Kent ve Kültür Üzerine* (2)

Prof. Dr. Ruşen Keleş

Kültür ve Kent Kültürü

Türkçe Sözlük’te, kültür, “tarihi, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerleri yaratmada, bunları gelecek kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü” olarak tanımlanıyor. Kültür kavramına, “bir topluma özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü”, “muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi”, “bireyin kazandığı bilgi”  (tarih,  sanat  kültürü gibi), “uygun biyolojik  koşullarda  bir mikrop türünü üretme”, hatta “tarım” gibi anlamların verildiği de görülmektedir. Hem davranış bilimlerinde, hem de mikrobiyolojide çok sık kullanılan bir kavram olan kültürü, içinde canlıların geliştiği (neşv-ü nema bulduğu), yaşama süreklilik kazandıran ortamlar” olarak tanımlayanlar da var. Bu bağlamda, “kültür balıkçılığı, “kültür ortamında yetiştirilen inci” çokça duymaya başladığımız kavramlardır.

20180524_151619

Bir Fransız düşünürüne göre, kültür, “Her şey unutulduğu zaman belleklerde ne kalıyorsa, ona verilen isimdir”. Burada dikkati çeken özellik, kültürün bir  birikimin ürünü olduğu, posası atılmış, darası düşülmüş değerleri temsil etmekte olduğudur. Bu bağlamda, kent kültüründen neyi anlamak gerekir? Herhalde, tarihin ve doğanın kente bırakmış olduğu birikimi. Kuşku yok ki, bu birikimin temel öğesi, o kentin kimliğidir. Her kentin kimliğinde, o kentin süreklilik kazanmış olan ayırt edici özellikleri saklıdır. Kevin Lynch, Kent İmgesi (The Image of the City) adlı yapıtında, adları bulundukları kentlerin adıyla özdeşleşmiş imgelerden, öğelerden söz eder. Eiffel Kulesi Paris ile, San Marco Meydanı Venedik ile, Topkapı Sarayı ve Sinan’ın camileri İstanbul’la, Empire State ve Manhattan’ın öteki gökdelenleri New York ile özdeşleşmiş simgelerdir. Gazimağusa’nın Namık Kemal Meydanı’nda her tarihsel çağdan arta kalan fiziksel, görsel ve moral öğelerin oluşturduğu zengin bir kültürel doku, çağımızın çok kültürlülük idealini haykırırcasına, yarısı kilise yarısı minare olan bir yapıtla taçlanmıştır. Tolstoy’un, Balzac’ın, Gogol’ün, Dostoyevski’nin, Chopin ve Tchaikovsky’nin yazınsal ve sanatsal kimlikleri gibi, kentlerin de, mekansal, fiziksel, toplumsal ve kültürel bir  bütün oluşturan, kendine özgü kimlikleri vardır.

Bir kentin kimliğini oluşturan onun kültür varlığı; kültürüne katkıda bulunan da kentin kimliğidir. Her ikisi arasında çok yakın bir etkileşimin bulunduğu yadsınamayacak bir gerçektir. Bu bağlamda, kent kültürünün, dar anlamıyla, belediyenin tiyatro temsilleri, sergileri, kitap fuarları, folklor gösterileri ve benzeri sanat ve kültür etkinlikleri olarak algılanması ve onunla yetinilmesi yanlış ve eksik bir kent kültürü anlayışıdır. Aranması gereken temel ölçüt, kalıcı kültür eğelerinin korunması, değerlendirilmesi ve geliştirilmesidir. Bu açıdan bakıldığında, son yıllarda çok kullanılan sürekli ve dengeli (sustainable, sürdürülebilir) gelişme kavramının, kent kültürünün korunması açısından elverişli, ancak değerlendirilip zenginleştirilmesi yönünden yetersiz bir kavram olduğu öne sürülebilir. Salt koruma ayağı ağır basan, gelişme yönü eskik bir kavramın ekonomik, toplumsal ve kültürel yönlerden tutucu uygulamalarla sınırlı kalabileceğinden, gerçek gereksinmeye yanıt vermeyeceğinden kaygı duyarım. (TÇSV, 1998)

image-20160125-19660-19c2al6

Kent Kültürünün Aktörleri…

Kent kültürünün oluşmasında, öğelerinin korunmasında ve geliştirilmesinde türlü aktörlere çeşitli görevler düşer. Uluslararası topluluk, bunlar arasında başta sayılması gerekenlerdendir. Kent ve çevre değerlerinin evrenselliği, uluslararası tüzede geniş ölçüde benimsenmekte olan bir anlayışı yansıtıyor. Tek tek ülkelere,uluslara mal edilemeyecek kadar önem taşıyan kültür, tarih, mimarlık ve doğa değerlerine insanlığın ortak kalıtı gözüyle bakılmaktadır. Köln, Strasbourg, Toledo Katedrallerinde, Louvre’u, Sistini’yi, Prado’yu, Kahire Müzesini süsleyen, zenginleştiren yapıtlarda tüm insanlığın hakkı vardır. Camiler, hanlar, kervansaraylar ve sivil mimarlığın en güzel örnekleri, artık insanlık aleminin ortak sahipliğinde ve koruması altındadır. Bu nedenle de, bu ortak kültür değerlerinin ortak çabalarla korunup geliştirilebileceği kabul edilmektedir. İspanya’nın Barcelona kentindeki Sagrada Familia da, bu başyapıtlardan biridir. Bu değerlerin ve kentsel simgelerin uluslararası tüzel belgelere geçmiş olan insanlığın ortak kalıtı içinde yer alması,ulusal egemenlik kavramının bile gücünü o bağlamda yitirmesine yol açmıştır.

Bunların silahlı çatışmalarda zarar görmemesi için çıkarılmış uluslar arası sözleşmeler vardır. Ne yazık ki, bu güvencelere karşın, Bosna’da, Kosova’da, Afganistan’da, Kuveyt’de, Irak’ta ve başka yerlerde, gözü dönmüş süper güçler, insanlığın ortak kalıtı karşısında gereken saygıyı gösterebilmiş değildirler. Oysa, insanlığın ortak kalıtını korumaya yönelik onlarca uluslararası sözleşme var onaylamış oldukları… Birleşmiş Milletler Örgütü’nün UNESCO, UNEP ve UNCHSA gibi uzmanlık kuruluşları bu alanda yol gösterici bir işlev görüyorlar. Vancouver ve İstanbul İnsan Yerleşmeleri (Habitat I ve II) Konferansları (1976 ve 1996), Stockholm (1972) ve Rio (1992) Çevre ve Kalkınma Dorukları bu etkinliklerden birkaçıdır. Akdeniz’in korunması konusundaki Mavi Plan’ın hazırlanmasına çerçeve oluşturan Barcelona Sözleşmesi (1976), Amsterdam Bildirisi (1975), Avrupa Kültür Sözleşmesi (1954), Avrupa Mimarlık Mİrasının Korunmasına İlişkin Sözleşme (1984), Arkeolojik Mirasın Korunması Sözleşmesi (1992) bu uluslararası çabaların ürünleridir. (Daha fazla bilgi için bkz. Keleş/YIlmaz, 2003)

Devletler, kuşkusuz, kent kültürünün korunup geliştirilmesinde baş rolde oynayan aktörlerdir. Yerel yönetimlerin yeterince güçlü, istekli ve bilinçli olmadığı durumlarda, devletler bu alanda önemli roller üstlenirler. Antlaşmalarasözleşmelere taraf olsalar da olmasalar da, kültür kalıtını korumak için etik bir sorumlulukları vardır. Bu belgelere taraf olmamış olmak, o belgelerde yer alan kuralları çiğnemek için bir mazeret sayılamaz.

Üçüncü kümede bulunan aktörler yerel yönetimlerdir. Kent ve çevre değerlerini nasıl sahibi devlet mi, belediye mi olmalıdır sorusu her zaman gündemde olmuştur. Halka en yakın kuruluşlar olarak yerel yönetimlerin koruma gibi yerel nitelikli konularda asıl yetkili olmaları Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın bir gereğidir. Türkiye’de, çok yakında yasalaşmış olan Kamu Yönetimi Temel Yasasındaki düzenleme de bu doğrultudadır. Ancak, yukarıda da belirtildiği gibi,kentlerimizin mimarlık ve kültür kalıtının korunması gibi konular, yerel nitelikteki iş görü alanları gibi görülmekte olsalar da, yakın geçmişin deneyimleri, bu konularla ilgili etkinliklerinde yerel yönetimlerin yalnız bırakılmasının doğru olmayacağını düşündürmektedir. Kent yönetimleri ve bu arada belediyeler, bu konuda, Avrupa Kentli Hakları Şartı’nın kendilerine tanıdığı sorumlulukların gereğini yerine getirecek ölçüde güç ve bilinç kazanmak zorundadırlar. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 8 No’lu Tavsiye Kararı (1999), seçimle göreve gelen yerel yönetim organlarının, hem yaptıkları, hem de yapmayı ihmal ettikleri işlerden dolayı mali yönden sorumlu olacaklarını belirtmekte, bu sorumluluktan ancak iyi niyetli olduklarını kanıtlayarak kurtulabileceklerini esasa bağlamaktadır.

Son kümeyi ise, ötekilerden daha az önemli olmayan, yurttaş ya da kenttaş oluşturur. Bugüne değin, yurttaşın kent ve çevre değerleri karşısında daha çok hak sahibi kimliği üzerinde durulmuş, ödev ve sorumluluğu gözardı edilmiştir. Oysa, Immanuel Kant’ın da vurguladığı gibi, haklar ve ödevler bir bütün oluştururlar.Demokratik rejimlerde özeksel ve yerel tüm yönetimleri halkın özgür istenci ayakta tuttuğuna, öyle olması gerektiğine göre, kentlerin asıl sahiplerinin sorumluluk  bilinci gelişmiş kenttaşın kendisi olduğunu varsaymak  yanlış  olmaz. Bu yurttaş türü, Aristoteles’in deyişi ile, edilgin değil, etkin yurttaş türüdür. (Brodie, 2000)Bu bağlamda, kent kültürü, kentlinin kültürü demektir.

Kentinin değerleri, bugünü ve geleceği üzerinde hak sahibi olan kenttaş, kentine karşı, kentinin kültür birikimine karşı suç sayılabilecek eylemlerden kaçınmak yükümlülüğü altındadır da. Kente karşı suç kavramı eğer kullanılabilir duruma gelmiş değilse, bunun biri toplumsal, öteki teknik nitelikte olan iki nedeni vardır: Birincisi, toplumsal bilinç düzeyinin eksikliği, ikincisi de, yasaya dayanmayan suç ve ceza olmaz (nullum crimen sine lege, nullum poena sine legeanlamına gelen genel tüze kuralı yüzünden kente karşı suç oluşturan eylemlerin kovuşturulamamasıdır. Rio Bildirgesi (1992) ile getirilen bencillikten uzak kalma ve ihtiyatlı davranış yükümlülüğü, devletler için olduğu kadar ve hatta onlardan da çok, yurttaş ve kenttaş için de söz konusu olması gereken bir davranış kuralıdır. 

beirut.war.2006.009

Küreselleşme Olgusundan Kentler de Payına Düşeni Alıyor…

Yer yuvarlığın küre biçiminde olduğunu yeni öğreniyor gibiyiz. Sanki bu buluşu geçen yüzyıllarda Kristof Kolomb yapmamış gibi. Günümüzde dillerden düşmeyen küreselleşmenin elbette olumlu kazanımları var. Teknolojik ve sınai devrimin insanlığa çağ atlatan hamleler yapmayı olanaklı kılan katkıları yadsınabilir mi? İnternet insanlara geniş ufuklar açıyor. Toplumların yaşamında her alanda dakik, ince hesaplar hızla kaba kestirimlerin yerini alıyor.

Ama öte yandan, küreselleşme, kent ve çevre değerleri üzerinde, değer dizgelerindeki yozlaşmaya koşut olarak, olumsuz etkiler yapmaktan da geri kalmıyor. (Bauman, 1997; Robertson, 1999; Orum / Chen, 2003). Sermayenin akışımı önündeki tüm engellerin kaldırılması, yeryüzünde ülkeler ve bölgeler arasında ticaret özgürlüğünün tam anlamıyla gerçekleştirilmesi için uluslararası finans kuruluşları canla başla çalışıyorlar. Çok Taraflı Yatırım Anlaşması (MAI) ve Uluslararası Tahkim bu doğrultudaki çabalardan birkaçıdır. Dünya Bankası, yıllık yazanaklarında “devleti küçültme” önerisini ısrarla yapmaktadır. Ayrıca, plandan ve planlamadan kaçış, Banka’nın uzunca bir süreden beri benimsemiş ve önermekte olduğu bir kalkınma yöntemi olmuştur. Banka’nın son yayınlarından birinin başlığının Planı Bırak, Piyasaya Bak (from Plan to Market) olması dikkaçekicidir. Oysa, kent ve çevre değerlerinin korunması bağlamında, 1972 tarihli Stockholm Bildirisi’nde (ilke 14-18) temel yaklaşımın plan yöntemi olduğu vurgulanıyordu. Ortada bir çelişki bulunduğu açıktır. Ülkemizde, ne yazık ki,küreselleşmenin olumsuz etkileri günlük politikalara da yansımakta ve örneğin,verimli tarım topraklarına ve ormanlık alanlara yapı izni verilmesi, Hazine topraklarının satışı, yabancılara toprak satışına izin verilmesi, orman ve mer’a rejimlerinde değişiklik gibi kent kültüründe mutlak yozlaşmaya yol açabilecek boyutlar kazanmaktadır.  Yanlış yapmaktan kaçınmanın doğru yapmaktan çok daha önemli olduğu unutulmadan koruma, canlandırma ve geliştirme politikalarının belirlenmesinde, savunmacı, tepkisel ve değişme karşıtı anlayış terk edilmelidir. Küreselleşmenin, çok kültürlülüğü çok kültürsüzlüğe dönüştürücü etkilerinden kurtulmak için elden geleni yapmak zorunda olduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

Kaynakça

Bauman, Zygmunt (1997), Küreselleşme, Ayrıntı Yay., İstanbul.

Bektaş, Cengiz (1996), “Kenti Savunmak, Kentli Olmak”, Cogito: Kent ve Kültürü, İstanbul.

Bektaş, Cengiz (1997), “Kültürel ve Güzelduyusal Kirlenme”, R.Keleş (ed.), İnsan, Çevre, Toplum, İmge Yay., Ankara, (2.Bası), 99-112.

Brodie, Janine (2000), “Imagining Democratic Urban Citizenship”, I. Engin (ed.), Democracy, Citizenshipand the Global City , Routledge, London, 110-128.

Keleş, Ruşen (2004), Kentleşme Politikası , İmge Yay., (8. Bası), Ankara.

Keleş, Ruşen (1995), “Kent İnsanı, Kentleşme ve Düşünce Özgürlüğü”, Edebiyatçılar Derneği, Düşünceye Saygı: Düşünce Özgürlüğü Konuşmaları , Ankara, 24-30.

Keleş, Ruşen ve Artun Ünsal (1982), Kent ve Siyasal Şiddet, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara.

Keleş, Ruşen ve Meltem Yılmaz (2003), “Doğal Çevre ve Kıyılarımız”, Sanat ve Çevre: 7. Ulusal Sanat Sempozyumu , Hacettepe Üniversitesi , Güzel Sanatlar Fakültesi, Ankara, 82-94.

Lynch, Kevin (1961), The Image of the City, M.I.T. Press, Cambridge.

Orum, Anthony M. ve Xiangming Chen (2003), The World of Cities , Blackwell.

Robertson, Roland (1992), Küreselleşme: Toplum Kuramı ve Küresel KültürBilim ve Sanat Yay., Ankara

Türkiye Çevre Sorunları Vakfı (1999), Sürdürülebilir Kalkınmanın Uygulanması, Ankara.

(*) Mülkiye Dergisi, Cilt XXIX, Sayı: 246, s. 9-18

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s