“Başkan’ın bütün adamları”

Ali Rıza Avcan

Başkanın Bütün Adamları (İngilizce özgün adıyla All the President’s MenABD Başkanı Richard Nixon‘ın sonunu hazırlayan 1972-1974 tarihli Watergate skandalı ile ilgili, 1976 yapımı bir Amerikan gerilim filmidir. Senaryosu William Goldman tarafından yazılıp Alan J. Pakula tarafından yönetilen kült filmde skandalı araştıran Washington Post gazetesi muhabirleri Carl Bernstein ile Bob Woodward‘ın başlarından geçen olaylar anlatılmaktadır. Filmde Carl Bernstein‘ı Dustin Hoffman, Bob Woodward‘ı da yakın zamanda vefat eden ünlü aktör Robert Redford canlandırmaktadır.

Film çok sayıda Oscar, Altın Küre ve BAFTA ödülüne aday gösterilip 2010 yılında ABD Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihsel veya estetik açıdan önemli” bir film olarak seçilmiştir.

Filmde ABD Başkanı Richard Nixon‘un, kendisine sadık olduklarını bilip güvendiği adamlarıyla birlikte işlediği suçlar anlatılmaktadır. Film o nedenle öncesi ve sonrasıyla Türkiye ve hatta İzmir dahil birçok ülke, şehir ve coğrafyada işin içine siyaset, sermaye, nepotizm denilen kayırmacılık, ve hukuksuzluk gibi şeyler karıştığı takdirde basının ne şekilde davranması gerektiğini göstermektedir.

İşte ben de bugün, “adamlarım” ve “başkanım” söylemiyle başlayan bu suç ortaklığının her başkan değişiminde nasıl tekrarlandığını, başkanlar değişse bile yeni gelen adamları eliyle yapılan soygunların birbirine ne kadar benzediğini ve “sürdürülebilir” olduğunu somut örnekleriyle anlatıp ulusal ve yerel basının neler yaptığını göstermeye çalışacağım…

İşte o nedenle bugünkü yazımı, “Başkanım!” söylemi ile dile gelen kabullenişlerle koltuk, makam ve para kazanıp karşılığında onun sosyal medya paylaşımlarını “❤️” işaretiyle beğenip sadakatini sergileyen Başkan’ın tüm adamlarına adıyorum!

Tabii ki öne çıkardığım “adamları” sözcüğüne, er kişiler kadar kadınları da dahil ettiğimi; hatta, onların duygusal dürtüleri genellikle erkeklere göre daha fazla ya da güçlü olduğu için başkana bağlanma, duygusal aidiyet kurma, kendini onunla var etme açısından daha güçlü duygular içinde olduklarını, daha kolay ve güçlü bağlandıklarını söyleyebilirim…

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin fuarcılık hizmetlerini yürütmek amacıyla 1990 yılında kurulan İZFAŞ A.Ş.‘nin 2024 yılı sonundaki yönetim kurulu üyeleri,

Yönetim kurulu başkanı Cemil Tugay, yönetim kurulu başkan vekili Canan Karaosmanoğlu, yönetim kurulu üyeleri Mustafa Özuslu, Mustafa Oktay Korkmaz, Şule Kök Yıldırım, Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi, Mahmut Özgener ve Burak Orkun Macar olmakla birlikte;

Şirket yönetimi, Haziran/2024 ile Haziran/2025 arasındaki bir yıllık sürede -tabii ki İzmir sermayesinin temsilcisi olan 4 doğal üye (Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi ve Mahmut Özgener) hariç- adeta hallaç pamuğu gibi atılmış, şirket yönetim kurulu bu kısa sürede yayınlanan 8 ayrı ilamla büyük ölçüde değiştirilmiştir.

Sahipleniş….
Ve vazgeçiş…

Bunun nedeni ise, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun desteğini almak amacıyla 2025/Mart ayında Ekrem İmamoğlu ile görüşen Cemil Tugay‘ın, Ekrem İmamoğlu‘nun tutuklanıp Silivri‘ye konulması sonrasında 2024/Ağustos ayında genel sekreter yardımcısı, 2025/Ocak ayında genel sekreter, 2025/Nisan ayında da İZFAŞ yönetim kurulu başkanı yaptığı İstanbul‘dan gelen Ramazan Ercan‘dan bir an önce kurtulmak için çaba harcadığı görülmüş; ancak, Ramazan Ercan‘ın yönetim kurulu başkanlığı görevinden kendi isteği ile ayrılmayı istememesi üzerine 2 ve 25 Haziran 2025 tarihli iki ayrı ilamla başkanlık görevinden almış ve onun boş bıraktığı koltuğa Sayıştay‘ın tüm uyarılarına rağmen kendisi oturmuştur.

Haziran/2024-Haziran/2025 tarihleri arasındaki baş döndüren görevlendirmelerin trafiği şu şekilde gerçekleşmiştir:

Kasım/2024’de yapılan ilamla Ramazan Tezcan yönetim kurulu başkanı yapılmış, bundan 2 gün sonra Şule Kök Yıldırım yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine Cemalberk Kürekçi getirilmiş, tam 1 gün sonra Canan Karaosmanoğlu Alıcı yönetim kurulu başkan vekilliğinden alınıp yerine yönetim kurulu üyesi Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu getirilmiş, 1 ay sonra Mustafa Oktay Korkmaz yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine Fatma Taşkent getirilmiş, 23 gün sonrasında Fatma Taşkent yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi Elvin Sönmez Güler getirilmiş,

Nisan/2025’de yapılan şirket genel kurulunda Ramazan Tezcan yönetim kurulu başkanı, Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Pınar Okyay, İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü çalışanı ve İZFAŞ Fuar ve Etkinlikler Danışmanı Cemalberk Kürekçi, İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi Mustafa Özuslu, Ege Sanayi Odası (EBSO) başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası (İTB) başkanı Işınsu Kestelli, Ege İhracatçılar Birlikleri (EİB) koordinatör başkanı Jak Eskinazi ve İzmir Ticaret Odası (İZTO) başkanı Mahmut Özgener yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiştir.

Bu genel kurul sonrasında Ramazan Tezcan‘dan yönetim kurulu başkanlığından, Cemalberk Kürekçi yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yeni genel sekreter Zeki Yıldırım yönetim kurulu üyesi yapılmıştır.

Görüldüğü gibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kurulan ilişki ve sağlanan destek çerçevesinde genel sekreter ve İZFAŞ yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirilen İstanbul‘daki Reform Enstitüsü‘nün kurucusu Ramazan Tezcan, İmamoğlu‘nun tutuklanması sonrasında hızla ve acele olarak tüm görevlerinden alınarak İstanbul‘a gönderilmiş; böylelikle, İZFAŞ‘taki yönetim yeniden Cemil Tugay‘ın eline geçmiş, genel sekreter Zeki Yıldırım‘ın varlığı sayesinde başkanın bu şirket üstündeki gücü daha da artmıştır.

Şimdilerde ise asıl iştigal konusu fuarcılık olan bu şirketin yönetim kurulu başkanlığı plastik cerrah bir hekim (Dr. Cemil Tugay), yönetim kurulu başkan vekilliği TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi eski başkanı bir şehir plancısı (Zeki Yıldırım), yönetim kurulu üyelikleri ise yanar-döner kişiliği ile siyasi liderini ve ekibini devamlı değiştiren lise mezunu yerel bir siyasetçi (Mustafa Özuslu), belediye başkanının sınıf arkadaşı halk sağlığı uzmanı bir hekim (Dr. Pınar Okyay), yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak yurtiçi ve yurtdışında ambalaj ve inşaat sektörleri dahil farklı sektörlerde çalışıp İZFAŞ uluslararası ilişkiler koordinatörü olarak görev yapan profesyonel bir yönetici (Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu) tarafından ifa edilmektedir.

İZFAŞ genel müdür yardımcılığı görevi ise Temmuz/2017-Eylül/2024 döneminde, Ankara‘daki Kaçak Saray‘la İzmir-Turan‘da yapılmakta olan Neva Yalı isimli gökdelenlerin şirketi yandaş Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın Karşıyaka Mavişehir‘deki AVM‘sinin önce müdür yardımcılığını, daha sonra müdürlüğünü yapan Hüseyin Koca tarafından yürütülüyor… Ne genel müdür yardımcısı ama! Hem Rönesans‘ın eski yöneticisi, hem Karşıyaka‘dan gelme, hem de Cemil Tugay‘ın takım elbiselerini aldığı söylenen imara aykırı AVM‘nin eski müdürü! Tam da gözlerden uzak köşelerde usulsüz işler yapmaya hibrit şirketler kuran İZFAŞ‘a layık şekilde….

İZFAŞ, yasal bir zorunluluk olmakla birlikte kendisine ait İnternet sayfasında Bilgi Toplumu Hizmetleri bölümünü bulundurmamakta, o nedenle de şirketin cirosu, kar-zarar rakamları bilinmemektedir.

Ayrıca İZFAŞ‘la ilgili 2023 yılı Sayıştay denetim raporunda dile getirilip basının günlerce gündeme taşıdığı yolsuzluk ve usulsüzlüklerin izleyen yıllarda da devam edip etmediği henüz bilinmemektedir.

Diğer merak edilen bir konu ise, 2023 yılı Sayıştay denetim raporuna yazılan bütün bu yolsuzluk ve usulsüzlükler yapılırken, yönetim kurulunun değişmez üyeleri olan İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) ve İzmir Ticaret Borsası (İTB) başkanlarıyla belediye başkanı Cemil Tugay‘ın ve İZFAŞ A.Ş.‘ni denetlemekle yükümlü Sun Bağımsız Denetim Şirketi‘nin bu yolsuzluk ve usulsüzlükleri önlemek için neler yaptığıdır…

Bir zamanlar İZBETON…
Şimdi de onun yerini almaya çalışan Egeşehir Yapı Planlama…

Şimdilerde 2024-2025 döneminde iflas edip soruşturma ve davaların öznesi haline getirilen İZBETON‘un yerini almaya aday olan EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA ile ilgili olarak aynı dönemde toplam 12 ilam yapılmış ve bu duyurulara göre daha önce şirket yönetiminde yer alan Rafet Yacan, Güler Sağıt, Candan Dipli, Koray Velibeyoğlu, Olgun Soydan, Yüksel Bakış ve Işıl Konya görevden alınmış, onların yerine İsmail Mutaf, Özkan Yıldız, Hüseyin Gökhan Özdemir, Gökhan Gündüzoğlu, Nehir Yüksel, Süleyman Ekinci ve Turan Dilek getirilmiş, 30 Ekim 2024 tarihinde 283.618.000.- lira olan şirket sermayesi % 1.146,65 oranındaki olağanüstü büyüklükteki bir artışla 3.252.088.465.- liraya yükseltilmiş, bunu sağlamak amacıyla da belediyeye ait değerli arsa ve arazilerin değerlemesi yapılıp şirket sermayesine eklenmiştir.

Bu arada adeta şirketin demirbaş oyuncusu olup Karşıyaka‘daki Mehmet Cengiz skandalının başrolündeki Nilüfer Bakoğlu Aşık ile Mehmet Anıl Kaçar ve Ayten Başaran gidene “güle güle“, gelene de “hoş geldin” diyebilecek bir şekilde görevlerinde kalmıştır…

EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA‘nın mevcut yönetim kurulu aşağıdaki zevattan oluşmaktadır:

1. İsmail Mutaf, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı, Emlak Yönetimi Dairesi eski başkanı, harita mühendisi,

2. Süleyman Ekinci, Yönetim kurulu başkan vekili, genel müdür, inşaat mühendisi,

3. Mehmet Anıl Kaçar, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Dairesi başkanı, Ankara Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümü mezunu, Tüm-Bel-Sen eski işyeri temsilcisi,

4. Ayten Başaran, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Abone İşleri Dairesi başkanı, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü mezunu,

5. Özkan Yıldız, Yönetim kurulu üyesi, öğretim üyesi, sosyolog, CHP parti meclisi eski üyesi, Torbalı Belediyesi eski başkan yardımcısı,

6. Gökhan Gündüzoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Akıllı Şehir ve Kent Bilgi Sistemleri Dairesi başkanı, harita mühendisi,

7. Nehir Yüksel, Yönetim kurulu üyesi, şehir plancısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi başkanı, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi eski başkanı, Cemil Tugay’ın Karşıyaka’dan getirdiği bürokratı.

8. Hüseyin Gökhan Özdemir, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi başkanı,

9. Nilüfer Bakoğlu Aşık, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi, harita ve kadastro mühendisi,

10. Turan Dilek, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Emlak Yönetimi Dairesi başkanı, harita mühendisi,

İZBAN A.Ş., 10 Ocak 2007 tarihinde % 50+%50 sermaye payı dağılımı çerçevesinde TCDD Genel Müdürlüğü ile birlikte kurulduğu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay yönetim kurulu içinde sadece ve sadece 4 üyenin görevlendirilmesi ile ilgili yetkiye sahip olduğu için 2024-2025 dönemindeki Cemil Tugay kaynaklı değişim trafiği oldukça sakin geçmiştir.

Bu dönemde değiştirilen yönetici sayısı az olmakla birlikte, uzun yıllardır İZBAN‘a emek veren Sönmez Alev ile Raif Canbek‘in istifa edip ayrılmaları sonrasında yerlerine oldukça tecrübesiz isimlerin atanması nedeniyle şirketin hizmet kalitesini büyük ölçüde bozulmuştur. Cemil Tugay ise kendisinden kaynaklanan bu olumsuzlukları, TCDD yetkililerinin üzerine atarak ve 2010 yılında uluslararası düzeyde ödüllendirilen 2007 tarihli İzmir Büyükşehir Belediyesi-TCDD Genel Müdürlüğü anlaşmasını tartışmaya açarak örtmeye çalışmıştır. Adeta bir histeri krizi şeklinde ortaya çıkan bu kavgacı tutum halen devam etmekte olup bu durum İZBAN‘ın devamlı tartışılan bir şirket, bir kurum olmasına yol açıp kurumsal itibar ve güvenilirliğini zedelemektedir.

2025 yılı başında iki deneyimli şirket yöneticisi Sönmez Alev ile Raif Canbek‘in ayrılması ile başlayan yönetim zaafiyeti, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Çağatay Güç‘ün yönetim kurulu başkanlığına getirilmesi suretiyle çözülmeye çalışılmakla birlikte; Çağatay Güç‘ün başka bir süreç içinde “belediye başkanının adamı” olarak CHP il başkanlığı görevine getirilmesi nedeniyle ortaya çıkan yönetim boşluğu uzun yıllar ESHOT Ulaşım Planlama Dairesi Başkanlığı görevini yapıp Temmuz/2025’de Çağatay Güç‘ün boşalttığı genel sekreter yardımcılığı koltuğuna oturan Hakan Uzun‘un İZBAN Yönetim kurulu başkanlığına getirilmesi ile çözülmeye çalışılmaktadır.

Mevcut filonun eskiyip artan nüfus karşısında yetersiz ve bakımsız hale gelmesi, mevcut istasyon platformlarının uzun dizilere uygun olmaması, gelen-giden yolcu koridorlarının yetersizliği, istasyonlardaki asansörlerle yürüyen merdivenlerin devamlı arızalı olması, yapımına başlanan iki adet istasyon inşaatının henüz bitirilmemiş olması, seferlerin devamlı gecikmesi, 90 dakika uygulamasının kaldırılması ve yüksek taşıma ücretleri gibi gerçek sorunlar yerine sahte sorunların gündeme getirildiği günümüz koşullarında şirketin mevcut yönetim kurulunun yapısı aşağıdaki gibidir:

1. Hakan Uzun, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı,

2. Suat Altın, Yönetim kurulu başkan vekili, TCDD temsilcisi

3. Mahmut Civan, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

4. Mehmet Özalp, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Metro genel müdür yardımcısı. Kendisine ait Linkedin sayfasında Kasım/2024’de görevlendirildiği İzmir Metro genel müdür yardımcılığından başka ne yaptığına ilişkin hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

5. Cemal Yaşar Tangül, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

6. Rahmi Kamil Gayda, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

7. Alpaslan Kara, Yönetim Kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Dairesi Başkanı,

8. Hakan Ünal, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi temsilcisi, makine mühendisi, TMMOB Makine Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi eski başkanı, genel müdür yardımcısı, (Benzeri bir alanda çalışması olup olmadığı bilinmiyor)

9. Volkan Yurtoğlu, Genel müdür, Kendisine ait Linkedin sayfasındaki bilgilere göre daha önce İzmir Valiliği Özel Kalem Müdürlüğü, 112 Acil Servisi ve Menemen Belediyesi gibi kurumlarda bugün yaptığı işin eğitim, bilgi, deneyim ve becerilerini gerektirmeyecek işlerde çalıştığı anlaşılıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen Nisan/2017-Aralık 2024/döneminde İZBAN genel müdürü olarak çalışmakta iken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın yanlış tercihi ile görevden alınıp şimdi Masel İnşaat Grubu‘nda genel müdürlük yapan Dr. M. Seçkin Mutlu‘yu, onun eğitimi ile bilgi, birikim ve tecrübesini dikkate aldığımızda bu yeni genel müdürün kalitesini ve o kalitenin yolcu hizmetlerine yansıyan olumsuzluklarını daha iyi değerlendirmemiz mümkün olacaktır. (1)

Şirketin 15 Mayıs 2025 tarihli olağan genel kurul toplantı tutanağındaki 6. madde hükmüne göre yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyelerine bir yıl süreyle her ay net 30.000.- lira huzur hakkı, net 108.000.- lira murahhas aza ücreti olmak üzere toplam net 138.000.- lira ödenmesine karar verildiği görülmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer döneminde kıymetli danışmanı ve dostu Güven Eken tarafından kurulup çoğunluğu Doğa Derneği yönetici ve üyelerinden oluşan ekibini astronomik rakamlarla kiraladığı Fevzipaşa Bulvarı üzerindeki tarihi Çukur Han‘a yerleştirdiği vukuatlı bir şirket daha! Devamlı zararda, devamlı ehil olmayan ellerde oyuncağa ve suç yatağına dönüşen bir şirket… Belli ki birilerinin cebinin dolması için kuruldu.. Lüks mekanlardaki ofisler, sağda solda kahve satan “tiny house” şubeler, % 49 hisse ile kurulan ve kamuoyunca tanınıp bilinmeyen şahıslara % 51’lik hisselerin adeta bahşedildiği hibrit şirketler, 2023 yılında toplam 3.256, 2024 yılında da toplam 3.222 personel çalıştıran şirket… 2023 ve 2024 yılı Sayıştay denetim raporları bu usulsüzlük ve yolsuzlukların büyük bir kısmını açık bir şekilde ortaya koyuyor…

Benim son kez 8 Kasım 2024 tarihinde ele alıp analiz ettiğim şirket o tarihten bu yana 13 ayrı ilamın konusu olmuş durumda… Buna göre o tarihlerde Onur Kadir Eryüce‘nin yönetim kurulu başkanlığı ve Cemil Tugay‘ın yakınında olup en fazla güvendiği avukat Aylin Öz‘ün başkan vekilliğinde üyeler Ayhan Bülent Topbaş, Hatice Gökçe Başkaya, Fatma Taşkent, Cemal Mete, Elif Demirci İşleğen, Nermin Özgül, Müge Deniz Bal ve Ergin Hacığolu‘ndan oluşan yönetim kurulu üyeleri görev yapıyormuş.

O tarihten sonra yayınlanan Sayıştay denetim raporunda yazılı usulsüz ödemeler nedeniyle yönetim kurulu başkanı Onur Kadir Eryüce ile daha sonraki tarihlerde Cihan Mete, Hatice Gökçe Başkaya ve Ayhan Bülent Topbaş görevden alınmış.

Kasım/2024’de görevlendirilen Zeynal Abidin Akdağ Temmuz/2025’de, Kasım/2024’de görevlendirilen Orhan Timurhan ise Mart/2025’de görevden alınmış.

Nisan/2025’te yapılan son şirket genel kurulunda alınan karar ve onu izleyen üç ayrı karara göre şirketin yönetim kurulu şu an itibariyle aşağıdaki şahıslardan oluşmaktadır:

1. Koray Velibeyoğlu, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi ve İzmir Planlama Ajansı Başkanı,

2. Aylin Öz, Yönetim kurulu başkan vekili, avukat, Cemil Tugay‘ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı‘ndan bu yana beraberinde taşıdığı ve en fazla güvendiği kişilerden biri,

3. Elif Demirci İşleğen, Yönetim Kurulu üyesi, başkan danışmanı, eski başbakan ve ulaştırma bakanı Binali Yıldırım‘ın AKP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı olduğu 2014’te hem Doğan Haber Ajansı İzmir yöneticisi, hem de seçim kampanyasının Binali Yıldırım‘a tahsisli “embedded” basın danışmanı, diğer bir anlatımla, gazeteciler tarafından Binali Yıldırım‘ın “manevi kızı” olarak adlandırılıp İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın AKP‘ye savrulan işçi düşmanı sağ politikalarında etkili olduğu söylenen bir figür, benim kendisinin ve eşinin beni tehdit etmeleri üzerine İzmir Cumhuriyet Savcılığı‘na şikayet ettiğim şahıs,

4. Ergin Hacıoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka Belediyesi‘nde iken ihale şefi konumunda çalışırken önce zabıta ve afet işleri müdürü olup ardından Cemil Tugay tarafından önce Destek Hizmetleri Dairesi başkanı, ardından da Satın Alma Dairesi başkanı yapılan, eğitim düzeyi hakkında bilgi sahibi olmadığımız görevli,

5. Esin Merve Kırkar, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi başkanı,

6. Selin Zağpus Yiğitoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüt Projeler Dairesi başkanı, Konak Belediyesi kentsel tasarım eski müdürü. Kendisi, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur döneminde kimseler görmesin diye geceleri iş makinası çalıştırılıp 1. derece koruma altındaki zemine hasar verilen ve ilk önce “Silahhane“, daha sonra “Sanathane” adı verilen restorasyon çalışması nedeniyle, adeta önüne çıkan her şeye ödül veren Tarihi Kentler Birliği tarafından ödüllendirilmiştir.

7. Nermin Özgül, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürü. Cemil Tugay, göreve geldiği ilk günlerde CHP Malatya Milletvekili Veli Ağababa’nın yeğeni olan Nermin Özgül’ü Karabağlar Belediyesi’nden özel kalem müdürü olarak transfer etmiş; ancak, kısa süre sonra Özgül görevden alınarak yerine İstanbul’dan Esra Huri Bulduk getirilmişti. Göreve gelmesinin üzerinden 6 ay geçmeden Esra Huri Bulduk görevden alındı ve Nermin Özgül yeniden özel kalem müdürü olarak atandı.

8. Yusuf Kurucu, Yönetim kurulu üyesi, Bu görev Yusuf Kurucu‘nun İZTARIM‘daki yönetim kurulu üyeliği dahil ikinci yönetim kurulu üyeliği görevidir. Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Toprak Bilimi ABD (Üniversiteden ayrılmış),İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı,

9. Sinan Toyğun, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi başkanı, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun çalışmak istemediği için görevden aldığı eski başkan yardımcısı,

10. Yücel Kar, Genel müdür, 2023 yılına ait Sayıştay denetim raporunda dile getirilen fazla ödemeler nedeniyle yönetim kurulu başkanının görevden alındığı İZFAŞ‘ta genel müdür yardımcısı görevinden alınarak Mayıs 2024’de bu göreve getirilmiştir.

Şirket, 26 Mart 2025 tarihli genel kurul toplantısında diğer belediye şirketlerinde olduğu gibi her bir yönetim kurulu üyesine her ay net 40.000.- lira tutarında huzur hakkı, 108.000.- lira tutarında murahhas aza ücreti olmak üzere toplam 148.000.- lira verilmesini kararlaştırmıştır.

İZDOĞA yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkı ve murahhas aza ücreti konusunda bu kadar hassas olmakla birlikte şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne şirketin bilançosu ile kar-zarar tablolarına yer verilmeyip kamu kaynaklarıyla kurulan şirketin mali durumu ile ilgili her türlü bilgi kamudan saklanmakla birlikte 2023 ve 2024 yıllarına ait Sayıştay denetim raporlarından 2022 yılı net zararının 4.684.544,47, 2023 yılı net zararının 208.429.507,43, 2024 yılı net zararının da 178.566.399,72 lira olduğu öğrenilmektedir.

Anlaşılan o ki, yönetim kurulunun işten anlamaz, tecrübesiz, deneyimsiz üyeleri bu rakamları 2025 ve 2026 yıllarında da arttırarak sürdürecek… Böylelikle suç ekosisteminden beslenen bu kalitesiz yöneticiler sayesinde kamu kaynaklarının israf edilmesi hali, İzmirli CHP seçmeninin “…ya AKP gelirse” paranoyası sayesinde daha da büyüyüp sürdürülebilir hale gelecektir…

İZENERJİ A.Ş.‘ni son kez 9 Haziran 2025 tarihli “Deveyi hamuduyla götürmek” başlıklı yazımla gündeme getirip (2); bu şirkette yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında kuvvetler ayrılığı ilkesiyle Sayıştay denetim raporlarındaki uyarılara ve konu ile ilgili CHP genelgesine rağmen; ayrıca, sermayesi 105.417.390.- lira olan şirketin 2023 yılındaki birikmiş zararı bunun 15-16 katına ulaştığı halde yönetim kurulu başkan vekili olarak görevlendirilen Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi kimya mühendisi Saadet Çağlın‘la İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi eski üyesi ve makine mühendisi yönetim kurulu başkanı Erhan Uzunoğlu ve diğer yönetim kurulu üyelerinin (ESHOT avukatı Figen Seyis, İZSU Bilgi İşlem Dairesi eski başkanı Nefise Meltem Turgut, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Yaşar Korkmaz, İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Başak Bayram) şirket genel kurulunun aldığı karar uyarınca hem net 40.000 lira tutarındaki huzur hakkını, hem de net 108.000.- lira tutarındaki murahhas aza ücretini alarak her ay net 148.000.- lira tutarında haksız bir ödeme aldıklarını anlatmıştık.

Bu yazıdan sonra Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanmış 8 Temmuz ve 12 Kasım 2025 tarihli ilamlara baktığımızda Konak Belediye Meclisi üyesi ve Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu‘nun yönetim kurulundan kendi isteğiyle istifa ederek ayrıldığını, genel müdür Dilek Yaylalar Aras ile onun yardımcısı Berna Şen Günal‘ın görevden alındığını, genel müdürlük görevine ise İZTARIM‘daki genel müdürlük görevinden alınan Öztürk Kurt‘un getirildiğini görürüz.

İZTARIM genel müdürü iken Sayıştay‘ın 2024 yılı İZTARIM denetim raporunun açıklanması üzerine 5 Kasım 2025 tarihinde Cemil Tugay tarafından görevden alınıp İZENERJİ genel müdürlüğüne atanan Öztürk Kurt‘un İZTARIM‘daki kötü performansından sonra önümüzdeki süreçte İZENERJİ A.Ş.‘ne ne katacağı ise henüz bilinmemektedir.

İZTARIM A.Ş.‘ni son kez inceleyip analiz ettiğim Ağustos/2024 tarihinden sonra yayınlanan 2024 yılı Sayıştay denetim raporunda 2024 yılı zararının 662.830.050,27 lira gibi muazzam bir rakama ulaştığının ortaya çıkması ve buna ek olarak şirketteki büyük ihale yolsuzlukları nedeniyle oldukça çalkantılı bir dönem geçirmiştir.

Bu çerçevede, yönetim kurulu başkanı olan Ziya Çavdar, yönetim kurulu başkan vekili ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Uygulama dairesi başkanı Pınar Çalışkan, yönetim kurulu üyesi gazeteci-yazar Tuncer Beybağ, yönetim kurulu üyesi yerel siyasetçi Nurşen Balcı, yönetim kurulu üyesi şehir plancısı Ali Süha Sabuktay, yönetim kurulu üyesi Hüseyin Sezer ve şirket genel müdürü Öztürk Kurt tarihinde görevden alınmış; onların yerine, İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf Kurucu ve Karşıyaka İlçe ve Tarım eski müdürü, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi başkanı veteriner hekim Bülent Üngür getirilmiştir.

İZTARIM Sayıştay denetim raporunda iç denetim birim başkanıyla belediye meclisi üyelerinin şirket yöneticisi yapılmaması istendiği halde; ayrıca, CHP‘nin Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek tarafından imzalanan 11 Temmuz 2025 tarihli CHP genelgesinde belediye meclisi üyelerinin şirketler düzeyinde yapılan soruşturmalar nedeniyle tutuklandıkları belirtilerek bu görevlerinden ivedilikle ayrılması istendiği halde İzmir Büyükşehir Belediyesi İç Denetim Birimi Başkanı Cahit Kurtulan yönetim kurulu üyeliği görevinden, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Candaş Yeter de yönetim kurulu başkanlığından ve diğer şirketlerdeki diğer meclis üyeleri (Zafer Levent Yıldır, Saadet Çağlın, Nilüfer Bakoğlu Aşık), CHP‘den özel izin aldık gerekçesiyle görevlerinden istifa edip ayrılmamıştır.

Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay kendi belediyesi için bir soruşturma yapılmayacağı ya da soruşturma açılsa bile CHP‘li meclis üyelerinin tutuklanmayacakları konusunda iktidardan bir teminat almış ya da meclis üyelerini tümden gözden çıkarmıştır.

İZTARIM 2024 yılı Sayıştay denetim raporu üzerine Cemil Tugay tarafından apar topar görevden alınıp İZENERJİ‘ye genel müdür yapılan Öztürk Kurt‘un bu kez görevlendirildiği İZENERJİ‘ye ne verebileceği ise şimdilik belli değildir.

Tabii ki, gelecek yıllarda İZENERJİ için de İZBETON gibi soruşturmalar açılmaması dileğiyle…

Tunç Soyer: “Halkın Bakkalı”….
Cemil Tugay: Aynı dükkan bu kez de “İZMAR”…

Öte yandan Cemil Tugay‘ın kafasının belediyenin tarımsal yardım ve hizmetleri konusunda karışık olduğu anlaşılmaktadır… Daha doğrusu, bu konuda ne yapılması gerektiği konusunda bir fikrinin, bir idealinin, bir vizyonunun olmadığı söylenebilir… Kendisinin ve çevresindeki insanların yetersiz kaldığı bu alana, devreye ziraat mühendisliği ya da şehir plancılığı konularında teorik çalışmalar yapıp sahaya inmemiş akademisyenleri sokarak işin içinden çıkmaya çalıştığı anlaşılmaktadır… Örneğin gelir gelmez “ben marketçilik yapmayacağım” demesine rağmen Tunç Soyer‘in zamanında sayısı 14’e ulaşan “Halkın Bakkalı” adı verilen marketlerin benzeri yerleri “İzmar” adıyla yeniden açmaya başlamış ve bu marketlerin sayısı şimdiden 20’ye ulaşmıştır.

Son aylarda şirkette ortaya çıkan flaş gelişmelerden bir diğeri de, Aziz Kocaoğlu‘na yakınlığı ile tanınan yönetim kurulu üyesi ve genel müdür Hüseyin Sezer‘in görevinden alınması suretiyle Aziz Kocaoğlu ile kurulan köprülerin atılmasıdır.

Şirket cephesindeki en son gelişme ise, geçtiğimiz haftaki yazımda 1.148.241.441 TL. olarak açıkladığım şirket sermayesinin geçtiğimiz 5 Şubat 2026, Perşembe günü Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan son bir ilamla 1 milyar lira daha arttırılarak 2.148.241.441.- liraya çıkarılmış olmasıdır. Şirket bu sermaye ile bundan böyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin en büyük 6. şirketi olma özelliğine kavuşmuştur.

İZTARIM‘ın bugünkü yönetim kurulu üyeleri her biri Cemil Tugay tarafından görevlendirilen aşağıdaki zevattan oluşmaktadır:

1. Candaş Yeter, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir ve Karşıyaka belediye meclisleri üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, Cumhurbaşkanlığı‘nın 15 Mayıs 2020 tarih, 2020/2012 sayılı kararı ile asaleti onaylanan eski vergi müfettişi.

2. Ali Kemal Elitaş, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi başkanı, T.C. Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü eski teknisyeni, İzmir Büyükşehir Belediyesi Menemen Yerel Hizmetler Şube Müdürü, 2015 seçimlerinde CHP İzmir milletvekili aday adayı, 2019 ve 2024 seçimlerinde CHP Menemen belediye başkan aday adayı olarak “hararetli” bir yerel siyasetçi,

3. Cahit Kurtulan, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İç Denetim Birimi başkanı,

4. Bülent Üngür, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi başkanı, Karşıyaka İlçe ve Tarım Müdürlüğü eski müdürü, veteriner hekim,

5. Hüseyin Koca, Yönetim kurulu üyesi, (İZENERJİ‘ye geçen Hüseyin Koca mı; yoksa aynı ad ve soyadı taşıyan başka biri mi olduğu belli olmadığı için kişisel ve mesleki özellikleri belirlenememiştir.)

6. Yusuf Kurucu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Toprak Bilimi ABD (Üniversiteden ayrılmış),İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı.

7. Samet Yoldaş, Genel Müdür, Gülermak Çelik Konstrüksiyon Sanayi ve Ticaret A.Ş. eski satın alma ve idari işler sorumlusu,

8. Mihriban Yücesoy Ercan, Genel müdür yardımcısı, Özgörkey Gıda Ürünleri San. ve Tic. A.Ş. eski planlama ve lojistik yöneticisi,

9. Tamer İşleğen, Marketlerden sorumlu genel müdür yardımcısı, Başkan danışmanı Elif Demirci İşleğen‘in eşi

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediyesi son günlerde işçi alımlarının mülakat aşamasında “halk” dediği ve kendisinin belirlediği kişileri sözlü mülakatlara sokarak liyakata uygun davrandığı iddiasında bulunuyor. (3) Bunu hem de CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘in son konuşmalarında “kamuda mülakatları mutlaka kaldıracağız” dediği bir anda hem sözlü mülakat yapıp hem de sözlü mülakatlara kendisinin uygun gördüğü kişileri sokarak gerçekleştiriyor. Özellikle de yapılan idari işlemin hukuka uygun olmasını sağlayacak görüşler alınmadan, yönetmelik ve yönergeler hazırlanmadan, bunun usul ve esasları belirlenmeden… Böylesi bir uygulamanın Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) açısından ne ölçüde doğru olduğu araştırılıp tartışılmadan…

Bense böylesi bir uygulama şayet iddia ettikleri gibi liyakati sağlıyorsa bunu öncelikle belediyeyi ve doğrudan şirketleri büyük zararlara uğratan, haklarında açılan soruşturma ve davalarla kurumsal itibara zarar veren şirket yöneticileri için de uygulanmasını; yani, bir şirketin yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyeleri belirlenirken, belediye başkanları bu konuda karar verip şirket yönetim kurullarına Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır gibi parti baronlarının akrabalarını alırken ya da kendi eş, dost, arkadaşlarıyla onların zevcelerini seçerken bu sürece “halk” adını verdikleri ve tarafsız olduğunu iddia ettikleri insanların da katılmasını; hatta, halkın temsilcisi olduğu söylenenlerin buna ilave olarak şirket toplantılarına katılıp herkesten gizlenen bilançolarla kar-zarar tablolarını halkla paylaşmalarını öneriyorum.

Çünkü o liyakatsiz şirket yöneticilerinin kendilerine teslim edilen şirketleri kötü yönetip zarara uğrattıkları her durumda, “halk” ya da “vatandaş” adı verilen sade yurttaşların, sıradan insanların vergi, harç, ücret, faiz ya da gecikme zammı adı altında devlete, belediyelere ödediği, öderken de zorlandığı paralar hem israf ediliyor, hem de belediyelere ait kamu malları ve hizmetleri gizli özelleştirmelerle belediye şirketlerine devredilerek ticari kazancın ve bir sömürü aracına dönüşen arsa ve arazi rantının konusu haline getiriliyor…

Çünkü mülakata alınmayan ve mülakatında halktan insanların bulunmadığı şirket yöneticisi seçimlerinde yanlış seçilen şirket yöneticileri işe alınan işçilerin yaratabileceği kamu zararından çok daha fazla zarar verip şirketin kurumsal itibarını yerlerde süründürebiliyor, şirketin milyarlarca lira zarara uğramasına neden olabiliyor…

İşte o nedenle, ben de şirket yönetici adaylarının da vatandaşların gözetiminde belirlenmesini ve bu adaylar belirlenirken halk oyuna başvurulmasını öneriyor ve sade bir yurttaş olarak “hodri meydan!” diyorum…

Devam edecek…

Bir önceki yazım: https://kentstratejileri.com/2026/02/02/kamu-kaynaklarini-kullanip-suc-isleyen-belediye-sirketleri-ve-suclulari/

(1) https://kentstratejileri.com/2025/05/19/izban-gercekleri/

(2) https://kentstratejileri.com/2025/06/09/deveyi-hamuduyla-goturmek/

(3) https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/mulakata-halk-girdi/57817/156

Şirket belediyeciliği, toplumcu belediyecilik midir?

Ali Rıza Avcan

Şirket… Sözlüklere baktığımızda şirketin, gerçek veya tüzel kişilerin emek, mal ya da paralarını ortaya koyarak para kazanmak; yani üretilen artı değerden pay almak amacıyla kurdukları bir işletme anlamına geldiğini görürüz.

Amerikan Rüyası“: Kör bir adalet, yazarkasaya dönüşmüş mide, domuzla taşınan para kasası, deve sırtında petrol ve tüm eski değerlerin hüznü…, Salvador Dali

Kapitalist sistem, “laissez faire, laissez passer“; yani, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” dediği günden bu yana şirketi sistemin merkezine koyarak kutsuyor ve kimsenin ona dokunmadan, onu yasaklamadan çalışması için elinden ne geliyorsa onu yapıyor. İşte o nedenle, her bir ülkenin başta ticaret kanunu olmak olarak tüm ticaret mevzuatı sonsuz bir esneklikle şirketlere hizmet ediyor. Hatta bu konuda karşımıza Man, Jersey, Cayman adaları gibi öylesine ülkeler çıkıyor ki, o ada ülkeleri adeta uluslararası şirketlerin her şeyi yapabildikleri, ellerindeki kara parayı rahatlıkla aklayabildikleri bir çamaşır makinası özelliği ile öne çıkıyor. Bu anlamda şirketlere ait her türlü bilgi, “ticari sır” denilerek kamuoyunun dikkatinden kaçırılıyor. Yolsuzluk da, kara para aklama da, kadın ticareti de, uyuşturucu satışı da hep bu “ticari sır” ardına sığınılarak yapılıyor ve bütün bunlar yeni yeni çıkarılan hukuki düzenlemelerle kolaylaştırılıyor.

Diğer yandan da kamu düzeni ile ilgili her türlü kurumun şirketleşmesi, kurum yöneticilerinin şirketmiş gibi düşünüp davranması için büyük bir ideolojik mücadele veriliyor. Merkezi ve yerel yönetimlerle vakıfların ve hatta derneklerin bile açık ya da gizli bir şekilde şirketleşmesi, şirket gibi yönetilmesi, kendilerini şirket gibi hissetmeleri için büyük bir beyin yıkama faaliyeti yürütülüyor.

Bu bağlamda, “toplumcu belediyecilik” denilen olgunun ortaya çıktığı yıllarda; ne Terzi Fikri‘nin Fatsa Belediyesi, ne Aydın Erten‘in Gültepe Belediyesi‘nin kapitalizmin kalesi olan şirketlerinin bulunmadığını, yaptıkları her şeyi şirket kurmadan bizatihi kendilerinin yaptığını unutmamamız gerekiyor. O zamanlar belediye başkanları, meclis üyeleri, belediye çalışanları ve mücadele katılan halk her şeyi belediye eliyle gerçekleştiriyor, hizmet denilen her şey belediyenin parası, çalışanı ve malzemesi tarafından üretiliyor, halkın bu üretime katılması sağlanıyor; böylelikle belediyenin halkın belediyesi olması sağlanıyordu. Hiç unutmam, teftişe gittiğim Anadolu yerleşimlerinde akşamları elektrikler kesildiğinde belediye başkanı, belediye çalışanı ile birlikte herkes dışarlara çıkar, ne yapabilirim düşüncesiyle işe yaramaya çalışırdı. Şimdi ise, herhangi bir belediye hizmetinin kesilmesi ya da aksaması durumunda bulunduğumuz yerde durup o hizmetin yeniden gelmesini bekler hale geldik… Çünkü o tarihlerde belki “katılım” sözcüğü bugünkü anlamında kullanılmıyor; ama eylemde ortaya çıkan o katılım en sahicisinden, en samimisinden hayata geçiyor, halk sorunların çözümüne bizzat katılıp işin içinde olmak için neoliberallerin “katılım” kavramını icat edip bir ilaç gibi sunmalarını beklemiyordu.

Şirket’e tapmak…

Yolsuzluk, hırsızlık, yağma, yalan ne varsa hepsi, belediyelerde şirketlerin ortaya çıkması ile arttı, azgınlaştı ve yaygınlaştı. Çünkü şirketlerle ilgili kanunlar, yönetmelikler yalan üzerine kurulu kapitalist sistemi ihya etmek adına her şeye izin veriyor, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyerek her şeyi, özellikle de yalanı meşrulaştırıyor. Yasaların, yönetmeliklerin sağladığı bu kolaylık ve teşvikler hem iktidarın, hem de muhalefetin belediyelerine yaradığı için de, herkesin hayatından memnun olduğu bir ortamda namus ehli kimse de çıkıp bu durumu kaldıralım ya da değiştirelim demiyor, diyemiyor.

Üstüne üstlük, şimdilerde CHP genel başkan yardımcılığı ile onurlandırılıp Rönesans Holding‘in şirketi Florya Gayrimenkul Yatırım İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin avukatlığını yapan ve Üçkuyular‘daki İzmir İstinyepark ile ünlenen CHP İzmir milletvekili Murat Bakan‘ın, bu yolsuzlukları tahrik edercesine 2016 yılında belediye şirketlerinin ihalesiz iş yapması için kanun teklifi verdiğini hatırladığımızda…

https://www.kentstratejileri.com/2016/10/16/bir-chp-milletvekili-belediye-sirketlerinin-ihalesiz-is-yapabilmesi-icin-kanun teklifi-verirse/

Ama ondan önce, halkın zorunlu ihtiyaçları için kurulan tanzim satış mağazalarının yer yer ve zaman zaman yararlı işler yaptığını bilmekle birlikte; oralarda yöneticilik yapanların tabaktaki bala parmaklarını sokarak yolsuzluk, hırsızlık yapmayı nasıl keşfettiklerini, kendi ‘özel ihtiyaçlarını‘ nasıl karşıladıklarını, oradan kazandıkları deneyimle ileride özel sermayeye pazarlayacakları TANSAŞ‘ı, aynı anlayışla kurdukları KİPA‘yı nasıl dönüştürdüklerini, bugünlerde bir efsane gibi anlatılan tanzim satışların yolsuzluk, hırsızlık ve sahtekarlık suçlarının kaynağı olmaya başladığını söyleyebiliriz. Geriye doğru dönüp baktığımızda, aklımıza tanzim satışla ilgili birçok soruşturma ve ceza alan belediye başkanı ve tanzim satış yöneticisi gelir… Hele ki, yaşadığımız kentte beyaz peynir üzerinden yapılan yolsuzluklara kimlerin bulaştığını, bu şahısların nasıl zenginleştiklerini konu ile ilgisi olanlar gayet iyi bilirler. Aynen 1940’lı yıllardaki olağanüstü savaş ortamında ortaya çıkan vurguncu savaş zenginleri gibi…

Devlet adına belediyeleri denetleyip soruşturmalar yaptığım yıllarda, ben dahil tüm meslektaşlarımı en fazla zorlayan şeyin, tanzim satış mağazalarının denetimi olduğunu itiraf etmek isterim. Ticari işletme tekniğinin karmaşıklığı ve esnekliği içinde bilgisayarın olmadığı bir ortamda zorunda ihtiyaç malzemesi olmayan yüzlerce malın giriş ve çıkışını takip edebilmek, bir büyük ya da küçük baş hayvandan yerine ve zamanına göre göre kaç kilo kıyma, kaç kilo kuşbaşı et, kaç kilo biftek ya da bonfile çıkacağını hesaplamak, her bir malzemedeki fire ile boş çuval gibi üretim sonrası ortaya çıkan malzemelerle ilgili kritik konular bizleri hep zorlar, her biri ayrı bir soruşturma konusu olurdu. Ama aramızdaki “Semih abi” gibi çocukluğu babasının Feneryolu‘ndaki bakkalında geçtiği için hangi konularda nasıl sahtekarlık yapıldığını gayet iyi bilen kamu denetçileri, bu konuda yapılmış tüm yolsuzlukları eliyle koymuş gibi ortaya çıkarır, bizleri de kıskandırırdı.

Bu anlamda, hem devlet adına denetim ve soruşturmalar yaptığım, hem de cephe değiştirip belediyeleri ve başkanlarını devlete, baskıcı merkezi vesayete karşı savunduğum danışmanlık dönemlerinde karşıma tek bir tane bile olsa belediye şirketi çıkmadı, hiçbirini denetlemedim ya da inceleyip soruşturmasını yapmadım. Hoş zaten istesem bile, böyle bir şey yapamazdım; zira mevcut ticaret mevzuatı o şirketleri ihale mevzuatı dışında tutarak koruyor, böyle bir şey yapmamıza izin dahi vermiyordu…

Daha sonra belediyelerin şirket kurduklarını duymaya başladığımda, bunun Turgut Özallı yıllardaki özelleştirme furyasının belediye ayağını oluşturduğunu, asıl amacının ise, belediyelerdeki ihale mevzuatının getirdiği kural ve yasakları aşmak düşüncesi olduğunu anladım.

Şirket: “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın

İzmir‘e yerleştiğim 1997-1998 döneminde ise, belediyelerce kurulmuş şirketleri birer birer tanımaya başladım. İzmir Yerel Gündem 21 Yürütme Kurulu‘nda yer aldığım 2001 yılında benim önerim üzerine gerçekleştirilen ülkemizdeki ilk sivil toplum fuarı olan 1. İzmir Sivil Toplum Kuruluşları Fuarı ile Uluslararası İzmir Sivil Toplum Sempozyumu‘nda organizasyona İzmir Büyükşehir Belediyesi ve IULA-EMME dışında İZFAŞ’ A.Ş.‘nin de katılmasını önerdiklerinde, yapacağımız sivil etkinliğin ticari bir şirketle bir araya gelmesini istemediğim için, aslında belediye bütçesinden rahatlıkla yapabilecekleri birçok harcamayı sırf bu şirket üzerinden yaparak ihale mevzuatının getirdiği şekil ve şartları aşmak istediklerini anladım.

2012 yılında Kuşadası Belediyesi adına yaptığım “Kuşadası Belediyesi İmaj, Algı Araştırmaları ve Marka Kent Kurumsal Kimlik Çalışmaları” kapsamında yaptığım gözlemler sırasında da, bir araya gelen iki, üç kişinin kurduğu bir şirketin, o tarihlerdeki mevzuata göre alınması gereken Bakanlar Kurulu izin şartı aranmaksızın belediyeye bağışlanabildiğini, daha sonraki yıllarda da bu bağış yönteminin bir alışkanlığa dönüşerek Kuşadası Belediyesi‘nin 2022 yılı itibariyle kavgalara döğüşlere konu olan dört ayrı şirkete sahip olduğunu öğrendim.

Yakın zamanda ise, ipin ucunu iyice kaçıran İçişleri Bakanlığı, yayınladığı bir genelge sayesinde belediyelerin istedikleri kişilerle şirket kurabildiklerini, bunu engelleyen herhangi bir yasal düzenlemenin ya da şartın mevcut olmadığını, şirket kurma konusunda belediyelere büyük bir özgürlük tanındığını büyük bir şaşkınla öğrendim.

Anlaşılan o ki, yakında çıkarılacak yeni hukuki bir düzenleme ile belediyelerin de şirkete dönüşmesine izin verilecek!

İçişleri Bakanlığı‘nın şirket kurma, mevcut şirketlere katılma ya da şirketlerin bağışlanması suretiyle devredilmesini veya istediğin biriyle gidip bir şirket kurmayı mümkün kılan politika ve uygulamaları nedeniyle başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere neredeyse tüm il, büyükşehire bağlı ya da bağlı olmayan ilçe ve belde belediyelerinin kendilerine bağlı binlerce şirketinin şişkin ciroları ve çalışan kadrolarıyla adeta belediyelerle rekabet eden bir şekilde ortaya çıkmaya başladığına tanık olduk.

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2022 Yılı Sayıştay Denetim Raporu, Sayfa 19.

Örneğin 2021 ve 2022 yılları Sayıştay denetim raporları üzerinden yaptığımız bir araştırma sonucunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 22, mevcut belediye şirketlerinin hissedarı olduğu 8 şirket olmak üzere toplam 30 şirkete, Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 10, mevcut belediye şirketlerinin hissedarı olduğu 5 şirket olmak üzere toplam 15 şirkete, Çankaya Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 6 şirkete, Konak Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 2, belediye şirketlerinin hissedarı olduğu 1 şirket olmak üzere toplam 3 şirkete, en halkçı-devrimci belediye olarak bilip tanıdığımız Dersim Belediyesi‘nin bile 1 adet şirkete sahip olduğunu belirledik.

Sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne geldiğinde ise işin farklı bir boyutta değiştiğini görürüz. Çünkü İzmir, Ankara ve İstanbul‘un nüfusuna göre daha küçük bir kent olmasına rağmen; diğer büyükşehir belediyelerine fark atacak kadar şirket zengini bir belediye olduğu görülmektedir. Hele ki bu işe ilçe belediyelerindeki onlarca şirketi de kattığımızda…

Sayıştay‘ın 2022 yılı denetim raporuna göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 16, belediye mevcut şirketlerinin hissedarı olduğu 9 şirket olmak üzere toplam 25 şirketi bulunmakta. Buna Sayıştay denetçisi tarafından hazırlanan yukarıdaki listede yer almayıp 2021 yılında İzenerji tarafından 2.000.000.- TL sermaye ile kurulan İZETAŞ Anonim Şirketi ile yakın zamanda belediye şirketi İzenerji‘nin % 49 ortaklığı ile kurulan İzgüneş‘i de ilave ettiğimizde sayı 27’yi bulmaktadır.

Bu durumda;

2022 yılı nüfusu 15.907.951 nüfusu bulan İstanbul‘da ortalama 530.265 kişi başına 30 şirket,

2022 yılı nüfusu 5.782.285 olan Ankara‘da ortalama 385.486 kişi başına 15 şirket varken

2022 yılı nüfusu 4.462.056 olan İzmir‘de de ortalama 165.261 kişi başına 27 şirket olduğunu, belediyenin bu haliyle tüm belediye hizmetlerini şirketlerine devrederek ve böylelikle birçok yasal kural ve kısıtlamadan kurtularak koskocaman bir holding yarattığını görürüz. Tabii ki şirket sayısının şimdilik bu düzeyde kalacağını varsaydığımızda…

Artık bundan böyle, “biz bilgi edinme kanunu kapsamında değiliz“, “sorduğunuz husus ticari sır kapsamına girmektedir“, “bu konularda kamuoyuna bilgi verilmesi mümkün değildir” ya da “sorduğunuz sorular kişisel verilerin korunması ile ilgili mevzuat kapsamına girmektedir. O nedenle açıklayamayız” diyen, kamu kaynakları ile kurulduğu halde çoğunda belediye hissesi % 51’ye ulaşmadığı için Sayıştay denetimine tabi olmayan, bu arada devamlı zarar edip zararları belediye bütçesinden karşılandığı halde binlerce işçi çalıştıran bu şirketlerle; daha doğrusu koskocaman bir holdingle karşı karşıyayız…

Üstüne üstlük bu şirketlerin genel müdür, yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyesi, murahhas üye, koordinatör gibi yüzlerce koltuğu var ki; kendilerinden o şirketin faaliyet konusu ve alanı ile ilgili olarak; örneğin restoran, kafe ve büfe işletmeciliği yapan Grand Plaza A.Ş. ya da İzmir Körfezi içinde deniz yoluyla yolcu taşımacılığı yapan İzdeniz A.Ş.‘in gerektirdiği bilgi, birikim, deneyim ve beceriye; yani, o iş için gerekli olan yeterliliğe (liyâkat) sahip olmayan kişileri bu şirketlerde üst yönetici olarak görevlendirildiği, o kişilerin de “bu şirketin faaliyet konusu ve alanı benim uzmanlık alanıma girmiyor, ben burada verimli olamam” diyerek itiraz etmedikleri bir süreçte, bu kişilere kah -zaman zaman aldıkları rakamları küçümseseler de- huzur hakkı adıyla, kah başka adlarla ne miktarda ödeme yapıldığını ya da devamlı zarar eden bu şirketlerden para alan bu şahısların ortaya çıkan kamu zararında ne ölçüde pay sahibi olduklarını dahi bilmiyoruz. Ama hemen arkasından geçmiş seçimlerde milletvekilliğine, belediye başkanlığına ya da belediye meclisi üyeliğine aday olup seçilemeyenlerin, Eren Erdem gibi siyasi kimliği tartışmalı kişilerin, barış imzacısı olma vasfını kendi kişisel menfaati için kullanan akademisyenlerin, özel şoförlerin, Suat Çağlayan gibi eski bakanların, Erdal İzgi gibi eski belediye başkanlarının ya da gelecek seçimlerde aday olmayı hedefleyen siyasi adayların bu koltuklara layık görüldüğüne tanık oluyoruz. Aslında çoğunun atandığı görevle ilgili bir bilgisi, birikimi, deneyimi ve becerisi; yani uygun görüldüğü işle ilgili herhangi bir yeterliliği, liyakati olmadığı halde bu şekilde satın alınan bu kişiler, -ne yazık ki- kamu kaynaklarını sömüren tahta kuruları gibi gövdenin tümüne yayılmış vaziyette. Onların tek özelliği atamayı yapan belediye başkanı ile Mason localarından, birlikte okudukları okuldan ya da siyasi, kişisel, ailevi ya da özel tercihleri nedeniyle bir yakınlıklarının, bir muhabbetlerinin olmasıdır. Çünkü onlar kendilerine verilmiş o koltuğu korumak için bildiği, tanık olduğu ya da altına imza attığı yanlış işleri hiçbir şekilde eleştirmeyip devamlı övmek, parlatmak zorundadırlar… Çünkü efendileri sayesinde gittikleri yerde doyup tıkanıncaya kadar beslenip “sahibinin sesi” olarak velinimetinin sesini yankılayıp çoğaltarak kendisinden beklenen şeyleri yapmak zorundadırlar… Ama bir yandan da doğru ya da yanlış, çoğu suç olan eylemlerle küplerini doldurmaktan ya da birilerinin işine yaramaktan da kendilerini alamazlar. Hele ki seçim öncesi dönemlerde…

Şirket ve şirkete dair her şey…

Çünkü kapitalizmin kutsal kanunlarına göre, içinde bulunup etinden, sütünden, kılından tüyünden yararlandıkları şirketler, titizlikle korunup kollanması gereken kapitalizmin kutsal mekânlarıdır. O kutsallığın başına bir şeyin gelip etkisini kaybetmesini hiç istemezler. O nedenle, kentin ortasındaki Basmane Çukuru, 32 yıldır tek bir kuruş getirmeyen İzmir Hilton Oteli, Konak Pier, Kültürpark, Şehirlerarası Otobüs Terminali, tarihin getirip bize teslim ettiği Kemeraltı ve Basmane‘nin soylulaştırılıp ticari bir mal olarak pazarlamasına karşı seslerini çıkarıp itiraz edemezler. Bir zamanlar itiraz edip seslerini çıkarmış olsalar bile kendilerine sunulan lütuflardan sonra dut yemiş bülbüle dönerler… Onlar sadece yerel yönetimlerin neden olduğu sorunlar yerine, iktidarın neden olduğu sorunları suret-i haktan bir tavırla havanda dövüp dururlar ve sahici olmadıkları, insana dokunmadıkları için de başarıyı bir türlü yakalayamazlar. Örneğin göçmen, mülteci ve sığınmacılar ya da yoksulluk gibi konularda, bir şeyler yapar gözükmekle birlikte çalıştığı kendi belediyesi cadde ve sokaklardaki Arapça tabelaları söküp kaldırdığında ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ndeki kadın yöneticilerin bazıları etek boyu denetimi yaptığında sus pus olurlar. Sadece sadece neoliberal anlayışın geliştirip ortaya attığı “dayanışma“, “kentsel ağlar“, “kentsel katılım“, “çoğulculuk“, “yoksulluk“, “yerel kalkınma” ve “dirençli kent” gibi kavramları sınıfsal özünden koparıp insan hakları boyutunda ve kapitalist sistemle ilişkisini ortaya koymadan, bizim oyalanıp durabileceğimiz konularmış gibi anlatır dururlar. Çünkü onların arkasındaki dokunulmaz kutsal şirketler, holdingler, bu şirket ve holdingleri destekleyen AB Türkiye Temsilciliği, Avrupa kalkınma ajansları ve onların denetiminde kurulan vakıf ve dernekler, kendi mahallesinin kendi “beşli çeteleri” ve “başka bir tarım” adıyla endüstriyel tarım şirketlerini destekleyen politika ve uygulamalar, ceplerinde de oralardan aldıkları paralar vardır…

Artık bundan böyle, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer ilçe belediyeleri, kendi işgücü, mali kaynakları ve teknolojisi ile iş yapmayı unutmuş, her şeyi şirketlerine; hatta şirketleri eliyle İZSİAD adıyla dernekleşmiş sermayedarlara kurdurttuğu kooperatiflere devretmiş; böylelikle, her işi yolsuzluğa, yağmaya ve hırsızlığa hazır hale getirmiştir. O nedenle de, Kültürpark‘ın bakımı ve sulaması bile artık ihale edilmekte, bu işin belediye imkanları ile yapılması akla dahi getirilmemektedir…

Ondan sonra da yıllardır o şirketleri arkasına alıp oralardan beslenenler, o şirketlerde proje adıyla araştırmalar yapıp kitap yazanlar, 2019 yılında yaptıkları Kemeraltı araştırmasının sonuçları halen teslim etmeyip kamuoyu ile paylaşmayanlar, tırmak işareti içindeki “Toplumcu Belediyecilik” adına sipariş ettikleri bir organizasyonda karşınıza çıkıp oldukça ikna edici bir söylemle bu işin psikolojisini, dayanışma ağlarını, kentteki yoksulluk durumlarını anlatmaya kalkarlar.

https://www.kentstratejileri.com/2020/06/03/vahsi-kapitalizmin-karanlik-yuzu-şirketler/

Şimdi gelelim en önemli soruya;

İşte bu soruyu, yıllar önce hem ilginç ve farklı yaklaşımları hem de “Zardanadam“‘ın kurucusu olarak müzik yaşamına kattığı zenginlikle beğenip değer verdiğim Erbatur Çavuşoğlu ile Murat Cemal Yalçıntaş birlikte sormuşlar. 22-24 Ekim 2009 tarihleri arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nde yapılan ve benim de bizzat katıldığım “İzmirli Olmak Sempozyumu“nda sunulan ve daha sonra Deniz Yıldırım ile Evren Haspolat tarafından derlenip yayınlanan “Değişen İzmir’i Tanımak” isimli kitapta yer alan bu makale, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Planlama Atölyesi II çalışmaları kapsamında 2008–2009 akademik yılında Dikili‘de, Osman Özgüven‘in belediye başkanlığını sürdürdüğü yıllarda gerçekleştirilen anket, mülakat ve gözlemlere dayanmakta ve bütün bu araştırmaların özeti olarak belediye düzleminde anti-kapitalist politika ve uygulamalar ortaya konulmadan ve yapılan işlerin sürekliliği için gerekli örgütsel bir yapı oluşturulmadan toplumcu belediyecilik yapılamayacağını ortaya koymakta.

İşte bu bağlamda, toplumcu belediyecilik yaptık, yapıyoruz ya da yapacağız diyenler ya da toplumcu belediyecilik adına söz söylemeye çalışanlar, acaba kapitalist sistemin her geçen gün uluslararası kuruluşları, devleti, üniversiteleri, medyayı, holding ve şirketleri, sivil toplumu ve benzerlerini kullanarak üzerimizde kurduğu ekonomik, toplumsal, kültürel ve ideolojik ağlarla bizi teslim aldığı bir ortamda, toplumcu belediyeciliğin mümkün olup olmadığını, anti-kapitalist olmadan, anti-kapitalist politika ve uygulamalar geliştirmeden ve kapitalizmin yararlı aletleri olan şirketleri kullanmadan, onların içinde yer almadan ve nimetlerinden yararlanmadan toplumcu belediyeciliğin nasıl yapıldığını ya da yapılacağını bize anlatmalıdırlar…

Yararlanılan Kaynaklar

1) Aksakal, P.Bir Yerel Yönetim Deneyi (Fatsa Devrimci Yol Davası), Simge Yayınevi, 1989.

2) Aksakal, P. , Fatsa Gerçeği, Penta Yayınevi, 2007.

3) Ankara Belediyesi Başkanlık Uzmanları, Toplumcu Belediyecilik, Ankara Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, Mayıs 1977, 96. sayfa.

4) Bayramoğlu, S., Toplumcu Belediye, Nam-ı Diğer Belediye Sosyalizmi, Notabene Yayınları, 2015, Ankara, 181 sayfa.

5) Sedat Göçmen, (Söyleşi: İlbay Kahraman), Fırtınalı Denizi Yolcuları, Ayrıntı Yayınları, 2013.

6) Gültekin, A.K., Gündoğdu, Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler, Patika Yayınları, İstanbul, 2013, 240 sayfa.

7) Kamalak, İ., Gül, H. (Der.) Yerel Yönetimlerde Sosyal Demokrasi, Toplumcu Belediyecilik, Teorik Yaklaşımlar, Türkiye Uygulamaları, SODEV, Sosyal Demokrasi Vakfı, Kalkedon Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, Mayıs 2013, 352 sayfa.

8) Toplumcu Belediyeler Bildirgesi, 2013, Ankara.

9) Uyan, M. M. Toplumsal Dalganın Kırılışı, Fatsa 1978-1980, Arayış Yayınları, 321 sayfa.

10) Yıldırım, D., Haspolat, E. (Der.) Değişen İzmir’i Anlamak, Phoenix Yayınları, Nisan 2010, Ankara, 638 sayfa.

11) Yıldırım, S. Yeni Toplumcu Belediyecilik Üstüne, Çankaya Belediyesi, Kasım 2013, Ankara,200 sayfa.

Vahşi kapitalizmin karanlık yüzü: Şirketler…

Ali Rıza Avcan

Şirket… Kapitalizmi kapitalizm yapan anahtar sözcüklerden biri… Sermayenin meşruiyet kazanıp kurumsallaştığı varlık… Kapitalin egemenliğini sürdüren kutsal yapı… Bir diğer anlatımla, kapitalizmin amiral gemisi… Bu anlamda, şirket olmadan kapitalizm, kapitalizm olmadan da şirket olmaz da denilebilir…

Şirket, Avrupa Konseyi’nin web sayfasında “tüzel kişiliği, sınırlı sorumluluğu ve devredilebilen paylarıyla insanlığın en dâhiyane buluşlarından biri” olarak tanıtılıyor…

Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma‘nın (ABİHA) 54. maddesine göre, “şirketler; kar amacı gütmeyenler hariç, kooperatifler de dahil olmak üzere, medeni hukuk ve ticaret hukukuna göre kurulmuş şirketler ile kamu hukuku veya özel hukuk hükümlerine tabi diğer tüzel kişileri ifade…” ediyor. (1)

Bu tanımdan da görüleceği gibi, ortaya konulan sermayeyi kâr elde etmek (daha doğrusu artı değer yaratmak) amacıyla kurulan şirketler, özel hukukla kamu hukuku alanında faaliyet gösterirler ve çalışmaları ticaret kanunlarıyla düzenlenir.

Şirketin tarihsel kaynağı Avrupa lonca düzeni içinde ticaret localarına kadar gider. Sözcük olarak ilk kaydı 1150’li yıllara kadar uzanıp, Geç Latince’nin companio (aynı ekmeği yiyenlerin dostluğu, samimiyeti) sözcüğünden türediği, Eski Fransızca’da compagnie, Anglo Sakson dilinde company, Eski Yüksek Almanca’da galeipo, Gotik dilde de gahlaiba şeklini aldığı söylenir.

Şirket sözcüğünün Türkçe’deki kaynağı ise Aşık Paşa’nın 1330’da yazdığı Garib Name’ye kadar gider: (2)

bağ u çift ü şirket ü bazār / ögi ussı durmadın anı düzer [aklı fikri hep bunlardadır]

Ar şirka(t) شركة  [#şrk mr.] ortaklık < Ar şarika شَرِكَ paylaştı, ortak oldu

14 Mayıs 2008 tarihinde Kore Bankası (Bank of Korea) tarafından yayınlanan bir rapora göre, 41 ülkede yapılmış bir araştırma sonucunda 5.586 şirketin 200 yıldan eski tarihe sahip olduğu belirlenmiş. Buna göre 200 yıldan eski tarihe sahip şirketlerin 3.146 tanesi Japonya’da, 837 tanesi Almanya’da, 222 tanesi Hollanda’da ve 196 tanesi Fransa’da bulunmakta. (3)

Günümüzde dünyada kaç adet şirket olduğu ise kesin olarak bilinmemekle birlikte, sayılarının 190 milyonu aştığı söylenmekte.

Şirketler tabii ki ilk ortaya çıktıkları tarihten bu yana hem kurumsal olarak hem de faaliyet alanları olarak çok gelişti, değişti. Şirketlerin piyasaya daha fazla yayılıp hakim olması için medeni hukukta, ticaret hukukunda ve benzerlerinde şirketlerin yararına birçok düzenleme yapıldı. Böylelikle şirketlerin sayısı, büyüklükleri, faaliyetleri ve etkileri arttı. Şirketler daha etkili ve egemen olmak için bir araya geldiler gruplar, holdingler, tekeller, karteller, tröstler oluşturdular. Ama bu gelişim içinde adları, büyüklükleri, sayıları devamlı değişip gelişmekle birlikte temel özellikleri hiç değişmedi: kar, daha fazla kar elde etmek…

Kapitalizmin gelişip emperyalizm aşamasına ulaştığı bu süreç içinde şirketler piyasa içindeki etki ve egemenliği dışında ülke ve dünya ölçeğinde yeni görevler üstlendiler. Yeni sömürgeler bulmak amacıyla Hindistan’a, Uzak Asya’ya, Afrika’ya, Amerika’ya giden İngiliz, Fransız ya da Alman ordu ve donanmalarını destekleyip finanse edenler hep bu tür şirketler, ticari ortaklıklar oldu. Hindistan, İran ve Afganistan’a ya da Osmanlı İmparatorluğu’na ait toprakların sömürgeleşmesinde oldukça etkili olan İngiliz Doğu Hindistan Şirketi (British East India Company) bu tür şirketlerin en bilinenidir.

Bu bağlamda adeta emperyalist devletlerle iç içe geçen bu tür şirket, tekel, kartel ya da tröstlerin güç, etki ve cirosu giderek birçok ülkenin gücünü aşmış, şirketler adeta bu sömürge ülkeleri yönetir hale gelmişlerdir. Afrika’daki altın, elmas ve bakır madenleri işleten çok uluslu şirketlerin ülke yönetimlerini belirleyen gücü ya da ITT adındaki şirketin Şili’de seçimle iktidara gelen Salvador Allende’yi kanlı bir şekilde devirmiş olması hepimizin hatırına gelen örneklerdir.

Şirket, holding, tekel, kartel ve tröstler sadece piyasada, ülkede ve dünyada egemen olmadılar; aynı zamanda üretim ya da ticaretin alanı dışındaki toplumsal yaşama da sızıp onlara ilham verir hale geldiler. Örneğin önce merkezi ve yerel yönetimlere ait birçok hizmet, hukuk dışı işlemleri daha kolay yapabilmek amacıyla “kamu şirketi” adıyla şirketleştirilip özelleştirildi. Böylelikle mevcut mevzuatın getirdiği birçok engel ya da sınır, “ticari sır” tabusuyla korunan şirketler eliyle yerine getirilir oldu. Bir çok iş ihalesiz yapılır, şirket yönetim kurulu üyelikleri, yapılan işten anlamaz hatırı sayılır siyasilere armağan gibi dağıtılır oldu. Böylelikle bu tür kamu şirketleri yolsuzlukla, yağma ile, talan ile anılan derin ve karanlık bir kuyular haline dönüştürüldü.

Bu arada belediye şirketlerinin kuruluşu Bakanlar Kurulu Kararına bağlanıp zorlaştırıldığı için şirket bağışlama denilen bir yol keşfedildi. Böylelikle başka kişi ya da kuruluşlarının dikiş tutturamadığı şirketler bağışlanmak suretiyle bir anda belediye şirketi oldular. Örneğin İzmir’deki Karşıyaka Belediyesi daha önce kurduğu Kent A.Ş. isimli şirketin kötü yönetimi sayesinde milyonlarca lira borç altına girmişken ve bu borçlar nedeniyle belediye büyük bir mali sıkıntı içindeyken bir şahsın bağışı ve o bağışın belediye meclisi kararı ile kabul edilmesi üzerine Kordelion A.Ş. isimli ikinci bir şirkete sahip oldu. Böylelikle zarar edecek yeni bir şirket kapısı, bunun yanında, tabii ki o şirketin yönetim kurulu başkanlığı ile yönetim kurulu üyeliği koltuklarının yakından tanınıp bilinen siyasilere ikram edilmesi imkanı da doğmuş oldu.

Ardından, aynen biz İzmirliler’in yakından tanıyıp bildiği TARKEM ya da TETUSA gibi şirketlerde olduğu gibi, merkezi yönetimle yerel yönetimlerin çok ortaklı özel şirketlerde hissedar yapılması suretiyle kamu kaynaklarının bu şirketlere devredilmesi ve kamu güç ve yetkisinin kamu yararı yerine bu şirketlerin yararı doğrultusunda kullanılması yöntemi ortaya atıldı.

Ama sermayeye bu da yetmedi. Merkezi yönetimin ve yerel yönetimlerin aynen bir şirket gibi yapılanıp çalışmasını sağlayan fikir ve girişimler ortaya çıktı bu kez de. Böylelikle bütün kamu görevlilerinin; özellikle de şirket CEO’su gibi davranan belediye başkanlarının belediye hizmetlerinin toplumsal yanını unutarak kâr-zarar hesabı yapması, işçi ve emekçilerle yapılan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde bu hesapları dikkate almaları, ESHOT, İZBAN ve İZDENİZ gibi ulaşıma ilişkin belediye hizmetlerinde 65 yaş üstü yolcuları bir yük olarak görmeleri gibi sağlandı.

Bu da yetmedi. Sivil toplumun temel aktörleri olan dernek,vakıf ve diğer sivil oluşumların birer şirket gibi yapılanıp çalışması için hazırlıklar yapılıp rehberler hazırlandı, tavsiyeler oluşturuldu. Ülkemizdeki sivil toplumu şekillendirmek amacıyla çalışan TESEV, STGM, Habitat Derneği gibi Avrupa Birliği bağlantılı bazı kuruluşlar açık açık bu görevi üstlendiler. Hatta daha da ileri gidip şirket mi yoksa dernek mi olduğu bilinmeyen EMBARQ/WRI gibi bir takım oluşumlarla yerel hizmetler alanında bir düşünce kuruluşu (think tank) gibi işlevler üstlenmeye çalıştılar. Bir yanıyla ticari bir örgüt olarak şirket, diğer yanıyla da bir sivil toplum kuruluşu olarak toplumsal sempatiye hitap eden sivil kuruluşlardı bunlar. Geçtiğimiz yıllarda İzmir’in Kemeraltı Bölgesi için yaptıkları “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” isimli araştırmayı gösterişli bir kitap olarak basıp İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin mali kaynaklarını kullandılar. Ama ardından hiç kimse o araştırmadaki önerilerden yararlanmadı, görüştüğümüz belediye yetkilileri o araştırmayı ciddiye almamamızı söylediler ve hatta o araştırmadan hiçbir yerde yararlanmadılar. Çünkü bu tür dernek-şirket karışımı kuruluşlar yaptıkları çalışmanın kamuya yararlı olmasından çok o çalışmaları fonlayan Avrupa kalkınma ajanslarının yararını düşünüyorlardı. Arkalarını Avrupa Birliği delegasyonuna ve bu fonlara dayayarak, oralardan aldıkları bağış, hibe ve yardımlardan gelen maddi imkanı ve sık sık Avrupa seyahati yapma olanağını önlerindeki belediye yöneticileriyle bürokratlarına sunup onları ayartan, en kamucu kurum ya da kişileri bile baştan çıkaran önerilerle kendi yanlarına çeken kuruluşlardı bunlar…

Bu hengamede birçok kurum ya da kişinin doğru adres olarak gösterdiği kooperatifler bile kooperatifçiliğin amaç ve ruhunu unutarak birer çok ortaklı şirkete dönüşmeye başlamıştı. Hepimizin kooperatifçiliğin Ege’deki en önemli temsilcisi olarak gördüğü TARİŞ ya da son yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi ile imzaladığı ayrıcalıklı sözleşmelerle büyüme olanağına kavuşan Tire Süt Kooperatifi bile toplumsal kooperatifçiliğin temelini oluşturan “gönüllü ve herkese açık üyelik“, “üyeler tarafından gerçekleştirilen demokratik denetim“, “üyelerin ekonomik katılımı“, “özerklik ve bağımsızlık“, “eğitim, öğrenim ve bilgilendirme“, “kooperatifler arasında iş birliği” ve “topluma karşı sorumlu olma” gibi ilkelerinin unutulması, her türlü ticari işlemin kooperatiflere bağlı şirketlerle yürütülmesi ve küreselleşmeyle birlikte gelen ideolojik kirlenmenin etkisine girilmesi suretiyle, kooperatif ağalarının yönetimindeki çok ortaklı şirketlere dönüşmüştü. (4)

Bütün bu gelişmelerin, sessiz sedasız gerçekleşen değişimlerin son yıllardaki adresi ise, ülkemizi hem yoğun dış ticaret hem de temel Avrupa Birliği anlaşmalarında ve diğer yardımcı hukuk kaynaklarında yer alan kural ve kurumlar bütününün Türk Hukuk Sistemi ile uyumlu hale getirilmesi anlamına gelen Avrupa Birliği Muktesabatı çalışmaları ile birinci dereceden etkileyen Avrupa Birliği‘dir. Çünkü, Avrupa Birliği 1960’lı yıllardan bu yana kendi ortak pazarındaki değişik ülke şirketleri arasında uyumu sağlamak ve piyasanın çok katmanlı zengin bir yapıya kavuşması amacıyla şirketlerle ilgili standart geliştirme çalışmaları yapmakta ve Avrupa’ya özgü bir şirket formu oluşturmaya çalışmaktadır. Bunun için bazen tüm ortakların onayını alarak, bazen de o onayı alamadığı için dolambaçlı yollara başvurarak bir “Avrupa Şirketi” (Societas Europea) formu yaratmaya çalışmaktadır. Direktif adı verilen hukuki anlaşma metinleriyle şekillenen bu şirket formları, öncelikle kendi üye ülkeleri içinde geçerli kılmakla birlikte; Avrupa Birliği ile ilişkisi olan diğer ülkelerle birliğe Gümrük Birliği adı verilen özel anlaşmalarla bağlı Türkiye‘de de -ister istemez- geçerli kılmaya başlamıştır. Birliğe üye ülkeler için onay koşulunun arandığı bu standart formla yapılanmış şirketler, Türkiye gibi sınır aşan ülkelerle ticaret yapmaya kalktıklarında ya da sınır aşan ülkelerde çalışıp ofis açmak istediklerinde veya sınır aşan o ülkelerden kendilerine yeni ortaklar edindiklerinde o şirket formları da ister istemez, o şirket formları için onay vermemiş olan ülkelerde geçerli olmakta ve Türkiye de tüm bu olasılıklar çerçevesinde Avrupa Birliği‘nin dayattığı şirket formları ve onun hukuki yaptırımlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. (5)

Ama, Avrupa Birliği‘nin bu alanda yaptığı standart form çalışmalarının son iki örneği ise daha da ilginç ve şaşırtıcıdır:

Bunlardan ilki kooperatiflerde çalışanların kooperatif yönetimine katılımını sağlama bahanesiyle geliştirildiği söylenen “Avrupa Kooperatif Şirketi” (Societas Cooperativa Europea),

İkincisi de gizli saklı işler yapan holdinglere, adını bilmediğimiz birtakım vergi cenneti adalarda faaliyette bulunmak üzere elektronik ortamda 1 Avro sermaye ile şirket kurmalarını sağlayacak çalışmaların yapılıyor olmasıdır. (6)

Şayet bu iki konu ile ilgili direktifler yaygın bir şekilde kabul görürse; ülkemizde, özellikle de İzmir’de şu sıralarda pek bir moda olan kooperatifleşme çerçevesinde her bir kerameti kooperatifleşmede arayanların ya da belediye başkanıyla kooperatif başkanı olan eşinin gözüne girmek isteyenlerin bu kooperatifleri en kısa sürede, bu iş böyle daha iyi ve rahat olacak gerekçesiyle “Avrupa Kooperatif Şirketi“ne (Societas Cooperativa Europea) dönüştürdüğüne tanık olmamız ve 1 Avro’luk sermayelerle elektronik ortamda kurulan yolsuzluk şirketlerinin yolsuzluk, hırsızlık ve kaçakçılık gibi olaylarda daha fazla gündeme geldiğini görmemiz mümkün olacaktır.

Evet, bu yazının başında ne demiştik?

Şirketler, ister özel ister kamu şirketi olsunlar “ticari sır” maskesi ile korunan kopkoyu kara delikler, kapitalist yağma, talan ve soygun düzeninin temel araçlarıdır.

(1) https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2015/05/28/compet-single-member-private-companies/

(2) Nişanyan Sözlük; https://www.nisanyansozluk.com/?k=şirket

(3) https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_oldest_companies

(4) Aysu, Abdullah; Yemek Yapmak Politik Bir İştir, Kooperatifler, Yeni İnsan Yayınevi, Ağustos 2019, İstanbul, s. 28-29

(5) Sümer, Murat;Avrupa Birliği’nde Şirketler Hukuku Alanında Yapılan Uyumlaştırma Çalışmaları ve Avrupa Tipi Şirket Formları“, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt: 18, No: 2 (Yıl: 2019) s. 557-596.

(6) Ioakimidis, Apostolos;The Statue of the European Coopertive Society“, Columbia Journal of European Law, No.1 (2007): 189-199