“O bir geri zekalıdır”

Ali Rıza Avcan

Tarım üzerine; özellikle de tarım ekonomisi ve yönetimi üzerine çalışıp araştırma, inceleme ve danışmanlık hizmetleri yaptığım günlerden bu yana ülkemiz tarımı üzerine kitap ve makaleler yazmış, bir dönem TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası genel başkanlığı yapmış, eski CHP milletvekili Gökhan Günaydın‘ı önemser, yaptıklarını ilgiyle izleyip yazdıkları okumaya çalışır ve 2015-2019 döneminde İzmir’de önce bir “Tarım Devrimi“, daha sonra “İzmir Modeli” olarak takdim edilen İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin tarımsal hizmetlerini inceleyip değerlendirirken, “keşke bu durumdan haberi olsa da bu yanlışlıklara müdahale etse” diye düşünür, onun doğruyu söyleyen biri olduğunu varsayıp bu düşüncemi arkadaşlarımla paylaşırdım.

Kendisi hakkında olumlu düşüncelere sahip olduğum Gökhan Günaydın, 2019 yılında yapılan yerel seçimlerde Ekrem İmamoğlu‘nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olması sonrasında, bir dönem belediye şirketi İSYÖN İstanbul Yönetim Yenileme Anonim Şirketi‘nde yönetim kurulu başkanı olarak çalışmış, sonrasında da hem CHP Parti Meclisi‘ne girmiş hem de Ekrem İmamoğlu‘nun tarım danışmanı olmuştur. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi kararlarını incelediğimizde, kendisinin ataması meclis onayı ile yapılan “başkan danışmanı” statüsünde olmamakla birlikte; CHP Parti Meclisi üyesi olması nedeniyle, değişik yöntemlerle tarımla ilgilenmek üzere danışman yapıldığı görülmektedir.

CHP Parti Meclisi gibi üst bir siyasi kurulda yer alan eski milletvekilinin, binlerce ziraat mühendisinin işsiz olduğu bir ortamda eski TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası genel başkanı olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nde hangi pozisyonda nasıl “tarım danışmanı” yapıldığı konusu ve bunun siyasi etik açısından ne ölçüde doğru olduğu da ayrı bir tartışma konusudur.

CHP’li belediyelerin 30 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında İstanbul‘da düzenlediği CHP’li Belediyeler Tarımsal Kalkınma Zirvesi sonrasında Facebook’taki resmi hesabında “CHP’li Belediyeler Tarımsal Kalkınma Zirvesi sona erdi.. Her aşamadaki emekleriyle Zirve’yi şölen havasına çeviren İBB emekçilerine sonsuz teşekkürler.. Tarımı ayağa kaldıracağız.. Mutfaktaki yangını söndüreceğiz.. Sofralar arasında adaleti sağlayacağız.” mesajını yayınlayıp çoğunda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun ya da CHP Genel Başkanı Kemal KIlıçdaroğlu‘nun yanında yer aldığı fotoğrafları paylaşması üzerine o paylaşımın altına aşağıdaki eleştirel mesajı yazdım.

Merkezi yönetimin birinci dereceden görevli, yetkili ve sorumlu kurum ve kuruluşlarını dikkate almaksızın ve onlarla planıp programlanmış bir işbirliğine gidilmeksizin sadece yasadaki tek satırlık bir hükme dayanarak büyükşehir belediyeleri eliyle tarımsal kalkınmanın mümkün olmadığını siz de biliyorsunuz; ama, siyaset bu!

Bu mesajı yazarken, aynı paylaşımın altındaki diğer mesajların da kendisini öven, hatta tarım bakanlığına layık olduğunu belirten mesajlar olduğunu, yazdığım mesajın içlerindeki tek eleştirel mesaj olduğunun da farkındaydım.

Yazdığım mesajda, ülkemizdeki ya da kentlerimizdeki tarımsal kalkınmanın sadece belediyeler eliyle gerçekleştirilemeyeceğini, asıl olarak belediyelerin böyle bir görevi bulunmadığını, belediyelere bu konuda yetki veren 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu‘nun 7. maddesine, 6360 sayılı Yasa ile eklenen son fıkrası hükmüne göre, belediyelerin tarımsal kalkınma konusunda değil; tarım ve hayvancılığı destekleme konusunda görevli ve yetkili olduğunu, sadece ‘destekleme‘ boyutunda kalan bir faaliyetin kalkınmayı sağlayamayacağını hatırlatmaya çalışarak siyasetçilerin bunu halka yanlış anlattıklarını ifade etmeye çalışmıştım.

Bu mesaja verilen yanıt üzerine oldukça uzundu. Verilen cevapta kalkınmanın ülkenin tüm merkezi ve yerel kurumlarının işbirliği ile sağlanacağı tezinin yanlış algı yaratmaya yönelik bir mesaj olduğu, AKP‘nin CHP‘li belediyeleri görmezden gelme ya da engelleme politikası varken bunun mümkün olmadığı, CHP‘li belediyelerin kooperatiflerle birlikte başarılı olduğu, düzenlenen zirvede aynı zamanda CHP‘nin 2024-2028 tarım politika belgesinin hazırlandığı da belirtiliyor, tarımsal kalkınmanın tüm kamu kurumlarının bütünlüğü içinde sağlanacağına dair haklı bir eleştiri kolektif emeğe saygısızlık, kendi şahsına yönelik bir haksızlık olarak niteleniyordu.

Bazı yorumları birkaç kez okuyorum, anlamaya çalışıyorum. İtiraf etmeliyim ki yine de kolay olmuyor. Özeti şu mesajın, “Tarım Bakanlığı ile birlikte çalışmazsanız, belediyeler üzerinden tarımsal kalkınma mümkün olmaz, siyaset yapıyorsunuz”.. Bir diğeri de ona eklenmiş, “mış gibi yapıyorlar” diyor. Ciddiye almak gerek elbet, cevap yazmak gerek. Yoksa bunca emek üzerine yanlış algı yaratılmasına göz yummuş oluruz. Önce şunu söylemeliyim: AKP’nin CHP’li belediyeleri görmezden gelme politikası varken, acaba nasıl çalışacağız? Bırakın beraber çalışmayı, bunca engellemeyi görmüyor musunuz? Başka dünyada mı yaşıyoruz? Ayrıca CHP’li belediyelerin kooperatiflerle birlikte başardıklarını tüm ülke görüyorken, somut örnekleri Zirve’de açıkça paylaşılmışken, “ne yapabilirsiniz ki” demek, “mış gibi yapıyorsunuz” demek konusunda benim düşüncelerim var ancak takdiri kamuoyuna bırakmayı tercih ederim. Ayrıca, Zirve’de yalnızca belediyelerimizin iktisadi kriz ve pandemi döneminde, merkezi hükümetin kamuoyuna da yansımış engellemelerine rağmen mücadele ve başarılarını anlatmakla kalmadık, aynı zamanda CHP’nin 2024-2028 tarım programını da açıkladık. 5 yıllık bir programla tarım tahribatının nasıl ortadan kaldırılacağını, tarımsal kalkınmanın nasıl sağlanacağını somut adımlarla açıkladık. Bütün bu emeğe karşı bu tavırlar.. Açıkçası benim için sürpriz değil, yıllardır alıştığımız davranışlar. Şahsımıza yönelik haksızlıklara susarak ve zamana bırakarak yanıt veririz. Ancak kollektif emeğe yapılmış haksızlığa, onca emekçinin alın terine yapılan haksızlığa susarsak uygun olmaz. Bitirirken ifade edeyim ki, gün dayanışma ve omuz verme günü.. Yerini bulur, bulmaz.. Ben tüm dostları bu mücadeleye davet ederim. Tüm yoldaşları dostluk duygusuyla selamlarım..

Benim bu yazıyı yazdığım an itibariyle 115 kişi tarafından beğenilen bu uzun cevaba karşılık ilk söyleyeceğim şey, akademide uzun yıllar çalışıp bir dönem TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası genel başkanlığı yapmış bir tarım uzmanının olayı şahsileştirmeye çalışarak kendini savunmaya kalkmasının yanlış olduğudur. Çünkü yapılan eleştiride kişinin kendisine yönelik hiçbir değerleme bulunmamakta, bunun belediyelerle partiye ait yanlış bir politika olduğu vurgulanmaktadır. Zira yapılan zirve, Gökhan Günaydın‘a ait bir zirve değil; CHP‘ye ve onun belediyelerine ait bir zirvedir. Hem de hiç tarımsal faaliyeti olmayan, köyü kırı olmayan belediyelerin dahi boyoz, yumurta gibi hediyeler dağıttığı bu organizasyon CHP dışındaki kamuoyu tarafından gerçek bir tarım zirvesi olarak değerlendirilmemekte, adeta her bir belediye başkanı ve eşinin kendini göstermeye çalıştığı bir gösteri mekanı olarak algılanmaktadır.

Yazdığım üç satırlık haklı eleştiriye konu ile hiç ilgisi olmayan uzun bir yanıt verilmesi üzerine bu tartışmanın sosyal medyada devam etmesinin doğru olmayacağını düşünerek İzmir‘deki arkadaşlarımdan Gökhan Günaydın‘ın telefon numarasını alarak geçtiğimiz Pazartesi günü kendisini aradım.

Yaptığım telefon görüşmesinde, kendisini yaptığım paylaşıma verdiği cevap nedeniyle aradığımı ifade ederek, kendim hakkında kısa bilgiler verdim. Bu sırada, baba memleketimin İstanbul Şile‘nin Yeşilvadi köyü olması nedeniyle benim de aslen İstanbullu olduğumu, daha düne kadar tarla olan ailemize ait gayrimenkullerin bugün arsa olarak alınıp satıldığını söylemeye çalıştım. Böylelikle kendisiyle telefonla yapmak istediğim fikir alışverişi için bilgilendirmeye çalıştım. Bu bilgilendirme sırasında İzmir‘de tarım konusunda kimlerle görüştüğümü, kimlerden yardım aldığımı ve fikirlerimi kimlerle paylaştığımı anlatmaya çalışırken söyleyip yaptıklarına değer verdiğim ziraat mühendisi Hatice Zeybek Uslu‘nun adını verince bana açık açık “o bir geri zekalıdır. Benden İBB’de çalışmak için yardım istedi, ben de kendisine karşı çıktım, iş vermedim” deyince bir an için afalladım. Çünkü beni tanımayan Gökhan Günaydın ile ilk kez telefon konuşması yapıyordum ve meslektaşı olan bir ziraat mühendisi hakkında böylesine hakaret dolu bir ifade kullanacağını tahmin etmiyordum. Bu durum karşısında söylediklerini ya hiç dikkate almayıp konuşmaya devam eder ya da “evet, haklısınız” deyip kendisiyle aynı fikirde olduğumu söyleyebilirdim. Ama ben kendisini, yazdıklarını ve yaptıklarını yakından bildiğim bir arkadaşımın gıyabında böylesine kötü bir şekilde nitelenmesine karşı çıkarak, böylesi bir tutumu ahlaki açıdan doğru bulmayarak kendisine bu şekilde konuşmaya devam ederse görüşmeyi keseceğimi, bir siyasetçinin tanıdığım biri ve meslektaşı olan bir ziraat mühendisi hakkında bu şekilde konuşmaması gerektiğini, bunun hem ahlaki olmadığını hem de siyasi nezakete uymadığını söyleyince “ne o, sizden nezaket dersi mi alacağım?” diye başka bir çıkış yaptı. Bunun üzerine, amacımın nezaket dersi vermek olmadığını, sadece bugün arkadaş, yarın kendi seçmeni olabilecek insanlar hakkında böylesine kötü bir üslupla aşağılayıcı hakaretlerde bulunmasının doğru olmadığını anlatmaya çalıştım. Çünkü, kendisi avukat da olsa, “şerefsiz”, “haysiyetsiz”, “geri zekalı”, “aptal”, “hayvan”, “müsvedde” gibi sözler söylemenin Türk Ceza Kanunu‘nun 125-131. maddeleri çerçevesinde mahkeme ve içtihat kararlarına göre hakaret suçunu oluşturduğunu biliyordum.

Ardından da, kaba bir şekilde “arkadaşım, senin asıl amacın nedir?” diye bir soru sorduğunda da amacımı, kendisini niye telefonla aradığımı anlatmaya çalıştım. Ancak “sen ne çok konuşuyorsun öyle, bana fırsat bile vermiyorsun” diyerek daha da kabalaştığını gördüm. Bunun üzerine, İstanbul iline ait (GSYH) Gayri Safi Yurtiçi Hasıla‘nın % 0,1 oranında pay alan tarım sektörünün İstanbul’daki küçük ve önemsiz halini düşünerek, “inşallah tarlaların arsaya dönüştüğü İstanbul’da tarımsal kalkınmayı sağlarsınız” diyerek görüşmeyi bitirdim.

Evet, iyi niyetle yaptığım bir telefon görüşmesinde karşılaştığım kabalık nedeniyle şaşırmış ve fazlasıyla sinirlenmiştim. Açıkçası, kitaplarını, makalelerini okuyup değer verdiğim bir siyasetçinin kötü muamelesine maruz kalmıştım. İlk saatlerdeki sinirlenme daha sonra yerini sakinliğe bıraktığında bu kaba, hoyrat ve kibirli hareketin nedenlerini düşünmeye çalıştım. Bir akademisyenin, bir avukatın, bir ziraat mühendisinin, eski bir meslek odası başkanının ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından tarım konularıyla görevlendirilen bir danışmanın, tanıdığı ya da tanımadığı kişiler hakkında böylesine hakaretler edip kaba davranmasının sonuçlarını ve bunun tam aksine sıcak ve nazik insan ilişkileriyle tanınan Ekrem İmamoğlu‘na nasıl zarar verebileceğini düşündüm. Bütün bunları düşünürken bir yandan da, İzmir’de bir zamanlar herkesin önünde eğildiği eski bir danışmanın, danışman olduğunu unutarak Kültürpark konusunda mücadele eden TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi yöneticilerini suçlayıp onlara ayar vermeyi hedefleyen, onları aşağılayan sözleri, aklıma geldi ve neyse ki o danışman şimdi İzmir‘de değil diye rahat bir nefes aldım. Aynen İstanbul‘daki danışmanın da bir süre sonra orada olmayacağı gibi…

Evet, adı üstünde; karşımızdaki insan, belediye başkanının danışmanı… Yani, kendisini görevlendiren belediye başkanına uzman olduğu konuda görüş, düşünce, öneri ve proje vermek için çalıştırılan bir personel… Bu nedenle birinci dereceden muhatap olması gereken kesim, biz; yani halk değil; kendisini o göreve getiren belediye başkanı… Ama bu kişi aynı zamanda hem danışman hem de siyasetçi ise bu denge bozuluyor… Çünkü bugün CHP Parti Meclisi üyesi ama diğer yandan da eskiden olduğu gibi milletvekili değil… Tabii ki, bugünkü konumuyla yeniden milletvekili ya da tarım bakanı olmak isteyebilir… Bunu sağlamak için de Cumhurbaşkanı adayı olabileceği ifade edilen Ekrem İmamoğlu‘nun yanında, onun gölgesinde; hatta bazen bu gölgeden çıkarak bu tür çıkışlar yapması, siyasi anlamda prim yapması gerekebilir… Bir ayağı parti meclisinde olan fiili bir siyasetçi olduğu için de frenlenmesi, yer yer ya da zaman zaman bir danışman gibi davranması mümkün olmayabilir…

Köyü ve tarım toprağı olmayan Konak Belediyesi, Tarım Zirvesi’nde…

Velhasıl, danışman arkadaşımızın işi bayağı bir zor… Ama başka bir zorluk; daha doğrusu ahlaki bir sorun var ki, adı seçmen, yurttaş, hemşeri ya da başka bir şey olsa da çevresindeki insanlarla ilişkisi sorunlu… En azından, ağzı “geri zekalı” gibi küfürlere, hakaretlere alışkın… Çünkü iktidarın elinde olduğunu, güçlü olduğunu ve bunun kalıcı olduğunu sanıyor… Üst perdeden davranışının da temel nedeni bu zaten…

Bu telefon görüşmesinden sonra çevresindeki insanlara ya da beni tanıyanlara benim de bir “gerizekalı” olduğumu söyleme ihtimali olsa da; yaşadığı şehrin halen niteliklerini yitirmemiş gerçek bir “Bizans” olduğunu, geçecek zaman içinde köprülerin altından daha çok su akacağını unutmuş gözüküyor…

Not: Aradan 4 gün geçmiş olmasına karşın, Gökhan Günaydın‘ın sözünü ettiği CHP 2024-2028 Tarım Programı, ne yazık ki henüz yayınlanmamış durumda…