İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, tarih: 17.09.2025, sayı: 2025/140790

Ali Rıza Avcan

Evet, bu haftaki yazımın başlığını, 17 Eylül 2025 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı‘na verdiğim, verirken de 2025/140790 kayıt numarasını alan şikayetim oluşturuyor…

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı‘na verdiğim bu dilekçede, Anayasa‘nın 26. maddesi ile güvence altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğümün, 12-16 Eylül 2025 tarihleri arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi basın danışmanı Elif Demirci İşleğen ile eşi İZTARIM Marketlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı gıda teknikeri Tamer İşleğen tarafından, son yıllarda sık sık tanık olduğumuz “Cumhurbaşkanı’na hakaret etti” gerekçesiyle gelişen iklimden ve arkalarına aldıkları belediye başkanının iktidar gücüyle bana hakaret ederek; hatta, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK)‘na aykırı olarak ellerindeki adres bilgilerimi kullanıp tehdit ederek nasıl taciz edildiğimi delilleriyle birlikte anlatılıyor, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun başkanı olan Cemil Tugay‘ın basınla ve kamuoyuyla ilişkilerini düzenleyen danışmanı ile İZTARIM yöneticisi eşinin 5 gün süreyle bana dostlarımın nezdinde hakaret edip tehdit etmeleri nedeniyle gereken hukuki işlemlerin yapılması suretiyle cezalandırılmalarını talep ediyordum.

Düşünce ve ifade özgürlüğüne saldıranlar için hukuk yoluna başvurmak…

Bu yazıyı ise bütün bu tehditleri savurup kişisel verilerimi kullanan bu iki ismi belediyesinde istihdam eden Cemil Tugay‘ın dikkatini çekmek ve bana yapılanları kamuoyuyla paylaşmak için yazıyorum.

Böylesi bir şikayet dilekçesini savcılığa neden vermiştim, hakaret ve tehdit suçlarının hikayesi ne şekildeydi, olay nasıl gelişti ve şikayet noktasına ulaştı? Şimdi sizlere bu tatsız olayın ayrıntılarını anlatmak istiyorum…

Böylelikle Anayasa ile güvence altında olan düşünce ve ifade özgürlüğümün böylesi saldırılarla yıpratılamayacağını ve bu yoldan vazgeçmeyeceğimi göstererek aynı özgürlük ve hakları savunması gerekirken güç zehirlenmesine uğrayan bir gazetecinin bu noktaya nasıl geldiğini anlatmak istiyorum…

İzmir Ekonomi Üniversitesi‘ne ait web sayfasında yazılı olanlarla kendisi tarafından Linkedin isimli insan kaynakları portalına yazılanlara göre; 1976 yılında; yani benim üniversiteden mezun olduğum yıl İzmir’de doğan, Eylül 1995-Haziran 1999 döneminde Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü‘nde okuyup mezun olup Eylül 2021-Haziran 2023 döneminde Anadolu Üniversitesi‘nde AşçılıkBilimi” yapan, 1997-2002 döneminde Ege TV‘de, 2002-2016 döneminde de Doğan Haber Ajansı (DHA)‘nda muhabirlik, 2016-2018 döneminde yine aynı ajansta Ege bölge temsilciliği yapıp ajansın Demirören Şirketler Topluluğu‘nun eline geçmesinden sonra aynı görevi 2020’ye kadar sürdüren, 2020 yılından itibaren de tam zamanlı olarak İzmir Ticaret Odası sosyal sorumluluk projeleri yöneticiliği yapıp 2018-2020 yılları arasında İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliğine getirilen Elif Demirci İşleğen‘in son zamanlarda kendisine ait Linkedin sayfasıyla ilgilenmediği için orada halen İzmir Ticaret Odası‘nda çalıştığına dair bilgiler bulunmaktadır.

Genel sekreter maaşının 3/4’üne kadar ücret alan bir basın danışmanı…

O eksik kısmı da isterseniz, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararlarına bakarak biz tamamlayalım:

İzmir Ticaret Odası‘nda tam zamanlı olarak sosyal sorumluluk projeleri yöneticisi olarak çalışmakta olan Elif Demirci İşleğen, 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilip 5 Nisan 2024 tarihinde mazbatasını alan Dr. Cemil Tugay tarafından belediye başkan danışmanı olarak görevlendirilen ilk isimlerden biri olarak, 19 Nisan 2024 tarih, 382 sayılı meclis kararıyla (basın) danışmanı olarak görevlendirilmiş. Kendisi ile birlikte danışmanlık görevini üstlenen diğer isim ise Aziz Kocaoğlu döneminden bu yana devamlı aynı görevi sürdüren Ali Süha Sabuktay olmuş. Bu anlamda uzmanlardan oluşan bir ekibi olmadan belediye başkanı seçilen ve başkanlığı süresince bunun sıkıntısını çeken Cemil Tugay açısından oldukça değerli oldukları anlaşılıyor…

Şimdi gelelim, İzmir gazetecilik camiasında ve hatta kendisiyle çalışan gazetecilerin verdiği bilgilerle çalıştığı kurumlarla, özellikle de Doğan Haber Ajansı ve Hürriyet gazetesi ile ilgili arşivlere baktığımızda gözümüze çarpanlara…

İzmir Büyükşehir Belediyesi basın danışmanı Elif Demirci İşleğen‘in Ege TV ve Doğan Haber Ajansı‘nda muhabir olarak çalıştığı 1997-2014 döneminde neler yaptığını pek bilmiyorum… O dönemde her muhabir gazetecinin yaptığını yapmış olabilir… Üstüne üstlük birçok dernek ve platformda yönetici olarak çalıştığım, toplum içinde tanındığım, mezun olduğu fakülte ile ortak projeler yaptığım o dönemde, sahibini ya da yöneticilerini tanıdığım televizyon kanalıyla basın ajansının muhabiri olarak karşıma çıkmadı… O dönemden hatırladığım ve İnternet taramalarında bulduğum tek haber, Elif Demirci‘nin, 5 Eylül 2004 tarihinde Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur tarafından kıyılan nikahla gıda teknikeri olup şu sıralarda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sorunlu şirketi İZTARIM‘da Marketlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışan Tamer İşleğen ile evlenmesiydi.

2014 seçimlerinde Aliağa‘daki CHP‘li bir belediye başkan aday adayının kampanyasını yönetip yine CHP‘li başka bir adayın Karşıyaka’daki kampanyasına yardımcı olduğum için o dönem Doğan Haber Ajansı‘nın, AKP‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Binali Yıldırım‘ın seçim kampanyasına yardımcı olduğunu duyuyor, Binali Yıldırım‘la ilgili olarak Hürriyet Gazetesi‘nde ve İnternet kanalında yayınlanan bütün haberlerin başında evli olduğu halde eşine ait “İşleğen” soyadını kullanmayan Elif Demirci haberlerine rastlıyordum. Dışarıdan bakıldığında Elif Demirci, Binali Yıldırım‘ın seçim kampanyasında işinden ayrılıp çalışmamış olsa da, Doğan Haber Ajansı (DHA)‘nın bu işle görevlendirilmiş muhabiri olarak adeta Binali Yıldırım‘a ait o kampanyanın içine “embedded“; yani, kimsenin fark etmeyeceği şekilde “gömülmüş” muhabir olarak dışarıdan servis veriyor, bu yoğun ve samimi ilişki içinde kendisine zaman zaman Binali Yıldırım‘ın “manevi kızı” olarak nitelendirildiğini, zaman zaman da Binali Yıldırım tarafından kızı gibi sevip saygı duyduğunu ifade edecek şekilde “prensesim” diye hitap edildiğini; hatta, kendisinin izinli ya da raporlu olduğu günlerde onun yerine toplantılara giden diğer muhabirlere samimi bir şekilde “nerede bizim kız?” diye sorular sorulduğunu duyuyordum. Çünkü ben de aynı kampanya döneminde AKP‘li adaylar yerine CHP‘li adaylar için çalışıyor, bu çalışma içinde değişik gazeteci arkadaşlardan yardım alıyor ya da alamıyor, karşımızdaki AKP adaylarının neler yaptıklarını yakından takip ederek açık ya da gizli bir şekilde onlara kimlerin yardımcı olduğunu öğreniyor, bu arada “ben profesyonelim” kisvesiyle iki tarafın adayları arasında gidip gelip ikili oynamak aklıma dahi gelmiyordu.

Hele ki Doğan Haber Ajansı, daha sonra 2018 yılında Demirören Şirketler Grubu sahibi Yıldırım Demirören‘in Ziraat Bankası‘ndan %4 faizle aldığı usulsüz 895 milyon dolar kredi ile el değiştirip Demirören Haber Ajansı‘na dönüştürüldüğünde ve onu izleyen dönemde bu kredinin büyük bir kısmının ödenmemesi nedeniyle Hürriyet‘in İzmir‘deki binası ve matbaası da dahil olmak üzere birçok taşınmazının haczedilmesi üzerine Doğan ve Demirören haber ajanslarında ve gazetelerinde çalışarak AKP iktidarına hizmet edenlerin daha sonra neler yaptıklarını dikkatle izlemeye başladım…

O anlamda, şimdi Darağaç bölgesine her gittiğimde kapısına kilit vurulmuş olan Hürriyet binası ile matbaasını görünce içim acır; ama, orada o dönemlerde yöneticilik yapan ya da çalışanlar şimdi benim gibi böyle bir duyguya sahip midir, işte onu bilemem…

Bir zamanların Amiral gemisi iken…

Daha sonraki yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin de ortak olduğu TARKEM A.Ş. isimli soylulaştırma şirketinin, 1 milyar $ toplayacağız iddiasıyla 2023 yılında kurup bugün itibariyle net varlık değeri ancak 87 milyon liraya ulaşan Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘nu yönetmek için görevlendirdiği Rİ-PİE Portföy Yönetimi A.Ş. ortaklarının; özellikle de o tarihlerde ENS Project Development şirketinin yönetim kurulu başkanlığını yapan Mehmet Ali Ergin‘in başında bulunduğu bir ekibin, 2014 tarihli Binali Yıldırım ve İlknur Denizli‘nin seçim kampanyalarında kullanılan “İzmir için 1414 Proje“yi hazırladıkları (1), ardından TARKEM adına kentin tam ortasında büyük bir rant kaynağını yönetmeye başladıklarını öğrenince, 19 Haziran 2023 tarihli “Kültür mirasının yeni patronu: TARKEM“, 26 Haziran 2023 tarihli “Nitelikli yatırımcı kimdir?” ve 1 Temmuz 2024 tarihli “El parası ile gerdeğe girmek” başlıklı yazılarımla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Binali Yıldırım‘la bağlantılı ya da onun çevresindeki bir kısım basın ajansı, yöneticisi, gazeteci ve iş insanıyla nasıl bir ağın içine düşürülmek istendiğini ortaya koymaya çalışmıştım. (2, 3, 4)

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Binali Yıldırım ve ekibiyle Tunç Soyer dönemindeki durumu bu olmakla birlikte; Kemal Kılıçdaroğlu tarafından bir kez daha aday gösterilmeyeceğini adı gibi bilen ve o nedenle kendisini kurtaracak “son çare” olarak desteklediği Özgür Özel tarafından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ödüllendirilen Cemil Tugay ise, mazbatasını aldıktan 14 gün sonra, -bu ismi kulağına kim söylemiştir bilinmez- Elif Demirci İşleğen‘in kendisinin basın danışmanı olduğunu duyurup belediye meclisinden gerekli onayı aldı. Böylelikle bir zamanlar Binali Yıldırım‘ın “manevi kızı” olarak görülen bir isim, belediyenin basınla ilişkilerinden sorumlu danışman koltuğuna oturarak belediyenin iletişim stratejilerini belirleyip uygulamaya başladı. Örneğin eskiden olduğu gibi yerel basına destek adıyla bazı yerel gazete ve gazetecilere aylık ödemeler yapmaya devam etti, İz Gazete gibi bazılarını listeden çıkarıp bazılarını ekledi ve hangi gazete, hangi gazeteci belediye hakkında neler yazıp çiziyor dikkatle izlemeye, kendince yanlış yapan 9 Eylül Gazetesi gibi gazeteleri ödemeleri keserek ya da yöneticilerini değiştirmeye zorlayarak cezalandırmaya başladı. Böylelikle arkasına aldığı belediye başkanını gücünü kullanarak yapmaması gereken şeyleri yapmaya başladı…

Ama asıl önemlisi Cemil Tugay‘ın 2025 yılının Haziran ve Temmuz aylarındaki sendika ve belediye işçileriyle savaşında, yüzlerce işçiyi işinden çıkarmasında ve grev kırıcılığı eylemlerinde sosyal medyada yeni mecralar yaratarak ya da kendisini destekleyenleri kollayarak; hatta belki de, “başkanım hepsini işten at“, “başkanım lokavt ilan et” ya da “biz belediyede doğuluları, Kürtleri istemiyoruz” diyen AKP‘li trollerin desteğini alarak, bu yanlış söylemlere karşı çıkmayarak belediye başkanından yana bir kamuoyu yaratmaya çalışıldı. Bunu fark edip dile getirmeye başlayan kurum ve şahıslara karşı da “tazminat davası açmamızı istemiyorsanız o yazıyı değiştirirsiniz” şeklinde tehditler savurarak hem sorumlu olduğu belediye başkanını canı bahasına korumaya, kollamaya, hem de onu zor durumda bırakacak işler yapmaya başladı…

Ama ne olduysa oldu, Cemil Tugay‘ın CHP‘nin kapatılması davasında delegelere para dağıtan isim olarak adının geçmesi, Ekrem İmamoğlu misyonunun temsilcisi olarak İzmir’e gönderilen Ramazan Tezcan‘ı önce genel sekreter yapıp ardından Ekrem İmamoğlu‘nun hapse girip “off” olmasından sonra bir kalemde harcayarak geri göndermeye çalışması ve diğer belediye başkanlarının başının soruşturmalarla derde girdiğini görmesi üzerine arenaya eski belediye başkanı Tunç Soyer‘le arkadaşlarını atarak; ayrıca, Ankara‘ya gidip maliye ve ulaştırma bakanı gibi AKP temsilcileriyle iyi ilişkiler geliştirmeye çalışmasında bu alışılmadık ilişkileri kurup yöneten birilerinin varlığından söz edilip durdu. İşçi grevleriyle sendikaları destekleyip işten atmalara karşı çıkan kurum, kuruluş ve şahıslar bu dönemde Binali Yıldırım‘ın bir zamanlar “embedded” basın danışmanlığını yapan Elif Demirci İşleğen ile Bilal Saygılı‘nın AKP il başkanlığı döneminde Netrom Reklam Ajansı olarak sosyal medya danışmanı olarak hizmet veren Engin Sarıkaya‘nın belediye başkanı üzerindeki etkisini sorgulayıp anlamaya çalıştılar ve temizlik harekatı sonucunda tertemiz hale gelen internet kayıtlarına rağmen elde edebildikleri bilgileri kamuoyu ile paylaşmaya başladılar. (5)

Bilal Saygılı ve Engin Sarıkaya

Böylelikle bu iki ismin, Cemil Tugay‘ın CHP‘nin ilke ve değerlerine aykırı sağ politikalardan yana bir dil ve üslup kullanmasını sağlayarak “Cemil Tugay AKP’ye geçecek” söylemlerinin altyapısını hazırladıkları düşünüldü. Bu durumda haliyle ben de Cemil Tugay‘ın CHP‘nin temel politikalarıyla emekten yana programına aykırı bu tutumun; örneğin çalışma masasının arkasında Abdülhamit‘in resmi bulunan birini alıp İZBETON genel müdürü yapmasının ya da İzdoğa şirketinin başına getirdiği bir demir çelik fabrikası CEO’sunun yerel basın tarafından niye bir bankacı olarak takdim edilip bir süre sonra niye görevden alındığını gibi olağanüstü girişimleri hangi düşünce ve bağlantılar nedeniyle yaptığını araştırıp anlamaya çalıştım. Çünkü İzmir‘deki birçok kişi, “ben profesyonelim, o nedenle herkesle çalışabilirim” diyerek ikili; hatta çok taraflı oynamayı seviyor, açıkçası bazı durumlarda kimin elinin kimin cebinde olduğunu anlamamız güç oluyor. Başka bir anlatımla, İzmir‘de çok yaygın olan akrabalık, mahalle ve okul arkadaşlığı gibi kişisel yakınlıklar üzerinden kurulan gruplar, benim deyimimle cemaatler bu hoş görüp kabullenme durumunu kolaylaştırıyor, bir zamanlar solcu ya da devrimci olan biri sağ politikalarla savrulmuş olsa bile aynı pozisyonunu koruyabiliyor. Hele ki kendilerine ait sosyal medya sayfalarında Deniz Gezmiş‘ten, Berkin Elvan‘dan ya da Nazım Hikmet‘ten söz edip kendini o grubun üyesiymiş gibi gösteriyorsa…

Gelelim, bu yazının asıl konusu olan 12-16 Eylül 2025 günleri arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanı Elif Demirci İşleğen ile eşi İZTARIM Marketlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Tamer İşleğen tarafından tehdit edildiğim ve dostlarımla yapılan telefon görüşmelerinde bana nasıl hakaret edildiği konusuna…

17 Eylül 2025 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcılığı‘na verdiğim şikayet dilekçesi ve eklerindeki delillerde de anlattığım şekilde;

12 Eylül 2025, cuma günü saat 13.37’de Facebook’ta yöneticisi olduğum “Kent Stratejileri Merkezi” isimli grupta, gazeteci Bahadır Özgür’ün 17 Kasım 2024 tarihli Duvar Gazetesi’nde yayınlanan ve benim yazdığım yazılardan da söz eden “Medyanın yeni patronları: Bismilliler, Bulls ve RE-PİE” başlıklı haberini ilgi göstererek İzmir’deki yerel yönetimlerle ilgili siyasi bir yorumda bulundum. Yaptığım yorum kelimesi kelimesine şu şekildeydi:

Bahadır Özgür yazmış; “Medyanın yeni patronları; Bismilliler” diye… Yazdıkları arasında Re-Pie diye bir şirket de var… Kim bu Rie-Pie derseniz, ben de size bir zamanlar yönetim kurulu başkanlığını Tunç Soyer‘in yaptığı TARKEM‘in 1 Milyar Dolar toplayacağız iddiasıyla kurduğu; ancak, daha sonra zor zar toplayabildiği 40-50 Milyon lira ile hezimetin yaşandığı Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Fonu‘nun emanet edildiği, bu fonu yöneten şahıslar, şirketler… Ha, bu arada söyleyeyim Rie-Pie adını taşıyan şirketin sahipleri de aynı zamanda 2014 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Binali Yıldırım‘ın projelerini hazırlayan ekip diye cevaplarım… Hem de o tarihlerde Binali Yıldırım‘ın basın danışmanı, bugün ise Cemil Tugay‘ın basın danışmanı olarak çalışan, Binali Yıldırım‘ın “prensesim” diye hitap ettiği Elif Demirci İşleğen‘le birlikte… Manzara ve oyunun oyuncuları bunlar! Nasıl yani, tespihin art arda dizilmiş taneleri sizin hoşunuza gitmedi mi? AKP ile CHP arasındaki akraba evlilikleri de işte böyle oluyor… Damat evi olan CHP işte böyle AKP‘nin prenseslerini bile transfer edip onların yol ve yöntemlerini uygulamaya devam ediyor… O yüzden de başı dertten kurtulmuyor… Aslı varken sahtesi, kopyası ne işe yarar ki?” (6, 7)

Bu yorumdaki temel amacım, değişik tarihlerde farklı yerlerde çalışmış olan gazetecilerle şirket sahiplerinin; özellikle de daha önce Doğan Haber Ajansı (DHA)’nda çalıştığını bildiğim gazeteci Elif Demirci İşleğen’in, 2014 yılında AKP’li İzmir büyükşehir belediye başkan adayı Binali Yıldırım’ın yanında, adeta Binali Yıldırım’ın “manevi kızı” gibi kabul görüp çalışırken ve kendisine Binali Yıldırım tarafından kişisel değerini ifade etmek için “prensesim” diye hitap edilirken; bugün siyasi anlamda bunun tam da tersini oluşturacak şekilde CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın yanında, “basın danışmanı” olarak çalıştığına dikkat çekip belediye başkanının CHP’nin temel değerleriyle ilkelerine aykırı uygulamalarında etkili olduğuna inanmamdı. Böylelikle son günlerde siyasi nedenlerle partilerini değiştiren belediye başkanlarıyla belediye görevlilerine dair haberlerin yaygınlık ve yoğunluk kazandığı bir ortamda, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun başkanı cephesinde olabilecek muhtemel gelişmelere dikkat çekmeye çalışmıştım.

Bu yorum üzerine aynı günün akşam saatlerinde önce İzmir Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanı Elif İşleğen tarafından WhatsApp, daha sonra şahsi telefon numaram üzerinden defalarca ve ısrarlı bir şekilde aranmama rağmen, ilk aramanın WhatsApp üzerinden yapılması ve bu sayede ısrarlı bir şekilde arayan kişinin Elif Demirci İşleğen olduğunu bilgisayar ekranında gözüken fotoğraf ve kimlik bilgileri sayesinde öğrenmem üzerine hiçbir arayışa cevap vermedim. Ardından Elif Demirci İşleğen’in eşi Tamer İşleğen tarafından yine aynı şekilde defalarca ve ısrarlı bir şekilde aranarak rahatsız edildim.

Bir yandan beni telefonla ısrarla ararken bir yandan olayda hiçbir payı olmayan gazeteci dostlarımın aranıp tehdit edilmesi…

İlk başta bu aramaları önemsemeyip kendilerini engelleyip arama kayıtlarını silmekle birlikte dostlarım gazeteci Süleyman Gençel’in ve gazeteci Serdar Öztürk’ün de aynı şekilde arandığını, Süleyman Gençel’in telefonları açmayışı üzerine gönderilen telefon mesajlarıyla açması konusunda sertçe uyarıldığını; hatta, “sen de hesap vereceksin”, “hakaret ederken iyi” şeklinde tehdit edildiğini (8), telefonu açan gazeteci Serdar Öztürk’ün ise İzmir Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanı Elif Demirci İşleğen tarafından, kendisi için “Binali Yıldırım’ın basın danışmanı olarak çalıştığı” bilgisi ile kendisine “prensesim” şeklinde hitap edilmesini bir hakaret olarak kabul etmesi nedeniyle azarlandığını ve benimle ilgili çeşitli hakaretlerin edildiğini, Serdar Öztürk’ün ise bu durum üzerine Elif Demirci İşleğen’in konuşmasını telefonun ahizesini açarak çevresindeki 5-6 arkadaşına tanık olarak dinlettiğini öğrenince, WhatsApp’da hesabındaki engellemeleri, benimle konuşamasalar bile mesaj olarak ne yazacaklarını görmek amacıyla kaldırdım.

Nitekim bu merakım bir süre sonra Tamer İşleğen’in WhatsApp’taki hesabı üzerinden gelen “1809 14” şeklindeki mesajla karşılık buldu. Bana bu şekilde gönderilen iki ayrı rakamdan ilki (1809), benim bir süre önce taşınarak terk ettiğim eski evimin bulunduğu Karşıyaka, Bostanlı’daki sokağın numarasını, ikinci rakam olan (14) ise oturduğum apartmanın numarasına işaret ediyordu. Böylelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanı Elif Demirci İşleğen’in eşi ve İZTARIM Marketlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Tamer İşleğen çoğu kez mafya üyelerinin kullandığına tanık olduğumuz bir yöntemle benim adresimden haberdar olduklarını, o nedenle adresime gelerek benimle hesaplaşabileceklerini; hatta darp edip öldürebileceğini dolaylı bir yoldan anlatarak beni tehdit ediyordu. Ama neyse ki, o numaralar benim eski adresime aitti.

Adres bilgileri eski olmakla birlikte bu bilgilerin Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK)‘na aykırı olarak bir çırpıda nereden ve nasıl temin edildiği de ayrı bir muammaydı… Bu durumda insanın aklına benim İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne verdiğim dilekçelerdeki adres bilgilerinin kullanılmış olabileceği; böylelikle, tehdit etmenin dışında ayrıca bana ait kişisel adres bilgisinin tehdit, göz korkutma ya da tedirgin etme amacıyla kullanılması suretiyle ayrı bir suçun işlendiği görülmekteydi.

12 Eylül 2025, cuma günü Tamer İşleğen’e ait olduğunu bildiğim telefondan ve WhatsApp üzerinden yapılan aramalar, ekteki imaj kayıtlarından da anlaşılacağı üzere 12 Eylül 2025, cuma günü 3 kez (saat 20.39, 20.40, 20.41), 14 Eylül 2025, pazar günü, 1 kez (saat 22.15), 16 Eylül 2025, salı günü 1 kez (saat 13.42) olmak üzere ısrarlı bir şekilde devam etmiştir.

Yaşadığınız evin sokağı ve numarası belirtilmek suretiyle tehdit edilmek…

Böylesi bir durumda, hakaret olarak algıladıkları; ancak, mevcut yasalar uyarınca hakaret değil, övgü yerine geçen “prensesim” sıfatının yer aldığı yaptığım paylaşımı erişim sağlayıcılara ya da Facebook otoritelerine şikayet ederek kaldırılmasını sağlamak ya da 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve bu kanunla ilgili yönetmelik ya da Türk Ceza Kanunu‘nun 106. maddesi uyarınca cumhuriyet savcılıklarına başvurarak şikayette bulunmaları ve yaptığım paylaşımı yayından kaldırmaları; ayrıca, hakkımda cezai işlemin yapılmasını talep etmeleri mümkün iken hukuki yollara başvurmaksızın iki ayrı suç konusunu oluşturan hukuk ve yasa dışı yöntemlerle telefonumu beş ayrı telefondan defalarca arayarak beni rahatsız eden Elif Demirci İşleğen ve eşi Tamer İşleğen’in çağrıların hiçbirine cevap vermediğim için arkalarına aldıkları İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ndeki makam güçlerini kullanarak ve yaptıkları hakaretlerde dile getirdikleri kişisel intikam duygusuyla canıma ya da malıma zarar vereceklerini ima eden bir üslupla tehdit edip korkutmayı ya da tedirgin etmeyi tercih etmişler, böylelikle adına çalıştıkları İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın saygınlığına zarar vermişlerdir.

Bu ise, yasama, yürütme ve yargının yanında dördüncü kuvvet olarak tanımlanıp düşünce ve ifade özgürlüğünün asıl sahibi olan basının, onun öznesi olan gazetecilerin arkalarına iktidarın ya da muhalefetin gücünü aldıklarında nasıl zehirlendiklerini, bu gücün verdiği cahil cesaretiyle basın ahlak esaslarının dışında çıktıklarında toplum ve birey açısından nasıl bir tehlike oluşturduklarını somut bir şekilde göstermektedir.

Benim can ve mal güvenliğim ile genel anlamda düşünce ve ifade özgürlüğü açısından böylesine önemli ve vahim bir konuyu, hukukun çizdiği yolda ve olması gerektiği şekilde hukuk mercilerine taşıyarak çözme kararlılığım; sanırım hem suç işlemeye meyilli insanlara, hem de bu tür insanları istihdam eden belediye başkanlarına örnek olup akıllarını başlarına almalarına vesile olur…

Basının ve kamuoyunun bilgilenmesi ve her kim olursa olsun yurttaşların Anayasa ile güvence altına alınmış kişisel güvenlik, düşünce ve ifade özgürlüğüne saygı duyulması, hiç kimsenin bir başkası tarafından tehdit edilmemesi, kişisel verilerin tehditlerde ve suç konusu olacak eylemlerde kullanılmaması dileğiyle…

Daha doğrusu, herkes için “Hak, Hukuk, Adalet” ve adaletin yerini bulması talebiyle…

Not: Görsellerdeki telefon numaraları, kişisel verilerin korunması amacıyla silinmiştir.

(1) “İşte Yıldırım’ın seçim stratejisi”, Egepostası Gazetesi, https://www.egepostasi.com/haber/Iste-Yildirim-in-secim-stratejisi/80391

(2) Ali Rıza Avcan, “İzmir kültür mirasının yeni patronu: TARKEM“, Kent Stratejileri Merkezi, 19.06.2023, https://kentstratejileri.com/2023/06/19/izmir-kultur-mirasinin-yeni-patronu-tarkem/

(3) Ali Rıza Avcan, “El parası ile gerdeğe girmek, Kent Stratejileri Merkezi, 01.07.2024, https://kentstratejileri.com/2024/07/01/el-parasi-ile-gerdege-girmek/

(4) Ali Rıza Avcan, “Nitelikli yatırımcı kimdir?“, Kent Stratejileri Merkezi, 26.06.2023, https://kentstratejileri.com/2023/06/26/nitelikli-yatirimci-kimdir/

(5) “Cemil Tugay’a grev kırıcılığı tepkisi büyüyor, Agora Gündem Gazetesi, https://agoragundem.com/cemil-tugaya-grev-kiriciligi-tepkisi-buyuyor/

(6) https://www.facebook.com/groups/kentstratejilerimerkezi/posts/3759546947685291

(7) Bahadır Özgür, “Medyanın yeni patronları: Bismillileri Bulls, Re-Pie“, Duvar Gazetesi, 12 Kasım 2024, https://www.gazeteduvar.com.tr/medyanin-yeni-patronlari-bismilliler-bulls-re-pie-makale-1734425

CHP’li belediyelerin üniversitelerle ilişkisi ve ayrıcalıklı olanlar…

Ali Rıza Avcan

Uzun bir zamandır İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin İzmir‘deki devlet ve vakıf üniversiteleriyle ilişkilerini izliyorum…

Bir zamanlar, kentteki her üniversiteden eşit ve dengeli bir şekilde yararlanma düşüncesinin zaman içinde nasıl “bizim ve onların üniversitesi” kutuplaşmasına dönüşerek, bilimin ve bilim insanlarının bile bu ötekileştirip düşmanlaştıran fanatizme evrilmesini ibretle izliyorum.

BU çerçevede, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Ahmet Piriştina zamanında Dokuz Eylül (DEÜ) ve Ege (EÜ) üniversiteleriyle İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) öğretim üyelerinin hem başkanlık, hem de İzmir Yerel Gündem21 düzleminde nasıl bir araya geldiklerini, nasıl birlikte çalıştıklarını gayet iyi hatırlıyorum.

Olması gereken…

Ne olduysa oldu; her şey Aziz Kocaoğlu‘nun 2009-2014 yılları arasına rastlayan hizmet döneminde, bu kente “başkan danışmanı” sıfatıyla gelip, 1989’dan bu yana diline doladığı “yönetişim” hayaliyle “İzmir Yönetişim Ağı“nı kurmaya soyunan, bu amaçla arkasına aldığı belediye başkanın gücü ve bir grup rant düşkünü sermayedarla kendi akademik cemaatinden gelen akademik unvanlı üniversite hocalarının marifetiyle, kamu yararına aykırı neoliberal bir rüzgar estiren Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin ortaya çıkışı ile oldu.

“İzmir Modeli Cemaati”…

Çünkü İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)‘de inşaat mühendisliği alanında lisans eğitimi alıp Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)‘nde şehir ve bölge planlaması alanında doktora yapan ve ardından aynı üniversitenin Şehir ve Bölge Planlama Bölümü‘nde öğretim üyesi olarak çalışan Tekeli, beraberinde getirdiği ya da bu kentte bulduğu ODTÜ mezunu ya da halen akademisyen olarak çalışan kendi arkadaş ve öğrencilerinden oluşan akademik cemaati öne çıkararak ve bu cemaatin merkezine kendisinin kurduğu İzmir Akdeniz Akademisi‘ni oturtarak ve Aziz Kocaoğlu‘nu, “İzmir Modeli” adını verdiği çalışmasıyla teorik anlamda onu parlatmaya çalışarak bu kentteki üniversiteleri dışlayan; hatta onlara alternatif farklı bir iktidar alanı yaratmaya çalıştı. Tabii ki bu akademik cemaate, DEÜ, EÜ ve İYTE gibi devlet üniversiteleriyle yeni kurulmuş olan Yaşar Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi gibi ticarethanelerdeki rektörlerin iznini ya da Tekeli‘nin icazetini alarak katılanlar, özellikle aynı disiplinden gelen akademisyen şehir ve bölge plancıları da oluyordu.

Ayrıca Tekeli oldukça bilinçli bir şekilde kendi akademik cemaatini yerleştirdiği İzmir Akdeniz Akademisi‘ni, kentteki bazı sermaye gruplarını davet ederek kurduğu İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu (İEKKK) ve onun uygulama ayağı olarak tasarlayıp kendisinin de ortak olduğu TARKEM‘le ilişkilendirerek kafasındaki “İzmir Yönetişim Ağı” hayalini gerçekleştirmeye çalışıyordu.

Bu dönem ayrıca üniversite kaynaklı akademik şehir ve bölge plancılarının kentin üst yönetimine yerleşip her şeye egemen oldukları bir dönemdi. Halen izlerine rastladığımız bu dönemin ilk günlerinde her biri “şehir plancısının duayeni” olarak ünlenen İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Buğra Gökçe, Genel Sekreter Yardımcısı Eser Atak, Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu ve diğerleri İzmir‘in bugünü ve geleceği konusunda birçok çalışmalar yaptılar… Artık bundan böyle İzmir‘i üniversitelerde ve TMMOB Şehir Plancıları Odası‘nda görev yapmış bu şehir plancıları yönetiyor, kendi anlatımlarıyla kırk tilkinin kır kuyruğunu birbirine değdirmeden her biri “farklı katmanlarda” çalışıyor, kimse birbirinin yoluna çıkıp işine engel olmuyordu… Gören bilen de İzmir‘in bu ehil insanlara terk edildiğini, bu kadar planlamacı bolluğunda İzmir‘in ülkenin en planlı, dirençli ve sağlıklı kenti olacağını sanıyordu…

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin üniversitelerle kurduğu ilişkilerde dikkati çeken diğer bir husus da, Tekeli‘nin orkestra şefliğini üstlenip kurduğu kendi akademik cemaatine kimin girip kimin giremeyeceğini belirleyen tavrı yanında, her geçen gün AKP iktidarının emrine giren üniversitelerdeki bazı akademisyenlerin “döner sermaye projeleri” eliyle CHP‘li belediyelerle ilişki kurup para kazanmalarını kontrol edip gerektiğinde onları engelleyen ya da bin bir nazla izin veren yandaş rektör ya da dekanların CHP‘li belediyelere karşı olan tavrıydı. Bu anlamda, gün geçmiyor ki, üniversite yönetimine yakın bazı akademisyenler yöneticilerin den aldıkları talimatla deprem, körfez kirliliği ve orman yangınları gibi konularda belediye yönetimini ters köşeye yatıracak beyanatlar veriyor, İzmir Körfez Geçiş Projesi gibi büyük projelerin araştırma ve analizlerini üstleniyor; böylelikle, DEÜ rektörü Nükhet Hotar örneğinde olduğu gibi adeta AKP‘nin kentteki temsilcileri gibi davranıyorlardı.

Diğer taraftan da kentte yeni kurulmuş Yaşar, İzmir Ekonomi ve İzmir Katip Çelebi gibi üniversitelerle Fethullah Gülen Cemaati‘nin elindeki Gediz ve İzmir üniversiteleri de belediye başkanlarıyla bürokratlarını yüksek lisans ve doktora programlarına kabul ederek; hatta, Sema Pekdaş gibi belediye başkanlarını reklamlarında kullanarak belediyelerle ilişki kurup onları kazanmaya ve onların imkanlarından yararlanmaya çalışıyorlardı. Gediz Üniversitesi‘nin yüksek lisans programına devam eden Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi‘nin tezsiz yüksek lisans programından mezun olan Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar ile şahsen tanıdığım diğer belediye bürokratları bu son olayın en iyi örnekleridir.

Bu siyasi çekişme ve zıtlaşmanın sonucunda ortaya birbirine düşman, birbiri aleyhine çalışan iki ayrı yapı çıkmıştı: Bir yanda AKP iktidarının kontrol ettiği DEÜ ve ile Fethullah Gülen Cemaati‘nden devralınıp ismi değiştirilen İzmir Demokrasi ve İzmir Bakırçay üniversiteleriyle sağcı kadrolar marifetiyle kurulan AKP egemenliğindeki İzmir Katip Çelebi Üniversitesi., diğer yanda da CHP‘li İzmir Büyükşehir Belediyesi ve çoğu CHP‘li olan ilçe belediyeleri…

Artık bundan böyle İzmir‘deki devlet üniversitelerinin akademisyenleri CHP‘li İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin kapısından içeri girmiyor, giremiyor, girmeye kalktıklarında ise ya başka isimler üzerinden üniversitelerin döner sermayelerini kullanarak giriyor ya da kelle koltukta disiplin cezası almayı göze alarak işe soyunuyordu.

Oysa her iki tarafın dilindeki “iyi yönetişim” zihniyeti, belediyelerin ve üniversitelerin sivil toplum ve özel sektörlerle birlikte bir “konsensus” ya da “oydaşma” içinde çalışması gerektiğini söylüyordu! Ama neoliberal “yönetişim” zihniyetinin bayraktarlığı yapan YÖK üniversiteleri bunu hayata geçirmiyor; daha doğrusu geçirmek istemiyor, geçiremiyordu…

Bilim” adına üç belediye başkanı için “sürdürülebilir” danışmanlık….

Ama bunun tek bir istisnası var: İzmir Yüksek Teknolojisi Enstitüsü ile onun muhterem rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran ve Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun ekip liderliğindeki mimarlık ve şehir plancılığı bölümünün akademisyenleri… Onların arkasında da, bir zamanlar pek revaçta olan sanayi-üniversite işbirliği çerçevesinde kurulan İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi A.Ş. (Teknopark İzmir)‘ne İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte ortak olan ya da yönetiminde yer alan İzmir‘in mümtaz iş adamları ve rant düşkünü kent simsarları var… Muhtemelen bütün bu isimlerin arkasında da, kuruldukları tarihten bu yana İzmir‘deki her önemli şeyde parmağı olup, kendi aralarındaki kardeşlik yerine bizlere ait kamu mallarına kardeş olup el koymak isteyen iki ayrı locanın üstatları var…

Anlayacağınız, yakın zamana kadar Tunç Soyer‘i destekleyip yeniden aday olmasını isteyenlerle yeni belediye başkanı Cemil Tugay‘ın karşı karşıya kaldığı; ama, bunun farkında olmadığı ya da her doğan günle birlikte değişen ittifaklar içinde kabullendiği yeni bir durum var ortada!

Görüldüğü gibi karşımızda, Saray’daki zat tarafından belirlenen diğer üniversite rektörleriyle adeta bir savaş hali yaşanırken, aynı zatın belirlediği başka bir üniversitenin rektörü ile uzun süredir devam eden muhteşem bir işbirliği manzarası var. Bu çerçevede bu AKP onaylı rektör, CHP‘li İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri ile birlikten çalışmaktan kaçınmıyor, çalışmasına izin verdiği isimler her üç belediye başkanının (Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer, Cemil Tugay) döneminde “başkan danışmanı” ve “İzmir Planlama Ajansı (İPA) başkanı” olarak çalışıp belediye şirketlerinin yönetim kurullarında görev yapmasına, aynı bölümdeki diğer akademisyenlerin de ona yardımcı olmasına izin veriyor, diğer rektörlerden farklı olarak bu nedenle başına bir iş gelmiyor, sorulmuyor soruşturulmuyor… Anlaşılan o ki, İYTE akademisyenlerine İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Karşıyaka Belediyesi gibi ilçe belediyelerinde çalışmaları için iki tarafında da karşılıklı olarak kabul ettiği, onlara ayrıcalık sağlayan bir mutabakat, bir anlaşma, bir uzlaşma hali var… Hem de diğer devlet üniversitelerine rağmen…

İYTE rektörünün izniyle CHP‘li belediyelere dağılan bu akademik cemaatte Aziz Kocaoğlu döneminden bu yana, adeta suya yazı yazarcasına “İzmir Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi“, “İzmir Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi“, “İzmir Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, “Karşıyaka Gıda Strateji Belgesi” ya da Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri adına, “İzmir Modeli” olmadı, yerine “Gevrek Modeli” verelim dercesine hiçbir sonuca ulaşmayan neticesiz planlama işleri yapılıyor, bir kentin geleceğinin sadece şehir plancıları eliyle tasarlanabileceği yanılgısıyla aralarına aldıkları Ferhat Kentel gibi “yetmez ama evetçilerle” birlikte İPA‘ya doldurulan şehir plancıları marifetiyle kentin vizyonu çizilmeye kalkışılıyor…

Evet, böylesine önemli görevleri üstlenen böylesine ayrıcalıklı bir üniversite, onun CHP ile flört ettiği; hatta çalıştığı halde başına bir şey gelmeyen marifetli rektörü ve onun sayesinde belediyede her daim danışman olup İzmir‘in kaderini çizeceğini söyleyen, kendileri yetmediği zaman Ankara‘dan ve diğer kentlerden, o kentlerin üniversitelerinden getirdiği şehir ve bölge plancısı akademisyenlerle göz boyayan bilim pazarlamacıları, umut tacirleri…

Oysa hiç kimsenin aklına 1960’lı yıllardan sonra kurulan ve geride planlama alanında güzel bir miras bırakan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ve onun şehir ve bölge plancılığı denilen disiplinin dışında kalan, özellikle iktisat, sosyoloji coğrafya, ekonomi, yönetim ve siyaset gibi tüm bilim ve disiplinleri bir araya getirerek yaptıkları işler, planlar gelmiyor… Bunu yaparken bir zaman dillerinden düşmeyen “Varlık Odaklı Kalkınma Yaklaşımı” ve “İzmir Modeli” ya da şimdilerde vitrine çıkardıkları “Simit Modeli“, “Gevrek Modeli“, “Yeni Nesil Belediyecilik“, “E-Belediyecilik“, “Dijital Belediyecilik” gibi ortaya saçtıkları, sanki yeni bir şey çıkmış da bizim haberimiz yokmuş algısını yarattıkları ve aslında her biri ayrı bir satış-pazarlama çalışmasının konusu olan moda akım ve önerileri dikkate almak yerine bu ülkeye, bu topraklara ait bilgi, birikim, deneyim ve becerilerden kaynaklanan düşünceler hiç bilinmiyor, bilinmek dahi istenmiyor… Ayrıca hiç kimsenin aklına bir kentle ilgili planların sadece ve sadece şehir ve bölge plancıları tarafından yapılamayacağı gelmiyor… Bir şehrin ya da bölgenin fiziki planlaması ile bir şehrin toplumsal, kültürel, ekonomik ölçekte planlanmasının birbirinden farklı şeyler olduğu, bunların bir araya gelinerek birleştirilmesi gerektiği düşünülmüyor… Bu işin başta iktisatçılar olmak üzere tüm bilim ve disiplinlerden gelen uzmanların, akademisyenlerin disiplinler arası yaklaşımıyla kotarılabileceği görmezden geliniyor…

Sadece bilinen ve başkasından görülüp taklit edilmek istenen tek bir şey var; Ekrem İmamoğlu şayet İstanbul Planlama Ajansı‘nın başına İzmir‘den gitme bir şehir ve bölge plancısını geçirmişse, İzmir‘de bu iş yine İYTE ekibiyle aynı şekilde yapılmalı, İzmir Planlama Ajansı‘nın başına da bir şehir ve bölge plancısı geçirilerek etrafı da onun hoca ve öğrencilerinden oluşan şehir ve bölge plancıları tarafından doldurulmalı ya da yine aynı Ekrem İmamoğlu‘nun yaptığı konuşmalarda, “Yeni nesil belediyecilik” kavramından söz etmişse; İzmir‘de de mutlaka “Yeni Nesil Belediyecilik” ile ilgili bir toplantı düzenlenmeli, konuşma arasında sık sık bu kavramdan bahsetmeli… Taklit edilerek yapılmak istenen tek şey, bu! Gözler daha düne kadar Avrupa‘ya, Amerika‘ya bakarken; şimdi de İstanbul‘a, eski adıyla Bizans‘ın isimlerine ve onların İzmir‘e gönderilen adamlarına bakıyor, ne yazık ki…

Aynen bir zamanlar bu kentte günler, haftalar ve aylar boyunca sürdürülüp hiçbir sonuca ulaşmayan İzmir İktisat Kongresi sırasında belediye başkanı Tunç Soyer‘in yanında gözüküp hep uçuk kaçık, parlak ve karanlık işler yapmaya meraklı, işten anlamaz başkan danışmanı Güven Eken‘in yaptığı gibi… Hiçbir bilgi, birikim, deneyim ve beceriye sahip olmadığı halde onun tarafından hazırlanan 2020-2024 dönemi İzmir Büyükşehir Belediyesi Strateji Planı ile aynı döneme ait İzmir Turizm Tanıtım Strateji ve Eylem Planı‘nda olduğu gibi…

Düşünün bir; başarısız olduğu için bir kez daha aday gösterilmeyen ve belediye başkanı seçilemeyen Aziz Kocaoğlu ile Tunç Soyer‘in danışmanı olarak çalışmış birilerinin bu başkanların arkasından gelen yeni belediye başkanı tarafından başarılı bulunup, o eski İzmir Modeli‘ni mucidi İlhan Tekeli cemaatinin yerini almış gibi gözüken İYTE cemaatiyle birlikte İzmir‘in yeni vizyonunu hazırlamak üzere görevlendirilmesi ne ölçüde doğru, isabetli ve yerinde bir karardır…

Yoksa dumanı üstünde tüten yeni belediye başkanımız, kendisine geçmişte başarılı olduğu söylenen aynı danışmanları ve onların cemaatlerini görevlendirerek, daha önceki belediye başkanlarının başına geldiği gibi yoksa kendi sonunu hazırlayacak başarısızlık hikayesinin yol taşlarını mı döşüyor, ne dersiniz?

İzmir Büyükşehir Belediyesi arpalıklarındaki son durum (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait şirketlerin yönetim kurullarında görev yapanları; yani, her yıl artan miktarlarda zarar eden şirketlerde hiçbir liyakat ilkesi dikkate alınmaksızın yönetim kurulu başkanı ya da üyesi olarak görevlendirilenleri sergilemeye çalıştığımız 30 Temmuz 2023 tarihli yazımızın üstünden tamı tamamına 5 ay 22 gün geçti ve 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak mahalli idareler seçimlerine de 2 ay 9 gün kaldı.

Bizse 5 ay 2 gün önce belirlediğimiz şirket arpalıklarındaki son durumun, seçimlere 2 ay 9 gün kala ne şekilde olduğunu merak edip, aradan gelen bu süre içinde kimlerin hani nedenle arpalık almaktan vazgeçtiğini ya da mevcut arpalıklardan pay almaya başlayan yeni isimlerin kimler olduğunu görüp sizlerle paylaşmak istedim.

Ama ondan önce İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin sayısı ile İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyesi şirketlerinin, her üç büyük metropolün nüfuslarını da dikkate alarak birbiriyle karşılaştırmak isterim:

Ülkemizin en büyük metropolü İstanbul‘un 2022 yılı nüfusu 15.907.951, Sayıştay‘ın 2022 yılı denetim raporuna göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedar olduğu belediye şirketleriyle bu şirketlerin hissedar olduğu şirketlerin toplam sayısı 30 ve şirket başına düşen nüfus miktarı 530.265 kişi.

Başkent Ankara‘nın 2022 yılı nüfusu 5.782.285, Sayıştay‘ın 2022 yılı denetim raporuna göre Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedar olduğu şirketlerle bu şirketlerin hissedar olduğu şirketlerin toplam sayısı 15 ve şirket başına düşen nüfus miktarı 385,486 kişi.

İzmir‘in 2022 yılı nüfusu 4.462.056, Sayıştay‘ın 2022 yılı denetim raporuna göre İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedar olduğu şirketlerle bu şirketlerin hissedar olduğu şirketlerin toplam sayısı 25 ve şirket başına düşen nüfus miktarı 178.482 kişi. Bu sayı, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Sayıştay denetimi sonrasında % 49 payla kurduğu İzgüneş Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘ni dikkate aldığımız takdirde 26’ya, kişi başına nüfus itibariyle 171.618 kişiye düşmüş durumda.

Üç büyük metropol belediyesinin sahip olduğu şirket sayılarını birbiri ile karşılaştırarak vermeye çalıştığımız bu genel bilgiden de anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet ettiği nüfus dikkate alındığında kurduğu ya da hissedar olduğu 26 şirket ile İstanbul ve Ankara‘ya göre daha az nüfusa hizmet eden şirket zengini belediye olma özelliği ile ön plana çıktığı görülecektir. Bu durumu başka bir anlatımla, İzmir Büyükşehir Belediyesi, hizmet ettiği nüfusa göre İstanbul ve Ankara‘dan daha fazla sayıda şirkete sahip bir holding olarak hizmet veriyor diye de ifade edebiliriz.

Aslında bu karşılaştırmayı her üç metropoldeki belediye şirketlerinin personel sayısını, bütçe ve bilançolarıyla yönetim kurulu başkan ve üyelerine ödenen huzur haklarını da dikkate alarak daha net bir karşılaştırma yapmak isterdik; ama bu şirketlerin neler yaptığını ya da yapamadığını kamuoyundan gizleyen “ticari sır” kavramı nedeniyle -ne yazık ki- yapamıyoruz.

Gelelim bu 26 şirketi tek tek inceleyerek 30 Temmuz 2024 tarihinden bu yana nelerin değiştiğini görmeye… Ancak ondan önce, bu kez yazdığım aşağıdaki yazı ve tablolarda, bir önceki yazımda ve o yazıya eklediğim tablolarda olduğu gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi yöneticisi olup şirket yönetim kurullarında görev alanları, belediyedeki görev ve unvanları ile değil, sadece “İBB” ibaresi ile tanımlayacağımı ifade etmek isterim. Çünkü belediye yöneticisi olan bu kişilerin görev yerleri, unvan ve görevleri devamlı değiştirildiği; hatta bazılarının hangi görevde hangi unvanla çalıştığı belli olmadığı için yazdıklarımın zaman içinde değişmemesi için adını verdiğim kişileri sadece “İBB” yöneticisi olarak tanımlayacağım.

Tabii ki verdiğim bu bilgilerde yanlışlık ya da eksiklikler olabileceğini baştan kabul etmek isterim. Zira çoğu belediye şirketinin İnternet sayfasında bize bu bilgileri tam ve doğru verecek olan “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü olmadığından ya da İZENERJİ İnternet sayfasında olduğu gibi olanlarda eksik ve yanlış bilgiler yer aldığından, bazen alınan kararların Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanıp resmileşmesi prosedürü geriden geldiği için, yapmış olabileceğim yanlışlık ya da eksikliği, yapacağınız uyarılar üzerine düzeltmeye hazır olduğumu belirtmek isterim.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in şirket yönetimine yerleştirdiği siyasi kadronun, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin kendisine verdiği yetkiyi belediye-şirket-kooperatif-taşeron şeklinde uzanan “saadet zinciri“ne devrettiği bu dönemde İZBETON‘un sermayesi bu dönemde 986.550.000 liradan 1.186.550.000 liraya çıkarılmış, diğer yandan da yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Ulaş Aydın ile İzmir Büyükşehir Belediyesi Seferihisar Koordinatörü Mehmet Gürhan Özata kendilerinden beklenen siyasi performansı sergileyerek Bayraklı ve Seferihisar‘dan belediye başkan aday adayı olmuşlardır.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in başkanlığındaki yönetim kurulunun geride kalan üyeleri ise İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde değişik düzeylerdeki görev yapan Barış Karcı, Orhan Sertaç Dölek, Belma Özeş, Levent İşler, Gürkan Erdoğan, Dr. Gaffar Karadoğan, Sevcan Tınaztepe, Burhan Ergül, Ahmet Ata Temiz, Birkan Acar ve Murat Yenigül ile Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunu serbest diş hekimi Mahmut Bahadır Elmacı şeklinde sıralanabilir.

Grand Plaza A.Ş. bu dönemde 80 milyon liralık zarar mahsubu yapmak amacıyla sermayesini önce 213.458.415 liradan 168.458.415 liraya indirip daha sonra da 248.458.415 liraya çıkarmıştır. Söz konusu şirketin bu şekilde zarar etmesine neden olan yönetim kurulu başkanı Hasan İkat Karşıyaka belediye başkan aday adayı olmak amacıyla yönetimden ayrılmış, yönetim kurulunun pek de tanımadığımız diğer üyeleri İsmail Hoca ve Boran Karabağlı ile bir dönem CHP il başkan yardımcısı olan Kemal Özdönmez; ayrıca, deprem konutları yapımında edindiği bilgi ve deneyimi otelcilik, turizm ve yeme-içme sektörüne sunan (!) İZDEDA, İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği genel sekreteri Aytekin Keskin de yönetim kurulu üyeliklerinden ayrılmıştır.

Yönetim kurulu başkan vekili olarak görev yapan belediye yöneticisi Hakan Öztürk başkanlığındaki yönetim kurulunun bugünkü üyeleri ise belediye yöneticileri Özgür Ozan Yılmaz, Güzin Özbaş, Yavuz Uçar, Hülya Şahin, Mihriban Yanık, Mete Güzelocak, İsmail Derse, Hüseyin Gürbüzer, Filiz Yücesoy Delibaşlar, araştırmacı ve yazar Yaşar Ürük ve Fatih Özkurt, şehir plancısı Ali Süha Sabuktay ile “Tunç Soyer’in taziye temsilcisi” olarak anılan Mustafa Yıldız‘dır..

Eski adı Ünibel A.Ş. olan bu şirkette, aradan geçen zaman içinde yönetim kurulu başkanı Ayhan Balıkçı ile Selçuk belediye başkan aday adayı olan başkan vekili Şerafettin Budak ve Buca belediye başkan aday adayı olan Ali Hıdır Uludağ görevlerinden ayrılmıştır. Ayhan Balıkçı‘nın görevden ayrılma nedeni bilinmemektedir.

Yönetim kurulu başkan vekili ve belediye yöneticisi Kader Sertpoyaz başkanlığındaki yönetim kurulunun diğer üyeleri ise belediye yöneticisi Çağrı Çelik, Kerem Girişken, Tamer Nurgöz, Mustafa Ceyhun Minareci, İbrahim Gürbüz ve Serap Gül‘dür.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana geçen zaman daha önce yönetim kurulu üyesi olan Bornova belediye başkanı ve Aziz Kocaoğlu döneminin İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan vekili Süleyman Sırrı Aydoğan ile gazeteci ve yazar Eren Aysal Yığcı yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmışlardır.

ESHOT genel müdürü Erhan Bey‘in başkanlığını yaptığı yönetim kurulunun mevcut üyeleri belediye yöneticileri Ertuğrul Tugay, Yücel Erten ve İlyas Özgüven ile Yapı Kredi Yayınları‘nın eski yayın yönetmeni reklamcı Raşit Çavaş, eski sinema eleştirmeni Vecdi Sayar, Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Serhan Ada, emekli eğitimci ve siyasetçi Aytekin Sözen, Çiğli Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin üyesi, eski kültür bakanı Burhan Suat Çağlayan‘dır.

30 Temmuz 2023’den bu yana bu şirketteki tek değişiklik, yönetim kurulu başkanı Kerim Özer‘in bir kez daha Bayraklı‘dan belediye başkan aday adayı olması nedeniyle görevinden ayrılmasıdır. Onun dışında geriye kalan İBB yöneticileri Hamdi Ziya Aydın, Turgay Akkaya, Ali Celal Ergin, Tülay Yılmaz, Melek Ünlü ve Semih Kök, Muş, Bulanık ilçesine bağlı Sarıpınar Belediyesi‘nin eski başkanı Deniz Ateş ile “vazgeçilemez olma hali” nedeniyle yıllardır yönetim kurulu üyesi olan Azimet Gürbüz ile gazeteci olarak bildiğimiz Hasan Erel‘in “murahhas üye” olarak göreve devam ettikleri görülmektedir.

Yönetim kurulu üyelerinin yerini muhafaza etmesi açısından en istikrarlı belediye şirketi anlaşılan o ki, İZFAŞ‘tır. Yine zararla anılan bu şirkette Tunç Soyer yönetim kurulu başkanı, belediye yöneticileri Ali İhsan Özgürman, Şahin Beygu ve Şule Kök Yıldırım, belediye dışı kontenjandan Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi, Mahmut Özgener, SODEM avukatı Canan Karaosmanoğlu Alıcı, DİDER başkanı Ahmet Güler ve EgedeSonSöz isimli internet gazetesinin yazarı Osman Tayfun Maro uluslararası fuarcılık konusundaki engin bilgi ve birikimleriyle yönetim kurulu üyesi olarak yerlerini koruyorlar ve huzur haklarıyla diğer ödentileri, özellikle de seyahat masraflarını almaya devam ediyorlar.

Yıllardır büyük boyutlarda zarar edip en nihayetinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden sefer başına para alarak ayakta durmaya çalışan İZDENİZ‘de, yine kendi cemaatinin desteğini alarak seçilecek olan yönetim kurulu üyesi Ulvi Puğ seçimlerde belediye meclis üyesi aday adayı olmak amacıyla ayrılmış durumda. Onun dışındakiler ise; yani MTS Denizcilik şirketinin ortağı olan Osman Hakan Erşen yönetim kurulu başkanlığına, belediye yöneticileri Aysel Özkan, Övünç Özgen, Necdet Evrim Eryılmazlı, Kadir Yıldız, Arif Kutsi Güder, Öner Özer, Banu Dayangaç, Sezer Hakan Alpsoykan, Serdar Sadi, Ferit Çağlar ve Ali Kılıç yönetim kurulu üyesi olarak huzur haklarını almaya devam ediyorlar.

Devamlı zararla ve şikayetle anılan bu şirketin yönetim kurulu üyesi Muzaffer Ayhan Kara ise, “lüzumsuz üye olma” halini sürdürdüğü bu süreçte, muhtemelen 2019 yılında yaptığı gibi Tunç Soyer‘in tivitlerini (pardon, artık bundan böyle X diyeceğiz) biriktirerek ikinci bir e-kitap yapma çalışmalarını sürdürüyordur.

30 Temmuz 2023’den bu yana sermayesi 298.000.000 liradan 668.000.000 liraya çıkarılan şirketin yönetim kurulundaki tek değişiklik, yönetim kurulu üyesi Melih Yalçın‘dan ayrılması nedeniyle boşalan koltuğa belediye yöneticisi Bayram Köse‘nin eklenmiş olması. Onun dışında kalan Sönmez Alev yönetim kurulu başkanlığına, Raif Canbek yönetim kurulu başkan vekilliğine, belediye yöneticileri Türkan Özgür, İsmail Duran, Hakan Uzun, Vahyettin Akyol, Gökhan Daca, İlker Kozan ve bir zamanlar Bornova belediye başkanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan vekilliği yapan Süleyman Sırrı Aydoğan halen yönetim kurulu üyeliği görevini sürdürüyorlar.

Diğer şirketlerde karşımıza çıkan, ilerde bir gün; özellikle de yerel seçimlerde ya da milletvekilliği seçimlerinde aday olabilmesi için bir belediye şirketinin yönetim kurulu başkanlığı ya da üyeliği koltuğuna oturtularak beslenenlerin vakt-i zamanı geldiğinde aday olarak o koltuğu terk etmesi olayına kısa adı olan Egeşehir olan bu şirkette de rastlıyoruz. Bir zamanlar İzmir milletvekili ve genel başkan yardımcılığı koltuğuna oturup yakın zamanda CHP İstanbul il başkanı Canan Kaftancıoğlu ile birlikte davranan Zeynep Altıok‘un vakt-i kerahatinde boşalan koltuğu Sabit Ateş tarafından doldurulmuş durumda.

Sabit Ateş, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 21 Mart 2022 tarih, 10549 sayılı 10541 sayılı 31 Mart 2022 tarih, 10541 sayılı nüshalarındaki iki ayrı ilama göre Buca‘da ikamet eden Melih Arayan tarafından 21 Mart 2022 tarihinde 100.000 liralık sermaye ile kurulan Santim Makina İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘ni aradan 10 gün geçtikten sonra; yani 31 Mart 2022 tarihinde, -her ne olduysa- devralan ve gazeteci Erhan Gülenç‘in Yeni Asır Gazetesi‘nin 27 Ekim 2022 tarihli nüshasındaki yazısındaki iddiaya göre devraldığı bu şirket ile İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZTARIM ve Grand Plaza şirketlerinden ihaleler almaya başlayan Santim Makina İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘nin tek ortağı. Anlaşılan o ki, böylelikle alıcı ile satıcının aynı masa çevresinde bir araya geldiği bir yönetim kurulu oluşturulmak istenmiş. (1)

Egeşehir‘in şu anki yönetim kurulu Tunç Soyer‘in BAL‘lı arkadaşı olup aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü‘nün başkanlığını yapan Ersan Odaman‘ın başkanlığında belediye yöneticileri Candan Dipli, ÖMer Güngörmüş, Kemal Kılıç, Hakan Orhunbilge, Tarık Ada, Mehmet Anıl Kaçar ve Ayten Başaran ile MTU Mimarlık şirketinin sahibi Erdal Kemahlıoğlu, EPŞ şirketinin sahibi Temel Yakşi ve Santim Makina Ltd. sahibi Sabit Ateş‘den oluşuyor.

30 Temmuz 2023’den bu yana sermayesini 2 Milyar liradan 2 Milyar 550 Milyona çıkaran şirketin yönetimindeki tek değişiklik eski Kültür ve Sanat Dairesi, yeni Ulaşım Dairesi Başkanı Kadir Efe Oruç‘un şirketin yönetim kurulu üyesi olması, Kadir Efe Oruç‘un bu göreve gelebilmesi için de genel sekreter yardımcısı Özgür Ozan Yılmaz‘ın yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmasıdır.

İZBAN yönetim kurulu şu an itibariyle yönetim kurulu başkanı olarak Raif Canbek, yönetim kurulu üyeleri olarak İBB adına Mehmet Oğuz Ergenekon, Kadir Efe Oruç, Sönmez Alev, TCDD adına Mehmet Rahmi Gül, Hacer Eke, Cemal Yaşar Tangül ve Mehmet Seçkin Mutlu‘dan oluşmaktadır.

Tunç Soyer‘in birinci dereceden makbul danışmanı Güven Eken‘in kontrolündeki bu şirketteki tek değişiklik bir zamanlar İZSU Strateji Geliştirme Dairesi başkanı iken -her ne sebeple olursa olsun- APİKAM‘a gönüllü gitmeyi tercih ettiğini söyleyen Özgür Akkavak‘ın koltuğunu Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı Ceren Umay‘a bırakmasıdır.

Bu değişiklikle birlikte İZDOĞA‘nın yönetim kurulu, Güven Eken‘in başkanlığında belediye yöneticileri A. Suphi Şahin, Lütfi Ünal, Hatice Gökçe Başkaya, Cemal Mete ve Şevket Meriç‘le AKP‘ye yakınlığı ile bilinen “Kemalpaşalılar Grubu“na dahil olduğunu söyleyen elektrik mühendisi Muzaffer Salih Ertan, Kadıköy eski belediye başkanı Selami Öztürk ve İYTE öğretim üyesi şehir plancısı Koray Velibeyoğlu‘ndan oluşmaktadır.

Belediyenin taşeron şirketi olarak tanınıp bilinen İzenerji yönetimindekilerin kim olduğu ise biraz karışıktır. Zira İzenerji‘ye ait İntermet sayfasının “Yönetim Kurulu” bölümünde Ali Ercan Türkoğlu yönetim kurulu başkanı, Alim Murathan yönetim kurulu başkan vekili, Gülfem Saydan Sanver, Haluk Karabulut, Kader Sertpoyraz, Nefise Meltem Turgut, Tayfun İlhan, Yağmur Han Şenel ve Yusuf İncili‘nin yönetim kurulu üyesi fotoğrafları konulup özgeçmişleri yazılarak belirtildiği halde, aynı İnternet sayfasının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde bu isimlere ek olarak Figen Seyis‘in ve Alper Kalaycı‘nın adı geçmektedir.

Diğer yandan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 11 Nisan 2023 tarih, 10809 sayılı, 25 Nisan 2023 tarih, 10818 sayılı ve 21 Temmuz 2023 tarih, 10876 sayılı nüshalarında yayınlanan bu şirkete ait son üç ilamda Ali Ercan Türkoğlu yönetim kurulu başkanı, Alim Murathan yönetim kurulu vekili, Ayşe Arzu Özçelik, Figen Seyis, Gülfem Saydan Sanver, Haluk Karabulut, Kader Sertpoyraz, Tayfun İlhan, Yusuf İncili, Hasan Tahsin Kocabaş ve Nefise Meltem Turgut yönetim kurulu üyesi olarak gözükmektedir. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanmış ilamlarda adı geçmeyen kişilerin yönetim kurulu üyesi olarak kabulü halinde, bu isimlerin katılımıyla alınan kararlar Ticaret Hukuku hükümlerine göre geçersiz olup hukuki birçok soruna yol açacağından yönetim kurulu üyelerinin değişimine ilişkin kararların bir an önce Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayınlanarak bu yanlışlığın giderilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan henüz resmileşmemiş olan yeni yönetim kurulu üyelerinden Alper Kalaycı‘nın ENSİAD – Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği yönetim kurulu başkanı olduğu, belediye yöneticisi Yağmur Han Şenel‘in ise daha önce Karşıyaka Belediyesi‘nin Kent A.Ş.‘nde yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı belirlenmiştir.

Devam Edecek…

(1) https://www.yeniasir.com.tr/yazarlar/erhan-gulenc/2022/10/27/emekli-hemsirenin-marifeti-ve-santimin-ihale-patlamasi

Kültür ve sanatın, sermaye ve iktidar ile ilişkisi…

Ali Rıza Avcan

Geride bıraktığımız 2023 yılının Aralık ayı başında tesadüfen İzmir Metro Konak İstasyonu‘ndaki Konak Metro Sanat Galerisi‘ne girerek hem girişteki büfeden yiyecek bir şeyler almış, hem de acelem olduğu için galerideki sergiyi üstün körü gezmiş, sergilenen büyük boyutlu portrelerin bir kısmının fotoğraflarını çekerek tüm sergiyi uygun olduğum başka bir tarihte gezmeye karar vermiştim.

Ancak serginin açık olduğu tarihleri dikkate almadığım için, yılbaşının hemen ertesinde gittiğimde ise serginin toplandığını görerek, ısrarım nedeniyle, ilk ziyaretim sırasında sormuş olmama karşın alamadığım sergi kataloğunu almış, böylelikle sergilenen tüm portrelerin sayısı ve kimlere ait oldukları konusunda bilgi sahibi olmuştum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 25 Ekim-30 Aralık 2023 tarihleri arasında “Cumhuriyetin 100. Yılında Atatürk: İz Bırakan İlkler Dev Portreler Sergisi” adıyla Konak Metro Sanat Galerisi‘nde açık kalan ve Ergün Başar‘ın yaptığı büyük boyutlu portrelerden oluşan sergideki (sergi kataloğunda yer alan portrelerin üstündeki yapım tarihlerine göre) 84 adet büyük boy portreden 53’ünün daha önce 19 Mayıs-23 Temmuz 2021 tarihleri arasında Kültürpark Atlas Pavyonu‘nda “Atatürk: İz Bırakan İlkler Dev Portreler” adıyla sergilendiğini bildiğim için bu portreleri yapan sanatçıya ait aynı eserlerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2021 ve 2023 yıllarında iki kez sergilenmesi nedeniyle yerel iktidar katında muhabbetle kabul görüp desteklenen bir sanatçı olduğunu anlamam zor olmamıştı.

Evet, büyük portreler yapan bir sanatçının yaptığı eserler, başka sanatçılar sergi açabilmek için sıra beklerken aynı kentte iki yıl arayla sergileniyor, bu sergiler için büyük salonlar tahsis ediliyor, bütçeden hiçbir kısıtlama yapılmaksızın büyük billboardlar, pahalı kataloglar hazırlanıyor, videolar çekiliyor ve geniş bir tanıtım çalışması yapılıyordu.

Sanatçımız da bütün bu destek ve katkıların karşılığında 2023 yılının son aylarında açılan ikinci sergisi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in dev portresini yapıp sergi girişine yerleştiriyor, böylelikle kendisine yapılanların diyetini ödüyor, ayrıca sergi kataloğunda yazılı olan bilgilere göre 2015-2023 yılları arasında yaptığı ve yapacağı bütün portreleri “Ergin Başar Portre Müzesi” ya da galerisi yapılması koşuluyla, kendi adına değil de, “Türk Milleti adına” (?) “İzmir halkına, İzmir Büyükşehir Belediyesine” bağışlıyordu.

Tabii ki, yılların birikimi ile oluşturulan ve kataloglanan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait değerli tablolardan oluşan resim koleksiyonunun 2008 yılında yıprandıkları gerekçesiyle imha edildiğini, bir kısım tablonun da kaybolduğunu, bizim de bu yağmayı yargıya taşıdığımızı bilmeden…

Anlayacağımız karşımızda, aynen Eskişehir Büyükşehir Belediyesi‘ne yapılıp kabul görmüş bağış gibi, “Türk Milleti” (?) adına yapılmış şartlı bir bağış vardı ve bu bağış henüz İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından görüşülüp kabul edilmiş değil.

Ben bu portreyi gördüğümde aklıma gelen ilk düşünce, Cumhuriyet’in 100. yılı nedeniyle açılan bu sergide Cumhuriyet’in ilk 100 yılına iz bırakanlar, özellikle de bu serginin iki yıl arayla ikinci kez açıldığı İzmir‘in 100 yıllık kent hafızasında iz bırakanlar arasında bu kentin efsanevi belediye başkanları Behçet Uz, Ahmet Piriştina, bu toprakların evladı Yörük Ali Efe, Kurtuluş sonrasında vilayet konağına ilk bayrağı asan Yüzbaşı Şerafettin, yakın zamanda kaybettiğimiz sevgili Sancar Maruflu ve Selçuk Yaşar, bu kentin ilk kadın milletvekili Benal Nevzat, bu kentin yazarı Halid Ziya Uşaklıgil ve onun akrabası Latife Hanım, “taçsız kral” lakaplı Metin Oktay dururken dermatolog Agop Kotoğyan, deniz subayı Cem Gürdeniz, doğa sporcusu Erden Eruç, hekim Üstün Ezer‘in; ayrıca, Cumhuriyet düşüncesine hazırlık anlamında katkıları olmakla birlikte 1923’den önce vefat etmiş yazar Namık Kemal, müzeci Osman Hamdi Bey ve şair Tevfik Fikret‘in ve son olarak 2019-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanlığı görevini üstlenip kentte ve ülkede tek bir iz bırakmadan Cumhuriyet döneminin İzmir’deki eserlerinden biri olan Kültürpark‘ı ihmal edip tahrip edilmesine ya da geçen haftaki yazımızda da belirttiğimiz gibi 1. Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin kentimizdeki önemli bir mirası olan Kardıçalı Han‘ın yağmalanmasına seyirci kalıp müdahale etmeyen Tunç Soyer‘in “Cumhuriyet’te İz Bırakan İlkler” kategorisinde nasıl yer aldıklarını, Cumhuriyet Dönemi olarak adlandırılan 1923-2023 döneminde nasıl bir “ilk” ve kalıcı iz bıraktıklarını merak etmek oldu. Evet, bu değerler arasında yer alan bazı isimlerin kendi ölçülerinde yararlı çalışmaları olabilir; ama bunlar nasıl oldu da Cumhuriyet’in hafızasında iz bıraktılar, işte bunu anlamış değilim… Hele ki, İzmirliye sorulmaya kalkıldığında akla gelecek yukarıdaki ya da akla gelebilecek başka isimler dururken…

İşte tam da bu nedenle, sanatçımız sahip olduğu tüm yaratıcılık ve estetik duyarlılığı yansıtarak dünya harikası şeyler yapsa da, onun sermaye çevreleriyle ve iktidarla ilişkilerinin yaptığı ya da yapacağı eserlere nasıl, ne şekilde yansıyacağını; ayrıca “Cumhuriyet’e iz bırakmak” gibi iddialı ve ciddi bir işte gerçekten iz bırakanlarla bırakmayanlar arasındaki kayırmacı tutumu dikkatinize sunarak doğrusunu düşünme ve ifade etme işini, siz okuyucularıma bırakıyorum…

Evet, gerçekten sanatçının sermaye ve iktidarla ilişkisi ne şekilde olmalıdır ve Cumhuriyet’in ilk 100. yılına iz bırakanlar size göre kimlerdir?