Bir kamu malı olarak İzmir Alsancak Limanı…

Ali Rıza Avcan

Bugün size İzmir‘i İzmir yapan değerlerin en önemlisinden, İzmir‘in ve İzmirlinin denizle derin ilişkiler kurup kendine özgü bir kültürün; örneğin, başlı başına bir İzmir tasarımı olarak bildiğimiz “İzmir Kayıkları“nın ortaya çıkmasını, uluslararası deniz ticareti sayesinde gelişip güçlenmesini sağlayan İzmir Alsancak Limanı‘ndan söz etmek istiyorum…

Ticaret hacmi açısından bir zamanlar İzmir‘i İstanbul‘un önüne koyan, Akdeniz deniz ticaretinde önemli bir yere sahip ülke ve şirket gemilerinin sürekli gelip yanaştığı, limana giden ya da limana gelen gemilerin kendine özgü “İzmir bayrağı“nı astığı, milyonlarca ton malın yüklenip indirildiği, bugünkü liman tesislerinin yapımına benim de doğduğum 1955 yılında başlanıp, 1959’da işletmeye alınan İzmir Alsancak Limanı‘ndan söz etmek istiyorum…

Tabii ki İzmir‘in Punta bölgesindeki bu tarihi limanın asıl olarak 1955-1959 döneminde değil, 1866’da işletmeye alınan İzmir-Aydın Demiryolu Hattının yapımı ile birlikte gündeme geldiğini unutmamak gerekir. Hem gelişen çağın büyük gemilerinin 1. Kordon‘daki rıhtıma yanaşamaması, hem de İzmir-Aydın Demiryolu Hattı ile Ege‘nin içlerinden gelen malların gemilere yüklenmesi ve buna karşılık limana gelen gemilerin getirdiği çoğunluğunu Avrupa mallarının oluşturduğu yükleri yine aynı demiryoluyla Ege‘nin içlerine transferi için, Darağaç bölgesindeki fabrikaların kendi özel iskeleleri dışında, bu alanda yeni bir rıhtım yapılması gerekliliği ortaya çıkmış ve 27 Kasım 1867 tarihinde yeni bir rıhtım inşaatına başlanmış ve 16 Ekim 1922 tarihi ile 12 Nisan 1933 tarihleri arasında da kısmen, bu tarihten sonra ise tamamen devlet tarafından işletilmeye başlanmıştır.

1922 Öncesi İzmir Alsancak Liman Haritası

Alsancak beton iskelesinin 13.03.1957 tarih ve 4/8783 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile TCDD’ye devri sağlanmış ve iskele 1.6.1959 tarihinden itibaren işletmeye açılmıştır.

22.01.1960 tarih ve 4/12662 sayılı Vekiller Heyeti kararı ile Denizcilik Bankası T.A.O.’na devri kararlaştırılmış ve iskele 27.04.1960 tarihinde söz konusu bankaya devredilmiştir. 1964 yılından itibaren 440 sayılı kanun çerçevesine alınan Denizcilik Bankası T.A.O., İktisadi Devlet Teşekkülü olarak faaliyetine devam etmiştir. İzmir Liman İşletmesi, Yüksek Planlama Kurulu’nun 16.12.1988 tarih ve 88/121 sayılı kararı ile ve 1 Ocak 1989 tarihi itibariyle TCDD’ye devredilmiştir.

İzmir Alsancak Limanı bölgesini gösteren 1922 tarihli Jacques Pervititch haritası…

Turgut Özallı Yıllar” olarak bilinen 1984 sonrasında ortaya çıkan özelleştirme furyasıyla değerini yitiren, yandaş ülke ve şahısların ucuza kapatma çabasıyla verimlilik ve kalite adına hiçbir şeyin yapılmadığı, o nedenle kendisinden sonra inşa edilen 19 İzmir limanı arasındaki yerini hızla kaybeden bir ortak değerden, bir kamu malından söz etmek istiyorum…

Kısıtlı kamu kaynaklarıyla inşa edildikten sonra uzun süre TCDD tarafından işletilen kamusal bir alan, yurtiçi ve dışı deniz ticaretinin yürütüldüğü bir merkezden söz etmek istiyorum…

I- Bu çerçevede İzmir Alsancak Limanı ile ilgili ilk kişisel bilgiyi, İzmir‘e geldiğim 1998’de İzmir Halkla İlişkiler Derneği yönetim kurulu üyeleri olarak Esra Arkas‘la yaptığımız bir görüşmede, limanın Arkas Holding tarafından satın alınacağı öğrenerek edinmiştim.

İzmir Alsancak Limanı… Yapım yıllarında…

II- Prometheus İzmir ofisinde çalıştığım 1999-2002 döneminde Gözlem Gazetesi ile işbirliği içinde düzenleyip proje koordinatörlüğünü yaptığım “Taşımacılık Zirvesi“nde, aralarında TCDD İzmir Limanı İşletmesi Müdürü Güngör Erkaya ile Ticaret Müdürü Turhan Başağa‘nın da bulunduğu taşımacılık sektörünün tüm aktörlerini yakından tanıyıp İzmir Alsancak Limanı‘nın bu sektör içindeki yerini ve önemini daha iyi öğrenmem mümkün olmuştu.

III- Bu öğrenme sürecini, daha sonraki yıllarda Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği genel koordinatörü olarak görev yaptığım 2004-2007 döneminde, limana yanaşan kruvaziyer yolcularını Kemeraltı Çarşısı‘na getirip götürecek otobüslerin organizasyonu ve liman alanındaki binalarda çalışan (eski) Gümrük ve Tekel Bakanlığı müfettişlerini ziyaretim nedeniyle sürdürüp çoğu kez limanın yanından geçen belediye otobüslerinin penceresinden limandaki yükleme/elleçleme kapasitesinin gelişimini izlemeye çalıştığımı hatırlıyorum.

IV- AKP iktidarının özelleştirme politikalarına tam gaz devam ettiği 2000’li yıllarda TCDD İzmir Alsancak Limanı, Özelleştirme Yüksek Kurulu‘nun 30.12.2004 tarih, 2004/128 sayılı kararı çerçevesinde 2007 yılında yapılan ihalede, 49 yıllığına “işletme hakkının verilmesi” yöntemiyle merkezi Hong Kong‘da bulunan çokuluslu Hutchison Holding ile onun yerel ortağı Mehmet Kutman‘a ait Global Yatırım Holding ve Ege İhracatçı Birlikleri (EİB)‘ne 1 milyar 275 milyon USD bedelle verilmekle birlikte Liman-İş Sendikası’nın kararlı mücadelesi ve açtığı davayı kazanması sayesinde 2009’da iptal edildi.

Limanla ilgili ikinci ihale aradan 5 yıl geçtikten sonra 21 Eylül 2012’de yapıldı. Bu yeni ihale için önceden hazırlanan mevzi imar planı değişikliğinde limana bir AVM’nin yapılması öngörüldüğünden bu değişiklik halkın, meslek örgütlerinin, yerel yönetimin ve sivil toplum örgütlerinin tepkisiyle karşılaşınca sadece bir firmanın teklif verdiği ihale iptal edildi.

Üç yıl sonra yeniden başlatılan özelleştirme ihalelerine tepki gösteren Liman İş Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Serdar Akdoğan, “Devlet, İzmir Limanı’nda işleyişi bilinçli olarak aksatıyor. Hizmet verilemeyen, atıl, işlevsiz bir liman görünümüne sokup, devletin sırtındaki kamburu kaldıralım gibi bir yaklaşımla hareket ediliyor. Amaçları Aliağa’daki özel limanlara rant sağlamak. Kâr eden limanımızı, yandaş sermayeye rant yolu açmak için yok pahasına satacaklar. Ama direneceğiz,” diyordu. (1)

13 yıl devam eden bu başarısız özelleştirme girişimlerinden sonuç alınamayınca da, İzmir Alsancak Limanı 2017 yılında limanı kiralama, devretme veya satma yetkileriyle birlikte Varlık Fonu‘na devredildi.

İzmir Alsancak Limanı‘nın özelleştirme ihaleleriyle Varlık Fonu‘na devredildiği yıllarda nasıl bir küçülme içine girdiğini, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) uzmanları Dr. Saygın Can Oğuz ile Cangül Kuş‘un 2023 yılında birlikte hazırladıkları “Bölgelerin Kalkınmasında Limanların Geliştirilmesi: İzmir Örneği” başlıklı makalede yer alan aşağıdaki tablonun çarpıcı verilerine dikkatinizi çekerek örnekleyebilirim: (2)

2018-2022 döneminde konteyner elleçleme konusunda Türkiye’deki limanlar %11,8, Aliağa bölgesi limanları %58,1 oranında gelişme gösterirken İzmir Limanı -%36,1 oranında gerileme gösteriyor.

V- İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun görevde olduğu aynı yıllarda, İzmir Alsancak Limanı‘nın verimliliğiyle kapasitesini arttırmak ve körfez içi su sirkülasyonuyla kalitesini iyileştirmek amacıyla TCDD ve İZSU işbirliğinde geliştirilen ve benim de doğru bulup desteklediğim “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile davacıları arasında yer aldığım “İzmir Körfez Geçişi Projesi” arasındaki olumsuz ilişkiyi ortaya koyup, geçiş projesinin rehabilitasyon projesi ile elde edilecek faydaları sıfırlayacağını anlatmaya çalışmıştım. Ama neyse ki, bizim örgütlü mücadelemiz sonucunda “İzmir Körfez Geçişi Projesi“, mahkeme tarafından iptal edilip uygulanmadığı için 2019 seçim kampanyasında bu projeyi çok iyi anlatıp savunan Tunç Soyer‘in gerçekten bu işin yanında olduğuna inanmıştık.

Ancak bunda da yanıldık… Çünkü seçim kampanyası sırasında rehabilitasyon projesini ezberlemiş gibi gözüken Tunç Soyer, iktidara gelir gelmez her bir şeyden anlayan danışmanının yönlendirmesiyle seçim döneminde söylediklerini unutarak “bu projeye gerek yok, dereler zaten Körfez’i temizliyor” söylemiyle körfezin temizlenip limanın genişletilmesinin önünü tıkamış oluyordu.

VI- Ardından 7 Nisan 2022’de İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından düzenlenen “Geçmişten Günümüze İzmir Limanı Sempozyumu“nda mimarlık, tarih ve arkeoloji gibi değişik alanlarda çalışan akademisyen ve uzmanlardan Tunç Çağı‘ndan bu yana İzmir‘in ve İzmir Limanı‘nın geçmişini öğrendik. Bu sempozyumda limanın bugünü ve geleceği konusunda konuşma hakkı tanınan tek akademisyen ise kendisini 12 Eylül döneminde tanıdığımız, genellikle iktidar ve sermaye çevreleri koruyup kollama işini kendisine misyon edinen ve “Sempozyum Açılış Dersi” adı altında bize “ders veren” sermayenin profesörü Prof. Dr. Kenan Mortan‘dı.

Prof. Dr. Mortan bu konuşmasında uzun uzun İzmir‘in ve limanın tarihinden söz edip lafı İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından hazırlanan İzmir Bölge Kalkınma Planı‘na getirerek ve bu arada neoliberal kapitalist zihniyetin “yenilik“, “girişimcilik“, “inovasyon“, “take-off” ve “start-up” gibi parlak sözcüklerini kullanarak o günlerde pek bir moda olup bugünlerde adından dahi söz edilmeyen İzmir Modeli ile kentteki sermaye örgütlerinin kurduğu İZQ Girişim ve İnovasyon Merkezi Projesi ve İZQ A.Ş. gibi şirketlere getirerek onları limanın gelişip güçlenmesi misyonunun ilaçları olarak sunmuştu…

İZKA, 2022’yi izleyen ilk liman toplantısının ikincisini Hafıza İzmir söyleşileri kapsamında 21 Mayıs 2025 tarihinde “İzmir ve Liman” adıyla yapacağını, bu toplantıda DEÜ öğretim üyeleri Prof. Dr. Emine İpek Özbek ile Doç. Dr. Neslihan Alfıstık‘ın liman ve kent kimliği üzerine görüş belirteceklerini duyurmakla birlikte toplantıyı bilinmeyen bir nedenle erteler ve aradan geçen uzun süre içinde bu toplantıyı yapmaz…

VII- İZKA aynı tutumunu, benim de içinde bulunduğum Prof. Dr. Arife Karadağ, Erol Şaşmaz, Orhan Berent, Orhan Beşikçi ve Dr. Turgay Gülpınar‘dan oluşan gönüllü araştırma grubumuzun, Nisan 2025’de “Emeğin Miras Hakkı” boyutunda başlattığı “Darağaç’ı Hatırlıyor ve Unutmuyorum” çalışmasına ilgi duyup kendilerinin “İzmir Hafıza Projesi” kapsamında birlikte çalışmak istediklerini belirtmiş olmasına karşın; yaptığımız görüşmelerde başka hiçbir şeyle ilgilenmeyip bize sadece İzmir Alsancak Limanı ile ilgili sorular sormalarından da anlaşılacağı üzere, onlara önerdiğimiz gönüllü/bağımsız işbirliği modeli sayesinde bağımsızlığını koruyacak olan çalışma grubumuzun İzmir Alsancak Limanı konusunda ortaya koyacağı alternatif çıktıları kontrol edemeyecek olmalarının etkisiyle sürdürmüş, bizzat kendilerinin önerdiği birlikte çalışma fikrinden bu konunun şimdilik gündemlerinde olmadığı gerekçesiyle vazgeçmiştir.

VIII- Ve ardından geçen kısa bir zaman bizi, İZKA‘nın ve onun değerli uzmanlarıyla sermaye ve iktidarı kollayan tüm resmi, özel ve sivil aktörün bugüne kadar yazıp çizip söylediklerini yalanlarcasına, onların hazırladığı tüm bölge planlarıyla stratejileri çürütürcesine, “start-up“, “girişimcilik“, “inovasyon” gibi uyduruk sözcükleri büküp ters çevirircesine İzmir Alsancak Limanı işletme hakkının Varlık Fonu tarafından, bilip ezberlediğimiz babadan, dededen kalma yöntemlerle Albayrak Grubu‘nun ortakları Muzaffer Albayrak, Mustafa Albayrak, Muhammet Sinan Albayrak‘ın 23 Ocak’ta birlikte kurduğu İstanbul merkezli Alport Alsancak Liman İşletmeciliği A.Ş.’ye devredildiği bugünlere, 18 Şubat 2026 tarihine getirir…

Artık bundan böyle hazırlanan onca plan, program, analiz ve anlatıya rağmen İzmir‘in en önemli ortak malı, İzmir‘in çok iyi bildiği yağmalama suretiyle iktidar destekçisi Albayrak Grubu‘na verilmiş, misyon tamamlanmış herkesin ağzı kapanmıştır.

Artık bundan böyle tüm İzmir kenti, doğalgaz dağıtımıyla marina işletmeciliğinde Kolin Holding’in, elektrik dağıtımında Gediz Elektrik‘in bağlı olduğu Aydem Holding‘in, liman işletmeciliği alanında Albayrak Grubu‘nun, inşaat ve gayrimenkul sektöründe Mehmet Cengiz‘in, Mesut Sancak‘ın, Rönesans Holding‘in fink attığı, kıyısından köşesinden kapış kapış paylaşılan, bu arada çok konuşan CHP‘li belediye başkanlarının değişik yöntemlerle teslim alındığı bir kente dönüşmüştür…

Hem de İzmir‘in şehr-i emini olduğu iddiasındaki Cemil Tugay‘ın ipe sapa gelmez birçok şey hakkında gevezelik yapıp Basmane‘deki doldurulmuş parseli TMSF eliyle sermaye çevrelerine peşkeş çektiği, Buca‘daki cezaevi arsasıyla İzmir Hilton Oteli‘ndeki belediye hissesini satmaya kalktığı bir dönemde yer yer ve zaman “İzmir Alsancak Limanı yük limanı olmaktan çıkarılsın” ya da “işletmesi bize verilsin” diyerek söz konusu limanın iktidara çok yakın isimlere, aralarında Yeni Şafak Gazetesi‘nin de bulunduğu Albayrak Grubu‘na devredilmesine bir muhalif belediye başkanı sıfatıyla itiraz etmeyip sessiz kaldığı, sesini çıkarmadığı bir dönemde…

Halkapınar‘daki tarihi Tuzakoğlu Un Fabrikası‘yla Hisarönü‘ndeki belediye ve Tepecik‘teki tebhirhane binalarının İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘e devredildiği bir dönemde tartışmaya konu üç gayrimenkulden çok daha değerli olduğunu hepimizin bildiği İzmir Alsancak Limanı için hiç kimsenin elini kolunu bile kıpırdatmadığı gibi limanın işletme hakkı yandaş Alsancak Grubu‘na verildikten sonra çaresizlik içinde ortaya çıkıp “keşke bize verseydiniz” şeklinde bir muhalefetin yapıldığı tarihlerde…

2016 yılından bu yana İzmir Alsancak Limanı‘nı elinde bulunduran Varlık Fonu‘nun limanın geleceği konusunda hiçbir şey yapmayıp limanın küçülüp önemsizleştiği son yıllarda hiç kimse, muhalefet adına konuşan hiçbir kurum, meslek odası, dernek, vakıf, oluşum, platform ve benzerileri limanın bu içler acısı durumu için bir şeyler söylemezken, bu konuda alternatif çözümler önermezken liman Alsancak Grubu‘na verildikten sonra ses çıkarılıp itiraz edilmesi bence samimi politik bir tutumun kanıtı olamaz.

Diğer yandan da ne hikmetse, İzmir‘deki toplumsal kent mücadelesini yürüten meslek odaları, platformlar ya da gruplar Buca Cezaevi arsası, Basmane Çukuru ve İzmir Elektrik Fabrikası gibi kamu mallarını korumaya çalışılırken, bu taşınmazların önüne gidip basın açıklamaları yaparken hiç kimsenin, grup ya da kurumun aklına diğerleri gibi kamu malı olan İzmir Alsancak Limanı‘nın önüne gidip aynı itirazı yapmak gelmiyor… Hele ki çoğu CHP‘li ya da CHP’lileşmiş sol çevreler açısından, AKP iktidarıyla yandaşlarının menfaati doğrultusunda işlerin yapıldığı bir yerde, bir alanda… İzmir‘i, İzmir yapan önemli bir müştereğin önünde…

O nedenle sormak istiyorum; İzmir Alsancak Limanı‘nın işletme hakkı AKP iktidarı tarafından yandaş Albayrak Grubu‘na verildikten sonra bu kentte yaşayıp kent hakkını savunan, kent ve çevre mücadelesi verdiğini söyleyen hiçbir siyasi parti, meslek odası, platform, oluşum ve grup bu duruma niye itiraz etmedi, etmiyor? Niye bu konudaki muhalefetini dile getirmiyor? Niye imza kampanyaları düzenleyip toplantılar yapmıyor? Hele ki kamu malını peşkeş çekip kamu zararına sebep olanlar, kentteki CHP‘li belediye yöneticilerine, CHP örgütlerine ve çoğunluğunu CHP‘lilerin oluşturduğu İzmirlilere göre AKP iktidarının kendisi ve yandaşlarıyken…

Yoksa İzmir Alsancak Limanı kamu mallarının özelleştirilmesine karşı çıkan siyasi parti, örgüt ve kişiler için bir kamu malı değil midir? Ayrıca İzmir Alsancak Limanı‘nın özelleştirme sürecinde devamlı küçülüp zayıflaması hem ülke hem de İzmir açısından başlı başına bir kamu zararı değil midir?

Yoksa bu konuda, muhalefet ile iktidar arasında gizli bir ittifak mı vardır?

Unutmayalım ki, İzmir Alsancak Limanı, liman arkasındaki tüm endüstriyel miras alanının, Darağaç‘ın, Halkapınar‘ın ve Tepecik‘in anahtarıdır…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) Başol, P. Bir Özelleştirme Hikayesi ve İzmir Limanı’nda Yıllardır Süren Mücadele“, Kırmızı Gazete, 27 Kasım 2025, https://kirmizigazete.org/izmir-limaninda-yillardir-suren-mucadele/

(2) Oğuz, S. C., Kuş, C., “Bölgelerin Kalkınmasında Limanların Geliştirilmesi – İzmir Örneği“, Bölgesel Kalkınma Dergisi, Cilt 1, Sayı 3, 2023, s.312-331.

Belediye mülkleri kamu malıdır ve sermayeye peşkeş çekilmemelidir!

Ali Rıza Avcan

Mülkiye‘deki hocam rahmetli Prof. Fehmi Yavuz, 3. ve 4. sınıflarda aldığım Şehircilik dersinde Kuzey Avrupa ülkelerinde; özellikle Stockholm, Helsinki ve Oslo gibi başkentlerde belediyelerin kent topraklarının en az % 70’ine sahip olduğunu belirterek kentleşme olgusunun sağlıklı olabilmesi için belediyelerin elindeki kamu mülkünün fazla olması gerektiğini anlatırdı.

Hocamızın anlattıklarını dinledikçe, verimli tarım arazilerinin besicilik amacıyla çitlerle çevrilerek özel mülkiyete geçtiği ve bu nedenle o toprakların yakınından bile yürümenin mümkün olmadığı İngiltere’deki özel mülkiyete dayalı düzenin aksine mülkün sultana; yani devlete ait olduğu Osmanlı mülkiyet düzeninin devamı anlamında devlete; yani, Milli Emlak‘a ait arazilerin İngiltere ve benzeri ülkelere göre daha fazla olduğunu bilip hatırlayınca bu işin ülkemiz kentlerinde ne kadar kolay olacağını düşünürdük. Özellikle de İmparatorluk sınırları içindeki kentlerde mahallelerin kurulması ya da mevcut mahallelere yeni binaların yapılması için İstanbul‘dan; yani sultandan izin alındığı dönemlerde… Şu sıralarda değerli araştırmacı arkadaşlarımla birlikte bir ekip olarak sürdürdüğümüz Darağaç bölgesi araştırması çerçevesinde ulaştığımız her Osmanlı arşiv belgesinde o mahallede yapılacak her fabrika, kilise, sundurma, depo ve ev için İstanbul‘dan izin alındığını, hatta verilen bu izinlerde yapılacak binaya ait boyutların belirtilerek çizimlerinin yapıldığını ve bu alışkanlığın Cumhuriyet’in ilk yıllarında da devam ettirildiğini görüyoruz. Hem de imparatorluğun, hızla çöktüğü, hakimiyetindeki topraklar üzerindeki egemenliğini yitirmeye, devlet yapısının çözülmeye başladığı son yıllarda bile…

Osmanlı’nın, sultanın sahip olduğu mülkün kullanımında bizatihi sultandan izin almayı esas alan iktidar gücü, CHP‘nin şimdilerde Ekrem İmamoğlu ve ekibinin hukuksuz bir şekilde tutuklanması sonrasında iktidarın yükselen kuru aynı düzeyde tutmak amacıyla piyasaya sürdüğü 50 milyarlık dövizin, gerçekte devletin savaş, doğal yıkımlar ve salgın hastalıklar gibi durumları düşünerek biriktirdiği “kötü gün akçesi” olduğunu hatırlatmasında olduğu gibi, devletin varlık nedenini oluşturan mülkü korumayı esas alan anlayışa dayanır. Çünkü Baş defterdarın sorumluluğundaki Hazine-i Amire‘deki akçeler ya da mühimme defterlerine yazılan çiftlik ve topraklar, sultanın varlığı ile cisimleşen devletin ve onun ümmetinin kötü günleri için ayrılmış bir yedek akçedir. O nedenle de, gerek Osmanlı’da, gerekse Cumhuriyet’in ilk yıllarında devletin ve onun mahalli örgütlerinin elindeki mülklere ancak devletle ümmet ya da milletin kötü günlerinde elden çıkacak değerler gözüyle bakılmış; o nedenle, hiçbir şekilde elden çıkarılmayan kamu mallarının kullanımı konusunda devlet makamlarından izin alınması usulü uygulanmıştır.

İşte o nedenle de, hepimizin hafızalarına kazınan o meşhur deyiş, “adalet, mülkün….“; yani, devletin, mülk sahibi gücün, devletin “…temelidir” denilerek bu söz tüm resmi kurumların baş köşesine yazılmış, temel düstur olarak kabul edilmiştir.

Ancak devlet ya da belediyeye; daha doğrusu halka ait olan mal ve mülklerinin “kamu yararı“, “kamu hizmeti“, “kamu malına zarar vermemek“, “tüyü bitmemiş yetimin hakkını yememek” ve “kamu zararı” gibi toplumcu düşünceyi dile getiren dil ve sözcüklerin terk edildiği kapitalizmin yeni dönemlerinde, neoliberal kapitalizmin egemen olduğu dönemlerde “Devlet Hazinesi“ne kayıtlı mallar ya da belediye mülkleri iktidar güçleri ya da hangi partiden olursa olsun tüm belediye yönetimleri tarafından açık ya da gizli özelleştirme yöntemleriyle sermayeyi temsil eden holdinglere, şirketlere ve çıkar çevrelerine peşkeş çekilmeye başlanmış, böylelikle servetin el değiştirmesi başlanmış; böylelikle, bu malların asıl sahibi olan halkın zararına kentler yönetilemez, hale gelmiştir. Bunun en iyi örneği ise, kıyı dolgusu yapılarak oluşturulan alanda yapılan binasını deprem hasarları nedeniyle 2022 yılında yıkan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin o yıldan bu yana yeni binası için yer arayışında oluşudur.

1980’li yıllara isabet eden Neoliberal dönemin Nixon, Thatcher ve Turgut Özal‘la simgeleşen ilk yıllarında Hilton International Co. ve General Dynamic Corparation isimli Amerikan şirketleriyle Luxemburg merkezli Shaker Holding isimli şirkete tahsis edilen İzmir Hilton Oteli arazisi, İzmirli sermaye sahiplerinin oluşturduğu Güçbirliği Holding‘e verilen Basmane Çukuru, son yıllarda yine ABD kaynaklı bir şirkete verilen Konak Pier ile bir grup İzmirli sermayedarın kurduğu KİPA‘ya ve son günlerde yolun sonuna geldiği anlaşılan TARKEM‘e peşkeş çekilen kamu malları ve kaynakları bu yağmanın en önemli İzmir örnekleridir.

1922’den bu yana uyguladığı değişik yöntemlerle bu alanda daha da ustalaşıp tecrübe kazanan ve “anahtarlarının sayısını bilmeyen adam” olarak ünlenen büyük mülk sahibi Şerif Remzi Reyent ve onların soyundan gelen İzmir sermayesinin kılıfına uydurulmuş bu son yağma, yıkma ve çalma örneklerinin ortaya çıkmasıyla birlikte bizler de; yani, kentte yaşayan ya da çalışan sakinler olarak yönetiminden sorumlu olduğu kamu/belediye mülklerini kentin rant çevrelerine ve yandaşlara peşkeş çeken kamu yöneticileriyle karşı karşıya kalır, onlara aslında bizlere ait olan taşınmaz malların kamu yararını gözeterek doğru, yerinde, etkin ve verimli kullanımı konusunda uyarır ve onları yoldan çıkaran sermaye çevreleriyle mücadele eder hale geldik.

Şimdilerde ise belediye başkanı ya da yönetimi CHP‘li, AKP‘li, MHP‘li ya da İyi Parti‘li olsun ya da olmasın; yasal yükümlülüklerini zamanında yerine getirmeyip gerekli ya da gereksiz başka alanlarda harcamalar yapan, bu nedenle de SGK prim borçlarıyla vergilerini zamanında ödemeyen belediyeler, “bizi silkeleyip zor duruma düşürüyorlar” bahanesiyle ellerinde bulunan değerli kamu mallarını satmak için sıraya giriyorlar. Resmi Gazete’nin ilanlar kısmına, belediyelerin web sayfalarına, gazetelere ya da sosyal medyaya baktığımızda belediyelerin ellerindeki binlerce malı, mülkü, gayrimenkulü satmak için sıraya girdiğini görüyoruz. Hem de yarın ya da öbür gün o değerli mülklere ihtiyaç duyacaklarını bile bile…

İzmir‘de, özellikle Basmane Çukuru ile Buca Cezaevi arsasının böylesine bir pazarlığa konu olması, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Umurbey mahallesindeki bir mülkünün 150 milyon liraya satılması, diğerini de 804 milyona satmaya kalkması, yine aynı şekilde Karşıyaka ve Konak belediyelerinin elindeki kamu mülklerini borçları karşılığında SGK ya da Hazine’ye teslim etmek için çırpınmaları bu mirasyedi tavrın halen devam ettiğini gösteriyor.

Umurbey Mahallesi’nde, AllSancak gökdelenlerinin hemen yanındaki bu değerli arsa, şu sıralarda fiyat indirimi yapılarak satılmaya çalışılıyor. Aynen Karşıyaka’da Mehmet Cengiz’e yapıldığı gibi… SGK prim ve vergi borçları bahane, satışlar şahane…

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2025 yılı Şubat ayı başında 804.057.970.-TL bedelle satışa çıkardığı Umurbey Mahallesi 7868 ada, 3 parseldeki 7.960,97 m2 büyüklüğündeki son derece değerli arsaya 13 Mart 2025 tarihinde yapılan ihalede talipli çıkmadığı için, 30 Nisan 2025; yani, bu yazının yayınlandığı tarihten iki gün sonra, hem de eskisine göre 163.995.982.-TL daha az bir bedelle 640.061.988.-TL’ya ikinci kez ihaleye çıkılacak olması ve 13 Şubat 2025 tarihinden bu yana gündemde olan bu satışa ne Darağaç cephesinden ne de İzmir‘deki diğer resmi, sivil ve özel kuruluş ve kişilerden tek bir itiraz sesi çıkmamış olması, ortaya atılan “sivil itaatsizlik” önerileri karşısında, il başkanınca yakasına CHP rozetini takılan belediye çalışanlarının, “biz belediyeyi karşımıza almak istemeyiz” demesi, öte yandan da bu tür satışlara öncelikle karşı çıkması gerekenlerin belediye destekli AB projeleriyle kuşatılarak bu projelerden temin ettikleri mali kaynaklardan besleniyor olması da ortadaki vahim durumu izah etmek açısından oldukça manidardır.

Ayrıca şehrin merkezindeki bu kadar değerli bir arsanın önce değeri ile ihaleye çıkarılıp istekli çıkmaması üzerine bir ay sonra değerinin 164 milyon lira düşürülmek suretiyle yeniden ihaleye çıkarılması bize Cemil Tugay‘ın Karşıyaka belediye başkanı iken ‘5’li Çete‘nin baş elemanı müteahhit Mehmet Cengiz ile keşif değerini düşürerek yaptığı pazarlığı hatırlatmaktadır. Mehmet Cengiz için 32 milyon liradan 20 milyon liraya düşürülen % 8’lik arsa payı değeri ve şimdi de 804 milyondan 640 milyona düşürülen kupon arsa! Hem de AllSancak adıyla yapılıp Alsancak semtini kuşatan gökdelenlerin hemen bitişiğinde… Yeni bir gökdelen alanı olarak kim bilir kimleri bekleyen, adeta “parsel parsel satılan” bir armağan! Hem de insanları “mutlu” edeceği iddiasındaki mimar bir belediye başkanının topraklarında, ismi şimdilerde fısıltı ile söylenen birilerini mutlu edecek düşeş bir arazi…

Keşke, TMMOB İzmir İKK ve Konak Belediyesi, 24 Kasım 2024 tarihli İzmir Elektrik Fabrikası önünde yaptıkları basın açıklamasında söyledikleri gibi, satılacak bu değerli arsanın önüne giderek burada yeni bir gökdelen yapılmasına karşı çıksalar ve ben de benim gibi düşünen arkadaşlarımla birlikte gidip onlara destek olsam…

Bu değerli arsayı satabilmemiz için öncelikle buraya çöp dökmemeniz gerekiyor!

Amiyane deyimle, geçtiğimiz Perşembe günü Erol Şaşmaz dostum tarafından çekilen fotoğraflarda da göreceğiniz gibi İzmir Büyükşehir ve Konak belediye başkanlarıyla Ege Mahallesi muhtarının el birliği ile “buraya çöp dökme” pankartlarını astığı; ama “gökdelen yapma!” pankartlarını asmadığı “yeme de, yanında yat” güzel bir arsa! (1)

Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediye Encümeni‘nin 20 Mart 2025 tarih, 331 sayılı kararından öğrendiğimize göre; belediye şirketlerinin 1 Milyar 837 Milyon 805 Bin, 774 Lira 12 Kuruş tutarındaki borçlarını ödemek için Karşıyaka, Tire Konak, Bayraklı ve Bornova‘daki değerli arsaların teminat olarak kabul edilmesi ilgili kuruluşlardan talep edilmiş….

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2000-2023 dönemi faaliyet raporlarındaki bilgilere göre aradan geçen sürede kentte yeni yapılaşma alanlarının açılması, yeni yapılan ya da revize edilen imar planlarının ya da 18 uygulamalarının yarattığı yeni belediye taşınmazları, 2012 tarihli 6360 sayılı yasa uyarınca kapatılan özel idareye ait çok sayıdaki taşınmazın belediyelere devri ve kamulaştırmalar nedeniyle sahip olunan arsaların sayısı 4.238’den 4.593’e, kamu tesisleriyle ticari gayrimenkullerin sayısı ise 1.269’dan 5.424’e yükselmekle birlikte; 2011’de 17, 2012’de 46, 2013’de 48, 2014’de 92, 2015’de 96, 2016’da 45, 2017’de 274, 2018’de 292, 2019’da 86, 2020’de 416, 2021’de 357, 2022’de 59 ve 2023’de 125 olmak üzere son 13 yılda toplam 1.953 adet hisseli ya da tam paylı arsanın satışı yapılmıştır. Tabii ki satışı yapılan bu arsaların kentin neresinde ve hangi değerde olduğunun açıklanmadığı bir ortamda… (2)

Ayrıca yazıya eklediğimiz tablonun da ortaya koyduğu gibi arsalar ve diğer taşınmazlar için faaliyet raporlarına yazılan değerler ifade edilen toplam değerleri vermemekte, taşınmaz türlerinin belirlenmesi konusunda yıllar itibariyle hiçbir gerekçe gösterilmeksizin büyük değişiklikler yapılmakta, bu nedenle verilerin sayıların yıllar itibariyle birbirlerini tutmadığı, bunun somut bir örneği olarak 2018’de 3 adet olduğu söylenen hayvan barınağı sayısı 2019’da 1’e inmekte, 2020’de de yeniden 3’e yükselmekte, belediyeye ait tesislerin yapımında mevcut parseller için tevhit (birleşme) işleminin yapılmadığı görülmekte; kısacası belediye mülklerinin yönetiminde yıllar ve belediye başkanlarının hizmet dönemleri itibariyle farklı uygulamalar yapıldığı görülmektedir.

Evet, kamu mülkünün kamu yöneticisine emanet edildiği dönemlerden, kamu mülkünü mirasyedi gibi satıp savan kamu yöneticilerinin egemen olduğu bir döneme gelmiş durumdayız… Aynı partiden, aynı siyasi görüşten gelen belediye başkanlarının zamanında ödemeyip başka yerlere savurdukları vergi ve sigorta primlerini faizi ve gecikme zammı ile birlikte ödemek için, bu malları bir teminat olarak göstermek için iktidar kurumlarına adeta yalvardığı, İller Bankası‘ndan yüksek faizlerle borç para alınmasının sanki piyangodan para çıkmış gibi bayram konusu yapıldığı, borcu zamanında eksiksiz ödememenin muhalefet yapmak sanıldığı garip bir dönemden geçiyoruz…

Bu durumda kim ne söylerse söylesin olan, o kamu mallarının gelirinden ya da kreş, anaokulu, huzurevi, sosyal tesis, konut, lojman olarak yararlanmayan kentlilere; yani bizlere oluyor… Belediyeler, geçmiş dönemin hesabını sormaksızın bu döneme sarkan muazzam borçlarını ödeyebilmek için her zaman yapılanı yaparak ellerindeki malları haraç mezat satıyorlar ve böylelikle kentteki arsa ve arazi rantını sermaye sahibi sınıfların hizmetine sunuyorlar… Sonra da çıkıp buna “sosyal belediyecilik” ya da “toplumcu belediyecilik” diyorlar…

Tabii ki, bu kentte çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız olumlu ya da olumsuz her şeyi düşünüp hesap ederken kendilerine kamu mallarını teslim ettiğimiz belediye yönetimlerinin işlediği bu tür vahim kent suçlarının farkına varan, hiçbir menfaat ilişkisini düşünmeksizin bu suçları teşhir edip yasal yollardan mücadele edenlerin değerini bilmek, onlara destek olmak ve topluca “HAYIR!” diyebilmek adına…

(1) https://www.izmir.bel.tr/tr/EmlakIlanDetay/547/292

(2) İzmir Büyükşehir Belediyesi 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020, 2021, 2022 ve 2023 Faaliyet Raporları.