Darağacı belleğini utandıran büyük adaletsizlikler…

Ali Rıza Avcan

2024 yılının Nisan ayından bu yana “Darağacı hatırlıyor ve unutmuyorum” adı verilen çalışma kapsamında; eskilerin Darağaçı, yenilerin Umurbey dediği geniş bölgedeki eski fabrika, atölye, işletme, depo, antrepo ve sundurma gibi üretim mekanlarında işletme sahibi, yönetici, mühendis, memur ve işçi olarak çalışmış olanların o dönemde ve o üretim süreçleri içinde edindikleri anıları “emeğin miras hakkı” boyutunda belirleyerek ortaya çıkarmaya çalışıyorum….

Bu çerçevede, o bölgede yaşanan grevler, direnişler, dayanışma eylemleri, çatışmalar, toplumsal ve ekonomik krizlerle dünya ve ülke düzeyinde gerçekleşen büyük altüst oluşlarının etkilerini öğrenmek ve bu şekilde öğrendiklerimi hatırlatıp unutturmamak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Çalışmaya ilk önce İzmir Elektrik Fabrikası, İzmir Sümerbank Basma Sanayi İşletmesi ve Alsancak Limanı, daha sonra Darağacı mahallesi genelinde derinlemesine araştırma ve görüşmeler yaparak başlamakla birlikte; İzmirlilerin “Liman Arkası” dediği bölge işletmelerinde çalışan ya da o işletmelerde çalışıp mahallede yaşayanların kapitalist üretim ilişkilerinden kaynaklanan anılarını ortaya çıkarıp o döneme ait bilgi, belge ve objeleri belirlemeye çalışıyorum.

Darağacı ve Gomel Yağ Fabrikası…

Bölge ile ilgili çalışmanın ilk başında hem arşiv belgelerini tarayarak hem de sokak sokak, cadde cadde dolaşarak yerinde yaptığımız tespitler sonucunda bölgede İzmir‘in ve Ege Bölgesi‘nin sanayileşme tarihiyle yakından ilgili birçok fabrikaya, atölyeye rastlamıştım. İzmir Havagazı Fabrikası, İzmir Elektrik Fabrikası, İzmir Sümerbank Basma Sanayi İşletmesi, Şark Sanayi bunların en bilinenleri olmakla birlikte yerleşimin tam ortasında oldukça büyük bir parseli işgal edip bugün üretimi durdurup buradaki üretim araçlarını Aliağa Organize Sanayi Bölgesi‘ne taşımakta olan Bağ Yağları A.Ş., daha doğrusu eski adıyla Gomel yağ fabrikası, özellikle de bu fabrikanın 1967-1970 döneminde ihraç ettiği 530 tonluk zeytinyağının içine “motoryağı” denilen “parafin likit” karıştırılması ile ilgili soruşturma ve davalar sırasında yaşanan adaletsizlikler bugün unutulmaya yüz tutmaya başlamış olsa bile İzmir‘deki egemen güçlerin desteği ile organize edilen bu adaletsizliği, söz konusu fabrika şu sıralarda sökülüp yok edilmekte olsa bile insan sağlığını dikkate almayan vahşi kapitalizmin sahtekarlıklarından kaynaklanan bu kötülüğün unutulmayıp devamlı hatırlanması gerekmektedir.

Ben bu skandalı ilk öğrendiğimde, Kudüs‘ün İsrail tarafından işgal edildiği 5-10 Haziran 1967 tarihli Altı Gün Savaşı‘nın ve ardından gelen olayların ülkemiz kamuoyunda, özellikle de MHP, Ülkü Ocakları gibi milliyetçi-mukaddesatçı kesimlerde yarattığı infial nedeniyle Gomel Yağ Fabrikasının sahibi Yahudi iş adamlarının linç edildiği bir pogrom olduğunu sanmıştım.

Ancak daha sonra yaptığım okuma ve araştırmalar sırasında Bağ Yağları Türk A.Ş. isimli şirketin İzmir Musevi Cemaati Başkanlığı da yapmış olan Manisalı Bohor Avram Gomel tarafından kurulduğu, şirketin 19.07.1955 tarih, 4/5559 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulduğu, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarına göre de şirketin adını 02.01.1959 tarihinde Bağ Yağları San. ve Tic. A.Ş. şeklinde değiştirdiği bilinmekle birlikte; şirketin kamuoyu tarafından Gomel Yağ Fabrikası olarak bilindiğini öğrenmiş,

Bağ Yağları Türk Anonim Şirketi’nin kuruluşuna izin veren Celal Bayar imzalı 19.07.1955 tarih, 4/5559 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı.

Söz konusu şirketin 23 Mayıs 1967 tarihinde 530 ton ağırlığındaki zeytinyağını İzmir Çıkış Gümrüğü‘nde yapılması gereken laboratuvar tahlilinden kaçırarak Yunan bandıralı Pirofus gemisiyle İtalya‘ya ihraç ettiğini; ancak, gönderilen zeytinyağında insan sağlığı açısından tehlikeli parafin likit isimli mineralin (makine yağı) belirlenmesi üzerine bu ürünün İtalyan şirketi Sairo tarafından geri gönderilmesi suretiyle başlayan Gomel Zeytinyağı Skandalı muhakemesinde ilk incelemeyi yapan İzmir Birinci Sorgu Hakimi Abdullah Vedat Altuna‘nın suçluların yargılandığı dönemde değişik makamlara gönderdiği yüzlerce uyarı yazısı ve ayrıca kaleme aldığı “Adalet İstiyorum” isimli kitapta anlattığı şekilde büyük bir hukuk skandalının yaşandığını anlamaya başlamıştım.

Abdullah Vedat Altuna ve kitabı…

İsterseniz zeytinyağı ve adalet skandalı olarak nitelenen bu olayları tarih sırasına göre tek tek hatırlayalım:

1928 yılında Bağ Yağları Türk A.Ş. adıyla kurulup 02.01.1959 tarihinde Bağ Yağları San. ve Tic. A.Ş. adını alan Gomel‘lere ait şirket ile birlikte çalıştığı ihracat şirketi Zikna Kolektif Şirketi 23 Mayıs 1967 tarihinde İzmir Alsancak Limanı‘ndan ayrılan Yunan Bandıralı Pirofus (?) gemisiyle 530 ton ağırlığındaki zeytinyağını Napoli Limanı‘nda teslim edilmek üzere İtalyan şirketi S.A.I.R.O. (Società Anonima Italiana Raffinazione Olii) adına ihraç eder.

530 ton zeytinyağını teslim alan İtalyan firması Sairo yağı analiz için laboratuvara gönderdiğinde yağın içinde insan sağlığını tehlikeye atacak derecede mineral yağ (makine yağı) ve likit parafin bulunduğunu belirleyerek Türkiye‘yi insan sağlığını tehdit eden bir ülke olarak ilan eder ve 530 tonluk zeytinyağını geri gönderir.

Böylelikle Türkiye 1967 yılından başlayarak 32 yıl süreyle yurtdışına zeytinyağı ihraç edemez hale gelir ve bu nedenle gazeteci Şükran Soner 21 Ağustos 1967 tarihli Cumhuriyet gazetesinde zeytinyağı satışlarının 1966 yılına göre yarı yarıya azaldığını yazar.

Bunun üzerine geri gelen tağşişli zeytinyağı ile ilgili soruşturmalar İzmir Birinci Sorgu Hakimi Abdullah Vedat Altuna tarafından yapılır ve bu çerçevede Adli Tıp Kurumu‘nun 04.11.1967 tarih, 300/10842 sayılı kararı ile zeytinyağların insan sağlığına zararlı olduğu belirlenir.

İzmir Birinci Sorgu Hakimi Abdullah Vedat Altuna tarafından yapılan soruşturmanın sonuçlanması üzere önce sadece Gomel şirketi ortağı Sami Gomel, daha sonra Abdullah Vedat Altuna‘nın uyarısı üzerine Zikna Kolektif Şirketi ortakları hakkında İzmir 5. Sulh Ceza Mahkemesi‘nde dava açılır, bu dava açılırken bu tür suçlarda genellikle asliye ceza mahkemelerinin tercih edilmesi gerektiği halde daha az cezalarla ilgili suçlara bakan sulh ceza mahkemesinde dava açılarak İzmir 5. Sulh Ceza Mahkemesi‘nin 25.12.1967 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı vermesi sağlanır.

Makine yağı karıştırılmış zeytinyağının ihraç edilmek istendiği İtalyan S.A.İ.R.O şirketi rafinerisi…

Ayrıca dava konusu olan zeytinyağların Osman Kibar‘ın belediye başkanı olduğu İzmir Belediyesi eliyle tekrar kullanılmak üzere Bağ Yağları şirketine verilerek firmanın zarara uğraması önlenir.

Satışa arz edip İtalya‘daki Sairo firmasına ihraç ettikleri zeytinyağına (likit parafin) madeni yağ karıştırmaktan sanık Sami Gomel, Reşat Gomel ile bunların dahili zeytinyağı alım ve satımında ortakları Zikna Kolektif Şirketi ortakları Moiz Neon, Nesim Neon, Moiz Azikri ve diğer sanıklar Mehmet Kemal Özsaran, Mustafa Çetin ve Ramazan Fahrettin Işığan hakkında İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde açılan kamu davasının sonunda 01.11.1968 tarihinde sanık Sami Gomel, Reşat Gomel, Maiz Neon, Nesim Neon, Moiz Arzriki ve Ramazan Fahrettin Işığan‘ın beraatlerine, sanık Mustafa Çetin‘in suç delillerini yok etmek ve adli mercileri yanıltmak suçlarından TCK‘nun 296/1. maddesi gereğinde 15 gün hapsine ve sanık Mehmet Özsaran‘ın da sabit görülen fiilinden TCK‘nun 395 ve 80. maddeleri gereğince takdiren ve teşdiden 10 ay 15 gün hapis ve 1.750 lira ağır para cezasıyla mahkumiyetine, dava konusu 35 varil zeytinyağının müsadere ve imhasına karar verilir ve asıl suçlular yerine keşfedilen şahıslara verilen oldukça az olan cezalar için Cumhuriyet Savcılığı bu kararı temyiz etmez.

Mahkemelerin aldığı bu kararlar üzerine başta İzmir Birinci Sorgu Hakimi Abdullah Vedat Altuna ve onun harekete geçirdiği isimlerin Adalet Bakanlığı‘na ilettiği yoğun şikayetler üzerine kararların yazılı emir yoluyla bozulması için dosyalar Yargıtay I. ve II. Ceza Daireleri‘ne tevdi edilmiş ve her iki dairenin verdiği kararlarla her iki hüküm sanıklar aleyhine bozulur.

Yine aynı şekilde Yüksek Savcılar Kurulu da İzmir eski savcı yardımcıları kararları temyiz etmeyen Kazım Sağbili, Yahya Yahyaoğlu ve Bekir Altınok hakkında disiplin işlemine mahal bulunmadığına karar verir.

Bu hikaye sonucunda başımıza gökten düşen üç elmanın da suçlusu olarak ilan edilen Abdullah Vedat Altuna‘ya ise söz konusu davalarla ilgili sorunları anlattığı kitabı konuyla ilgili herkese göndermesi nedeniyle Yüksek Hakimler Kurulu‘nun kararlarıyla iki kez kınama cezası verilip bu cezalara yaptığı itirazlar da aynı şekilde reddedilir ve bu cezalara ek olarak Ordu Sorgu Hakimliği‘ne sürgün edilir.

Bu davalarda Gomellerin avukatlığını yapan Nuri Nencan ise Abdullah Vedat Altuna‘nın kendisine hakaret ettiği ya da duruşmalara katılanların Abdullah Vedat Altuna lehine tezahürat yaptığı iddiasıyla davalar açmış, ekonomik gücünün sınırlı olması nedeniyle avukat tutamayan Abdullah Vedat Altuna‘yı 10 ayrı avukat (Orhan Etemoğlu, Nedim Kılınçoğlu, Necdet Öklem, Mehmet Ali Tuna, Burkay Aynak, Baykut Aktan, Ramiz Sevinç, Kemal Alev, Yaşar Teksen, Ferudun Manastır, Adnan Uras) tutarak bezdirip saf dışı tutmak için elinden geleni yapar.

1967-1978 döneminde ülke gündemini meşgul eden bu davalarda beraat eden sanıkların Yahudi olmasını ve Süleyman Demirel yönetimindeki hükümetle Osman Kibar yönetimindeki İzmir Belediyesi ve Şevket Filibeli yönetimindeki İzmir Ticaret Odası tarafından desteklenmesini, İzmir Ticaret Odası tarafından İtalya‘dan geri dönen zeytinyağına İzmir Ticaret Odası tarafından olumlu rapor verilerek yeniden sanıklara iade edilmesini, “Mason” ya da “Dönme” oldukları söylenen asıl suçluların ülkedeki ve İzmir‘deki egemen güçler tarafından korunarak onlara mal satan küçük esnafın cezalandırılmasını, suçlu bulunanlara az cezalar verilmesini, hukuka aykırı davaların savcı ve hakimlerinin cezalandırılmamasını gerekçe gösteren Milliyetçi Hareket Partisi ve lideri Alpaslan Türkeş, onun yönetimindeki Ülkü Ocakları; ayrıca, 25 Mayıs 1969 tarihinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) başkanlığını kazanan Necmettin Erbakan‘ın temsil ettiği “Milli Görüş Hareketi“ni destekleyen siyasi çevrelerle Millet Partisi (MP) ve onların yönetimindeki gazete ve dergiler Türkiye‘deki bu gelişmelerle 5-10 Haziran 1967 tarihlerinde gerçekleşen “Altı Gün Savaşı” sonucunda Kudüs‘ün İsrail tarafından işgal edilmesini birbirleriyle ilişkilendirerek İzmir Birinci Sorgu Hakimi Abdullah Vedat Altuna‘yı, kendisi bu tür siyasi fikirlere sahip olmasa da destekleyerek, hakkında yazılar yazarak, davalarına katılarak yanında olduklarını göstermişler ve bu suretle İsrail‘den yana olduğuna inandıkları AP hükümetini sıkıştırmaya çalışmışlardır.

Bu çalışmalara bir de, davanın uyuşmazlık mahkemesi ölçeğinde sonuçsuz kalması ile suçun işlendiği 1967’yi izleyen 32 yıllık süre içinde Türkiye‘nin zeytinyağı ihraç edemez hale düşmesi eklenince ilk başta adaletsizliklerle malul olan bir dava zaman içinde giderek egemen güçlerce engellenen siyasi bir davaya dönüşmüştür.

İhraç için sırasını bekleyen zeytinyağı varilleri…

Satışa sunulan zeytinyağına parafin likit karıştırarak halk sağlığını tehlikeye düşüren sanık Moiz Reşat Gomel ve suç ortakları hakkında önce 24.02.1972 tarihinde İzmir Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi‘nce, daha sonra 07.05.1973 tarihinde İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görevsizlik kararı verilmesi üzerine dava dosyasına bakacak mahkemenin olumsuz görev uyuşmazlığı çerçevesinde hangi mahkeme olduğunun belirlenmesi için dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘na sevk edilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nun 25.06.1973 tarihli kararı ile askeri mahkeme kararı kaldırılır ve söz konusu dosya anlaşmazlığın uyuşmazlık mahkemesince çözümlenmesi için 09.01.1974 tarihinde askeri savcılığa gönderilmekle birlikte anayasal bir kuruluş olan uyuşmazlık mahkemesi ile ilgili kanun henüz çıkarılmadığı için uyuşmazlık mahkemesinin vereceği karar, bir anlamda “çıkmaz ayın son çarşambasına” bırakılmış olur.

Cumhuriyet Senatosu Malatya Üyesi Hamdi Özerin‘in verdiği yazılı soru önergesine, Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu tarafından verilen 16.04.1976 tarihli cevapta uyuşmazlık mahkemesinin kurulmasına ilişkin kanun tasarısının halen Millet Meclisi İçişleri Komisyonu‘nda olduğu belirtildiğinden; söz konusu anlaşmazlığının Uyuşmazlık Mahkemesi‘nin kurulduğu 12 Haziran 1979 tarihi sonrasında ele alınıp alınmadığı, şayet ele alınmışsa ne zaman ve hangi koşullarla bir karara bağlandığı -ne yazık ki- bilinmemektedir.

Kısa adıyla “Gomeller” olarak bildiğimiz Bağ Yağları San. ve Tic. A.Ş. ile Zinka Kolektif Şirketi (Nesim Nahon, Moiz Azikri ve Moiz Naon) tarafından gerçekleştirilen zeytinyağı skandalı ile ilgili olarak TBMM‘nde İstanbul milletvekili Emin Sungur‘un 23.10.1975 tarihli soru önergesi ile Cumhuriyet Senatosu Erzurum üyesi Hilmi Nalbantoğlu ve İzmir üyesi Necip Mirkelamoğlu‘nun yaptığı gündem dışı konuşmalarla Ankara üyesi Hıfzı Oğuz Bekata‘nın yazılı soru önergesine rağmen biz bu dava ile ilgili olarak 1976 sonrasında ne yapıldığını halen bilmediğimiz gibi söz konusu davanın toplumun egemen çevreleri tarafından hayata geçirilen her türlü baskı, yıldırma, ceza, sessiz kalma, unutturma, üstünü örtme; hatta çarpıtma çabası ile gündemden düşürüldüğünü, işin içine devlet yönetimiyle adalet teşkilatında, toplum içinde ve basın dünyasında etkili ve yetkili olan valilerin, belediye başkanlarının, meslek odası yöneticilerinin, İzmir‘deki Mason localarıyla Musevi cemaatinin, Yeni Asır merkezli yerel basının; kısacası güç ve iktidar sahibi herkesin bu hukuksuzluğa açık ya da kapalı şekilde destek vermek suretiyle suçlu konumuna düştüğü bu davada yaşanan en ilginç gelişme ise gençlik lideri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan‘ın ölüme mahkum edildikleri gerekçeli kararda yazılı olan gerekçelerdir.

Gazeteci Uğur Mumcu‘nun “Suçlular ve Güçlüler” isimli kitabında, Tuğgeneral Ali Elverdi, Hakim Albay Ahmet Tetik, Hakim Yarbay Mehmet Turan‘ın birlikte imzaladıkları Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan‘ın ölüm cezasına çarptırıldıkları kararın 10 ve 11. sayfalarında Ali Elverdi‘nin ifadesiyle, “sınıf çelişkilerinin, sosyal adalet ilkelerini zedeleyici intiba ve kanaat yaratan Şellefyan ortaklıklarının, Gomel zeytinyağı skandalının, bu konuda adalet cihazının şaibe altında kalması ve kitlesel öfkeyi tahrik eden emeksiz kazanç, vurgun ve devlet eliyle fert zengin etme politikasının” solcular tarafından propaganda konusu olarak kullanılmasının bu ölüm cezasının gerekçelerinden biri olarak gösterildiğini yazar.

Oysa belgelerle kanıtlı bütün gerçekler, Gomel zeytinyağı skandalı ile ilgili propagandanın sadece solcular tarafından değil, solcuların yanında bizzat başbakanın “bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” sözünü söylediği bir ortamda MHP ve Ülkü Ocakları‘yla yeni yeni palazlanmaya başlayan Milli Görüş Hareketi tarafından Yahudi aleyhtarlığı, hatta daha da ileriye giderek Siyonizm karşıtlığı çerçevesinde propaganda konusu yapıldığını göstermektedir.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan: Deniz Gezmiş’in zeytinyağı eylemleri sırasında uğradığı Ayvalık’tan babası Cemil Gezmiş’e gönderdiği kartpostal…

Agit Cihan, Deniz Gezmiş‘le Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF)‘nun zeytinyağı ve zeytinyağı skandalı ile olan ilişkisini “Devrim’in Önsözü Deniz Gezmiş” isimli kitabında şu şekilde anlatıyor:

1967 yılının “Ağustos sonunda İstanbul ve Ankara’daki öğrenci gençlik örgütleri ortaklaşa bir kampanyayla Marmara ve Ege’de zeytin üreticilerine ‘Zeytinyağı Skandalı’ diye bilinen ve zeytinyağı yerine margarin vb. yağların tüketimini teşvik eden firmalara hükümetin desteğini anlatan bir kampanya düzenlerler. Bu kampanya çerçevesinde Deniz’in de içinde bulunduğu on kişilik bir öğrenci heyeti, 10 günde 50 civarında köy ve 4 kasabada zeytinyağı üreticileriyle görüşüp konferanslar düzenlemeyi planlamışlardır. Bu çerçevedeki ilk konferans 1 Eylül’de Edremit’te bir sinema salonunda yapılır. Konferansta konuşmacılar margarin gibi diğer yağların zeytinyağı ile kıyaslandığında ne kadar sağlıksız olduğunu aktardıktan sonra, bu işin arkasında özellikle Amerika’nın ve diğer emperyalistlerin etkili olduğunu; hükümetin ve ilgili bakanlık yöneticilerinin de büyük ölçüde suçlu olduklarını anlatırlar. Zeytinyağı üreticilerinin örgütlenerek ürünlerine sahip çıkmalarını, margarin tekelleriyle mücadele etmelerinin önemini anlatırlar.

Deniz de; Güre, Zeytinlik, Kızıl Keçeli köylerinde halka konuşur, propaganda ve örgütlenme faaliyetleri yürütür. 3 Eylül’de Ayvalık ve köylerinde toplantılar ve konuşmalar yapılır.

11 Eylül’de bir basın toplantısı yapan heyet, izlenimlerini açıklar:

Halk, Ticaret ve Sağlık Bakanlıkları’nı suçlu buluyor. Küçük müstahsil bir araya gelemediği için margarincilerle başa çıkamamaktan şikayetçi. Bu arada karışık yağ ihraç eden firmanın halk arasına saldığı ajanlar, firma sahiplerini acındırmaya ve pişmanlık duyduklarını yaymaya çalışıyor.

Halkın anlatılan gerçekleri çok iyi kavradığını, bu işte Amerika’nın soya üretimi nedeniyle baş rolü oynadığını kabul edip meselenin özünü anladıklarını açıklayarak; Ayvalık ve Burhaniye’de konuşmaları engellemek için oyunlar tezgahlandığını da ekliyorlar”

Bu anlatımdan da görüleceği gibi solcular; özellikle de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) öncülüğündeki Deniz Gezmiş ve arkadaşları Gomeller davasının açılıp sürdürüldüğü tarihlerde ABD tekelleri tarafından dayatılan margarin karşısında zeytinyağının yaşadığı tehlikelerle yaşanan sorunları görüyor ve halkı aydınlatmaya çalışarak bu konuda da bir mücadele hattı yaratmaya çalışıyordu.

Sonuç olarak;

Bugün yine İzmir‘in; özellikle de bugünlerde pek bir moda olan Darağacı bölgesinin hafızasında yer almakla birlikte unutturulmak istenen bir adalet skandalını ele alarak bazıları için rahatsız edici olacak gerçeği ortaya çıkarmaya çalıştım.

Üniversite yıllarında bu ülkenin önemli bilim insanlarından ciddi bir hukuk eğitimi alıp bu bilgiyi yaşamımın nedeni olan mücadele çerçevesinde açtığım ya da müdahil olarak katıldığım çeşitli davalardaki uygulamalarla zenginleştirmiş olmakla birlikte ben de bir hukuk gazisiyim. FETÖ olarak kısaltılan Fethullah Gülen Çetesi tarafından 1991 ve 2025 yıllarında iki kez devlet memurluğundan atılmış biri olarak mahkemelerin, hakimlerin, baroların, tüccar olan ya da olmayan avukatların içinde bulunduğu çaresizliği, kötü durumu en iyi bilenlerden, adaletsizliği en derininden tatmış biriyim. Çünkü bütün hayatım boyunca ilk sorgu hakimi olarak müfettişlik yapıp binlerce insana “ananın adı, babanın adı nedir?” sorusu ile başlayan incelemeler ve soruşturmalar yapmış olmama, sanık olarak kendimi kah savunmuş, kah şikayetçi ve müdahil olarak davalar açıp kazanmış ya da kaybetmiş olsam da adaletsizlik karşısında duyulan öfkeyi yakından tanıyor, biliyorum… Adliye binalarında avukat, savcı ve hakimler tarafından kullanılan ayrıcalıklı kapılar yerine halka açık kapılardan girip çıktığım, avukat savcı ve hakimlere tahsis edilen ayrıcalıklı tuvaletlerden yararlanamadığım, arkadaşım ya da dostum olan avukatlar sayesinde bazı dava dilekçeleri ya da hukuki danışmalar için para ödememiş olsam da mahkeme veznelerine emekli maaşımdan arttırdığım binlerce lirayı ödemiş biri olarak adaletsizliğin ne büyük bir haksızlık olduğunu iyi biliyorum… O nedenle de, avukatların söylediklerini dinleyip kitaplardan öğrenip önceki dava belgelerini örnek alarak ulaştığım “avukat yarısı” unvanıyla artık kendi dilekçemi yazar, kendi davamı kendim açar ve takip eder hale geldim…

Benim özel yaşamımda deneyimlediğim bu adaletsizlikler dışında ülkenin ve halkın geleceğini etkileyen Gomel Zeytinyağı Skandalı gibi genel ve büyük suçlarda, dava zamanaşımı süreleri dolmuş olsa bile bu tür hukuki yolsuzlukların hukuk tarihini araştırmayı kendine dert edinen hukukçu ve tarihçiler tarafından, tüm belge ve dosyalara ulaşılarak; hatta, davanın taraflarıyla sözlü tarih çalışmaları yapılarak bir örnek olay ya da moda deyimiyle bir “case” boyutunda araştırılıp yayınlanmasını diliyor; böylelikle, benim yarım yamalak ortaya çıkardığım bu hukuk skandalının, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan‘ın çizdiği adalet yolunda yenilerini önlemek amacıyla kayıt altına alınıp hatırlanmasını diliyorum.

Tüm toplumcu hukukçuların, tarihçilerin ve onların demokratik meslek örgütlerinin bu tür davaları kendilerine sorun edinip bir an önce işe başlaması dileğiyle… Emin olun ben de sizlere elimden geldiğince yardımcı olur, hukuksuzluğun dünya yüzünden kalkması için gönüllü olarak katkıda bulunmaya çalışır, birlikte sonuca ulaşmaya çalışırım…

İşte o nedenle de İzmir Birinci Sorgu Hakimi Abdullah Vedat Altuna‘nın bundan 59 yıl önce haykırdığı gibi “Adalet istiyorum” diye haykırıp size söz veriyorum…

Yararlanılan Kaynaklar

01) Homel, https://tr.wikipedia.org/wiki/Homel, Gomel, https://en.wikipedia.org/wiki/Gomel

02) Bohor Avram Gomel, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/bohor-avram-gomel–7050290

03) Zeytinyağı skandalı, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/zeytinyagi-skandali–7704669

04) Erol Şaşmaz, Gomel Yağ Fabrikası (Bağ Yağları), Darağacı, Konak Merkez, https://www.erolsasmaz.com/?oku=2028

05) İzmir Kültür Envanteri, https://kulturenvanteri.com/yer/gomel-yag-fabrikasi/#17.1/38.435692/27.157311

06) 19.07.1955 tarih, 4/5559 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, Fon: 30-18-1-2, Kutu: 140, Gömlek: 67, Sıra: 18.

07) “1967 Zeytinyağı Skandalı: Gomel ve Zigna Olayı”, Olmada, 21 Mayıs 2026, https://olmada.com/1967-zeytinyagi-skandali/

08) Taylan Köken, “Taam-müt, Zeytin Hasadı, https://www.zeytinhasadi.org/taam-m%C3%BCt-taylan-k%C3%B6ken

09) Remzi Cengiz, “Demokrasi İçin Birlik Dayanışma, https://www.facebook.com/groups/DemBir Day/posts/2563206324015721/

10) Akın Yakan, “Ceza Hâkiminin Beraat veya Mahkûmiyet Kararı, Hukuk Hâkimini Bağlar mı?”, https://akinyakan.av.tr/ceza-hakiminin-beraat-veya-mahkumiyet-karari-hukuk-hakimini-baglar-mi/

01) Uğur Mumcu, Suçlular ve Güçlüler, UMAG Vakfı Yayınları, 29. Baskı, Ekim 1996, İstanbul, Sf.164-165

02) Avram Galanti, Türkler ve Yahudiler, Gözlem Gazetecilik, 1995-İstanbul, sf. 124, 128-129.

03) Agit Cihan, Devrimin Önsözü Deniz Gezmiş, Yeni Dönem Yayıncılık, Mayıs 2010, İstanbul, Sf.76-77

01) Vedat Altuna, “Yahudi soygunculara dur diyecek ses yok mu?”, Yeniden Milli Mücadele Dergisi, 28 Temmuz 1970, Sayı 26, Sf. 2

02)Türkiye’yi Kimler Soyuyor, Bir Hakimin İfşaatı”, Yeniden Milli Mücadele Dergisi, Yıl 1, Sayı 16, 19 Mayıs 1970, , Sf. 6

03) Milletin Sesi: Gomeller Davası Uyumamalı,, Yeniden Milli Mücadele Dergisi, Yıl 2, 13 Temmuz 1971, Sayı 76, Shf. 2

03) Cihan Devrim Avunduk, “Zeytinyağından para kazanmak istiyorsan zeytinyağı satmayacaksın“, Apelasyon Dergisi, Sayı 64, Ağustos 2020, https://apelasyon.com/yazi/64/zeytinyagindan-para-kazanmak-istiyorsan-%E2%80%98zeytinyagi%E2%80%99-satmayacaksin

04) Cihan Devrim Avunduk, “Olan tüketiciye oluyor, Apelasyon Dergisi, 12 Ağustos 2020, https://apelasyon.com/yazi/65/olan-tuketiciye-oluyor

01) Tayfur Göçmenoğlu, “Eflatun Nuri’nin anısına“, 9 Eylül Gazetesi, 03.10.2017, https://www.dokuzeylul.com/eflatun-nurinin-anisina

02) Yusuf Besalel, “Cumhuriyet tarihinde Yahudiler ve meslekleri“, Bianet Gazetesi, 04 Ağustos 2014, https://bianet.org/yazi/cumhuriyet-tarihinde-yahudiler-ve-meslekleri-157563

03) “Altuna’nın kaderi”, Van Bölge Gazetesi, 01.05.2017, https://www.bolgegazetesivan.com/altunanin-kaderi

04) Nuri Nencan, “Yağ Skandalları, Haber Türk Gazetesi, https://www.haberturk.com/yazarlar/nuri-nencan/1179190-yag-skandallari

05) Selahaddin E. Çakırgil, “Necmeddin Erbakan siyasi arenada…, Fikriyat Gazetesi, 28 Ocak 2020, https://www.fikriyat.com/yazarlar/selahaddin-e-cakirgil/2020/01/28/necmeddin-erbakan-siyas-arenada

06) Dr. Hüseyin Kami Büyüközer, “Helal ve Tayyib Derdi Size Nasıl Hasıl Oldu, GİMDES, https://www.gimdes.org/helal-ve-tayyib-derdi-sizde-nasil-hasil-oldu.html

07) “Zeytinyağında 32 yıllık lekeyi unutturan başarı”, Hürriyet Gazetesi, 04 Temmuz 1999, https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/zeytinyaginda-32-yillik-lekeyi-unutturan-basari-39089358

08) Rıfat Özer, “Zeytin, Ege’de SonSöz, 06.09.2020, https://www.egedesonsoz.com/zeytin/amp

09) Osman Ayvazoğlu, “Fener Rum Patrikhanesinin İhanet Programı”, Yedi Kıtada Haber Gazetesi, 08.10.2020,

10) “Gomeller” Davası Olmayan Mahkemede, Bizim Anadolu Gazetesi, 22 Ekim 1975

11) “Karışık zeytinyağı ihraç eden Gomeller için de “Tevkif” kararı verildi”, Hürriyet Gazetesi, 27 Kasım 1967,

12) Nedim Atilla, “Zeytinyağındaki sahtekarların geliri kokain kaçakçıları kadar…”, Ege’de SonSöz, 07.02.2016,

13) Şükran Soner, “Zeytinyağı satışları yarı yarıya azaldı, Cumhuriyet gazetesi, 21 Ağustos 1967

01) TBMM Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi, C 21, T. 14, B. 52, 24.4.1975, Perşembe, Shf. 656-659, https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/CS__/t14/c021/cs__14021052.pdf

02) TBMM Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi, C 29, T. 16, B. 2, 02.11.1976, Salı, Shf. 104-106, http://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/CS__/t16/c029/cs__16029002.pdf

03) TBMM Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi, C. 44, T. 7, B. 3, 9.11.1967 Perşembe, Shf. 49-52, https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/CS__/t07/c044/cs__07044003.pdf

04) TBMM Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi, C 66, T. 19, B. 102, 17.08.1971, Salı, Sf. 626, www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/CS__/t10/c066/cs__10066102.pdf

02) TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 3, Cilt 18, Toplantı 2, 174. Birleşim, 07.10.1971 Perşembe, sf. 256, 273-274, www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/MM__/d03/c018/mm__03018174.pdf

03) TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 4, Cilt 14, Toplantı 3, 38. Birleşim, 13.01.1976, Salı, sf. 366-368, www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/MM__/d04/c014/mm__04014fih.pdf

04) TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 3, Cilt 13, Toplantı 2, B. 06.04.1971 tarihli 91. Birleşimden 2.6.1971 tarihli 106. Birleşime kadar, sf.21,