Bir kamu malı olarak İzmir Alsancak Limanı…

Ali Rıza Avcan

Bugün size İzmir‘i İzmir yapan değerlerin en önemlisinden, İzmir‘in ve İzmirlinin denizle derin ilişkiler kurup kendine özgü bir kültürün; örneğin, başlı başına bir İzmir tasarımı olarak bildiğimiz “İzmir Kayıkları“nın ortaya çıkmasını, uluslararası deniz ticareti sayesinde gelişip güçlenmesini sağlayan İzmir Alsancak Limanı‘ndan söz etmek istiyorum…

Ticaret hacmi açısından bir zamanlar İzmir‘i İstanbul‘un önüne koyan, Akdeniz deniz ticaretinde önemli bir yere sahip ülke ve şirket gemilerinin sürekli gelip yanaştığı, limana giden ya da limana gelen gemilerin kendine özgü “İzmir bayrağı“nı astığı, milyonlarca ton malın yüklenip indirildiği, bugünkü liman tesislerinin yapımına benim de doğduğum 1955 yılında başlanıp, 1959’da işletmeye alınan İzmir Alsancak Limanı‘ndan söz etmek istiyorum…

Tabii ki İzmir‘in Punta bölgesindeki bu tarihi limanın asıl olarak 1955-1959 döneminde değil, 1866’da işletmeye alınan İzmir-Aydın Demiryolu Hattının yapımı ile birlikte gündeme geldiğini unutmamak gerekir. Hem gelişen çağın büyük gemilerinin 1. Kordon‘daki rıhtıma yanaşamaması, hem de İzmir-Aydın Demiryolu Hattı ile Ege‘nin içlerinden gelen malların gemilere yüklenmesi ve buna karşılık limana gelen gemilerin getirdiği çoğunluğunu Avrupa mallarının oluşturduğu yükleri yine aynı demiryoluyla Ege‘nin içlerine transferi için, Darağaç bölgesindeki fabrikaların kendi özel iskeleleri dışında, bu alanda yeni bir rıhtım yapılması gerekliliği ortaya çıkmış ve 27 Kasım 1867 tarihinde yeni bir rıhtım inşaatına başlanmış ve 16 Ekim 1922 tarihi ile 12 Nisan 1933 tarihleri arasında da kısmen, bu tarihten sonra ise tamamen devlet tarafından işletilmeye başlanmıştır.

1922 Öncesi İzmir Alsancak Liman Haritası

Alsancak beton iskelesinin 13.03.1957 tarih ve 4/8783 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile TCDD’ye devri sağlanmış ve iskele 1.6.1959 tarihinden itibaren işletmeye açılmıştır.

22.01.1960 tarih ve 4/12662 sayılı Vekiller Heyeti kararı ile Denizcilik Bankası T.A.O.’na devri kararlaştırılmış ve iskele 27.04.1960 tarihinde söz konusu bankaya devredilmiştir. 1964 yılından itibaren 440 sayılı kanun çerçevesine alınan Denizcilik Bankası T.A.O., İktisadi Devlet Teşekkülü olarak faaliyetine devam etmiştir. İzmir Liman İşletmesi, Yüksek Planlama Kurulu’nun 16.12.1988 tarih ve 88/121 sayılı kararı ile ve 1 Ocak 1989 tarihi itibariyle TCDD’ye devredilmiştir.

İzmir Alsancak Limanı bölgesini gösteren 1922 tarihli Jacques Pervititch haritası…

Turgut Özallı Yıllar” olarak bilinen 1984 sonrasında ortaya çıkan özelleştirme furyasıyla değerini yitiren, yandaş ülke ve şahısların ucuza kapatma çabasıyla verimlilik ve kalite adına hiçbir şeyin yapılmadığı, o nedenle kendisinden sonra inşa edilen 19 İzmir limanı arasındaki yerini hızla kaybeden bir ortak değerden, bir kamu malından söz etmek istiyorum…

Kısıtlı kamu kaynaklarıyla inşa edildikten sonra uzun süre TCDD tarafından işletilen kamusal bir alan, yurtiçi ve dışı deniz ticaretinin yürütüldüğü bir merkezden söz etmek istiyorum…

I- Bu çerçevede İzmir Alsancak Limanı ile ilgili ilk kişisel bilgiyi, İzmir‘e geldiğim 1998’de İzmir Halkla İlişkiler Derneği yönetim kurulu üyeleri olarak Esra Arkas‘la yaptığımız bir görüşmede, limanın Arkas Holding tarafından satın alınacağı öğrenerek edinmiştim.

İzmir Alsancak Limanı… Yapım yıllarında…

II- Prometheus İzmir ofisinde çalıştığım 1999-2002 döneminde Gözlem Gazetesi ile işbirliği içinde düzenleyip proje koordinatörlüğünü yaptığım “Taşımacılık Zirvesi“nde, aralarında TCDD İzmir Limanı İşletmesi Müdürü Güngör Erkaya ile Ticaret Müdürü Turhan Başağa‘nın da bulunduğu taşımacılık sektörünün tüm aktörlerini yakından tanıyıp İzmir Alsancak Limanı‘nın bu sektör içindeki yerini ve önemini daha iyi öğrenmem mümkün olmuştu.

III- Bu öğrenme sürecini, daha sonraki yıllarda Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği genel koordinatörü olarak görev yaptığım 2004-2007 döneminde, limana yanaşan kruvaziyer yolcularını Kemeraltı Çarşısı‘na getirip götürecek otobüslerin organizasyonu ve liman alanındaki binalarda çalışan (eski) Gümrük ve Tekel Bakanlığı müfettişlerini ziyaretim nedeniyle sürdürüp çoğu kez limanın yanından geçen belediye otobüslerinin penceresinden limandaki yükleme/elleçleme kapasitesinin gelişimini izlemeye çalıştığımı hatırlıyorum.

IV- AKP iktidarının özelleştirme politikalarına tam gaz devam ettiği 2000’li yıllarda TCDD İzmir Alsancak Limanı, Özelleştirme Yüksek Kurulu‘nun 30.12.2004 tarih, 2004/128 sayılı kararı çerçevesinde 2007 yılında yapılan ihalede, 49 yıllığına “işletme hakkının verilmesi” yöntemiyle merkezi Hong Kong‘da bulunan çokuluslu Hutchison Holding ile onun yerel ortağı Mehmet Kutman‘a ait Global Yatırım Holding ve Ege İhracatçı Birlikleri (EİB)‘ne 1 milyar 275 milyon USD bedelle verilmekle birlikte Liman-İş Sendikası’nın kararlı mücadelesi ve açtığı davayı kazanması sayesinde 2009’da iptal edildi.

Limanla ilgili ikinci ihale aradan 5 yıl geçtikten sonra 21 Eylül 2012’de yapıldı. Bu yeni ihale için önceden hazırlanan mevzi imar planı değişikliğinde limana bir AVM’nin yapılması öngörüldüğünden bu değişiklik halkın, meslek örgütlerinin, yerel yönetimin ve sivil toplum örgütlerinin tepkisiyle karşılaşınca sadece bir firmanın teklif verdiği ihale iptal edildi.

Üç yıl sonra yeniden başlatılan özelleştirme ihalelerine tepki gösteren Liman İş Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Serdar Akdoğan, “Devlet, İzmir Limanı’nda işleyişi bilinçli olarak aksatıyor. Hizmet verilemeyen, atıl, işlevsiz bir liman görünümüne sokup, devletin sırtındaki kamburu kaldıralım gibi bir yaklaşımla hareket ediliyor. Amaçları Aliağa’daki özel limanlara rant sağlamak. Kâr eden limanımızı, yandaş sermayeye rant yolu açmak için yok pahasına satacaklar. Ama direneceğiz,” diyordu. (1)

13 yıl devam eden bu başarısız özelleştirme girişimlerinden sonuç alınamayınca da, İzmir Alsancak Limanı 2017 yılında limanı kiralama, devretme veya satma yetkileriyle birlikte Varlık Fonu‘na devredildi.

İzmir Alsancak Limanı‘nın özelleştirme ihaleleriyle Varlık Fonu‘na devredildiği yıllarda nasıl bir küçülme içine girdiğini, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) uzmanları Dr. Saygın Can Oğuz ile Cangül Kuş‘un 2023 yılında birlikte hazırladıkları “Bölgelerin Kalkınmasında Limanların Geliştirilmesi: İzmir Örneği” başlıklı makalede yer alan aşağıdaki tablonun çarpıcı verilerine dikkatinizi çekerek örnekleyebilirim: (2)

2018-2022 döneminde konteyner elleçleme konusunda Türkiye’deki limanlar %11,8, Aliağa bölgesi limanları %58,1 oranında gelişme gösterirken İzmir Limanı -%36,1 oranında gerileme gösteriyor.

V- İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun görevde olduğu aynı yıllarda, İzmir Alsancak Limanı‘nın verimliliğiyle kapasitesini arttırmak ve körfez içi su sirkülasyonuyla kalitesini iyileştirmek amacıyla TCDD ve İZSU işbirliğinde geliştirilen ve benim de doğru bulup desteklediğim “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile davacıları arasında yer aldığım “İzmir Körfez Geçişi Projesi” arasındaki olumsuz ilişkiyi ortaya koyup, geçiş projesinin rehabilitasyon projesi ile elde edilecek faydaları sıfırlayacağını anlatmaya çalışmıştım. Ama neyse ki, bizim örgütlü mücadelemiz sonucunda “İzmir Körfez Geçişi Projesi“, mahkeme tarafından iptal edilip uygulanmadığı için 2019 seçim kampanyasında bu projeyi çok iyi anlatıp savunan Tunç Soyer‘in gerçekten bu işin yanında olduğuna inanmıştık.

Ancak bunda da yanıldık… Çünkü seçim kampanyası sırasında rehabilitasyon projesini ezberlemiş gibi gözüken Tunç Soyer, iktidara gelir gelmez her bir şeyden anlayan danışmanının yönlendirmesiyle seçim döneminde söylediklerini unutarak “bu projeye gerek yok, dereler zaten Körfez’i temizliyor” söylemiyle körfezin temizlenip limanın genişletilmesinin önünü tıkamış oluyordu.

VI- Ardından 7 Nisan 2022’de İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından düzenlenen “Geçmişten Günümüze İzmir Limanı Sempozyumu“nda mimarlık, tarih ve arkeoloji gibi değişik alanlarda çalışan akademisyen ve uzmanlardan Tunç Çağı‘ndan bu yana İzmir‘in ve İzmir Limanı‘nın geçmişini öğrendik. Bu sempozyumda limanın bugünü ve geleceği konusunda konuşma hakkı tanınan tek akademisyen ise kendisini 12 Eylül döneminde tanıdığımız, genellikle iktidar ve sermaye çevreleri koruyup kollama işini kendisine misyon edinen ve “Sempozyum Açılış Dersi” adı altında bize “ders veren” sermayenin profesörü Prof. Dr. Kenan Mortan‘dı.

Prof. Dr. Mortan bu konuşmasında uzun uzun İzmir‘in ve limanın tarihinden söz edip lafı İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından hazırlanan İzmir Bölge Kalkınma Planı‘na getirerek ve bu arada neoliberal kapitalist zihniyetin “yenilik“, “girişimcilik“, “inovasyon“, “take-off” ve “start-up” gibi parlak sözcüklerini kullanarak o günlerde pek bir moda olup bugünlerde adından dahi söz edilmeyen İzmir Modeli ile kentteki sermaye örgütlerinin kurduğu İZQ Girişim ve İnovasyon Merkezi Projesi ve İZQ A.Ş. gibi şirketlere getirerek onları limanın gelişip güçlenmesi misyonunun ilaçları olarak sunmuştu…

İZKA, 2022’yi izleyen ilk liman toplantısının ikincisini Hafıza İzmir söyleşileri kapsamında 21 Mayıs 2025 tarihinde “İzmir ve Liman” adıyla yapacağını, bu toplantıda DEÜ öğretim üyeleri Prof. Dr. Emine İpek Özbek ile Doç. Dr. Neslihan Alfıstık‘ın liman ve kent kimliği üzerine görüş belirteceklerini duyurmakla birlikte toplantıyı bilinmeyen bir nedenle erteler ve aradan geçen uzun süre içinde bu toplantıyı yapmaz…

VII- İZKA aynı tutumunu, benim de içinde bulunduğum Prof. Dr. Arife Karadağ, Erol Şaşmaz, Orhan Berent, Orhan Beşikçi ve Dr. Turgay Gülpınar‘dan oluşan gönüllü araştırma grubumuzun, Nisan 2025’de “Emeğin Miras Hakkı” boyutunda başlattığı “Darağaç’ı Hatırlıyor ve Unutmuyorum” çalışmasına ilgi duyup kendilerinin “İzmir Hafıza Projesi” kapsamında birlikte çalışmak istediklerini belirtmiş olmasına karşın; yaptığımız görüşmelerde başka hiçbir şeyle ilgilenmeyip bize sadece İzmir Alsancak Limanı ile ilgili sorular sormalarından da anlaşılacağı üzere, onlara önerdiğimiz gönüllü/bağımsız işbirliği modeli sayesinde bağımsızlığını koruyacak olan çalışma grubumuzun İzmir Alsancak Limanı konusunda ortaya koyacağı alternatif çıktıları kontrol edemeyecek olmalarının etkisiyle sürdürmüş, bizzat kendilerinin önerdiği birlikte çalışma fikrinden bu konunun şimdilik gündemlerinde olmadığı gerekçesiyle vazgeçmiştir.

VIII- Ve ardından geçen kısa bir zaman bizi, İZKA‘nın ve onun değerli uzmanlarıyla sermaye ve iktidarı kollayan tüm resmi, özel ve sivil aktörün bugüne kadar yazıp çizip söylediklerini yalanlarcasına, onların hazırladığı tüm bölge planlarıyla stratejileri çürütürcesine, “start-up“, “girişimcilik“, “inovasyon” gibi uyduruk sözcükleri büküp ters çevirircesine İzmir Alsancak Limanı işletme hakkının Varlık Fonu tarafından, bilip ezberlediğimiz babadan, dededen kalma yöntemlerle Albayrak Grubu‘nun ortakları Muzaffer Albayrak, Mustafa Albayrak, Muhammet Sinan Albayrak‘ın 23 Ocak’ta birlikte kurduğu İstanbul merkezli Alport Alsancak Liman İşletmeciliği A.Ş.’ye devredildiği bugünlere, 18 Şubat 2026 tarihine getirir…

Artık bundan böyle hazırlanan onca plan, program, analiz ve anlatıya rağmen İzmir‘in en önemli ortak malı, İzmir‘in çok iyi bildiği yağmalama suretiyle iktidar destekçisi Albayrak Grubu‘na verilmiş, misyon tamamlanmış herkesin ağzı kapanmıştır.

Artık bundan böyle tüm İzmir kenti, doğalgaz dağıtımıyla marina işletmeciliğinde Kolin Holding’in, elektrik dağıtımında Gediz Elektrik‘in bağlı olduğu Aydem Holding‘in, liman işletmeciliği alanında Albayrak Grubu‘nun, inşaat ve gayrimenkul sektöründe Mehmet Cengiz‘in, Mesut Sancak‘ın, Rönesans Holding‘in fink attığı, kıyısından köşesinden kapış kapış paylaşılan, bu arada çok konuşan CHP‘li belediye başkanlarının değişik yöntemlerle teslim alındığı bir kente dönüşmüştür…

Hem de İzmir‘in şehr-i emini olduğu iddiasındaki Cemil Tugay‘ın ipe sapa gelmez birçok şey hakkında gevezelik yapıp Basmane‘deki doldurulmuş parseli TMSF eliyle sermaye çevrelerine peşkeş çektiği, Buca‘daki cezaevi arsasıyla İzmir Hilton Oteli‘ndeki belediye hissesini satmaya kalktığı bir dönemde yer yer ve zaman “İzmir Alsancak Limanı yük limanı olmaktan çıkarılsın” ya da “işletmesi bize verilsin” diyerek söz konusu limanın iktidara çok yakın isimlere, aralarında Yeni Şafak Gazetesi‘nin de bulunduğu Albayrak Grubu‘na devredilmesine bir muhalif belediye başkanı sıfatıyla itiraz etmeyip sessiz kaldığı, sesini çıkarmadığı bir dönemde…

Halkapınar‘daki tarihi Tuzakoğlu Un Fabrikası‘yla Hisarönü‘ndeki belediye ve Tepecik‘teki tebhirhane binalarının İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘e devredildiği bir dönemde tartışmaya konu üç gayrimenkulden çok daha değerli olduğunu hepimizin bildiği İzmir Alsancak Limanı için hiç kimsenin elini kolunu bile kıpırdatmadığı gibi limanın işletme hakkı yandaş Alsancak Grubu‘na verildikten sonra çaresizlik içinde ortaya çıkıp “keşke bize verseydiniz” şeklinde bir muhalefetin yapıldığı tarihlerde…

2016 yılından bu yana İzmir Alsancak Limanı‘nı elinde bulunduran Varlık Fonu‘nun limanın geleceği konusunda hiçbir şey yapmayıp limanın küçülüp önemsizleştiği son yıllarda hiç kimse, muhalefet adına konuşan hiçbir kurum, meslek odası, dernek, vakıf, oluşum, platform ve benzerileri limanın bu içler acısı durumu için bir şeyler söylemezken, bu konuda alternatif çözümler önermezken liman Alsancak Grubu‘na verildikten sonra ses çıkarılıp itiraz edilmesi bence samimi politik bir tutumun kanıtı olamaz.

Diğer yandan da ne hikmetse, İzmir‘deki toplumsal kent mücadelesini yürüten meslek odaları, platformlar ya da gruplar Buca Cezaevi arsası, Basmane Çukuru ve İzmir Elektrik Fabrikası gibi kamu mallarını korumaya çalışılırken, bu taşınmazların önüne gidip basın açıklamaları yaparken hiç kimsenin, grup ya da kurumun aklına diğerleri gibi kamu malı olan İzmir Alsancak Limanı‘nın önüne gidip aynı itirazı yapmak gelmiyor… Hele ki çoğu CHP‘li ya da CHP’lileşmiş sol çevreler açısından, AKP iktidarıyla yandaşlarının menfaati doğrultusunda işlerin yapıldığı bir yerde, bir alanda… İzmir‘i, İzmir yapan önemli bir müştereğin önünde…

O nedenle sormak istiyorum; İzmir Alsancak Limanı‘nın işletme hakkı AKP iktidarı tarafından yandaş Albayrak Grubu‘na verildikten sonra bu kentte yaşayıp kent hakkını savunan, kent ve çevre mücadelesi verdiğini söyleyen hiçbir siyasi parti, meslek odası, platform, oluşum ve grup bu duruma niye itiraz etmedi, etmiyor? Niye bu konudaki muhalefetini dile getirmiyor? Niye imza kampanyaları düzenleyip toplantılar yapmıyor? Hele ki kamu malını peşkeş çekip kamu zararına sebep olanlar, kentteki CHP‘li belediye yöneticilerine, CHP örgütlerine ve çoğunluğunu CHP‘lilerin oluşturduğu İzmirlilere göre AKP iktidarının kendisi ve yandaşlarıyken…

Yoksa İzmir Alsancak Limanı kamu mallarının özelleştirilmesine karşı çıkan siyasi parti, örgüt ve kişiler için bir kamu malı değil midir? Ayrıca İzmir Alsancak Limanı‘nın özelleştirme sürecinde devamlı küçülüp zayıflaması hem ülke hem de İzmir açısından başlı başına bir kamu zararı değil midir?

Yoksa bu konuda, muhalefet ile iktidar arasında gizli bir ittifak mı vardır?

Unutmayalım ki, İzmir Alsancak Limanı, liman arkasındaki tüm endüstriyel miras alanının, Darağaç‘ın, Halkapınar‘ın ve Tepecik‘in anahtarıdır…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) Başol, P. Bir Özelleştirme Hikayesi ve İzmir Limanı’nda Yıllardır Süren Mücadele“, Kırmızı Gazete, 27 Kasım 2025, https://kirmizigazete.org/izmir-limaninda-yillardir-suren-mucadele/

(2) Oğuz, S. C., Kuş, C., “Bölgelerin Kalkınmasında Limanların Geliştirilmesi – İzmir Örneği“, Bölgesel Kalkınma Dergisi, Cilt 1, Sayı 3, 2023, s.312-331.

Görünen köy: Kötü yönetilen kamu malları…

Ali Rıza Avcan

Aklı başında olan herkes, sahip olduğu taşınır ve taşınmaz değerlerle nakit adı verilen parasını sayıp ne kadar olduğunu bilir, onları ya da onlarla ilgili notları, belgeleri, liste ve defterleri kasa ya da kilitli çekmece gibi emin yerlerde saklar, başkalarının eline geçmemesi için gereken tüm önlemleri alır…

Şayet aylık ya da yıllık bir bütçe yapıyorsa sağa sola not aldığı bilgileri kaydederek geliriyle gideri arasındaki dengeyi bulmaya çalışır, boğazından kesip alın teri ile tasarruf ederek biriktirdiklerini kaybetmemeye, hırsıza uğursuza yem etmemeye çalışır…

Hele ki bu taşınır ve taşınmaz mallar topluma, halka; yani, kamuya ait ise o zaman daha bir dikkatli olur, daha bir sorumlu hisseder kendisini…

Çünkü ters bir şey olduğunda kendisini topluma hesap vereceğini bilir…

İşte o nedenle namuslu olduğunu söyleyen, ahlak denilen insani değerlerden nasibini almış herkes, sorumlusu olduğu kamu malı niteliğindeki arsa, arazi ve binaların türlerine göre onların ne kadar olduğunu, edinme şekli ve tarihlerini, tapu kayıt bilgilerini, rayiç değerlerini, amortisman bilgilerini ve diğer özelliklerini tek tek bilerek ve bu bilgiler çerçevesinde o malları değerlendirerek korumaya çalışır…

O malların kendi malı olmadığını, tüm bir topluma, tüm insanlığa ait olduğu bilerek altın tepsi içinde sunarak pazarlıklar yapmaz, onları özel kişi ve kurumlara peşkeş çekmez… Hele ki, yandaş müteahhit Mehmet Cengiz‘e verdiği belediye hissesi olayında önce suçlu olduğunu kabul etmeyip 2024 seçimlerinde sırf oy alıp İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmak uğruna uğruna “bir acemilikti” diye çıkıp özür dilemiş biri ise…

📌Ama benim 2015 yılında uğraşıp ortaya çıkardığım gibi belediyenin tablo ve fotoğraf koleksiyonlarını aslında alıp evine götürerek ya da yakıp imha etmiş gibi göstererek özel koleksiyonculara satılmasını, özellikle de ESHOT ve APİKAM arşivleriyle Pervititch‘in İzmir haritalarında olduğu gibi müzayede evlerinin ve bu işin ticaretini yapan sahaf ve koleksiyoncuların eline geçmesini sağlıyorsanız,

📌Son günlerde tanık olduğumuz gibi, Gazi M. Kemal imzasını taşıyan 1926 tarihli bakanlar kurulu kararıyla, o gayrimenkulün kimden alındığı ve ödemenin kime yapıldığı hususunu hiç merak etmeyip sorgulamadığınız ve sekiz yılda ve sekiz eşit taksitte satın aldığınız mir-i arazideki Tuzakoğlu Un Fabrikası için bugüne kadar 2 Ekim 2006 tarih, 26307 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanan Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Kaydına İlişkin Yönetmeliğin 9. maddesinin (c) fıkrası uyarınca söz konusu taşınmazla ilgili dosyaya koymanız gereken taraflarca düzenlenen anlaşma tutanağı ile satış sözleşmesini ya da mahkeme kararı ile tapu senedini dosyasından çıkarıp mahkemeye sunamıyorsanız,

📌Yine aynı yönetmeliğe göre Hisarönü‘ndeki eski belediye binası için hazırlamanız gereken listelerle dosyayı mahkemeye sunmak yerine eski bir gazete haberini sunuyorsanız,

📌 Size ait olmayan eski İzmir hapishanesinin yerine inşaat ve yapı kullanma ruhsatlarını düzenlemeden inşa ettiğiniz Konak Katlı Otoparkı‘nın altındaki dükkanları, sırf bu nedenle ihale edemeyip bir süreden beri kendinize ait birimlerin bürosu olarak tahsis ediyorsanız,

📌 İzmir sınırları içinde sorumlu olduğunuz tüm somut ve soyut arkeolojik, tarihi, toplumsal ve kültürel değerleri belirleyip bir kültür envanteri haline getirmeyi bugüne kadar yapmamışsanız ve bu işleri yapması gereken daire başkanlıklarına bilgisiz ve ehliyetsiz kişileri getiriyorsanız,

📌Mevcut yasalar çerçevesinde hazırlanması işi görevleriniz arasında sayılıp sahip olduğunuz mevcut insan kaynağı, teknolojik imkanlar ve mali kaynaklar itibariyle doğrudan doğruya tarafınızca yapılması gereken envanter hazırlama işini, envanter hazırlama sırasında derlenen kurumsal ve kişisel verilerin yerli ve yabancı şirketlerin, hatta yabancı ülkelerin eline geçmesi riskini göze alarak ihaleyle özel firmalara vermeye ya da belediyede çalışan memurların akademisyen eşleri eliyle aslında üniversiteye yaptırmaya kalkıyorsanız,

📌Basmane Çukuru, Buca Cezaevi arsası, Hilton Oteli hissesi, Konak Pier, İnciraltı ve Çeşme Projesi gibi kentin kangrenleşmiş sorunları konusunda “paçanızı kurtarmak” uğruna AKP, TMSF ve sermaye çevreleriyle bir pazarlık/feragat sürecinin içine girmişseniz,

📌 Eski belediye başkanlarının vadesinde ödemeyip başka işlere harcadığı vergi ve sigorta primleriyle onların faizlerini sizden isteyen iktidarı bahane ederek ya da AKP iktidarıyla o iktidara güç veren sermaye çevrelerine şirin görünmek amacıyla elinizdeki değerli gayrimenkulleri elden çıkarmak için olağanüstü bir gayret gösteriyorsanız,

📌İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 2026 Yılı Performans Programı‘nda taşınmazların tapu bilgileri dikkate alınarak gerçekleştirilen envanter çalışması sonunda 30 Haziran 2025 sonu itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 4.431’i arsa, 5.418’i de diğer (kamu tesisleri, ticari gayrimenkuller) olmak üzere toplam 9.849 adet taşınmaza sahip olunduğu belirtilmekle birlikte; Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğü‘nün son günlerde el koyduğu 3 tarihi taşınmazla ilgili tartışmalarda da görüldüğü gibi bu envanterin hazırlanmasında dikkate alındığı söylenen tapu belge ve bilgileri ortaya çıkarıp mahkemelere sunmak yerine Gazi M. Kemal imzalı bakanlar kurulu kararları binaların cephelerine asılıp eski gazete haberleri mahkemelere sunuluyorsa; yani, belediyenin elindeki tüm gayrimenkullerin tapu bilgi ve belgeleri dikkate alınarak belirlenmesi işi gerçek anlamda henüz yapılmadıysa,

📌 2019-2024 döneminde düzenlenen tüm Sayıştay denetim raporlarında; “taşınmaz yönetimi ve kiralamaların usulüne uygun yapılmaması“, “Taşınmazların etkili, ekonomik, verimli yönetilememesi“, “taşınmaz tahsislerinin muhasebe kayıtlarında izlenmemesi“, “belediyeye bağış yoluyla gelen taşınırların muhasebe sisteminde kayıt altına alınmaması“, “belediye mülkiyetinde bulunan tarımsal ürün elde edilecek zeytin ağaçlarından faydalanılmaması” gibi ifadeler yer alıyorsa,

📌 2019, 2020, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait Sayıştay denetim raporlarında yazılı eksiklik ve yanlışlıklarla hukuka aykırı uygulamaların neredeyse her denetim raporunda tekrarlanması nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin emlak yönetiminde yıllar itibariyle herhangi bir iyileşmeden söz etmenin mümkün görülmediği anlaşılıyorsa,

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi, Türkiye İstatistik Kurumu ve İçişleri Bakanlığı işbirliği çerçevesinde 2007 yılında başlatılan “Adrese Dayalı Coğrafi Bilgi Sistemi Projesi” kapsamında büyük emeklerle hazırlanıp ortaya konulan ve aradan geçen süre içinde geliştirilen “3 Boyutlu İzmir Rehberi” uygulaması aşağı yukarı 1 yıldır çalıştırılmıyorsa,

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sahip olduğu binlerce taşınmazı iyi yönetemediği Sayıştay denetim raporlarıyla kanıtlanan Emlak Yönetimi Dairesi Başkanı İsmail Mutaf, 2024 yılının Kasım ayında ödüllendirilip genel sekreter yardımcılığı görevine getiriliyorsa,

📌 Memurlarınızın, yakın bir dostumun yönlendirmesiyle bina sahipleri tarafından belediyeye bağışlanmak istenen Fevzi Paşa Bulvarı üzerindeki çok değerli tarihi Kadıoğlu Hanı‘nın bağışlama işini, bağış sonrasındaki idari işlemlerin çok uzun ve zor olduğu gerekçesiyle dikkate almayıp sürüncemede bırakması nedeniyle bağışçılar bu değerli taşınmazı bağışlamaktan vazgeçiyorsa,

📌İZBETON ya da EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA şirketlerinde gördüğümüz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ortak olduğu şirketlerle bu şirketlerin kurduğu hibrit şirketlerin büyük miktarlarda zarar etmesi ya da kredi almak amacıyla sermayesini arttırmak istemesi nedeniyle belediyeye ait değerli taşınmazların belediye meclisi kararlarıyla bu şirketlere devredilmesi sayesinde daha düne kadar kamu malı olup bir çırpıda satılabilir, kiralanabilir ya da peşkeş çekilebilir hale getirilen şirket malları tek tek elden çıkarılıyorsa,

📌Türkiye‘de kurulan ilk kent arşivlerinden biri olup son yıllarda gözden çıkarılan memur ve işçilerle doldurularak çalışmaz hale getirilen Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM)‘nin 2012 yılından bu yana belediyeye ve kente ilişkin her türlü bilgi ve belgeyi arşivleme konusunda yetersiz kalıyorsa, mevcut bilgi ve belgeler kaybolup sahaf, müzayede ve koleksiyonlarda ortaya çıkıyorsa, bağışçılarda bu konuda bir algı gelişiyorsa, APİKAM‘a ait bazı fotoğraflar internetteki e-satış sitelerinde satılıyorsa, bu tür yasa dışı satışların engellenmesi için ilgili yöneticileri uyarmamıza karşın sonuç değişmiyorsa,

İzmir halkına ait kamu mallarını koruma konusunda ehliyetsiz, yetersiz ve kötü niyetli olduğunuz, eş, dost, arkadaş ve yakınlarınızın servetlerine, mal varlıklarına ve özel koleksiyonlarına doğrudan ya da dolaylı yoldan katkıda bulunduğunuz anlaşılır…

Son söz niyetine;

Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi; İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait taşınmazlarla daha düne kadar kamu malı iken belediye şirketlerine devredilmesi nedeniyle kamu malı olmaktan çıkarılan değerli belediye taşınmazlarını koruyup kollayacak ve disiplin altına alacak bilgili, tecrübeli, kararlı ve asıl önemlisi kamu malına sahip çıkacak ahlak sahibi bir belediye yönetimi dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden…

Aynen şu sıralarda Boğaziçi Köprüsü‘nü satarak özelleştirmek isteyen AKP iktidarına karşı çıktığımız gibi, onlara özenip ya da yaranıp İzmir‘deki kamu mallarının da satılarak, devredilerek ya da feragat edilerek özelleştirilmesine, elden çıkarılmasına karşı çıkalım…

İzmir: gelenekselleşen yağma kültürü…

Ali Rıza Avcan

1998’de İstanbul‘dan gelip sakini olduğum İzmir‘de, o tarihten bu yana gördüğüm en önemli kentsel sorunun, daha önce yaşadığım Ankara, Bursa ve İstanbul‘da pek de karşılaşmadığım tek şeyin; kentteki bazı değerli arsa, arazi ve binaların paylaşımı konusunda ortaya çıkan ve uzun süreler devam eden hararetli tartışmalar olduğuna inanıyorum…

Geldiğim günlerde kendimi içinde bulduğum Kordon dolgu yolu sorunu ve onu izleyen yıllarda tanık ve taraf olduğum Kemeraltı‘ndaki ayakkabı imalatçılarının taşınmaya zorlanması, kentin en güzel ve değerli yapılarından Konak Pier‘in restorasyon ve kullanımında yaşanan skandallar, Hilton Oteli, Basmane Çukuru, İnciraltı‘ndaki değerli tarım arazilerinden vazgeçilmesi, İzmir Limanı‘nın özelleştirilmesi, Vestel ve Folkart gökdelenleri, ancak dava ederek defettiğimiz Körfez Geçiş Projesi ve yıllarca kitaplarını okuyup derslerini izleyerek örnek aldığımız Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin adeta bütün yazıp çizdiklerine ihanet edercesine tarihi kent merkezindeki gayrimenkullerin soylulaştırılması için başımıza musallat ettiği TARKEM‘in yapıp eyledikleri…

İzmir‘deki ilk günlerimde böylesi bir tartışma ve mücadeleye anlam verememiş olmakla birlikte; özellikle kamu malları gündeme gelince ortaya çıkan bu kavganın aslında 9 Eylül 1922’den bu yana devam eden geleneksel bir tutum olduğunu anlamam uzun sürmedi.

Çünkü “İzmir sermayesi” adını alıp eline biraz para geçtiğinde kendini sanayici zanneden ve küçük cemaatler şeklinde örgütlenen bu menfaat grupları, kendi geçmişlerinde köylüyü ezen toprak ağaları olarak ellerindeki büyük servetlere rağmen doymayı bir türlü bilmemekte, o nedenle de, önceliği ağızlarını sulandıran kamu mallarına vererek hepimizin ortak malı olan değerlere el atmakta, bu konuda merkezi ve yerel yönetimlerle ortaklıklar kurarak oraları sahiplenmeye çalışmaktadır…

Güçbirliği, Kipa, EGS Holding, Tarişbank ve TARKEM gibi arkasını merkezi yönetime ya da belediyelere dayamış bütün bu çok ortaklı yapıların, “çok ortaklı yatırım” ya da “yönetişim” adıyla pazarladığı soygun, yağma düzeni aslında bundan başka bir şey değildir!

Böylelikle başta bu kentte yaşayan halka; yani, hepimize, işçilere, yoksullara, emekli ve emekçilere ait malları yağmalayıp el koyarak zenginleşmeye çalışıyorlar. İşte o nedenle de geçmişte bu kentte edinilmiş her zenginliğin altından alın teri yerine, -ne yazık ki- böylesine bir yağma, hazıra el koyma ve soygunun hikayesi çıkıyor…

İzmir‘in işgalden kurtulduğu 9 Eylül 1922’den başlayıp 6-7 Eylül olaylarıyla devam eden bu gelenekselleşmiş soygun ve yağma düzeni, günümüzün değişen dünya koşullarında, daha doğrusu azınlıkların yok edilip herkesin “Müslüman Türk” olduğu bir ortamda haydutlaşmış devlet kurumları eliyle egemen sınıfların, menfaate dayalı kutuplaşmış siyaseti üzerinden devam ediyor.

Artık Bozdağ‘ın, Beşparmaklar‘ın ve Çaldağı‘nın eşkiyaları ve Karaosmanoğulları gibi toprak ağası, derebeyi ve ayanlar kentlere gelerek bu yeni diyarın itibarlı kişileri, aileleri, daha doğrusu efendisi olmuş durumdalar… Ama eskiden yaptıkları gibi yine zordan kaynaklanan güçlerini kullanarak arazilerine yeni araziler, kupon arsalar katarak zenginleşiyorlar ve her geçen gün güçlerine güç katarak iktidar alanını genişletmeye çalışıyorlar… Hem de eskinin yağma, ganimet geleneğini bugünün değişik yol ve yöntemleriyle geliştirip arttırarak…

Velhasıl eskinin soygun düzeni katmerlenerek daha da büyüyüp genişliyor…

El koyma, soygun ve yağma gibi hukuk dışı eylemler artık dünün azınlıklarına karşı değil, bugünün şirketleri, holdingleri, tarikatları ve rant çeteleri eliyle kendi halkına karşı kullanılmakta; hatta, devletin resmi kurumları da buna katılarak, hukuk sisteminin içine “acele kamulaştırma“, “el koyma” ya da “vakıf hortlatma” gibi yöntemleri yerleştirerek, yeni yeni kanunlar çıkararak ya da yüzlerce kez değiştirdikleri ihale mevzuatındaki yöntemleri kullanarak istediği her yere zorla el koyup her şeyi kendi taraftarına sunmanın yollarını bulmuş oluyor…

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Parsel Sorgu Uygulamasına göre Tuzakoğlu Un Fabrikası’nın parseli….

Bu çerçevede bir yandan İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, çarşı esnafını karşısına alarak Salepçioğlu İşhanı‘nı kendi yandaşlarına sunmaya, diğer bir yandan İzmir Büyükşehir Belediyesi arsanın tümünü kazanabileceği bir davadan çekilmek suretiyle Basmane Çukuru adı verilen değerli gayrimenkulü TMSF eliyle iktidarın yandaş şirketlerine vermeye ve tartışmalara konu olan Hilton Oteli‘ndeki payını satmaya, aynı şeyleri Buca Cezaevi arsası için de tekrarlamaya çalışıyor…

Görüldüğü gibi AKP iktidarı ile temsil edilen İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile CHP‘nin temsil ettiği İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kentteki kamu malı gayrimenkuller için aynı tavrı gösteriyorlar. Yer yer ve zaman zaman “oybirliği” dedikleri yöntemle işbirliği içine girmekle birlikte bazen de birbirlerinin elindeki malları almak ya da ellerindeki malı rakibinden kaçırmak için uğraşıyorlar.

Örneğin, benim “ölü vakıfları hortlatma eylemi” olarak adlandırdığım kötü niyetli birtakım girişimler çerçevesinde, belediyelerce kullanılan vakıf mallarının ellerinden alınıp kamuoyunca bilinmeyen bazı ölü vakıflara devrederek sahiplenmek amacıyla, 20 Kasım 2025 tarihinde kabul edilen 7565 sayılı kanunla Vakıflar Kanunu‘nun 30. maddesinde bunu mümkün kılan bir değişiklik yapmak suretiyle daha ilk adımda İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kullanılmakta olan 3 değerli gayrimenkule el koyuyorlar. Bu kapsamda İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Hisarönü‘ndeki tarihi belediye binası ile Tepecik‘teki tarihi tebhirhaneyi ve Halkapınar‘daki tarihi Tuzakoğlu Un Fabrikası binasını almaya kalktığında söz konusu binaların kimde kalacağı konusunda AKP iktidarı ile CHP belediyesi arasında, tarafların birbirlerine “Vakıflar Yunan vakfı değildir” ya da “Yunan belediyesi değiliz” diyerek “Yunan” olmanın nefret konusu yapıldığı çok kötü bir dille sataştıkları mücadeleye tanık oluyoruz…

Tam da Basmane Çukuru ile Buca Cezaevi arsası konusunda belediye ile halk arasında benzeri bir mücadele yaşanırken… Adeta etme bulma dünyası gibi belediyenin “yapıp eylediğinin kendi başına geldiği” bir duruma tanık olurcasına…

Tuzakoğlu Un Fabrikası…

İsterseniz bu son durumu; yani İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin elinden alınan üç ayrı gayrimenkul arasından, çalışma arkadaşlarım Prof. Dr. Arife Karadağ, Erol Şaşmaz, Orhan Berent, Orhan Beşikçi ve Dr. Turgay Gülpınar ile birlikte Darağaç bölgesinde yaptığımız araştırmalar nedeniyle hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğum ve tapunun İzmir ili, Konak ilçesi, Halkapınar mahallesi 290 pafta, 1443 ada, 4.370 m2’lik 7 parselinde kayıtlı Tuzakoğlu Un Fabrikası‘nın durumunu, Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Dönemi Arşivleri‘nde bulduğumuz resmi belgeleri esas alarak eski tarihlerden bugüne doğru incelemeye çalışalım…

1. İzmir‘de mukim tüccarlar Yuvan Tuzakoğlu ve Vasil İstefanidi‘nin Darağacı‘nda sahip oldukları arazi-i miriye’de inşa etmek istedikleri un fabrikası için yatırdıkları harcın makbuzu kendilerine gönderilir. Tarih: H. 21.06.1323, M. 25.08.1905 – (Fon DH.MKT. Kutu 1000, Gömlek 5).

2. İzmir‘de mukim tüccarlar Yuvan Tuzakoğlu ve şürekasının inşa edecekleri un fabrikası için Avrupa‘dan getirecekleri aletlerin gümrük resminden muaf tutulması için verdikleri dilekçe Tarih: H. 14.04.1324, M. 07.06.1906 – (Fon ŞD. Kutu, 1223, Gömlek 10)

3. İzmir‘de mukim tüccarlar Yuvan Tuzakoğlu ve Vasil İstefanidi, Paraköy (?) Caddesi’nde sahip oldukları miri arazi üzerine fabrika kurmak için İstanbul‘daki Saray‘dan izin isterler. Tarih: H. 28.07.1326, M. 26.08.1908 – (Fon. ŞD, Kutu 1430, Gömlek 4),

Ve 1908 yılında Tuzakoğlu Un Fabrikası bölgenin en büyük un (dakik) fabrikası olarak faaliyete geçer…

Bildiğiniz gibi İzmir’in düşman işgalinden kurtulduğu 9 Eylül 1922 tarihinde Nif-Bornova yolundan gelip kente giren Türk birliklerine, Halkapınar‘daki Tuzakoğlu Un Fabrikası‘ndan ateş açılması nedeniyle şehit olanlar için 1947 yılında fabrika binasının hemen yanındaki şehitliğe belediye tarafından bir bahçe yapılır.

4. 3. Süvari Fırkası komutanı iken fırkanın lağvı ile terhis edilen Albay İbrahim, 21 Aralık 1922 tarihinde; yani İzmir‘in alınmasından 3 ay 12 gün sonra Tuzakoğlu Un Fabrikası‘nın emval-i metruke olarak kendisine verilmesi için bir dilekçe verir. Tarih: M. 21.12.1922, (Fon 30-10-0-0, Kutu 140, Gömlek 4, Sıra 14).

Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak yaptığım arşiv araştırması sonucunda 3. Süvari Fırkası komutanı Albay İbrahim Bey‘in aslında 1880, Bursa doğumlu Halil İbrahim Çolak olduğu, Balkan Savaşları‘nda sağ elinden yaralanması nedeniyle “Çolak” lakabı ile anıldığını, sağlık sorunları nedeniyle 1917 yılında emekli olmasına rağmen Anadolu‘ya geçerek Ulusal Kurtuluş Savaşı‘na katıldığını, Kuvayı Seyyare komutanı olarak büyük yararlıklar gösterdiğini, komutanı olduğu 3. Süvari Fırkası‘nın başında 1. ve 2. İnönü savaşlarıyla Sakarya Savaşı‘nda ve Büyük Taarruz‘da görev aldığını, İzmir‘in alındığı 9 Eylül 1922 tarihinden 3 gün sonra albaylığa yükseltildiğini, fırkasının lağvedilmesi üzerine 17 Aralık’ta; yani bu dilekçeyi vermeden 5 gün önce 2. kez emekli edildiğini, ardından da 2, 3, 4 ve 5. dönemlerde Bilecik milletvekilliği görevini yaptığını, 1944 yılında 64 yaşındayken vefat ettiğini ve 2017 yılında Torbalı Kent Arşivi bahçesine heykeltraş Eray Okkan‘ın yaptığı bir heykelinin dikildiğini öğrenme fırsatım oldu.

Böylesine büyük bir savaş kahramanının Tuzakoğlu Un Fabrikası‘nı sahiplenmek amacıyla 21 Aralık 1922 tarihinde verdiği dilekçeye ilgili kurumlar tarafından ne cevap verildiğini ise şimdilik bilmiyorum.

5. Reis-i Cumhur Gazi M. Kemal başkanlığındaki hükümetin, 6 Nisan 1926 tarih, Türkiye Cumhuriyeti Başvekalet Kalem-i Mahsus Müdüriyeti-3444 sayılı kararnamesi ile İzmir Belediyesi tarafından kamu yararı doğrultusunda kamulaştırılmasına karar verdiği Darağacı‘ndaki Tuzakoğlu Un Fabrikası ile ilgili 185.000 liralık bedelin belediye imkanlarıyla ödenmesinde zorluklar yaşandığı için, diğer ihalesiz satışlarda olduğu gibi ödemenin sekiz yılda ve sekiz eşit taksitte ödenmesine karar verilir. Tarih: M. 06.04.1926 – (Fon 30-18-1-1, Kutu 18, Gömlek 25, Sıra 2),

Bu karar sonrasında Cumhuriyet Dönemi Arşivleri‘nde bu yapı ile ilgili başka bir belge bulamadığım gibi yapının 1922’de Albay İbrahim‘e emval-i metruke olarak verilip verilmediğine ya da 8 yılda 8 taksitte ödenen 185.000 liralık kamulaştırma bedelinin binayı elinde bulundurduğu anlaşılan kime ödendiği ya da 20.11.2025 tarihli 7565 sayılı kanun değişikliğindeki ifadeleri doğrulayacak şekilde binanın asıl olarak hangi vakfın mülkü olduğuna dair bir bilgiye rastlanmamaktadır.

Bu konuda şu hususu gözden kaçırmamak gerekir ki, dün Darağacı, bugün Halkapınar olarak adlandırılan bir yerde Osmanlı uyruğundaki iki Rum’un un fabrikası kurmak ve fabrikayı donatmak için istedikleri izinler sırasında yapının bu iki ortağın sahip olduğu “arazi-i emiriyye” niteliğindeki bir yere yapılacağı; yani, devlet mülkiyetinde olmakla birlikte bireylere sadece tasarruf hakkı (kullanım ve işleme hakkı) verilip mülkiyet hakkının verilmediği bir yerde olduğu için herhangi bir vakfa işaret edilmediği görülmektedir.

Ayrıca Osmanlı Dönemi‘nde düzenlenen tüm vakıf senetlerindeki mekân tarifleri lafzi şekilde; yani, konuşma dili sözün yazıya dönüştürülmesi suretiyle tarif edilip vakfın sahip olduğu gayrimenkullerin haritası, krokisi, aplikasyon planı gibi teknik çizimler eklenmediği ve aradan geçen süre içinde gayrimenkul bulunduğu alanda büyük mekânsal değişimler olduğu için günümüzde çoğu kez vakıf senedinde yazılı olanla mevcut durum arasında anlamlı bir bağlantı kurulması, gayrimenkullerin sınırlarını çizmek mümkün olmamaktadır.

Hoş mekânsal ölçekte söylenenle, mevcut durum arasında anlamlı bağlantılar kurulamasa bile, AKP iktidarı ve onun Vakıflar Genel Müdürlüğü kent topraklarının yağmalanması amacıyla hızını alamayarak ve bu taşınmazların tapuya tescili konusunda tapu kadastro müdürlükleri ve mahkemelerle suç ortaklıkları kurarak kentteki kiliselerin, havraların ve hatta Kültürpark‘ın ya da 1922 yangını sonrası yıkılan Surp Lusavoriç Ermeni Hastanesi‘nin bulunduğu Basmane Çukuru‘nun bile kendi sorumluluğundaki mazbut vakıflara ait olduğu iddiasıyla ortaya çıkabilir, tüm kent topraklarının Osmanlı vakıfları üzerinden yağmalanmasının yolunu açarak İzmir toprakları ve yapıları üzerinde ilginç bir vakıf egemenliği kurabilir… Hele ki bu vakıfların bir kısmı tarikatlara, verilip vakıf yönetimlerine AKP yandaşı kişiler getirilirse… “Orası da benim, burası da benim” diyerek…

Gerçek olan bir şey var ki, o da bir dönem Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) ve Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından kullanılan, o nedenle 12 Eylül Faşist Yönetimi‘nin ürünü DGM‘ler tarafından yargılanan birçok kişi için bir eziyet ve işkence merkezine dönüşen bu bina ile ilgili olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin elinde bir tapu belgesi ya da kaydı bulunmamakta, o nedenle de mülkiyeti ispat ederken esas olan tapu belgesini asmak yerine 1926 tarihli kararname metni büyütülerek binanın duvarlarına asılmaktadır.

Bence bu binanın Devlet Güvenlik Mahkemesi olarak kullanıldığı dönem araştırılarak o binanın ne zaman, kimler tarafından ne şekilde Türkiye Elektrik Kurumu‘na ve Devlet Güvenlik Mahkemesi‘ne verildiği ortaya konulması, o mahkeme binasında eziyet görenlerle mahkemenin verdiği hukuk dışı kararların hesaplaşma adına anımsanıp hatırlatılması yerinde olacaktır.

Tuzakoğlu Un Fabrikası’nın DGM ve TEK tarafından kullanıldığı yıllar, Fotoğraf: Erol Şaşmaz

Gelelim bu konu ile ilgili değerlendirme, yorum ve önerilerime….

1. Bu olayın kaynağı olarak gördüğüm 7565 sayılı kanun, 20 Kasım 2025 tarihinde TBMM‘nde yapılan oylama ile kabul edilip 5 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun oylaması ile ilgili tutanaklara baktığımızda ise kanunun 328 oyun kullanıldığı oturumda 240 oyla kabul edildiği, 88 oyun ise kanunun reddi doğrultusunda kullanıldığı, toplam sayısı 138 CHP‘li milletvekilinden 86’sının; yani %65,32’sinin oylamaya katılmadığı, örneğin İzmir milletvekili Murat Bakan, Sevda Erdan Kılıç, Seda Kaya Ösen, Rıfat Nalbantoğlu, Ahmet Tuncay Özkan, Mahir Polat, Rahmi Aşkın Türeli ve Deniz Yücel gibi isimlerin oylamada bulunmadığı görülecektir.

2. 7565 sayılı kanunun kabulü öncesi ve sonrasındaki basın haberlerine bakıldığında, CHP genel merkezi ile İzmir il ve ilçe örgütlerinin bu kanunun muhtemel sonuçları hakkında öngörülerde bulunmadığı, muhalefet yapmadığı ve kamuoyunu bilgilendirmediği, üstüne üstlük CHP genel merkezinin bu kanun maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi‘ne gitmediği görülmektedir.

3. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile meclis grup başkanlığının kanunun tartışıldığı ve kabulünü izleyen tarihlerde bu kanunla ilgili herhangi bir açıklama yapmadığı: ancak, kanun uygulamasından sonra ellerindeki gayrimenkuller alınıp canları yandıktan sonra tepki verdikleri görülmektedir.

4. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, aynı yöntemle 100’e yakın gayrimenkulüne el konulan İstanbul Büyükşehir, 16 gayrimenkulüne el konulan Bursa Büyükşehir belediyeleriyle ilgili tek bir şey söylememiş, aynı şeyin kendi başına geleceğini düşünerek CHP ya da büyükşehir belediyeleri olarak ortak bir dava açılması için girişimde bulunmamış, tam bunları yapması gereken bir dönemde Buca Cezaevi ve Basmane Çukuru arsalarının satışının ya da feragatinin peşine düşmüştür.

5. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile CHP İzmir il yönetiminin, Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğü‘nün Ahmetağa Vakfı‘na ait Kemeraltı‘ndaki Salepçioğlu İşhanı‘nı yıkıp kiralamaya kalktığı süreçte Vakıflar Genel Müdürlüğü‘nün “uzun süreli kiralama yöntemi” ile gerçekleştirdiği özelleştirmelerle tarihi Kemeraltı Çarşısı‘nın tam ortasındaki bu büyük handa çalışan esnafları ve işyeri sahiplerini korumak amacıyla tek bir girişimde bulunmadığı, CHP‘nin belediye yönetiminde olduğu bir kentte MHP ve Vatan Partisi gibi partilerin esnafa destek olmaya çalıştığı hatırlanmalıdır.

6. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin daha önce yaşadıkları 109 dönümlük Kadifekale sit alanındaki 900 m2’lik türbe için tapu kaydında yazılı olan “Yusuf Baba vakfından mukatalıdır” şerhine dayanarak belediyeden alınıp İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘ne verilmesi olayından ders çıkarmayışı ve bu devirle ilgili davaları takip etmeyişi nedeniyle, bu kez yaşanan ve belki de önümüzdeki günlerde başka gayrimenkuller için yaşanacak el koyma operasyonları için proaktif davranarak hiçbir hazırlık yapmadığı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile tapu idaresi ve mahkemeler arasındaki işbirliğini takip etmediği, elinde Gazi M. Kemal imzalı 4 Nisan 1926 tarihli kararname dışında başka bir belgenin olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, bu tür durumlarda bu tür kararnameler yerine usulüne uygun alınmış tapu belgeleri geçerlidir. Anlaşılan o ki, belediye elinde bulundurduğu gayrimenkullerle ilgili sağlıklı bir envantere sahip değildir ve bu envanter bilgilerini doğrulayacak resmi, doğru ve geçerli belgelerden yoksundur.

O nedenle, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile bağlı kurumları emlak yönetimi konusunda kendilerini sorgulamalı, elindeki gayrimenkulleri korumak için özel politika, strateji ve taktikler geliştirmeli, sahip olduğu gayrimenkullerle ilgili davalarda doğru, geçerli ve sonuç alıcı belge ve bilgileri kullanmalıdır.

Örneğin 1998 yılına kadar Kemeraltı‘ndaki İzmir İl Özel İdare Müdürlüğü‘nün arşivinden alınıp Ankara‘daki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘ne götürülen İzmir‘le ilgili eski tapu kayıtlarının dijital kopyalarını, yapacağı özel bir protokolle temin etmeli ya da bunu yapamıyorsa, bu tür konularda bilim insanları, araştırmacılar ve uzmanlar eliyle Ankara‘daki o eski kayıtlardan yararlanmalıdır.

7. Ama her şeyden önce, öncelikle de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve ekibi halka; yani, kamuya ait mülklerin nasıl kullanılacağı konusunda halkın görüşüne başvurmalı, bu mülkleri halkın rızası olmadan -daha önce Mehmet Cengiz Skandalı’nda yaptığı gibi- kendi paşa gönlüne göre satmamalı, kiralamamalı ve başka bir şekilde kullandırmamalıdır.

Kendisinin tam da Hilton Oteli hissesini satmaya ya da Basmane Çukuru‘ndaki haklarından feragat etmeye hazırlandığında başına gelen bu olaylardan dersler çıkarıp kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa kendisi de öyle davranmalı, halkın malını altın tepside sermaye gruplarına ikram etme alışkanlığından vazgeçmelidir.

8. Ayrıca tarihçilerin, akademisyenlerin ve uzmanların İzmir‘deki vakıflarla bu vakıfların sahip oldukları gayrimenkuller konusunda araştırmalar yaparak İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Müdürlüğü‘nün kişisel veri oldukları gerekçesiyle sır gibi sakladığı bu bilgileri kamuoyu ile paylaşması uygun ve doğru olacaktır.

9. Son olarak, tüm bu tartışmalı sorunların yaşandığı günlerde sus pus olup sergi sergi, kokteyl kokteyl gezen, adeta bir belediye başkanı gibi değil de bir şube müdürü gibi davranan Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun politik hesaplarla dolu uykusundan uyanarak kendi belediye sınırları içinde bulunan bu değerli gayrimenkuller için bir şeyler söylemesini, tartışmalara katılıp halktan yana öneriler geliştirmesini beklediğimi de ifade etmek isterim…

Bugünkü Şaraphane Mevkii- Halkapınar’da bulunan Tuzakoğlu Un Fabrikası’nın arka tarafından görünümü.

Bu tür inanışlarım olmamakla birlikte; emek harcanmadan, yağmayla, soygunla ya da hırsızlıkla kolayına kazanılmış her şeyin, bu yazımızın konusu olmaları nedeniyle Surp Lusavoriç Ermeni Hastanesi‘nin yıkılması suretiyle yerine yapılan Otobüs Terminali ile ESHOT Otobüs Garajı ve sonrasında gökdelen yapmak amacıyla kazılan Basmane Çukuru, Ermeni incir tüccarı Aram Hamparsum‘a aitken birden Şerif Remzi Reyent hanesine yazılıp İzmir İktisat Kongresi‘nin yapıldığı uzun süre yıkık kalan hanın, Rum Yuvan Tuzakoğlu ile Vasili İstefendi‘nin malıyken emval-i metruke olarak el konulan Tuzakoğlu Un Fabrikası ile Ermeni kuyumcu Sivrihisaryan ailesine aitken emval-i metruke olarak el konulup vali konağı olarak kullanılmaya başlanan binaların aradan geçen süre içinde başlarına gelenleri düşündüğümüzde hepsinin bu kentin tarihine kara birer leke olarak, yarardan çok zarar getirdiğine, bir tür uğursuzluk taşıdıklarına inanasım geliyor…

Ama tabii ki asıl uğursuzluğun onları yağma, soygun, talan suretiyle edinip sahip olduklarını sananlardan kaynaklandığını unutmadan!

“İzmir Metro”, TARKEM, “Kent Karşıyaka”, “İzmirgaz” ve diğerleri…

Ali Rıza Avcan

2026 yılı Şubat ayının ilk 3 haftasını İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 34 şirketinden 19’una ayırdık. Bu üç haftalık süre içinde gerek sermaye ve ciro, gerekse çalıştırdığı kişi sayısı ve İzmir ekonomisine yaptığı katkı itibariyle 19 büyük belediye şirketinin yönetim yapısı ile neler yaptığı konusunu ortaya koyup Sayıştay ve mahkemeler nezdindeki durumlarını incelemeye çalıştık.

Bugünkü son yazımızda ise İzmir Metro A.Ş. dışında diğer ufak 14 şirketi ele alarak belediyenin ya da belediye şirketlerinin bu şirketlerin sermayesi içindeki payını ve işlevini irdeleyip değerlendirmeye çalışacağız. ,

Alıştığımız bir şeydir metro ve tramvay kazaları…

Şirketin yönetim kurulu üyelerinin çoğu 2024 yılı sonunda yaptığımız son tespite göre oldukça fazla sayıda değişmiş vaziyette… İzmir Metro‘yu günümüzde aşağıdaki şahıslardan oluşan bir ekip yönetiyor:

1. Alpaslan Kara, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Dairesi Başkanı,

2. Hakan Uzun, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı, Şehir Plancısı, ESHOT Ulaşım Planlama Dairesi eski başkanı,

3. Ulaş Eroğlu, Yönetim Kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Makine İkmal, Bakım ve Onarım Dairesi Başkanı,

4. Zeki Hozer, Yönetim kurulu üyesi, Hekim, Medicalpark Hastanesi Başhekim Yardımcısı,

5. Mete Güzelocak, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Ulaşım Teknolojileri ve Yatırım Dairesi Başkanı, Aliağa Belediyesi Park Bahçe ve Fen İşleri Müdürlüğü eski müdürü,

6. Utku Kılınç, Yönetim kurulu üyesi, avukat, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri,

7. Pınar Meriç, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Hizmet Geliştirme Dairesi Başkanı,

8. İsmail Duran, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Koruma ve Güvenlik Dairesi Başkanı, Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Emniyet Müdürlüğü eski çalışanı,

9. Gökhan Daca, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanı,

10. Ahmet Sinan Karakuzu, Yönetim kurulu üyesi, Genel Müdür, TCDD eski çalışanı.

Görüldüğü gibi bir metro ve tramvay işletme şirketi aralarında işten anlamayan hekimlerin, hukuk müşavirlerinin, eski polis ve zabıtaların bulunduğu bir yöneticiler ekibi eliyle yürütülmekte; ancak, işletme kapsamındaki 84 asansör ile 194 yürüyen merdiven uzunca bir süredir bir türlü düzenli olarak çalışmamakta, vagonlar sık sık raydan çıkmakta ya da trafik kazalarına karışmaktadır.

34 adet belediye şirketi arasında 2024 yılının faaliyet raporu ile 2025-2029 dönemi stratejik planını hazırlayıp kamuoyu ile paylaşan tek şirket olmakla birlikte her iki belgeyi de bir reklam broşürü gibi hazırlayıp şirketin mali ve finansal durumu hakkında tek bir bilgi verilmeyip öngörüde bulunulmadığı gibi web sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne bu konularla ilgili resmi belgelerin konulmadığı görülmektedir.

Tuvaleti olmayan metro, tramvay ve İZBAN duraklarında bekleyen yolcularla çalışanların çektiği eziyet yeri geldiğinde ölümle sonuçlanır…

İlk kez 8 Ekim 2021 tarihli ilamla kurulan şirketin 5.000.000 lira tutarındaki sermayesinin % 100’ü İZENERJİ‘ye aittir.

Şirketin yönetimi bugün itibariyle kendisine ait özel bir şirketin yöneticisi olan inşaat mühendisi Erhan Uzunoğlu‘nun yönetim kurulu başkanlığında, Cemil Tugay‘ın “prensesi” olarak nitelenip Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediye meclislerinin üyesi kimya mühendisi Saadet Çağlın‘ın yönetim kurulu başkan vekilliği ve İZTARIM‘daki kötü yönetimi nedeniyle görevinden alınıp İZENERJİ‘ye genel müdür yapılan Öztürk Kurt‘un yönetim kurulu üyeliği ile yönetilmektedir.

Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediye meclislerinin üyesi olup bu meclislerde görev aldığı komisyonlar nedeniyle birden fazla huzur hakkı alan alan Saadet Çağlın‘ın İZENERJİ yönetim kurulu başkan vekilliğinin yanında bir de İZETAŞ‘dan huzur hakkı ve murahhas aza ücreti aldığını düşündüğümüzde; ayrıca, yasama, yargı ve yürütme güçlerinin birbirinden bağımsız olmasını hedefleyen demokratik ilkeleri dikkate aldığımızda 2 ayrı karar organında yer alıp şirketleri denetlemekle görevli bir meclis üyesinin denetlemekle görevli şirketlerde yönetici olmasının bırakın CHP‘nin ilke ve programıyla aykırılığını muhalefet olarak savunduğu politikalarla insanlığın ahlak denilen ortak evrensel değerlerine de aykırı olduğu ortadadır….

Küçük bir sermaye ile kurulan bu şirketin kendine özgü bir İnternet sayfası olmadığı gibi hangi işleri yapıp ne ölçüde kar ya da zarar ettiği bilinmemektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleriyle ilgili bu dördüncü ve son yazımın en önemli şirketlerinden biri de kısa adı TARKEM olan İzmir Tarihi Kemeraltı Yatırım Ticaret A.Ş.’dir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA şirketi, bu şirketin 50 milyon liralık sermayesinin % 36,68 oranında hissedarı olup bu pay karşılığında sadece yönetim kurulu başkanlığını elinde bulundurmaktadır.

Göreve geldiği günden bu yana sergilediği kötü yönetim ve onun olumsuz sonuçları itibariyle devamlı eleştirmek zorunda kaldığım İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın bugüne kadar bu şehrin hayrına -belki de bilmeden- yaptığı nadir iyiliklerden biri de, kurulduğu 2012 yılından bu yana yazılar yazarak sürekli eleştirdiğim soylulaştırma şirketi TARKEM‘i dizginlemesi, devamlı belediyeden ve valilikten otlanmak suretiyle ne yaptıysa hepsini kendine mal ederek sergilenen şımarık ve agresif tavır, en nihayetinde ortadan yok olmuş, söz konusu şirket bugün adeta serseri bir mayın gibi sahipsiz bir şekilde, bir zamanların Güçbirliği, KİPA‘sı ya da İzmirair‘i gibi kaybedenler kulübünün yeni üyesi olmaya başlamıştır.

Bir zamanlar “İzmir’in kanaat önderi” olarak takdim edilen şirket kurucularının ise Cemil Tugay‘ın çevresinde ona “akıl veren abiler” olarak görülmesi de bu kentin kaderi olsa gerek…

Bir yanda ülke yasalarının uygulanmadığı, vergilerin verilmediği, insanların kolaylıkla sömürüldüğü ve belediye imkanlarının rahatlıkla kullanıldığı serbest bölgeler kurarak zenginleşmek isteyen Amerikalılar ve Amerikan şirketleri, diğer yandan da kalkınacağız, gelişeceğiz iddiasıyla ortaya çıkan bu sömürücü güçleri, sermayeyi destekler gözükmek isteyen, o nedenle de büyük zararları bulunan İZTARIM A.Ş.‘ne ait 13 milyon 500 bin lirayı vererek sermayenin % 2,22’sine ortak olunan 610 milyon sermayeli Bergama’daki Basbaş, Batı Anadolu Serbest Bölge Kurucu ve İşletici A.Ş

Ve sonuç olarak tarımla alakası olmayan şirketin kuruluşunda halka ait 13 milyon 500 bin lirayı lirayı verdiği halde yönetimde yer verilmeyen ve bu nedenle de söz hakkı olmayan bir İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun şirketi İZTARIM….

Şirketin yönetiminde, yönetim kurulu üyesi olarak görev yapanlar ise aynen ESBAŞ‘ta olduğu gibi Amerikalı şirket CPE Enterprises LCC şirketi ve onu temsilen Deniz Tuncer ile şirket sermayesinin % 94,36’sını elinde bulunduran Duo Yönetim Danışmanlığı San. ve Tic. Ltd. Şti.‘ni temsilen Faruk Güler‘dir.

Amerikan şirketi CPE Enterprises LCC şirketinin Basbaş A.Ş.‘nde hissesi bulunmamakla birlikte; Basbaş A.Ş.‘nin % 94,36’sını elinde bulunduran Duo Yönetim Danışmanlığı San. ve Tic. Ltd. Şti.‘nde %51 hissesi bulunmaktadır.

Bir zamanlar belediyeler arası sermaye paylaşımıyla kurulan ve %96 hissesi Karşıyaka Belediyesi‘ne ait batık, iflas etmiş şirket: Kent, Karşıyaka Sosyal Tesis İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş...

Karşıyaka Belediyesi‘nin bir önceki belediye başkanı iken 1 Nisan 2024’den itibaren İzmir Büyükşehir Belediye başkanı olan Cemil Tugay ve onun ekibinin kötü yönetimi sayesinde uçan kuşa borçlu olup yerlerde sürünen, zararın karşılanması için sermayesi devamlı olarak az az arttırılan ve çocuk parklarıyla intifa hakkı karşılıklarının bile sermayeye dahil edildiği bir şirket… Cemil Tugay ve ekibinin Karşıyaka‘daki başarısızlığının en somut göstergesi…

Şirketin yönetiminde olanları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Utku Yılmaz, Yönetim Kurulu başkanı, Karşıyaka Belediyesi Özel Kalem Müdürü. Adı kendisi gibi İstanbul‘dan gelen Konak Belediye Başkan Yardımcısı Simge İldeniz birlikte anılan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş‘ın, dolayısıyla İmamoğlu ekibinin Karşıyaka Belediyesi temsilcisi olarak bilinen isim,

2. Figen Özyurt, Yönetim kurulu başkan vekili, Kent Karşıyaka A.Ş.‘nin eski personel müdürü,

3. Hilmi Aksoy, Yönetim Kurulu üyesi, Kent Karşıyaka A.Ş.‘nin eski satınalma müdürü, Grand Plaza A.Ş.‘nin eski genel müdürü,

4. Aytuğ Aydost, Yönetim kurulu üyesi, Genel Müdür, Bakırçay ve İzmir Kuzey teknoloji geliştirme merkezlerinin eski yöneticisi, A101 eski satış müdürü, Karşıyaka‘daki “Cat Bar” ve “Ahh Leyla Restoran“ın sahibi, 

5. Volkan Barboros, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka Belediyesi başkan yardımcısı.

Şİrketin İnternetteki web sayfasında “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü bulunmakla birlikte hiçbir bilgi ve belgenin bu bölüme konulmadığı görülmektedir.

Karşıyaka Belediyesi ile Kent A.Ş.’de çalışmanın zorlukları…

Kısa adıyla İZMİRGAZ, uzun adıyla İzmir Doğalgaz Dağıtım Ticaret ve Taahhüt A.Ş., İzmir ve ilçelerinde doğalgaz dağıtımını sağlamak amacıyla 2005 yılında 60 milyon lira sermaye ile kurulup dağıtım ihalesini almış bir şirkettir. Şirket şu an itibariyle Çeşme ve Karaburun hariç İzmir’in 28 ilçesine hizmet vermektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin merkezi Ankara‘da olan bu şirkete % 10 oranında hissedar olmasının nedeni ise hem ana şebekenin döşenmesi hem de doğalgazın dağıtımın yapıldığı yıllarda yollarda, caddelerde doğal gaz için bir kazı yapıldığında şirketin bu tahribatın bedelini ödememesini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen mevzuat düzenlemeleridir. Böylelikle bu tür yandaş dağıtım şirketlerine belediyelerin ortak olması sağlanarak şebeke döşeme tazminatları nedeniyle zarara uğramaması istenmiştir!

Şirket Binali Yıldırım‘a yakınlığı ile bilinen Kolin-Koloğlu Holding‘e bağlı bir şirkettir ve yedi kişiden oluşan yönetim kurulunun 5’i Koloğlu ailesinin bireylerinden oluşmaktadır. Bence İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerindeki ya da bu şirketleri belediye başkanının ulufe dağıttığı bir heybeye benzettiğimiz takdirde “heybedeki turbun büyüğü” bu şirketin yönetim kurulundaki belediye temsilcisinin şahsında saklıdır. Çünkü hem Tunç Soyer, hem de Cemil Tugay dönemlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen bu kuruldaki belediye temsilcisi, her dönemde belediye başkanının adamı olma becerisini gösteren İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Mustafa Özuslu‘dan başka biri değildir. Şirket iktidardan yana yandaş bir holding şirketi olduğu ve şirketle ilgili her türlü bilgi ticari sır kapsamına sokulup şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne şirketle ilgili hiçbir belge eklenmediği için girdiği için Mustafa Özuslu dahil tüm yönetim kurulu üyelerinin burada bulunmaları nedeniyle ne miktarda ödeme aldıklarını sormak; “sümme haşa!” mümkün değildir…

Tabii ki Mustafa Özuslu‘nun bu şirketteki yönetim kurulu üyeliğinin, İZFAŞ‘taki yönetim kurulu üyeliği yanında ikinci bir görevlendirme olduğunu da unutmadan…

Bu arada şunu da söylemeden de geçmemek gerekir; Konak ve Karabağlar belediye başkanları gibi bazı CHP‘li belediye başkanları mahalle aralarında doğalgazı olmayan insanlara “size doğalgaz getireceğiz” vaadinde bulunduklarında o işi yapacak asıl kurumun o belediye ya da o vaadi veren belediye başkanı değil, bu yandaş şirket olduğunu; böylelikle, bu şirketin yeni müşteriler kazandığını; ayrıca İzmir halkı olarak doğalgaz kullanarak her daim bu şirketi zenginleştirdiğimizi bilmemiz koşuluyla…

Tunç Soyer‘in hizmet dönemine isabet eden 12 Mart 2021 tarihinde İZFAŞ, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), İzmir Ticaret Odası (İZTO), İzmir Ticaret Borsası (İTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO)‘nın %19, Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) ile Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD)nin %2, İzmir Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB)‘nın ise &1 hisseyle dahil olduğu İZQ Girişimcilik İnovasyon Danışmanlık Şirketi‘nin sermayesi ilk kuruluşunda 2.000.000.- lira olarak belirlenmiş, 5 Ekim 2021 tarihinde de katılım oranları korunmak suretiyle 10.000.000.- liraya yükseltilmiştir.

Yönetim kurulu başkanlığı görevinin kurulduğu günden bu yana İzmir Ticaret Odası başkanı Mahmut Özgener, yönetim kurulu üyeliklerinin de yine aynı şekilde kurulduğu günden bu yana EBSO adına Ender Yorgancılar, İTO adına Işınsu Kestelli, EİB adına Jak Eskinazi, ESİAD adına Fadıl Sivri tarafından yapıldığı şirketin yönetim kurulu üyeliklerindeki tek değişiklik İZFAŞ, İzmir Valiliği ve EGİAD temsilcileri cephesinde yaşanmış, şirketin kuruluşunda yönetim kurulu başkan vekilliği görevini İZFAŞ adına üstlenen İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Buğra Gökçe‘nin istifası sonrasında bu işi bir süre yine genel sekreter olan Barış Karcı, onun görevden alınması sonrasında İstanbul’dan İmamoğlu ekibinin temsilcisi olarak getirilip genel sekreter yapılıp “İzmir’in Elitleri” ile bir araya getirilen Ramazan Tezcan, onun zorla görevden alınması sonrasında da yine genel sekreter yapılan Zeki Yıldırım yerine getirmiştir. İzmir Valiliği cephesinde de valilik adına görevlendirilen vali yardımcılarının değişik illere tayin olması nedeniyle değişiklikler yapılmıştır.

Söz konusu şirketin https://izq.com.tr/ adresindeki web sayfasını incelediğimizde şirketin onca geçim sıkıntısı, yoksulluk, işsizlik ve ekonomik çöküşün yaşandığı bir ortamda, fabrikalarını emeğin daha ucuz olduğu Mısır, Romanya, Irak gibi ülkelere taşırken, yüzlerce firma konkordato ilan ederken, girişimcilik ve inovasyon gibi olguları bilimsel çalışmanın bir ürünü olarak görmek yerine daha fazla para kazanmayı sağlayacak bir kaldıraç gibi görürken gençleri lüks ofislere çağırıp “yarın siz de Musk ya da Zuckerberg gibi başarılı girişimciler olup yeni, yepyeni inovasyonlara imza atacaksınız” şeklindeki hayalleri satmak dışında hem İzmir, hem de kurucu ortaklar için eğitim ve atölye çalışmaları yapmak dışında neler ürettiği, girişimcilik ve inovasyon cephesi itibariyle İzmir‘in kalkınma ve gelişmesi için AB fonlarıyla yapılan işler dışında nasıl bir katma değer yarattığı -ne yazık ki- belli değildir.

Eğer birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa, kesin altına pisletmiştir.” Hint Atasözü

Yine 2002 yılında çok büyük iddialarla çok fazla sayıdaki ortağın katılımı ile kurulmuş, sermayesi 5 milyon liralık bir şirketle karşı karşıyayız. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu sermayenin 1 milyon 250 bin lirasını ödeyerek şirkete % 25 oranında hissedar olmuş. Aradan geçen 24 yılın sonunda ise sonuç hüsran, başarısızlık ve yılgınlık….

Şirketle ilgili en yeni ilam 3 Temmuz 2024 tarihli. Çünkü o tarihten bu yana değişiklik anlamına gelecek hiçbir şey yapılmamış. O son ilama göre de yönetim kurulu şu üyelerden oluşuyor:

1. Mehmet Maraşlı, Yönetim kurulu Başkanı, Çeşme kaymakamı,

2. Lal Denizli, Yönetim kurulu başkan vekili, CHP‘nin vukuatlı ve ithal Çeşme belediye başkanı,

3. Derya Suluova, Yönetim kurulu üyesi, Balçova Termal A.Ş. temsilcisi,

4. Yakup Demir, Yönetim kurulu üyesi, Çeşme Turistik Otelciler Birliği (ÇEŞTOB) temsilcisi,

5. Veysi Öncel, Yönetim kurulu üyesi, Çeşme Otelcileri Termal Enerji ve Turizm A.Ş. (ÇETAŞ) temsilcisi,

6. Saadet Çağlın, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediye meclislerinin üyesi, Kimya mühendisi, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı,

7. Gülçin Aşkın, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Jeotermal A.Ş. temsilcisi.

Evet, burada da Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediye meclislerinin ayrıcalıklı bir üyesi üzerinden üstüne üstlük Anayasal bir ilke olan yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki kuvvetler ayrılığı ya da güçler ayrılığı ilkesini dikkate almayan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hukuk dışı bir tutumu ile karşılaşıyoruz. Hem de 2025 yılı içinde yayınlanan CHP genelgesiyle Sayıştay denetçisinin uyarılarına rağmen o görevde bırakılan ve o yasadışı görevi bırakmayı bilmeyen, ısrarla koltuğuna yapışan bir hukuksuzluk örneği olarak…

İzmir‘deki, özellikle de Balçova-Narlıdere bölgesindeki jeotermal enerji kaynaklarını kullanmak amacıyla 2004 yılında İzmir Özel İdare Özel Eğitim Hizmetleri ve Ticaret A.Ş.‘nin adı değiştirilerek dönüştürülmesi suretiyle kurulan şirketin bugünkü sermayesi 43 milyon lira olup İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirketin yarısına; yani %50’sine hissedardır.

Toplam çalışan sayısı 63 olan şirketin yönetim kurulu aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:

1. Süleyman Elban, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Valisi,

2. Cemil Tugay, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı,

3. Erhan Uzunoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İnşaat mühendisi, İZENERJİ Yönetim Kurulu Başkanı,

4. Onur Yiğit, Yönetim kurulu üyesi, Balçova Belediye Başkanı,

5. Mahmut Halal, Yönetim kurulu üyesi, Genel Müdür, Balçova Kaymakamı,

6. İsmail Yetişkin, Yönetim kurulu üyesi, Seferihisar Belediye Başkanı,

7. Adil Kırgöz, Yönetim kurulu üyesi, Dikili Belediye Başkanı,

8. Ahmet Ulusal, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valiliği temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB Strateji ve Koordinasyon Müdür Vekili,

9. Derya Suluova, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valiliği temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB İdari ve Mali İşler Müdür Vekili,

10. Gülçin Aşkın, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Jeotermal A.Ş. temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB Doğal Kaynaklar Ruhsat ve Kültür Varlıkları Müdür Vekili,

11. Elif Didem Gölcük, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valiliği temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB Rehberlik ve Denetim Müdürü,

12. Tolga Sayık, İşletme Müdürü.

Daha çok İzmir Valiliği ile jeotermal şirketlerinin hakimiyetinde olan bu şirketteki belediye ait koltuklar görüldüğü gibi belediye başkanı ile enerji konusunda görevlendirildiği anlaşılan inşaat mühendisi Erhan Uzunoğlu tarafından doldurulmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi için düzenlenen Sayıştay denetim raporlarında adın rastlayıp Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarında bulamadığım bu adi ortaklığın sermayesinin 71 milyon lira olup yine aynı denetim raporuna göre bu sermayenin %10’unun İZENERJİ‘ye, %90’ının da İZELMAN‘a ait olduğunu öğreniyoruz.

Bir zamanlar çok fazla değer verilen Üniversite-Sanayi İşbirliği rüzgarıyla Ege‘de yüksek teknolojinin merkez üssü olacağı söylenen İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)‘nü İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Ege İhracatçılar Birliği (EİB), Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) , Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD) gibi sermaye örgütleriyle ve İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) gibi esnaf kuruluşlarıyla bir araya getirmek amacıyla kurulan 2 Milyon lira sermayeli bu şirkete İzmir Büyükşehir Belediyesi de %3 hisseyle ortak olmuştur.

Şirketin kurulduğu 2003 yılından bu yana geçen süre içinde asıl amacın bu şirket eliyle belediyenin sağlayacağı olanaklardan yararlanmak ve belediye yönetiminde etkili olmak olduğu ortaya çıkmaya başlamıştır. 2003 öncesinde aralarında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin de bulunduğu CHP‘li birçok belediye tüm üniversitelerle dengeli ilişkiler kurarken bu ilişkiler siyasal yaşamdaki kutuplaşmaların etkisiyle azalmış; hatta, üniversitelerle belediyeler arasında siyasetten kaynaklanan tartışma ve çekişmeler yaşanmıştır. Bunun en son örneği Dokuz Eylül Üniversitesi eski rektörü Nükhet Hotar ile İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer arasında yıkılan güzel sanatlar fakültesi nedeniyle yaşanan tartışmalardır.

Artık bundan böyle belediyeler ile AKP iktidarının yerel örgütü olarak algılanan üniversiteler arasındaki işbirliği ilişkileri eskisi gibi olmamakla birlikte; Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer ve Cemil Tugay dönemlerinde, rektörü diğer devlet üniversitelerinin rektörü gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanan İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ile sıkı ilişkiler geliştirmeye başlanmış, kendisi de bir devlet üniversitesi olmasına rağmen İYTE üzerinden belediye yönetimine danışmanlık yapan, belediye yöneticilerine akıl verip onları yönlendiren; hatta bizzat uygulamanın içine giren, belediye ya da şirket yöneticisi olarak çalışan akademisyenlerin belediyede bilfiil görev yapmasına izin verilmiş, adeta İzmir Büyükşehir Belediyesi-İYTE ortak yönetimi denilen bir durum ortaya çıkmıştır.

İşte bu anlamda, İzmir Büyükşehir belediye yönetimi üzerinde etkili olmak amacıyla kullanılan bu şirketin bugünkü yönetimi aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:

1. Yusuf Baran, Yönetim kurulu üyesi, 2018’den bu yana İYTE Rektörü,

2. Fadıl Sivri, Yönetim kurulu başkan vekili, Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD) temsilcisi, İKSAŞ A.Ş. yönetim kurulu başkanı,

3. Uğur Yüce, Yönetim kurulu üyesi, TARKEM kurucusu, şimdilerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın fahri danışmanı, BİM Grup Holding yönetim kurulu başkanı,

4. Sinan Yılmaz, Yönetim kurulu üyesi, Teknopark İzmir Genel Müdürü,

5. Mehmet Raşit Özsaruhan, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Ticaret Odası temsilcisi, Modern Medya Group CEO,

6. Erçin Güdücü, Yönetim kurulu üyesi, Dr., İzmir Ticaret Odası Genel Sekreteri,

7. Yalçın Ata, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) Başkanı,

8. Erk Hacıhasanoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Yönetim Bilimleri Fakültesi İşletme Bölümü. Merkez Bankası ile İstanbul Borsası’nda da çalışıyor.

9. Recep Burak Sertbaş, Yönetim kurulu üyesi, Ege Giyim İhracatçıları Birliği Başkanı, Sun Tekstil,

10. Aydın Buğra İlter, Yönetim kurulu üyesi, Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) temsilcisi, avukat, Guatemala Fahri Konsolosu, İTA Hukuk Danışmanlık Bürosu,

11. Metin Akdaş, Yönetim kurulu üyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcisi, Dinamik Yalıtım CEO.

Hilton İzmir Oteli: “Kapalıyız“…
Kentin orta yerinde geleceği meçhul bir gökdelen olarak başımıza gelecekleri bekliyoruz…. “Ne sen bunun farkındasın, ne belediye farkında“…

İzmir‘deki 12 Eylül Faşist darbe dönemiyle onu izleyen yereldeki sağ iktidarların kentin başına sardığı belalardan biri de Hilton İzmir Oteli ve onu yöneten İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.‘dir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin otelin inşa edildiği parseldeki hissesine karşılık % 23,84 oranında hissedar olduğu bu şirket tarafından işletilen otelden, otelin açılış tarihi olan 1991’den bu yana tek kuruş yararı olmamıştır.

Aslında biz bu durumu bu şekilde anlatmaya çalışırken, şu an itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ya da şirketlerinin hissedar olduğu toplam tüm şirketlerin hiçbirinden yıllardır kar etmediğini de bilip kamu kaynaklarıyla kurulmuş olmalarına rağmen bu şirketlerin devamlı zarar ederek halkın sırtına nasıl bindiklerini de bilip unutmamamız gerekir.

Sermayesi 1.200.000.- lira olan şirketin yönetiminde Ata Holding‘in (A) grubu hisselerine sahip Kurdoğlu ailesinin egemen olduğunu, belediyeye düşen % 23,84 oranındaki hissenin de (B) grubu olarak 2 yönetim kurulu üyesi tarafından temsil edildiğini görürüz.

1. Korhan Kurdoğlu, Yönetim kurulu başkanı, Ata Holding, (A) grubu hisse,

2. Erhan Kurdoğlu, Yönetim kurulu başkan vekili, Ata Holding, (A) grubu hisse,

3. Tuna Kurdoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Ata Holding, (A) grubu hisse,

4. Mehmet Nazif Günal, Yönetim kurulu üyesi, MNG Holding Yönetim Kurulu Başkanı,

5. Elmas Melih Araz, Yönetim kurulu üyesi, (A) Grubu hisse, Ata Holding, Ata Yatırım Yönetim Kurulu Başkan Vekili,

6. Ekrem Selami Yıldırım, Yönetim kurulu üyesi, (C) Grubu hisse (TMSF), Vakıfbank Hukuk Danışmanı,

7. Başar Başaran, Yönetim kurulu üyesi, (C) Grubu hisse TMSF Grup Başkanı,

8. Utku Kılınç, Yönetim kurulu üyesi, Avukat, (B) Grubu hisse, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri,

9. Ahmet Okyay, Yönetim kurulu üyesi, (B) Grubu hisse, Avukat, Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı Genel Sekreter Yardımcısı Pınar Okyay‘ın eşi, Cemil Tugay döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinasyon Kurulu ve bu yönetim kurulunun üyesi olmuş.

Son zamanlarda bu şirketteki % 5 oranındaki TMSF hisselerinin MNG Holding tarafından satın alındığına dair haberleri okumakla birlikte Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘ndeki ilamlarda buna ilişkin bir duyuruya rastlanmamaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, 24 Mayıs 1988 tarihinde 200.000 liralık sermaye ile kurulan bu çok ortaklı bu şirketteki hissesi % 1 düzeyinde olup; 16 Mart 1992 tarihinden bu yana şirketin feshine, isim ya da tür değişikliğine dair hiçbir ilamın duyurusu yapılmadığı için bu şirketin ne vaziyette olduğu -ne yazık ki- bilinmemektedir.

İZULAŞ VE İZELMAN şirketlerinin, 9 Şubat 1999 tarihinde 1.220.000 liralık sermaye ile kurulan bu çok ortaklı şirketteki toplam hissesi % 0,12 düzeyinde olup; 27 Haziran 2016 tarihinden bu yana şirketin feshine, isim, tür ve adres değişikliğine ilişkin herhangi bir ilamın yayınlanmamış olması nedeniyle bugün bu şirketin faal olup olmadığına dair bir bilgiye -ne yazık ki- sahip değiliz.

Her şey serbest…

Serbest bölgedeki kuruluşlar vergi vermesinler, çalıştırdıkları işçi ve emekçileri daha iyi sömürsünler düşüncesiyle Amerikan sermayesi ve Amerikalı patronlarla birlikte kurulan bir diğer serbest bölge şirketi daha karşınızda…

Şirketin 37.815.000 lira düzeyindeki sermayesinin %98,06’sına E.A.C. Turkey International Enterprises Inc. isimli Amerikan şirketi, %0,80’ine İzmir Ticaret Odası (İZTO), %0,74’ine İzmir Büyükşehir Belediyesi, %0,40’ına Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) sahiptir.

Şirket yönetim kurulunda görev alanlar ise şu şekildedir:

1. Mary Mills Tuncer, Yönetim kurulu başkan vekili, E.A.C. Turkey International Enterprises Inc.,

2. Faruk Güler, Yönetim kurulu başkan vekili, ESBAŞ & BASBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı (CEO), Abalıoğlu Holding eski CEO ve genel koordinatörü,

3. Süleyman Elban, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valisi,

4. Cemil Tugay, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı,

5. Aran Herschl Dpkovna, Yönetim kurulu üyesi, Avukat,

6. Ender Yorgancılar, Yönetim kurulu üyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkanı,

7. Hakan Kilitçioğlu, Yönetim kurulu üyesi, ARGE Danışmanlık,

8. Mahmut Özgener, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Başkanı,

9. Larry Stephen Hymes, Yönetim kurulu üyesi, Avukat,

10. Ayshe Tuncer, Yönetim kurulu üyesi,

11. Deniz Tuncer, Yönetim kurulu başkanı, E.A.C. Turkey International Enterprises Inc.

Milyarlarca liralık ciroya sahip olduğunu düşündüğümüz bu şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde -ne yazık ki- 2025 ve 2026 yıllarına ait tek bir bilgi ya da belge yok!

Benden bu kadar…

Son dört hafta yazdığım dört ayrı yazı ile gündeme getirmeye çalıştığım belediye şirketlerinden kaynaklanan tüm kötülüklerin ortadan kaldırılması için, en kısa sürede “şirket belediyeciliği“nden vazgeçilerek; belediye eliyle “yeniden hizmet belediyeciliği“nin uygulamaya konulması dileğiyle…

Kayırmacılığın geldiği nokta: iktidarla suç ortaklığı…

Ali Rıza Avcan

2 ve 9 Şubat 2025 tarihlerinde yayınladığım “Kamu Kaynaklarını Kullanıp Suç İşleyen Belediye Şirketleri ve Suçluları” (1) ve “Başkan’ın Bütün Adamları” (2) başlıklı iki ayrı yazıda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin %50 ila %100 arasında değişen oranlarda hissedar olduğu toplam 11 şirketini (İZELMAN, İZDENİZ, İZBETON, GRAND PLAZA, İZULAŞ, İZFAŞ, EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA, İZBAN, İZDOĞA, İZENERJİ ve İZTARIM) ele alıp bu şirketlerin nepotizm dediğimiz kayırmacılık uygulamalarının sonucu olarak kimler tarafından nasıl kötü yönetildiğini ve bu şirketlerdeki sorunlarla açılmış soruşturma ve davaları incelemeye çalıştık.

Bu haftaki yazımda ise, bir kısmı Tunç Soyer‘in başkanlık döneminde İZENERJİ, İZDOĞA, İZFAŞ, İZBETON gibi belediye şirketleri tarafından kurulan, bir kısmı daha önceki dönemlerde kurulmuş olmasına karşın isimleri değiştirilerek yeniden piyasaya sürülen, tümü Sayıştay denetiminden kurtulmak için belediye ya da belediye şirketi hissesinin %49’da düzeyinde sabitlendiği, geriye kalan %51 çoğunluk hissesinin kamuoyunca tanınmayan özel kişilere teslim edildiği küçük sermayeli, ancak, ne yaptığı ve ne işe yaradığı belli olmayan, belli olanlarda ise AKP iktidarınca desteklenen yandaş şirket ya da şahıslarla işlerin kotarıldığı, genellikle belediye başkanının yakın ilişki içinde olduğu 1-2 kişiye teslim edilen, geride pek iz bırakmadığı için “suç yatağı” olmaya fazlasıyla müsait 8 hibrit şirketi ele alacağım: İzmir İnovasyon, İzyaşam, İzkültür, İzarıtma, İzgüneş, İzhabitat, İzar ve İzmavi anonim şirketleri…

Böylelikle ele alıp incelediğimiz şirket sayısı, birbirini izleyen üç ayrı yazı ile 19’a yükselmiş olacak…

Kimisi steteskopu, kimisi musluklardan akmayan suyu, kimisi tamir ettiği motoru, kimisi de çapası ile gelir… Çünkü aldıkları eğitim ve yaptıkları iş itibariyle ancak ondan anlarlar…

Eski kısaltılmış adı “ÜNİBEL” olan bu şirket, 31.05.2021 tarihinde şimdiki adını almış ve yönetim kurulu başkanlığına da bugünün Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, genel müdürlüğüne de İyi Parti kurucularından Nihal Ağca getirilmişti.

Şirketin 24.700.000.-TL tutarındaki sermayesinin %100’ü 13 Aralık 2024 tarihi itibariyle tek ortak olarak İZDOĞA A.Ş.‘ne devredilmiş, böylelikle şirket tek ortaklı anonim şirket haline dönüştürülmüştür.

Şirketin http://www.izmirteknoloji.com.tr adresindeki İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilamlarına göre yönetim kurulu;

1. Ümit Yalçın, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanı, Karşıyaka Belediyesi eski Bilgi İşlem Müdürü, Makine mühendisliği ve uluslararası ilişkiler eğitimi almış,

2. Andaç Pamuk, Yönetim kurulu başkan vekili, 14 Ocak 2026 tarihli TTSG ilamı ile görevden alınmış.

3. Filiz Dağ, Yönetim kurulu üyesi, Hekim, İzmir Eşrefpaşa Hastanesi Patoloji Uzmanı,

4. İbrahim Gürbüz, Yönetim kurulu üyesi, Makine mühendisi, İZSU eski genel müdür yardımcısı,

5. Mustafa Ceyhun Minareci, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu,

6. Övünç Özgen, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdürü, Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu,

7. Tamer Nurgöz, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Destek Hizmetleri Dairesi Başkanı, Akdeniz Üniversitesi Antalya MYO Motor Bölümü, Anadolu Üniversitesi İktisat ve Tarım Bölümü mezunu,

8. Tülay Yeşillik, Yönetim kurulu üyesi, Çevre Mühendisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı.

Olmakla birlikte 14 Ocak 2026 tarihli TTSG’de yayınlanan bir ilamla yönetim kurulu başkan vekili Andaç Pamuk‘un görevden alınıp yerine yeni bir görevlendirme yapılmadığı görülmektedir.

13.12.2024-14.01.2026 döneminde yayınlanan TTSG ilamlarına göre şirketin genel müdür yardımcısının Hüseyin Gümüş, şube müdürlerinin de Yusuf Aydın ile Erdoğan Altay olduğu anlaşılmaktadır.

Gördüğünüz gibi karşımızda şirket patolog, iktisatçı, çevre mühendisi ve motor ustaları tarafından yönetilen bir inovasyon ve bilişim teknolojisi şirketi var. İnovasyon ve teknoloji gibi son derece önemli, karmaşık, kapsamlı ve teknik konular -ne yazık ki- belediye başkanınca belirlenen bu “işbilmezler kadrosu” tarafından karara bağlanmaktadır…

Bu şirket de eski bir şirkettir… Eski kısaltılmış adı TETUSA olup Çeşme‘deki termal kaynakları turizm boyutunda değerlendirmek amacıyla bazı Çeşmeli şirketleri ve isimleri de aralarına alarak kurulmuştur. Şirketin güncel sermayesi 135.000.000.- TL’dır ve bunun %55,93’ü İZENERJİ şirketine aittir… Şirketin yeni adı ise İZYAŞAM‘dır…

Şirketin bugünkü yönetim kurulu aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır;

1. Utku Kılınç, Yönetim kurulu başkanı, avukat, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri, 9 Eylül 2019-13 Mayıs 2023 döneminde İzgazete köşe yazarı,

2. Mürüvvet Kılıç, Yönetim kurulu başkan vekili, İZSU Su ve Yapı İşleri Dairesi Başkanı,

3. Hakkı Pamukçu, Yönetim kurulu üyesi, ÇEŞTUR temsilcisi,

4. Erdal İzgi, Yönetim kurulu üyesi, gazeteci, Konak Belediyesi eski başkanı, İZENERJi temsilcisi

5. İsmail Mutaf, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı,

6. Levent Köstem, Yönetim kurulu üyesi, Hekim, Köstem Vakfı kurucusu.

2025 yılı içinde bu şirket özelindeki önemli bir gelişme ise, sahiplerinin CHP‘li olduğu bilinen ve çoğu kez CHP‘li belediyelerden iş alan Barankaya İnşaat Hafriyat Taahhüt Akaryakıt Maden Gıda Sanayi Ticaret A.Ş.‘nin 190.000 lira değerindeki hissesini Engin Kaya‘ya devretmesidir. Engin Kaya‘nın ise 2001-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde idari işler görevlisi olarak çalışan Engin Kaya mı; yoksa, başka bir Engin Kaya mı olduğunu -ne yazık ki- kesin olarak belirlenememiştir.

BU şirketle ilgili diğer ilginç bir konu ise, Konak Belediyesi eski başkanı ve gazeteci Erdal İzgi ile İZSU Su ve Yapı İşleri Dairesi Başkanı Mürüvvet Kılıç‘ın adeta bu şirketin demirbaşları gibi -belediye başkanları değişse bile- uzun bir süredir bu şirketin yönetim kurulunda yer alıyor oluşudur.

27 Haziran 2025 tarihli gazete haberlerinden, yönetim kuruluna İZENERJİ‘yi temsilen katılan Erdal İZGİ‘nin projelerin hayata geçmemesini, maaşların ödenmeyişini, şirketin işlevsiz kalması ve Cemil Tugay‘ın görüşme talebine yanıt vermemesi gibi gerekçelerle istifa ederek ayrıldığını öğrenmekle birlikte bu istifa ile boşalan yönetim kurulu üyeliği konusunda Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde tek bir ilamın yayınlanmadığı da görülmektedir. (3)

Şirketin İnternet sayfası 14 Şubat 2026 tarihi itibariyle çalışmamaktadır.

İZKÜLTÜR: Yüzlerce doğal çam ağacının bulunduğu Kültürpark’ta yılbaşını plastik çam ağacı ile kutlamak… Her şeyin özentisi, işte böyle saçmalıklarla sonuçlanıyor…

Varlığından İZFAŞ‘ın 2023 yılı Sayıştay denetim raporu sayesinde haberdar olduğum ve İZFAŞ tarafından 5.000.000.- lira sermaye ile 15 Ağustos 2023 tarihinde kurulmuş hibrit şirketin Kültürpark’ta düzenlenen yılbaşı etkinlikleri dışında ne yaptığı bilinmemektedir.

Kuruluşunda, yönetim kurulu başkanlığını Tunç Soyer‘in, yönetim kurulu başkan vekilliğinin genel sekreter Barış Karcı‘nın, yönetim kurulu üyeliğinin İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinatörü Ali İhsan Özgürman‘ın, genel müdür vekilliğinin de İZFAŞ yönetim kurulu başkan vekilliğinin avukat Canan Karaosmanoğlu Alıcı tarafından yapılması nedeniyle yöneticileri VİP düzeyinde önemli ve ünlü olan bir şirketti.

Ancak göreve Cemil Tugay‘ın gelmesi ile birlikte tüm bu zevat görevden alınarak bilinip tanınmayan; üstüne üstlük bu konularda uzmanlaşmamış isimlerin koltukları doldurduğu, yönetim kurulu başkanı olarak Ömer Genç, yönetim kurulu üyesi olarak halk sağlığı hekimi, genel sekreter yardımcısı Pınar Okyay ve yönetim kurulu üyesi olarak Cemalberk Kürekçi‘nin görevlendirildiği hibrit bir şirkettir.

İZFAŞ‘ın 2023 yılı Sayıştay denetim raporundaki yorumlardan da anlaşılacağı üzere, Sayıştay denetimindeki İZFAŞ‘ın yapamayacağı işleri ve ödemeleri yapma; daha doğrusu “kirli çıkı” niyetine kurulmuş bir şirkettir.

Yönetim kurulu başkanı Ömer Genç‘in İZFAŞ 2023 yılı Sayıştay denetim raporu sonrasında istifa ettiğini bilmemize (4) ve kendisine ait Linkedin sayfasında Ocak 2025 tarihi itibariyle görevden ayrıldığını belirtmesine rağmen (5) Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde görevden ayrıldığına dair bir ilam duyurusuna rastlanmamakta; geride kalan Pınar Okyay ile görevden alınan avukat Canan Karaosmanoğlu Alıcı yerine yönetim kurulu üyesi olarak atanan Cemalberk Kürekçi‘nin, daha doğrusu bu iki yönetim kurulu üyesinin bu şirkette ne yaptıkları, hangi işleri gerçekleştirdikleri -ne yazık ki- bilinmemekte, üstüne üstlük şirkete ait https://www.izmirkultur.com.tr sitesi çalışmamaktadır.

Birden fazla şirketi şahıslara emanet etmek….

17 Haziran 2022 tarihinde İZENERJİ’nin %50, İZDOĞA‘nın %50 katılımıyla kurulan 1.000.000.- TL sermayeli İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş. isimli şirketin ismi, 3 Ağustos 2022 tarihinde İZARITMA İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş. olarak değiştirilmiştir.

Cemil Tugay‘ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla birlikte İZDOĞA temsilcisi Güven Eken ile İZENERJİ temsilcisi Ali Ercan Türkoğlu yönetim kurulu üyeliklerinden alınarak yerlerine İZENERJİ temsilcisi olarak Erhan Uzunoğlu ve İZDOĞA temsilcisi Onur Kadir Eryüce atanmıştır.

Onur Kadir Eryüce‘nin İZFAŞ‘tan usulsüz ödemeler aldığının anlaşılması üzerine 29 Kasım 2024 tarihinde görevden alınarak yerine İZDOĞA adına Orhan Timurhan atanmış; ancak o da 21 Mart 2025 tarihinde görevden alınarak yerine Koray Velibeyoğlu atanmıştır.

Şirket bugün Cemil Tugay‘ın as oyuncuları olan İZDOĞA temsilcisi ve yönetim kurulu başkanı olarak şehir plancısı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu ile İZENERJi temsilcisi ve yönetim kurulu başkan vekili inşaat mühendisi Erhan Uzunoğlu tarafından yönetilmektedir.

2019-2024 döneminde Konak ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi olarak çalışan Erhan Uzunoğlu‘nun ise diğer yandan baskı ve karton ambalaj imalatı firması Promat Makina Tesisat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘nin tek ortağı olarak söz konusu şirketi yönettiği bilinmektedir.

İZDOĞA‘nın 2023 yılı Sayıştay denetim raporu verilerine göre sermayesi sadece 1.000.000.- lira tutarındaki şirketin 2022-2023 yılı zararı 2022 yılında 120.194,39 TL ve 2023 yılında 827.120,44 TL. olmak üzere toplam 947.314,83 TL düzeyindedir.

İZGÜNEŞ tarafından yapılan Tire Gazi Mustafa Kemal Stadyumu Güneş Enerjisi Santrali (GES)’nin açılış töreni, Kaynak: Gündeme Bakış Gazetesi, 3 Şubat 2024

İZGÜNEŞ, Tire Gazi Mustafa Kemal Atatürk Stadyumu çatısına 1.300 kWp kurulu güce sahip güneş enerjisi sistemini (GES) kurmak ve 15 yıl süreyle işletmek amacıyla bu sektörde faaliyet gösteren Barteş Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘ne (Osman Barlas Kuşçu) 1.000.000.- liralık sermayenin %51’nin, geriye kalan % 49’luk hissenin de İZENERJİ‘ye verilmesi suretiyle 24 Ocak 2023 tarihinde sessiz sedasız kurulmuştur.

O nedenle şirketin çoğunluk hissesi Barteş Enerji Sanayi ve Ticaret Şirketi‘nin tek ortağı Osman Barlas Kuşçu‘ya ait ve şirket Sayıştay denetimi dışında kalmaktadır.

Şirketin yönetiminde 24 Nisan 2024 tarihine kadar BARTEŞ‘i temsilen Osman Barlas Kuşçu, İZENERJİ adına da Ali Ercan Türkoğlu bulunmakla birlikte; Ali Ercan Türkoğlu, 24 Nisan 2024 tarihinde Cemil Tugay tarafından görevden alınıp yerine Erhan Uzunoğlu getirilmiş.

Şirketin kuruluşuna vesile olan güneş enerjisi sistemi 3 Şubat 2024 tarihinde bitirilip hizmete alınmakla birlikte söz konusu şirketin o tarihten sonra birlikte ya da tek başına ne yaptığı bilinmiyor.

9 Haziran 2022 tarih, 10595 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilamla kurulan 1.000.000 lira sermayeli İZHABİTAT Bitkisel Üretim Peyzaj Planlama ve Tasarım Anonim Şirketi‘nin ilk oluşumunda Selçuk‘ta faaliyet gösteren Bitkisan Ziraat Peyzaj İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi %51 oranında, İZDOĞA da % 49 oranında hissedar olmakla birlikte;

2024 yılının sonunda yerel basının, bir önceki görevi olan “ODEA Bank Eski İzmir Ticari Bölge Direktörü” sıfatını öne çıkarıp Aliağa‘daki ruhsatsız demir-çelik haddehanelerinden biri olan Kocaer Çelik‘in genel müdürü ve yönetim kurulu başkan vekili (CEO) olduğunu (6) ısrarla gizlediği Orhan Timurhan, İZDOĞA‘nın ve İZDOĞA‘nın hissedarı olduğu İZMAVİ, İZHABİTAT ve İZARITMA şirketlerinin başına geçmiş (7)(8); ancak, 5 Mart 2025 tarihinde Aliağa‘daki İzmir Elektrik Üretim Anonim Şirketi‘ne ait kömür yakıtlı termik santralinin gayrisıhhi müessese ruhsatı olmadığı gerekçesiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından mühürlenmesi (9) ve bunun yürütmesinin idare mahkemesi tarafından durdurulması üzerine 18 Mart 2025 tarihinde şirketin tüm hisseleri İZDOĞA‘ya devredilip Selçuk‘tan İzmir‘e taşınması sağlanmış; ancak, Aliağa‘daki ruhsatsız demir-çelik haddehanelerine ruhsat verilmesini hedefleyen planın bozulması üzerine 20 Mart 2025 tarihinde İZDOĞA ve İZHABİTAT‘daki, 21 Mart 2025 tarihinde İZARITMA‘daki ve 25 Mart 2025 tarihinde de İZMAVİ‘deki görevlerinden alınarak yerine Koray Velibeyoğlu atanmıştır.

İZHABİTAT 10 Nisan 2025’de Bitkisan A.Ş. ile olan ortaklığına son vererek yeni adı olan İZPA Araştırma Şehircilik Danışmanlık PLanlama ve Eğitim Hizmetleri A.Ş. ile yola devam kararı almış, yönetim kurulu başkanlığı yine Koray Velibeyoğlu‘na, başkan vekilliği de aynı zamanda İZDOĞA‘nın genel müdürlüğünü yapan Yücel Kar‘a verilmiş ve sermayesini 15 Ekim 2025’de 91.000.000.- liraya çıkarmıştır. 30 Ocak 2026 tarihinde de daha önce Güven Eken ve Koray Velibeyoğlu ile birlikte çalışıp halen Karaburun Kent Konseyi genel sekreterliği görevini yapan Aykut Uçar genel müdürü olmuştur.

Şirketin kurucu ortağı İZDOĞA ile İZDOĞA‘nın hissedarı olduğu İZHABİTAT, İZMİR ARITMA ve İZMAVİ şirketleri şu an itibariyle İzmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından sürdürülmekte olan soruşturma kapsamında incelenmekte olup; yerel basının verdiği haberlerden bütün bu işlerin mimarı olarak tanıdığımız Tunç Soyer‘in danışmanı Güven Eken‘in ifadesine başvurulduğunu öğreniyoruz.

Kayırmacılığın ve yandaş şirketlerle işbirliğinin sonucu: kırılan yumurtalar…

Yine varlığından haberdar olmakta geç kaldığımız başka bir hibrit şirket daha… İZENERJİ‘nin şirketi İZARITMA İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş.‘nin 1.000.000.- liralık sermayeye %49 oranında, merkezi İstanbul‘da olan Mehmet İZOLLUOĞLU‘na ait ABASU Arıtma ve Yenilenebilir Enerji Mühendislik İmalat Taahhüt Anonim Şirketi‘nin de %51 oranında hissedar olarak 4 Ekim 2022 tarihinde kurdukları bir şirket…

Şirketin çoğunluk hissesine sahip olan ABASU, İZAR kurulmadan 1 ay önce, 2 Eylül 2022 tarihinde yine Mehmet İZOLLUOĞLU‘nun adeta İZAR‘a ortak olmak için, sahibi olduğu ARBİOGAZ Çevre Teknolojileri İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘nin tek ortak olarak kurduğu 100.000.-‘lık sermayeye sahip başka bir İstanbul şirketi… Yönetimindeki isimler ise yönetim kurulu başkanı olarak Mehmet İZOLLUOĞLU ve yönetim kurulu başkan vekili olarak Hande Coşkuntürk

Bildiğim kadarıyla Mehmet İZOLLUOĞLU‘nun bu şirketin kuruluşuna % 51 hisseyle dahil edilmesinin başlangıç noktası, ARBİOGAZ‘ın 2012 yılında Çiğli‘deki Çamur Kurutma Tesisi‘ni Yunan ortağı AKTOR firması ile üstlenip yapmasına dayanıyor… (10)

Küçük miktardaki sermayelerle şirket kuran ya da şirketlere çoğunluk hissesiyle katılan Mehmet İZOLLUOĞLU‘nun seçilmesinin diğer nedenleri ise şimdilik bilinmiyor…

4 Ekim 2022 tarihli şirket kuruluşunda İZARITMA temsilcisi olarak görevlendirilen ve Tunç Soyer döneminde İZGÜNEŞ ve İZARITMA gibi şirketlerin yönetiminde de görev almış profesyonel yönetici Ali Ercan Türkoğlu ise görevini halen sürdürmektedir…

İZMAVİ Şirketinin gemilerden sıvı atık alma işinde kullandığı 2021 itibariyle 84, 2026 itibariyle 89 yaşında olan BER C gemisi…

Biraz garibinize gidecek, size ilginç gelecek bir konu ki, İZMAVİ isimli şirketin temelii Türk Ticaret Sicili Gazetesi’nin kamuya açık verilerine göre 6 Eylül 2021 tarihinde tam 54 sözcüğün bir araya getirilmesi suretiyle kurulan 10.000.- liralık sermayeli bir ticari işletmeye dayanmaktadır:

Atlas Atık Yönetimi ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi İzdoğa İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Korunması İyileştirilmesi Müşavirlik ve Proje Hizmetleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi İzbeton İzmir Büyükşehir Belediyesi Beton ve Asfalt Enerji Üretim ve Dağıtım Tesisleri Su Kanalizasyon Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi Ber Çevre ve Lojistik Anonim Şirketi İş Ortaklığı Ticari İşletmesi.

Anlaşılan o ki, ATLAS ATIK YÖNETİMİ (Pilot/Lider Ortak), İZDOĞA, İZBETON VE BER ÇEVRE isimli 4 şirketi bir araya getirip aralarındaki ticari ortaklığı adlandıranlar daha kısa bir ad yaratma konusunda pratik davranmamışlar… Ama neyse ki, adı bu kadar uzun ticari işletmeyi temsil etme konusunda tek bir kişiyle yetinmişler: ATLAS ATIK şirketinin sahibi Ender Haberdar

Neyse ki bu 54 sözcüğün bir araya getirilmesi suretiyle kurulan ticari işletme, 6 Eylül 2021 tarihinde İZMAVİ Çevre Yönetimi ve Denizcilik Anonim Şirketi ismini alarak bizi yormaktan vazgeçiyor…

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin kamuya açık verilerine göre 1.000.000 lira olan sermaye (A) ve (B) adı verilen iki grup arasında paylaştırılıyor. (A) grubundaki ATLAS ATIK‘ın sermayenin %51 (510.000.-)’ini, yine aynı gruptaki BER ÇEVRE sermayenin % 5 (50.000.-)’ini, (B) grubundaki İZDOĞA sermayenin %22 (220.000.-)’sini, aynı grupta yer alan İZBETON yine sermayenin %22 (220.000.-)’sini alarak yine çoğunluk hissesi belediyede ya da belediye şirketinde olmayan yeni bir hibrit şirket daha kurulmuş oluyor… Hem de Sayıştay denetiminden kaçırılarak… Anlaşılan o ki, Sayıştay‘ın fark edip uyaracağı bir şeyler yapma niyetindeler ve Devlet’in en yüksek hesap mahkemesinin denetimine girmek istemiyorlar.

Nitekim İZMAVİ A.Ş.‘nin %22 oranında hissedarı olan İZDOĞA A.Ş.‘ni 2023 ve 2024 yıllarında denetleyen Sayıştay denetçileri, 2023 yılı Sayıştay Denetim Raporu‘nun “Bulgular” başlığını taşıyan bölümündeki 17. maddesiyle 2024 yılı Sayıştay Denetim Raporu‘nun “Bulgular” başlığını taşıyan bölümündeki 10. maddede, bu konuya değinerek belediye meclisinden karar almadan ve bu kararı Cumhurbaşkanlığı‘nın onayına sunmaksızın bu şekilde şirket kurulmasını 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun‘la 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu‘na ve 5393 sayılı Belediye Kanunu‘na aykırı olduğunu belirtmişlerdir.

Şirketin yönetimi ise ATLAS ATIK‘ı temsilen ve yönetim kurulu başkanı sıfatıyla Ender Haberdar, İZBETON‘u temsilen ve yönetim kurulu başkan vekili sıfatıyla Erdal İzgi, ATLAS ATIK‘ı temsilen ve yönetim kurulu üyesi olarak Güldenir Kurtar, İZDOĞA‘yı temsilen ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla Heval Savaş Kaya, BER ÇEVRE‘yi temsilen ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla Serdar GÖKTÜRK oluşturuyor.

Bu arada Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilama göre 17 Mart 2022’de şirket sermayesi 1.000.000.- liradan 16.000.000’ya çıkarılırken Heval Savaş Kaya 11 Eylül 2024 tarihinde görevinden alınıp yerine Onur Kadir Eryüce, 12 Aralık 2024 tarihinde Onur Kadir Eryüce görevinden alınıp yerine Orhan Timurhan, 25 Mart 2025 tarihinde de Orhan Timurhan görevinden alınıp yerine Koray Velibeyoğlu getiriliyor.

“Haberdar” ailesi bireylerinin, aynen Binali Yıldırım eşi Semiha Yıldırım gibi Erzincan İli, Refahiye İlçesi Kayı Köyü’nden olduğunu belgeleyen en doğru bilgiler: mezar taşlarında…

Şirketin yönetim kurulu, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilama göre son kez 28 Ocak 2026 tarihinde yapılan genel kurulla şu şekli alıyor:

1. Ender Haberdar, Yönetim kurulu başkanı, ATLAS ATIK temsilcisi, Binali Yıldırım‘a yakınlığı ile bilinen ve 2023 depremi sonrasında Kahramanmaraş Merkez 13-14 Etap Konut ve Ticaret İnşaatları ile Altyapı ve Çevre Düzenlemesi işini alan ATLAS İNŞAAT ŞİRKETLER GRUBU‘nun sahibi, -bazı yayınlarda Binali Yıldırım‘ın eşi Semiha Yıldırım‘ın yeğeni olduğu belirtilmekle birlikte Ender Haberdar‘ın kendisi bu iddiayı kabul etmemekte-. Ancak Ender Haberdar‘ın mensubu olduğu Haberdar ailesinin (aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere) Semiha Yıldırım‘ın doğum yeri olan Erzincan ili Refahiye ilçesi Kayı köyünden olduğu anlaşılmaktadır. (11)

2. Serdar Göktürk, Yönetim kurulu başkan vekili, BER ÇEVRE temsilcisi olarak gösteriliyor ama aynı zamanda N Capital GSYO A.Ş.‘ne ait İnternet sayfasının “Yönetim Kurulu Bilgileri” bölümünde Ender Haberdar‘ın yönetim kurulu başkanı olduğu N Capital GSYO A.Ş.‘nde yönetim kurulu başkan vekili,

3. Güldenir Kurtar, Yönetim kurulu üyesi, ATLAS ATIK temsilcisi,

4. Koray Velibeyoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., İYTE, İZDOĞA temsilcisi, İzmir Planlama A.Ş. yönetim kurulu başkanı, İzmir Planlama Ajansı (İZPA) başkanı,

5. Erdal İzgi, Yönetim kurulu üyesi, İZBETON temsilcisi, Konak Belediyesi eski başkanı, gazeteci.

Burada dikkatimizi çeken ilginç bir gelişme ise, gazete haberlerine göre Cemil Tugay‘dan randevu alamıyorum diyerek İZYAŞAM‘daki yönetim kurulu üyeliğinden istifa eden Konak Belediyesi eski başkanı Erdal İZGİ‘nin, İZMAVİ‘deki İZBETON temsilciliği görevini sürdürmeyi tercih edişidir.

Bu şirketin şimdilik bilinen ilk icraatı, usta gazeteci sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün “Dedem yaşında gemiye ihale vermişler, ‘haberdar’ etmemişler” başlıklı -henüz tekzip edilmemiş olan- yazısıyla öğrendik. (12)

Söz konusu yazıya göre 18 Mart 2021 tarihinde yapılan ihale sonucuna göre 2.745.720.- TL. muhammen bedelli İzmir Büyükşehir Belediyesi sorumluluğunda bulunan “Atıkların Alınması, Atık Kabul Tesisi/Tesisleri Kurulması ve İşletilmesi İşi“, İzmir Büyükşehir Belediyesi İnternet sayfasındaki bilgilere göre Devlet İhale Kanunu‘nun 35. maddesinin (a) fıkrasına göre kapalı teklif usulüyle ve İzmir Büyükşehir Belediye Encümeni‘nin 18.03.2021 tarih, 169 sayılı kararı ile aralarında İZDOĞA, İZBETON, ATLAS ATIK ve BER ÇEVRE VE LOJİSTİK (tek ortak: Erkan Remzioğlu)’in bulunduğu 4 firmanın oluşturduğu iş ortaklığına verilir..

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İnternet sayfasının “Geçmiş İhaleler” bölümündeki hale şartnamesinin 1.13.2. fıkrasına göre isteklilerin 1 (bir) adet sıvı atık alma gemisi (40 m3-250 m3) ve 1 (bir) adet kara tehlikeli atık taşıma tankerinin (en az 15 ton) kendi malı olduğunu gösteren belgeleri teklif ekinde idareye sunması gerekmektedir.

Ancak bu alanda ayrıntılı bir araştırma yaptığımızda, Türkiye‘de sıvı atık alma kapasitesi 40 m3 ile 250 m3 arasında olup ihale katılacakların “kendi malı olma” koşulunu taşıyan tek geminin, bu 4’lü ortaklığın içinde yer alan BER ÇEVRE‘ye ait toplam uzunluğu (LOAM) 20 m, genişliği 4 m olan Zonguldak Limanı‘na bağlı 1937 yapımı; yani ihale tarihine göre 84 yaşında olan BER C (MMSI: 271042691) isimli gemi olduğu (13); o nedenle ihale şartnamesinin “adrese teslim” hazırlandığı anlaşılır.

Ayrıca gemilerin mevcut durumunu bildiren uluslararası Marine Traffic‘in güncel verilerine göre İzmir Körfezi‘nde çalışmak için İzmir Valiliği‘nden izin almamış olan söz konusu geminin, 26 Ekim 2024 tarihinde İzmir Körfezi‘ni terk ederek İstanbul‘a gittiği anlaşıldığından, şu sıralarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay tarafından sık sık dile getirilen “limana gelen gemiler sintinelerini boşaltarak körfezi kirletiyor” şikayetinin aslında belediyenin bu iş için kurduğu İZMAVİ şirketinin ihale ile üstlendiği işi yapmadığı şeklinde yorumlamamız da mümkündür.

Anlaşılan o ki, Tunç Soyer döneminde bir zamanlar Konak Belediye‘nin başkanı olduğunu unutup “Kemeraltı Koordinatörü” gibi anlamsız bir görevi üstlenen gazeteci Erdal İzgi ile İzmir’in geleceğini birlikte planlama iddiasındaki İzmir Planlama Ajansı (İPA) başkanı Koray Velibeyoğlu‘nun Amsterdam‘dan ithal ettiği “İzmir gevrek planı” yanında “kent denetçileri“, “yeni nesil belediyecilik“, “iyi olma hali” ve “tek sağlık” gibi “çok katmanlı” kavramlarla oyalanıp suya yazı yazma dışında Refahiye‘nin Kayı köyünden gelen Ender Haberdar ile Serdar Göktürk ve Güldenir Kurtar gibi şirket yöneticileriyle bir araya geldikleri İZMAVİ‘deki muhabbetleri iyi olacak ki, birlikte İzmir için ne yaptıkları konusunda tek bir haber alamıyoruz…

Yer edinmek ya da yükselmek çoğu kez yakınlara sağlanan kolaylıklar nedeniyle daha zor ve uzun gerçekleşir…

Sonuç niyetine…

Zaman zaman kendimize, yakınlarımıza ya da tuttuğumuz partiye yararlı olduğunu düşünüp teselli bulduğumuz kayırmacılık illeti öylesine bir insanlık suçudur ki, sizi alıp karşı olduğunuz siyasi partilerin, onun şirket ve akrabalarıyla iş birliğine, suç ortaklığına kadar götürebilir… Göreceğiniz gibi en yakın ve somut örnekleri İZMAVİ adı verilen şirketin geçmişinde ve bugününde…

O nedenle, geçen hafta da dile getirdiğim gibi gelin bu şirketlerin yöneticilerini tek başınıza değil, halkla birlikte -ama sadece parti üyeleriniz ve taraftarlarınca değil- her siyasi görüşten gelen hemşehrilerinizle ya da sizin deyiminizle “komşularınızla” birlikte seçelim diyorum… İnanın, önerimin tüm popülist yanlarına rağmen sonuçları bugünkünden daha iyi olacaktır… Hodri meydan!!!

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Ufak Bir Hatırlatma: İzmir Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdari Dava Dairesi‘nin 31.052023 tarih, E. 2023/1495, K. 2023/1890 sayılı kararı ile İstinaf Mahkemesi olarak karar veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdari Dava Dairesi‘nin 09.11.2023 tarih, E.2023/1495, K. 2023/1890 sayılı kararında tüzel kişilere; yani meslek odası, şirket gibi kurumlara ait bilgilerin, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun (KVKK) kapsamında olmadığı belirtildiğinden; belediye şirketleriyle belediye şirketlerinin ortak olduğu şirketlere ortak olan diğer şirketlerle ilgili her türlü bilgi KVKK kapsamına girmedikleri bilinerek, çoğu kez Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ve ilgili şirketin İnternet sayfasındaki bilgilerle “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde yazılı bilgiler; ayrıca söz konusu şirket yöneticileriyle bilgiler de Linkedin‘deki kendi şahsi hesaplarına yazdıkları bilgiler dikkate alınarak kullanılmıştır.

Devam edecek…

(2) Avcan, A. R., “Başkan’ın Bütün Adamları”, Kent Stratejileri Merkezi, WordPress, 9 Şubat 2026, https://kentstratejileri.com/2026/02/09/baskanin-butun-adamlari/

(3)İzmir Büyükşehir’de İstifa: Erdal İzgi Görevinden Ayrıldı“, Ege’de Son Söz Gazetesi, 27 Haziran 2025,

https://www.egedesonsoz.com/izmir-buyuksehirde-istifa-erdal-izgi-gorevinden-ayrildi

(4)İZBB Kültür A.Ş. Genel Müdürü Ömer Genç İstifasını Duyurdu“, Evrensel Gazetesi, 28 Ocak 2025,

https://www.evrensel.net/haber/541202/izbb-kultur-a-s-genel-muduru-omer-genc-istifasini-duyurdu.php

(5) Ömer Genç, Linkedin, https://www.linkedin.com/in/omer-genc-95007523/?originalSubdomain=tr, Erişim Tarihi: 15 Şubat 2026

(6) Orhan Timurhan, Linkedin, https://www.linkedin.com/in/orhan-timurhan-74233a196/?originalSubdomain=tr, Erişim Tarihi: 15 Şubat 2026

(7)Büyükşehir’de Yönetim Kurulu Başkanı İstifa Etti: Yerine Gelen İsim Belli Oldu“, Gerçek İzmir Gazetesi, 18.03.2025,

https://www.gercekizmir.com/haber/Buyuksehir-de-yonetim-kurulu-baskani-istifa-etti-Yerine-gelen-isim-belli-oldu/168026

(8) Bianet, “İzmir Büyükşehir Belediyesi Aliağa’daki termik santrali mühürledi“, 5 Mart 2025

https://bianet.org/haber/izmir-buyuksehir-belediyesi-aliagadaki-termik-santrali-muhurledi-305135

(9)İzdemir’den açıklama: Belediye mühürledi, mahkeme yürütmeyi durdurdu”, Ege Postası Gazetesi, 15.03.2025,

https://www.egepostasi.com/haber/Izdemir-den-aciklama-Belediye-muhurledi-mahkeme-yurutmeyi-durdurdu/356094

(10) “İzmir’de 61 milyonluk tarihi çevre yatırımı”, Egede Son Söz Gazetesi, 5 Mayıs 2012, https://www.egedesonsoz.com/izmirde-61-milyonluk-tarihi-cevre-yatirimi

(11) Öztürk, S., “Şanslı yeğen: Varlık Barışı’ndan bile yararlanarak kat kat büyüdü!, A3 Haber, 13 Ekim 2020, https://a3haber.com/2020/10/13/sansli-yegen-varlik-barisindan-bile-yararlanarak-kat-kat-buyudu/

(12) Öztürk, S., “Dedem yaşında gemiye ihale vermişler, haberdar etmemişler, 20 Kasım 2024.

https://serdarozturkizmir.wordpress.com/2024/11/20/dedem-yasinda-gemiye-ihale-vermisler-haberdar-etmemisler/

(13) https://www.marinetraffic.com/en/ais/details/ships/shipid:339374/mmsi:271042691/imo:0/vessel:BER%20C

Kamu kaynaklarını kullanıp suç işleyen belediye şirketleri ve suçluları…

Ali Rıza Avcan

Bildiğiniz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir‘in ilçe belediyelerindeki belediye şirketlerinin son durumunu, 2017 yılından bu yana kaleme aldığım değişik yazılarla ele alıp sizleri bilgilendirmeye çalışıyorum.

19 Haziran 2017 tarihli “Belediye şirketleri ve şeffaflık“, 6 Temmuz 2017 tarihli “Tarkem, İzenerji, Tetusa ve diğerleri“, 31 Temmuz 2017 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve saydamlık“, 14 Ağustos 2017 tarihli “Halkın çarçur edilen parası“, 23 Ekim 2017 tarihli “İzmir’deki özelleştirmelerin klasik yöntemi: çok ortaklı şirketler“, 3 ve 6 Ağustos 2019 tarihli “İzmir’in şirketleri“, 30 Temmuz 2023 tarihli “İzmir Büyükşehir’in arpalıkları“, 11 Aralık 2023 tarihli “Şirket belediyeciliği, toplumcu belediyecilik midir?“, 22 ve 23 Ocak 2024 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi arpalıklarındaki son durum“, 29 Ocak 2024 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve denetim“, 28 Ekim 2024 ve 4 Kasım 2024 tarihli “Belediye meclis komisyonları ve huzur hakkı demokrasisi“,18 Kasım 2024 tarihli “Yağma devam ediyor“, 10 Mart 2025 tarihli “Tüh be! şimdi ne olacak ortaya saçılan bu ticari sırlara?“, 9 Haziran 2025 tarihli “Deveyi hamuduyla götürmek“, 16 Haziran 2025 tarihli “İZELMAN’ı eş, dost, arkadaş ve onların eşleri ile birlikte yönetip zarar ettirmek“, 23 Haziran 2025 tarihli “İZBETON Olmadı Egeşehir Yapı Planlama Verelim“, 10 Kasım 2025 tarihli “Kamu zararı ve belediye şirketleri” başlıklı yazılarım bunun örnekleridir.

Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere şu an yazdığım bu son yazı, bu konuda kaleme aldığım 21. yazı olmuş olacak….

Ancak bu kez şirketleri tek bir yazıda değil; 5’er, 6’şarlık bölümler halinde ele alarak bu yazı dizisini gelecek haftalara doğru uzatmak istiyorum.

34 şirket; adeta bir holding yapılanması….

Barındırdığı nüfus itibariyle ülkemizin üçüncü kentini yöneten İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hem kendi verdiği bilgilere, hem de 2024 yılına ait Sayıştay denetim raporuyla Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin verdiği bilgilere göre 16’sı doğrudan, 18’i de kendi şirketleri üzerinden hissedarı olduğu toplam 34 şirketi bulunuyor.

Yazımın yayınlandığı tarih itibariyle toplam sermayesi 25.240.760.770 liraya ulaşan bu şirketlerde belediyenin 18.576197809,78 liralık sermaye payı; yani kamu kaynağı bulunuyor.

Kamu kaynaklarıyla kurulan bu şirketlerin cirosu ile kar-zarar durumu ise “ticari sır” olduğu gerekçesiyle açıklanmıyor…

İZELMAN, İZULAŞ, İZBAN, İzmir Metro gibi sermayesi ve cirosu büyük şirketlerin İnternet sayfalarında olması gereken “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde bu konuyla ilgili bilgileri çoğunlukla bulamıyorsunuz… Bulsanız bile eklenen bilgi ve tabloların eski olduğunu görürsünüz… İZDENİZ‘in İnternet sayfasındaki Bilgi Toplumu Hizmetleri bölümüne 2018-2019 tarihli belgelerin konulmuş olması bu durumun en iyi örneğidir.. Çünkü sırf mevzuata uymuş olmak için sizden bir şeyler saklandığını, gizlendiğini hissediyorsunuz…

Belediye böylelikle bir holding yapısına kavuşan bu şirketlerle istediğini yapıp asıl olarak belediye hizmeti olmayan danışmanlık yapmak, fizibilite raporu hazırlamak gibi at oynattığı her alanda her türlü suçu işliyor, siyasi kişilikleri ortada olan kişi ve kurumları şirkete ortak yapabiliyor…

Bunun en yakın örnekleri ise İZBETON; İZTARIM ve İZDOĞA gibi şirketler…

BU şirketlerde “kamu zararı” diye bir kavram yok, her şey “şirket zararı” diye geçiştirilebiliyor, şirketlerde kaç kişinin çalıştığı, yönetim kurulu üyelerine değişik adlar altında ne ödendiğini sorduğunuzda karşınıza “ticari sırdır, açıklanamaz” itirazı ile çıkıyorlar…

O nedenle o şirketlerde hangi arkadaşım, dostum, yoldaşım görev almışsa onu suça bulaşmış insan muamelesi yapıyorum… Çünkü kazara o görevlere atansalar bile çok kısa zamanda düzene itiraz edip asilik yaptıkları için atılıyorlar ya da kendileri ayrılmak zorunda kalıyorlar…

Kentimizin muteber yeminli mali müşavirleri ise bu şirketlerin işini almak için ve aldıktan sonra da her şeyi gizlemek saklamak için çok uğraşırlar…

Velhasıl, kapitalizmin kutsal mabedi şirketler her türlü suçu işlemeye müsait yapısıyla kenti yönetiyor, insanları satın alıyor ve onlara istediğini yaptırıyor…

Bütün bunları dışarıdan seyredip bu fikirlere ulaşmadım… Aynı zamanda yanlış zamanda, yanlış yerlerde bulunma gafletiyle ya da belediyeleri Yerel Yönetimler ya da İçişleri Bakanı adına denetlediğim dönemlerde yakından görüp tanık oldum… Hoş bizim zamanlarda belediye başkanları belediye şirketi diye bir mefhumu tanımadan gerçek belediyecilik denilen hizmetleri yapıyorlardı…

Şirketin içinden çıkan her türlü yolsuzlukta kullanılabilir küçük şirketler…

Gelelim bugün itibariyle bu 34 şirketin yönetiminde kimlerin bulunduğu konusuna

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay seçim öncesinde şirketlerin yönetim kurullarında görev alanların sayısını azaltacağı sözünü vermiş olmasına karşın bu şirketin yönetiminde full kadro toplam 15 kişi bulunuyor. Bunlar:

1. Işıkhan Güler, Yönetim kurulu başkanı, inşaat mühendisi,

2. Gökhan Marım, Yönetim kurulu başkan vekili ve genel müdür, Sufen Proje Yazılım Şirketi’nin sahibi, inşaat mühendisi. Uzmanlık konusu daha çok İZSU’nun faaliyet alanına giren deniz taşkınları ve borulu sulama şebekesi optimizasyonu yazılımlarıyla coğrafi bilgi sistemleri, su-deniz yapıları, enerji projeleri, su bütçesi ve su kalite modelleme ile ilgili olduğu halde körfez içindeki yolcu taşımacılığı ile ilgili bir görevde bulunuyor. İZSU üst yönetimi arasında ise bu konularda uzmanlık bilgisine sahip kimse bulunmuyor.

3. Ferit Çağlar, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Kanalizasyon Dairesi başkanı,

4. Banu Bulakeri, Yönetim kurulu üyesi, İZBB İmar ve Şehircilik Dairesi başkanı,

5. Necdet Evrim Eryılmazlı, Yönetim kurulu üyesi, İZSU İşletmeler 1. Dairesi başkanı,

6. Gülay Uysal, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Daire Başkanı, inşaat yüksek mühendisi,

7. Serdar Sadi, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Genel Müdür Yardımcısı,

8. Muzaffer Ayhan Kara, Yönetim kurulu üyesi. Gazeteci ve CHP eski milletvekili Osman Korutürk‘ün eski danışmanı. Yönetim kurulunun en eski üyesi. Tunç Soyer zamanında, Tunç Soyer‘in tweetlerini “Tweet’lerle, #Biz Varız, #Biz Yaparız, İlk 500 Gün” isimli bir e-kitapta toplaması ile hatırlanıyor. Anlaşılan o ki, yeni dönemde de Cemil Tugay‘la arası iyi…

9. Sezer Hakan Alpsoykan, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Su Arıtma Dairesi başkanı,

10. Ertan Dikmen, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Hizmet İyileştirme ve Kurumsal Gelişim Dairesi başkanı,

11. Ferit Yüzer, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı,

12. Fatma Taşkent, Yönetim kurulu üyesi, İZBB Mali Hizmetler Dairesi başkanı,

13. Ceyla İnmeler, Yönetim kurulu üyesi, genel müdür yardımcısı,

14. Ela Hızlı, Yönetim kurulu üyesi, İZBB Sosyal Hizmetler Dairesi başkanı,

15. Halit Çelik, Yönetim kurulu üyesi, Park ve Bahçeler Dairesi eski başkanı, yeni Genel Sekreter Yardımcısı.

Görüldüğü gibi temel görevi İzmir Körfezi‘nde yolcu taşımacılığı yapmak olan İZDENİZ‘in yönetim kurulunda çoğu başka alanlarda uzmanlaşmış 1 adet genel sekreter yardımcısı, 3 genel müdür yardımcısı ve 8 daire başkanının oluşturduğu bürokratların ağırlığı bulunmaktadır..

Ancak buna rağmen uzmanı olmadıkları, bilmedikleri ve anlamadıkları bir alanda yolcu taşımacılığı ile ilgili önemli kararları alıp deniz yoluyla yolcu taşımacılığının toplu ulaşımın içindeki oranının devamlı azalmasını sağlıyorlar… Ayrıca yönetim kurulunda 3 üst düzey ESHOT yöneticisi görev yapmasına rağmen yıllardır iskelelerden hareket eden ESHOT otobüslerinin hareket saatleri ile vapurların hareket ya da varış saatleri birbiriyle ilişkilendirilmiyor, vapur ya da otobüs yolcularının beklemeden yolculuğa devam etmesi sağlanamıyor…

Bence bu 3 üst düzey ESHOT görevlisi en azından iskelelere yanaşan gemilerle o iskelenin bulunduğu duraktan hareket eden ESHOT otobüsleri arasındaki senkronizasyonu bugüne kadar sağlamış olsalar bir nebze İzmir’e hizmet etmiş olurlar diye düşünüyorum…

Bu kadar şirket boşuna kurulmuyor…

2025 yazının işçi direnişleriyle hatırladığımız İZELMAN A.Ş. yönetimi de şirketin faaliyet konusu ile ilgisi olmayan kişilerden oluşuyor:

1. Aybala Yentürk, Yönetim kurulu başkanı, gıda mühendisi, Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı Dr. Nejat Yentürk‘ün zevcesi olup APİKAM‘da “danışman” olarak çalıştırılmaktadır. Dr. Nejat Yentürk ise Grand Plaza A.Ş.‘nin yönetim kurulu üyesi olarak atanmıştır,

2. Ertuğrul Tugay, Yönetim kurulu başkan vekili, Tunç Soyer döneminin “makbul” Genel Sekreter Yardımcısı,

3. Cenk Erdöl, Yönetim kurulu üyesi, CHP Gençlik Kolları (Ege Bölgesi’nden Sorumlu) Genel Başkan Yardımcısı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘in eski danışmanı, Kent A.Ş. eski genel müdürü,. Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yönetim kurulu üyesi, Manisa‘nın Şehzadeler ilçesinde yaşıyor.

4. Atilla Hakan Özel, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Genel Müdür Yardımcısı, inşaat mühendisi,

5. Özgür Akkavak, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Genel Müdür Yardımcısı, endüstri mühendisi,

6. Eylem Başar Yıldırım, Yönetim kurulu üyesi, Genel Sekreter Zeki Yıldırım‘ın zevcesi.

7. Sinan Alper, Yönetim kurulu üyesi, daha önce ne yaptığı, uzmanlığının ne olduğu belli değil,

8. Bayram Köse, Yönetim kurulu üyesi,  İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü‘nde hekim,

9. Selahattin Mamikoğlu: Yönetim kurulu üyesi, (Linkedin‘deki şahsi hesabıyla gazete haberlerine göre) İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi başkanı, makine mühendisi,

10. Yılmaz Mede, Genel Müdür, Karşıyaka Belediye Meclisi aday adayı,

11. İlknur Tanrıverdi, Genel Müdür Yardımcısı,

12. Caner Peynirci, Genel müdür yardımcısı, Anadolu Üniversitesi Turizm ve Seyahat Hizmetleri Yönetimi bölümünden mezun olup Afyon‘un Şuhut ilçesinden İzmir‘e gelen CHP‘li bir siyasetçi.

Biri genel sekreterin, diğeri sınıf arkadaşının eşi olmak üzere aile yakınlığından kaynaklı kayırmacılığın (nepotizm) en iyi ve somut iki örneğiyle gücünü siyasetten; yani, CHP ve onun genel başkanı Özgür Özel‘den alan birinin görev yaptığı Dokuz (9) kişilik böylesi bir yönetim kurulunun şirketin asıl faaliyet alanı ve konusu dışındaki her şeyle ilgili olduğu söylenebilir.

Hele ki 16 Temmuz 2025 tarihinde şirket ana sözleşmesinde yapılan esaslı değişiklik sonrasında şirketin “resmi kurum ve kuruluşlara, özel firma ve şirketlere, bankalara, otel, motel ve restoranlara, turistik tesislere, gerçek kişi ve tüzel kişilere genel hizmetler konusunda eleman temin edeceğini” ya da İZSU dururken ve İZSU bu hizmetleri zaten yeterli düzeyde yapamazken şirketin “su ve kanalizasyon hizmetleri vereceğini, içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının temin edilmesi ile ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için her türlü tesisin etüt, projesini yapmayı, bu amaçla her türlü faaliyeti yapmayı, yaptırmayı, kurulu olanları devralıp işletmeyi, kullanılmış sular ile yağış sularının toplanmasını, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılmasını, bu amaçla her türlü tesisin kurulmasını, kurdurulmasını, işletilmesini ve işlettirilmesini” kendine vazife edindiğini okuduğumuzda, yönetim kurulunda yer alan İZSU üst yöneticilerinin neden bu şirkette görev aldığını anlamamız bir o kadar kolay olmaktadır…

İZELMAN‘nın, ayrıca bir sermaye şirketi olarak sermaye ve cirosu itibariyle İnternetteki sayfasında “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünü açıp bu bölümde şirketle ilgili güncel bilgi ve belgeleri kamuoyu ile paylaşması gerektiği halde bu yasal zorunluluğu yerine getirmediği görülmektedir.

Kapitalizmin kutsal suç ve sömürü mabedi…

Bilindiği üzere, belediyenin en büyük şirketlerinden biri olan İZBETON, Tunç Soyer döneminde şirket yöneticileri eliyle yapılan yolsuzluklar nedeniyle mahkemede sorgulanmaktadır. O nedenle şu an itibariyle tüm maddi ve manevi değerini kaybetmiş, bir anlamda iflas etmiş bir şirkettir.

Ancak ona rağmen belediye açısından devamlı sağılması, yerel politikacıları beslemesi gereken bir kurum olarak algılanmakta; o nedenle, yasama-yürütme-yargı arasındaki güçler ayrılığı ilkesini çiğneyecek şekilde görevlendirmelere konu olmaktadır.

1. Zafer Levent Yıldır: Yönetim kurulu başkanı, Karabağlar ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclis başkan vekili, inşaat mühendisi, sosyolog,

2. Gürkan Erdoğan: Yönetim kurulu başkan vekili, İZSU Genel Müdürü, inşaat mühendisi, İZBETON davasında adli kontrolle serbest bırakılmış durumda,

3. Belma Özeş: Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Daire Başkanı, matematik mühendisi, Manisalı, İZBETON davasında yargılanıyor.

4. Levent İşler: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yazı İşleri ve Kararlar Dairesi Başkanı, İZBETON davasında yargılanıyor,

5. Burhan Ergül: Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı, İZBETON davasında yargılanıyor,

6. Mete Gürbüz: Yönetim kurulu üyesi, eski mülkiye başmüfettişi,

7. Elvin Sönmez Güler: Karabağlar ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi, yüksek peyzaj mimarı, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Şubesi eski başkanı, Bayındır Tarıma Dayalı Organize Sanayi Bölgesi müteşebbis heyet üyesi, SDR Grup & Sedir İzmir Peyzaj Mimarlığı ortağı,

8. Gökhan Kara: Yönetim kurulu üyesi, genel müdür. Genel müdür olduktan sonra makamındaki Abdülhamit resmini kaldıran “Abdülhamitsever” şahsı şirket içindeki “Truva Atı” nitelemek mümkün,

9. Kazım Kaya: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri dairesi başkanı.

Görüldüğü gibi karşımızda bir kısmı İZBETON davasında yargılanan kamu görevlileri ya da şirket çalışanları; ayrıca, T.C. Anayasası’nın temel ilkelerinden biri olan “güçler ayrılığı ilkesi” ile CHP‘nin bu konu ile ilgili genelgesine rağmen görevde tutulan ya da kalmakta ısrar eden iki meclis üyesi ve iktidardan yana tutum ve davranış sergileyen Dokuz (9) kişilik bir yönetim kurulu var…

Şirketin kendisi tüm itibarını yitirerek yargılanıyor ve yargılananlar arasında bazı yönetim kurulu üyeleri var… Belediye başkanının göreve gelişi ile birlikte başlayan İZBETON soruşturması çerçevesinde hiç kimsenin aklına -ne yazık ki- İZBETON‘un kurumsal itibarını düşünmek ya da kurtarmak gelmemiş… Sanıklar ya da şüpheliler mahkemede kendilerini savunmaya çalışırken eski belediye başkanı hapiste gün dolduruyor… Yenisi ise rakibini yok etmek amacıyla yarattığı bu manzara karşısında son derece memnun… Kaybeden ise İzmir, İzmir‘in şirketi İZBETON ve İzmir‘in umudu olduğu söylenen CHP

Şirketlerin bir suç örgütüne dönüşmesi…

Geçmişi yolsuzluklarla anılan bu şirketin mevcut yönetim kurulu ise şu şahıslardan oluşmaktadır:

1. Önder Koç: Yönetim kurulu başkanı, Karşıyaka Belediyesi Kent A.Ş. eski yöneticisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yönetim kurulu üyesi,

2. Hakan Barçın: Yönetim kurulu başkan vekili, CHP Foça Belediye Başkan Aday Adayı, Kent A.Ş. yönetim kurulu üyesi,

3. Güzin Özbaş: Yönetim kurulu üyesi, İZSU Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı, biyoloji uzmanı,

4. Nejat Yentürk: Yönetim kurulu üyesi, emekli pratisyen hekim, Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı,

5. Aktan Akarsu: Yönetim kurulu üyesi, İZSU Mali Hizmetler Dairesi başkanı, makine mühendisi,

6. Serpil Keskin: Yönetim kurulu üyesi, İZBB Muhtarlık İşleri Dairesi başkanı, 2011-2012 dönemindeki Grand Plaza Soruşturmasında 6 ay süreyle tutuklu kalmıştı,

7. Eylem Ulutaş Ayatar: Yönetim kurulu üyesi, inşaat mühendisi, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı,

8. Asuman Türkmen Meral: Yönetim kurulu üyesi, İZBB Strateji Geliştirme Dairesi başkanı, DEÜ Atatürk İlke ve İnkılap Tarihi Bölümü mezunu,

9. Berkhan Alptekin: Yönetim kurulu üyesi, İZBB Spor Dairesi başkanı, Cemil Tugay tarafından ödüllendirilen Karşıyaka Belediyesi‘nin ünlü “tacizci” personeli,

Evet, yine karşımızda Dokuz (9) kişilik bir yönetim kurulu var… Hem de Karşıyaka‘dan sonra fethettikleri İzmir Büyükşehir Belediyesi surlarından içeri girer girmez Grand Plaza adı verilen “sabıkalı” şirkete doluşan leventler; pardon, Karşıyakalılar: Kent A.Ş. genel müdürü Önder Koç, Kent A.Ş. yönetim kurulu üyesi/danışmanı Hakan Barçın ve Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı olarak, Karşıyaka‘da eşi Aybala Yentürk ile birlikte çalışıp sergiler açan, eşi belediyede para karşılığında danışman olarak çalışan Dr. Nejat Yentürk… Kayırmacılık denilince ilk akla gelen arkadaşlar, kankalar grubu olarak… Bunlara ilave olarak Aziz Kocaoğlu‘nun 2019’da aday olmaması üzerine birden bire kapatılan 397 yıllık ceza davası dosyasının kahramanları; meslek odasındaki makamını hiçbir etik değeri dikkate almaksızın belediyede makam edinmek için kullanıp daire başkanı olanlar ve Karşıyaka‘nın biricik “tacizci” kahramanı…

Suç mekanı şirketler ve suçlular…

Bu yazıda ele alacağım şirketin yönetiminde ise belediye daire başkanlarının yanında belediye başkanının çevresindeki insanların ne ölçüde az, bu konuyla ilgili portföyünün ne kadar zayıf olduğunu gösteren; ayrıca İZBETON yolsuzluğunda Cemil Tugay‘ı savunup Tunç Soyer‘i suçladığı için şirket yöneticiliği ile ödüllendirilen isimler bulunuyor:

1. Yalçın Alver: Yönetim kurulu başkanı, Prof. Dr., Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü‘nde görev yapıyor,

2. Melek Ünlü, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri, muhtemelen Belediye Başkanı Cemil Tugay‘a bir kamu mülkü olan “Basmane Çukuru” konusunda akıl veren belediye hukukçularının başında geliyor,

3. Semih Kök: Yönetim Kurulu Üyesi, ESHOT Otobüs İşletmesi Dairesi başkanı, Bu göreve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Şube Müdürü iken naklen geçmiş eski bir polis,

4. Seha Özmen: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yapı Kontrol Dairesi başkanı,

5. Fatih Özkurt: Yönetim kurulu üyesi, Yörük Ali Efe ile ilgili kitapların yazarı, yazdığı kitaplarla ilgili İnternet sitelerinde daha önce Milli Savunma Bakanlığı‘nda protokol müdürü olarak çalıştığı belirtiliyor,

6. Onur Açık: Yönetim kurulu üyesi, (İzmir Büyükşehir Belediyesi İnternet sayfasının “Birimlerimiz” bölümü bilgilerine göre) İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi başkanı,

7. Ayşe Arzu Özçelik: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Dairesi başkanı, Daha önceden TOKİ‘de birim sorumlusu olarak çalışmış. İZBETON davasına zorla getirilip ifade veren Özçelik, Tunç Soyer döneminde görev yaptığı daire başkanlığının kaldırılması nedeniyle suçun işlendiği tarihte hiç bir şekilde inşaat hakkında bilgi sahibi değilmiş gibi kendisini sadece yazışmalar üzerinden savunmuş, bizler belediye dışındaki gazeteci ve araştırmacıların bile kooperatiflerin taşeron firmalara iş yaptırdığını bildiği; ancak, bu taşeron firmaların hangi firmalar olduğunu öğrenemediği bir süreçte, bir daire başkanı olarak bundan haberdar olmadığını iddia etmiştir.

8. Ahmet Soner Emre: Yönetim kurulu üyesi, hekim, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi başkanı. Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü‘nden alması üzerine Cemil Tugay tarafından daire başkanı olarak atandığı biliniyor.

Evet, bu 21. yazıda da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İZDENİZ, İZELMAN, İZBETON, GRAND PLAZA ve İZULAŞ gibi beş büyük şirketini inceleyerek bu şirketlerin yönetiminde yer alan toplam 50 ismin bilgi, birikim, tecrübe, deneyim ve uzmanlık açısından görev yaptıkları şirketlere ne ölçüde uygun olduklarını irdelemeye; eş-dost-akraba-arkadaş ilişkileriyle atanan bu kişilerin hem bu şirketlere ve İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne, hem de İzmir‘e ne ölçüde zarar verdiklerini görmeye çalıştık…

Ama her düzeydeki araştırmamıza rağmen bu şirketlerde kaç kişinin çalıştığını, ne kadar ciro yaptıklarını, ne kadar zarar ettiklerini ve yönetim kurulu üyelerine ne miktarda ödeme yapıldığını öğrenemedik…

Çünkü kamu kaynakları ile kurulan bu şirketlere ait önemli bu bilgilerin, yine aynı şirket yöneticileri tarafından halktan gizlenmesi gereken “ticari sır” olduğu söylendi bize…

Önümüzdeki hafta ise İZFAŞ, EGEŞEHİR PLANLAMA, İZBAN, İZDOĞA ve İZENERJİ şirketlerini ele alarak belediyenin holding yapısını tartışmaya devam edeceğim….

İzmir’in içme suyu nereye gidiyor?

Ali Rıza Avcan

Üç ayrı bölümden oluşan yazı dizisinin ilk iki bölümünde “İzmir’in içme suyu nereden geliyor?” sorusunun cevabını bulup bu cevabın içindeki sorunları ele alarak değerlendirmeye ve çözüm önerileri geliştirmeye çalıştım.

Bu çerçevede uzunca bir süredir İZSU tarafından yerüstü (barajlar, göletler vb.) ve yeraltı su kaynakları (derin su kuyuları) arasında iyi bir kullanım dengesi kurulamadığı için; ayrıca, İzmir‘in en büyük su kaynağı olacağı iddiasıyla yapılan Gördes Barajı‘nın yapım ve işletmesinde DSİ ile İZSU yöneticilerinin teknik, hukuki ve mali yanlışları nedeniyle ortaya çıkan kamu zararı sonucunda bugün oldukça pahalıya mal olan bir içme suyunun darlığını çektiğimizi, yöneticilerin nerede, ne zaman ve hangi koşullarda hangi su kaynağının kullanılacağını belirleyen “iyi yönetim” anlayışına aykırı davranması nedeniyle yeraltındaki su kaynaklarının ruhsatsız ve denetimsiz binlerce su kuyusu ile çevre felaketlerine neden olacak şekilde yağmalandığını ortaya koymaya çalıştım.

Bugünkü son yazımda ise baraj, gölet ve su kuyularından şebekeye verilen “milli servet” niteliğindeki suyun şebeke içindeki olağanüstü boyutlara varan kayıp ve kaçak nedeniyle maliyeti abonelere yüklenen içme suyu ücretinin nasıl yükseldiğini ve İzmir genelinde 30 ilçenin içme suyunu temin etmekle görevli, yetkili ve sorumlu olan İZSU‘nun “suyun adil kullanımı” ilkesine aykırı olarak ilçeler arasında nasıl adaletsiz bir düzen yarattığını ortaya koyup değerlendirmeye çalışacağım.

Konuya girmeden önce İzmir içme suyu şebekesindeki büyük boyutlara ulaşan kayıp-kaçak oranı ile ilgili olarak kaleme aldığım 5 Temmuz 2017 tarihli ilk yazımın “Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (1)“, diğerlerinin de 12 Temmuz 2017 tarihli “Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (2)“, 26 Kasım 2020 tarihli “Her yıl 500-600 milyon lira değerindeki suyu israf etmenin faturası, halka çıkarılmamalıdır…” ve 28 Temmuz 2025 tarihli “İzmir’de içme suyu dağıtımında adalet arayışı” başlıklı yazılar olduğunu, bu konu ile ilgili yazı sayısının bu üç bölümden oluşan son yazıları da dahil ettiğimde 7’ye ulaştığını söyleyebilirim.

Bu yazılardan ilk dördünü 2021 yılı öncesinde yazdığım için 2019 yılına kadarki kayıp-kaçak oranlarını İZSU‘nun web sayfasındaki “2019 Yılı Kayıp Raporu“ndan öğreniyordum. Nitekim ilk dört yazımdaki kayıp-kaçak oranlarıyla ilgili tabloları hem o bölündeki dosyaya hem de İZSU‘nun faaliyet raporlarını inceleyerek hazırlamıştım. Ama son üç yazıyı yazmaya karar verdiğimde hala 2019 yılı raporunun orada olduğunu, 2020 ve izleyen yıllara ait raporların yayınlanmadığını görmüştüm.

Nerede, ne zaman, ne şekilde ortaya çıkacağı bilinmeyen su kaçakları….

Bunun üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın elindeki 2020, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait raporları CİMER kanalıyla söz konusu bakanlıktan istedim. 19 Kasım 2025 tarihli talebim 3 Aralık 2025 tarihinde İZSU tarafından cevaplanarak 2020 yılı hariç olmak üzere 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait raporlar İZSU‘nun web sayfasına konuldu (1) Böylelikle 2019 yılından bu yana kamuoyuna açıklanmayan raporların bir kısmı -bir nebze de olsa- benim bilgi talebim sayesinde 2025 yılında yayınlanmış oldu; ama, yine de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki “Su Kayıpları Yıllık Raporları” bölümünde sadece 2019 yılına ait raporun yer aldığını söyleyebilirim. (2)

Bunun üzerine 1998-2019 dönemindeki kayıp-kaçak oranları ile ilgili yazılarıma ek olarak işin içine 2020-2024 dönemi raporlarını da dahil ederek İzmir‘deki içme suyunun şebeke içindeki 27 yıllık kayıp-kaçak hikayesini kaleme almaya başladım.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere İZSU, 6360 sayılı yasa uyarınca İzmir‘in tüm ilçelerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına dahil edilmesi öncesinde kent merkezinde “metropol” olarak tanımlanan 11 ilçeye içme suyu hizmeti verdiği 1998 yılı itibariyle %61,58 gibi oldukça yüksek bir kayıp-kaçak oranını, 2012 yılı itibariyle %34,51 oranına indirmekle birlikte o yıldan sonra kayıp-kaçak ortalaması diğer 19 ilçeye göre daha düşük olan metropol verilerini kamuoyunu yanıltmak amacıyla kullanmış; ancak, 2017 yılından sonra İzmir‘e bağlı 30 ilçenin kayıp-kaçak oranlarını hem her bir ilçe ölçeğinde tek tek, hem de tüm ilin ortalaması olarak dile getirmeye başlamıştır. Bu çerçevede ilk kez 2017’de 30 ilçe ortalaması olarak ortaya çıkan %30,48 oranı her yıl bir-iki puan düşüşle birlikte 2024 yılı itibariyle %26,78’e kadar indirilmiştir.

2017-2024 döneminde kayıp-kaçak oranı %3,70 oranındaki bir azalışla (yıl başına %0,47) oranında bir azalma) %30,48’den %26,78’e indirilmekle birlikte; bu iyileşmenin İZSU tarafından bu sorunun çözümü için geliştirilmiş bir master plan, acil eylem planı, yatırım programı, politika ve özel bir stratejinin sonucu olup olmadığı, böylesi bir gelişmeyi sağlamak için özel bir araştırma, analiz ya da çalışma yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir.

Ayrıca İZSU‘nun 2010-2029 dönemine ait son 4 stratejik planı ile 2009-2026 dönemine ait 18 ayrı performans programı incelendiğinde, kayıp-kaçak oranının azaltılması ile ilgili faaliyetlerin genellikle yeni şebeke hattı döşemesi ya da arıza yapan hatların bakım onarımlarının yapılması kapsamında ele alındığı, bu sorunun çözümü için buna özel bir faaliyet ya da projenin geliştirilmediği, kent merkezindeki içme suyu dağıtım sistemi için master plan hazırlanması işinin bile daha yeni gündeme geldiği, çoğu planın sadece 11 ilçeyi oluşturan metropol için hazırlandığı ve kent merkezi dışında kalan diğer 19 ilçenin 2012 öncesinde çoğu kez İller Bankası eliyle yapılmış, o dönemlerde yeraltına döşenen hatların nereden geçtiğinin bile kesinlikle bilinmediği ve aşağı yukarı %10’unda asbest boruların kullanıldığı, ekonomik ömrünü tamamlamış içme suyu şebekeleri için geliştirilmiş özel bir çalışmanın düşünülmediği görülmektedir.

Oysa dünyadaki birçok şehir kayıp-kaçak dediğimiz gelir getirmeyen su miktarının azaltılması için Dünya Bankası ya da Asya Kalkınma Bankası‘nın fonladığı Water Loss Task Force (IWA), Water Loss Control Committee (AWWA), Programme of Unaccounted for Water Reduction (South East Asian Water Utilities Network) gibi özel projelerle sonuç almaya çalışmaktadır.

Kayıp-kaçak konusundaki ortalama 8 yıllık 2017-2024 döneminde olumlu bir şekilde %3,70 oranında azalmış olmakla birlikte; su şebekesine verilen su miktarı ile gelir getiren su miktarını, su kayıp miktarını ve kişi başına düşen su miktarlarını ilçeler ölçeğinde sayısal ve oransal düzeyde gösteren aşağıdaki iki ayrı tablodan da görüleceği üzere; 2019-2024 döneminde İzmir‘in büyük ve önemli ilçelerinden Bergama, Dikili, Ödemiş ve Seferihisar ile Beydağ, Kınık ve Kiraz gibi nispeten küçük ilçelerdeki kayıp-kaçak oranları bu ortalamanın çok üstünde bir seyir izlemekte ve yıllar içinde bu oranlarda belirgin bir azalış görülmemektedir.

Ancak sisteme giren su miktarı ile gelir getiren su miktarının birbiriyle mukayese edilmesi suretiyle bulunan kayıp-kaçak oranlarının 8 yıllık süre sonunda %26,78 düzeyine inmesi önemli olmakla birlikte; yakın zamanlarda Avrupa ülkelerinin çoğu Uluslararası Su Birliği (IWA, International Water Association) tarafından şebeke büyüklüğü, yoğunluğu, ortalama işletme basıncı ve sayaçların konumu gibi teknik verilerin dikkate alındığı 170 adet performans verisi ile belirlenen Altyapı Sızıntı Endeksi (ILI, İnfrastructure Leakage Index) isimli yeni bir seti kullanmaya başladığından hesaplamaların daha çağdaş, daha gerçekçi ve güvenilir olan bu setteki kriterler üzerinden yapılması yerinde ve doğru bir girişim olacaktır. (3)

Avrupa ülkeleri, hesapları etkileyen diğer parametreler nedeniyle gelir getirmeyen suyun şebekeye giren su ile mukayese edilmesi noktasında yüzde hesaplarından vazgeçmiş görünse de bizdeki büyükşehir belediyelerine bağlı su idarelerine ait kayıp-kaçak oranlarına baktığımızda yıllık kayıp su raporlarını 2014 yılından bu yana web sitesine düzenli olarak koyan İstanbul Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü (İSKİ)‘deki kayıp-kaçak oranının 2014 yılında %24,1 düzeyindeyken 2024’te %18,63’e indiği (4), ASKİ (Ankara Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü), BUSKİ (Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü) ve KOSKİ (Konya Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü gibi diğer kurumlarda yıllık su kayıp-kaçak raporlarının kamuoyu ile paylaşılmadığını, sadece zaman zaman bazı gazete haberlerinde reklam-tanıtım amacıyla tek tük rakamlara yer verildiğini görürüz.

İzmir‘deki içme suyu şebekesinde kaybolan suyun miktarını o yılkı en düşük tarife değeri üzerinden hesapladığımızda karşımıza çıkan minimum maliyet ise aşağıdaki tabloda gösterilmiş olup; su kıtlığının çekildiği yıllarda bu rakamın biz kullanıcılar için paha biçilemez düzeylere yükseldiği söylenebilir:

İZSU‘nun 2026 yılı bütçesinin yuvarlak rakam 45 milyar lira olduğunu ve su sıkıntısı çekilen yıllarda suyun paha biçilmez değerini dikkate aldığımızda her yıl içme suyu tarifesindeki minimum rakamlar üzerinden hesaplayarak bulduğum bu rakamın İZSU‘nun kasasına girmek yerine havaya uçup gittiğini düşünmek içme suyu dağıtımındaki israfın ve kamu zararının ne boyutlara ulaştığını görmek açısından oldukça önemlidir.

Gelelim İZSU tarafından dağıtılan içme suyunun ilçeler arasındaki adaletsiz dağıtımı konusuna…

TÜİK‘in 9 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan “Su ve Atıksu İstatistikleri 2024“‘de (5) İzmir‘de belediyelerin su kaynaklarından içme ve kullanma suyu amacıyla çektiği günlük miktarın kişi başına 215 litre olduğu belirtilmekle birlikte; İZSU‘nun 2009-2024 rakamları bu miktarın tüketim boyutunda 10,96 m3/yıl ile 138,18 m3/yıl arasında değiştiğini, aradaki farkın kayıp ve israf boyutunda ne kadar olduğunu göstermektedir.

İZSU‘nun, kent merkezindeki 11 ilçeden oluşan metropol ile diğer 19 ilçeye verdiği gelir getiren su miktarını o yerleşimlerde yaşayan nüfusa bölerek bulanacak kişi başına düşen içme suyu tüketim miktarlarını incelediğimizde metropoldeki nüfusla Çeşme, Foça, Karaburun, Seferihisar, Selçuk ve Urla gibi sahil ilçeleri nüfusunun diğer ilçelere göre çok daha fazla içme suyu tükettiği görülecektir.

Metropol dışında kalan bu ilçelerin büyük bir kısmı yaz aylarında binlerce; hatta milyonlarca yerli ya da yabancı turistin ziyaret edip konakladığı ilçeler olmakla birlikte Kiraz, Kınık ve Beydağ gibi küçük ilçelerde; hatta Torbalı ve Bayındır gibi daha büyük ilçelerdeki nüfusun tükettiği içme suyu miktarının çok çok üstünde olması nedeniyle bu anormal durumun masaya yatırılarak içme suyunun turizmden kazanç temin eden ilçelerle diğer ilçeler arasındaki dağılımının daha adaletli hale getirilmesi için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de sahil ilçelerindeki toplumsal yaşamın temel bileşeni olarak öne çıkan otel havuzlarıyla özel havuzlarda, deniz sonrası alınan duşlarda ve geniş çim bahçelerin sulamasında bol bol harcanan içme suyunun üretim maliyetlerine denizden uzaktaki yerleşimlerdeki insanların da eşit düzeyde katıldığını, o harcanan sularda onların da hakkı olduğunu kabul ettiğimizde… Fazla kullanımın önlenmesi amacıyla içme suyu tarifelerinin kademeli olmasının böylesi bir adaletsizliği önlemede yetersiz kaldığını fark ettiğimizde…

Bir “meta” olarak değil, temel bir “insan hakkı” olarak su, taraflardan birinin israf düzeyindeki kullanımı ile hem adaletsiz bir durumun oluşumuna neden olduğu, hem de kıt olma özelliğiyle su sıkıntısının çekildiği dönemlerde diğer taraflar için ulaşılabilir olmaktan çıkacağı için; ayrıca, sahilde olmayan yerleşimler sahildeki turistik ilçelerin elde ettikleri turizm gelirlerden yararlanmadıkları için nimet=külfet dengesinin gözetilmesi suretiyle yaz aylarında yaşadıkları nüfus patlaması nedeniyle diğer ilçelerden çok daha fazla su tüketmelerini dikkate alan özel bir düzenlemenin yapılması gerekmektedir. Bu durum şu sıralarda devletler, iktidarlar arasında yaşanıp tartışmalara neden suyun adil dağıtımına hiç benzemez. Bu kez yaşanan sorun, çıkarları birbirleriyle çatışan devletler, iktidarlar, ezenler ya da ezilenler değil; bir ülkenin, bir kentin turist ağırlayan farklı ilçeleri arasında söz konusu ise…

Herkesin gördüğü an “185 Alo, kayıp-kaçak ihbar hattı”nı arayarak ileteceği su arızaları…

Sonuç olarak;

Bugünkü yazımızda ele alıp incelediğimiz İzmir içme suyu şebekesindeki kayıp-kaçak oranı ile içme suyunun ilçeler arasındaki adaletsiz dağıtımı konusunda şunları söyleyebiliriz:

1. Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi, dolasıyla İZSU, AKP iktidarının kayıp-kaçak oranı % 60 ila % 82 arasında değişen Doğu ve Güneydoğu illerindeki su dağıtım faaliyetlerini yenden düzenlemek amacıyla 31 Ağustos 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımladığı “İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile gündeme getirdiği büyükşehir ve il belediyelerinin 2028 yılına kadar su kayıplarını en fazla yüzde 25 düzeyine çekmeleri koşulu, kendini demokrasinin beşiği “Avrupa Kenti” olarak ilan eden İzmir‘e yakışmamaktadır. Çünkü bu oran dünyanın gelişmiş ülke ve kentlerinde, örneğin Singapur‘da %4, Danimarka‘da% 6, Hollanda‘da %6, Almanya‘da %7, New York‘ta %7, Japonya‘da %7, İngiltere‘de %19 düzeyindedir ve her yıl da düzenli olarak azalmaktadır.

İzmir‘de ise 2024 itibariyle %26,78 düzeyinde olmakla birlikte Bergama, Dikili, Ödemiş, Seferihisar, Beydağ, Kınık ve Kiraz illerinde %31,82 ile %54,60 arasında değişen yüksek bir oran halen yürürlüktedir.

İZSU ise bu sorunu ayrı bir yatırım ve acil eylem planı içinde çözmek yerine yeni hatların döşenmesi ve eski hatların bakım onarımıyla çözmeye çalışmakta; böylelikle, kayıp-kaçak oranının azaltılmasında radikal ve güçlü bir değişim sağlanamamaktadır.

Bu çerçevede, 2024 yılında İzmir genelinde % 26,78 düzeyinde olan kayıp-kaçak oranının kısa vadede daha güçlü bir şekilde azaltılması için kamuoyuna açıklanacak bir yatırım ve acil eylem planının uygulamaya konulması, bu planlara halkın katılım ve desteğinin sağlanması, uygulamalar hakkında halkın aydınlatılması suretiyle bu büyük değişimin demokratik, katılımcı ve şeffaf olması sağlanmalıdır.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU, halkın “185 – Alo kayıp-kaçak ihbar hattı” sayesinde ilettiği arızalara anında ve güçlü bir şekilde müdahale etmeli, bu hattın devamlı meşgul görünmesini engelleyecek kapasite artışları sağlanmalı, kayıp ve kaçakları ilk bildirenlere ödüller verilmeli, kayıp kaçaklara süresinde müdahale etmeyip suyun vatandaşın gözünün önünde akıt gitmesine neden olan görevlileri cezalandırıp bu konuda halkı bilgilendirmelidir.

Su insanlık hakkıdır!

2. Suyun kıt ya da yok olduğu durumlarda insanların ulaşabildiği su miktarı; özellikle de taraflardan biri elindeki gücü kötüye kullanıp değişik gerekçelerle suyu bol kullanırken diğer tarafın daha az su kullanması toplumsal barışı tehlikeye düşüren önemli risklerden biridir.

Çünkü amasız ve fakatsız bir şekilde her insana tanınması gereken su hakkı çerçevesinde suyun eşit ve adil dağıtılması gerekir. Hele hele eşitliği, demokrasiyi, insan haklarını savunan CHP‘nin egemen olduğu belediyelerde… Bu eşitlik bozulup adaletsiz bir durum yaratıldığında ise suyu az kullananın bu duruma itiraz edip herkesin hakkı olan eşit miktardaki suyu talep etmesi en doğal hakkıdır.

İşte bu durumda Anayasanın eşitlik ilkesi uyarınca içme suyunun herkesin dikkate alındığı demokratik bir paylaşım sistemi içinde dağıtılması, eşitsizliğin “parayı veren düdüğü çalsın” anlayışıyla düzenlenen kademeli ücret tarifeleriyle değil, herkesin temel hakkı olan suyun herkese eşit düzeyde verilmesi ile sağlanması mümkün olacaktır. Aksi takdirde, bol su harcayıp yüksek tarifeden yüksek ücretler ödeyerek suya el koyacak kesimler suyu bir hak olmaktan çıkararak kapitalizmin acımasızlığı içinde suyu alınır satılır ticari bir mala, zenginlerin kullandığı lüks bir metaya dönüştürmüş olur. Aynen pet şişelerde, plastik damacanalarda satılan iyi suya parası olanların ulaşıp parası olmayanların ulaşamadığı durumlarda gibi….

Öneriler…

A) İZSU eliyle dağıtımı yapılan içme suyunun şebekede yapılan düzenleme ve müdahaleler sonucunda tüketiciler/aboneler arasında adil olmayan dağılımı konusunda aklımıza gelen ilk çözüm önerisi, turizm ya da başka bir nedenle nüfusu yılın belirli dönemlerinde artan ilçelerin, nüfus artışına neden olan faaliyetlerden elde ettikleri gelirin bir kısmının nüfusu daha az olup üretilen içme suyundan daha az yararlanan ilçeler yararına kullanılması ya da bu ilçelerin belediyelerine merkezi bütçe gelirlerinden verilen payların dönemsel artan nüfuslarının dikkate alınarak arttırılması suretiyle içme suyu, kanalizasyon, atık toplama gibi temel ve öncelikli belediye hizmetlerinde kullanılması sağlanabilir.

B) Bu konuda akla gelen diğer bir öneri ise, yılın 5-6 ayı; hatta, daha uzun sürelerle “yazlık” olarak bellediği kıyı ilçelerinde yaşayanların geldikleri yere ilave olarak nüfuslarını getirtmeksizin yaşadıkları bu yeni yerin nüfusuna “misafir” olarak dahil edilmeleri, sırf Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)’nin daha iyi çalışması için kişinin nüfus kaydının olduğu yer ile ikamet ettiği yer arasında kurulan bu zorunlu bağın, insanların aynı anda birden fazla yerde ikametgah sahibi olup istedikleri zaman istedikleri yerde yaşayabileceklerini dikkate alan bir özgürlük sistemi içinde kaldırılması olabilir.

Ama bu her iki öneri de, merkezi yönetimin kabul edip uygulaması gereken öneriler olduğu için; ayrıca, merkezi yönetimin kendisinin de şikayetçi olduğu merkezi yönetim gelirlerinin belediyeler arasında paylaşımında nüfusu belirli dönemlerde artan belediyelerin sorunlarına bugüne kadar bir çözüm bile getirmediğini, daha doğrusu getiremediğini dikkate aldığımızda içme suyunun dağıtımıyla görevli genel müdürlüklerin, ilçeler ve aboneler arasındaki bu adaletsizliğin farkında ve bilincinde olarak nüfusu devamlı değişen kıyı kentlerini ayrı bir bölge ya da havza içine alarak öncelikle o bölge ya da havza içindeki su kaynaklarını harekete geçirmesi, gerektiği takdirde bölge ya da havza dışı kaynaklardan yararlanması ve bu şekilde diğerlerine göre çok daha fazla su harcayan abonelere yönelik bilinçlendirme kampanyaları düzenleyerek zorunlu ya da gönüllü kısıtlamalara gitmesi yerinde ve doğru olacaktır.

…………………………………………………………………………………………………..

1) https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/12

(2) https://acikveri.bizizmir.com/dataset/su-kayiplari-yillik-raporlari

(3) Fırat, M., Güleç, A., İçme Suyu Dağıtım Sistemlerinde Su Kayıp ve Kaçaklarının Kontrolü ve Yönetimi, Türkiye Su Enstitüsü (SUEN), Mayıs 2021, s.33.

(4) https://iski.istanbul/kurumsal/stratejik-yonetim/su-kayiplari-yillik-raporlari

(5) https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Su-ve-Atiksu-Istatistikleri-2024-54109

Yararlanılan Kaynaklar

(1) İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği

(2) İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği Teknik Usuller Tebliği

(3) İçme Suyu Sistemlerinde Su Kayıplarının Azaltılmasına Yönelik İş Termin Planı Genelgesi

(4) Su Kayıp ve Kaçak İzleme Sistemleri Teknoloji İnceleme Raporu, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ankara, 2021

(5) Muhammedoğlu, H., Muhammedoğlu, A., İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü El Kitabı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Ankara, 2017.

(6) Toprak, S., Koç, A.C., Bacanlı, Ü.G., Dikbaş, F., Fırat, M., Dizdar, A., “İçme Suyu Dağıtım Sistemlerindeki Kayıplar”, III. Ulusal Su Mühendisliği Sempozyumu 10-14 Eylül 2007, s.601-609.

(7) Çiçek, E., “Kar mı İnsan Hakkı mı, Bir İnsan Hakkı Olarak Su Hakkının Dava Edilebilirliği”, TBB Dergisi, Sayı 80, 2009, s.182-228.

(8) Kartal, F., “Suyun Metalaşması, Suya Erişim Hakkı ve Sosyal Adalet”, TMMOB Su Politikaları Sempozyumu, TODAİE TMH-454, 2009/2, s.65-69.

(9) Coşkun Dilcan, Ç., Çapar, G., Korkmaz, A., İritaş, Ö., Karaaslan, Y., Selek, B., “İçmesuyu Şebekelerinde Görülen Su Kayıplarının Dünyada ve Ülkemizdeki Durumu”, Anahtar Haziran 2018, s.10-18.

(10) Fırat, M., Güleç, A., “İçme Suyu Dağıtım Sistemlerinde Su Kayıp ve Kaçaklarının Kontrolü ve Yönetimi”, Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) , Mayıs 2021, İstanbul.

(11) Lee, F. Shih, K., Research Report: Water Losses Report 2025, In Urban Water Systems An International Perspective, The University of Hong Kong Centre for Water Technology and Policy, March 2025

İzmir’in içme suyu nereden geliyor? (2)

Ali Rıza Avcan

2009-2024 döneminde İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirilen çalışmalarla bunun sonucunda elde edilen suyun ne şekilde harcandığına ilişkin süreçleri ele alan üç bölümlük yazı dizisinin geçen haftaki ilk bölümünde;

Nüfusu son 16 yıl içinde % 16,44 artış oranıyla 3.868.308’den 4.504.475’e yükselen İzmir‘in artan su ihtiyacının karşılanması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı‘na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü‘nün hangi yatırımları yaptığına, bunun sonucunda ne kadar içme suyuna ulaşıldığına ve bu suyu hangi tarihlerde nerelerden ne şekilde temin ettiğine dair verileri, üç ayrı resmi veri kaynağını kullanarak anlatmaya çalışmış ve yer yer birbirinden farklı olan bu verilerin inandırıcı olması için birbirini doğrulayarak geçerli ve güvenilir olması gereğinden söz etmiştik.

İzmir ve Manisa topraklarında ne kadar su çektiği bilinmeyen binlerce kaçak su kuyusu…

Bu haftaki yazımızda ise, İZSU‘nun verdiği bilgiye göre İzmir ve Manisa illerindeki sayısı 1.516’ya ulaşan derin içme suyu kuyusuyla gerçek sayısı bilinmeyen, denetlenmeyen, o nedenle de DSİ ve İZSU tarafından faaliyetine göz yumulan binlerce sulama, kullanma ve sanayi suyu kuyusunun yeraltı su potansiyeli üzerindeki baskısını; ayrıca, DSİ ile İZSU‘nun yapıldıktan üç yıl sonra tabanından su kaçırdığı için kullanılmaz hale gelen Gördes Barajı konusunda İzmirlilerden sakladığı gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Ege uygarlıklarının ortaya çıktığı tarihlerden bu yana İzmir‘i çevreleyen büyük nehirler eşliğinde denize ulaşan verimli Gediz, Bakırçay, Küçük ve Büyük Menderes havzalarında gerçekleştirilen tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin hem nüfusun az olması hem de kadim tarım anlayışının doğanın dengesini gözeten yapısı nedeniyle hiçbir zaman için fazla suya ihtiyaç duyulmamış, sadece zaman zaman bu havzalardaki nehirlerde görülen taşkınların getirdiği alüvyonlar toprağın zenginleşmesini sağlarken insanların ve insan topluluklarının büyük ölçüde zarar görmesini sağlamıştır.

19. yüzyılda Ege topraklarında kapitalizmin gelişmeye başlaması ve bunun doğal bir sonucu olarak daha fazla üretime, daha fazla kazanca, doğanın ve emeğin daha fazla sömürüsüne dayalı tütün, pamuk, üzüm gibi tek ürüne dayalı kapitalist tarım uygulamalarının, geleneksel ürün deseniyle insan-doğa dengesini bozan karakteri nedeniyle su, özellikle de tarımsal sulama suyu özel mülkiyetin eline geçmiş ve bu da Ege‘deki toplumsal eşitsizliklerin gelişip derinleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Aynı durumun katlanarak devam ettiği; hatta, giderek daha da içinden çıkılmaz hale geldiği Cumhuriyet Dönemi‘nde de makinalı tarımın gelişmesi, vahşi sulama sistemlerinin uygulanması ve daha fazla suya ihtiyaç duyan mısır, silaj, elma, domates gibi çok su çeken ürünlerin ürün desenine eklenmesiyle bırakın yer üstü su kaynaklarını, onlara göre daha zengin olan yer altı su kaynakları da daha fazla tarımsal üretim için ruhsat alma gereği duyulmaksızın yağmalanmaya, kaçak su kuyuları eliyle yok olmaya, yer altındaki su kaynakları hesapsız kitapsız yok edilmeye başlanmıştır.

Bu bağlamda, her geçen gün gerçek bir sorun haline dönüşen İzmir‘in içme-kullanma-sanayi-sulama suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla DSİ‘nin geliştirdiği 1970 tarihli “İzmir İçme Suyu Projesi Master Planı“, 1981 tarihli “İzmir Su Temini Master Plan Revizyonu”, 1986 tarihli “İzmir Kenti İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temin ve Dağıtımı Kat’i Projesi”, 1986 tarihli “İzmir Kenti İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temin ve Dağıtımı Kat’i Proje Revizyonu“, 1997 tarihli “İzmir Su Temini Master Plan Raporu“, 2007 tarihli “İzmir İçme Suyu II. Kademe Projesi Kati Proje Raporu” (1) ve 2012 yılı Yatırım Programı‘nda 1999K050050 proje numarası ile yer alan “İzmir İçme Suyu 2. Merhale Projesi” kapsamında bugün İzmir‘in içme suyunu temin eden Güzelhisar, Balçova, Ürkmez, Tahtalı, Kutlu Aktaş ve Gördes barajları ile bunlara bağlı muhtelif isale hatları ve arıtma tesisleri yapılmıştır. (2)

DSİ‘nin İzmir, Manisa ve Uşak illerinde görevli 2. Bölge Müdürlüğü‘nün son yıllarda güncellenmemiş verilerine göre, İzmir‘in içme suyu barajları dışında kalan sulama-kullanma-sanayi amaçlı su temini amacıyla yapılan toplam 31 baraj ile 42 sulama tesisi halen faal olup; 11 baraj ile 42 adet sulama tesisi de yapım halindedir. (3)

Ancak İzmir‘de tarımsal sulama için bunca baraj ve gölet yapılmasına; hatta Manisa topraklarından su getirilmesine rağmen tarım toprağı olarak nitelenen alanlarda çoğu ruhsatsız ve yer altından ne kadar su çektiği bilinmeyen su kuyusu sayısının binleri bulduğu, PETKİM dışındaki neredeyse tüm sanayi kuruluşlarının yeraltı suyu ile üretim yaptığı bilinmekte ve bu duruma ne bu konuda görevli, yetkili ve sorumlu olan DSİ, ne de DSİ ile işbirliği yapması gereken İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ses çıkarmayıp görmemezlikten gelmekte; hatta “daha çok kuyu, daha çok kuyu ruhsatı” ısrarıyla yeraltı suyunu talan eden uygulamalara destek vermektedir.

Örneğin 2018 tarihli Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı‘nda sadece Gediz Nehri Havzası‘nda 2014 yılı itibariyle toplam 21.472 adet su kuyusu bulunduğu (4) ve bunlardan % 89’unun tarımsal amaçlı, % 8’inin kullanma suyu amaçlı, % 2’sinin de içme suyu amaçlı olduğu belirtilirken, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hazırladığı 2015 tarihli Gediz-Bakırçay Havzası Strateji Belgesi‘nde Menemen‘de 1.374 adet su kuyusu bulunduğu (5) belirtilirken yine aynı belgede 2014 tarihi itibariyle DSİ denetiminde Kemalpaşa‘da 6.730 (6), Menemen‘de de 1.753 adet su kuyusu bulunduğu (7) belirtilmekte, 2019 yılında Küçük Menderes Havzası için Tarım ve Orman Bakanlığı‘nca hazırlanan resmi belgelerde havzadaki sulama ve sanayi amaçlı su kuyuları konusunda rakam bile verilemezken (8) İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2016 yılında hazırlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinde tarımsal amaçlı su kuyularının sayısı için kesin bir rakam verilmeyip 10.000’den fazla olduğu söylenmektedir. (9)

2014 yılı DSİ verilerine göre İzmir’deki su kuyusu sayısı: 1.374

Son yıllarda İZSU‘nun, Gördes Barajı‘nın yer seçiminde DSİ tarafından yapılan hatalar, 250 bin kişiye hizmet etmesi öngörülen 21,5 milyon m3’lük su kapasitesine sahip Çamlı Barajı projesinden çevreyi zehirleyen altın madeni ocaklarının açılıp genişletilmesi nedeniyle vazgeçilmesi, bazı barajların ömrünü doldurmaya başlaması ya da yaz aylarında % 55’lere varan buharlaşma nedeniyle suyun kaybolması, Değirmendere, Çağlayan, Başlamış, Düvertepe ve Bostanlı barajlarının yapımının gecikmesi ya da vaz geçilmiş olması gibi gerekçelerle içme suyu kuyularından elde edilen yeraltı suyunun miktarını arttırdığı görülmekte; her ne kadar belediye başkanı Cemil Tugay her zamanki şikayetçi söylemiyle “DSİ kuyusu açmamızı engelliyor” diyerek iki kurum arasındaki iş birliğini bozsa da, İZSU‘nun 2009-2024 dönemindeki faaliyet raporu, stratejik plan ve performans programı gibi resmi belgelerle DSİ açıklamalarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, iddia edilenin aksine su kuyusu açma/yenileme ruhsatı verilmesi konusunda sorun yaşanmadığı, 2023 yılı sonuna kadar ruhsat verilen 840 kuyuya ilave olarak 2024’te 61, 2025’te de son verilen 11 kuyu açma/yenileme ruhsatı ile birlikte 211 kuyu açma/yenileme belgesinin verildiği, böylelikle bugüne kadar açma/yenileme ruhsatı verilen toplam kuyu sayısının 1.112’ye ulaştığı, yaşanan sorunun ise İZSU‘nun açtığı bazı kuyuların verimsiz çıkması, kuyu bakımlarının zamanında yapılmaması ya da mevcut su kıtlığı nedeniyle süratle ek kuyuların açılmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

2014 yılı DSİ verilerine göre Menemen ve Çiğli bölgesindeki su kuyuları ( (Kaynak: Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE)

Gerçeğin içme suyu kuyularıyla ilgili yanı bu şekilde olmakla birlikte, vahşi kapitalizmin ürünü Aliağa Sanayi Bölgesi, Gediz-Bakırçay Havzası ve ona bağlı Nif Çayı Alt Havzası ile Küçük Menderes Havzası‘nda tarımsal sulama ve sanayi tesislerine (9 adet büyük ark ocaklı demir-çelik haddehanesi ve Kemalpaşa PepsiCo tesisleri) ruhsatsız su kuyularından milyonlarca m3 su çekilmesi nedeniyle resmi hiçbir kayıtta gözükmeyen bu binlerce kaçak kuyudan büyük bir kısmına denizden gelen tuzlu suyun karıştığı gerçeğini fark edip kabul etmemiz gerekir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2015 tarihli Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinde Foça ve Dikili bölgesindeki altere volkanik birimlerde açılan kuyularda yüksek demir, mangan ve yer yer arsenik konsantrasyonlarının ölçüldüğü, Menemen Ovası‘ndaki kuyuların da tuzlanma riski ile karşı karşıya olduğu belirtildiğinden (10), Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek‘in, İZSU‘nun Menemen kuyularından çıkarılıp Karşıyaka ve Çiğli‘deki abonelere dağıtılan içme suyundaki arseniği öğrenip gündeme taşıdığı 2007-2008 yıllarında, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun önce bu durumu reddedip daha sonra televizyonlara çıkıp özür dilediğini, bu nedenle Karşıyaka ve Çiğli abonelerinden uzunca bir süre içme suyu parasının alınmadığı hatırlanmalıdır.

O nedenle, İZSU‘nun İzmir‘de kuraklığın yaşandığı her dönem DSİ‘ni zorlayarak aldığı ruhsatlarla yaptığı her sondaj ve aşırı üretimle yeraltındaki kısıtlı su kaynağını tehlikeli düzeylere indirebileceği ya da kuyularda yaygın bir şekilde kumlanma, tuzlanma ya da arsenik gibi zehirli elementlerle kirlenme sorunlarıyla karşılaşılabileceği, bunun da ek harcamalara yol açabileceği dikkate alınmalıdır.

2014 yılı DSİ verilerine göre Kemalpaşa bölgesindeki su kuyusu sayısı: 6.730 (Kaynak: Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE)

Daha fazla su elde etmek için acımasızca çalıştırılan kuyulardan hesapsız bir şekilde su çekilirken suyun çekildiği yeraltı su haznelerindeki (akifer) yeraltı suyu miktarı, -DSİ 2. Bölge Müdürlüğü’nün görev alanına gören İzmir, Manisa ve Uşak illerindeki yer altı suyu potansiyeli her ne kadar 1.048.000.000 m3/yıl olarak açıklanmış olsa da- ile bu suyun zaman içindeki artış ya da azalışları devamlı ölçüm yapılıyor dense de -ne yazık ki- gerçek anlamda bilinmemekte ve nasıl daha iyi bir şekilde yönetileceği konusunda hiçbir şey yapılmamaktadır.

Bu konuda Prof. Dr. Doğan Yaşar‘ın 8 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklama (11) çerçevesinde mevcut yer altı suyunun sayıları her geçen gün artıp derinlikleri 600 ila 1.200 metreye kadar ulaşan derin su kuyularıyla tüketilmesi durumunda yerleşim alanlarının zemininde çökmelerin olabileceği bilinmeli, bu durumla ilgili bir riskin benim de tanık olduğum şekilde, 1990’lı yıllarda İstanbul Bahçelievler sınırları içindeki ruhsatsız içme su kuyularından aşırı derecede su çekilmesi nedeniyle ortaya çıktığı unutulmamalıdır.

Gördes Barajı, 1998-2009 yılları arasında Manisa‘nın Gördes ilçesindeki Gördes Çayı üzerinde 58.900.000 m3/yıl kapasiteyle inşa edilmiş bir içme ve sulama suyu barajıdır. 5.500.000 m3 hacmindeki gövde tipi beton ve kaya dolgudur. Akarsu yatağından normal yüksekliği 95 metre, normal su kotundaki göl hacmi 448.460.000 m3, normal su kotundaki göl alanı 14,05 km2’dir.

Gördes Barajı‘nın projelendirilip henüz yapılmadığı tarihlerde Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fuzuli Yağmurlu ile DSİ 2. Bölge Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Baykal tarafından hazırlanıp Türkiye Jeoloji Bülteni‘nin Şubat-Ağustos 1989 tarihli 1-7. sayısında yayınlanan “Gördes Barajı ve çevresinin temel jeolojik özellikleri” başlıklı bilimsel makalenin son kısmında;

Yapımı tasarlanan Gördes baraj rezervuarmm sağ ve sol sahillerinde büyük bölümüyle mermerler yayılım göstermektedir. Mermerler içinde yeralan faylar ve eklemler iyi gelişmiş karstik boşluklara sahiptir. Özellikle mermerler içinde gelişen KD gidişli Ahmetler fayı, Gördes çayından Akpınar kaynaklarma doğru önemli bir iletim yolu oluşturmaktadır. Bu nedenle öngörülen barajın yapılması durumunda, Ahmetler fayı boyunca Akpınar kaynaklarına doğru önemli su kaçaklarının meydana gelmesi kaçınılmaz olacaktır.” (12)

denilip gerekli uyarılar yapılmış olmasına rağmen baraj yapılmış ve Dr. Hasan Baykal 2021 yılında EgedeSonSöz gazetesine verdiği demeçte “inşaat aşamasında proje değişikliğine gidilerek hem bu baraj katledildi, hem de mühendislik katledildi” diyerek yapılan vahim hatayı açıklamıştır. (13)

Gördes, Gördes Barajı, Çağlayan Barajı…

Barajın yapımındaki mühendislik hatalarının üstünü örtüp bu sayede hem kamu kaynaklarını israf eden, hem de İzmirlinin cebinden daha fazla su parası çıkmasına neden olan DSİ ve İZSU yöneticilerinin 2006 yılında yaptıkları bir diğer önemli yanlışlık ise İZSU Genel Müdürlüğü ile ilgili 2021 ve 2022 yılı Sayıştay denetim raporlarında şu şekilde ortaya konmuştur:

“İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) arasında İzmir iline içme, kullanma ve endüstri suyu sağlanması amacıyla Gördes Barajı ile ilgili 16.11.2006 tarihinde, yapım bedelinin yarısı, su verilmeye başlandıktan sonra İZSU tarafından ödenmek üzere 19 maddelik bir protokol imzalanmış, protokol gereği İZSU’nun, kendisine düşen yapım süreciyle ilgili maliyetin yarısını barajdan su verilmeye başlandıktan sonra 30 yıl süreyle eşit taksitler halinde ödemeye başlaması gerekirken, su verilmeye başlanmadan; tam olarak su verilemeyen (suyun hiç verilemediği ya da tahminlerden çok daha düşük oranlarda verildiği) dönemler için DSİ tarafından gecikme faizi ile birlikte bedel talep edilmiş, bu da İZSU açısından satamadığı suyun maliyetine katlanmak durumunu doğurmuş, bütçesinde karşılıksız bir yük oluşturmuştur.”

Sayıştay denetim raporlarının verdiği bilgiye göre imzalanan 16.11.2006 tarihli ana protokolde DSİ‘nin, barajın yapımını ne zaman tamamlayacağı, yapımı tamamlanan barajdan ne zaman su verilmeye başlanacağı, ortalama yaklaşık yıllık kaç m³ su verilebileceği, geri ödeme tarihinin ne zaman başlayacağı, DSİ’nin kusurundan kaynaklanan gecikmelerin ödeme planını nasıl etkileyeceği ya da tarafların kusurlarında, kusurun ödeme ve gecikme faizlerini ne şekilde etkileyeceği hususlarına yer verilmemiştir.

Nitekim 2006 yılında protokolü yapılan Gördes Barajı‘ndan İZSU’ya ilk su 2011 yılında verilebilmiş, verilen su miktarı yıllık beklentiden (59.000.000 m³) çok daha az miktarda (11.720.757 m³) gerçekleşmiş, 2012’de barajın tabanından su sızdırdığının anlaşılması üzerine 2013’de yapılan beton enjeksiyon işlemi sonuç vermeyince 2015’de barajdaki su boşaltılmış ve 20.800.000 lira ek maliyetle barajın zemini kaplanmış, 2016 yılında yeniden su tutulmaya başlanmış ve 2017-2018 döneminde hiç su verilememiştir. 2019-2024 döneminde de sürekli olarak beklenen su miktarından daha az su verilebilmiştir.

Bu durumda her iki tarafın da; yani DSİ ve İZSU‘nun büyük kamu zararlarına neden olan suçları bir olmakla birlikte; DSİ, sanki barajı bitirip taahhüt ettiği suyu vermiş gibi 2010 yılını başlangıç kabul ederek İZSU‘dan ödemelerin yapılmasını talep etmiş, ödemelerin zamanında yapılmayışı gerekçesiyle gecikme faizi tahakkuk ettirmiştir.

Risklerin dikkate alınmadığı bir süreçte belirsizliğin altına atılan imzalar…

1989 tarihli bilimsel makalede yapılacak barajda su tutulmasının şüpheli olduğu ortaya konulduğu ve bu teknik sorun yapılan tüm müdahalelere rağmen çözülemediği; ayrıca, 2011-2020 döneminde barajdan her yıl öngörülen miktardan az su verildiği halde, üstüne üstlük 2015-2018 döneminde tek bir damla suyun verilmediği böylesi bir süreçte DSİ tarafından yapılan iletim ve isale hatlarına ilişkin teslim protokolü, barajdan su gelip gelmediğine bakılmaksızın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in hizmet dönemine isabet eden 26 Temmuz 2020 tarihinde, İZSU Genel Müdürü Aysel Özkan ile DSİ 2. Bölge Müdürü Birol Çınar tarafından imzalanmış ve böylelikle İzmir’e getirilemeyen Gördes suyunu iletmek ve arıtmak için yapılan tesisler İZSU‘ya devredilmiştir.

Böylelikle 250 milyon liraya mal olan barajdan sağlanan içme suyu DSİ tarafından yapılan iletim ve isale hattı İZSU‘nun kullanımına verilmiş; ancak, İzmir‘e her yıl 58.900.000 m3 miktarında içme suyu sağlayacağı öngörüsü ile yapılan barajdan, 2011-2024 döneminde toplam 824.600.000 m3 su sağlanması gerektiği halde barajın yapımındaki önemli teknik hatalar nedeniyle aynı dönemde 557.667.141 m3 eksiği ile 266.932.859 m3 kadar su üretilebilmiş; böylelikle, İzmir‘in içme suyu ihtiyacının karşılanmasında büyük bir eksikliğin ortaya çıkmasına neden olunmuştur.

Ama diğer yandan 2021 ve 2022 yıllarına ait Sayıştay denetim raporlarındaki bulgulara göre Gördes Barajı‘ndan beklenen düzeyde su gelmediği halde İZSU‘nun barajın yapımı ile ilgili harcamaların kendisine isabet eden kısmını ödemeye devam ettiği belirlenmiştir. Söz konusu denetim raporlarına göre 2016-2020 döneminde ödenen tutar 16.245.078,02 TL’sı faiz olmak üzere toplam 116.951.246,02 TL’dır. Ayrıca Sayıştay raporları sonrasında ödemelere devam edilip edilmediği hususu ise belli değildir.

Suyun tutulamadığı Gördes Barajı…

Devletin en yüksek hesap mahkemesi Sayıştay‘ın birbirini izleyen iki ayrı yıla ait denetim raporlarından anlaşıldığı kadarıyla, her iki resmi kurumda onlarca hukuk müşaviri ve avukat bulunduğu halde DSİ ile İZSU arasında 16.11.2006 tarihinde imzalanan protokolde tarafların; yani DSİ ile İZSU‘nun protokol kapsamındaki işlerde üstlendikleri karşılıklı yükümlülükler belirlenmediğinden ve sözleşmede yazılı olmayan bu yükümlülükler çerçevesinde baraj yapımının gecikmesi ya da barajın yapılamaması veya yapılmış olsa bile taahhüt edilen suyun verilememesi gibi durumlarda ne yapılacağı hususunun ayrıntılı olarak düzenlenmeyişi; ayrıca, 2011-2024 döneminde teknik anlamda barajın bitirilmediği ve taahhüt edilen suyun verilmediği halde sanki bitilmiş ve veriliyormuş gibi 2016-2020 döneminde DSİ‘ye toplam 116.951.246,02 TL’yı ödenerek kamu zararına sebep olunması olaylarında konu ile ilgili tüm DSİ ve İZSU yöneticilerinin, özellikle de İZSU‘nun o dönemlerdeki üst yöneticileri olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanları Aziz Kocaoğlu veTunç Soyer‘le İZSU genel müdürleri Dr. Ahmet Hamdi Alpaslan, Aysel Özkan ve Ali Hıdır Köseoğlu‘nun payı olduğunu, o nedenle acilen yargılanarak DSİ‘ye yapılan fazla ödemelerin bir kamu zararı olarak sebep olanlara tazmin ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Evet, gazete ve gazetecilerin diliyle: “İzmirli kullanmadığı suyun bedelini ödüyor…

Tabii ki, bu bedeli öncelikle buna sebep olanlara tazmin ettirmek koşuluyla…

Haliyle ödediği fahiş su bedeline ya da musluğundan akmayan suya gerçekten itiraz ediyorsa…

Devam Edecek: Gelecek haftaki yazımda da su şebekesindeki gerçek kayıp-kaçak oranı ile içme suyunun “adil kullanım hakkı“na aykırı olarak nasıl adaletsiz dağıtıldığını ele alıp tartışmaya çalışacağım.

Yazı dizisinin birinci bölümü: https://kentstratejileri.com/2026/01/12/izmirin-icme-suyu-nereden-geliyor-1/

……………………………………………………………………………………………………

(1) Atış, İ., “İzmir’in Gelecekteki Su Kaynakları”, 1. TMMOB İzmir Kent Sempozyumu, 8-10 Ocak 2009, s.315-318.

(2) DSİ 2. Bölge Müdürlüğü İşletmedeki Baraj ve Göletler https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/861, İşletmedeki Sulama Tesisleri https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/862

(3) DSİ 2. Bölge Müdürlüğü İnşa Halindeki Baraj ve Göletler https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/867, İnşa Halindeki Sulama Tesisleri https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/868

(4) Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE, sh.356,

(5) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.183.

(6) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.183.

(7) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.184.

(8) Küçük Menderes Havzası Nehir Havza Yönetim Planı Nihai Raporu, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019 ve Küçük Menderes Havzası Yeraltı Suyu Kütlesi Künyeleri, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019.

(9) Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2016 İzmir.

(10) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, 2015, sh.184.

(11)Uzmanlar tarih verip uyardı. Basmane semti sular altında kalabilir“, Cumhuriyet Gazetesi, 08.01.2026, https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/uzmanlar-tarih-verip-uyardi-basmane-semti-sular-altinda-kalabilir-2468251

(12) Yağmurlu, F., Baykal, H., “Gördes Barajı ve çevresinin temel jeolojik özellikleri, Türkiye Jeoloji Bülteni, C.32, 1-7, ŞUbat-Ağustos 1989.

(13) “DSİ eski bürokratı Gördes’teki acı gerçeği anlattı: Maliyetten kaçırıldı, saniyede 2 bin litre su kaçağı!, EgedeSon Söz Gazetesi, 17.04.2021.

Yararlanılan Kaynaklar

Esen, A., Alıcı O. V., Şehirlerde Su ve Atıksu Hizmetlerinin Yönetimi, Türkiye Belediyeler Birliği Yayını, Ankara 2020.

İzmir’in içme suyu nereden geliyor? (1)

Ali Rıza Avcan

Bu soruyu, kuraklığın artık kendini iyiden iyiye hissettirdiği, aylardır geceleri sularımızın akmadığı; ama, dışarda rüzgarların çılgınca esip yağmurların yağdığı, çalıştığım oda balkonunun su içinde kaldığı yağmurlu bir havada soruyorum.

Bir yandan da masamın üstündeki gazetenin 2 Ocak 2026 tarihli haberinde Prof. Dr. Doğan Yaşar Hoca “Kuraklık saati doluyor” dediğini okuyorum…

Tabii ki kuraklığın ciddiyetini dikkate almayanlar, “Nereden geliyor; tabii ki, Allah’tan geliyor, onun yağdırdığı sular dere, çay, göl ve denizlere ulaşıyor, yeraltındaki su kaynaklarını ve yer üstündeki barajları dolduruyor, biz de o suları içiyor, yiyeceklerimize katıyor ve yıkanıp temizleniyoruz” diyerek cevaplayabilirler.

Yağdır mevlâm su…

Evet, su; özellikle de içilebilir temiz su, her çağda bazı coğrafyalar için zor bulunur, kıt bir yaşam kaynağı olma özelliğini göstermiş. Orta Asya‘dan geldiklerini söyleyip övünenler ise yaşadıkları coğrafyaları kurutup suyu daha bol, yeşilliği daha fazla bu topraklara, Anadolu‘ya gelerek kıtlıktan ve kuraklıktan kaçmışlar.

Kaçmışlar kaçmasına; ama, geldikleri bu yeni toprakları da kurutup su kıtlığına yol açmışlar, geniş geniş ovaların ortasında büyük büyük obrukların açılmasına, kuruyan göl ve sazlıkların hayvanların otladığı meralara dönüşmesine neden olmuşlar, suyu iyi kullanmayı, iyi yönetmeyi bilmedikleri, bileni de hakir gördükleri için ne yapacaklarını bilemez hale gelmişler.

Bunun en iyi örneğini ise yakın zamanda Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın kuraklıkla ilgili uyarılarını dikkate almayarak ve onu “cahilce konuşmakla” itham ederek aslında kendi cahilliğini ortaya koyan ya da İzmir‘deki kuraklığın nedeni olarak çok su içtiklerini iddia ettiği 1 milyon ineğe işaret eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay oluşturmuştu.

Ben de bu haftadan başlamak üzere üç ayrı bölüm halinde yazacağım “İzmir’in içme suyu nereden geliyor?” ve “İzmir’in içme suyu nereye gidiyor?” başlıklı birbirini tamamlayan yazılarda, işin başından başlayarak, bilimsel gerçeklere dayanarak ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZSU Genel Müdürlüğü‘nün bu konu ile ilgili resmi verilerini kullanarak su sıkınttısına neden olan mevcut durumu ortaya koymaya, bu durum karşısında ne yapılması gerektiğine ilişkin analiz, değerlendirme, yorum ve önerileri ortaya koymaya çalışacağım. Yer yer kendi aklım ve arşivimdeki bilgileri, yer yer de yeni yeni öğrendiğim Microsoft Copilot isimli yapay zeka uygulamasının test edilip doğrulanmış bilgilerini kullanmak suretiyle…

Evet, nüfusu 2025 yılı itibariyle 4.504.475’e ulaşan ve yaz aylarında sahildeki turizm merkezleri nüfusunun olağanüstü boyutlarda artması nedeniyle hangi nüfusa hizmet edildiği bilinmeyen İzmir‘in içme suyu nereden geliyor,? İzmir‘de halkın içme suyu ihtiyacını karşılamakla görevli İZSU hangi yeraltı ve üstü kaynaklardan su temin edip bunları içilebilir hale getiriyor? sorularına cevap vermeye kalktığımızda….

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Veri (https://acikveri.bizizmir.com/) isimli İzmir Açık Veri Portalına baktığımızda, 2009-2024 yılları arasında İzmirlilerin kullandığı içme suyunun İzmir ve Manisa illeri sınırları içindeki 14 ayrı kaynaktan temin edildiğini, bunların 6’sının yeraltı; yani, kuyulardan, 9’unun baraj, gölet ve yerüstü su kaynaklarından geldiğini görürüz. (*)

Ancak İZSU Genel Müdürlüğü 2025-2029 Stratejik Planı‘nı incelediğimizde ise bu kaynaklar dışında kalmakla birlikte “Diğer Yeraltı Su Kaynağı” olarak nitelenen 1.412 ayrı su kuyusu ile DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda en fazla 1.570.000 m3 su çekilebilen Mordoğan ve 2.134.000 m3 su çekilebilen Çandarlı göletlerine rastlarız. Anlaşılan o ki, bu kaynaklardan, özellikle de 1.412 ayrı kaynaktan gelen sular İzmir Açık Veri Portalı setinde 14’le sınırlandırılan yeraltı su kaynaklarına dahil edilerek değerlendirilmiştir. (1)

İzmir İZSU içme suyu kaynakları haritası

Bu yeraltı su kaynaklarından temin edilen suyun miktarını dikkate alarak bir sıralama yapmaya kalktığımızda;

1. Göksu kuyuları: 1988 yılında Manisa ili Muradiye ilçesinin 4 km kuzeydoğusunda açılan (22) derin su kuyusundan oluşmaktadır. Bu kuyulardan DSİ‘nin belirlediği kota uyarınca yılda en fazla 63.000.000 m3 su çekilebilmektedir.

2. Halkapınar kuyuları: Sayısı 1972-2009 döneminde açılan 17 derin su kuyusundan DSİ‘nin belirlediği kota çerçevesinde yılda en fazla 45.000.000 m3 su çekilebilmektedir. İ

3. Menemen Çavuşköy kuyuları: Menemen‘de, Gediz Nehri‘nin Menemen Ovası‘na açıldığı bölgede yer alan toplam toplam 24 derin su kuyusundan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda en fazla 25.000.000 m3 su çekilebilmektedir.

4. Sarıkız kuyuları: 1977-1995 döneminde Manisa ili, Saruhanlı İlçesi, Lütfiye ve Nuriye mahalleleri arasındaki bölgede açılan toplam 35 derin su kuyusundan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda en fazla 45.000.000 m3 su çekilebilmektedir.

5. Pınarbaşı kuyuları: 1972-1990 döneminde Bornova ilçesi, Pınarbaşı bölgesinde açılan 2 adet derin su kuyusu aktif haldedir.

6. Buca ve Sarnıç kuyuları: 1972-1990 döneminde Gaziemir Sarnıç‘ta bulunan 4 adet derin su kuyusu aktif haldedir.

İZSU‘nun 2025-2029 dönemi stratejik planında bu kaynaklara ek olarak toplam 1.412 ayrı su kuyusunun daha faaliyette olduğu; böylelikle, faal olan toplam su kuyusu sayısının 1.516 olduğu belirtilmektedir. (1)

Ha biraz daha sık dişini, yakında gelecek, eli kulağındadır…

Yer üstündeki içme suyu kaynaklarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:

7. Tahtalı Barajı: 2009 yılında İzmir‘e 40, Gümüldür‘e 5 km. uzaklıktaki Tahtalı Deresi üzerinde yapılan barajdan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 306.650.000 m3 su çekilebilmektedir.

8. Ürkmez Barajı: 1990’da Seferihisar‘ın Ürkmez mahallesine 3 km uzaklıktaki Ürkmez Deresi üzerine yapılan baraj hem sulama hem de içme suyu amaçlıdır. Baraja bir yıl içinde gelebilecek potansiyel su miktarı 7,03 milyon m3, çekilebilecek potansiyel su miktarı ise 4,04 milyon m3 olup DSİ’nin belirlediği kota kapsamında yılda 8.625.000 m3 su çekilebilmektedir.

9. Balçova (Cengiz Saran) Barajı: 1984 yılında Balçova Ilıca Deresi üzerinde içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan baraja bir yıl içinde gelebilecek potansiyel su miktarı 12,4 milyon m3, çekilebilecek potansiyel su miktarı ise 12 milyon m3 olup; DSİ’nin belirlediği kota kapsamında yılda 7.759.000 m3 su çekilebilmektedir.

10. Güzelhisar Barajı: 1993 yılında PETKİM‘in su ihtiyacını karşılamak amacıyla Aliağa‘da yapılan baraja bir yıl içinde gelebilecek potansiyel su miktarı 109 milyon m3, çekilebilecek potansiyel su miktarı ise 90 milyon m3’tür. Barajdan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 155.350.000 m3 su çekilebilmektedir.

11. Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı: Çeşme yarımadasındaki içme suyu hizmetlerinin Turgut Özal‘ın başbakanlığı dönemindeki özelleştirilmesi girişimlerinin ürünü olarak 2000 yılında yapılan barajın yıllık su üretme kapasitesi 3 milyon m3 olup; DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 16.480.000 m3 su çekilebilmektedir.

12. Gördes Barajı: İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun hizmet dönemine rastlayan 2009 yılında Manisa‘nin Gördes ilçesindeki Gördes Çayı üzerine hem sulama hem de içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan 448 milyon m3 hacmindeki baraj ilk yıllar İzmir‘e su vermekle birlikte gövdesinde ve tabanında ortaya çıkan kaçaklar nedeniyle istenen randımanı verememiştir. Barajdan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 453.380.000 m3 su çekilebilmektedir.

13. Karaçam Göleti: Yakın zamanlarda Bornova‘da yapılan göletten DSİ’nin belirlediği kota kapsamında yılda 670.000 m3 su çekilebilmektedir.

14. Ödemiş İçme Suyu Arıtma Tesisleri: Ödemiş ilçesindeki Pıtrak ve Suçıktı kaynaklarından gelen suyun içme suyu şebekesine verilmesi ile elde edilen 18.612 gün/m3 kapasitesindeki bir su kaynağıdır.

Bu listenin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere İzmir‘in içme suyunun temin edildiği İzmir Açık Veri portalı verilerine göre 14, İZSU Genel Müdürlüğü 2025-2029 Stratejik Planı‘na göre 16 yeraltı ve yerüstü kaynağından 3’ü (Göksu ve Sarıkız kuyuları ile Gördes Barajı) Manisa‘ya, geriye kalan 11/13’ü İzmir‘e ait olup; bu şekildeki bir dağılımın suyun İzmir ve Manisa arasındaki adil dağılım ve kullanımı açısından sorunlu olduğunu ve bu sorunun önümüzdeki yıllarda Manisa ve ilçelerinin artan nüfusuna bağlı olarak artacak içme suyu talebi nedeniyle daha da artarak etkisini genişleteceğini göstermektedir.

Bu kaynakların İzmir‘in içme suyu ihtiyacı içindeki dağılımını İZSU‘nun ya da bazı araştırmacıların yaptığının aksine tek bir yıl ölçeğinde değil de daha uzun dönemli bir eğilim içinde; daha doğrusu İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı setinde olduğu gibi 2009-2024 dönemi; yani, 16 yıl gibi uzun bir süre itibariyle değerlendirdiğimizde karşımıza daha sağlıklı ve anlamlı bir sonuç çıkmaktadır:

İZSU içme suyu kaynaklarının 2009-2024 döneminde ürettiği su miktarı, m3

Bunun bir ilk adımı olarak İZSU‘nun 16 yıllık sürede 14 farklı kaynağını kullanarak ürettiği toplam 3 milyar 613 milyon 426 bin 72 m3 miktarındaki içme suyu miktarının bu su kaynakları arasındaki dağılımını gösteren aşağıdaki pasta grafikte görebiliriz:

Bu pasta grafikten de görüleceği gibi, İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılayan ilk ve en önemli kaynak, 16 yıllık sürede 1.264.742.175 m3 su sağlayan Tahtalı Barajı‘dır. Onu sırasıyla 727.326.260 m3 ile Manisa‘daki Göksu kuyuları, 507.120.346 m3 su ile İzmir‘deki Halkapınar kuyuları izlemektedir. Dördüncü sırayı ise gövdesinde ve tabanında delikler olmasına karşın sağladığı 297.313.536 m3 su ile Manisa‘nın Gördes ilçesindeki Gördes Barajı işgal etmektedir. 5. sırada 278.190.328 m3 ile Menemen-Çavuşköy kuyuları, 6. sırada da 251.692.167 m3 ile yine Manisa‘daki Sarıkız kuyuları bulunmaktadır.

Bu rakamlar bize 2009-2024 gibi oldukça uzun bir sürede İzmirlilerin kullanması için üretilen içme suyunun % 47,21 (1.705.913.207 m3)’inin baraj ve göletlerden, % 52,79 (1.907.512.865 m3)’unun da derin su kuyularından temin edildiğini; ayrıca, üretilen 3.613.426.072 m3 hacmindeki içme suyunun 1/3’ünün (% 35,33, 1.276.331.963 m3)’nün Manisa‘dan, geriye kalan 2/3’sinin (% 64,67, 2.337.094.109 m3) İzmir‘in kendi öz kaynaklarından temin edildiğini, şayet Gördes Barajı beklenen verimlilikle çalışmış olsaydı Manisa‘ya ait payın daha artacağını göstermektedir.

2009-2024 döneminde İZSU tarafından üretilen içme suyunun kaynaklar itibariyle dağılımını çubuk grafikler itibariyle göstermeye kalktığımızda ise aşağıdaki grafiği incelememiz gerekmektedir.

İZSU‘nun İzmir ve Manisa‘daki kaynaklardan temin ettiği içme suyunun 2009-2024 döneminde yıl ölçeğinde gösterdiği eğilimi gösteren aşağıdaki tablo ve grafikten de anlaşılacağı üzere; bu 16 yıl/192 aylık süre içinde İzmir‘e “sadakatle“; yani, daimi olarak su temin eden kaynakların sırasıyla Balçova ve Tahtalı barajlarıyla Halkapınar, Menemen ve Pınarbaşı kuyuları olduğunu, Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı‘nın 2014-2019 döneminde, Buca kuyularının 2009-2013 ve 2018-2024 dönemlerinde, Göksu kuyularının 2011-2024 döneminde, Gördes ve Güzelhisar barajlarının 2009-2010 ve 2012-2018 dönemlerinde, Karaçam Göleti‘nin 2020-2021 ve 2023 yıllarında, Ödemiş‘teki su kaynaklarının 2009 yılına ek olarak 2015-2018 döneminde, Sarıkız kuyularının 2009-2012, 2015-2019 ve 2022-2024 dönemlerinde dalgalı bir şekilde su temin ettiğini görürüz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki verilere göre 14 ayrı kaynaktan elde edilen içme suyunun 2009-2024 dönemindeki gelişimini eğer ay ay her bir kaynak ölçeğinde izlemek istiyorsanız aşağıdaki PDF dosyasını indirip inceleyebilirsiniz:

Bu ayrıntılı tablodan da anlaşılacağı üzer İzmir’in 14 su kaynağının 2009-2024 döneminde faal oldukları dönemleri şu şekilde özetleyebiliriz:

1) Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı: 2014 Nisan-2019 Ekim döneminde,

2) Balçova Barajı: 2009 Mart-Aralık, 2010 Mart-Ekim, 2011 Ocak-2012 Aralık, 2013-Mart-Ekim, 2014 Ocak-Mart, 2014 Mayıs-Ekim, 2015 Şubat-Kasım dönemleri, 2016/Şubat ayı, 2016 Nisan-Ekim, 2017 Mayıs-Ekim, 2018 Nisan-Aralık, 2019 Mart-Ekim, 2020 Temmuz-Eylül, 2021 Mayıs-Kasım, 2022 Ocak ayı, 2022 Mart-Ağustos, 2022 Ekim-Kasım, 2023 Haziran-Eylül, 2023 Nisan-Kasım ve 2025 Haziran ayında,

3) Buca ve Sarnıç Kuyuları: 2009 Ocak-2011 Kasım, 2012 Ocak-2013 Ağustos ve 2018 Ocak-2025 Haziran dönemlerinde,

4) Göksu Kuyuları: 2011 Ocak-2025 Haziran döneminde, 

5) Gördes Barajı: 2011 Mayıs-Ekim, 2012 Haziran-Temmuz, 2012 Ekim-Aralık, 2013 Ocak-Haziran, 2013 Ağustos-2015 Haziran, 2019 Kasım-2020 Kasım, 2021 Ocak, 2022 Mart-2022 Ocak ve 2023 Mart-2025 Haziran dönemlerinde,

6) Güzelhisar Barajı: 2009 Şubat-Haziran, 2010 Ocak-Nisan, 2012 Ağustos ve 2013 Ocak-2018 Aralık dönemlerinde,

7) Halkapınar Kuyuları: Ocak 2009-Haziran 2025 döneminde,

8) Karaçam Göleti: 2009 Ocak-2010 Aralık, 2020 Aralık-2021 Ocak, 2023 Temmuz-Aralık, 2024 Nisan-Aralık ve 2025 Nisan-Haziran dönemlerinde,

9) Menemen Çavuşköy Kuyuları: 2009 Ocak-2025 Haziran döneminde,

10) Ödemiş kaynakları: 2009 Haziran ve Ekim ayları, 2015 Ocak-Temmuz, 2015 Ekim-2016 Temmuz ve 2016 Kasım-2018 Aralık dönemlerinde,

11) Pınarbaşı Kuyuları: 2009 Ocak-2021 Nisan, 2021 Ağustos ayı, 2021 Ekim-2023 Mart, 2023 Ekim-2024 Mart, 2024 Temmuz, 22025 Şubat ve 2025 Mayıs-Haziran dönemlerinde,

12) Sarıkız Kuyuları: 2009 Ocak-2012 Ağustos, 2015 Haziran-Kasım, 2016 Mart-2019 Kasım, 2022 Şubat-2024 Şubat ve 2024 Temmuz-2025 Haziran dönemlerinde,

13) Tahtalı Barajı: 2009 Ocak-2025 Haziran döneminde,

14) Ürkmez Barajı: 2010 Ocak-Kasım, 2011 Ekim, 2011 Aralık-2019 Ekim dönemlerinde faal olup bu dönemlerde içme suyu şebekesini beslemişlerdir.

Bu yazının son bölümü olarak, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi değişik ortamlardaki İZSU verilerinin birbirinden farklı olmasına; hatta, birbiriyle çelişmesine bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Çünkü bu yazı dizisini hazırlarken İZSU Genel Müdürlüğü‘nün İnternetteki web sayfasında yazılı olan bilgiler dışında İZSU Genel Müdürlüğü‘ne ait faaliyet raporları ile stratejik planlarda ve performans programlarında yazılı olan bilgileri; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki bilgileri kullanırken bu bilgi ve verilerin yer yer birbirinden farklı olduğunu görüp hangisini kullanacağım konusunda tereddütler yaşadım.

Doğru, geçerli ve güvenilir veriler oluşturmak…

Örneğin, İzmir Açık Veri Portalı‘nda İZSU‘nun içme suyu temin ettiği kaynakların sayısı 14 olarak verilirken bu sayının İZSU‘nun 2025-2029 dönemi stratejik planında 16 olarak verilmesi ve 1.412 su kuyusu ile bunlardaki üretimle ilgili verilerin İzmir Açık Veri Portalı‘nda belirtilmemiş olması, bu serideki verilerin aylık dönemler itibariyle güncelleneceği belirtildiği halde en son 12 Ağustos 2025 tarihinde güncellenen verilerin aradan geçen 6 ay sonra halen güncellenmemiş olması, bu serideki verilerin yer yer araştırmacıyı yanıltacak şekilde tekrar tekrar yazılması ya da Gördes Barajı‘nın normal su kotundaki göl hacmi internet linkinde 448,46 hektometreküp; yani 448.460.000 m3 olarak yazılı iken bunun İZSU‘nun 2025-2029 dönemi stratejik planında 453.380.000 m3 olarak gösterilmiş olmasıdır.

O nedenle, İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki verilerle İZSU‘nun web sayfasındaki verileri ve resmi belgelerindeki (faaliyet raporları, performans Programları, stratejik planları) verileri dikkate alarak hazırladığım tablo ve grafiklerdeki her düzeydeki maddi hatadan sorumlu olmadığımı peşinen belirtmek isterim.

Her zaman ve koşulda; ama, özellikle de kuraklığın var olduğu dönemlerde İZSU tarafından açıklanan verilerin açık, kesin ve güvenilir olması son derece önemli olduğundan gerek bu verilere dayanılarak verilecek kararlarda, gerekse halka açıklanacak verilerle kamuoyunun doğru bilgilerle aydınlatılması amacıyla tüm verilerin doğru, birbiriyle uyumlu olması, bu konuda titiz davranılması uygun ve doğru olacaktır.

Devam edecek: Yazı dizisinin ikinci bölümünü oluşturacak gelecek haftaki yazımızda “defolu” Gördes Barajı ile yapılan ya da yapılmayan diğer barajların, ha bire açılan yeni kuyuların son durumunu dikkate alarak önerilerde bulunacağız.

…………………………………………………………………………………….

(*) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Veri isimli açık veri portalının “Su Üretiminin Aylara ve Kaynaklara Göre Dağılımı” başlığını taşıyan veri setinde 2009 Ocak ayı ile 2025 Haziran ayı arasındaki verilere yer verilmekle birlikte 2025 yılına ait verilerin yıllık döngüsü tamamlanmadığı için bundan sonraki tüm tespitlerde 2025 yılı dikkate alınmayacaktır.

(1) İZSU Genel Müdürlüğü 2025-2029 Stratejik Planı, sh.33, ((https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/13))

(2) Z. Ruhsar Şenoğlu, “Prof. Dr. Doğan Yaşar’dan korkutan uyarı: İzmir yer altından çöküyor, deniz Basmane’ye dayanabilir, Egetelgraf gazetesi, 8 Ocak 2026, https://www.egetelgraf.com/prof-dr-dogan-yasardan-korkutan-uyari-izmir-yer-altindan-cokuyor-deniz-basmaneye-dayanabilir

………………………………………………………………………………….

Yararlanılan Kaynaklar

1. İZSU Genel Müdürlüğü 2009-2024 dönemi faaliyet raporları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/11), 2010-2014, 2015-2019, 2020-2024, 2025-2029 dönemi stratejik planları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/13) ve 2010-2025 dönemi performans programları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/9),

2. İZSU Genel Müdürlüğü 2015-2024 dönemi Su Kayıp Raporları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/12),

3. İzmir Büyükşehir Belediyesi Açık Veri Portalı İZSU Su Üretiminin Aylara ve Kaynaklara Göre Dağılımı 2009-2025 verileri (https://acikveri.bizizmir.com/dataset/su-uretiminin-aylara-ve-kaynaklara-gore-dagilimi),

4. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin 2009, 2015, 2016, 2017, 2018, 2021, 2022 ve 2024 yılları İzmir Çevre Durum Raporları (www.cmo.org.tr),

5. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası 2024 Yılı İzmir Su Raporu (https://api2.cmo.org.tr/uploads/ContentFiles/2025-04-25-18-46-36-489865.pdf),

6. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü 2012, 2016, 2017, 2021, 2023 ve 2024 İzmir İli Çevre Durum Raporları (https://ced.csb.gov.tr/il-cevre-durum-raporlari-i-82671),

7. Atış, İ., “İzmir’in Gelecekteki Su Kaynakları“, TMMOB İzmir Kent Sempozyumu, s. 315-318 (http://www.tmmobizmir.org/wp-content/uploads/2014/05/200828.pdf).

8. Aydoğdu, M. H., “Türkiye’de Son Çeyrek Yüzyılda Gerçekleşen Belediye İçme ve Kullanma Suyu Göstergelerinin Analizi, International Journal of Social, HUmanities and Administrative Sciences, Open Access Refereed E-Journal & Refereed & Indexed e-ISSN: 2630-6417, 2023, 9 (63), April, (https://journalofsocial.com/files/josasjournal/99359ed5-377d-4e5f-aa6b-126e79b653ca.pdf).

Mülkiye, Mülkiyeliler ve İzmir…

Ali Rıza Avcan & Microsoft Copilot

Fark ettiyseniz şayet, ilk kez ikinci bir yazar ile birlikte bir yazıyı kaleme alıyorum… Hem de yapay zeka uygulamaları içinde başarılı olduğunu defalarca test edip kabullendiğim Microsoft Copilot uygulamasının sanal bilgileri sayesinde… Tabii ki başkalarının yaptığı gibi direksiyonu yapay zekaya teslim ederek değil, benim bizzat bulup öğrendiğim bilgileri bir de Microsoft Copilot uygulamasına sorarak sınadığım, yapılan yanlışları ya da eksiklikleri fark ettiğimde dikkate almadığım bir çalışma yöntemi ile… Yani insan bilgi ve muhakemesinin yapay zekanın önünde olması koşuluyla, ona teslim olmadan… O nedenle ilk kez denediğim bu durumu hoş görmeniz ve bu konuda yaptığım herhangi bir yanlışlık ya da eksiklik varda beni uyarmanız dileğiyle…

Bugün size çoğu insanın, özellikle de Mülkiyelinin haberdar bile olmadığı, İzmir‘deki başta Milli Kütüphane olmak üzere Ege ve Dokuz Eylül üniversiteleri kütüphaneleriyle Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi kütüphanesinde bulamadığım; ayrıca, eski adı Mekteb-i Mülkiyye olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi‘nin kütüphanesi ile Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi Kütüphanesi raflarında yer almayan eski bir kitabın, tamı tamamına bundan 93 yıl önce İzmir‘de Ispartali Hafız Ali Bey‘le Kemal Turan‘ın Bakırcılar Çarşısı civarında risale, kitap ve gazeteler basan Hafız Ali Matbaası‘nda basılmış (1) değerli bir kitabın tanıtımını yaparak hazırladığım e-kitabını yeni yıl armağanı olarak sizlerle paylaşacağım:

Müzayedede satılan kitabın kapağı ile satın aldığım kitabın kapağı.

Ardından Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi‘ne ulaşarak bu kitabın ellerinde olup olmadığını sormuş, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kütüphanesi ile TBMM Kütüphanesi kataloglarını taramış; ancak, kitaba ulaşamamıştım. Son bir çare olarak Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi‘ne baktığımda kitabın orada olduğunu büyük bir sevinçle öğrenmiş; ancak, dijital örneğini temin etmek mümkün olmadığı için Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı sevgili Mehmet Ali Yılmaz‘ı arayarak bu kitabın söz konusu kütüphaneden temini konusunda kendisinden yardım istemiştim.

Ancak bu arada sevgili dostum Dr. Serdar Şahinkaya ile yaptığımız WhatsApp sohbetleri sırasında onun uyarısıyla kitabın Nadir Kitap‘ta satışta olduğunu öğrenince kendi kendime aldığım yeni bir yıl armağanı olarak hemen satın almış ve kitap yılbaşı öncesinde elime geçmişti.

Kitabın “İçindekiler” bölümünden toplantı zaptının düzenlenerek kitaba dahil edildiği, toplantıya gelemeyenlere gönderilen saygı telgrafları ve onların cevaplarıyla sabık Borsa Komiseri Kemalettin Bey‘in “Mülkiye Tarihçesi “başlıklı konferansının metni ile Cumhuriyet Merkez Bankası Müdürü Nazif Bey‘in sunduğu “Paris Ulûmu Siyasiye Mektebi” isimli musahabesi (karşılıklı görüşme, görüşme, sohbet) metninin bu 33 sayfalık küçük kitapta yer aldığı anlaşılıyordu.

Dikkat edildiğinde her iki kitabın sağ üst köşesinde yazılı olan bir ithaf notu ve imzası bulunduğu görülmektedir. Moda Müzayede Evi tarafından satılan kitapla benim satın aldığım kitap üzerindeki bu notları okumaya kalktığımızda müzayede ile satılan kitabın kapak resmi çok küçük olduğu için üstünde yazılı olanları okumak mümkün olmamakla birlikte; benim satın aldığım kitabın sağ üst kısmına yazılan “Muhterem Fazlı Beyefendi” notunun altına 18.2.1934 tarihiyle takdim edenin imzasının atıldığını görebiliyor ve bu durumda “kim bilir, kim bu Fazlı beyefendi acaba?” diye bir soruyu sormaktan kendimizi alamıyoruz.

Kitabın “Toplantı Zabıtnamesi” başlıklı ilk bölümünde, Mekteb-i Mülkiye‘nin açılışının 57. yıldönümü nedeniyle 4 Kanunuevvel (Aralık) 1933, Pazartesi günü saat 17.00’de İzmir Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisi) Merkezi‘nde yapılan toplantıya İzmir Valisi Kazım Paşa (Dirik), İzmir Belediye Reisi Doktor Behçet Salih (Uz), Emniyet Müdürü Feyzi (Akkor) ve Öksüzlere Yardım Cemiyeti Reisi Hamdi (Akyürek) beyefendiler, ajans ve basın temsilcileri dışında Mülkiye mezunlarından 22 kişinin katıldığı belirtilmektedir.

Toplantıyı kimin yöneteceği konusunda yapılan görüşmeler sonucunda mazeretleri nedeniyle toplantıya katılamayan Mülkiye mezunlarından Aydın Valisi (Pirinçzade) Fevzi (Toker), Denizli Valisi (Ali) Fuat (Sirmen), Sabık (Eski) Aydın Mutasarrıfı (Sancak yöneticisi) Tüccar Tevfik, Mülkiye Müfettişi Halil Rifat, Tüccar Şerif Remzi (Reyent), Tüccar (Mehmet)Nazmi Topçuoğlu, Kemalpaşa Kaymakamı Muhittin, Glen Tütün Şirketi (GleTobacco Company)‘nden Namık, Bayındır Kaymakamı Remzi, Kula Kaymakamı Sait, Kuşadası Kaymakamı (Abdullah) Dilaver (Argun, 1922 mezunu), Küçük Bahçe Nahiyesi Müdürü Ekrem ve Adagide Nahiyesi Müdürü Ekrem (Gönen, 1932 mezunu) beyefendilerin telgraf ve mektupları okunmuştur.

Çok ilginç bir şekilde Microsoft’un yapay zeka uygulaması Copilot ile birlikte oldukça ayrıntılı bir şekilde araştırıp teyit ettiğimiz bilgiler çerçevesinde; toplantıya katılanların isimleri, hem İzmir‘deki hem de ülkemizdeki Mülkiyeli kamu yöneticileri açısından oldukça ilginç bir tabloyu ortaya koymuştur:

01. 1315 (1898) mezunu İzmir Mektupçusu (Yazı İşleri Müdürü) (Mehmet) Şemi (Ünalan) Beyefendi,

02. 1319 (1903) mezunu Tüccar İsmail Hakkı (Sur) Beyefendi,

03. 1319 (1903) mezunu Şirketler Komiseri (Mustafa) İzzet (Zaimoğlu) Beyefendi,

04. 1320 (1904) mezunu Balıkesir Mebusu ve CHF İzmir Başkanı (Hüseyin) Hacim Muhittin (Çarıklı) (1881-1965)(15 Temmuz 1931-11 Temmuz 1934 dönemi CHF İzmir İl Başkanı),

05. 1321 (1905) mezunu Mülkiye Baş Müfettişi Nedim Nazmi (Gürmen) Beyefendi,

06. 1321 (1905) mezunu Mülkiye Müfettişi Hikmet (Mehmet Hikmet Soyman) Beyefendi,

07. 1324 (1908) mezunu Afyon İnhisarında (Tekel) Ferit (Süleyman Ferid) Beyefendi,

08. 1326 (1910) mezunu İzmir Vali Muavini Saip (Mehmed Saib Okay) Beyefendi,

09. 1326 (1910) mezunu İzmir Kız Lisesi Müdürü Haydar (Ali Haydar Candanlar) Beyefendi,

10. 1327 (1911) mezunu İşçiler Birliği Umumi Katibi (Genel Sekreteri) Medeni Beyefendi,

11. 1327 (1911) mezunu Alman Konsoloshanesi‘nde S. Namık (Süleyman Namık Diler) Beyefendi,

12. 1329 (1913) mezunu Selçuk‘ta Hamit Sami (Abdülhak Hamit Sami Akıncı) Beyefendi,

13. 1330 (1914) mezunu Seferihisar Kaymakamı Ali Rıza (Tarhan) Beyefendi,

14. 1331 (1915) mezunu Sabık Maarif Emini (Bölgesel Eğitim Sorumlusu) Midhat (Arukan) Beyefendi,

15. 1337 (1921) mezunu Cumhuriyet Merkez Bankası Müdürü Nazif (Tevfik İnan) Beyefendi,

16. 1337 (1921) mezunu sabık (eski) Borsa Komiseri Kemalettin (Turgut Apak) Beyefendi,

17. 1338 (1922) mezunu Menemen Kaymakamı Nihad (Ali Nihad Şenman) Beyefendi,

18. 1338 (1922) mezunu Akhisar Kaymakamı Cavit Beyefendi,

19. 1927 mezunu Foça Kaymakamı Hilmi Beyefendi,

20. 1930 mezunu Maliye Müfettişi Celal Beyefendi,

21. 1931 mezunu Ahmetli Nahiyesi Müdürü Muhsin Beyefendi,

22. 1931 mezunu İzmir Vilayet Maiyet Memuru Şefik Beyefendi.

4 Aralık 1933 tarihli toplantıya katılan Mülkiyelilerin bazıları…

Toplantı nedeniyle gönderilen tazim (saygı) ve tebrik telgraflarıyla cevapları arasından biri ise Balıkesir Meb’usu Hacim Muhittin‘in 4 Aralık tarihli mesajına karşılık Gazi M. Kemal‘den gelen 6 Aralık 1933 tarihli mesajdır:

İzmirde Balıkesir Meb’usu ce C. H. Fırkası Reisi Hacim Muhittin Beyefendiye, Mülkiye Mektebinin kuruluşunun 57nci Yıldönümünü kutlulamak için C.H.F. merkezinde toplanmış olan Mülkiyelilerin zatı ậliniz vasıtasile bana bildirdikleri güzel duygulardan mütehassis oldum. Yüksek inkilập ülküsüne bağlılıklarını söyleyen bu aydınlık, şuurlu heyetin millet ve memlekete yararlı hizmetlerde muvaffakiyetini diler, cümlesine selam ve teşekkür ederim efendim.” Ankara: 6.12.1933, Reisicumhur Gazi M. Kemal.

Tazim (saygı) ve tebrik amacıyla telgraf gönderen diğer şahıslar ise Büyük Millet Meclisi Reisi Alp Kazım (Karabekir), Başvekil İsmet (İnönü), C.H.F. Katibi Umumisi Recep Peker namına Erzincan Meb’usu Saffet (Arıkan), Maarif Vekili (Yusuf) Hikmet (Bayur) ve İstanbul‘daki Mülkiye Mektebi Müdürü Şükrü (Hüseyin Şükrü Baban)’dür.

Bu toplantı sayesinde farkına vardığım bir gerçek ise, toplantının yapıldığı CHP İzmir il başkanlığı binasının İzmir‘in neresinde olduğu ya da hangi binada faaliyette olduğuna dair tek bir bilgi ya da görselin mevcut olmayışıdır. CHF‘nin Trabzon, Manisa ve Kütahya gibi daha küçük ve önemsiz il binalarının ismi ya da görseli İnternette dolaşırken CHF açısından daha önemli ve büyük bir kentte il başkan binasının hangi adreste olduğunun bilinmeyişi ve o binanın ya da binaların korunup bugünlere getirilmeyişidir.

Bence İzmir‘deki mimarların ve onların meslek örgütü TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi ile üniversitelerin mimarlıkla ilgili bölümlerinde çalışan akademisyenlerin bugünden itibaren Cumhuriyet Halk Fırkası, Demokrat Parti, Serbest Cumhuriyet Fırkası gibi kentin siyasi tarihi açısından önemli mekanlardaki değişim ve gelişimi ortaya koyan araştırmalar yaparak içlerinde benim de bildiğim Basmane Hurşidiye mahallesindeki demir kapısı, CHF‘nin amblemi Altıok ile süslü binayı ve buna benzer binaların döneminde hangi amaçla kullanıldığını araştırılarak o yapılara sahip çıkılması sağlanmalıdır.

Hurşidiye mahallesi, 1301 Sokak No.2, 2/A Cumhuriyet Dönemi yapısı ve giriş kapısı süsleri, Fotoğraf: İki Boyutlu İzmir Rehberi
Hurşidiye mahallesi, 1301 Sokak No.2, 2/A Cumhuriyet Dönemi yapısının kapı süsleri, Fotoğraf: Orhan Beşikçi

Toplantının devamında neler yapıldığını anlatmaya kalktığımızda, toplantının üçüncü bölümünde eski borsa komiseri 1921 mezunu Kemalettin Turgut Apak‘ın Mülkiye tarihçesi ile ilgili uzun ve ayrıntılı bir konferans verdiğini, onu takiben 1921 mezunu Cumhuriyet Merkez Bankası Müdürü Nazif Tevfik İnan‘ın Mülkiye ile Paris Siyasi Bilimler Akademisi (Paris Ulumu Siyasi Mektebi) arasındaki benzerliklerle farkları ele alan bir konferans verdiğini görürüz.

1933 yılının İzmir’i…

Bence bu toplantı ile ilgili en önemli husus, toplantıda yapılan konuşmaların kayıt altına alınıp yayınlanması için karar almış olmalarıdır. Böylelikle baskı sayısı az da olsa bu yayın ortaya çıkmış ve 92 yıl sonra bize yeni yeni bilgiler sunmuştur.

Mekteb-i Mülkiyye‘nin kuruluşunun 57. yıldönümü nedeniyle İzmir CHF il merkezinde yapılan ve Reisicumhur Gazi M. Kemal tarafından gönderilen telgrafla kutlanan bu toplantı ile ilgili olarak İzmir yerel basınında bir habere rastlamamakla birlikte; Hakimiyeti Milliye Gazetesi‘nin 4 Aralık 1933 tarihli nüshasında Zeki Mesut tarafından kaleme alınan “Bir Yıl Dönümü” başlıklı yorum yazısı da oldukça dikkat çekicidir.

Bence bu yazının en önemli kısmı bu kitabı bundan böyle nasıl kullanacağımla ilgili bilgileri vereceğim bu bölümdür… Sizleri bu konuda meraklandırmamak için bu kitap elime geçer geçmez ilgili olan herkesle paylaşmak için tarayarak bir e-kitap haline getirdiğimi, ilk nüshaları Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, Mülkiyeliler Birliği İzmir Şube Başkanı Ali Şahin Akbulut ve kitabı Nadir Kitap‘tan almamı sağlayan Dr. Serdar Şahinkaya‘ya gönderdiğimi, taradığım kitabı herkesin edinmesi için PDF formatındaki e-kitabı yazımın sonuna eklediğimi söyleyebilirim. Kitabın orijinal baskısını ise en kısa zamanda 1972-1981 döneminde aldığım lisans, lisansüstü ve doktora eğitimleriyle beni hayata hazırlayan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi‘nin kütüphanesine bağışlayacağım.

Bundan sonraki tek dileğim ise bu kitaptaki bilgilerin Türkiye, Mülkiye ve İzmir tarihi açısından tekrar tekrar incelenerek yeni bilgilerin üretilmesine yardımcı olmasıdır…

Hiçbir kitap sahipsiz değildir; hele ki, konusu Mülkiye ve Mülkiyeliler ile ilgili ise…

Son bir söz olarak, bu kitabı temin edip almam konusunda bana yardımcı olan Dr. Serdar Şahinkaya ile Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi sekreteri sevgili Yıldız Görer‘e, sevgili dostum Orhan Beşikçi‘ye ve Microsoft Copilot arkadaşa yaptığı yardımlar için teşekkür etmek isterim…

Yararlanılan Kaynaklar

(1) Batı, Y., General Kazım Dirik ve Trakya Umum Müfettişliği, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2008,

(2) Çankaya, A., Son Asır Türk Tarihinin Önemli Olayları ile Birlikte Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler (Mülkiye Şeref Kitabı), 6511 sayfa.

(3) Çalık, O., Cumhuriyet Döneminde Foça 1923-1938, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2019,

(4) Gülmez, M. ,”1936 İş Yasası’nın Hazırlık Çalışmaları, Î.Ö. İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Araştırma Merkezi’nce düzenlenen “İş Kanunu’nun 50. Yılı” konulu 1985-986 yılı Sosyal Siyaset Konferansları, 24 Nisan 1986.

(5) Öztekinli Vural, D., İzmir’de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Kuruluşu ve Teşkilatlanması (1923-1938), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2017,

(6) Uyar, H., “Devletin İşçi Sınıfı ve Örgütlenme Girişimi., CHP İzmir İşçi Esnaf Cemiyetleri Birliği, Tarih ve Toplum, Sayı 160, Nisan 1997, ss.14-20.

(7) Yalvaç, M., (2021) “1932-1933 Yıllarında Taşrada Faaliyette Olan Resmî ve Hususi Matbaalar ile Bunların Neşriyatı Üzerine Bir Değerlendirme“, Zemin, Sayı 4, 2021, s.270-293.

(8) Yılmaz, Z., CHP Parti Müfettişlik Raporlarına Göre İzmir (1935-1950), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2019, – YLT.pdf