İzmir’in içme suyu nereye gidiyor?

Ali Rıza Avcan

Üç ayrı bölümden oluşan yazı dizisinin ilk iki bölümünde “İzmir’in içme suyu nereden geliyor?” sorusunun cevabını bulup bu cevabın içindeki sorunları ele alarak değerlendirmeye ve çözüm önerileri geliştirmeye çalıştım.

Bu çerçevede uzunca bir süredir İZSU tarafından yerüstü (barajlar, göletler vb.) ve yeraltı su kaynakları (derin su kuyuları) arasında iyi bir kullanım dengesi kurulamadığı için; ayrıca, İzmir‘in en büyük su kaynağı olacağı iddiasıyla yapılan Gördes Barajı‘nın yapım ve işletmesinde DSİ ile İZSU yöneticilerinin teknik, hukuki ve mali yanlışları nedeniyle ortaya çıkan kamu zararı sonucunda bugün oldukça pahalıya mal olan bir içme suyunun darlığını çektiğimizi, yöneticilerin nerede, ne zaman ve hangi koşullarda hangi su kaynağının kullanılacağını belirleyen “iyi yönetim” anlayışına aykırı davranması nedeniyle yeraltındaki su kaynaklarının ruhsatsız ve denetimsiz binlerce su kuyusu ile çevre felaketlerine neden olacak şekilde yağmalandığını ortaya koymaya çalıştım.

Bugünkü son yazımda ise baraj, gölet ve su kuyularından şebekeye verilen “milli servet” niteliğindeki suyun şebeke içindeki olağanüstü boyutlara varan kayıp ve kaçak nedeniyle maliyeti abonelere yüklenen içme suyu ücretinin nasıl yükseldiğini ve İzmir genelinde 30 ilçenin içme suyunu temin etmekle görevli, yetkili ve sorumlu olan İZSU‘nun “suyun adil kullanımı” ilkesine aykırı olarak ilçeler arasında nasıl adaletsiz bir düzen yarattığını ortaya koyup değerlendirmeye çalışacağım.

Konuya girmeden önce İzmir içme suyu şebekesindeki büyük boyutlara ulaşan kayıp-kaçak oranı ile ilgili olarak kaleme aldığım 5 Temmuz 2017 tarihli ilk yazımın “Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (1)“, diğerlerinin de 12 Temmuz 2017 tarihli “Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (2)“, 26 Kasım 2020 tarihli “Her yıl 500-600 milyon lira değerindeki suyu israf etmenin faturası, halka çıkarılmamalıdır…” ve 28 Temmuz 2025 tarihli “İzmir’de içme suyu dağıtımında adalet arayışı” başlıklı yazılar olduğunu, bu konu ile ilgili yazı sayısının bu üç bölümden oluşan son yazıları da dahil ettiğimde 7’ye ulaştığını söyleyebilirim.

Bu yazılardan ilk dördünü 2021 yılı öncesinde yazdığım için 2019 yılına kadarki kayıp-kaçak oranlarını İZSU‘nun web sayfasındaki “2019 Yılı Kayıp Raporu“ndan öğreniyordum. Nitekim ilk dört yazımdaki kayıp-kaçak oranlarıyla ilgili tabloları hem o bölündeki dosyaya hem de İZSU‘nun faaliyet raporlarını inceleyerek hazırlamıştım. Ama son üç yazıyı yazmaya karar verdiğimde hala 2019 yılı raporunun orada olduğunu, 2020 ve izleyen yıllara ait raporların yayınlanmadığını görmüştüm.

Nerede, ne zaman, ne şekilde ortaya çıkacağı bilinmeyen su kaçakları….

Bunun üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın elindeki 2020, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait raporları CİMER kanalıyla söz konusu bakanlıktan istedim. 19 Kasım 2025 tarihli talebim 3 Aralık 2025 tarihinde İZSU tarafından cevaplanarak 2020 yılı hariç olmak üzere 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait raporlar İZSU‘nun web sayfasına konuldu (1) Böylelikle 2019 yılından bu yana kamuoyuna açıklanmayan raporların bir kısmı -bir nebze de olsa- benim bilgi talebim sayesinde 2025 yılında yayınlanmış oldu; ama, yine de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki “Su Kayıpları Yıllık Raporları” bölümünde sadece 2019 yılına ait raporun yer aldığını söyleyebilirim. (2)

Bunun üzerine 1998-2019 dönemindeki kayıp-kaçak oranları ile ilgili yazılarıma ek olarak işin içine 2020-2024 dönemi raporlarını da dahil ederek İzmir‘deki içme suyunun şebeke içindeki 27 yıllık kayıp-kaçak hikayesini kaleme almaya başladım.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere İZSU, 6360 sayılı yasa uyarınca İzmir‘in tüm ilçelerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına dahil edilmesi öncesinde kent merkezinde “metropol” olarak tanımlanan 11 ilçeye içme suyu hizmeti verdiği 1998 yılı itibariyle %61,58 gibi oldukça yüksek bir kayıp-kaçak oranını, 2012 yılı itibariyle %34,51 oranına indirmekle birlikte o yıldan sonra kayıp-kaçak ortalaması diğer 19 ilçeye göre daha düşük olan metropol verilerini kamuoyunu yanıltmak amacıyla kullanmış; ancak, 2017 yılından sonra İzmir‘e bağlı 30 ilçenin kayıp-kaçak oranlarını hem her bir ilçe ölçeğinde tek tek, hem de tüm ilin ortalaması olarak dile getirmeye başlamıştır. Bu çerçevede ilk kez 2017’de 30 ilçe ortalaması olarak ortaya çıkan %30,48 oranı her yıl bir-iki puan düşüşle birlikte 2024 yılı itibariyle %26,78’e kadar indirilmiştir.

2017-2024 döneminde kayıp-kaçak oranı %3,70 oranındaki bir azalışla (yıl başına %0,47) oranında bir azalma) %30,48’den %26,78’e indirilmekle birlikte; bu iyileşmenin İZSU tarafından bu sorunun çözümü için geliştirilmiş bir master plan, acil eylem planı, yatırım programı, politika ve özel bir stratejinin sonucu olup olmadığı, böylesi bir gelişmeyi sağlamak için özel bir araştırma, analiz ya da çalışma yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir.

Ayrıca İZSU‘nun 2010-2029 dönemine ait son 4 stratejik planı ile 2009-2026 dönemine ait 18 ayrı performans programı incelendiğinde, kayıp-kaçak oranının azaltılması ile ilgili faaliyetlerin genellikle yeni şebeke hattı döşemesi ya da arıza yapan hatların bakım onarımlarının yapılması kapsamında ele alındığı, bu sorunun çözümü için buna özel bir faaliyet ya da projenin geliştirilmediği, kent merkezindeki içme suyu dağıtım sistemi için master plan hazırlanması işinin bile daha yeni gündeme geldiği, çoğu planın sadece 11 ilçeyi oluşturan metropol için hazırlandığı ve kent merkezi dışında kalan diğer 19 ilçenin 2012 öncesinde çoğu kez İller Bankası eliyle yapılmış, o dönemlerde yeraltına döşenen hatların nereden geçtiğinin bile kesinlikle bilinmediği ve aşağı yukarı %10’unda asbest boruların kullanıldığı, ekonomik ömrünü tamamlamış içme suyu şebekeleri için geliştirilmiş özel bir çalışmanın düşünülmediği görülmektedir.

Oysa dünyadaki birçok şehir kayıp-kaçak dediğimiz gelir getirmeyen su miktarının azaltılması için Dünya Bankası ya da Asya Kalkınma Bankası‘nın fonladığı Water Loss Task Force (IWA), Water Loss Control Committee (AWWA), Programme of Unaccounted for Water Reduction (South East Asian Water Utilities Network) gibi özel projelerle sonuç almaya çalışmaktadır.

Kayıp-kaçak konusundaki ortalama 8 yıllık 2017-2024 döneminde olumlu bir şekilde %3,70 oranında azalmış olmakla birlikte; su şebekesine verilen su miktarı ile gelir getiren su miktarını, su kayıp miktarını ve kişi başına düşen su miktarlarını ilçeler ölçeğinde sayısal ve oransal düzeyde gösteren aşağıdaki iki ayrı tablodan da görüleceği üzere; 2019-2024 döneminde İzmir‘in büyük ve önemli ilçelerinden Bergama, Dikili, Ödemiş ve Seferihisar ile Beydağ, Kınık ve Kiraz gibi nispeten küçük ilçelerdeki kayıp-kaçak oranları bu ortalamanın çok üstünde bir seyir izlemekte ve yıllar içinde bu oranlarda belirgin bir azalış görülmemektedir.

Ancak sisteme giren su miktarı ile gelir getiren su miktarının birbiriyle mukayese edilmesi suretiyle bulunan kayıp-kaçak oranlarının 8 yıllık süre sonunda %26,78 düzeyine inmesi önemli olmakla birlikte; yakın zamanlarda Avrupa ülkelerinin çoğu Uluslararası Su Birliği (IWA, International Water Association) tarafından şebeke büyüklüğü, yoğunluğu, ortalama işletme basıncı ve sayaçların konumu gibi teknik verilerin dikkate alındığı 170 adet performans verisi ile belirlenen Altyapı Sızıntı Endeksi (ILI, İnfrastructure Leakage Index) isimli yeni bir seti kullanmaya başladığından hesaplamaların daha çağdaş, daha gerçekçi ve güvenilir olan bu setteki kriterler üzerinden yapılması yerinde ve doğru bir girişim olacaktır. (3)

Avrupa ülkeleri, hesapları etkileyen diğer parametreler nedeniyle gelir getirmeyen suyun şebekeye giren su ile mukayese edilmesi noktasında yüzde hesaplarından vazgeçmiş görünse de bizdeki büyükşehir belediyelerine bağlı su idarelerine ait kayıp-kaçak oranlarına baktığımızda yıllık kayıp su raporlarını 2014 yılından bu yana web sitesine düzenli olarak koyan İstanbul Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü (İSKİ)‘deki kayıp-kaçak oranının 2014 yılında %24,1 düzeyindeyken 2024’te %18,63’e indiği (4), ASKİ (Ankara Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü), BUSKİ (Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü) ve KOSKİ (Konya Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü gibi diğer kurumlarda yıllık su kayıp-kaçak raporlarının kamuoyu ile paylaşılmadığını, sadece zaman zaman bazı gazete haberlerinde reklam-tanıtım amacıyla tek tük rakamlara yer verildiğini görürüz.

İzmir‘deki içme suyu şebekesinde kaybolan suyun miktarını o yılkı en düşük tarife değeri üzerinden hesapladığımızda karşımıza çıkan minimum maliyet ise aşağıdaki tabloda gösterilmiş olup; su kıtlığının çekildiği yıllarda bu rakamın biz kullanıcılar için paha biçilemez düzeylere yükseldiği söylenebilir:

İZSU‘nun 2026 yılı bütçesinin yuvarlak rakam 45 milyar lira olduğunu ve su sıkıntısı çekilen yıllarda suyun paha biçilmez değerini dikkate aldığımızda her yıl içme suyu tarifesindeki minimum rakamlar üzerinden hesaplayarak bulduğum bu rakamın İZSU‘nun kasasına girmek yerine havaya uçup gittiğini düşünmek içme suyu dağıtımındaki israfın ve kamu zararının ne boyutlara ulaştığını görmek açısından oldukça önemlidir.

Gelelim İZSU tarafından dağıtılan içme suyunun ilçeler arasındaki adaletsiz dağıtımı konusuna…

TÜİK‘in 9 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan “Su ve Atıksu İstatistikleri 2024“‘de (5) İzmir‘de belediyelerin su kaynaklarından içme ve kullanma suyu amacıyla çektiği günlük miktarın kişi başına 215 litre olduğu belirtilmekle birlikte; İZSU‘nun 2009-2024 rakamları bu miktarın tüketim boyutunda 10,96 m3/yıl ile 138,18 m3/yıl arasında değiştiğini, aradaki farkın kayıp ve israf boyutunda ne kadar olduğunu göstermektedir.

İZSU‘nun, kent merkezindeki 11 ilçeden oluşan metropol ile diğer 19 ilçeye verdiği gelir getiren su miktarını o yerleşimlerde yaşayan nüfusa bölerek bulanacak kişi başına düşen içme suyu tüketim miktarlarını incelediğimizde metropoldeki nüfusla Çeşme, Foça, Karaburun, Seferihisar, Selçuk ve Urla gibi sahil ilçeleri nüfusunun diğer ilçelere göre çok daha fazla içme suyu tükettiği görülecektir.

Metropol dışında kalan bu ilçelerin büyük bir kısmı yaz aylarında binlerce; hatta milyonlarca yerli ya da yabancı turistin ziyaret edip konakladığı ilçeler olmakla birlikte Kiraz, Kınık ve Beydağ gibi küçük ilçelerde; hatta Torbalı ve Bayındır gibi daha büyük ilçelerdeki nüfusun tükettiği içme suyu miktarının çok çok üstünde olması nedeniyle bu anormal durumun masaya yatırılarak içme suyunun turizmden kazanç temin eden ilçelerle diğer ilçeler arasındaki dağılımının daha adaletli hale getirilmesi için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de sahil ilçelerindeki toplumsal yaşamın temel bileşeni olarak öne çıkan otel havuzlarıyla özel havuzlarda, deniz sonrası alınan duşlarda ve geniş çim bahçelerin sulamasında bol bol harcanan içme suyunun üretim maliyetlerine denizden uzaktaki yerleşimlerdeki insanların da eşit düzeyde katıldığını, o harcanan sularda onların da hakkı olduğunu kabul ettiğimizde… Fazla kullanımın önlenmesi amacıyla içme suyu tarifelerinin kademeli olmasının böylesi bir adaletsizliği önlemede yetersiz kaldığını fark ettiğimizde…

Bir “meta” olarak değil, temel bir “insan hakkı” olarak su, taraflardan birinin israf düzeyindeki kullanımı ile hem adaletsiz bir durumun oluşumuna neden olduğu, hem de kıt olma özelliğiyle su sıkıntısının çekildiği dönemlerde diğer taraflar için ulaşılabilir olmaktan çıkacağı için; ayrıca, sahilde olmayan yerleşimler sahildeki turistik ilçelerin elde ettikleri turizm gelirlerden yararlanmadıkları için nimet=külfet dengesinin gözetilmesi suretiyle yaz aylarında yaşadıkları nüfus patlaması nedeniyle diğer ilçelerden çok daha fazla su tüketmelerini dikkate alan özel bir düzenlemenin yapılması gerekmektedir. Bu durum şu sıralarda devletler, iktidarlar arasında yaşanıp tartışmalara neden suyun adil dağıtımına hiç benzemez. Bu kez yaşanan sorun, çıkarları birbirleriyle çatışan devletler, iktidarlar, ezenler ya da ezilenler değil; bir ülkenin, bir kentin turist ağırlayan farklı ilçeleri arasında söz konusu ise…

Herkesin gördüğü an “185 Alo, kayıp-kaçak ihbar hattı”nı arayarak ileteceği su arızaları…

Sonuç olarak;

Bugünkü yazımızda ele alıp incelediğimiz İzmir içme suyu şebekesindeki kayıp-kaçak oranı ile içme suyunun ilçeler arasındaki adaletsiz dağıtımı konusunda şunları söyleyebiliriz:

1. Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi, dolasıyla İZSU, AKP iktidarının kayıp-kaçak oranı % 60 ila % 82 arasında değişen Doğu ve Güneydoğu illerindeki su dağıtım faaliyetlerini yenden düzenlemek amacıyla 31 Ağustos 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımladığı “İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile gündeme getirdiği büyükşehir ve il belediyelerinin 2028 yılına kadar su kayıplarını en fazla yüzde 25 düzeyine çekmeleri koşulu, kendini demokrasinin beşiği “Avrupa Kenti” olarak ilan eden İzmir‘e yakışmamaktadır. Çünkü bu oran dünyanın gelişmiş ülke ve kentlerinde, örneğin Singapur‘da %4, Danimarka‘da% 6, Hollanda‘da %6, Almanya‘da %7, New York‘ta %7, Japonya‘da %7, İngiltere‘de %19 düzeyindedir ve her yıl da düzenli olarak azalmaktadır.

İzmir‘de ise 2024 itibariyle %26,78 düzeyinde olmakla birlikte Bergama, Dikili, Ödemiş, Seferihisar, Beydağ, Kınık ve Kiraz illerinde %31,82 ile %54,60 arasında değişen yüksek bir oran halen yürürlüktedir.

İZSU ise bu sorunu ayrı bir yatırım ve acil eylem planı içinde çözmek yerine yeni hatların döşenmesi ve eski hatların bakım onarımıyla çözmeye çalışmakta; böylelikle, kayıp-kaçak oranının azaltılmasında radikal ve güçlü bir değişim sağlanamamaktadır.

Bu çerçevede, 2024 yılında İzmir genelinde % 26,78 düzeyinde olan kayıp-kaçak oranının kısa vadede daha güçlü bir şekilde azaltılması için kamuoyuna açıklanacak bir yatırım ve acil eylem planının uygulamaya konulması, bu planlara halkın katılım ve desteğinin sağlanması, uygulamalar hakkında halkın aydınlatılması suretiyle bu büyük değişimin demokratik, katılımcı ve şeffaf olması sağlanmalıdır.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU, halkın “185 – Alo kayıp-kaçak ihbar hattı” sayesinde ilettiği arızalara anında ve güçlü bir şekilde müdahale etmeli, bu hattın devamlı meşgul görünmesini engelleyecek kapasite artışları sağlanmalı, kayıp ve kaçakları ilk bildirenlere ödüller verilmeli, kayıp kaçaklara süresinde müdahale etmeyip suyun vatandaşın gözünün önünde akıt gitmesine neden olan görevlileri cezalandırıp bu konuda halkı bilgilendirmelidir.

Su insanlık hakkıdır!

2. Suyun kıt ya da yok olduğu durumlarda insanların ulaşabildiği su miktarı; özellikle de taraflardan biri elindeki gücü kötüye kullanıp değişik gerekçelerle suyu bol kullanırken diğer tarafın daha az su kullanması toplumsal barışı tehlikeye düşüren önemli risklerden biridir.

Çünkü amasız ve fakatsız bir şekilde her insana tanınması gereken su hakkı çerçevesinde suyun eşit ve adil dağıtılması gerekir. Hele hele eşitliği, demokrasiyi, insan haklarını savunan CHP‘nin egemen olduğu belediyelerde… Bu eşitlik bozulup adaletsiz bir durum yaratıldığında ise suyu az kullananın bu duruma itiraz edip herkesin hakkı olan eşit miktardaki suyu talep etmesi en doğal hakkıdır.

İşte bu durumda Anayasanın eşitlik ilkesi uyarınca içme suyunun herkesin dikkate alındığı demokratik bir paylaşım sistemi içinde dağıtılması, eşitsizliğin “parayı veren düdüğü çalsın” anlayışıyla düzenlenen kademeli ücret tarifeleriyle değil, herkesin temel hakkı olan suyun herkese eşit düzeyde verilmesi ile sağlanması mümkün olacaktır. Aksi takdirde, bol su harcayıp yüksek tarifeden yüksek ücretler ödeyerek suya el koyacak kesimler suyu bir hak olmaktan çıkararak kapitalizmin acımasızlığı içinde suyu alınır satılır ticari bir mala, zenginlerin kullandığı lüks bir metaya dönüştürmüş olur. Aynen pet şişelerde, plastik damacanalarda satılan iyi suya parası olanların ulaşıp parası olmayanların ulaşamadığı durumlarda gibi….

Öneriler…

A) İZSU eliyle dağıtımı yapılan içme suyunun şebekede yapılan düzenleme ve müdahaleler sonucunda tüketiciler/aboneler arasında adil olmayan dağılımı konusunda aklımıza gelen ilk çözüm önerisi, turizm ya da başka bir nedenle nüfusu yılın belirli dönemlerinde artan ilçelerin, nüfus artışına neden olan faaliyetlerden elde ettikleri gelirin bir kısmının nüfusu daha az olup üretilen içme suyundan daha az yararlanan ilçeler yararına kullanılması ya da bu ilçelerin belediyelerine merkezi bütçe gelirlerinden verilen payların dönemsel artan nüfuslarının dikkate alınarak arttırılması suretiyle içme suyu, kanalizasyon, atık toplama gibi temel ve öncelikli belediye hizmetlerinde kullanılması sağlanabilir.

B) Bu konuda akla gelen diğer bir öneri ise, yılın 5-6 ayı; hatta, daha uzun sürelerle “yazlık” olarak bellediği kıyı ilçelerinde yaşayanların geldikleri yere ilave olarak nüfuslarını getirtmeksizin yaşadıkları bu yeni yerin nüfusuna “misafir” olarak dahil edilmeleri, sırf Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)’nin daha iyi çalışması için kişinin nüfus kaydının olduğu yer ile ikamet ettiği yer arasında kurulan bu zorunlu bağın, insanların aynı anda birden fazla yerde ikametgah sahibi olup istedikleri zaman istedikleri yerde yaşayabileceklerini dikkate alan bir özgürlük sistemi içinde kaldırılması olabilir.

Ama bu her iki öneri de, merkezi yönetimin kabul edip uygulaması gereken öneriler olduğu için; ayrıca, merkezi yönetimin kendisinin de şikayetçi olduğu merkezi yönetim gelirlerinin belediyeler arasında paylaşımında nüfusu belirli dönemlerde artan belediyelerin sorunlarına bugüne kadar bir çözüm bile getirmediğini, daha doğrusu getiremediğini dikkate aldığımızda içme suyunun dağıtımıyla görevli genel müdürlüklerin, ilçeler ve aboneler arasındaki bu adaletsizliğin farkında ve bilincinde olarak nüfusu devamlı değişen kıyı kentlerini ayrı bir bölge ya da havza içine alarak öncelikle o bölge ya da havza içindeki su kaynaklarını harekete geçirmesi, gerektiği takdirde bölge ya da havza dışı kaynaklardan yararlanması ve bu şekilde diğerlerine göre çok daha fazla su harcayan abonelere yönelik bilinçlendirme kampanyaları düzenleyerek zorunlu ya da gönüllü kısıtlamalara gitmesi yerinde ve doğru olacaktır.

…………………………………………………………………………………………………..

1) https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/12

(2) https://acikveri.bizizmir.com/dataset/su-kayiplari-yillik-raporlari

(3) Fırat, M., Güleç, A., İçme Suyu Dağıtım Sistemlerinde Su Kayıp ve Kaçaklarının Kontrolü ve Yönetimi, Türkiye Su Enstitüsü (SUEN), Mayıs 2021, s.33.

(4) https://iski.istanbul/kurumsal/stratejik-yonetim/su-kayiplari-yillik-raporlari

(5) https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Su-ve-Atiksu-Istatistikleri-2024-54109

Yararlanılan Kaynaklar

(1) İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği

(2) İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği Teknik Usuller Tebliği

(3) İçme Suyu Sistemlerinde Su Kayıplarının Azaltılmasına Yönelik İş Termin Planı Genelgesi

(4) Su Kayıp ve Kaçak İzleme Sistemleri Teknoloji İnceleme Raporu, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ankara, 2021

(5) Muhammedoğlu, H., Muhammedoğlu, A., İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü El Kitabı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Ankara, 2017.

(6) Toprak, S., Koç, A.C., Bacanlı, Ü.G., Dikbaş, F., Fırat, M., Dizdar, A., “İçme Suyu Dağıtım Sistemlerindeki Kayıplar”, III. Ulusal Su Mühendisliği Sempozyumu 10-14 Eylül 2007, s.601-609.

(7) Çiçek, E., “Kar mı İnsan Hakkı mı, Bir İnsan Hakkı Olarak Su Hakkının Dava Edilebilirliği”, TBB Dergisi, Sayı 80, 2009, s.182-228.

(8) Kartal, F., “Suyun Metalaşması, Suya Erişim Hakkı ve Sosyal Adalet”, TMMOB Su Politikaları Sempozyumu, TODAİE TMH-454, 2009/2, s.65-69.

(9) Coşkun Dilcan, Ç., Çapar, G., Korkmaz, A., İritaş, Ö., Karaaslan, Y., Selek, B., “İçmesuyu Şebekelerinde Görülen Su Kayıplarının Dünyada ve Ülkemizdeki Durumu”, Anahtar Haziran 2018, s.10-18.

(10) Fırat, M., Güleç, A., “İçme Suyu Dağıtım Sistemlerinde Su Kayıp ve Kaçaklarının Kontrolü ve Yönetimi”, Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) , Mayıs 2021, İstanbul.

(11) Lee, F. Shih, K., Research Report: Water Losses Report 2025, In Urban Water Systems An International Perspective, The University of Hong Kong Centre for Water Technology and Policy, March 2025

Yorum bırakın