“Başkan’ın bütün adamları”

Ali Rıza Avcan

Başkanın Bütün Adamları (İngilizce özgün adıyla All the President’s MenABD Başkanı Richard Nixon‘ın sonunu hazırlayan 1972-1974 tarihli Watergate skandalı ile ilgili, 1976 yapımı bir Amerikan gerilim filmidir. Senaryosu William Goldman tarafından yazılıp Alan J. Pakula tarafından yönetilen kült filmde skandalı araştıran Washington Post gazetesi muhabirleri Carl Bernstein ile Bob Woodward‘ın başlarından geçen olaylar anlatılmaktadır. Filmde Carl Bernstein‘ı Dustin Hoffman, Bob Woodward‘ı da yakın zamanda vefat eden ünlü aktör Robert Redford canlandırmaktadır.

Film çok sayıda Oscar, Altın Küre ve BAFTA ödülüne aday gösterilip 2010 yılında ABD Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihsel veya estetik açıdan önemli” bir film olarak seçilmiştir.

Filmde ABD Başkanı Richard Nixon‘un, kendisine sadık olduklarını bilip güvendiği adamlarıyla birlikte işlediği suçlar anlatılmaktadır. Film o nedenle öncesi ve sonrasıyla Türkiye ve hatta İzmir dahil birçok ülke, şehir ve coğrafyada işin içine siyaset, sermaye, nepotizm denilen kayırmacılık, ve hukuksuzluk gibi şeyler karıştığı takdirde basının ne şekilde davranması gerektiğini göstermektedir.

İşte ben de bugün, “adamlarım” ve “başkanım” söylemiyle başlayan bu suç ortaklığının her başkan değişiminde nasıl tekrarlandığını, başkanlar değişse bile yeni gelen adamları eliyle yapılan soygunların birbirine ne kadar benzediğini ve “sürdürülebilir” olduğunu somut örnekleriyle anlatıp ulusal ve yerel basının neler yaptığını göstermeye çalışacağım…

İşte o nedenle bugünkü yazımı, “Başkanım!” söylemi ile dile gelen kabullenişlerle koltuk, makam ve para kazanıp karşılığında onun sosyal medya paylaşımlarını “❤️” işaretiyle beğenip sadakatini sergileyen Başkan’ın tüm adamlarına adıyorum!

Tabii ki öne çıkardığım “adamları” sözcüğüne, er kişiler kadar kadınları da dahil ettiğimi; hatta, onların duygusal dürtüleri genellikle erkeklere göre daha fazla ya da güçlü olduğu için başkana bağlanma, duygusal aidiyet kurma, kendini onunla var etme açısından daha güçlü duygular içinde olduklarını, daha kolay ve güçlü bağlandıklarını söyleyebilirim…

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin fuarcılık hizmetlerini yürütmek amacıyla 1990 yılında kurulan İZFAŞ A.Ş.‘nin 2024 yılı sonundaki yönetim kurulu üyeleri,

Yönetim kurulu başkanı Cemil Tugay, yönetim kurulu başkan vekili Canan Karaosmanoğlu, yönetim kurulu üyeleri Mustafa Özuslu, Mustafa Oktay Korkmaz, Şule Kök Yıldırım, Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi, Mahmut Özgener ve Burak Orkun Macar olmakla birlikte;

Şirket yönetimi, Haziran/2024 ile Haziran/2025 arasındaki bir yıllık sürede -tabii ki İzmir sermayesinin temsilcisi olan 4 doğal üye (Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi ve Mahmut Özgener) hariç- adeta hallaç pamuğu gibi atılmış, şirket yönetim kurulu bu kısa sürede yayınlanan 8 ayrı ilamla büyük ölçüde değiştirilmiştir.

Sahipleniş….
Ve vazgeçiş…

Bunun nedeni ise, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun desteğini almak amacıyla 2025/Mart ayında Ekrem İmamoğlu ile görüşen Cemil Tugay‘ın, Ekrem İmamoğlu‘nun tutuklanıp Silivri‘ye konulması sonrasında 2024/Ağustos ayında genel sekreter yardımcısı, 2025/Ocak ayında genel sekreter, 2025/Nisan ayında da İZFAŞ yönetim kurulu başkanı yaptığı İstanbul‘dan gelen Ramazan Ercan‘dan bir an önce kurtulmak için çaba harcadığı görülmüş; ancak, Ramazan Ercan‘ın yönetim kurulu başkanlığı görevinden kendi isteği ile ayrılmayı istememesi üzerine 2 ve 25 Haziran 2025 tarihli iki ayrı ilamla başkanlık görevinden almış ve onun boş bıraktığı koltuğa Sayıştay‘ın tüm uyarılarına rağmen kendisi oturmuştur.

Haziran/2024-Haziran/2025 tarihleri arasındaki baş döndüren görevlendirmelerin trafiği şu şekilde gerçekleşmiştir:

Kasım/2024’de yapılan ilamla Ramazan Tezcan yönetim kurulu başkanı yapılmış, bundan 2 gün sonra Şule Kök Yıldırım yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine Cemalberk Kürekçi getirilmiş, tam 1 gün sonra Canan Karaosmanoğlu Alıcı yönetim kurulu başkan vekilliğinden alınıp yerine yönetim kurulu üyesi Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu getirilmiş, 1 ay sonra Mustafa Oktay Korkmaz yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine Fatma Taşkent getirilmiş, 23 gün sonrasında Fatma Taşkent yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi Elvin Sönmez Güler getirilmiş,

Nisan/2025’de yapılan şirket genel kurulunda Ramazan Tezcan yönetim kurulu başkanı, Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Pınar Okyay, İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü çalışanı ve İZFAŞ Fuar ve Etkinlikler Danışmanı Cemalberk Kürekçi, İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi Mustafa Özuslu, Ege Sanayi Odası (EBSO) başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası (İTB) başkanı Işınsu Kestelli, Ege İhracatçılar Birlikleri (EİB) koordinatör başkanı Jak Eskinazi ve İzmir Ticaret Odası (İZTO) başkanı Mahmut Özgener yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiştir.

Bu genel kurul sonrasında Ramazan Tezcan‘dan yönetim kurulu başkanlığından, Cemalberk Kürekçi yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yeni genel sekreter Zeki Yıldırım yönetim kurulu üyesi yapılmıştır.

Görüldüğü gibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kurulan ilişki ve sağlanan destek çerçevesinde genel sekreter ve İZFAŞ yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirilen İstanbul‘daki Reform Enstitüsü‘nün kurucusu Ramazan Tezcan, İmamoğlu‘nun tutuklanması sonrasında hızla ve acele olarak tüm görevlerinden alınarak İstanbul‘a gönderilmiş; böylelikle, İZFAŞ‘taki yönetim yeniden Cemil Tugay‘ın eline geçmiş, genel sekreter Zeki Yıldırım‘ın varlığı sayesinde başkanın bu şirket üstündeki gücü daha da artmıştır.

Şimdilerde ise asıl iştigal konusu fuarcılık olan bu şirketin yönetim kurulu başkanlığı plastik cerrah bir hekim (Dr. Cemil Tugay), yönetim kurulu başkan vekilliği TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi eski başkanı bir şehir plancısı (Zeki Yıldırım), yönetim kurulu üyelikleri ise yanar-döner kişiliği ile siyasi liderini ve ekibini devamlı değiştiren lise mezunu yerel bir siyasetçi (Mustafa Özuslu), belediye başkanının sınıf arkadaşı halk sağlığı uzmanı bir hekim (Dr. Pınar Okyay), yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak yurtiçi ve yurtdışında ambalaj ve inşaat sektörleri dahil farklı sektörlerde çalışıp İZFAŞ uluslararası ilişkiler koordinatörü olarak görev yapan profesyonel bir yönetici (Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu) tarafından ifa edilmektedir.

İZFAŞ genel müdür yardımcılığı görevi ise Temmuz/2017-Eylül/2024 döneminde, Ankara‘daki Kaçak Saray‘la İzmir-Turan‘da yapılmakta olan Neva Yalı isimli gökdelenlerin şirketi yandaş Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın Karşıyaka Mavişehir‘deki AVM‘sinin önce müdür yardımcılığını, daha sonra müdürlüğünü yapan Hüseyin Koca tarafından yürütülüyor… Ne genel müdür yardımcısı ama! Hem Rönesans‘ın eski yöneticisi, hem Karşıyaka‘dan gelme, hem de Cemil Tugay‘ın takım elbiselerini aldığı söylenen imara aykırı AVM‘nin eski müdürü! Tam da gözlerden uzak köşelerde usulsüz işler yapmaya hibrit şirketler kuran İZFAŞ‘a layık şekilde….

İZFAŞ, yasal bir zorunluluk olmakla birlikte kendisine ait İnternet sayfasında Bilgi Toplumu Hizmetleri bölümünü bulundurmamakta, o nedenle de şirketin cirosu, kar-zarar rakamları bilinmemektedir.

Ayrıca İZFAŞ‘la ilgili 2023 yılı Sayıştay denetim raporunda dile getirilip basının günlerce gündeme taşıdığı yolsuzluk ve usulsüzlüklerin izleyen yıllarda da devam edip etmediği henüz bilinmemektedir.

Diğer merak edilen bir konu ise, 2023 yılı Sayıştay denetim raporuna yazılan bütün bu yolsuzluk ve usulsüzlükler yapılırken, yönetim kurulunun değişmez üyeleri olan İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) ve İzmir Ticaret Borsası (İTB) başkanlarıyla belediye başkanı Cemil Tugay‘ın ve İZFAŞ A.Ş.‘ni denetlemekle yükümlü Sun Bağımsız Denetim Şirketi‘nin bu yolsuzluk ve usulsüzlükleri önlemek için neler yaptığıdır…

Bir zamanlar İZBETON…
Şimdi de onun yerini almaya çalışan Egeşehir Yapı Planlama…

Şimdilerde 2024-2025 döneminde iflas edip soruşturma ve davaların öznesi haline getirilen İZBETON‘un yerini almaya aday olan EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA ile ilgili olarak aynı dönemde toplam 12 ilam yapılmış ve bu duyurulara göre daha önce şirket yönetiminde yer alan Rafet Yacan, Güler Sağıt, Candan Dipli, Koray Velibeyoğlu, Olgun Soydan, Yüksel Bakış ve Işıl Konya görevden alınmış, onların yerine İsmail Mutaf, Özkan Yıldız, Hüseyin Gökhan Özdemir, Gökhan Gündüzoğlu, Nehir Yüksel, Süleyman Ekinci ve Turan Dilek getirilmiş, 30 Ekim 2024 tarihinde 283.618.000.- lira olan şirket sermayesi % 1.146,65 oranındaki olağanüstü büyüklükteki bir artışla 3.252.088.465.- liraya yükseltilmiş, bunu sağlamak amacıyla da belediyeye ait değerli arsa ve arazilerin değerlemesi yapılıp şirket sermayesine eklenmiştir.

Bu arada adeta şirketin demirbaş oyuncusu olup Karşıyaka‘daki Mehmet Cengiz skandalının başrolündeki Nilüfer Bakoğlu Aşık ile Mehmet Anıl Kaçar ve Ayten Başaran gidene “güle güle“, gelene de “hoş geldin” diyebilecek bir şekilde görevlerinde kalmıştır…

EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA‘nın mevcut yönetim kurulu aşağıdaki zevattan oluşmaktadır:

1. İsmail Mutaf, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı, Emlak Yönetimi Dairesi eski başkanı, harita mühendisi,

2. Süleyman Ekinci, Yönetim kurulu başkan vekili, genel müdür, inşaat mühendisi,

3. Mehmet Anıl Kaçar, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Dairesi başkanı, Ankara Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümü mezunu, Tüm-Bel-Sen eski işyeri temsilcisi,

4. Ayten Başaran, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Abone İşleri Dairesi başkanı, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü mezunu,

5. Özkan Yıldız, Yönetim kurulu üyesi, öğretim üyesi, sosyolog, CHP parti meclisi eski üyesi, Torbalı Belediyesi eski başkan yardımcısı,

6. Gökhan Gündüzoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Akıllı Şehir ve Kent Bilgi Sistemleri Dairesi başkanı, harita mühendisi,

7. Nehir Yüksel, Yönetim kurulu üyesi, şehir plancısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi başkanı, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi eski başkanı, Cemil Tugay’ın Karşıyaka’dan getirdiği bürokratı.

8. Hüseyin Gökhan Özdemir, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi başkanı,

9. Nilüfer Bakoğlu Aşık, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi, harita ve kadastro mühendisi,

10. Turan Dilek, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Emlak Yönetimi Dairesi başkanı, harita mühendisi,

İZBAN A.Ş., 10 Ocak 2007 tarihinde % 50+%50 sermaye payı dağılımı çerçevesinde TCDD Genel Müdürlüğü ile birlikte kurulduğu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay yönetim kurulu içinde sadece ve sadece 4 üyenin görevlendirilmesi ile ilgili yetkiye sahip olduğu için 2024-2025 dönemindeki Cemil Tugay kaynaklı değişim trafiği oldukça sakin geçmiştir.

Bu dönemde değiştirilen yönetici sayısı az olmakla birlikte, uzun yıllardır İZBAN‘a emek veren Sönmez Alev ile Raif Canbek‘in istifa edip ayrılmaları sonrasında yerlerine oldukça tecrübesiz isimlerin atanması nedeniyle şirketin hizmet kalitesini büyük ölçüde bozulmuştur. Cemil Tugay ise kendisinden kaynaklanan bu olumsuzlukları, TCDD yetkililerinin üzerine atarak ve 2010 yılında uluslararası düzeyde ödüllendirilen 2007 tarihli İzmir Büyükşehir Belediyesi-TCDD Genel Müdürlüğü anlaşmasını tartışmaya açarak örtmeye çalışmıştır. Adeta bir histeri krizi şeklinde ortaya çıkan bu kavgacı tutum halen devam etmekte olup bu durum İZBAN‘ın devamlı tartışılan bir şirket, bir kurum olmasına yol açıp kurumsal itibar ve güvenilirliğini zedelemektedir.

2025 yılı başında iki deneyimli şirket yöneticisi Sönmez Alev ile Raif Canbek‘in ayrılması ile başlayan yönetim zaafiyeti, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Çağatay Güç‘ün yönetim kurulu başkanlığına getirilmesi suretiyle çözülmeye çalışılmakla birlikte; Çağatay Güç‘ün başka bir süreç içinde “belediye başkanının adamı” olarak CHP il başkanlığı görevine getirilmesi nedeniyle ortaya çıkan yönetim boşluğu uzun yıllar ESHOT Ulaşım Planlama Dairesi Başkanlığı görevini yapıp Temmuz/2025’de Çağatay Güç‘ün boşalttığı genel sekreter yardımcılığı koltuğuna oturan Hakan Uzun‘un İZBAN Yönetim kurulu başkanlığına getirilmesi ile çözülmeye çalışılmaktadır.

Mevcut filonun eskiyip artan nüfus karşısında yetersiz ve bakımsız hale gelmesi, mevcut istasyon platformlarının uzun dizilere uygun olmaması, gelen-giden yolcu koridorlarının yetersizliği, istasyonlardaki asansörlerle yürüyen merdivenlerin devamlı arızalı olması, yapımına başlanan iki adet istasyon inşaatının henüz bitirilmemiş olması, seferlerin devamlı gecikmesi, 90 dakika uygulamasının kaldırılması ve yüksek taşıma ücretleri gibi gerçek sorunlar yerine sahte sorunların gündeme getirildiği günümüz koşullarında şirketin mevcut yönetim kurulunun yapısı aşağıdaki gibidir:

1. Hakan Uzun, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı,

2. Suat Altın, Yönetim kurulu başkan vekili, TCDD temsilcisi

3. Mahmut Civan, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

4. Mehmet Özalp, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Metro genel müdür yardımcısı. Kendisine ait Linkedin sayfasında Kasım/2024’de görevlendirildiği İzmir Metro genel müdür yardımcılığından başka ne yaptığına ilişkin hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

5. Cemal Yaşar Tangül, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

6. Rahmi Kamil Gayda, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

7. Alpaslan Kara, Yönetim Kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Dairesi Başkanı,

8. Hakan Ünal, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi temsilcisi, makine mühendisi, TMMOB Makine Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi eski başkanı, genel müdür yardımcısı, (Benzeri bir alanda çalışması olup olmadığı bilinmiyor)

9. Volkan Yurtoğlu, Genel müdür, Kendisine ait Linkedin sayfasındaki bilgilere göre daha önce İzmir Valiliği Özel Kalem Müdürlüğü, 112 Acil Servisi ve Menemen Belediyesi gibi kurumlarda bugün yaptığı işin eğitim, bilgi, deneyim ve becerilerini gerektirmeyecek işlerde çalıştığı anlaşılıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen Nisan/2017-Aralık 2024/döneminde İZBAN genel müdürü olarak çalışmakta iken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın yanlış tercihi ile görevden alınıp şimdi Masel İnşaat Grubu‘nda genel müdürlük yapan Dr. M. Seçkin Mutlu‘yu, onun eğitimi ile bilgi, birikim ve tecrübesini dikkate aldığımızda bu yeni genel müdürün kalitesini ve o kalitenin yolcu hizmetlerine yansıyan olumsuzluklarını daha iyi değerlendirmemiz mümkün olacaktır. (1)

Şirketin 15 Mayıs 2025 tarihli olağan genel kurul toplantı tutanağındaki 6. madde hükmüne göre yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyelerine bir yıl süreyle her ay net 30.000.- lira huzur hakkı, net 108.000.- lira murahhas aza ücreti olmak üzere toplam net 138.000.- lira ödenmesine karar verildiği görülmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer döneminde kıymetli danışmanı ve dostu Güven Eken tarafından kurulup çoğunluğu Doğa Derneği yönetici ve üyelerinden oluşan ekibini astronomik rakamlarla kiraladığı Fevzipaşa Bulvarı üzerindeki tarihi Çukur Han‘a yerleştirdiği vukuatlı bir şirket daha! Devamlı zararda, devamlı ehil olmayan ellerde oyuncağa ve suç yatağına dönüşen bir şirket… Belli ki birilerinin cebinin dolması için kuruldu.. Lüks mekanlardaki ofisler, sağda solda kahve satan “tiny house” şubeler, % 49 hisse ile kurulan ve kamuoyunca tanınıp bilinmeyen şahıslara % 51’lik hisselerin adeta bahşedildiği hibrit şirketler, 2023 yılında toplam 3.256, 2024 yılında da toplam 3.222 personel çalıştıran şirket… 2023 ve 2024 yılı Sayıştay denetim raporları bu usulsüzlük ve yolsuzlukların büyük bir kısmını açık bir şekilde ortaya koyuyor…

Benim son kez 8 Kasım 2024 tarihinde ele alıp analiz ettiğim şirket o tarihten bu yana 13 ayrı ilamın konusu olmuş durumda… Buna göre o tarihlerde Onur Kadir Eryüce‘nin yönetim kurulu başkanlığı ve Cemil Tugay‘ın yakınında olup en fazla güvendiği avukat Aylin Öz‘ün başkan vekilliğinde üyeler Ayhan Bülent Topbaş, Hatice Gökçe Başkaya, Fatma Taşkent, Cemal Mete, Elif Demirci İşleğen, Nermin Özgül, Müge Deniz Bal ve Ergin Hacığolu‘ndan oluşan yönetim kurulu üyeleri görev yapıyormuş.

O tarihten sonra yayınlanan Sayıştay denetim raporunda yazılı usulsüz ödemeler nedeniyle yönetim kurulu başkanı Onur Kadir Eryüce ile daha sonraki tarihlerde Cihan Mete, Hatice Gökçe Başkaya ve Ayhan Bülent Topbaş görevden alınmış.

Kasım/2024’de görevlendirilen Zeynal Abidin Akdağ Temmuz/2025’de, Kasım/2024’de görevlendirilen Orhan Timurhan ise Mart/2025’de görevden alınmış.

Nisan/2025’te yapılan son şirket genel kurulunda alınan karar ve onu izleyen üç ayrı karara göre şirketin yönetim kurulu şu an itibariyle aşağıdaki şahıslardan oluşmaktadır:

1. Koray Velibeyoğlu, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi ve İzmir Planlama Ajansı Başkanı,

2. Aylin Öz, Yönetim kurulu başkan vekili, avukat, Cemil Tugay‘ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı‘ndan bu yana beraberinde taşıdığı ve en fazla güvendiği kişilerden biri,

3. Elif Demirci İşleğen, Yönetim Kurulu üyesi, başkan danışmanı, eski başbakan ve ulaştırma bakanı Binali Yıldırım‘ın AKP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı olduğu 2014’te hem Doğan Haber Ajansı İzmir yöneticisi, hem de seçim kampanyasının Binali Yıldırım‘a tahsisli “embedded” basın danışmanı, diğer bir anlatımla, gazeteciler tarafından Binali Yıldırım‘ın “manevi kızı” olarak adlandırılıp İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın AKP‘ye savrulan işçi düşmanı sağ politikalarında etkili olduğu söylenen bir figür, benim kendisinin ve eşinin beni tehdit etmeleri üzerine İzmir Cumhuriyet Savcılığı‘na şikayet ettiğim şahıs,

4. Ergin Hacıoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka Belediyesi‘nde iken ihale şefi konumunda çalışırken önce zabıta ve afet işleri müdürü olup ardından Cemil Tugay tarafından önce Destek Hizmetleri Dairesi başkanı, ardından da Satın Alma Dairesi başkanı yapılan, eğitim düzeyi hakkında bilgi sahibi olmadığımız görevli,

5. Esin Merve Kırkar, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi başkanı,

6. Selin Zağpus Yiğitoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüt Projeler Dairesi başkanı, Konak Belediyesi kentsel tasarım eski müdürü. Kendisi, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur döneminde kimseler görmesin diye geceleri iş makinası çalıştırılıp 1. derece koruma altındaki zemine hasar verilen ve ilk önce “Silahhane“, daha sonra “Sanathane” adı verilen restorasyon çalışması nedeniyle, adeta önüne çıkan her şeye ödül veren Tarihi Kentler Birliği tarafından ödüllendirilmiştir.

7. Nermin Özgül, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürü. Cemil Tugay, göreve geldiği ilk günlerde CHP Malatya Milletvekili Veli Ağababa’nın yeğeni olan Nermin Özgül’ü Karabağlar Belediyesi’nden özel kalem müdürü olarak transfer etmiş; ancak, kısa süre sonra Özgül görevden alınarak yerine İstanbul’dan Esra Huri Bulduk getirilmişti. Göreve gelmesinin üzerinden 6 ay geçmeden Esra Huri Bulduk görevden alındı ve Nermin Özgül yeniden özel kalem müdürü olarak atandı.

8. Yusuf Kurucu, Yönetim kurulu üyesi, Bu görev Yusuf Kurucu‘nun İZTARIM‘daki yönetim kurulu üyeliği dahil ikinci yönetim kurulu üyeliği görevidir. Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Toprak Bilimi ABD (Üniversiteden ayrılmış),İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı,

9. Sinan Toyğun, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi başkanı, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun çalışmak istemediği için görevden aldığı eski başkan yardımcısı,

10. Yücel Kar, Genel müdür, 2023 yılına ait Sayıştay denetim raporunda dile getirilen fazla ödemeler nedeniyle yönetim kurulu başkanının görevden alındığı İZFAŞ‘ta genel müdür yardımcısı görevinden alınarak Mayıs 2024’de bu göreve getirilmiştir.

Şirket, 26 Mart 2025 tarihli genel kurul toplantısında diğer belediye şirketlerinde olduğu gibi her bir yönetim kurulu üyesine her ay net 40.000.- lira tutarında huzur hakkı, 108.000.- lira tutarında murahhas aza ücreti olmak üzere toplam 148.000.- lira verilmesini kararlaştırmıştır.

İZDOĞA yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkı ve murahhas aza ücreti konusunda bu kadar hassas olmakla birlikte şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne şirketin bilançosu ile kar-zarar tablolarına yer verilmeyip kamu kaynaklarıyla kurulan şirketin mali durumu ile ilgili her türlü bilgi kamudan saklanmakla birlikte 2023 ve 2024 yıllarına ait Sayıştay denetim raporlarından 2022 yılı net zararının 4.684.544,47, 2023 yılı net zararının 208.429.507,43, 2024 yılı net zararının da 178.566.399,72 lira olduğu öğrenilmektedir.

Anlaşılan o ki, yönetim kurulunun işten anlamaz, tecrübesiz, deneyimsiz üyeleri bu rakamları 2025 ve 2026 yıllarında da arttırarak sürdürecek… Böylelikle suç ekosisteminden beslenen bu kalitesiz yöneticiler sayesinde kamu kaynaklarının israf edilmesi hali, İzmirli CHP seçmeninin “…ya AKP gelirse” paranoyası sayesinde daha da büyüyüp sürdürülebilir hale gelecektir…

İZENERJİ A.Ş.‘ni son kez 9 Haziran 2025 tarihli “Deveyi hamuduyla götürmek” başlıklı yazımla gündeme getirip (2); bu şirkette yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında kuvvetler ayrılığı ilkesiyle Sayıştay denetim raporlarındaki uyarılara ve konu ile ilgili CHP genelgesine rağmen; ayrıca, sermayesi 105.417.390.- lira olan şirketin 2023 yılındaki birikmiş zararı bunun 15-16 katına ulaştığı halde yönetim kurulu başkan vekili olarak görevlendirilen Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi kimya mühendisi Saadet Çağlın‘la İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi eski üyesi ve makine mühendisi yönetim kurulu başkanı Erhan Uzunoğlu ve diğer yönetim kurulu üyelerinin (ESHOT avukatı Figen Seyis, İZSU Bilgi İşlem Dairesi eski başkanı Nefise Meltem Turgut, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Yaşar Korkmaz, İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Başak Bayram) şirket genel kurulunun aldığı karar uyarınca hem net 40.000 lira tutarındaki huzur hakkını, hem de net 108.000.- lira tutarındaki murahhas aza ücretini alarak her ay net 148.000.- lira tutarında haksız bir ödeme aldıklarını anlatmıştık.

Bu yazıdan sonra Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanmış 8 Temmuz ve 12 Kasım 2025 tarihli ilamlara baktığımızda Konak Belediye Meclisi üyesi ve Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu‘nun yönetim kurulundan kendi isteğiyle istifa ederek ayrıldığını, genel müdür Dilek Yaylalar Aras ile onun yardımcısı Berna Şen Günal‘ın görevden alındığını, genel müdürlük görevine ise İZTARIM‘daki genel müdürlük görevinden alınan Öztürk Kurt‘un getirildiğini görürüz.

İZTARIM genel müdürü iken Sayıştay‘ın 2024 yılı İZTARIM denetim raporunun açıklanması üzerine 5 Kasım 2025 tarihinde Cemil Tugay tarafından görevden alınıp İZENERJİ genel müdürlüğüne atanan Öztürk Kurt‘un İZTARIM‘daki kötü performansından sonra önümüzdeki süreçte İZENERJİ A.Ş.‘ne ne katacağı ise henüz bilinmemektedir.

İZTARIM A.Ş.‘ni son kez inceleyip analiz ettiğim Ağustos/2024 tarihinden sonra yayınlanan 2024 yılı Sayıştay denetim raporunda 2024 yılı zararının 662.830.050,27 lira gibi muazzam bir rakama ulaştığının ortaya çıkması ve buna ek olarak şirketteki büyük ihale yolsuzlukları nedeniyle oldukça çalkantılı bir dönem geçirmiştir.

Bu çerçevede, yönetim kurulu başkanı olan Ziya Çavdar, yönetim kurulu başkan vekili ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Uygulama dairesi başkanı Pınar Çalışkan, yönetim kurulu üyesi gazeteci-yazar Tuncer Beybağ, yönetim kurulu üyesi yerel siyasetçi Nurşen Balcı, yönetim kurulu üyesi şehir plancısı Ali Süha Sabuktay, yönetim kurulu üyesi Hüseyin Sezer ve şirket genel müdürü Öztürk Kurt tarihinde görevden alınmış; onların yerine, İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf Kurucu ve Karşıyaka İlçe ve Tarım eski müdürü, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi başkanı veteriner hekim Bülent Üngür getirilmiştir.

İZTARIM Sayıştay denetim raporunda iç denetim birim başkanıyla belediye meclisi üyelerinin şirket yöneticisi yapılmaması istendiği halde; ayrıca, CHP‘nin Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek tarafından imzalanan 11 Temmuz 2025 tarihli CHP genelgesinde belediye meclisi üyelerinin şirketler düzeyinde yapılan soruşturmalar nedeniyle tutuklandıkları belirtilerek bu görevlerinden ivedilikle ayrılması istendiği halde İzmir Büyükşehir Belediyesi İç Denetim Birimi Başkanı Cahit Kurtulan yönetim kurulu üyeliği görevinden, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Candaş Yeter de yönetim kurulu başkanlığından ve diğer şirketlerdeki diğer meclis üyeleri (Zafer Levent Yıldır, Saadet Çağlın, Nilüfer Bakoğlu Aşık), CHP‘den özel izin aldık gerekçesiyle görevlerinden istifa edip ayrılmamıştır.

Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay kendi belediyesi için bir soruşturma yapılmayacağı ya da soruşturma açılsa bile CHP‘li meclis üyelerinin tutuklanmayacakları konusunda iktidardan bir teminat almış ya da meclis üyelerini tümden gözden çıkarmıştır.

İZTARIM 2024 yılı Sayıştay denetim raporu üzerine Cemil Tugay tarafından apar topar görevden alınıp İZENERJİ‘ye genel müdür yapılan Öztürk Kurt‘un bu kez görevlendirildiği İZENERJİ‘ye ne verebileceği ise şimdilik belli değildir.

Tabii ki, gelecek yıllarda İZENERJİ için de İZBETON gibi soruşturmalar açılmaması dileğiyle…

Tunç Soyer: “Halkın Bakkalı”….
Cemil Tugay: Aynı dükkan bu kez de “İZMAR”…

Öte yandan Cemil Tugay‘ın kafasının belediyenin tarımsal yardım ve hizmetleri konusunda karışık olduğu anlaşılmaktadır… Daha doğrusu, bu konuda ne yapılması gerektiği konusunda bir fikrinin, bir idealinin, bir vizyonunun olmadığı söylenebilir… Kendisinin ve çevresindeki insanların yetersiz kaldığı bu alana, devreye ziraat mühendisliği ya da şehir plancılığı konularında teorik çalışmalar yapıp sahaya inmemiş akademisyenleri sokarak işin içinden çıkmaya çalıştığı anlaşılmaktadır… Örneğin gelir gelmez “ben marketçilik yapmayacağım” demesine rağmen Tunç Soyer‘in zamanında sayısı 14’e ulaşan “Halkın Bakkalı” adı verilen marketlerin benzeri yerleri “İzmar” adıyla yeniden açmaya başlamış ve bu marketlerin sayısı şimdiden 20’ye ulaşmıştır.

Son aylarda şirkette ortaya çıkan flaş gelişmelerden bir diğeri de, Aziz Kocaoğlu‘na yakınlığı ile tanınan yönetim kurulu üyesi ve genel müdür Hüseyin Sezer‘in görevinden alınması suretiyle Aziz Kocaoğlu ile kurulan köprülerin atılmasıdır.

Şirket cephesindeki en son gelişme ise, geçtiğimiz haftaki yazımda 1.148.241.441 TL. olarak açıkladığım şirket sermayesinin geçtiğimiz 5 Şubat 2026, Perşembe günü Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan son bir ilamla 1 milyar lira daha arttırılarak 2.148.241.441.- liraya çıkarılmış olmasıdır. Şirket bu sermaye ile bundan böyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin en büyük 6. şirketi olma özelliğine kavuşmuştur.

İZTARIM‘ın bugünkü yönetim kurulu üyeleri her biri Cemil Tugay tarafından görevlendirilen aşağıdaki zevattan oluşmaktadır:

1. Candaş Yeter, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir ve Karşıyaka belediye meclisleri üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, Cumhurbaşkanlığı‘nın 15 Mayıs 2020 tarih, 2020/2012 sayılı kararı ile asaleti onaylanan eski vergi müfettişi.

2. Ali Kemal Elitaş, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi başkanı, T.C. Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü eski teknisyeni, İzmir Büyükşehir Belediyesi Menemen Yerel Hizmetler Şube Müdürü, 2015 seçimlerinde CHP İzmir milletvekili aday adayı, 2019 ve 2024 seçimlerinde CHP Menemen belediye başkan aday adayı olarak “hararetli” bir yerel siyasetçi,

3. Cahit Kurtulan, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İç Denetim Birimi başkanı,

4. Bülent Üngür, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi başkanı, Karşıyaka İlçe ve Tarım Müdürlüğü eski müdürü, veteriner hekim,

5. Hüseyin Koca, Yönetim kurulu üyesi, (İZENERJİ‘ye geçen Hüseyin Koca mı; yoksa aynı ad ve soyadı taşıyan başka biri mi olduğu belli olmadığı için kişisel ve mesleki özellikleri belirlenememiştir.)

6. Yusuf Kurucu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Toprak Bilimi ABD (Üniversiteden ayrılmış),İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı.

7. Samet Yoldaş, Genel Müdür, Gülermak Çelik Konstrüksiyon Sanayi ve Ticaret A.Ş. eski satın alma ve idari işler sorumlusu,

8. Mihriban Yücesoy Ercan, Genel müdür yardımcısı, Özgörkey Gıda Ürünleri San. ve Tic. A.Ş. eski planlama ve lojistik yöneticisi,

9. Tamer İşleğen, Marketlerden sorumlu genel müdür yardımcısı, Başkan danışmanı Elif Demirci İşleğen‘in eşi

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediyesi son günlerde işçi alımlarının mülakat aşamasında “halk” dediği ve kendisinin belirlediği kişileri sözlü mülakatlara sokarak liyakata uygun davrandığı iddiasında bulunuyor. (3) Bunu hem de CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘in son konuşmalarında “kamuda mülakatları mutlaka kaldıracağız” dediği bir anda hem sözlü mülakat yapıp hem de sözlü mülakatlara kendisinin uygun gördüğü kişileri sokarak gerçekleştiriyor. Özellikle de yapılan idari işlemin hukuka uygun olmasını sağlayacak görüşler alınmadan, yönetmelik ve yönergeler hazırlanmadan, bunun usul ve esasları belirlenmeden… Böylesi bir uygulamanın Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) açısından ne ölçüde doğru olduğu araştırılıp tartışılmadan…

Bense böylesi bir uygulama şayet iddia ettikleri gibi liyakati sağlıyorsa bunu öncelikle belediyeyi ve doğrudan şirketleri büyük zararlara uğratan, haklarında açılan soruşturma ve davalarla kurumsal itibara zarar veren şirket yöneticileri için de uygulanmasını; yani, bir şirketin yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyeleri belirlenirken, belediye başkanları bu konuda karar verip şirket yönetim kurullarına Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır gibi parti baronlarının akrabalarını alırken ya da kendi eş, dost, arkadaşlarıyla onların zevcelerini seçerken bu sürece “halk” adını verdikleri ve tarafsız olduğunu iddia ettikleri insanların da katılmasını; hatta, halkın temsilcisi olduğu söylenenlerin buna ilave olarak şirket toplantılarına katılıp herkesten gizlenen bilançolarla kar-zarar tablolarını halkla paylaşmalarını öneriyorum.

Çünkü o liyakatsiz şirket yöneticilerinin kendilerine teslim edilen şirketleri kötü yönetip zarara uğrattıkları her durumda, “halk” ya da “vatandaş” adı verilen sade yurttaşların, sıradan insanların vergi, harç, ücret, faiz ya da gecikme zammı adı altında devlete, belediyelere ödediği, öderken de zorlandığı paralar hem israf ediliyor, hem de belediyelere ait kamu malları ve hizmetleri gizli özelleştirmelerle belediye şirketlerine devredilerek ticari kazancın ve bir sömürü aracına dönüşen arsa ve arazi rantının konusu haline getiriliyor…

Çünkü mülakata alınmayan ve mülakatında halktan insanların bulunmadığı şirket yöneticisi seçimlerinde yanlış seçilen şirket yöneticileri işe alınan işçilerin yaratabileceği kamu zararından çok daha fazla zarar verip şirketin kurumsal itibarını yerlerde süründürebiliyor, şirketin milyarlarca lira zarara uğramasına neden olabiliyor…

İşte o nedenle, ben de şirket yönetici adaylarının da vatandaşların gözetiminde belirlenmesini ve bu adaylar belirlenirken halk oyuna başvurulmasını öneriyor ve sade bir yurttaş olarak “hodri meydan!” diyorum…

Devam edecek…

Bir önceki yazım: https://kentstratejileri.com/2026/02/02/kamu-kaynaklarini-kullanip-suc-isleyen-belediye-sirketleri-ve-suclulari/

(1) https://kentstratejileri.com/2025/05/19/izban-gercekleri/

(2) https://kentstratejileri.com/2025/06/09/deveyi-hamuduyla-goturmek/

(3) https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/mulakata-halk-girdi/57817/156

Sermayeye çağrı, özelleştirmeye kapı açmaktır!

Ali Rıza Avcan

Kültürpark ve Kültürpark‘la birlikte 6. İzmir Enternasyonal Fuarı, dönemin başbakanı İsmet İnönü ile İzmir Belediye Başkanı Behçet Uz tarafından 1 Eylül 1936 tarihinde açıldı. (1)

İzmir Enternasyonal Fuarı, o tarihten bu yana, (sadece 2. Dünya Savaşı‘nın devam ettiği 1942 yılı hariç olmak üzere) genellikle her yılın 18 Ağustosu ile 20 Eylülü arasında 94 kez kapılarını açarak bir yandan ülke ve dünya ticaretine hizmet etti, diğer yandan da oluşturduğu kültür ve sanat ortamı ile İzmir ve Ege bölgesi halkının sosyalleşerek öğrenip eğlenmesinin önemli bir aracı oldu. (2)

Artık lunaparkın olmadığı bir Kültürpark…

Bu arada İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir’in bir fuarlar ve kongreler kenti olmasını sağlamak amacıyla İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, Ege İhracatçı Birlikleri ve İzmir Ticaret Borsası gibi kurumları da ortak ederek 1990 yılında kısa adı İZFAŞ olan İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür Sanat Etkinlikleri A.Ş. isimli şirketi kurdu. Bu kapsamda belediyenin toplam 54 yılı kapsayan 1936-1990 döneminde, fuarı organize etmek için İZFAŞ gibi ayrı bir şirkete ihtiyaç duymadığını, belediyenin fuarla ilgili her türlü iş ve işlemi kendi imkanlarıyla gerçekleştirdiğini; ancak, şirketleşmeyi, daha doğrusu özelleşleştirme rüzgarlarını arkasına alan Ronald Reagan‘lı, Margaret Thatcher‘lı ve Turgut Özal‘lı yıllardan sonra fuarcılık işinin özelleştirilmesi için ayrı bir şirketin kurulduğunu söyleyebiliriz.

Kültürpark‘ın açıldığı yıllarda geçerli olan uluslararası fuarcılık anlayışı, ihtisas fuarlarının geçerli olmaya başladığı son yıllarda eski önem ve değerini kaybettiği için ihtisas fuarlarını yapmak için 2015 yılında Gaziemir‘deki Fuar İzmir açıldı. (3)

Ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi, uluslararası fuarcılık anlayışının eskimesi nedeniyle fuarın kentin merkezindeki Kültürpark‘tan kaldırılması durumunda karşı karşıya kalabileceği tepkileri düşünerek, “uluslararası fuar” kandırmacasıyla yapılan etkinliklerin giderek yerel bir panayır ya da şenliğe dönüşmesi karşısında, hiç değilse İzmirlileri yapacağımız konser ve etkinliklerle eyleyip oyalayalım diyerek fuar olmaktan çıkan kötü bir organizasyonu bugüne kadar devam ettirmeyi tercih etti.

Bugün artık adı uluslararası, kendisi panayır olan bu organizasyona, onu uluslararası yapacak düzeyde yabancı ülke ve firmalar katılmıyor, bu eksikliği gidermek için her sene bir ülke ve onun firmaları misafir adıyla çağrılıyor, o nedenle gelişmiş ülkelerin dahil olduğu uluslararası ticari alışverişler yapılmıyor; hatta, oteller dolmuyor ve fuar bugünkü haliyle çim konserlerin yapıldığı, künefe, kebap gibi yerel yiyeceklerin satıldığı, promosyon niyetine yiyecek ve içeceklerin dağıtıldığı, genellikle Basmane, Kadifekale, Ege mahallesi gibi yakın bölgelerde oturan yoksul, dar gelirli insanların gelip kendilerini sergilediği bir gösteri mekanına dönüşüyor, giriş kapılarında polis ve özel güvenlik tarafından çifter çifter aramalar yapılmasına karşın 2024 yılındaki Semicenk konseri sırasında çıkan kavgada insanlar bıçaklanabiliyor, korku ile kaçışabiliyor… (4)

Kentin varsıl kesimleri ise fuara gelme niyetini çoktan bırakmış durumda… Hatta fuar akşamları Alsancak, Mimar Sinan ve Kültür mahallelerinden gelip İzmir Sanat Kafe‘ye ve Tenis Kulübü‘nde oturup sohbet eden müdavimlerin belirgin ölçüde azaldığı bir dönemi yaşıyor..

Gelelim bu fuar görünümlü karnavalın çok konuşulan ve konuşuldukça fuarı, fuar sayesinde sergilenen kültür ve sanat anlayışını; hatta, İzmir‘i sahiplenmeye çalışan sponsorlarına…

Ama ondan önce, 1999 yılında İzmir‘de, Prometheus ve Gözlem Gazetesi işbirliğiyle yapılan Taşımacılık Zirvesi‘nin proje koordinatörü olarak organizasyonun iletişim sponsorluğunu üstlenen DHL Worldwide Express Türkiye genel müdürünün, “parayı veren düdüğü çalar” tavrının beni ne kadar üzdüğünü, organizasyonu ne ölçüde olumsuz etkilediğini; bu bağlamda, sponsor ilişkilerindeki olumsuzlukları yaşamış biri olarak bu ilişki ve iletişim sabırla iyi bir şekilde yönetilmediği takdirde çok büyük sorunlara yol açabileceğini hatırlatmak isterim.

Ardından da sponsorluk denilen şeyin, Kapitalist sistem içinde piyasaya hakim konumdaki büyük şirket ve holdinglerle sponsorluk talebinde bulunan kişi, kurum ve kuruluşlar arasındaki bir reklam-tanıtım çalışması olduğunu, değişik kişi, kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan bir çalışmanın masraflı kısımlarının sponsor adı verilen şirketlerin vereceği para karşılığında onların reklamını yapma işi olduğunu belirtmeliyim… Bugün fuarın her yerinde, her köşesinde, Folkart ve Migros‘un reklam malzemelerinin yer alması, yapılan her konuşmada onlardan söz edilip teşekkür edilmesi bunun en önemli yanıdır.

94 yıldır İzmir‘de, 88 kez de Kültürpark‘ta yapılan İzmir Enternasyonal Fuarı‘na bugüne kadar hangi yıllarda hangi firmalar sponsor olmuş diye bir Google taraması yaptığımızda karşımıza çıkan bilgiler şu şekilde:

I- Noya Dijital Dönüşüm Teknolojileri: 2009 yılında yapılan 78. İzmir Enternasyonal Fuarı “Kiosk Sponsoru.

II- Tansaş A.Ş. : 2012 yılında yapılan 81. İzmir Enternasyonal Fuarı “Ana Sponsoru.

III- Folkart (Saya Holding): Şirketin patronu Mesut Sancak 2025 yılı fuarı için verdiği demeçlerde son 8 yıldır ana sponsor olduklarını belirtmiş olmakla birlikte kayıtlar Folkart‘ın 2016, 2017, 2018, 2019, 2020, 2021, 2022, 2023, 2024 ve 2025 yıllarında olmak üzere toplam 10 kez Ana Sponsor olduğunu söylüyor.

IV- Vestel: 2016, 2017, 2018 yıllarında “İnovasyon Sponsoru“, 2024 yılında yapılan 93. İzmir Enternasyonal FuarıTeknoloji Sponsoru“,

V- Migros: 2017, 2018, 2021, 2022, 2023, 2024 ve 2025 yıllarında yapılan fuarlarda “Etkinlik Sponsoru“,

VI- Kral Pop Radyo: 2017 yılında yapılan 86. İzmir Enternasyonal FuarıUlusal Radyo Sponsoru“,

VII- Avek Otomotiv: 2024 yılında yapılan 93. İzmir Enternasyonal FuarıOtomotiv Sponsoru“,

VIII- Avec Rent a Car: 2024 yılında yapılan 93. İzmir Enternasyonal Fuarı “Ulaşım Sponsoru,

IX- Red Bull: 2024 yılında yapılan 93. İzmir Enternasyonal FuarıTema Etkinlik Sponsoru” olmuş.

Bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere, İzmir Enternasyonal Fuarı‘nda sponsor katkısı almak 2009 yılından, özellikle de Aziz Kocaoğlu dönemiyle birlikte başlamış ve geçtiğimiz yıl yapılan 93. İzmir Enternasyonal Fuarı ile konu ve sayı itibariyle bir patlama yaşamış… Genellikle kabul edilip uygulanan “Ana Sponsor” ve “Etkinlik Sponsoru“nun yanında “Otomotiv Sponsoru“, “Ulaşım Sponsoru“, “Tema Etkinlik Sponsoru” gibi sponsorluklar icat edilmiş… Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun şirketi İZFAŞ, fuar masraflarını karşılamada büyük zorluklar yaşıyor ve masrafı bu tür özel firmalar arasında paylaştırarak üstündeki yükü hafifletmeye çalışıyor…

Şu konuyu baştan belirtmek gerekir ki, -ne yazık ki- İzmir Büyükşehir Belediyesi ile onun şirketi İZFAŞ‘a ait önceden hazırlanıp kamuoyu ile paylaşılmış önceliklerini, strateji ve ilkelerini, en önemlisi etik değer ve kriterlerini gösteren bir sponsorluk politikası yok… Örneğin sponsorluğu kabul edilen bir firma daha önce ihale yolsuzluğu yapmışsa, adı birtakım yolsuzluk operasyonlarına karışmışsa, belediye başkanıyla üst yönetiminin siyasi görüş, ideoloji ve uygulamalarına ters, aksi; hatta holding ya da şirket bütünüyle baltalayıcı faaliyetleri varsa ne olacak, onun sponsorluğu kabul mü edilecektir? Örneğin Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu‘nun eşine ait Jantsa sponsor olmak istese ona ne denecektir? Ya da yakın zamanda adını öğrenip ezberlediğimiz Aziz İhsan Aktaş benzeri Ankara‘daki kaçak sarayı yapıp İzmir‘i gökdelenlerle donatan Rönesans Holding veya Mehmet Cengiz, belediye başkanı Cemil Tugay‘ın çağrısına uyup fuara ya da belediye hizmetlerine, örneğin belediye hizmet binasının yapımına sponsor olmak istese ne yapılacaktır?

Üstüne üstlük 25 Ekim 2016 tarihinde yazdığım “Belediyelerin ve şirketlerinin sponsorluk sözleşmeleri halka açıklanmalıdır” başlıklı yazıda da (5) belirttiğim gibi, 2016 yılında İzmir‘de yapılan Türkiye İş Sağlığı Zirvesi‘ne, Efemçukuru‘ndaki altın madenini işleten Tüprag şirketi ile birlikte sponsor olmayı kendine dert edinmeyen, “ben bana yardımcı olacak bir sponsoru hangi kriterleri gözeterek nasıl seçmeliyim?” düşüncesiyle kendisine bir takım ilke, kriter ve etik değerler belirlememiş bir belediye ile karşı karşıyayız…

Belediyenin kendisine ve şirketlerine sponsor olacak kurum ve kişileri belirlerken hangi kriterlere göre davranacağını belirleyen temel bir sponsorluk politikası olmadığı için de yıllardır “bize sponsor olur musunuz?” sorusunu sorarak ya hep aynı firmaların sponsorluğuyla çalışıyor ya da hiç alakasız firmaların sponsorluğunu kabul ediyor veya her yıl duyduğu günlük ihtiyaçlara göre “ulaşım sponsoru“, “otomotiv sponsoru” ve “ulusal radyo sponsoru” gibi çeşit çeşit sponsorluklar icat ediyor…

Aslında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sponsorlara verdiği hizmetlerin her biri kamu hizmetidir ve o nedenle sponsoru belirlemeden önce sponsoru nasıl seçeceğine ilişkin usul ve esasları belirleyip halka açıkladığı politika, plan, program, strateji, ilke, kriter ve etik değerlere göre bir seçim yapması gerekir. Buradaki amaç sponsorun elindeki parayı almak değil, sponsorun kendisine devredilen kamu hizmetini layıkıyla iyi bir şekilde yapmasıdır.

Ayrıca her bir sponsorluk, belediyeye ya da şirketine ait kamu hizmetinin özelleştirilmesi anlamına geleceği için çok zorda kalmadıkça o konuda sponsorla çalışılmaması, belediyelerin o hizmeti doğrudan doğruya kendi imkanları ile yapması gerekir…

Her sene karşımıza çıkan bir durum… Bu seneki fuarda hangi sanatçılar yer alacak? “Biz onu “etkinlik sponsoru”muza verdik, sanatçıları o seçecek ve paralarını da o ödeyecek?”

Ve sonuçta, geçtiğimiz yıl Kültürpark‘taki çim konserinde birbirine silah ya da bıçak çekenler, birbirini kovalayan ya da korkudan kaçışan insanlar… Çünkü İzmir‘in orta yerinde sergilenen popüler sanatın, kültürün seviyesi, o seviyenin oraya çektiği insanlar ortada…

Evet, işte böylesine bir duruma izin vermemek için belediyenin ya da şirketinin fuar süresince ya da fuar haricinde kabul edip uygulayacağı tüm kültür sanat hizmetlerinin özünü ortaya koyacak olan politikaları belli olmalı ve bu politikaların uygulaması, şirketlerin kendi menfaatleri doğrultusunda karar almalarına, kendi angajmanlarındaki sanatçıları öne sürmelerine bırakılmamalı…

Kıyıda köşede kalıp bilmediğimiz, varlığından haberdar olmadığımız gelip geçici popüler isimler “büyük sanatçı“, “asrın sanatçısı“, “Türkiye’yi yurtdışında temsil ediyor” gibi yalan haber ve reklamlarla halkın önüne çıkarılmamalı, belediye ve şirketi kendi politikası doğrultusunda hangi sponsorun hangi işi yapacağını önceden bilip söylemeli, sponsor arayışlarını kendisinin koyduğu şartlar üzerinden yapmalı, her biri ticari bir yapı olan sponsor firmalara teslim olmamalıdır… Bu bağlamda, Folkart‘ın, Sancak Holding‘in ya da Saya Holding‘in bir yandaş şirket olarak iktidarla ilişkilerini sorgulamalı, Migros‘un dahil olduğu Anadolu Grubu‘nun TOGG‘un ortağı olup yine aynı gruptaki Anadolu Efes Biracılık‘ın 2023 yılında vergiden muaf tutulduğunu (6) dikkate almalı… Daha doğrusu hem fuar sponsorlarını seçerken ilkeli davranmalı, hem de Kültürpark‘ı ticaretten, para kazanma hırsından uzak tutmalı, Kültürpark‘ı Grand Plaza, Folkart, Migros gibi ticari kuruluşlara teslim etmemelidir…

94. İzmir Enternasyonal Fuarı ile ilgili 22 Ağustos 2025 tarihli tanıtım toplantısında, “Belediye elinden geleni yapıyorsa şehrin uyduğunu düşündüğüm önemli dinamikleri var. Bu iş sadece belediye ile olmaz, herkes elinden gelen katkıyı, İzmir’in hayal ettiğimiz ivmeye kavuşması için ortaya koyması lazım” diyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın bu toplantı öncesinde Folkart patronu Mesut Sancak‘la konuşup ondan sufle aldığı, en azından ifadesini onun 7 yıl önce söylediklerine dayandırdığı anlaşılıyor. (7)

Tabii ki, bu ifade ile kendisine yeni bir çatışma alanı açtığını ve bunun kendisi için hiç de iyi olmayacağını anladıktan sonra 29 Ağustos 2025 tarihli fuar açılışında tornistan ederek İzmir iş dünyasına ettiği teşekkürle hatasını düzeltmeye çalıştığını düşünüyorum… (8)

Evet, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın 22 Ağustos 2025 tarihli fuar tanıtım toplantısında dile getirdiği ifadeler, aslında hemen yanında oturan Folkart patronu Mesut Sancak‘ın bundan tam 7 yıl önce dile getirdiği düşünce ve dileklerin bire bir aynısıdır… Zira aynı Mesut Sancak‘ın, 4 Temmuz 2018 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nde yayınlanan Ayçe Bükülmeyen imzalı röportajının hem başlığında hem de içeriğinde, “Her firma İzmir’e destek olmalı” dediği görülmektedir. Anlaşılan o ki, Folkart patronun ağzından çıkan bu sözler, 7 yıl sonra ağız değiştirerek kendine başka sponsorlar bulmak isteyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın dileği haline gelmiş…

Ancak Folkart patronunun 7 yıl önce verdiği demeçle yakın zamanda sosyal medyada yayınladığı mesajlarda Folkart ve Folkart Galery tarafından düzenlenen sergiler için “sponsorluk” sözcüğünü kullanmayıp, onun yerine “İzmir Büyükşehir Belediyesi işbirliği ve Folkart organizasyonu” ifadesini kullanması, Folkart‘ın “işbirliği” adı altında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kültür ve sanat alanındaki tercihleriyle uygulamalarını yönlendirmeye başladığını, bugüne kadar şirketin halkla ilişkileri boyutunda gerçekleştirilen kültür-sanat etkinliklerine ek olarak, arkasına Atatürk rüzgarını alarak tasarlanan “Ve Mavi Gözleri Çakmak Çakmaktı” Mustafa Kemal Atatürk temalı sergiyle “dünyaca ünlü medya sanatçısı” sıfatıyla yere göğe konulamayan; ancak, İzmir‘de açılan sergisi için yaşadığı ABD‘den kalkıp gelmeyen, bu arada yapılacağı söylenen yeni belediye hizmet binası projesini hazırlama görevi belediye başkanı tarafından kendisine sipariş edilen Refik Anadol isimli sanatçının düzenlediği “Şifanın Algısı” ve “Makine Rüyaları: Ege” isimlerini taşıyan ikinci sergiyle, aynen bir zamanlar Ahmet Güneştekin olayında yaşadığımız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi adı kullanılarak belediyenin kentteki kültür sanat etkinliklerine yol ve şekil verildiği görülmektedir.

Anlaşılan o ki, belediyenin niyeti İZFAŞ tarafından yerine getirilen fuarcılık hizmetlerinin önce “sponsorluk“, daha sonra “işbirliği” adıyla; hatta, buna tematik fuarların yapıldığı Fuar İzmir‘i de dahil ederek özelleştirme yoluyla şirketlere verilmesi doğrultusundadır… Hiç belli olmaz, yarın öbür gün İzmir Büyükşehir Belediyesi Folkart ile birlikte bir şirket kurarak ya da Folkart‘ı İZFAŞ‘a ortak yaparak özelleştirilmiş fuarcılık ve kültür-sanat hizmetleri ile karşımıza çıkabilir… İşte o nedenle, hem Folkart patronu hem de belediye başkanı diğer şirketleri de bu işbirliğine davet ederek, adeta bir özelleştirme ihalesine katılmalarını isteyerek, belki de İzmir‘de pek moda olan yeni bir “çok ortaklı saadet zinciri” yaratarak ortalığı kızıştırmaya çalışıyor… Özellikle de bir türlü sonuçlanmayan Basmane Çukuru takasında, yılan hikayesine dönen Konak‘ta belediye hizmet binası yapımı ve son kez Hilton İzmir binasının bir türlü satılamaması olaylarında gördüğümüz gibi kendisine ait bir hizmeti verip devredeceği ya da takas edip üstünden atacağı güvenilir bir adres aramakta; belli olmaz şu aralar belki de birtakım pazarlıklar yapmaktadır… Diğer yandan da belediye eliyle beslenen gazete ve gazetecilerin de bu fikri geliştirip sonuca ulaşması için elinden geleni yaptığını gözlüyoruz…

O anlamda, Kültürpark‘la İZFAŞ, Fuar İzmir ve İzmir Enternayonal Fuarı‘nın güzel, iştah kabartan armağan paketleri olarak önümüzdeki günlerde “sponsorluk“, “işbirliği” ya da “şirket ortaklığı” gibi yeni ad ve yöntemlerle yeni pazarlıkların ya da özelleştirmelerin konusu olabileceği ihtimalinin her geçen gün arttığını söyleyebilirim…

Kaynaklar

(1) Kültürpark, https://en.wikipedia.org/wiki/K%C3%BClt%C3%BCrpark

(2) İzmir Enternasyonal Fuarı, https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zmir_Enternasyonal_Fuar%C4%B1

(3) Fuar İzmir, https://tr.wikipedia.org/wiki/Fuar_%C4%B0zmir

https://kentstratejileri.com/2016/10/25/belediyelerin-ve-sirketlerinin-sponsorluk-sozlesmeleri-halka-aciklanmalidir/

(4) Son Dakika/ Fuar’da korku dolu anlar yaşandı, https://www.haberekspres.com.tr/son-dakika-fuarda-korku-dolu-anlar-yasandi

(5) Ali Rıza Avcan, “Belediyelerin ve şirketlerinin sponsorluk sözleşmeleri halka açıklanmalıdır. https://kentstratejileri.com/2016/10/25/belediyelerin-ve-sirketlerinin-sponsorluk-sozlesmeleri-halka-aciklanmalidir/

(6) Bianet, 9 Ağustos 2024, “Türkiye’nin vergi vermeyen şirketleri”, https://bianet.org/haber/turkiye-nin-vergi-vermeyen-sirketleri-298117

(7) “Tugay’dan fuar tanıtımında ‘sponsor’ ve ‘uyuyan dinamikler’ çıkışı, Gerçek İzmir, 22 Ağustos 2025, https://www.gercekizmir.com/haber/Tugay-dan-Fuar-tanitiminda-sponsor-ve-uyuyan-dinamikler-cikisi/177220

(8) “İEF’in açılışında konuştu… Tugay’dan iş dünyasına teşekkür!, Ege’de Son Söz, 29.08.2025, https://www.egedesonsoz.com/iefin-acilisinda-konustu-tugaydan-is-dunyasina-tesekkur

“Çocuk ve Sanat” Teması: Fuarın Gerçekleri

Ali Rıza Avcan

Sözlüklere baktığımızda “fuar” sözcüğünün, “ticareti geliştirmek amacıyla belirli bir süre için kurulan pazar“, “festival” sözcüğünün de “genellikle yerel bir topluluk tarafından belirlenmiş ve geleneksel olmuş gün ve tarihlerde kutlanan, yapıldığı yörenin imgesi hâline gelmiş etkinlikler bütünü” olarak tanımlandığını görürüz.

Bu iki ayrı tanımı birbiri ile mukayese ettiğimizde ise, “fuar” (İng: fair) sözcüğü ile “festival” (İng: fest) sözcüğü arasındaki temel farkın, ticaretten; yani, para kazanma niyetinden kaynaklandığını, fuarların genellikle alışveriş yapıp para kazanmak için, festivallerin de genellikle belirli bir olayı kutlayıp anmak ya da eğlenmek amacıyla yapıldığını anlarız.

Ancak tüm kavram, olgu ve tanımların bilerek ve isteyerek birbirine karıştırıldığı, yalanların gerçekmiş gibi gösterildiği günümüzün “Post truth“; yani, “gerçek ötesi” ortamında sözcükleri birbirinden ayıran böylesine ince ayrımlar dikkate alınmadığı ve birbirinden farklı etkinliklere hep aynı ya da benzer isimlerin verildiğini, bu tür ayrımların ıskalandığını gördüğümüz için “fuar” ile “festival” arasındaki kesin ayrımı ısrarla vurgulayıp, dilimize Batılı dillerden gelen bu iki ayrı etkinlik türünü kesin çizgileriyle birbirinden ayırmak isterim.

“Fuar mı; yoksa, “festival” mi?

Yazımın başına yerleştirdiğim afişte yazılı olan ifadelerden de anlaşılacağı üzere, önümüzdeki 18-27 Nisan 2025 tarihleri arasında kitap yayıncılarının ticaret yapıp para kazanması amacıyla Kültürpark‘ta yapılacak olan etkinlikle ilgili İnternet sayfasına baktığımızda bu organizasyona hem “İzmir Kitap Fuarı“, hem de “İZKİTAP Fest” adının verildiğini, kitap fuarcılığı gibi geniş ve derin bilgi birikimi gerektiren bir konuda üç yıllık deneyime sahip acemi bir organizasyon şirketinin, yayınevlerinin kitapçıları devreden çıkararak tüketiciye ulaşıp daha fazla para kazanması amacıyla gerçekleştirilen ve bu nedenle yayıncılarla kitap satıcıları arasında haksız rekabet ortamı yaratan ticari faaliyetleri gizlemek istercesine “fuar” sözcüğünün yanında “festival” sözcüğünü kullandığını görürüz.

Oysa yapılan faaliyet, çoğu İzmir dışından gelen yayıncıların, sattıkları kitapları kendilerinden aldıkları kitapçılara rağmen doğrudan daha fazla kitap satıp daha fazla para kazanmalarını amaçlayan haksız bir ticari faaliyettir ve bu nedenle de bu işin ticaret alanı olmayan Kültürpark‘ta yapılması doğru değildir.

Kurucu’nun ağzından; Yeni Asır Gazetesi, 15 Ağustos 1972

İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca 2. Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı olarak tescillenen Kültürpark‘ın temel işlevi, 1925 tarihli Danger-Prost Planı ile 16 Mayıs 1955 tarihli ve 1/2000 ölçekli imar planında “Park/Yeşil Alan“, 4 Ocak 1973 tarihli İzmir Metropoliten Alan Büyükşehir Bütünü Nazım İmar Planı’nda ”Tabi Ormanlar, Ağaçlandırılmış Alanlar, Ağaçlandırılacak Alanlar” olarak tanımlanmakla birlikte; bu durum 24.01.1985 tarihinde onaylanan 1/1000 ölçekli Alsancak İmar Planı’nda, ”Özel projesine göre uygulanacaktır” plan notu ile birlikte ”Fuar Alanı” olarak değiştirilmiş ve ondan sonraki tarihlerde Kültürpark‘a hep ticari bir faaliyet alanı olarak bakılmıştır.

Ancak Kültürpark‘taki ticari alanların arttırılmasını öngören 2015 tarihli Kültürpark Projesi’nin yaşama geçirilmemesi amacıyla Kültürpark Platformu‘nun o tarihten bu yana sürdürdüğü 10 yıllık mücadele ekseninde, Gaziemir‘deki Fuar İzmir‘in 25 Mart 2015 tarihinde açılışı ile birlikte Kültürpark‘taki tüm fuarcılık etkinliklerinin Fuar İzmir‘e taşınarak alanın her türlü ticari faaliyetten arındırılması ve parkın yapılış amaçlarına uygun olarak sadece bir kent parkı olarak düzenlenip kullanılması öne çıktığı için, ticari olmayan her türlü kültür, sanat, spor vb. etkinliğinin mevcut yeşil alanın kullanım kapasitesini dikkate alarak Kültürpark‘ta yapılmasını, İzmir Uluslararası Fuarı, İzmir Mermer Fuarı ve İzmir Kitap Fuarı gibi geniş kalabalıklara hizmet eden her türlü ticari etkinliğin Gaziemir‘deki Fuar İzmir‘de yapılmasını istiyor ve henüz onay aşamasında olan Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı‘ndaki temel işlevin sadece “yeşil alan” ya da “kent parkı” olarak değiştirilmesini talep ediyoruz.

Belediye başkanı olmak isteyen ve vazgeçilemeyen siyasetçi bir fuar organizatörü…

İzmir Kitap Fuarı ya da İZKİTAP Fest adıyla düzenlenen 10 günlük etkinliği, 5 Ocak 2024 tarihinde Gaziemir‘deki Fuar İzmir adresinde kurulan, 18 Nisan 2025 tarihine göre oda sicil numarası 230567, ticaret sicil numarası 252502 olan 1 yıl 3 ay 13 günlük Tactfair Organizasyon A.Ş. düzenliyor. Şirket daha sonra adresini Gaziemir‘den Bayraklı‘ya taşımış. Kurulur kurulmaz 26 Ekim-3 Kasım 2024 tarihleri arasındaki 4. İzmir Kitap Fuarı‘nı düzenleyen şirketin % 100 hisseye sahip tek ortağı Manisa, Yunusemre ilçesinde ikamet eden Didem Simsaroğlu, sermaye tutarı ise 1 Milyon lira.

Böylesi bir durum karşısında, kurulduğu günden bu yana İzmir kitap fuarlarının organizasyonunu üstlenen Tactfair Organizasyon‘un tek ortağı Didem Simsaroğlu‘nun, ilk üç fuarı düzenleyen S.N.S. Fuarcılık Organizasyon Ltd.‘in eski ortağı Saruhan Simsaroğlu‘nun yeni eşi olduğu, 2022 yılından bu yana yapılan kitap fuarı organizasyonlarını iki ayrı şirket üzerinden alıp gerçekleştirme konusundaki tek kilit kişinin Saruhan Simsaroğlu olarak ortaya çıktığı ve İZFAŞ‘ın 2025 yılı fuar ve etkinlik takvimine göre, İzmir kitap fuarlarını üstlenme konusunda hayli “şanslı” olan bu şirketin, 17-26 Ekim 2025 tarihlerinde de 6. İzmir Kitap Fuarı‘nı düzenleyeceği anlaşılmaktadır.

5. İzmir Kitap Fuarı ile ilgili https://www.kitapizmir.com/ isimli İnternet adresindeki bilgilere göre 18-27 Nisan 2025 tarihleri arasında 10 gün süreyle devam edecek fuara/festivale çoğunluğu İstanbul olmak üzere yurdun değişik bölgelerden gelen toplam 217 yayınevi katılacak.

Söz konusu fuara kimlerin katılacağını gösteren listeyi aşağıdaki linkten indirebilirsiniz:

5. İzmir Kitap Fuarı‘na yurt genelinde toplam 217 yayınevinin katılacağı duyurulmakla birlikte listeye biraz daha dikkatli baktığımızda, aralarında ISBN yayıncı kodu sahibi olmayan ve yayıncılık faaliyeti yapmayan yabancı dil eğitim merkezlerinin, plak ve poster satıcılarının, sahafların, oyun seti satıcılarının ya da büyük yayınevlerinin çok fazla sayıdaki alt markalarına yer verildiğini, böylelikle söz konusu fuara sanki çok fazla sayıda yayınevi katılıyormuş gibi yanıltıcı bir algının yaratıldığını görürüz.

Yine aynı İnternet sayfasının verdiği bilgiye göre fuara katılan yayınevlerinden 33’ünün katkısı ile Kültürpark içindeki üstü açık üç mekânda (uzun havuz etkinlik alanı, ahşap sahne ve Menekşe altı etkinlik alanı) 114 konuşmacının katılımı ile toplam 98 söyleşi ya da sunumun yapılacağını öğreniyoruz.

Bu konuşma ve söyleşilerin programına ise aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

Hazırlanıp duyurulan programa göre, bu 98 söyleşi ya da sunumdan 4’ü (% 4,09) 18 Nisan, 18’i (% 18,37) 19 Nisan, 14’ü (% 14,29) 20 Nisan, 5’i (% 5,11) 21 Nisan, 3’ü (% 3,07) 22 Nisan, 8’i (% 8,17) 23 Nisan, 4’ü (% 4,09) 24 Nisan, 4’ü (% 4,09) 25 Nisan, 24’ü (% 24,49) 26 Nisan ve 14’ü (% 14,23) de 27 Nisan tarihinde; yani, çoğu konuşma ve söyleşinin daha çok ziyaretçinin geleceği düşünülen Cumartesi ve Pazar günlerinde yapılacağı anlaşılmaktadır.

33 Yayınevi tarafından, yazarlarının ya da kitaplarının tanıtımı amacıyla üstlenilen söyleşilerin 17’si (% 17,35) İstanbul merkezli Yeni İnsan, 10’u (% 10,21) İstanbul merkezli Destek, 8’i (% 8,17) İzmir merkezli Sakin Kitap, 6’sı (% 6,13) İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, 5’i (% 5,11) İstanbul merkezli Doğan Kitap, 4’ü (% 4,09) İstanbul merkezli Doğu Batı, 4’ü (% 4,09) İstanbul merkezli Kronik Yayınları‘na ayrılmış, geriye kalan 26 yayınevi ise arda kalan 44 toplantı ya da söyleşiyi kendi aralarında 1, 2 ya da 3 toplantı yaparak paylaşmış görülmektedir.

Diğer dikkat çeken bir şey de Erkan Serçe, Övün Selim Martin, Elif Burcu Özkan, Mehmet Ateş, Erman Gören, Özlem Yıldırım ve Hülya G. Poyraz gibi bazı yazarların fuar süresince bir kez değil, farklı yayınevleri adına birden fazla konuşma yapacak olmalarıdır.

Anlaşılan o ki, 18-27 Nisan 2025 tarihleri arasında Kültürpark‘ın açık alanlarındaki üç ayrı noktada yapılacak 98 ayrı konuşma ya da söyleşide 114 adet konuşmacı, çoğu kez tek; ama, bazen hızlarını alamayarak 2, hatta 3 konuşma ya da söyleşi yapacak ve bu etkinliklerde büyük bir iştahla konuşup hem kendilerinin hem de yayınevlerinin reklamını yaparak hem yayınevlerinin daha karlı çıkması hem de kendi kitaplarının daha fazla satması için uğraşıp duracak…

5. İzmir Kitap Fuarı‘nın ana teması, “çocuk ve sanat” olarak belirlenmiş olmakla birlikte fuara katılan 217 yayınevinden kaçının bu konu ile ilgili kitapları pazarlayacağı, bu tür kitaplara öncelik vereceği belli değildir.

Ancak söyleşilerin başlıklarıyla konuşmacı ya da yazarların isimlerine bakıldığında 98 söyleşi ya da sunuştan sadece 14’ünün; yani, % 14,29’unun çocuklarla ilgili olduğu, geriye kalan % 85,71’inin ise fuarın ana teması ile bir ilgisinin olmadığı; ayrıca, bunlar arasında İzmirli çocuk yazarlarıyla kitaplarına; örneğin henüz yeni tanıştığım ve bugüne kadar yazdığı 20’ye yakın çocuk kitabını edinip okumaya çalıştığım sevgili Arslan Sayman‘a ya da bildiğimiz öyküleri ile Deli İbram Divanı‘nın yanında çocuk kitapları da yazan sevgili Ahmet Büke‘ye yer verilmediği görülmektedir. Her ne kadar, sevgili Ahmet, yeni kitabı Kırmızı Buğday için yapılan tanıtım etkinliklerine katılıp imza günü düzenliyor olsa da, çocuk kitapları için yapılan bir çağrıyı da geri çevireceğini düşünmem…

Ayrıca bu fuarda, bir kısmı bugün aramızda olmasalar bile Türk edebiyatının önemli çocuk kitaplarını yazan Tarık Dursun K, Muzaffer İzgü, Ayşe Kilimci, Aytül Akal, Fatih Erdoğan ve Ferda İzbudak Akıncı gibi İzmir doğumlu ya da İzmir‘de yaşayıp kitaplar yazmış yazarları hatırlatacak, onların çocuk ve sanat ilişkisi üzerine yaptıklarını değerlendirecek toplantılar yapılıp onlara da vefa gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum…

5. İzmir Kitap Fuarı hem şimdiye kadar yapılanları, hem de bu yıl uygulanacak içeriği itibariyle ulusal; yani, Türkiye ölçeğinde yapılan bir fuardır. O nedenle de, bu fuara uluslararası alanda faaliyet gösteren hiçbir yazar, yayınevi ya da konuk çağrılmamakta ya da katılmamaktadır.

Ancak mevcut durum bu olmakla birlikte, -sanırım yazarın Türkiye’deki yayıncısı İletişim Yayınları‘nın talebiyle- “çocuk ve sanat” teması ile ilgili hiçbir yayını olmayan Alman popüler felsefeci Wilhelm Schmid (1), fuarın “uluslararası onur konuğu” olarak seçilmiş, ulusal onur konuğu olarak seçilen Behiç Ak‘ın konukluğuna layık özel bir program ve doküman hazırlanmadığı için DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Semih Çelenk, fuar organizasyonun bu açığını kapatma çabasıyla 22 Nisan 2025, Salı günü saat 15.30’da Sabancı Kültür Merkezi Yüzbaşı Şerafettin Salonu‘nda fuar programından ayrı olarak “Behiç Ak ile Söyleşi” programını düzenleme ihtiyacını duymuştur.

Geçtiğimiz yıl, sevgili arkadaşım gazeteci Ahmet Çınar ile fuarın ilk günü, kebap ve lahmacun kokuları içinde yaptığımız ziyaret ve alışveriş sırasında çoğu yayınevinin standında yeni çıkmış kitapların yer almadığını, yayınevlerinin genellikle elde kalmış eski yayınlarını getirdiklerine tanık olmuştum.

Şimdi de her ne kadar standlar henüz kurulmamış olsa da, konuşma ve söyleşilere konu olan kitapların bir kısmının 2024-2025 yıllarından önce basılıp güncelliğini kaybetmiş yayınlarla ilgili olduğunu görüyorum. Bunun en iyi örneklerini ise 2018 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı tarafından yayınlanan “Yıldız Albümleri’nde İzmir” isimli kitabın aradan 7 yıl geçtikten sonra ya da 2021 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi tarafından yayınlanan “Kervan Köprüsü” isimli kitabın da aradan 4 yıl geçtikten sonra kitap/yazar tanıtımlarına konu yapılmasıdır.

5. İzmir Kitap Fuarı‘na ait web sayfasında yakın zamana kadar fuar süresince kimlerin imza günü olacağına dair bir bilgi yer almamakla birlikte, organizasyonun Instagram sayfasında adeta bir borsa hareketliliği içinde yazar olan ya da olmayan her türden, her boy, cins ve düzeyden tanıdığımız ya da tanımadığımız isim için imza günü düzenlediğine dair görseller sergilenmektedir. Bu sayının, 13 Nisan 2025, Pazar saat 21.55 itibariyle 71’e ulaşmış olması ve bunun her geçen gün artması imza günü olgusunun nasıl abartıldığını açık bir şekilde göstermektedir.

Söz konusu web sayfasına yeni eklenen “İmza Listesi” ise fuar süresince bu sayının 334’e ulaşacağını; yani fuar süresince toplam 244 kişi için 334 kez imza günü düzenleneceğini, bu sayının Hanzade Servi ve Miyase Sertbarut gibi tanınıp bilinmeyen bazı isimler için 7’ye, hatta 8’e ulaştığını göstermektedir. Adeta İzmir‘de önümüze gelen herkes için imza günü düzenlendiğini, kitap yazmanın ya da yazar olmanın bu kadar ucuz ve kolay olduğunu sergilemektedir…

Youtuber’ların yazar olarak takdim edildiği kitap fuarları… Her şey daha fazla kitap, daha fazla hasılat, daha fazla kar için…

Sonuç olarak;

1) 5. İzmir Kitap Fuarı, kitap fuarcılığı konusunda deneyimi olmayan, bunu ilk kez İzmir özelinde deneyip tecrübe sahibi olmaya başlayan; ancak, TÜYAP‘ın İzmir‘e gelmekten vazgeçmesi üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İZFAŞ tarafından onun yerine konulmak istenen ve -muhtemelen siyasi kimliği nedeniyle- vazgeçilemeyen bir siyasetçinin eşine ait organizasyon firması eliyle yapılmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin fuarcılık şirketi İZFAŞ‘ın geçtiğimiz yıl karşımıza çıkan Sayıştay denetim raporu sonrasında içine düştüğü durum ve yönetimde yapılan değişikliklerle son günlerde bu tür organizasyonlar nedeniyle bazı belediyelerle şirketlerinin başına gelenleri gördükçe, İzmir Kitap Fuarı organizasyonun ya doğrudan doğruya İZFAŞ eliyle yapılması ya da bu konuda hiçbir siyasi kaygı taşımaksızın işi daha iyi yapabilecek ehline verilmesi yerinde ve doğru olacaktır.

2) 5. İzmir Kitap Fuarı‘nda, ana tema olarak belirlenen “çocuk ve sanat” konusuna gerek yapılacak söyleşi, konuşma ve imza günleri boyutunda gerekse İzmirli çocuk kitabı yazarları ölçeğinde gereken ağırlığı verilmediği anlaşılmaktadır.

3) 5. İzmir Kitap Fuarı‘nın ve ticaret odaklı diğer fuarların Kültürpark‘ta yapılıyor olmasında, Kültürpark‘ın kurucusu İzmir belediye başkanı Dr. Behçet Uz‘un öngörüsünün dikkate alınmadığını, Kültürpark‘ın kitapların ya da türevlerinin alınıp satılacağı ticari bir alan olarak görüldüğünü göstermektedir.

4) Her zaman söylediğim gibi, yayınevlerinin yararına okuyucu ile yayınevlerinin doğrudan doğruya karşı karşıya getirilmesi ve bunun sayısının yılda birden ikiye çıkarılması ve fuar sürelerinin giderek uzatılması, İzmir‘de faaliyet gösteren kitabevlerinin zararına haksız bir rekabet ortamının yaratılmasını sağlamakta, bu nedenle de fuar kapsamında düzenlenen yüzlerce kişi için düzenlenen imza günü, tanıtım toplantısı ve söyleşiler sonuç olarak hem kitapevlerine hem de kent ekonomisine zarar vermektedir.

5) Bu tür fuarlarla ilgili kalite standartlarının önceden belirlenmemesi ve fuarcılık faaliyetlerinin yayıncılık mesleğindeki sağlıklı gelişme ve kalite ile güvenirliliği gözetmesi gereken Türkiye Yayıncılar Birliği, PEN Türkiye Yazarlar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası gibi kurumlar tarafından izlenip denetlenmemesi nedeniyle “ben yayıncıyım” ya da “ben yazarım” diyen herkesin, kaliteyi düşürme kaygısını duymadan bu tür fuarlara doluşmasına sebep olmaktadır.

6) İzmir Kitap Fuarı eski kitapların doğrudan tüketiciye satıldığı bir ticarethane olmayıp, yeni yayınlanmış kitaplar konusunda okuyucuyu bilgilendiren bir platform olacağından fuara getirilip tanıtımı yapılan tüm yayınların mümkün olduğunca yeni, güncel olması sağlanmalıdır.

7) Bu tür kitap fuarları açısından önemli ve öncelikli bir konu olması gereken diğer bir husus ise fuarın onur konuğu olarak seçilen isimler için önceden hazırlanacak VİP düzeyindeki özel programın büyüklük ve zengin içeriğidir. Bu çerçevede ana teması “çocuk ve sanat” olarak belirlenmiş 5. İzmir Kitap Fuarı‘nda belgesel film, karikatür, mimarlık, oyun ve roman yazarlığı gibi birbirinden farklı birçok alanda üretken çalışmalar yapmış Behiç Ak gibi değerli bir sanatçının belirlenen tema çerçevesinde öne çıkarılıp bugüne kadar yaptıklarının daha kolay kavranmasını sağlayacak çalışmaların yapılması sağlanmalıdır.

8) Bu yazı çerçevesinde sonuç olarak yazmam gereken sekizinci husus ise, 18-27 Nisan 2025 tarihleri arasında fuarın devam ettiği süre içinde Kültürpark‘ta yapacağım alışverişlerle gözlemlere ait; ayrıca, İzmir Kitap Fuarı‘nı ziyaret edecek olan tanıdık, arkadaş, dost ve yoldaşlardan duyduğum değerlendirmeleri fuar sonrasında dile getirmek olacaktır.

Çocuk ve sanat” gibi masum temalar arkasına gizlenmekle birlikte “daha fazla kitap satışı, daha fazla kazanç” anlayışıyla gerçekleştirilen bu tür büyük cirolu ticari faaliyetlerin kimin işine yaradığının fark edilmesi ve bütün bunların yayınevleri sahipleri dışında İzmir ekonomisiyle İzmir halkının refahına ne ölçüde katkısı olduğu hususunun bilinmesi dileğiyle…

https://www. edebiyathaber.net/izmir-kitap-fuari-mi-mehmet-ozcataloglu

(1) https://iletisim.com.tr/kisi/wilhelm-schmid/9640?srsltid=AfmBOoqXm8E1-sT3c6Y0rHyD4mdNnyhMCu-b13olv0oY6zi03ECzNJ8U

Ciğeri kediye emanet etmek…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımda söze, kedilerle ciğer arasındaki karşı konulmaz iştah açıcı ilişkinin, karşılıklı güvene dayanan “emanet” ve “emanet etmek” olgusunu olumlu ya da olumsuz anlamda nasıl etkilediğini daha iyi anlatmak amacıyla kullandığım metafor için, 14 yıllık kedisini yakın zamanda yitirmiş bir “kedi dostu” olarak tüm kedilerden ve kedi dostlarından özür dileyerek başlamak istiyorum.

Evet, benim kedim ömrü hayatında hiç ciğer yemeyip hazır mamayı tercih etmiş olmakla birlikte; evde tavuk, balık ya da ciğer gibi et ürünleri yendiğinde koku duyusunun baştan çıkarıcı uyarılarıyla tabağımdaki şeyleri merak edip gelir koklar; ama, hiçbir zaman kendisine verdiğim şeyleri tercih etmez, gider kendi mamasını yer, suyunu içerdi.

Yani, kedilerin çoğu -tabii ki buldukları takdirde- ciğerin üzerine atlayıp mideye indirmekle birlikte, benim kedim gibi azınlıkta kalanlar kendilerini ciğerin dayanılmaz koku ve tadına terk etmeyip kendilerine ait olanla idare ederler…

İşte o nedenle, bugün sizlere anlatmak istediğim öyküde kendisine emanet edilen ciğeri alıp mideye indirenleri “emanete hıyanet eden kötü kediler“, benim kedim gibi kendisine tabak içinde ikram edilen et parçasını kokladıktan sonra yemeye tenezzül etmeyenleri de “emanete hıyanet etmeyen iyi kediler” olarak tanımlayıp; “emanete hıyanet eden kötü kediler“in kendilerine emanet edilene nasıl ihanet ettiklerini ya da edebileceklerini ve böyle bir ihtimali ortadan kaldırmak için neler yapılması gerektiğini konuşup tartışacağız…

Emanete hıyanet edeyim mi; yoksa etmeyeyim mi?

Mesleki kariyerimin ilk 13 yılı, Yerel Yönetimler Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı‘nda Anadolu ve Trakya‘daki yüzlerce büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyesini denetleyip soruşturmaları yapmakla geçti. Bu sürenin son yıllarında, bir yandan İçişleri Bakanlığı‘ndaki cemaatçilerin uyguladığı taciz ve saldırıları göğüsleyip savuşturmaya çalışırken, diğer yandan da yeni soruşturmaları sürdürmeye ve elimdeki dosyaları bitirmeye çalışıyordum.

Bu anlamda yaptığım en son soruşturma ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin Taksim‘deki Atatürk Kütüphanesi‘nden incelemek amacıyla aldığı tarihi kartpostalları satmaya çalışan ünlü bir yazar ve koleksiyoncuyla ilgiliydi. Daha sonraki tarihlerde vefat ettiği için adını vermek istemediğim bu şahıs, kütüphaneden emaneten aldığı Osmanlı Dönemi kartpostalları satmaya kalkınca, Kasımpaşa‘da bir fırın işleten başka bir koleksiyoncunun ihbarı üzerine yakayı ele vermiş, ona o kartpostalları veren kütüphane müdiresini ise korku ve telaşlara gark etmişti. Bence hırsızlığın nitelikli halini oluşturan ve basına yansıtılmayan bu olayla ilgili dosya, yazarın Yahudi olması nedeniyle araya giren Hamambaşı‘nın gayretleri neticesinde kapatılarak benden başkaca bir işlem yapmamam istenmiş, görevden ayrılırken de bu dosyaya ait belgeler ısrarla istenerek geride iz bırakılmamasına gayret gösterilmişti.

İBB Atatürk Kütüphanesi Kartpostal Arşivi

Böylelikle, o güne kadar kendilerine fazlasıyla değer verdiğim koleksiyoncular hakkındaki izlenimlerim bir çırpıda olumsuza dönmüş; ihbar eden fırıncı gibi “emanete hıyanet etmeyen iyi koleksiyoncular” olduğu gibi, topluma ait ortak değerleri kendi mülkiyetine geçirmek ya da onlar üzerinden ticaret yapıp zenginleşmek isteyen “emanete hıyanet eden kötü koleksiyoncular“ın da mevcut olduğunu ve bu ihtiraslı, sınır tanımaz gözü dönmüş son grubun çoğunluğu oluşturduğunu öğrenmem mümkün olmuştu. Her işte ya da meslekte olduğu gibi ortada az da olsa “emanete hıyanet etmeyen iyi kediler“, bol miktarda da “emanete hıyanet eden kötü kediler” vardı ve bu gerçek, zaman içinde gelişerek ticari bir sektör haline gelen koleksiyonculuk için de geçerliydi.

Daha sonra İzmir‘e gelmemle birlikte, başka bir yerde görmediğim şekilde Milli Kütüphane‘ye ait eski gazete koleksiyonlarında jiletle kesilerek özel koleksiyon ya da arşivlere dahil edilen “kupür kesme” ile başka bir hırsızlık olayı ile tanışmam mümkün oldu. Üstüne üstlük bu gazeteleri inceleyen bazı araştırmacılar isim vererek kesme biçme işinin kimler yapıldığını söyleyerek gerçek suçluları ifşa ediyorlardı. Anlayacağınız herkes birbirinin ne olduğunu, neler yaptığını, hangi gazetelerden hangi kupürleri kestiğini gayet iyi biliyor; ama, kimselere söylemiyor, söylemeyi tercih etmiyordu…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kaybolan ve halen bulunamayan tablolarından biri: Aliye Berger‘in 50X42 cm. boyutlarındaki pastel “Mevleviler” tablosu. Şu sıralarda televizyonlarda izlemeye başladığınız “Şakir Paşa Ailesi” isimli dizide çocukluk halini seyrettiğiniz Aliye‘nin yaptığı tablo…

Ardından, 1984-1989 ve 1994-1999 dönemlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi sanat danışmanlığı görevini yapan sevgili Mülkiyeli ablam Alev Bursalıoğlu‘nun uyarı ve ricasıyla başlattığım süreç içinde, kültür ve sanata ilgi duyduklarını sandığım İzmir milletvekili ve CHP genel başkan yardımcısı olarak görev yapan Zeynep Altıok ile Konak Belediyesi eski başkanı Muzaffer Tunçağ‘ın sessiz ve ilgisiz kaldığı, yerel ve ulusal basının bilerek ve isteyerek tek bir haber dahi yapmadığı İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kaybolan 33 tabloluk resim koleksiyonunu bulma mücadelesi sırasında bilirkişilik görevini yapan İzmir Resim ve Heykel Müzesi uzmanlarından dinlediğim Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumluluğundaki resim ve heykel müzelerinden çalınan tablolarla ilgili hikayeler, soruşturma ve mahkeme aşamalarında görüp dinlediklerim, mahkemede büyük bir cehaletle “Google’a baktım, bu resimler tablo değilmiş” diyen kültür ve sanattan sorumlu genel sekreter yardımcısı gibi kamu görevlileri, belediyeye ait değerli tablo koleksiyonunu koruyamayan belediye görevlilerinin yargılanması amacıyla açılan davada İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi CHP grup sözcüsü Nilay Kökkılınç ve eşinin, sanıkların avukatlığını üstlenmesi, mahkeme sonrası kayıp tabloların bulunması amacıyla yaptığım görüşme talebinin bana bu büyük boyutlu kültür-sanat hırsızlığının, işin içinde cirit atan kamu görevlileri, siyasetçiler, akademisyenler, sanatçılar, galeriler ve mezat firmaları sayesinde nasıl örgütlenerek bir sektör haline dönüştüğünü, topluma; yani hepimize, bizlere ait bu ortak değerlerin nasıl bir tezgahla bir yatırım malzemesi ve özel mülkiyet konusu haline getirildiğini gösterdi.

Hukuki anlamda hiçbir kayıt, belgeleme, denetleme ve ispat yükümlüğünün olmadığı bir ortamda değerli eşya, belge ve benzeri malzemelerin tarihi Osmanlı saray ve köşklerinden çalınması, yangın ya da sigorta gibi kamu hizmetleri için üretilen Pervititch haritası gibi haritaların çalma, çırpma, kaybedip yok etme yöntemleriyle birilerine satılması, İzmir‘in kurtuluş tarihi olan 9 Eylül 1922 sonrasında evlerden yağmalanan yüzlerce piyanonun müzayede salonlarında müşteri araması, devlet müzelerindeki tabloların çalınarak holding sahiplerinin özel müze ve depolarını doldurması, müzelerdeki tarihi eşyaların kopyalanmak suretiyle asıllarının ticaret konusu yapılması, bizzat tanık olduğum şekilde kutsal olduğu söylenen dini kitaplardaki alın yaldızların bile “çarpılırım” kaygısı duyulmadan kazınarak çalınması, bütün bu çalınanların “ailemden miras kaldı” ya da “müzayededen satın aldım” gibi yalanlarla aklanıp meşrulaştırılması, artık hepimizin bildiği, öğrendiği ve itiraz etmeyi bırakın kanıksayıp kabullendiği bir hale gelmiş durumda…

Aslında hepimizin yumuşak karnı olarak adını duyunca saygı ya da sevgi adına bir adım geriye çekildiği kültür ve sanat faaliyetlerinin, buna dair malzemelerin böylesine bir hırsızlık, yağma, ticaret ve yatırım süreci içinde özel mülkiyetin konusu haline getirilmesi, kültür ve sanatın bu şekilde istismar edilmesi hepimizin üzerinde durup düşünmesi ve bunu önleyecek sonuç alıcı ve etkili önlemlerin alınması için mücadele etmesi gereken bir alan… Özellikle de bu değerlere sahip çıkıp onların özel mülkiyetin konusu yapılmaması konusunda görevli olan kamu kuruluşları ve kamu görevlileri açısından…

İşte bu çerçevede kuruluşundan bu yana; hatta kuruluşundan önce birçok gelişme, görüşme ve toplantısına tanık olup 7 Mart 2015 tarihinde Çanakkale Kent Müzesi‘nin düzenlediği VII. Çanakkale Müzeler Buluşması‘nda, yaptığı çalışmalar konusunda bir bildiri sunduğum İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin, kısa adıyla APİKAM‘ın bugüne kadar edindiği ya da bağış yoluyla sahip olduğu İzmir‘e ait koleksiyon ve arşivi titizlikle koruma, o değerlerin kişisel işlerde kullanılmaması ve özel mülkiyete konu olmaması açısından..

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait değerli tabloları takip ettiğim süreçte İstanbul‘daki bir sahaftan e-ticaret yöntemiyle satın aldığım İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını “İzmir Anıtları” isimli kitabın iç sayfasıyla sırt kısmında “İ. B. B. Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi, Kayıt No: 5602, Tasnif No: 732.92 İZM 1999” ibaresinin yazılı olduğu damga ile “732.92 İZM 1999” etiketi görüp hem kitabı hem de kitabın 70 liralık bedelini ödediğimi gösteren faturayı alıp o tarihteki APİKAM şube müdürüne göstererek, herhangi bir kitabın bu kuruma ait kütüphaneden rahatlıkla çalınabileceğini, acı ama gerçek bir örnek üzerinden gösterip teşhir ettiğimi dikkate aldığımız takdirde… BU kitabın halen kendi şahsi kütüphanemde bulunduğunu da geçmeden belirtmek isterim.

Kaybolan tablolarla APİKAM kütüphanesinden çalınıp satılan kitap dışında bu kez de 2020 yılının başında APİKAM‘a ve İZFAŞ‘a ait büyük boy eski İzmir fotoğraflarının İnternet üzerinden satıldığını öğrendiğimizde sevgili dostum Orhan Beşikçi ile birlikte o tarihte Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı olarak görev yapan Kadir Efe Oruç‘u ziyaret ederek o fotoğraflara sahip çıkması için talepte bulunduğumuzu; ancak bu konuda bizlere dönüp tek bir bilgi bile verilmediğini hatırlıyorum.

İnternette satışı yapılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait büyük boyutlu fotoğraflardan sadece biri… Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Uluslararası İzmir Fuarı’nda…

En son örneğini, “Hatırlıyorum ve Unutmuyorum! İzmir Endüstriyel Mirasının Emeğin Miras Hakkı Boyutunda Hafızası” isimli çalışmamız sırasında gördüğümüz gibi, tarihi İzmir Elektrik Fabrikası‘nın bir zamanlar bağlı olduğu ESHOT‘a ait arşivin bir zamanlar Halkapınar‘da olmakla birlikte, satıp savma yöntemiyle yok edildiğini, geriye çok az belge ve malzeme kaldığını öğrendiğimizde olduğu gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ve İzmir hafızasına ilişkin belge, bilgi ve malzemelerin korunmayıp satıp savma yöntemiyle elden çıkarıldığını, bütün bu belge, fotoğraf, makine ve malzemelerin bugün -ne yazık ki- müzayede şirketlerince yapılan açık artırmalarda satıldığını ya da İnternet sitelerinde sergilendiğini görüyoruz.

Anlaşılan o ki, kaybolan tablolar, İstanbul‘daki sahaftan satın aldığım APİKAM kütüphanesine ait kitap, serbest piyasada satışı yapılan APİKAM ve İZFAŞ fotoğrafları, yok edilen ESHOT arşivinden de anladığımız ya da kulağımıza gelen çeşit çeşit söylentiler sayesinde öğrendiklerimizle; İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı birimler kamu adına sahip oldukları değerlere sahip olma konusunda iyi bir sicile sahip değiller… Gün geçmiyor ki, bir yerdeki ya da bir birimdeki bir tablo, bir kitap, bir fotoğraf kayboluyor, çöplüğe atılıyor, yok ediliyor…

İşte o nedenle oldum olası İZFAŞ ya da APİKAM gibi birimlerde tarihçilerin, sanat tarihçilerinin ya da o birimdeki malzemelerin koleksiyonunu yapan şahısların şube müdürü, danışman ya da koordinatör gibi görevlerde çalıştırılmasına karşı çıkıyor, kaybolan tablolar örneğinde gördüğümüz gibi kamuya ait bu değerler demirbaş kayıtlarına işlense, sergilerde değerlendirilse ve katalogları hazırlansa bile bir şekilde yok edildiklerini, özel mülkiyete geçirildiklerini ya da satılarak kişisel zenginliklere zenginlik katıldığını görüyor, bu tür tatsız olaylara tanık oluyoruz.

İşte o nedenle İzmirli gazeteci Hasan Tahsin Kocabaş‘ın eşi APİKAM editörü Buket Kocabaş‘ın önce İZELMAN‘a ait İzmir Art‘a sürülmesini, ardından da hiçbir gerekçe gösterilmeksizin işten çıkarılmasını hem APİKAM çalışanları üzerinde hem de işten atılan uzman çalışanlar üzerinde korku dolu bir rüzgar estirme arzusu, hem de APİKAM‘ın elindeki zengin koleksiyon ve arşiv malzemelerinin rahatlıkla kullanılabileceği steril bir ortam yaratma açısından sakıncalı görüyor, APİKAM ve İZFAŞ gibi birimlere ait arşiv ve koleksiyonların kamu görevlisi unvanına sahip olmayan “tarihçi“, “sanat tarihçisi“, “akademisyen” ve “koleksiyoncu” gibi görevlilere teslim edilmemesini, bu görevlerin sınıf arkadaşı, eş, dost ve yandaş gibi yakınlara değil, belge ve bilgi yönetimi konularında uzmanlaşıp söz konusu birimin daha etkili ve verimli çalışmasını sağlayacak, oradaki belge, bilgi ve malzemeleri bir “ciğer” gibi değil, korunup kollanacak kamu malı olarak gören müze ve arşiv işletmeciliği konusunda uzmanlaşmış kurullar eliyle yapılmasını öneriyorum.

Ayrıca APİKAM‘ın özel koleksiyoncuların ellerindeki malzemelerin ticari değeriyle kişisel itibarlarını artıracak şekilde kişisel bir konuşma platformu olmaktan çok, APİKAM‘a bugüne kadar bağışta bulunmuş olan İzmirlilerin hatırlanıp onurlandırıldığı ve bağışladıkları belge ve malzemelerin sergilenerek yeni bağışçıların ortaya çıkmasını sağlayacak bağış yönetim politika ve uygulamalarının geliştirildiği bir kurum olmasını diliyorum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait tablo koleksiyonunun halen bulunamadığı bu süreçte her şeyi ciğeri kediye emanet etmemek, özellikle de emanete hıyanet edebilecek karakterdeki kedilere emanet etmemek, 2008 yılında imha ettik hikayesi ile ortadan kaybolan tabloları, kütüphanemdeki APİKAM damgalı kitap gibi APİKAM‘dan kaybolan her kitap ve malzemenin bir an önce bulunması, 2020 yılı başında İnternette satılan İZFAŞ ve APİKAM fotoğraflarının satılması gibi olayların bir kez daha tekrarlanmaması dileğiyle… Daha doğrusu, ciğeri kediye teslim etmemek üzere…