Aliağa kitapları

Ali Rıza Avcan

2010 yılının Temmuz ve Aralık ayları arasındaki altı aylık sürede, Aliağa Belediyesi’nin 2011-2015 dönemi stratejik planının eğitim ve uygulama danışmanlığını yaptım.

Ardından 2013 yılının Ağustos ayı ile 2014 yılının Ocak ayı arasındaki altı aylık sürede, CHP Aliağa eski ilçe başkanı olan avukat Özlem Şan Oğuzhan‘ın Aliağa belediye başkanı aday adaylığı sürecinde kampanya danışmanlığını yaparak yardımcı olmaya çalıştım.

Hazırlanmasına danışmanlık yaptığım stratejik planla kazanmasına çalıştığım belediye başkan aday adayının seçim bildirgesine Aliağa ve çevresindeki tarihi, arkeolojik, kültürel ve doğal değerlerin daha iyi bilinmesi, korunması ve tanıtılması amacıyla çalışmalar yapılması gerektiğini yazarak bunu sağlamak amacıyla aynen “İzmir Kent Kitaplığı” serisine benzer bir “Aliağa Kent Kitaplığı” serisinin hazırlanmasını önemli bir hedef olarak göstermeye çalıştım..

Bu amaçla İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce o tarihe kadar çıkarılmış olan tüm yayınları Aliağa’ya getirerek bir kütüphane oluşturmaya; böylelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı güzel bir çalışmanın Aliağa’da da yapılması için belediye yöneticilerini ikna etmeye çalıştım.

Ancak 2014 tarihli yerel seçimler öncesinde avukat Özlem Şan Oğuzhan‘ın aday adaylığı CHP Genel Merkezi tarafından kabul görmediği ve sonrasında CHP içi sürtüşme ve çatışmalar nedeniyle belediye başkanlığını seçimini MHP adayı avukat Serkan Acar‘ın kazanması üzerine “Aliağa Kent Kitaplığı” fikrinin bir hayal olarak kalacağını düşünmeye başladım.

Ancak aradan 3 yıl geçtikten sonra, 2017 yılında yapılan Tüyap İzmir Kitap Fuarı’nda birlikte olduğumuz değerli hocam Prof. Dr. Ersin Doğer, Aliağa Belediyesi adına Aliağa tarihi ile ilgili bir kitap yazdığını ancak henüz yayınlanmadığını söylediğinde fazlasıyla sevinmiş ve bu kitabın çıkışını sabırsızlıkla beklemeye başlamıştım.

Bu hafta başında Çaltılıdere’nin sulak alan statüsünden çıkarılışını Aliağalı dostlarımla görüşmeye gittiğimde Aliağa Belediyesi’ne de uğrayarak bu kitabın peşine düştüm.

2014 seçimlerinde gazeteci kimliği ile tanıdığım Şenol Gök beni bu kez Aliağa Belediyesi Basın Danışmanı olarak karşıladı ve yaptığımız keyifli sohbet sonrasında bana bir değil; tam dört kitabı armağan etti:

* Sebahattin Karaca‘nın Aliağa’nın Kentleri,

* Cevat Yıldırım‘ın Güzelhisar, Aliağa Çevresi ile Birlikte,

* Murat Çekilmez ve Emel Dereboylu Poulain editörlüğünde hazırlanan Myrina ve Gryneion, Arkeolojik Yüzey Araştırmaları, Belgeler ve Yeni Araştırmalar 1. Cilt ve

* Prof. Dr. Ersin Doğer‘in Aliağa Tarihi, İlk Çağ’dan 21. Yüzyıla.

Bu kitapları alıp çantama attığımda ise stratejik planı hazırladığımız ya da seçim kampanyasını yürüttüğümüz süreçte bilimsel kaynak bulmada zorlandığımızı, belediye yetkililerini bu kitaplara konu olan tarihi kentlere götürüp anlatma fırsatını bile bulamayışımızı, onlardaki merakı uyandırmak amacıyla Prof. Dr. Ersin Doğer‘in, içinde Aliağa tarihi ile ilgili bölümlerin de bulunduğu “İlk İskanlardan Yunan İşgaline Kadar Menemen ya da Tarhaniyat Tarihi kitabını alarak belediye başkanı ile yardımcılarına armağan ettiğimi hatırlayarak bu kitapların Aliağa ve çevresinin tarihi ile ilgili büyük bir açığı kapattığını ; bu nedenle de Aliağa Belediyesi Basın Danışmanı Şenol Gök‘e hem de bu fikri yaşama geçiren Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar‘a teşekkür etmenin bir farz olduğunu düşünmeye başladım.

Tabii ki, bu yayın serisinin burada bırakılmayıp; yeni çıkacak diğer kitap, dergi ve yayınlarla devam ettirilerek daha da zenginleşmesi dileğiyle…

004

003002001

Bütün kargalar beyazdır

Göker Yarkın Yaraşlı

Sulak alanlar; doğal veya yapay, sürekli veya mevsimsel, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu tüm su kütleleri olarak tanımlanmaktadır.

Bataklıklar, sazlıklar, turbalıklar, sulak çayırlar ile denizlerin altı metre derinliğe kadar olan kesimleri de sulak alan kapsamı içerisinde yer almaktadır.

Sulak Alanlar Neden Önemlidir?

Sahip olduğu biyolojik çeşitlilik nedeniyle dünyanın doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilen sulak alanlar, doğal işlevleri ve ekonomik değerleriyle yeryüzünün en önemli ekosistemleridir.

Sulak alanlar, yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak, taban suyunu dengeleyerek, sel sularını depolayarak, taşkınları kontrol ederek, kıyılarda deniz suyunun girişini önleyerek bölgenin su rejimini düzenlerler. Tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini (azot, fosfor gibi) kullanarak suyu temizlerler. Tropikal ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleridir. Başta balıklar ve su kuşları olmak üzere gerek ekolojik değeri, gerekse ticari değeri yüksek, zengin bitki ve hayvan çeşitliliği ile birçok türün yaşamasına olanak sağlarlar. Yüksek bir ekonomik değere sahiptirler. Balıkçılık, tarım ve hayvancılık, saz üretimi, turizm olanaklarıyla bölge ve ülke ekonomisine önemli katkı sağlarlar.

Sulak Alanlar, mevsimsel ya da kalıcı su ile kıyılarda ya da karanın iç kısımlarında sular altında kalan arazi alanlarıdır:

* Kıyı sulak alanları: Mangrovlar, tuzlu bataklıklar, haliçler, mercan resifleri kıyı sulak alanlarıdır. Dalgalara karşı bariyer oluşturup, fırtınalarda oluşan büyük dalgalarının bir kısmını emerler ve tüm verimli alanları erozyondan korurlar. 

* İç sulak alanlar: Nehirler ve taşkın alanları, bataklıklar, turbalıklardır. Su akışını yavaşlatıp emerek sel baskınlarını önleyip kuraklığı azaltırlar ve iklim değişikliğine karşı çok çeşitli şekilde karbon depolarlar.

 Sulak Alanların Afetlere Karşı Rolü

Sulak alanlar, afet öncesinde hazırlık ve koruma, afet sırasında afetin yıkım etkilerini azaltma ve afet sonrasında da daha kolay ve iyi bir iyileşme sağlayarak afetler karşısında yaşamsal bir öneme sahiptir.

Sulak alanlar, afetlere hazırlıklı olunmasına ve korunmaya katkı sağlarlar. Afet risklerinin önceden anlaşılması ve karşılanması için önemli birer araçtır. Fırtına ve sellere çok yakın alanların korunan sulak alan olarak ilan edilmesi afet risklerini azaltır. Örneğin Senegal’de bulunan Saloum Delta’sı Biyosfer Rezervi; taşkın ve sel kontrolü sağlamakta, kıyısal erozyona karşı koruyucu olmakta ve yıl boyunca tatlı su ihtiyacının karşılanmasını sağlamaktadır.

Sulak Alan Ekosistemleri

“Yağmur ormanlarından sonra dünyanın en üretken ekosistemleri olan sulak alanların korunması amacı ile 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzaya açılan Ramsar Sözleşmesine ülkemiz, 1994 yılında imza atarak sadece bugüne kadar ilan ettiği 14 Ramsar alanını (Sultan Sazlığı, Seyfe Gölü, Burdur Gölü, Manyas (Kuş) Gölü, Göksu Deltası, Akyatan Lagünü, Kızılırmak Deltası, Uluabat Gölü, Gediz Deltası, Yumurtalık Lagünü, Meke Gölü, Kızören Obruğu, Kuyucuk Gölü ve Nemrut Kalderası) değil, sınırları dâhilindeki tüm sulak alanlarını akılcı kullanmayı kabul etmiştir.” (Veysel Eroğlu, Orman ve Su İşleri Bakanı.)

Çaltılıdere

Ebedi ve ezeli Orman ve Su İşleri Bakanımız Veysel Bey’in de belirttiği gibi Ramsar Sözleşmesi tüm sulak alanları korumamızı zorunlu kılan bir mutabakattır. Belli ki, biz de Türkiye olarak bu mutabakatı önemsiyor ve bunu da aynı bakanlığın Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü aracılığıyla gerçekleştiriyoruz.

Öyleyse neden 26.10.2017 tarihinde İzmir Valiliği’nin Mavi Salonu’nda gerçekleştirilen Mahalli Sulak Alan Komisyonu toplantısında;

Aliağa Çaltılıdere Hacı Ahmet Koyu Sulak Alanı’nın üzerine 150 işletme kapasiteli yat üretim tesisi yapılmasına yönelik oylamada bakanlığın kendi genel müdürü, Orman Bölge Müdürü, Çevre ve Şehircilik İl Müdürü olumlu oy kullanmıştır?

Bizzat doğa korumadan sorumlu İzmir Şube Müdürü Vekili, sosyal demokrat belediyeciliğin medar-ı iftiharı İzmir Büyükşehir Belediyesi neden çekimser kalmıştır?

Aliağa Kaymakamı’nın, İzmir Vali Yardımcısı’nın İzmir’in doğasını koruma ve halka yaşanabilir bir çevre temin etme gibi anayasal görevleri yok mu? Bir sulak alana mülki amir “ben gittim gördüm, orada hiç kuş yoktu, kuş cenneti gibi bir yer bekliyordum, o yüzden sulak alan değildir” deyince orası sulak alan niteliğini kayıp mı ediyor?

Aynı mülki amir “bütün kargalar beyazdır” dese bütün kargalar beyaz mı olacak?

Bile bile neden anayasa suçu işliyorlar?

Yoksa anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz diye mi düşünüyorlar? Belki de iki ayyaş yapmıştır bu Ramsar Sözleşmesini, o yüzden muteber değildir kendileri için.  Bakanımızın belirttiği akılcı kullanımdan kasıt, sulak alanları betonlaştırmak mıdır yoksa?

Kim bilir belki bir gün açıklarlar sebebini, hem de çok yakın bir gelecekte…

Beyaz Karga