“Kutu kutu pense”…

Zuhal Acarkan

Soğuk bir gün. İşten eve dönüyorsunuz. Sizi çok yormuşlar bugün. Gerginsiniz. Tek düşünceniz eve varmak. Belki üzerinizdeki ağırlıkları atmak, arkasından ılık bir duş sizi rahatlatabilir. Ama uzun bir yürüyüş yolunuz var. Yürüyorsunuz. Birden yürüyüş temponuza uygun bir şarkı mırıldanmaya başlıyorsunuz. Şarkı pelesenk gibi dilinize yapışıyor. Söylüyorsunuz, tekrar söylüyorsunuz. Etrafa bakıyorsunuz kimseler yok. Adımlarınız değişiyor. Müziğinize uyan adımlara dönüşüyor. Yetmiyor, hem yürüyorsunuz, hem şarkı söylüyorsunuz, hem de kimseye çaktırmadan dans ediyorsunuz. Fred Astair gibi?!… Bu sizi neşelendiriyor.  Aman ne güzel!.. Derken fark ediyorsunuz ki, evinizin bulunduğu sokağı geçmişsiniz. Hay Allah!…

Videoyu sonuna kadar izlemek zorunda değilsiniz. O bu güzelliğiyle, bir konuya girebilmem için orda. Konu oyun. Oyun nedir sorusuyla başlamak istemedim. Çünkü bu soru dipsiz bir kuyu gibi. Biz bu kuyuya birazdan girmeğe çalışacağız.

Çocuklar oyun oynar, Oyun oynayan çocuklar oyun nedir diye sormaz. Onlar yalnızca oynar. Meraklı yetişkin olarak siz ona sorduğunuzda oyun nedir diye, şaşırarak yüzünüze bakar. İşte görmüyor musun? Oynadığı oyunu gösterir ve işte bu oyun der muhtemelen. Onlar oyunun ne olduğunu bizden iyi bilirler. Çünkü onlar oynayandır. Oyunu her yönüyle yaşayan onlardır. Çoğu kez küçümseriz onları. Ne yapıyor bu çocuk (lar)? Bir yığın saçmalık. Anlamsız gelir bizlere. Tanıdığım bir ailenin çocuğu evde ne kadar terlik, ayakkabı varsa dolaptan indirir, onları arka arkaya dizer tren gibi sürmeğe kalkardı. Hele bir tanesi sıradan çıksın. Büyük bir ciddiyetle onu yerine koyar, devam ederdi sürmeğe. Annesi de dahil gerçekten ne yaptığını, yapmak istediğini anlayamazdık. Ama o büyük bir ciddiyetle oynardı terliklerle. Neler geçerdi kafasından? Neredeydi? Her nerede ise doğru bir yerdeydi. Düş gücünün götürdüğü yerde.

Bir yetişkin için saçmalıklarla dolu olsa da oyun, çocuk için ciddi bir eylemdir. Çünkü oyun onun işidir.   Yetişkinler kendi işlerini nasıl ciddiye alıyorsa,  Oyun da çocuk için ciddiye alınması gereken bir uğraştır. Nedir diye sorduğumuzda çok sayıda açıklama ve tanım var. Örneğin;

  • Eğlenmek için herhangi bir amaç gütmeden yapılan eylemler,
  • Oyalanma ya da dinlenme amacıyla yapılan eylem ve etkinlikler,
  • Herhangi bir engel olmaksızın özgürce yapılan eylemler gibi.

Felsefeciler, psikologlar, eğitimciler, antropologlar “oyun”u inceleme konusu yapmışlar. Her biri konuyu kendi uğraş alanlarının çerçevesinde ele almışlar. Sonuç olarak oyunla ilgili çok farklı görüşler ortaya atılmış. Bazılarına göre oyun dinlenme ve rahatlama aracıdır. Bazılarına göre bizi yaşama hazırlar. Bazıları için zihinsel gelişimde gerekli bir etmendir. Kimileri için oyun kültürel bir olgudur. Özünde düş gücü ve yaratıcılık vardır. Bu açıdan sanatla ortak yanları vardır. Hatta felsefeciler, psikologlar, eğitimciler oyunun sanatın temeli olduğu görüşünü paylaşırlar. Oyun çocuğun düş gücünü disipline eder ve böylece sanat ortaya çıkar (R. Hartley, R. Goldenson). Nasıl oyunda gerçekliklerin dünyasından uzaklaşılıyorsa sanat da oyun gibi gerçeklerden kaçıştır (S. Freud). Ayrıca oyunla yaşamın hoş olmayan yanlarından kaçar, deneyimleri çözümler, unuturuz. İnsanlar dışa vuramadıkları korkularını oyun yoluyla ifade edebilir, korkularıyla yüzleşebilir..

a

Adam Blatner ve Alice Blatner oyunun yararlarını şöyle sıralarlar.

  1. Düşüncede esneklik yaratır.
  2. Girişkenlik ve doğaçlamayı geliştirir.
  3. Dahil olabilme ve iletişime geçme yeteneği ve uyum sağlama becerisi kazandırır.
  4. Sorgulama ve alternatif çözümler arama, problem çözme ya da yeni teknik ve stratejiler öğrenilir.

b

Oyun insanın doğasında vardır. Yetişkinler de oyun oynayabilir.. Ama nedense oyun yalnızca çocukların uğraşıymış gibi anlaşılıyor. Burada oyundan anlaşılan özgürce oynanan yapılandırılmamış oyundur. Modern toplumda yaşam, yarışma ve kazanma üzerine kurulduğundan insanda özgürce oynama isteğini öldürüyor. Oyunu iki türde ele alabiliriz. Yapılandırılmış oyun ve dramatik oyun. Yapılandırılmış oyun oynayandan önce belirlenmiş belli kalıpları olan oyunlardır. Örneğin; futbol, tavla, tenis, golf, kâğıt oyunları gibi. Dramatik oyun ise önceden belirlenmemiştir. Özgür ortamlarda oynayanların o an keşfettikleri, özgürce belirledikleri oyunlardır. Özünde yaratıcılık ve düş gücü vardır.

Çocuk oyunları daha çok dramatik oyunlardır. Evcilik oyunu, doktorculuk oyunu, atlı savaşçı oyunu gibi oyunlar dramatik türden oyunlardır.

c

Bu oyunlarda “mış gibi” yapılır. Sonuçta çocuk bir şeyler öğrenir, toplumsallaşır. Dramatik oyunlarda bir nesne başka bir nesne yerine koyulabilir. Oklava yağız bir at olur. Bir tahta parçası bir kılıç ya da keman, tencere şık bir şapka ya da kask, masanın altı ev olabilir.  Düş gücünün ve yaratıcılığın kullanıldığı oyunlardır. Bu oyunlardaki dramatik süreçlerde çocuk zihinsel, duygusal ve toplumsal gelişimini gerçekler. Çocuğun ilerde sağlıklı bir birey olması için bu gelişmeler gereklidir. Yine bu süreçlerde çocuk yetişkinlikteki yaşama hazırlanır.

Acaba günümüzde, özellikle büyük kentlerde çocuklar bu süreci yaşayabiliyorlar mı? Çocukların önünde engeller var mı? Prof. Dr. Bekir OnurMüze ve Oyun Kültürü” adlı kitabında engellere değiniyor.

  1. Ev dışı güvenliği ile ilgili kaygılar (Mahalle yaşamının yok olması,).
  2. Anne ve babaların çalışma saatleri (Uzun saatler çalışmaları eve yorgun gelmeleri, çocuklarıyla oynayacak zamanlarının olmaması).
  3. Çocukları başarıya odaklı bir yaşama zorlama. İlerde başarılı bir yaşam, iyi bir gelecek kurabilmeleri için oyun çağındaki çocukların anne baba ve öğretmenleri tarafından zorlanması, gelecek yaşamlarının şimdiden kurulmaya çalışılması (özel dersler, dershanelere gitme, durmadan belli derslere çalışma, kurslara katılma gibi. ). Sonuç olarak, çocuklar zamanından önce yetişkin olmaktadırlar.
  4. Özgürce, bol bol oynayacakları boş zamanların azalması. Onun yerine programlanmış boş zaman etkinliklerinin artması (bazı beceri ve sanat kurslarına gitme gibi).
  5. Çekirdek aileyle birlikte oturulan mekânların iyice küçülmesi, ev içi yaşamda çocukların özgürce zıplayıp oynayacakları yerlerin azalması.
  6. Televizyon seyretmenin artması. Çekirdek aileyle birlikte küçülen mekânlar, anne babanın eve yorgun gelmesi çocuklarla ilgilenecek zamanın azalması sonucu çocukların boş zamanları olsa bile bu zamanı televizyon karşısında tüketmeleri..
  7. Kamu kuruluşları tarafından oluşturulan çocuk mekânlarının yetişkinler tarafından planlanıp hazırlanması (Parklar, bahçeler, müzeler).

Çocuk hakları sözleşmesinde oyunun çocuğun hakkı olduğu vurgulanır. Buna dayanarak, günümüzde her kuruluş çocuklar için bir şeyler yapıyor. Başta yerel belediyeler olmak üzere, dernekler, okullar ve birçok kurum ve kuruluş çocuk etkinliği yapmağa çalışıyor.. Yapılanlar ne kadar doğru konusuna girmeden önce şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Her çaba yine de “yetişkinleştirilmiş çocuk“ yaratmağa hizmet etmekte.  Çocuklar için kurslar, yarışmalar, gidelim görelim etkinlikleriyle sınırlı kalmakta. Yetmiyor. Çocuklarla ilgili ne yapılıyorsa çocuklara hiç sorulmadan yetişkinlerin öngörüsü doğrultusunda verilen kararlar yaşama geçiriliyor. Bu da yetmiyor çocuklar için oyun merkezleri oluşturuluyor. Alışveriş merkezlerinde, AVM’lerde, her türlü denetimden yoksun, çocuklar için hazırlanılmış dünya kadar oyun hizmete sunuluyor. Sunulan oyunların nitelikleri tartışılır. Bu yerlerde oyun her şey gibi bir rant alanı olarak karşımıza çıkıyor.

Yetmiyor. Yerel belediyelerin yeşil alan dediği yerlere, pedagojik olarak hiçbir yararı olmayan yine yetişkinler tarafından düşünülmüş, üretilmiş oyuncaklar yerleştiriliyor. Bu oyuncaklarla birlikte oynamak yerini birinin oynamasına bırakıyor. Böylece oyunun çok önemli işlevlerinden biri olan toplumsallaşma ve ait olma duygusu gerçekleşemiyor ya da, birlikte bir şeyler yaratma olmadığı için birer robot gibi bir takim eylemleri yerine getiriyorlar.  Oyun da oyuncak da, modern toplumu biçimlendiren bireyci yalnızlığın bir göstergesi oluyor. Böylece. bireyci kültürden çocuklar da nasibini alıyor.  Bu kültürün getirdiği bir başka olumsuzluk geleneksel çocuk oyunlarının yok olmasıdır.

d

Bu oyunlar değerlidir. Çocuklar tarafından yaratılmışlardır. İçinde düş gücü ve yaratıcılık vardır. Bilişsel, duygusal, bedensel tüm yetilerini kullanabilme ve onları daha da geliştirme şansı bulur. Düşünür, stratejiler geliştirir. İnsan ilişkileriyle ilgili değerli bilgiler öğrenir.

Çocukları bireyci kültürden toplulukçu kültüre geçirebiliriz. Katılımcı bir anlayış bunu sağlayabilir. Konumuz belediyeler ve kent stratejileri olduğunda bu katılımcı kültürü oluşturmak kent yetkililerine düşer. Çocuk parkları ve bahçeleri oluşturulurken çocukları dahil etmek, onların verecekleri kararlarla oyun alanlarını oluşturmak ya da onlar için bir şeyler yaparken onların fikrini almak yeterlidir. Çocuğun karar sürecinde söz sahibi olması yeterlidir.

Katılımda zorlama olmamalıdır. Çocukların katılımını sağlayacağız diye çocuğu katılıma zorlamak da katılımcı anlayışa terstir. Bu bizim toplumumuzda sıkça yapılan bir yanlıştır. Çocukları karar süreçlerine katmanın yol ve yöntemlerini iyi bilerek bu iş yapılmalıdır. Çocuğun bilinçli katılımı çocuğu geliştirir. Bu süreçte çocuk kendiyle ilgili bir şeyler öğrenir ve öğrenme kalıcı olur.

Bu arada değinmekten büyük bir haz duyacağım bir konu var. Çocuklar için katlımcı kültürün en iyi yaşanacağı yer çocuk müzeleridir. Ne yazık ‘İlklerin kenti İzmir’imizde bir çocuk müzesi yoktur.

Oyun ve oyuncak kültürüyle ilgili ürünlerin ticarileşmesi, kültür pazarları tarafından yönlendirilmesi katılımın önünde büyük bir engeldir. En azından belediyelerin bu tür ürünlere itibar etmemesi çocuklar açısından iyi olur.

Dikkat ederseniz hala bir oyun tanımı veremedim, Vermek niyetinde de değilim. Çünkü tanımın geçerli olması için  “ayarını mani, efradını cami” olması gerekir. Oyunla ilgili böyle bir tanım mümkün değil gibi görünüyor. Çünkü oyun kendi içinde karşıtlıklar taşıyor.

Oyun yaşanır. Tıpkı çocuklar gibi. Oyunu anlamak için oyun oynamak gerek sanırım. Bu oyunlar dramatik olmalı. Çocuklar gibi, utanarak, coşarak, şaşarak yaşamalı. Biz yetişkinler için belki de yaşamın kendisi oyun. Böyle düşünen düşünürler var. Bana sorarsanız oyun yaşamın da üstünde bir süreç. Ayrıca konumuz yaşamın oyun olup olmadığını sorgulamaktan çok, çocuklar için bu konuda ne yapıldığı olmalı. Kolay gelsin.


Kaynaklar:

1. McCaslin, Nellie; Yaratıcı Drama, Sınıf İçinde ve Dışında, Nobel Akademik Yayıncılık Eğitim Danışmanlık Tic. Ltd. Şti.

2. Onur, Bekir; Müze ve Oyun Kültürü, İmge Kitapevi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s