o ki, iki bölümden oluşan bu yazıyı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 2019-2023 hizmet döneminde belediye şirketlerinin yönetim kurullarına yerleştirdiği kendisinden yana, adeta kendisinin küçük kopyası olan isimleri, başka bir deyişle “Küçük Tunç Soyer“leri, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle mevzilendikleri yerlerden çıkarak cepheye sürdüğü bir dönemde yazıyorum. Çünkü vakt-i zamanında seçim dönemlerinde bu şekilde ön cepheye sürmek amacıyla şirketlerin yönetim kurullarına doldurulan tüm siyasi isimler, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle beslenip gürbüzleştikleri bu koltukları bırakarak seçim sath-i mahalline çıkıp geride sadece belediye yöneticilerini bırakmış gibidirler… Şimdi hepsi kapı kapı dolaşıp kendi adını ve siyasetini; daha doğrusu siyasetsizliğini tanıtmaya, “onu alma, beni al” demeye, “ben güzelim“, “ben yakışıklıyım“, “en iyi giyinen benim“, “en iyi ben gülüyorum” diyerek ideoloji ve siyasetten uzak bir kampanyayı sürdürüyorlar…

Ama bir de bunun seçim sonrası var… Anlaşılan o ki, yeni hizmet döneminin efendisi makamına oturduğunda, hele ki bu efendi yeni biri olduğunda tüm yönetim kurulu üyeleri tümden değişip onların yerine korkunç bir rekabet içinde yeni isimler gündeme gelecek ve bu sefer de onların semirip gürbüzleşmeye başlayacağı bir süreç başlayacak… Çünkü özelleştirmenin geçerli olduğu “şirket belediyeciliği” denilen kapitalist sistem ve onun yozlaşmış burjuva siyaseti, kentteki siyaseti ve muhalefeti esir almak için bunu emrediyor…

5) Bütün bu yazıp çizdiklerimizin sonunda eskisi ya da yenisiyle tüm belediye başkanlarının İzmir‘in sermaye çevreleriyle birlikte gözükmeye, onlarla şirket kurmaya ya da onların şirket yönetimlerine almaya meraklı olduğu anlaşılıyor. Belediye ve sermaye bunu yaparken de, bu işbirliğine malzeme yaptıkları bize ait olan Basmane Çukuru, Kültürpark, İzmir Hilton Oteli gibi kamu mallarının da belediyenin elinden çıkarılıp sermayenin elinde “ham edilmesi“sağlanıyor.

Bu çerçevede, belediyedeki bu sermaye seviciliği ve sermaye ile birlikte olup kamu mallarını yağmalama merakı, bir de işçi ve emekçi cephesiyle işbirliği yapalım çabasına dönüşmüyor. İzmir büyükşehir belediye başkanlarının sürekli olarak İzmir‘deki sermaye çevreleriyle birlikte batık şirketler kurup kamu mallarını yağmalamasına ya da sermaye şirketlerinde görev yapan beyaz yakalı profesyonelleri transfer etmesine karşın emek cephesindeki sendika, konfederasyon, meslek odası, dernek, kooperatif ve platformlarla tek bir kez bile olsa da bir araya gelip kalıcı işbirlikleri oluşturmadığı, işçi ve emek cephesindeki bazı isimleri belediyede ya da kurduğu şirketlerde koltuk sahibi yaparak “satın almayı” tercih ettiği, onları koltuk, makam ve mevki sahibi yaparak kendi yanına çektiği, işçi ve emekçi cephesindeki çoğu örgüt ve kişinin de bu duruma itiraz etmediği görülüyor.

(1) https://www.a3haber.com/2023/11/16/baska-ne-mumkun/

(2) https://www.a3haber.com/2024/01/17/cesmedeki-hafta-sonu-mesaisi-gozlerinizi-yasartacak/

(3) https://www.a3haber.com/2023/11/22/yagma-hasanin-boregi-ya-da-baska-bir-tarim-mumkun/

(4) https://www.a3haber.com/2023/12/05/manda-yuva-yapmis-izmire-bedava-mi-sandin/

(5) https://www.a3haber.com/2023/12/12/temiz-enerji-mi-dediniz/

(6) https://www.a3haber.com/2023/12/25/protokol-imzalanmadan-15-gun-once-siparisi-vermis-ongoru-buna-denir/

İzmir Büyükşehir Belediyesi arpalıklarındaki son durum (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait şirketlerin yönetim kurullarında görev yapanları; yani, her yıl artan miktarlarda zarar eden şirketlerde hiçbir liyakat ilkesi dikkate alınmaksızın yönetim kurulu başkanı ya da üyesi olarak görevlendirilenleri sergilemeye çalıştığımız 30 Temmuz 2023 tarihli yazımızın üstünden tamı tamamına 5 ay 22 gün geçti ve 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak mahalli idareler seçimlerine de 2 ay 9 gün kaldı.

Bizse 5 ay 2 gün önce belirlediğimiz şirket arpalıklarındaki son durumun, seçimlere 2 ay 9 gün kala ne şekilde olduğunu merak edip, aradan gelen bu süre içinde kimlerin hani nedenle arpalık almaktan vazgeçtiğini ya da mevcut arpalıklardan pay almaya başlayan yeni isimlerin kimler olduğunu görüp sizlerle paylaşmak istedim.

Ama ondan önce İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin sayısı ile İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyesi şirketlerinin, her üç büyük metropolün nüfuslarını da dikkate alarak birbiriyle karşılaştırmak isterim:

Ülkemizin en büyük metropolü İstanbul‘un 2022 yılı nüfusu 15.907.951, Sayıştay‘ın 2022 yılı denetim raporuna göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedar olduğu belediye şirketleriyle bu şirketlerin hissedar olduğu şirketlerin toplam sayısı 30 ve şirket başına düşen nüfus miktarı 530.265 kişi.

Başkent Ankara‘nın 2022 yılı nüfusu 5.782.285, Sayıştay‘ın 2022 yılı denetim raporuna göre Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedar olduğu şirketlerle bu şirketlerin hissedar olduğu şirketlerin toplam sayısı 15 ve şirket başına düşen nüfus miktarı 385,486 kişi.

İzmir‘in 2022 yılı nüfusu 4.462.056, Sayıştay‘ın 2022 yılı denetim raporuna göre İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedar olduğu şirketlerle bu şirketlerin hissedar olduğu şirketlerin toplam sayısı 25 ve şirket başına düşen nüfus miktarı 178.482 kişi. Bu sayı, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Sayıştay denetimi sonrasında % 49 payla kurduğu İzgüneş Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘ni dikkate aldığımız takdirde 26’ya, kişi başına nüfus itibariyle 171.618 kişiye düşmüş durumda.

Üç büyük metropol belediyesinin sahip olduğu şirket sayılarını birbiri ile karşılaştırarak vermeye çalıştığımız bu genel bilgiden de anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet ettiği nüfus dikkate alındığında kurduğu ya da hissedar olduğu 26 şirket ile İstanbul ve Ankara‘ya göre daha az nüfusa hizmet eden şirket zengini belediye olma özelliği ile ön plana çıktığı görülecektir. Bu durumu başka bir anlatımla, İzmir Büyükşehir Belediyesi, hizmet ettiği nüfusa göre İstanbul ve Ankara‘dan daha fazla sayıda şirkete sahip bir holding olarak hizmet veriyor diye de ifade edebiliriz.

Aslında bu karşılaştırmayı her üç metropoldeki belediye şirketlerinin personel sayısını, bütçe ve bilançolarıyla yönetim kurulu başkan ve üyelerine ödenen huzur haklarını da dikkate alarak daha net bir karşılaştırma yapmak isterdik; ama bu şirketlerin neler yaptığını ya da yapamadığını kamuoyundan gizleyen “ticari sır” kavramı nedeniyle -ne yazık ki- yapamıyoruz.

Gelelim bu 26 şirketi tek tek inceleyerek 30 Temmuz 2024 tarihinden bu yana nelerin değiştiğini görmeye… Ancak ondan önce, bu kez yazdığım aşağıdaki yazı ve tablolarda, bir önceki yazımda ve o yazıya eklediğim tablolarda olduğu gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi yöneticisi olup şirket yönetim kurullarında görev alanları, belediyedeki görev ve unvanları ile değil, sadece “İBB” ibaresi ile tanımlayacağımı ifade etmek isterim. Çünkü belediye yöneticisi olan bu kişilerin görev yerleri, unvan ve görevleri devamlı değiştirildiği; hatta bazılarının hangi görevde hangi unvanla çalıştığı belli olmadığı için yazdıklarımın zaman içinde değişmemesi için adını verdiğim kişileri sadece “İBB” yöneticisi olarak tanımlayacağım.

Tabii ki verdiğim bu bilgilerde yanlışlık ya da eksiklikler olabileceğini baştan kabul etmek isterim. Zira çoğu belediye şirketinin İnternet sayfasında bize bu bilgileri tam ve doğru verecek olan “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü olmadığından ya da İZENERJİ İnternet sayfasında olduğu gibi olanlarda eksik ve yanlış bilgiler yer aldığından, bazen alınan kararların Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanıp resmileşmesi prosedürü geriden geldiği için, yapmış olabileceğim yanlışlık ya da eksikliği, yapacağınız uyarılar üzerine düzeltmeye hazır olduğumu belirtmek isterim.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in şirket yönetimine yerleştirdiği siyasi kadronun, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin kendisine verdiği yetkiyi belediye-şirket-kooperatif-taşeron şeklinde uzanan “saadet zinciri“ne devrettiği bu dönemde İZBETON‘un sermayesi bu dönemde 986.550.000 liradan 1.186.550.000 liraya çıkarılmış, diğer yandan da yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Ulaş Aydın ile İzmir Büyükşehir Belediyesi Seferihisar Koordinatörü Mehmet Gürhan Özata kendilerinden beklenen siyasi performansı sergileyerek Bayraklı ve Seferihisar‘dan belediye başkan aday adayı olmuşlardır.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in başkanlığındaki yönetim kurulunun geride kalan üyeleri ise İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde değişik düzeylerdeki görev yapan Barış Karcı, Orhan Sertaç Dölek, Belma Özeş, Levent İşler, Gürkan Erdoğan, Dr. Gaffar Karadoğan, Sevcan Tınaztepe, Burhan Ergül, Ahmet Ata Temiz, Birkan Acar ve Murat Yenigül ile Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunu serbest diş hekimi Mahmut Bahadır Elmacı şeklinde sıralanabilir.

Grand Plaza A.Ş. bu dönemde 80 milyon liralık zarar mahsubu yapmak amacıyla sermayesini önce 213.458.415 liradan 168.458.415 liraya indirip daha sonra da 248.458.415 liraya çıkarmıştır. Söz konusu şirketin bu şekilde zarar etmesine neden olan yönetim kurulu başkanı Hasan İkat Karşıyaka belediye başkan aday adayı olmak amacıyla yönetimden ayrılmış, yönetim kurulunun pek de tanımadığımız diğer üyeleri İsmail Hoca ve Boran Karabağlı ile bir dönem CHP il başkan yardımcısı olan Kemal Özdönmez; ayrıca, deprem konutları yapımında edindiği bilgi ve deneyimi otelcilik, turizm ve yeme-içme sektörüne sunan (!) İZDEDA, İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği genel sekreteri Aytekin Keskin de yönetim kurulu üyeliklerinden ayrılmıştır.

Yönetim kurulu başkan vekili olarak görev yapan belediye yöneticisi Hakan Öztürk başkanlığındaki yönetim kurulunun bugünkü üyeleri ise belediye yöneticileri Özgür Ozan Yılmaz, Güzin Özbaş, Yavuz Uçar, Hülya Şahin, Mihriban Yanık, Mete Güzelocak, İsmail Derse, Hüseyin Gürbüzer, Filiz Yücesoy Delibaşlar, araştırmacı ve yazar Yaşar Ürük ve Fatih Özkurt, şehir plancısı Ali Süha Sabuktay ile “Tunç Soyer’in taziye temsilcisi” olarak anılan Mustafa Yıldız‘dır..

Eski adı Ünibel A.Ş. olan bu şirkette, aradan geçen zaman içinde yönetim kurulu başkanı Ayhan Balıkçı ile Selçuk belediye başkan aday adayı olan başkan vekili Şerafettin Budak ve Buca belediye başkan aday adayı olan Ali Hıdır Uludağ görevlerinden ayrılmıştır. Ayhan Balıkçı‘nın görevden ayrılma nedeni bilinmemektedir.

Yönetim kurulu başkan vekili ve belediye yöneticisi Kader Sertpoyaz başkanlığındaki yönetim kurulunun diğer üyeleri ise belediye yöneticisi Çağrı Çelik, Kerem Girişken, Tamer Nurgöz, Mustafa Ceyhun Minareci, İbrahim Gürbüz ve Serap Gül‘dür.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana geçen zaman daha önce yönetim kurulu üyesi olan Bornova belediye başkanı ve Aziz Kocaoğlu döneminin İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan vekili Süleyman Sırrı Aydoğan ile gazeteci ve yazar Eren Aysal Yığcı yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmışlardır.

ESHOT genel müdürü Erhan Bey‘in başkanlığını yaptığı yönetim kurulunun mevcut üyeleri belediye yöneticileri Ertuğrul Tugay, Yücel Erten ve İlyas Özgüven ile Yapı Kredi Yayınları‘nın eski yayın yönetmeni reklamcı Raşit Çavaş, eski sinema eleştirmeni Vecdi Sayar, Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Serhan Ada, emekli eğitimci ve siyasetçi Aytekin Sözen, Çiğli Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin üyesi, eski kültür bakanı Burhan Suat Çağlayan‘dır.

30 Temmuz 2023’den bu yana bu şirketteki tek değişiklik, yönetim kurulu başkanı Kerim Özer‘in bir kez daha Bayraklı‘dan belediye başkan aday adayı olması nedeniyle görevinden ayrılmasıdır. Onun dışında geriye kalan İBB yöneticileri Hamdi Ziya Aydın, Turgay Akkaya, Ali Celal Ergin, Tülay Yılmaz, Melek Ünlü ve Semih Kök, Muş, Bulanık ilçesine bağlı Sarıpınar Belediyesi‘nin eski başkanı Deniz Ateş ile “vazgeçilemez olma hali” nedeniyle yıllardır yönetim kurulu üyesi olan Azimet Gürbüz ile gazeteci olarak bildiğimiz Hasan Erel‘in “murahhas üye” olarak göreve devam ettikleri görülmektedir.

Yönetim kurulu üyelerinin yerini muhafaza etmesi açısından en istikrarlı belediye şirketi anlaşılan o ki, İZFAŞ‘tır. Yine zararla anılan bu şirkette Tunç Soyer yönetim kurulu başkanı, belediye yöneticileri Ali İhsan Özgürman, Şahin Beygu ve Şule Kök Yıldırım, belediye dışı kontenjandan Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi, Mahmut Özgener, SODEM avukatı Canan Karaosmanoğlu Alıcı, DİDER başkanı Ahmet Güler ve EgedeSonSöz isimli internet gazetesinin yazarı Osman Tayfun Maro uluslararası fuarcılık konusundaki engin bilgi ve birikimleriyle yönetim kurulu üyesi olarak yerlerini koruyorlar ve huzur haklarıyla diğer ödentileri, özellikle de seyahat masraflarını almaya devam ediyorlar.

Yıllardır büyük boyutlarda zarar edip en nihayetinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden sefer başına para alarak ayakta durmaya çalışan İZDENİZ‘de, yine kendi cemaatinin desteğini alarak seçilecek olan yönetim kurulu üyesi Ulvi Puğ seçimlerde belediye meclis üyesi aday adayı olmak amacıyla ayrılmış durumda. Onun dışındakiler ise; yani MTS Denizcilik şirketinin ortağı olan Osman Hakan Erşen yönetim kurulu başkanlığına, belediye yöneticileri Aysel Özkan, Övünç Özgen, Necdet Evrim Eryılmazlı, Kadir Yıldız, Arif Kutsi Güder, Öner Özer, Banu Dayangaç, Sezer Hakan Alpsoykan, Serdar Sadi, Ferit Çağlar ve Ali Kılıç yönetim kurulu üyesi olarak huzur haklarını almaya devam ediyorlar.

Devamlı zararla ve şikayetle anılan bu şirketin yönetim kurulu üyesi Muzaffer Ayhan Kara ise, “lüzumsuz üye olma” halini sürdürdüğü bu süreçte, muhtemelen 2019 yılında yaptığı gibi Tunç Soyer‘in tivitlerini (pardon, artık bundan böyle X diyeceğiz) biriktirerek ikinci bir e-kitap yapma çalışmalarını sürdürüyordur.

30 Temmuz 2023’den bu yana sermayesi 298.000.000 liradan 668.000.000 liraya çıkarılan şirketin yönetim kurulundaki tek değişiklik, yönetim kurulu üyesi Melih Yalçın‘dan ayrılması nedeniyle boşalan koltuğa belediye yöneticisi Bayram Köse‘nin eklenmiş olması. Onun dışında kalan Sönmez Alev yönetim kurulu başkanlığına, Raif Canbek yönetim kurulu başkan vekilliğine, belediye yöneticileri Türkan Özgür, İsmail Duran, Hakan Uzun, Vahyettin Akyol, Gökhan Daca, İlker Kozan ve bir zamanlar Bornova belediye başkanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan vekilliği yapan Süleyman Sırrı Aydoğan halen yönetim kurulu üyeliği görevini sürdürüyorlar.

Diğer şirketlerde karşımıza çıkan, ilerde bir gün; özellikle de yerel seçimlerde ya da milletvekilliği seçimlerinde aday olabilmesi için bir belediye şirketinin yönetim kurulu başkanlığı ya da üyeliği koltuğuna oturtularak beslenenlerin vakt-i zamanı geldiğinde aday olarak o koltuğu terk etmesi olayına kısa adı olan Egeşehir olan bu şirkette de rastlıyoruz. Bir zamanlar İzmir milletvekili ve genel başkan yardımcılığı koltuğuna oturup yakın zamanda CHP İstanbul il başkanı Canan Kaftancıoğlu ile birlikte davranan Zeynep Altıok‘un vakt-i kerahatinde boşalan koltuğu Sabit Ateş tarafından doldurulmuş durumda.

Sabit Ateş, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 21 Mart 2022 tarih, 10549 sayılı 10541 sayılı 31 Mart 2022 tarih, 10541 sayılı nüshalarındaki iki ayrı ilama göre Buca‘da ikamet eden Melih Arayan tarafından 21 Mart 2022 tarihinde 100.000 liralık sermaye ile kurulan Santim Makina İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘ni aradan 10 gün geçtikten sonra; yani 31 Mart 2022 tarihinde, -her ne olduysa- devralan ve gazeteci Erhan Gülenç‘in Yeni Asır Gazetesi‘nin 27 Ekim 2022 tarihli nüshasındaki yazısındaki iddiaya göre devraldığı bu şirket ile İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZTARIM ve Grand Plaza şirketlerinden ihaleler almaya başlayan Santim Makina İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘nin tek ortağı. Anlaşılan o ki, böylelikle alıcı ile satıcının aynı masa çevresinde bir araya geldiği bir yönetim kurulu oluşturulmak istenmiş. (1)

Egeşehir‘in şu anki yönetim kurulu Tunç Soyer‘in BAL‘lı arkadaşı olup aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü‘nün başkanlığını yapan Ersan Odaman‘ın başkanlığında belediye yöneticileri Candan Dipli, ÖMer Güngörmüş, Kemal Kılıç, Hakan Orhunbilge, Tarık Ada, Mehmet Anıl Kaçar ve Ayten Başaran ile MTU Mimarlık şirketinin sahibi Erdal Kemahlıoğlu, EPŞ şirketinin sahibi Temel Yakşi ve Santim Makina Ltd. sahibi Sabit Ateş‘den oluşuyor.

30 Temmuz 2023’den bu yana sermayesini 2 Milyar liradan 2 Milyar 550 Milyona çıkaran şirketin yönetimindeki tek değişiklik eski Kültür ve Sanat Dairesi, yeni Ulaşım Dairesi Başkanı Kadir Efe Oruç‘un şirketin yönetim kurulu üyesi olması, Kadir Efe Oruç‘un bu göreve gelebilmesi için de genel sekreter yardımcısı Özgür Ozan Yılmaz‘ın yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmasıdır.

İZBAN yönetim kurulu şu an itibariyle yönetim kurulu başkanı olarak Raif Canbek, yönetim kurulu üyeleri olarak İBB adına Mehmet Oğuz Ergenekon, Kadir Efe Oruç, Sönmez Alev, TCDD adına Mehmet Rahmi Gül, Hacer Eke, Cemal Yaşar Tangül ve Mehmet Seçkin Mutlu‘dan oluşmaktadır.

Tunç Soyer‘in birinci dereceden makbul danışmanı Güven Eken‘in kontrolündeki bu şirketteki tek değişiklik bir zamanlar İZSU Strateji Geliştirme Dairesi başkanı iken -her ne sebeple olursa olsun- APİKAM‘a gönüllü gitmeyi tercih ettiğini söyleyen Özgür Akkavak‘ın koltuğunu Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı Ceren Umay‘a bırakmasıdır.

Bu değişiklikle birlikte İZDOĞA‘nın yönetim kurulu, Güven Eken‘in başkanlığında belediye yöneticileri A. Suphi Şahin, Lütfi Ünal, Hatice Gökçe Başkaya, Cemal Mete ve Şevket Meriç‘le AKP‘ye yakınlığı ile bilinen “Kemalpaşalılar Grubu“na dahil olduğunu söyleyen elektrik mühendisi Muzaffer Salih Ertan, Kadıköy eski belediye başkanı Selami Öztürk ve İYTE öğretim üyesi şehir plancısı Koray Velibeyoğlu‘ndan oluşmaktadır.

Belediyenin taşeron şirketi olarak tanınıp bilinen İzenerji yönetimindekilerin kim olduğu ise biraz karışıktır. Zira İzenerji‘ye ait İntermet sayfasının “Yönetim Kurulu” bölümünde Ali Ercan Türkoğlu yönetim kurulu başkanı, Alim Murathan yönetim kurulu başkan vekili, Gülfem Saydan Sanver, Haluk Karabulut, Kader Sertpoyraz, Nefise Meltem Turgut, Tayfun İlhan, Yağmur Han Şenel ve Yusuf İncili‘nin yönetim kurulu üyesi fotoğrafları konulup özgeçmişleri yazılarak belirtildiği halde, aynı İnternet sayfasının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde bu isimlere ek olarak Figen Seyis‘in ve Alper Kalaycı‘nın adı geçmektedir.

Diğer yandan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 11 Nisan 2023 tarih, 10809 sayılı, 25 Nisan 2023 tarih, 10818 sayılı ve 21 Temmuz 2023 tarih, 10876 sayılı nüshalarında yayınlanan bu şirkete ait son üç ilamda Ali Ercan Türkoğlu yönetim kurulu başkanı, Alim Murathan yönetim kurulu vekili, Ayşe Arzu Özçelik, Figen Seyis, Gülfem Saydan Sanver, Haluk Karabulut, Kader Sertpoyraz, Tayfun İlhan, Yusuf İncili, Hasan Tahsin Kocabaş ve Nefise Meltem Turgut yönetim kurulu üyesi olarak gözükmektedir. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanmış ilamlarda adı geçmeyen kişilerin yönetim kurulu üyesi olarak kabulü halinde, bu isimlerin katılımıyla alınan kararlar Ticaret Hukuku hükümlerine göre geçersiz olup hukuki birçok soruna yol açacağından yönetim kurulu üyelerinin değişimine ilişkin kararların bir an önce Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayınlanarak bu yanlışlığın giderilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan henüz resmileşmemiş olan yeni yönetim kurulu üyelerinden Alper Kalaycı‘nın ENSİAD – Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği yönetim kurulu başkanı olduğu, belediye yöneticisi Yağmur Han Şenel‘in ise daha önce Karşıyaka Belediyesi‘nin Kent A.Ş.‘nde yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı belirlenmiştir.

Devam Edecek…

(1) https://www.yeniasir.com.tr/yazarlar/erhan-gulenc/2022/10/27/emekli-hemsirenin-marifeti-ve-santimin-ihale-patlamasi

İzmir’in unutulan sanatçıları 27 – John Dabour

Ali Rıza Avcan

İzmir’in unutulan sanatçıları” başlıklı yazı dizimizin 27. bölümünde ele alıp hatırlatmaya çalışacağımız portre ve natürmort ressamı da İzmir doğumlu olmakla birlikte ne zaman Fransa‘ya gittiği bilinmeyen bir sanatçı. Neyse ki, kendisiyle ilgili bir çok şeyi bilmemekle birlikte fotoğraflardan yaptığı portre tablolar ve az da olsa natürmortları bizlerle birlikte. Ama yine de, yaptığı tablolarda İzmir‘den ve doğduğu topraklardan tek bir iz, tek bir ses yok…

19. ve 20. yüzyılda Batı emperyalizminin sömürdüğü bir coğrafyanın kozmopolit kenti olarak öne çıkan İzmir‘de komprador burjuvazinin temsilcisi olarak doğup yaşamak ya da buraları kolaylıkla terk edip hatırlamamak ve üstüne üstüne gittiği topraklardaki iktidar sahiplerinin portrelerini yapmak…

Gidenin hatırlamaması, terk edilenin de gideni hatırlamaması…

Bu yazı dizisi nedeniyle tespit ettiğimiz önemli bir nokta da bu olsa gerek, İzmir‘in, hatırlanmak ya da hatırlamakla ilgili bir vefa sorununun olmaması…

John Dabour, 1837 yılında İzmir’de -büyük olasılıkla- Fransız bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Nitekim 1891, 1893, 1894, 1895 ve 1896 tarihli İzmir ticaret yıllıklarında Dabour soyadını taşıyıp Frenk Caddesi’nde kuyumculuk, mücevhercilik, deri tüccarlığı ve ayakkabı tedarikçiliği yapan Napoléon Dabour, G. Dabour, gibi isimlere ait bilgi ve ilanlara rastlanmaktadır. (1, 2, 3, 4, 5)

1894 Annuaire des commerçants de Smyrne, 1895 Indicateur des Professions Commerciales et Industrielles de Smyrne, Jacob de Andria.

Sanat yaşamında daha çok yaptığı portrelerle bilinen John Dabour, Paris‘deki École des Beaux-Arts (Güzel Sanatlar Okulu)’ta aldığı sanat eğitiminin ardından Philippe Auguste Jeanron (1809-1988)’un Paris’teki atölyesinde çalışmış, 1870’te Amerika Birleşik Devletleri‘nin Maryland eyaletindeki Baltimore şehrine göç etmiş ve burada evlenmiştir. Bir portre sanatçısı olarak ünlenen ve dönemin yetenekli ressamları arasında adı geçen Dabour’un modelleri genellikle ABD savaş bakanı ve Pensilvanya senatörü Simon Cameron (1799-1889), Maryland senatörü ve valisi James Black Groome (1838-1893), Konfederasyon Ordusu komutanı ve Washington College yöneticisi general Robert E. Lee (1807-1870), Konfederasyon Ordusu genelkurmay başkanı, yazar ve işadamı William Tecumseh Sherman (1820-1891), Enoch Pratt Kütüphanesi kurucusu işadamı Enoch Pratt (1808-1896), büyük Mason üstadı işadamı Thomas J. Shryock (1851-1918), ile Fransa imparatoru Napoleon Bonaparte (1769-1821)’nin en küçük kardeşi Jérôme Bonaparte (1780-1860) ile Elizabeth Patterson Bonaparte (1785-1879)’nun oğlu ve Maryland Kulübü yöneticisi Jérôme Napoléon Bonapart (1805–1870) gibi başpiskopos, senatör, vali ve general gibi öne çıkan kişiler olmuştur.

1880’lerin başlarında daha geniş bir sanat pazarı bulma amacı ile New York’a taşınan ressam, Baltimore ile ilişkisini hiç koparmamış, sık sık ziyaret ederek portre çalışmalarını burada da sürdürmüş, Fransa’da Akademi’nin 1878, 1879, 1882 ve 1892 sergilerine katılmıştır. Eserleri Smithsonian National Portrait Gallery ile Maryland Tarih Derneği‘nin daimi koleksiyonlarında yer almaktadır.

1905 yılında New York‘ta 68 yaşındayken yaşamını yitiren sanatçının ölüm haberini veren gazeteler, birçok devlet adamının ve sosyal yaşamın öne çıkan kişilerinin portrelerini yapan John Dabour’un John, Emma ve Alice adlı çocuklarından söz etmekte, Emma Dabour’un da babası gibi bir portre ressamı olduğunu belirtmektedir.

…………………………………………………………………………………………………

(1) 1893 Annuaire des commerçants de Smyrne, s.60.

(2) 1894 Annuaire des commerçants de Smyrne,

(3) 1895 Indicateur des Professions Commerciales et Industrielles de Smyrne – Jacob de Andria.

(4) 1896 Indicateur des Professions Commerciales et Industrielles de Smyrne – Jacob de Andria.

(5) 1891 Commercial Guide, http://www.levantineheritage.com/docs/1981-Commercial-Guide-George-Poulimenos.xls

Yararlanılan Kaynaklar

Daşçı, S., “19. Yüzyılda İzmir’de Dünyaya Gelen Bazı Gayrimüslim Sanatçılar ve Sanatsal Etkinlikleri Hakkında Bir Değerlendirme, Sanat Tarihi Dergisi, Cilt XX, Sayı 2, Ekim 2011, s. 27-44.

David B. Dearinger (Ed.), Paintings and Sculpture in the Collection of the National Academy of Design 1826-1925, C. I, New York, s. 141;

Marlyland Historical Magazine, Volume XLII, Baltimore, June1947, No.2, s. 131, 135.

http://www.salmagundi.org/john-dabour-1837-1905-nm/

Weston, L., “Art and Artists in Baltimore, Maryland Historical Maganize, Vol. XXXIII, September 1938, No.3, s. 224.

John Dabour (1837-1905), İkinci imparatorluk balkonundaki çocuk, 1872, Pastel, 76,4X63,5 cm.
John Dabour (1837-1905), Kadın portresi, Tuval üzerine yağlıboya.
John Dabour (1837-1905), Robert Edward Lee, 1871, National Portrait Gallery, Smitsonian,, Washington.
John Dabour (1837-1905), Bendann’ın portresi, 1872, Tuval üzerine yağlıboya, 28,5X22 inç.
John Dabour (1837-1905), Kadın portresi (ön yüz), 1895.
John Dabour (1837-1905), Kadın portresi (arka yüz), 1895.
John Dabour (1837-1905), 28X23 inç.
John Dabour (1837-1905), İşadamı Robert Livingston Cutting (1812-1887).
John Dabour (1837-1905), Savaş bakanı ve Pensilvanya senatörü Simon Cameron, 1871.
John Dabour (1837-1905), Şapkalı Beyefendi, Dr. Alexander Garden (1730-1791), 1889, Kağıt Üzerine Pastel, 88,6X55,9 cm.
John Dabour (1837-1905), Amerikalı yayıncı Arunah Shepherdson Abell (1806-1888), 54X38,5 inç, 1871. Maryland Tarih ve Kültür Merkezi.
John Dabour (1837-1905), Rochester Üniversitesi’nin bağışçısı Azariah Broody.
John Dabour (1837-1905), Boston Halk Bahçesi, Tuval üzerine yağlıboya, 1876, 44,4X72,3 cm.
John Dabour (1837-1905), Dr. Charles Frick (1823-1860), 1899, Yağlıboya, 76,2X63,5 cm.
John Dabour (1837-1905), Dr. John Hawkins Patterson.
John Dabour (1837-1905), Dr. Mortimer Harvie Jordan, Birmingham, Alabama.
John Dabour (1837-1905), Enoch Pratt.
John Dabour (1837-1905), Francis Thompson King.
John Dabour (1837-1905), Kağıt üzerine kurşunkalem, 46,8X41 cm.
John Dabour (1837-1905).

Kamu zararına yol açan bedava otopark ve karavanlar…

Ali Rıza Avcan

Değişik marka ve modeldeki otomobil fiyatlarıyla bu araçlara ait vergilerin milyonlarla ifade edildiği günümüz tüketim toplumunda karşımıza çıkan yeni ve pahalı başka bir alışkanlığı, daha doğrusu yine birilerine keyif verirken kentte yaşayan bizlere yeni sorunlar yaratan, yarattığı otopark sıkıntılar nedeniyle yeni mali yükler getiren zenginlerin yeni bir oyuncağını gündeme getirmek istiyorum:

Motorsuz olduğu için diğer bir araçla çekilen karavanlar, minik ev (tiny house) olarak tanımlanan ve minimalist yaşam felsefesinin sadelik anlayışıyla tasarlanan, genellikle doğa ile iç içe bir yaşam sürmek isteyenlerin tercih ettiği; küçük boyutlu, işlevsel küçük ev modelleri ve bütün bu araçların en büyüğü olarak karşımıza çıkan sabit ya da mobil konteyner evler…

Karavan, “tiny-house” ve konteyner evler…

Ev yaşamını deniz kıyısında, dağda bayırda, doğanın içinde, hiçbir sabit konaklama tesisine bağlı olmaksızın ve konaklama için herhangi bir ödeme yapmaksızın tatil yaparcasına keyif sürme arzusundan kaynaklanan bu araçlar bugün burada, yarın orada olma gibi göçmen bir yaşamı mümkün kıldığı için, çoğu kez gelir düzeyi yüksek varlıklı kentli kesimlerle okumuş beyaz yakalıların amatör heveslerini tatmin ediyor.

Hatta bu yeni heves ya da alışkanlığın, değişik cins ve fiyatlardaki karavanları seçmeyi konu alan televizyon dizilerinin Bloomberg, TLC ya da DMAX gibi televizyon kanallarında yayınlanması suretiyle olası tüketicileri özendirip teşvik ettiğini, diğer yandan da bu tür karavan, minik ev (tiny-house) ya da konteynerlerde kullanılan farklı araç ve gereçlerin satış pazarlaması ile ayrı bir sektörün yaratıldığını söyleyebiliriz.

Ancak bu motorlu ya da motorsuz araçların hem kentlerdeki hem de gittikleri yerlerdeki varlıkları, taşıt araçlarının parkından kaynaklanan sorunlara ek olarak yer yer ve zaman zaman daha önce karşılaşılmamış yeni sorunların çıkmasına neden oluyor. Aynen insanın hareketliliğini arttırdığı iddia edilen e-scooter kullanıcılarıyla motosiklet ya da bisiklet kullanıcılarının yarattığı yeni sorunlar gibi…

Bilindiği üzere, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri ve İmtiyazları” başlıklı 15. maddesinin (p) fıkrası hükmüne göre, “kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek“ belediyelerin yetki ve imtiyazında bulunmakta olup; bu yetki ve imtiyaz, büyükşehir belediyelerinde 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu‘nun “Ulaşım hizmetleri” başlıklı 9. maddesi ve bu maddeye göre düzenlenen “Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği” uyarınca Ulaşım Koordinasyon Merkezleri (UKOME) eliyle kullanılmaktadır. Bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi, kurulduğu 14 Temmuz 2004 tarihinden bu yana aldığı binlerce kararla İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki araç park yerlerinin yer ve sayısını belirlemektedir.

Karşıyaka sahilindeki denize nazır otoparklardaki karavanlar, 28 Mayıs 2023.

Belediyelere verilen bu yetki ve imtiyazların kullanımı İzmir‘de İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME)‘ne ait olup, 2004 yılından bu yana kent içindeki park yeri ve sayılarıyla ilgili binlerce karar alınıp uygulanmasına; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından “İzmir Büyükşehir Belediyesi Otopark Yönetmeliği Uygulama Esasları” ve “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kıyı ve Sahil Şeridi, Yol, Meydan ve Yeşil Alan Yetki ve Görev Uygulama Yönetmeliği” ismiyle iki ayrı yönetmelik düzenlenmiş olmasına karşın; bugüne kadar mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait araç otoparklarının kullanım esas ve usullerine ilişkin herhangi bir yönetmelik düzenlemesi yapılmadığı görülmektedir. Çünkü bu otoparklar, hem büyükşehir hem de ilçe belediyelerinde ticari bir anlayışla belediye şirketlerine verilmekte ve araç otoparklarıyla ilgili her türlü düzenleme bu şirketler tarafından yapılmaktadır.

Öte yandan Danıştay‘ın değişik tarihlerde aldığı kararlarda da belirtildiği üzere, trafiğe tahsis edilmiş olan cadde ve sokakların kenarında park eden araçlardan, park edilen alan trafiği engellediği ve araçların buraya girişi, çıkışı ve güvenli bir şekilde park edebilmesi için gerekli park işaretlemeleri yapılmadan park ya da işgal ücreti alınamayacağı da bilinmektedir.

İzmirlilerin şikayeti üzerine zabıta marifetiyle gerçekleştirilen çözümden uzak müdahaleler… 28 Mayıs 2023.

Ancak bütün bunlara rağmen, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerine ait birçok araç parkı kamu kaynakları kullanılarak inşa edildiği, giriş ve çıkışları belirlenip araçların park etmesini kolaylaştıran park yeri işaretleri konulduğu halde, buralarda park eden araçlardan hiçbir ücret talep edilmemekte, bu parklara bu işi yapmak üzere bir görevli verilmemekte ya da ücret tahsilatını sağlayacak bir sistem geliştirilmemektedir. Özellikle de yol kenarlarında ya da mahalle aralarında yapılan yeşil alanların, parkların içinde veya mevcut kaldırımların daraltılması, hatta yok edilmesi suretiyle sırf bu amaçla yaratılan otoparklarda yıllarca park eden araçlardan hiçbir ücret alınmamakta, bu nedenle de belediye eliyle yaratılmış bu sahipsiz otoparklar motorlu ya da motorsuz karavanların, minik evlerin ve konteynerlerin park yeri olarak kullanılmaktadır. İşte o nedenle, kamu kaynakları kullanılarak motorlu araç sahiplerine sunulan bu tür “bedava” otoparklar araç sahibi olmadığı halde düzenli olarak vergilerini ödeyip kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getiren hemşerilerin aleyhine, karavan, minik ev ve konteyner sahiplerinin de lehine olacak şekilde kullanılmakta; böylelikle mevcut kamu zararının daha da artmasına neden olunmaktadır.

Her ne kadar 2022 yılı Kasım ayında İnciraltı Ormanı‘ndaki 259, 28 Mayıs 2023 tarihinde de Karşıyaka sahilindeki 122’si çekme, 52’si motorlu olmak üzere toplam 174 adet karavanın zabıta eliyle toplanarak belediyenin gösterdiği alanlara götürüldüğüne ilişkin belediye basın bültenleriyle gazete haberlerini görsek de okuduğumuz haberlerde belediyenin bu karavanlar için “ücretsiz“; yani, “bedava” park alanlarının belirlendiğine ilişkin bilgiler, bu işin yine araç sahiplerinden ücret almaksızın geçiştirildiğini göstermektedir. (1, 2, 3)

“Bedava” parklardan bir örnek: Karşıyaka, Yalı Mahallesi 6484 sokaktaki Manolya Parkı.

Bu durumda da, milyonlarca lira verilerek alınan özel taşıtlar, kendilerine belediyeler tarafından bağışlanan bu bedava otoparklardan yararlanarak tüm cadde, sokak ve parkları doldurarak araç sahibi olmayan yurttaşların aleyhine bir durum yaratmakta, “bedavacı ayrıcalıklı yurttaş” olmanın tadını sonuna kadar çıkarmaktadırlar. Hele ki, TÜİK’in 2023 Kasım ayı verilerine göre 2022 yılı nüfusu 4.462.056 olan İzmir’de, trafiğe kayıtlı araç sayısının 1.785.932, bu araçlara sahip kişi sayısının da toplam nüfusun 40,03’ünü oluşturduğunu öğrenip geriye kalan 2.676.124 kişinin; yani, % 59,97’sinin araç sahibi olmadığını düşündüğümüzde…

İşte o nedenle, 2023 Kasım ayı itibariyle İzmir’deki 1.785.932 taşıt aracına park yeri bulmak zorunda olup bulamayan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin bu sayının üstüne eklenecek binlerce motorlu ya da motorsuz karavanı, “tiny-house“u ve konteyneri düşündüğümüzde; hem mevcut araç otoparkı kapasitesinin yetmediğini, hem de giriş ve çıkışı düzenlenip otopark çizgileri çizilen bedava otoparkların kamuyu nasıl bir gelirden ettiğini düşündüğümüzde…

Öte yandan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Otoparklar” başlığını taşıyan 37. maddesi ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümlerine göre, her düzeydeki imar planlarının düzenlenmesinde beldenin ve bölgenin koşulları ile gelecekteki ihtiyaçları göz önünde tutularak gerekli olan yeşil alanlarla otopark yerlerinin ayrılması gerekmekte olup; imar planlarının yapılıp kabul edilmesi ile ilgili süreçlerde motorsuz karavanlar, “tiny-house“lar ve konteynerler dikkate alınmadığı için zaten 1.785.932 adet motorlu taşıt aracına yetmeyen otoparkların bu yeni oyuncaklara yetmeyeceği ortadadır.  

Diğer yandan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Tanımlar” başlığını taşıyan 3. maddesi  “kamp taşıtı” olarak tanımladığı karavanları, “yük taşımasında kullanılmayan; iç dizaynı tatil yapmaya uygun teçhizatlarla donatılmış, hizmet edebileceği kadar yolcu taşıyabilen motorlu taşıt” olarak kabul edip, motorlu olmayan çekme karavanları, “tiny-house“ları ve konteynerleri kanun kapsamı dışında bıraktığı için kanun kapsamında olmayan bu araçların motorlu kara taşıtları için yapılan otoparklara almak, hele ki bunlardan herhangi bir şekilde ücret almamak motorlu araç, motorlu karavan, motorsuz çekme karavan, “tiny-house” ve konteyner sahipleriyle hiçbir şekilde bu araçlara sahip olmayan büyük çoğunluk arasındaki eşitsizliği ve adaletsizliği daha da büyütecek, zaten mevcut olan kamu zararını daha da arttıracaktır.

İlgili madde ve diğer kanun ve yönetmelikler uyarınca planların yapılmasında ve kentleşmeye esas imar planlarının düzenlenmesinde esas olarak alınan bölge nüfusuna ve yapılaşmaya esas yeşil alan ve otopark alanlarının hesaplanması ve tasarlanması noktasında öngörülmeyen çekme karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin geçici ya da uzun süreli konaklama amacıyla kullanımı, bölgede yerleşik düzende yaşayan yurttaşlara ait diğer taşıt araçlarının parkı açısından sıkıntılara neden olacağı için bu araçların zabıta marifetiyle toplanıp yine ücretsiz parklara yerleştirilmesi uygulamasından vazgeçilerek İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki tüm otoparkların nasıl işletileceğine ilişkin bir yönetmeliğin düzenlenmesi, bu yönetmeliğin kapsamına yeşil alan ve parkların içine ya da kenarına yapılarak bedelsiz kullanılan otoparkların da dahil edilmesi, tüm araçlarla yazımızın konusunu oluşturan motorlu ya da motorsuz tüm karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin şahsın birinci, ikinci, üçüncü araç sahibi olup olmadığına bakılarak kademeli olarak ücretlendirilmesi, karavan, “tiny-house” ve konteyner evlerin parkına ayrılan alanların yerleşim yerlerinin dışında seçilmesi yerinde ve doğru olacaktır.

14 Ocak 2024 tarihinde yazarak ifade etmeye çalıştığımız bu sorunu yerinde görmek amacıyla, genellikle motorlu ya da motorsuz karavan, “tiny house” ve konteyner ev sahiplerinin oturduğu Atakent, Şemikler, Mavişehir ve Bostanlı gibi sosyo-ekonomik durumu yüksek mahallerinde, özellikle de Karşıyaka sahilinde yaptığım gezide fotoğraf çektiğim noktaları gösteren Google Earth görüntüsü ile onu izleyen aşağıdaki fotoğraflar, bu sorunun belediye zabıtası marifetiyle çözümlenmekten uzak olduğunu ve otoparklardaki işgalin halen devam ettiğini açık bir şekilde göstermektedir. Hatta karavana dönüştürülmüş koskocaman bir otobüsün bir somut gerçeğe dahil edildiğini dikkate aldığımızda…

Bostanlı-Atakent-Mavişehir hattındaki otoparklarda halen kışlamakta olan karavanları haritada işaretlediğimiz 6 ayrı noktada görebilirsiniz…
4. Nokta: Atakent önünde, Bostanlı Pazar Yeri’nin arkasındaki otopark…
4. Nokta: Karavana dönüştürülmüş otobüs… Acaba işgal ettiği yere kaç adet otomobil park edebilir?
3. Nokta: Karşıyaka Belediyesi’nin boşuna ve sonuçsuz çabası… Zira, Karşıyaka Belediyesi’nin “Bu alana karavan park etmek yasaktır. Karavanlarınızı kaldırmanız rica olunur” afişin asıldığı yerin 100 metre ötesinde onlarca karavan park etmiş durumda…
2. Nokta: Atakent Venedik Evleri arasındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
1. Nokta: Yalı Mahallesi, 6440/1 sokakta belediye tarafından düzenlenen yeşil alanda park etmiş olan motorsuz karavan…
5. Nokta: Bostanlı Deresi ağzındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
6. Nokta: Bostanlı Balıkçı Barınağı arkasındaki yaya yoluna park etmiş karavanlar…

Bütün bu yazıp çizdiklerimle dışarda yaşanan mevcut durumu fotoğraflarla sergileyip gösterdikten sonra çözümlendi sanılıp çözümlenmeyen bu sorunun gerçekten çözümlenmesi için görevli, yetkili ve sorumlu olanların bir şeyler yapılması gerekiyor… İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri ile birlikte belediyelerin ya da belediye şirketlerinin elindeki tüm otoparkların, otopark niteliğindeki bulvar, cadde ve sokak kenarındaki ya da yeşil alan, park içindeki tüm otoparkların düzenlenecek bir yönetmelikle disiplin altına alınması, yönetmelik uygulamasının her bir otoparkta otomatik sistemlerle ya da görevlilerle takip edilmesi, bu düzenlemede aynı şahsa ya da kuruma ait birden fazla araç olması durumunda ücretin kademli olarak arttığı bir tarifenin uygulanması, motorsuz karavan, “tiny house” (minik ev) ve konteynerlerin kesinlikle bu otoparklara alınmayarak bu tür araçlar için yerleşim alanı dışında ücretli parkların açılması…

Düşünmesi, araştırıp incelemesi ve önermesi bizden; bu önerilerden yararlanarak uygulaması ise belediye başkanlığı ve meclis üyeliği koltuğunu elinde bulunduranlarda ya da bu koltuklara aday olanlarda olsun diyelim…

…………………………………………………………………………………………………………………

(1)Karşıyaka’da karavan işgaline müdahale“, https://www.izmir.bel.tr/Haberler/karsiyaka-da-karavan-isgaline-mudahale/48557/156

(2)İzmir Büyükşehir Belediyesi Karavanlara Yer Buldu“, https://gelismeler.com.tr/genel/izmir-buyuksehir-belediyesi-karavanlara-yer-buldu

(3)İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Karavan Parklarına Düzenleme!“, https://www.kampyerleri.org/izmir-buyuksehir-belediyesinden-karavan-oarklarina-duzenleme/

İzmir’in unutulan sanatçıları 26 – Henry John van Lennep

Ali Rıza Avcan

İzmir’in unutulan sanatçıları” adını verdiğimiz yazı dizimizin bugünkü 26. bölümünde sizlere ilginç bir İzmirli‘yi tanıtmak istiyorum. Daha doğrusu, yaşadığı dönemde İzmir‘i ve Anadolu‘yu çoğumuzdan; hatta bu topraklara hükmeden Osmanlı sultanı ve saray çevresinden daha fazla araştırıp tanıyan Hollanda kökenli bir Levanten‘den söz etmek istiyorum.

Ama ondan önce size yıllar yıllar önce, Safranbolu Belediyesi‘ni denetlediğim 1989 yazında Safranbolu ve yakın çevresinin tarih ve arkeolojisiyle kültürünü öğrenmek amacıyla hafta sonlarında yaptığım gezilerde kendimi bilgi açısından yeterli bulmadığım için bir hafta sonu İstanbul‘a giderek ziyaret ettiğim Beyazıt Kütüphanesi‘nde karşıma çıkan bir kitap nedeniyle yaşadığım şaşkınlığı anlatmak isterim.

Sözünü etmeye çalıştığım o kitap, kütüphaneye 1. Dünya Savaşı’nda Medine‘yi savunduğu için Osmanlı’nın “Çöl Kaplanı” unvanıyla onurlandırdığı Yemen cephesi komutanı Fahrettin Paşa tarafından armağan edilmişti ve arkasındaki cepte beş altı tane büyük ve ayrıntılı harita bulunmaktaydı. Almanların Bağdat Demiryolu yapımı öncesinde hazırladığı 1902 tarihli o koskocaman kalın ciltli Almanca kitap, demiryolunun yakından geçeceği antik Paphlogania; yani, bugünkü idari dağılım itibariyle Kastamonu, Sinop, Çankırı, Karabük ve Bartın illeriyle Çorum, Bolu, Zonguldak ve Samsun illerinden bazı alanları kapsayan bölgesinin coğrafyası, jeolojisi, hidrolojisi, jeolojisi, depremselliği, meteorolojisi, yerleşim yerleri, tarihi, arkeolojisi ve kültürü hakkında çok ayrıntılı bilgi ve görsellerle doluydu. Hatta fotoğrafı çekilip kitaba konulan birçok tarihi eser benim o bölgeyi gezdiğim tarihlerde -ne yazık ki- ortada yoktu! Eminim bu kitaptaki bilgiler, o tarihlerde hafiyelerin jurnallerini okumakla meşgul ve hakimiyeti altındaki toprakları çektirdiği fotoğraflarla tanımaya çalışan İstanbul‘daki sultanın ve saray çevresinin bildiklerinden çok daha fazlasını içeriyor, iktidarın; özellikle de emperyalizmin elinde bir silaha dönüşen bilimsel bilginin nasıl ayrıntılı, titiz bir araştırma ile ortaya konulacağını somut bir şekilde gösteriyordu.

İşte bugün ele alıp hatırlatmaya çalışacağım isim de, İzmirli bir Levanten olmasına karşın gezdiği hatta yerleşip yaşadığı İstanbul, İzmir, Tokat, Amasya, Sivas, Samsun, Ege Bölgesi, Anadolu, Suriye, Filistin ve Mısır‘ın insan coğrafyası hakkında hakkında buna benzer ayrıntılı bilgileri çizip toplayarak yayınlamış ve bu bilgileri yaptığı misyonerlik çalışmalarında kullanmış bir sanatçı.

Yazar, pedagog, ressam ve misyoner Henry John van Lennep, 18 Mart 1815 tarihinde, bilim insanlarıyla sanatçılar yetiştiren Hollanda kökenli seçkin bir tüccar ailesinden gelen Richard Jacob Van Lennep (1779-1827) ile Adele Marie von Heidenstam Van Lennep (1792-1867)’in ikinci oğlu olarak İzmir‘de doğdu. Ailenin 1738’de, ilk önce yerleştiği Konya (İkonia)’dan sonra İzmir‘in Seydiköy‘üne yerleştiği bilinmektedir. Ailenin diğer oğulları Gustave, Edward, David, Richard (1811-1890), Augustus, kızları ise 1822’de İzmir‘de doğup 1909’da Seydiköy‘de vefat eden Eulalie Catherine‘dir. Ailenin Seydiköy (Gaziemir)’de ve Seydiköy‘e 12-13 km güneyindeki Malkacık‘ta (1928’den sonra Bulgurca adı verilip 1997 yılı sonunda Tahtalı Barajı yapımı nedeniyle Pancar Ovası‘na taşınan yerleşim) çiftlikleri, tütün ve afyon tarlaları bulunmaktaydı.

Henry John Van Lennep (1815-1889).

Henry John Van Lennep, Amerikalı misyonerlerin tavsiyesi üzerine 15 yaşındayken misyoner eğitimi almak amacıyla Amerika‘ya gitti. Massachusetts‘de Dr. Hawes‘in yanında “Hıristiyanlık hizmeti için dindar ve yetenekli yoksul genç erkeklerin klasik eğitimi için mezhepçi olmayan bir kurum olarak” tanıtılan Amherst College ile Hartford Public School‘da eğitim gördü. 1837’de Andover Teoloji Semineri‘ne katıldıktan sonra 27 Ağustos 1839’da Amherst‘teki Kongregasyon Kilisesi tarafından kongregasyon delegesi olarak atanmış, 1840 yılında da American Board of Commissioners for Foreign Missions (Amerikan Yurtdışı Misyonerliği Masası) adına misyonerlik yapmak için İzmir‘e dönmüştür. 1840-1844 yılları arasında İzmir‘de, 1844-1854 yılları arasında İstanbul‘da, 1854-1856 yılları arasında Tokat‘ta ve 1863-1869 yılları arasında yeniden İzmir‘de misyonerlik yaptı. Eş zamanlı olarak Bursa, Tokat, Amasya, Sivas, Gaziantep gibi Anadolu kentleriyle Mısır‘ı gezdi. Bu çalışmaları sırasında çok ilginç bir ırk olarak tanımladığı Ermeniler üzerinde yoğunlaşmıştır. BU amaçlar doğrultusunda 1840 ile 1869 yılları arasında Anadolu, Suriye, Filistin ve Balkanlar‘daki Katolik Ermenileri Protestan yapmak amacıyla yeni bir misyonerlik örgütü kurmuş, kendisinden sonra gelen misyonerler ve dini kuruluşlarla bağlantı kurarak seyahatler yapmış, seyahat ettiği coğrafyalardaki halkın tarihi, coğrafyası, yerleşim ve kültürü konusunda kapsamlı araştırmalar yapmıştır. Yine bu dönemde önceleri Tokat‘ta Amerikan Koleji, daha sonraları ise İstanbul‘daki Robert Kolej‘de dersler vermiştir.

Van Lennep ailesinin Malkacık (Bulgurca)’daki malikhanesi.

1869 yılında fanatik bir Ermeni Katolik, Tokat‘ta kurduğu Protestan kilisesi ile 2.000 kitabın yer aldığı kütüphaneyi yakınca umutları yok olan Van Lennep hem karşılaştığı mali sıkıntılar hem de katarakt nedeniyle görme yetisini kaybedince American Board‘un talebi üzerine istifa ederek Amerika‘ya dönmüş ve 1876-1878’de New York‘taki Ingham Üniversitesi‘nde doğa bilimleri ve modern diller profesörü olarak çalışıp Massachusetts Great Barrington‘da oğlu ile birlikte kurduğu Sedgwick Enstitüsü‘nde öğretmenlik yapmıştır.

Sedgwick Enstitüsü, Great Barrington, Massachusetts.

Başlıca kitapları;

1) 1862’de John Murray tarafından yayınlanan “The Oriental Album: Twenty Illustrations, Oil Colors, People and Scenery Turkey” (Doğu Albümü: Açıklayıcı ve Betimleyici Metinle birlikte Türkiye İnsanları ve Manzaralarının Yağlıboya Renklerde Yirmi İllüstrasyonu),

2) 1870’de yayınlanan “Travels in Little-Known Parts of Asia Minor, With Illustrations in Biblical Literature and Researches in Archeology” (İncil Edebiyatındaki İllüstrasyonlar ve Arkeoloji Araştırmalarıyla Küçük Asya’nın Az Bilinen Bölgelerine Seyahatler),

3) 1874’de yayınlanan “Ten Days Among Greek Brigands: A True Story” (Yunan Eşkiyaları Arasında On Gün: Gerçek Bir Hikaye” ve

4) 1875’de yayınlanan “Bible Lands: Their Modern Customs and Manners Illustrative of Scripture” (Açıklayıcı Metinlerle İncil: Kutsal Kitap Ülkeleri, Modern Örf ve Adetler) isimli kitaplardır.

Ayrıca Edward Hitchcock‘un “Massachusetts Jeolojisi” (1841) ve “Yüzey Jeolojisi Resimleri” (1860) adlı eserlerinde de çizimleri yer almaktadır.

Henry J. Van Lennep ve kardeşleri Gustave, Edward, Augustus, Henry J., Richard ve David (1820-1914). Charles ve Alfred fotoğrafta yok.

Van Lennep başta Türkçe, Yunanca ve Ermenice olmak üzere 10 Doğu dilini biliyor ve bu dillerde vaaz verebiliyordu. Misyonerlik amacıyla gittiği yerlerde gözlemlediği manzaraları kurşun kalem, tükenmez kalem ve mürekkeple kağıda çizen bir sanatçıydı.

Henry John Van Lennep’in 1843 yılında evlenmekle birlikte bir yıl sonra tifüsten ölen eşi Mary Elizabeth (Hawes) Van Lennep (1821-1844).

1839 yılında Massachussetts‘de Henry Bliss‘in kızı Emma Luceba Bliss (1839-1840) ile evlendi ve ama Emma ertesi yıl 20 yaşındayken vefat etti. Bunun üzerine 1843’de Mary Elizabeth Hawes (1843-1844) ile evlendi ve birlikte misyonerlik yapmak amacıyla Osmanlı topraklarına geldiler ve İstanbul‘a gitmeden önce kısa bir süre İzmir‘de kaldılar. Mary da, bir önceki eşi gibi ertesi yıl tifüsten öldü. Evlendiği iki kadını bir yıl sonra kaybeden Van Lennep, 18 Nisan 1850 tarihinde İsaac Bird‘in 27 yaşındaki kız kardeşi Emily Ann Bird ile evlendi ve bu kadınla evli kaldığı 39 yıl içinde altı çocuk sahibi oldu. Bu çocuklarından İstanbul‘da doğan William Bird Van Lennep (5 Aralık 1853-1919), 26 Temmuz 1856’da Tokat‘ta doğan Edward James Bird Van Lennep (1856-?), ‘dir.

Henry John Van Lennep’in kullandığı Osmanlı Pasaportu, 9 Aralık 1866.
Tokat, 1812, Çizim: R. K. Porter.

11 Ocak 1889’da 74 yaşındayken Massachusetts, Great Barrington‘da öldü. Mezarı Amerika Birleşik Devletleri’nin Berhshire County ilindeki Great Barrington şehrinin Mahaiwe Mezarlığı‘ndadır.

Henry John Van Lennep’in Mahaiwe Mezarlığı’ndaki mezarı.

Yazı dizisinin bugünkü bölümüyle gündeme getirip hatırlatmaya çalıştığım yazar, pedagog, ressamve misyoner Henry John Van Lennep‘le ilgili tek dileğim ise, bizlerden önce İzmir‘i ve tüm bir Anadolu‘yu araştırıp anlattığı kitaplarının bir an önce Türkçe’ye kazandırılmasıdır. Özellikle de eşi dost, tanıdıklara ait yersiz ve gereksiz yayınları yapmakla meşgul Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM)‘ın, yeni bir belediye başkanının hizmet vereceği önümüzdeki dönemde asli görevlerini yapmaya başlayarak bu büyük eksikliği gidermesi dileğiyle…

Henry John Van Lennep‘in henüz Türkçe’ye kazandırılmamış iki ciltlik “Travels in Little-Known Parts of Asia Minor, With Illustrations in Biblical Literature and Researches in Archeology” isimli kitaplarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Yararlanılan Kaynaklar:

Branning, K., “Boyalar ve Dualar“, http://www.turkishhan.org/vanlennep.htm. (Erişim Tarihi: 06.01.2024)

Erol, M. “All We Hope is a Generous Revival”: The Evangelization of the Ottoman Christians in Western Anatolia in the Nineteenth Century“, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Osmanlı Araştırmaları Dergisi, Sayı 55, İstanbul, 2020, s. 243-280.

Hanilçe, M. “Tokat’ta Medfûn Meşhur Bir Misyoner: Henry Martyn, Tokat Sempozyumu, 1-3 Kasım 2012, Tokat, s.151-182.

H. de Groot, A., “Hollanda Basınında Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Milli Hareketi” 1919-1923, Kebikeç, Sayı 25, 2008, s.183-209.

Henry J. Van Lennep, “Doğu albümü : açıklayıcı bir metinle birlikte Türkiye insan görünümlerinden yirmi yağlı boya resim (Oriental Album: Twenty Illustrations in Oil Colors), Çeviren Pars Tuğlacı, İstanbul, 1985, Yelken Matbaası.

Karabulut, M. “Osmanlı İmparatorluğu’nda XIX. Yüzyılda Değişim Süreci, Sosyal ve Kültürel Durum, Mecmua Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Güz 2016, Yıl 1, Sayı 2, s.49-65.

Kocabaşoğlu, U., Anadolu’daki Amerika, Kendi Belgeleriyle 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları, Arba Yayınları, İstanbul, 1989.

Kuş, A., “Henry John Van Lennep’e Göre Amasya, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, Yaz 2016, 11/1: 253-276.

Kuş, A., “XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Amerikalı Misyoner H. J. Van Lennep’in Tokat İzlenimleri“, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 52, Haziran 2014, s. 125-140.

Önal, M., Amerikan Board Kayıtlarına Göre Protestan Misyonerlerin Bursa ve Çevresindeki Faaliyetleri 1833-1883, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bursa, 2012.

Rodop, M. “Mary van Lennep, İzmir Life, Haziran 2018,https://www.izmirlife.com.tr/yazi/metin/3220/mary-van-lennep (Erişim Tarihi: 06.01.2024).

Sonbaş, A., Sağıroğlu Demirci, Ö., “Amasya Kırsal Mimarisinin Seyahatname ve Gezi Notları Üzerinden Tartışılarak Örneklendirilmesi, Dünden Bugüne Türk Mimarlığı Sempozyumu E-Bildiri Kitabı, 22-24 Mart 2023, Ankara, s. 103-112.

Şahin, G., ”Amerikalı Bir Misyonerin XIX. Yüzyılın Ortalarında Türk-Ermeni Kültürel İlişkileri İle İlgili İzlenimleri Üzerine Bir Değerlendirme“, Sosyal Bilimler Dergisi, s. 208-239.

The Van Lennep Genealogy Smyrna Branch, Levantine Heritage Foundation (Erişim Tarihi: 05.01.2024), http://www.levantineheritage.com/pdf/The_Van_Lennep_Genealogy_Smyrna_Branch.pdf.

The Van Lennep Family Archives İmages, Levantine Heritage Foundation, http://www.levantineheritage.com/van-lennep.htm, (Erişim Tarihi: 05.01.2024).

Tozkoparan, N., 19. Yüzyıl Sonunda Sivas’ta Amerikan Protestan Misyoner Faaliyetleri, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2014.

Tural, E. “Bir Bürokrat ve Seyyah Gözüyle Canik (Samsun)“, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 17, Sayı 1, Ocak 2008, s. 75-91.

Van Lennep, “H. S., Genealogy Levantine Branches Van Lennep, De Hochepied, De la Fontaine, Leytstar“, December 2018, http://www.levantineheritage.com/pdf/Genealogy-Levantine-Branches-Van-Lennep-de-Hochepied-de-la-Fontaine-Leystar_Henrick-van-Lennep.pdf (Erişim Tarihi: 05.01.2024)

Yücel, İ., Anadolu’daki Amerikan Hastaneleri ve Tıbbi Misyonerlik 1880-1930, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2011.

Henry John Van Lennep, https://tr.wikipedia.org/wiki/Henry_John_van_Lennep, (Erişim Tarihi: 05.01.2024).

Mary E. Van Lennep, https://en.wikipedia.org/wiki/Mary_E._Van_Lennep, (Erişim Tarihi: 05.01.2024).

De Relatie Tussen Nederland en het Osmaanse Rijk in de… s. 1-104, (Erişim Tarihi: 04.01.2024), https://dspace.library.uu.nl/bitstream/handle/1874/23263/Super%20versie%2005-07.doc%3Bsequence=1

Smith, G., The Project Gutenberg eBook of Henry Martyn, , https://www.gutenberg.org/files/35873/old/orig35873-h.htm (Erişim Tarihi: 06.01.2024)

The Oriental Album, Twenty Illustrations, Oil Colors, People and Scenery of Turkey kapağı.
The Oriental Album, Twenty Illustrations, Oil Colors, People and Scenery of Turkey ilk sayfası.
İllüstrasyonların listesi.
Turkish and Armenian Ladies (Abroad), “Türk ve Ermeni Hanımları Sokakta“.
A Turkish Effendi, “Bir Türk Efendisi“, Mehmet Efendi “Tilkioğlu”.
Armenian Lady of Constantinople (At home), “İstanbullu Ermeni Hanımı (Evde)“, Kandilli.
Turkish Scribe, “Türk Katibi“.
Turkish Lady of Rank (At home), “Kibar Türk Hanımı (Evde)“, Ayşe Hanım.
A Turkish Cavass (Police Officer), “Türk Kavası“, Ahmed Ağa.
Turkish Woman (Unveiled), “Türk Kadını (Peçesiz)“, Çerkez.
Armenian Piper, “Ermeni Gaydacısı“, Püsküllü Artin (Harutyun). Niksar’ın Deunekseh (Şimdiki Dönekse) Köyündeki düğün, Kızılbaş Köyü.
Armenian Ladies (At Home), “Ermeni Hanımları (Evde)“, Zümrüt Hatun ve Markrit Hatun (İnci Hanım).
Armenian Marriage Procession, “Ermeni Evlilik Töreni“.
Albanian Guard, “Arnavut Muhafız“.
Armenian Bride, “Ermeni Gelin“.
Armenian Peasant Woman, “Ermeni Köyü Kadını“, Elizabet Hatun.
Jewish Marriage, “Yahudi Evliliği“.
Gypsy Telling Fortune, “Çingene Falı” Sivas, Gürün.
Jewish Merchant, “Yahudi Tüccarı“, Mordekay (Murat).
Bandit Chief, “Baş Eşkiya“, İçerli Oğlu.
Circassian Warrior, “Çerkes Savaşçısı“.
Druse Girl, “Dürzi Kızı“, Deir-el-Kamer Köyü.
Baghdad Mercant (Travelling), “Bağdatlı Tüccar (Gezginci)“.
Yaşmaklı kadın, Suluboya, 26X17 cm.
Henry John Van Lennep’in tasarladığı Amerikalı misyoner Henry Martyn’e ait mezar taşı.
Amerikalı Misyoner Henry Martyn’in mezartaşı. Çizim: Henry John Van Lennep.
Şimdi Tokat Müzesi olarak kullanılan Tokat Bedestenindeki Henry Martyn’ye ait mezar taşı, 2017.
Bebek’ten Manzara, İstanbul, 1851.
Kale kalıntıları.
Müftünün Tokat yakındaki bağ evi, 23 Haziran 1864.
Bina önündeki kadın, Suluboya, 24X26 cm.
Tuğla yapı, yağlıboya, 1840-1969 arası.
Ayaktaki adam, suluboya, 26X17 cm.
Kılıçlı ve tüfekli adam, Suluboya, 26X17 cm.
Tepsi taşıyan adam, Suluboya, 26X17 cm.
Kılıçlı adam, Suluboya, 26X17 cm.
Nargile içen adam, suluboya.
Çubuk tutan kadın, suluboya.
İstanbul, Bebek sahili.
Travels in Lİttle-Known Parts of Asia Minor” kitabının kapağı, “Ayı Avı“.
Kolye çizimi.
Çizim taslakları.
Oğlu Edward James Van Lennep, 1856-1862 arası.
Seccade Deseni
İstanbul, Suluboya.
Kirpi, Suluboya, 31X39 cm.
Manzara.
Oturan mavi elbiseli adam, Suluboya, 24X17 cm.
Köy, Suluboya, 27X20 cm.
Amerikan gemisi “Ionia“, Kaptan King Boston Körfezi’ne giriyor, 1849.
Oturan Genç kız, 1834.
Çubuk tutan kadın, karakalem.

Hitit kaya kabartması.
Hitit kaya kabartması.
Aslan heykeli, Yozgat.
Antik aslan heykeli, Ankara.
Antik sütun, Ankara.
Ankara tiftik keçisi.
Antik Pessinus tiyatrosu kalıntıları.
Antik Pessinus kabartmaları.
Seydiler köyü ve mazgallı doğal kule.
Seydiler köyü yakınındaki doğal ponza taşı kuleleri.
Medusa başı, mermer kabartma, Afyonkarahisar.
Karaman koyunu, Afyonkarahisar.
Kırkılmamış Karaman koyunu.
Kuyruk şeklini gösteren tamamen kırkılmış Karaman koyunu.
Dört boynuzlu koyun.
İki hörgüçlü erkek deve.
Gediz (Hermus) nehri üzerindeki köprü.
Kula yanardağı yakınındaki su kuyusu.
Kula (Kara Devlit) volkanı.
Türk resmi örneği.
İzmir (Smyrna) ve körfezinin uzaktan görünümü.
Niobe (Ağlayan Kaya) Anıtı, Manisa.
Uyuyan Türk kadınları.
Ahır kapısı.
Samsun yolundaki han.
Amasya.
Tokat mezarlığı.
Tokat kalesi ile Tokat’ın kuzey-doğu görünümü.
Bağ bekçisi.
Eski cami, medrese ve han, Tokat.
Ermeni düğün töreni.
Türk mezarı.
Ermeniler.
Ermeni kadın başı.
Aziz Chryaostoni’nin Mezarı veya Hücresi, bir kayaya oyulmuş.
Niksar’ın Deunekseh (Şimdiki Dönekse) köyü, Kızılbaş köyü.
Şimdiki Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Dönekse köyü.
Antik Hitit Tapınağı.
Yıldız Dağı, Sivas.
Yıldız Dağı’nın zirvesindeki kale kalıntıları.
Keuhneh (*) yakınındaki kaplıca.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartması.
Sağ geçitteki kabartma.
Sol geçittieki kabartma.
Euyuk kabartması.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartması.
Hitit kaya kabartması.
Hitit kaya kabartması.

Kültür ve sanatın, sermaye ve iktidar ile ilişkisi…

Ali Rıza Avcan

Geride bıraktığımız 2023 yılının Aralık ayı başında tesadüfen İzmir Metro Konak İstasyonu‘ndaki Konak Metro Sanat Galerisi‘ne girerek hem girişteki büfeden yiyecek bir şeyler almış, hem de acelem olduğu için galerideki sergiyi üstün körü gezmiş, sergilenen büyük boyutlu portrelerin bir kısmının fotoğraflarını çekerek tüm sergiyi uygun olduğum başka bir tarihte gezmeye karar vermiştim.

Ancak serginin açık olduğu tarihleri dikkate almadığım için, yılbaşının hemen ertesinde gittiğimde ise serginin toplandığını görerek, ısrarım nedeniyle, ilk ziyaretim sırasında sormuş olmama karşın alamadığım sergi kataloğunu almış, böylelikle sergilenen tüm portrelerin sayısı ve kimlere ait oldukları konusunda bilgi sahibi olmuştum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 25 Ekim-30 Aralık 2023 tarihleri arasında “Cumhuriyetin 100. Yılında Atatürk: İz Bırakan İlkler Dev Portreler Sergisi” adıyla Konak Metro Sanat Galerisi‘nde açık kalan ve Ergün Başar‘ın yaptığı büyük boyutlu portrelerden oluşan sergideki (sergi kataloğunda yer alan portrelerin üstündeki yapım tarihlerine göre) 84 adet büyük boy portreden 53’ünün daha önce 19 Mayıs-23 Temmuz 2021 tarihleri arasında Kültürpark Atlas Pavyonu‘nda “Atatürk: İz Bırakan İlkler Dev Portreler” adıyla sergilendiğini bildiğim için bu portreleri yapan sanatçıya ait aynı eserlerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2021 ve 2023 yıllarında iki kez sergilenmesi nedeniyle yerel iktidar katında muhabbetle kabul görüp desteklenen bir sanatçı olduğunu anlamam zor olmamıştı.

Evet, büyük portreler yapan bir sanatçının yaptığı eserler, başka sanatçılar sergi açabilmek için sıra beklerken aynı kentte iki yıl arayla sergileniyor, bu sergiler için büyük salonlar tahsis ediliyor, bütçeden hiçbir kısıtlama yapılmaksızın büyük billboardlar, pahalı kataloglar hazırlanıyor, videolar çekiliyor ve geniş bir tanıtım çalışması yapılıyordu.

Sanatçımız da bütün bu destek ve katkıların karşılığında 2023 yılının son aylarında açılan ikinci sergisi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in dev portresini yapıp sergi girişine yerleştiriyor, böylelikle kendisine yapılanların diyetini ödüyor, ayrıca sergi kataloğunda yazılı olan bilgilere göre 2015-2023 yılları arasında yaptığı ve yapacağı bütün portreleri “Ergin Başar Portre Müzesi” ya da galerisi yapılması koşuluyla, kendi adına değil de, “Türk Milleti adına” (?) “İzmir halkına, İzmir Büyükşehir Belediyesine” bağışlıyordu.

Tabii ki, yılların birikimi ile oluşturulan ve kataloglanan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait değerli tablolardan oluşan resim koleksiyonunun 2008 yılında yıprandıkları gerekçesiyle imha edildiğini, bir kısım tablonun da kaybolduğunu, bizim de bu yağmayı yargıya taşıdığımızı bilmeden…

Anlayacağımız karşımızda, aynen Eskişehir Büyükşehir Belediyesi‘ne yapılıp kabul görmüş bağış gibi, “Türk Milleti” (?) adına yapılmış şartlı bir bağış vardı ve bu bağış henüz İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından görüşülüp kabul edilmiş değil.

Ben bu portreyi gördüğümde aklıma gelen ilk düşünce, Cumhuriyet’in 100. yılı nedeniyle açılan bu sergide Cumhuriyet’in ilk 100 yılına iz bırakanlar, özellikle de bu serginin iki yıl arayla ikinci kez açıldığı İzmir‘in 100 yıllık kent hafızasında iz bırakanlar arasında bu kentin efsanevi belediye başkanları Behçet Uz, Ahmet Piriştina, bu toprakların evladı Yörük Ali Efe, Kurtuluş sonrasında vilayet konağına ilk bayrağı asan Yüzbaşı Şerafettin, yakın zamanda kaybettiğimiz sevgili Sancar Maruflu ve Selçuk Yaşar, bu kentin ilk kadın milletvekili Benal Nevzat, bu kentin yazarı Halid Ziya Uşaklıgil ve onun akrabası Latife Hanım, “taçsız kral” lakaplı Metin Oktay dururken dermatolog Agop Kotoğyan, deniz subayı Cem Gürdeniz, doğa sporcusu Erden Eruç, hekim Üstün Ezer‘in; ayrıca, Cumhuriyet düşüncesine hazırlık anlamında katkıları olmakla birlikte 1923’den önce vefat etmiş yazar Namık Kemal, müzeci Osman Hamdi Bey ve şair Tevfik Fikret‘in ve son olarak 2019-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanlığı görevini üstlenip kentte ve ülkede tek bir iz bırakmadan Cumhuriyet döneminin İzmir’deki eserlerinden biri olan Kültürpark‘ı ihmal edip tahrip edilmesine ya da geçen haftaki yazımızda da belirttiğimiz gibi 1. Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin kentimizdeki önemli bir mirası olan Kardıçalı Han‘ın yağmalanmasına seyirci kalıp müdahale etmeyen Tunç Soyer‘in “Cumhuriyet’te İz Bırakan İlkler” kategorisinde nasıl yer aldıklarını, Cumhuriyet Dönemi olarak adlandırılan 1923-2023 döneminde nasıl bir “ilk” ve kalıcı iz bıraktıklarını merak etmek oldu. Evet, bu değerler arasında yer alan bazı isimlerin kendi ölçülerinde yararlı çalışmaları olabilir; ama bunlar nasıl oldu da Cumhuriyet’in hafızasında iz bıraktılar, işte bunu anlamış değilim… Hele ki, İzmirliye sorulmaya kalkıldığında akla gelecek yukarıdaki ya da akla gelebilecek başka isimler dururken…

İşte tam da bu nedenle, sanatçımız sahip olduğu tüm yaratıcılık ve estetik duyarlılığı yansıtarak dünya harikası şeyler yapsa da, onun sermaye çevreleriyle ve iktidarla ilişkilerinin yaptığı ya da yapacağı eserlere nasıl, ne şekilde yansıyacağını; ayrıca “Cumhuriyet’e iz bırakmak” gibi iddialı ve ciddi bir işte gerçekten iz bırakanlarla bırakmayanlar arasındaki kayırmacı tutumu dikkatinize sunarak doğrusunu düşünme ve ifade etme işini, siz okuyucularıma bırakıyorum…

Evet, gerçekten sanatçının sermaye ve iktidarla ilişkisi ne şekilde olmalıdır ve Cumhuriyet’in ilk 100. yılına iz bırakanlar size göre kimlerdir?

İzmir’in unutulan sanatçıları 25 – Evelyn Purdie

Ali Rıza Avcan

1859 yılında İzmir‘de doğup 1943’de 84 yaşındayken uzun yıllardır yaşadığı Cambridge Massachusetts‘de vefat eden an Amerikalı kadın sanatçı Evelyn Purdie‘nin çocuk yaşlardayken Amerika Birleşik Devletleri‘ne gittiği anlaşılmaktadır. Buca‘da büyük arazileri olan ve İzmir‘e gelmeden önce Malta‘da yaşadığı bilinen İskoç kökenli Purdie ailesine mensup sanatçının, Antalya (Adalia) İngiliz konsolos yardımcısı John Purdie ve onun oğlu ünlü ornitolog ve doğa bilimci Henry Augustus Purdie (1840-1911) ile akrabalık ilişkisinin ne olduğu bilinmemektedir.

Evelyn Purdie, Boston Museum School of Fine Arts (Boston Güzel Sanatlar Müzesi)’da ünlü Alman ressam Emil Otto Grundmann (1844-1890) ile çalıştıktan sonra Paris’te Fransız ressamlar Jean-Jacques Henner (1829-1905), Carolus Duran (1837-1917), Eugène Delécluse (1882-1972) ve Gabrielle Debillemont Chardon (1860-1957)’dan resim eğitimi almıştır.

Woman’s International Art Society (Uluslararası Kadın Sanatçılar Topluluğu)’nin, Londra ve Paris üyesi olan Evelyn Purdie, ayrıca Boston Copley Society’nin de üyesiydi. Londra Grafton Gallery ve kurucularından olduğu Philadelphia Society Miniature Painters (Philadelphia Minyatür Ressamlar Derneği), Boston Art Club sergilerine katılmış olan Purdie, daha çok Empresyonist üslupta yaptığı minyatür portrelerle tanınmaktadır.

Boston Sanatçılar Birliği‘nin seyyar sergisine 57 ve 58 numaralı “Madame Cacavillave” ve Miss Elsted“, 27 Mayıs-31 Ekim 1933 tarihleri arasında düzenlenen Ulusal Minyatür Sergisi‘ne “Brittany Woman” ve “Flowers and Fruit“, Chicago Minyatür Ressamları Derneği‘nin 13 Şubat-30 Mart 1919 tarihleri arasında açılan 7. geleneksel sergisine ise “Mrs. L.” ve “Mr. J.” isimli tablolarıyla katılan Evely Purdie‘nin aynı zamanda National American Woman Suffrage Association (Ulusal Amerikalı Kadın Oy Hakkı Derneği) üyesi olduğu anlaşılmaktadır.

Evelyn Purdie sanatsal açından dikkat çekici natürmortlar çizen bir minyatürcüydü. Nesneleri kesin biçimlerinden çok renkleriyle tanımlayan Empresyonist bir tarzda çalıştı. Yine de Empresyonist ışık parıltılarının birbirini izleyen ince çizgilerini de bir araya getirdi. Bu çizgiler, büyütme altında bile düz, sürekli ve genişlik açısından tekdüzedir.

Evelyn Purdie (1859-1943), Still Life with Flowers and Fruit, Fildişi üzerine suluboya ile boyanmış ahşap, 13″X81″.
Evelyn Purdie (1859-1943), Britanyalı kadın portresi, Tuval üzerine yağlıboya, 10″X20″.
Evelyn Purdie (1859-1943), Coastal landscape, Tuval üzerine yağlıboya, 10″X20″.
Evelyn Purdie /1859-1943), Portrait of an Arab Gentleman, 27 5″X23 5″.
Evelyn Purdie (1859-1943), Old Wharf at Newport R.I., Tuval üzerine yağlıboya, 9 3/4″X19 3/4″.
Evelyn Purdie, Pirinç Sürahi, (1859-1943).
Evely Purdie (1859-1943), 1886, 22 1/2″ x 18″.
Evelyn Purdie (1859-1943).
Evelyn Purdie (1859-1943) Henry Augustus Purdie, Pastel boya.

Yararlanılan Kaynaklar

Daşçı, S. (2011) “19. Yüzyılda İzmir’de Dünyaya Gelen Bazı Gayrimüslim Sanatçılar ve Sanatsal Etkinlikleri Hakkında Bir Değerlendirme“, Sanat Tarihi Dergisi, Cilt XX, Sayı 2, Ekim 2011, s.27-44.

Jackman, B., Early Women Artists at the Guild of Boston Artists, https://www.antiquesandthearts.com/early-women-artists-at-the-guild-of-boston-artists/

https://www.carnamah.com.au/teachers?page=4351

https://en.wikipedia.org/wiki/Chicago_Society_of_Miniature_Painters