Ölümden öte köy yok!

Ali Rıza Avcan

Şu son günlerde sevdiğim birçok arkadaşımı kaybetmeye, sık sık cami ve cenazelere gitmeye ve giderek onların arkadaşlık ya da dostluklarının yokluğunu hissetmeye başladım…

Bu yılın Temmuz ayında Mülkiye‘den mezuniyetimizin 50. yılını kutlamak amacıyla oluşturduğumuz WhatsApp grubunda okuldan mezun olan 305 arkadaşımdan 60’ını kaybettiğimizi öğreniyor, birçoğunun ağır hastalıklar nedeniyle hastaneleri yol edindiğine ya da evlerinden çıkamadığına, sağlıkları yanında aile düzenleriyle morallerinin de bozulduğuna tanık oluyorum.

Ülkenin içinde bulunduğu kötü duruma ek olarak insan ilişkilerinde yaşadığım bu kötü durum beni fazlasıyla üzüyor ve onları bir daha göremeyecekmişim gibi bir hisle çevremdeki insan zenginliğinin azalıp yok olduğunu görüyorum…

Sevgili Demet’in espri yeteneğini gösteren Facebook hesabına koyduğu ait üç ayrı görsel…

Geçtiğimiz günlerde yine değerli bir arkadaşımı, Mülkiyeli bir insanı; zekası, espri gücü ve yaratıcılığı ile beni etkileyen, ayrıca bir dönem akvaryumculuk yaparak bir Mülkiyeli için alışılmadık sıra dışı işlerle uğraşan güzel bir insanı, Demet Karakaş‘ı kaybettim, kaybettik.

Demetin uzunca bir süredir bizlerden gizlediği kanser hastalığı sonucu, tıpkı yakın arkadaşı tarihçi Pelin Böke gibi sessiz sedasız aramızdan ayrılışı beni haliyle fazlasıyla üzdü. Kendisi ile çok sık görüşemesek de hayattayken onun orada, aradığım her an bildiğim yerde hazır oluşu beni rahatlatıyor, zaman zaman Facebook‘ta yazdıkları ise beni gülümseterek keyiflendiriyordu.

Ama artık Demet Karakaş ölmüştü ve eskisi gibi her aradığımda ona kolaylıkla ulaşıp sohbet edemeyecek, kendisinden ilginç şeyler dinleyemeyecek, yazılarını okuyamayacaktım.

Onun ölüm haberini ilk öğrenenlerden biriydim. O an Basmane istasyonuna yaklaşan İZBAN‘ın içinde gözlerim yaşararak ve diğer arkadaşlarını arayarak ölüp haberinin doğru olup olmadığını öğrenmeye çalıştım. Evet, doğruydu; ölmüş ve aramızdan ayrılmıştı.

Sonrasındaki 1-2 gün onu nerede ne şekilde uğurlayacağımızı öğrenmek için bekledim. En sonunda Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi‘nin yaptığı duyuru ile onu Bakırçay Üniversitesi‘ne yaptığı kadavra bağışı nedeniyle Menemen‘deki Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde yapılacak bir törenle uğurlayacağımızı öğrendim.

Törene Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi‘nin temin ettiği otobüsle ve onun arkadaşlarıyla gittik. İlk kez gördüğüm üniversitenin büyük salonundaki sahnede o yatıyor ve biz, hepimiz arkadaşları onu saygıyla selamlıyorduk.

Törende onunla ilgili güzel konuşmalar yapıldı. Bu konuşmaların en ilginci ise Bakırçay Üniversitesi rektörü ile Tıp Fakültesi dekanının yaptıklarıydı. Onlar Demet‘e kadavrasını üniversiteye bağışladığı için teşekkür ettiler ve 2018-2019 eğitim-öğretim döneminde açılan Tıp Fakültesi‘nin elinde eğitim amacıyla kullanılan sadece bir adet kadavra olduğunu, Demet‘in bağışı ile birlikte bunun ikiye çıktığını ifade ettiler.

Demet hepimize çok iyi bir insanlık dersi vererek kadavrasını bağışlamış; böylelikle, Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi‘ndeki öğrencilerin eğitimine katkıda bulunmuş, onların iyi hekimler olmasına yardımcı olmuştu.

Ben de 2023 yılında organlarımı bağışlamış olmakla birlikte bu güzel dersten çıkardığım yeni görevler çerçevesinde 5 Ekim 2026, Pazartesi günü Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı binasına giderek kadavra bağışında bulundum.

Sevgili Demet’e, bu yaşamda yaptıklarına; özellikle de, kadavra bağışı yaparak hepimizi iyiliğe davet edişine saygıyla…

Çünkü Ege Üniversitesi benim gibi 1955 yılında kurulmuştu; ayrıca, 1972 yılında üniversite sınavlarından aldığım yüksek puanla bir heves Ankara‘dan kalkıp İzmir‘e gelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi‘ne kaydımı yaptırmış, kayıt sırasında da Ege Üniversitesi‘nin rozetini almıştım. Ancak emekli işçi bir babanın beni İzmir‘de okutmasının mümkün olmadığını anlayıp kafam dank ettiğinde okuduğum Kurtuluş İlkokulu, Kurtuluş Ortaokulu ve Kurtuluş Lisesi‘nin hemen yanındaki Mülkiye‘ye giderek kaydımı yaptırmış, “tüllap” denilen öğrencilerden biri olmuştum.

İşte o nedenle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde ekonomik nedenlerle okuyamamış ve Ege Üniversitesi’nin ilk kadın rektörü olan 1976 mezunu Prof. Dr. Candeğer Yılmaz‘ın sınıf arkadaşı olamamış olsam da benden geriye kalacak olan bedenimi, kayıt yaptırıp rozetini almış olmakla birlikte okuyamadığım Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin iyi bir hekim, iyi bir uzman olması için bilime, eğitime bağışladım. Böylelikle sevgili Demet‘i örnek alıp onun izinden giden iyi bir insan, iyi bir yurttaş ve iyi bir Mülkiyeli olmaya çalıştım. Tabii ki daha sonraları İzmir‘e ihanet edip AKP‘ye geçen bir belediye başkanının sınıf arkadaşı olarak eşimle birlikte belediyede yüksek ücretlerle çalışma fırsatına sahip olabileceğimi hiç düşünmeden…

Ancak bağışta bulunduğum Anatomi Anabilim Dalı sekreterliğinde gerekse eve gelip mevzuatı, mevzuatla ilgili tartışma metinlerini okuduğumda bu bağışın, ben öldükten sonraki zorunlu rıza mekanizmaları ile adeta yok edildiğini, ben sağlıklı iken kendi irade beyanımla ortaya çıkan bir işlemin adeta dikkate alınmadığını öğrendim.

Sağlıklıyken kendime ait taşınır ya da taşınmaz malları istediğim kişi ve kurumlara bağışlayabilen biiri olarakn, sağlığımdaki bir beyanla bağışladığım bedenimi ancak bedenim ben öldükten sonra 1. derece yakınlarımın rıza göstermesi halinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi‘ne verebiliyor, 1. derece yakınlardan bir kişi bile karşı çıksa o ölmüş beden; yani, kadavra çürümek üzere toprağa veriliyordu.

Bu görüşe göre İslam hukukundaki “Zaruretler haramları mubah kılar” ve “İnsan hayatının/sağlığının korunması” gibi ilkeler doğrultusunda, bu tür bilimsel çalışmalarda etik kurallarla onur kırıcı bir muameleye yol açılmaması koşuluyla tıp eğitimi ve bilimsel araştırmalar için kadavra kullanılmasında bir engel görülmemektedir. (3)

Almanya ve Japonya gibi ülkelerde ise eğer kişinin sağlığından kalma yazılı bir izni yoksa, 1. derece yakınların onayı olmadan kesinlikle kadavra veya organ alımı yapılamaz.

Amsterdam Cerrahlar Loncası’nın başhekimi Dr. Nicolaes Tulp’un idam edilmiş bir suçlunun cesedi üzerinde kol kaslarını ve tendonların işleyişini cerrahlara gösterdiği halka açık anatomi dersi (De anatomische les van Dr. Nicolaes Tulp), Rembrandt van Rijn, 1632, Mauritshuis Müzesi, Lahey, Hollanda.

Kişinin kendi bedeni üzerindeki hakları ve kadavra bağışı konusu, Türk Anayasa Hukuku ve medeni hukuk açısından kişilik hakkı, maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı çerçevesinde değerlendirilir.

Kadavra bağışı, bireyin ölümünden sonra bedeninin tıp eğitimi ve araştırmalarında kullanılmasına rıza göstermesidir. Bu durum, anayasal hak ve özgürlükler bağlamında şu temel başlıklar altında tartışılmaktadır:

Anayasa’nın 17. maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu belirtir.

Kendi Kaderini Tayin Hakkı (Otonomi): Kişinin kendi bedeni hakkında karar verme yetkisi, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkının ve insan onurunun doğrudan bir sonucudur. Kişi, sağlığında verdiği bir kararla, ölümünden sonra bedeninin akıbetini belirleme hakkına (kadavra olarak bağışlama) sahiptir.

Anayasa’nın 17. maddesinin 2. fıkrası, “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz” hükmünü amirdir.

Rıza Unsuru: Kadavra bağışında bulunacak kişinin sağlığında özgür iradesiyle rıza göstermiş olması anayasal bir zorunluluktur. Kişinin rızası olmaksızın bedeni üzerinde vefatından sonra dahi olsa tıbbi/bilimsel bir işlem yapılması vücut dokunulmazlığı ilkesine aykırılık teşkil eder.

Kanuni Dayanak: Anayasa’daki “kanunda yazılı haller” istisnası kapsamında, Türkiye’de kadavra ve organ bağışı 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Bu kanun, anayasal sınırların yasal çerçevesini çizer.

Hukuken kişilik, ölümle sona erer (TMK m.28). Ancak hukuk sistemi, ölümden sonra da kişiye bağlı bazı hakları ve “insan onurunu” korumaya devam eder.

Kişinin sağlığında bedeni üzerinde yaptığı tasarruflara (vasiyet veya bağış gibi) ölümünden sonra saygı gösterilmesi, insan onurunun (AY m.17) bir gereğidir.

Kadavra bağışı, kişinin ölümünden sonra bedenine saygılı davranılması, tıp etiğine uygun şekilde ve sadece bilimsel amaçlarla kullanılması şartıyla anayasal koruma altındadır.

Anayasal haklar mutlak değildir; kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir (AY m.13).

Bilim ve Sanat Hürriyeti (AY m.27): Tıp eğitiminin sürdürülebilmesi ve yeni hekimlerin yetişmesi kamu yararı taşır. Kadavra bağışı, bilim hürriyetini ve toplumun sağlık hakkını destekleyen bir unsurdur.

Yasal Sınır (Vasiyet Yoksa Yakınların Rızası): 2238 sayılı Kanun uyarınca, kişi sağlığında bedenini bağışlamamışsa veya aksini beyan etmemişse, ölümünden sonra yakınlarının (aile) rızasıyla da bedeni kadavra olarak kullanılabilir. Bu durum, kişinin mutlak hakları ile toplumsal ihtiyaçlar (kamu yararı) arasındaki yasal dengeyi gösterir.

Özetle; Kadavra bağışı, kişinin kendi bedeni üzerindeki “kendi kaderini tayin etme” (otonomi) hakkının ölümden sonraya uzanan bir tezahürüdür. Anayasa, kişinin sağlığında verdiği bu kararı insan onuru ve vücut dokunulmazlığı kapsamında korurken; tıp eğitiminin ve bilimsel gelişmenin önünü açarak kamu yararı ile bireysel özgürlükler arasında bir denge kurmaktadır.

Bağışçının talebini ailenin onayına bırakan 29 Mayıs 1979 tarih, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun‘un “Ölüden organ ve doku alma koşulu ve cesetlerin bilimsel araştırma için muhafazası” başlıklı 14. maddesine 21 Ocak 1982 tarih, 2594 sayılı kanunla eklenen fıkrada;

“Vücudunu ölümden sonra inceleme ve araştırma faaliyetlerinde faydalanılmak üzere vasiyet edenlerle yataklı tedavi kurumlarında ölen ve bunların morglarına getirilen ve kimsenin sahip çıkmadığı ölü muayenesi veya otopsi işlemi tamamlanmış cesetler aksine bir vasiyet olmadığı takdirde 6 aya kadar muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yüksek öğretim kurumlarına verilebilirler. Bu cesetlerin defin hususu dahil tabi olacakları işlemler Adalet, İçişleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarınca bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren 3 ay içinde çıkarılacak yönetmelikle belirlenir”

Şeklinde hükme bağlanıp fıkranın lafzi; yani sözel yorumu çerçevesinde, bağışlanan cesetler için söz konusu maddenin 1. fıkrasında olduğu gibi bağışlanan organlar için 1. derece yakınların rızasının varlığı aranmadığı için; ayrıca, söz konusu ek fıkra hükmüne göre 2594 sayılı Kanun’un Resmi Gazete‘de yayınlandığı 27 Ocak 1982 tarihinden itibaren üç ay içinde; yani en geç 27 Nisan 1982 tarihine kadar Adalet, İçişleri, Sağlık ve Sosyal Bakanlıklarınca çıkarılması gereken yönetmelik aradan 44 yıl geçmiş olmasına karşın çıkarılmadığı için ceset; yani kadavra bağışlarında, ek fıkra hükmünde yer almayan 1. derece yakınların rızasının aranması koşulunun uygulanıp uygulanmayacağı hukuki bir tartışmanın konusunu oluşturmaktadır.

Ayrıca diğer yandan 2594 sayılı kanunun gerekçesi olarak kabul edeceğimiz 326 no’lu Milli Güvenlik Kurulu komisyon raporu ile 42 no’lu Danışma Meclisi komisyon raporlarında kadavra bağışlarında 1. derece yakınların rızasının aranması gibi bir koşula rastlanmamaktadır.

Günümüzde her geçen gün yalnız yaşayan bireylerin artması ve yaşama süresinin 2026 yılı itibariyle kadınlarda 81,3, erkeklerde 75,5 olmak üzere ortalama 78,4’e yükselip gelecek yıllarda bu rakamın daha da artacak olması gibi nedenlerle çoğu insan öldüğünde ya 1. dereceden bir yakınına sahip olmamakta ya da ölünün akrabalarına ulaşmak yurtiçi ve yurtdışı yerleşmeler nedeniyle çoğu kez mümkün olmamakta; hatta evde tek başına yaşayan bazı yaşlıların cesetlerine günler sonra ulaşılmaktadır. BU durum hepimizin görüp duyduğu ya da bizzat olduğu tanıklıklardır.

O nedenle kadavra ya da organ bağışında bulunanlardan bu şekilde bir yaşam sürenlerin bağışta bulundukları tıp fakülteleri tarafından izlenip bu bağışın bir tür ödülü olarak sağlık durumlarıyla ilgilenilmesi ve yalnız yaşayıp öldüklerinde de onlardan haber sahibi olabilmek için evde bakım hizmetlerine ağırlık verilmesi uygun ve yerinde olacaktır…

Hayattayken kendi özgür ve sağlıklı iradeleri ile organ ya da kadavra bağışında bulunanların ölümleri halinde onların tercihlerine saygı gösterilerek ailelerin bu işe karıştırılmaması ve hukuki düzenlemelerin de buna göre düzenlenmesi laik ve demokratik bir hukuk devleti olmanın gereği olarak yaşama geçirilmelidir.

Evet, sevgili Demet Karakaş, önümüzdeki dönemde hepimizin ve çevremizdeki herkesin organ ve kadavra bağışı yapması için mücadelemizin bayrağı olmalı ve insanlık, iyilik ve bilimsel araştırmalar adına hepimiz elimizden ne geliyorsa onu yapıp eylemeliyiz…

Uzunca bir süredir Demet‘in Facebook‘ta yazdığı yazıları keyifle okuduğum için bu yazıların o hesabın haklarını elinde bulunduran yakınları tarafından bir araya getirerek paylaşılmasını diliyorum…

Bu çerçevede sevgili Demet Karakaş‘ın 27 Ağustos 2012 tarihinde Facebook‘taki kişisel hesabında paylaştığı “Görülen lüzum üzerine” başlığını taşıyan o sımsıcak yazısını paylaşmak istiyorum:

Son söz niyetine;

Herkesi, bugüne kadar organ ve kadavra bağışında bulunmamış herkesi bağış yapmaya davet ediyor ve 5 Ekim 2026 tarihinde yaptığım kadavra bağışının yerine ulaşması; yani, 1. dereceden akrabalarımın benim bu bağış irademe saygı duyarak kadavramı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı‘na teslim etmesini diliyorum…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) Kadavra Caizdir, Medimagazin, 23.06.2010, https://medimagazin.com.tr/guncel/kadavra-8217caiz8217dir-5035

(2) Fetva: “İnsan bedeninin kadavra olarak kullanılması caiz midir?“, Diyanet İşleri Başkanlığı, 24 Aralık 2025, https://kurul.diyanet.gov.tr/tr/fetva/insan-bedeninin-kadavra-olarak-kullanilmasi-caiz-midir/019b97f2-0ec6-7a13-8f0a-7eb49c06d3c1

(3) Bilge, Y., “Kadavra bağışı hakkında”, Akademik Akıl, 20 Temmuz 2020, https://www.akademikakil.com/kadavra-bagisi-hakkinda/yasarbilge/

1) 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun, Resmi Gazete Tarih: 03.06.1979, Sayı: 16655.

2) Milli Güvenlik Konseyi’nin 326 No’lu Komisyon Kararı.

3) Danışma Meclisi’nin 42 No’lu Komisyon Raporu.

4) Kadavra Bağışı Süreci ve Anatomistin Sorumlulukları, Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği.

5) Atay, İ., Seçgin, Y., Yılmaz, N., “Kadavra Bağışına Türkiye ve Dünyadaki Yaklaşım”, Unika Sağlık Bilimleri Dergisi, 2024; 4(2): 883-888.

6) Gürbüz, H., Karlıkaya, E., Mesut, R., “Kadavra Bağışı Üzerine Görüşler”, 7. Ulusal Anatomi Kongresi, 1-5 Eylül 2023, Türkiye Klinikleri J Med Ethics 2004., s.234-241.

7) Sarıdağ, B.H.A., Organ ve Doku Naklinde Yaşanan Hukuki Sorunlar, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul-2021.

8) Şafak, İ., 2025 – Bireylerin Kadavra Bağışına Yönelik Tutumlarının İncelenmesi, Yayınlanmamış Uzmanlık Tezi, Edirne-2025.

9) Şahin, Ç., “Tıp Fakültelerinde Kadavra Eksikliği ve Üniversitelerin Açtıkları Kadavra Alım İhaleleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 12(2), 2022, 1998-2043.

“Ölümden öte köy yok!” için bir yanıt

  1. 2016 yılında EÜ Anatomi Anabilim Dalı’na kadavra bağışı yapmıştım. Cüzdanımda ve evde olmak üzere 2 bağış kartım var. Ayrıca 5 kişiye de sonra ki yıllarda kadavra bağışına ikna ettim ve yaptılar. Bu kişilerden biri görevini yapıyor. Sonsuz bir paylaşım…

    Mesut Tim

    Beğen

Bir Cevap Yazın