Bir kenti avuçlarının içinde hissetmek…

Ali Rıza Avcan

Bir kenti avuçlarının içinde hissetmek… Yani onu bilip tanımak, avucunun içinde kavradığın herhangi bir nesne gibi ona dokunmak, ondaki gerilim ve canlılığı hissedip onun kalp atışlarını duymak… İstanbul gibi günün her anında yaşadığını, Ankara ya da İzmir gibi geceleri ya da yaz aylarında gevşeyip uykuya çekildiğini bilmek…

Ben bunu eski zamanlarda ya görerek ya da duyarak, hatta dokunarak yapardım… Ardından da görüp duyduklarımı unutmamaya, içime çektiğim kentin kokusunu hatırlamaya çalışarak onu zihnimde yaşatmaya ve yeniden yaratmaya çalışırdım… Hatta bir yere, bir mekâna ait en iyi görüntünün hafızamda kalanı olduğuna inanıp onun fotoğrafını çekmezdim…

Safranbolu…

İşte o nedenle 1989’da belediyesini denetlediğim Safranbolu‘da dedemin 1930’lu yıllarda posta müdürü olarak görev yaptığı, annem, anneannem ve 2 dayımdan oluşan ailesinin barındığı lojmanı ve alt katında da çevre köylere gidip gelen posta katırlarının ikamet ettiği 3 katlı tarihi yapıyı onca yaşlı Safranbolulu amcanın işe yaramayan sonuçsuz hafızalarına rağmen, aile albümünde defalarca bakıp hafızama kazıdığım fotoğraf sayesinde keşfetmiş, yıllar içinde edindiğim bu görsel hafıza becerisi nedeniyle kendimi kutlayıp övünmüştüm… Çünkü o kent, o fotoğrafı gördüğümden bu yana, oraya daha önce hiç gitmemiş olsam da içimde, en azından avucumun içinde yaşıyordu…

1990’lı yılların Bahçelievler’i…
Bahçelievler…

Bu durum 1994-1997 döneminde İstanbul‘un Bahçelievler Belediyesi‘nde kısa adı KEBİM olan Kent Bilgi İşlem Merkezi projesinin yöneticiliğini yaptığım tarihe kadar devam etmişti. O tarihlerde Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) ve ODTÜ‘de çalışan arkadaşlar sayesinde bir kentin, o kente dair her türlü mekânsal  ve sözel bilginin yeni yeni gelişmeye başlayıp öğrenmeye çalıştığım küçücük bir bilgisayar ortamına aktarılabileceğini öğrenmeye başlamıştım. Avrupa‘da, özellikle ABD‘nde oldukça yaygın olan kent bilgi sistemleri henüz ülkemizde bilinmiyor, sadece DİE‘nün Ankara‘daki Devlet mahallesinde uzaydan çekilmiş hava fotoğraflarıyla deneme çalışmaları yaptığını duyuyorduk.

Ayrıca ülkemizdeki tapu kayıtlarıyla imar planları ve gerçek durumu gösteren halihazır haritalar birbiriyle çakışmadığı için bu sorun giderilmediği sürece kent bilgi sistemlerinin hayata geçirilmesi mümkün görülmüyordu. Neyse ki bu büyük engeli, o tarihlerde Bahçelievler belediye başkanlığı görevinde bulunan mimar Saffet Bulut, adeta İskender‘in kördüğümü elindeki kılıçla kesip soruna kökten çözüm bulmasında olduğu gibi, 1990 nüfusu 322.234 olan 16,7 km2 büyüklüğündeki ilçedeki tüm imar planlarını halihazır haritalara göre yeniden hazırlattığında; ayrıca, ilçede faaliyette bulunan 4 ayrı tapu müdürlüğüne bilgisayar sistemi kurup bütün tapu kütüklerini bilgisayar ortamına aktarılmasını sağladığında ve tapudaki bilgisayar sistemi ile belediyedeki bilgisayar sistemi arasında bağlantı (network) kurduğunda tüm Türkiye‘ye örnek olabilecek yeni bir kent bilgi sisteminin altyapısını hazır hale getirmişti.

Bahçelievler saha çalışmasından bir an…

Bunun üzerinde aralarında şehir plancısı sevgili Işık Kutlayan‘ın da bulunduğu 200’e yaklaşık genç insan, her biri ayrı bir belediye büyüklüğündeki 11 mahalledeki bütün cadde ve sokakları dolaşarak kentte yaşayan ya da çalışanlarla ilgili tüm sözel bilgileri toplamış ve bu bilgileri, belediyenin imar müdürlüğündeki dosya bilgileri ile eşleştirerek mekânsal fiziki verilerle sahadan toplanan sözel verileri aynı ortamda birbiri ile ilişkilendirip mukayese ederek doğrulamış, daha sonra bu bilgileri tapu ve muhtarlıklarla kurulan networkler sayesinde devamlı olarak doğrulayıp güncellemeye başlamıştık.

Böylelikle belediye başkanının “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” mantığıyla yaptığı büyük harcamaların karşılığını hem tüm vergi mükelleflerinin sayısını 2’ye, 3’e; hatta 4’e katlayarak fazlasıyla çıkarmış, hem de bu sistemin açılış törenine gelen dönemin başbakanı Mesut Yılmaz‘ın Şirinevler mahallesinde oturan akrabalarıyla ilgili sorularını doğru ve eksiksiz bir şekilde yanıtlayarak ondan aldığımız övgülerle projenin ne ölçüde yerinde ve sürdürülebilir olduğunu ortaya koymuştuk.

Bu anlamda çoğu kez karanlıkta yürüyüp binlerde hata yaparak öğrendiğim ya da bilişim teknolojisinin o zamanki kısıtları nedeniyle çaresiz kaldığım bu proje sayesinde bir kenti avuçlarımın içinde hissetmenin rasyonel, mantıki yönlerini keşfetmiş, bu sayede kentin nasıl capcanlı bir varlık olduğunu daha iyi öğrenmiştim.

Daha sonraki İzmirli yıllarımda ise bu çalışmaya çok benzeyen; ama ondan çok daha geride kalan bir çalışmanın saha çalışmalarını yürüttüm. 2007 yılında Avrupa Birliği‘nden sağlanan yardımlar çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İzmir Bölge Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen “İzmir Adrese Dayalı Coğrafi Bilgi Sistemi Projesi” çalışmalarının ilk adımı olan Bornova ilçesi pilot projesinde, Ankaralı sahtekâr bir şirket adına saha koordinatörü olarak çalışarak 2007 yılı Ocak-Nisan ayları arasında Bornova‘nın 36 mahallesi ve 12 köyündeki yapı adreslerinin doğrulanarak sokak mobilyalarıyla birlikte bilgisayar ortamına aktarılması gibi basit bir işte sahada çalışan yüzlerce genç insanı koordine etmiştim. Ancak söz konusu şirket yetkililerin imzaladıkları sözleşmeye aykırı davranıp bazı işleri taşeron şirketlere yaptırması, üstüne üstlük İzmir Büyükşehir Belediyesi adına topladığımız verilerin, Bornova Belediyesi‘nin aynı konuda aynı nitelikte ikinci bir ihale açarak işi verdiği İzmirli firmaya ücreti karşılığında aktarıldığını görünce alacaklarımı içeride bırakarak sırf adımı korumak kaygısıyla o işi bırakmak zorunda kalmıştım.

İzmir‘in diğer 29 ilçesinde de yapılacak aynı işe örnek olmak üzere gerçekleştirdiğimiz bu çalışmada her bir mahalledeki yapıların adreslerini Numaralama Yönetmeliği‘ne uygun olarak kontrol edip varsa yanlışlıkları düzeltiyor, bu arada bu iş için hiç de uygun olmayan basit fotoğraf makineleri ile yapıların önüne, binanın boyutlarını belirlemek üzere “karelaj” ismi verilen görselleri koyarak fotoğraflarını çekiyor ve bulvar, cadde, sokak ve meydanlardaki sokak mobilyalarının fotoğraflarıyla birlikte bilgisayar programlarına aktarılmasını sağlıyorduk. O nedenle, İzmir‘de yaptığım bu işin o yerleşimin tapu kayıtları, imar planı ve halihazır haritalarıyla herhangi bir derdi, özellikle de bu verilerin birbirleriyle çakışıp çakışmaması gibi bir sorunu olmadığı için İstanbul‘da yaptığım işin kalitesi yanında oldukça basit olduğu ortaya çıkıyordu.

Dediğim gibi, benim genç arkadaşlarla birlikte yaptığım iş sonucunda derlenip bilgisayar ortamına aktarılan verilerin Bornova Belediyesi‘nin bilgisi dahilinde gizli bir şekilde aynı işi yapan İzmirli firmaya satıldığını öğrenmem üzerine görevimi bırakmak zorunda kalmıştım. Hatta bizzat gidip bu işi örgütleyen Bornova Belediyesi başkan yardımcısını sözlü olarak uyarmama karşın…

İzmir Büyükşehir Belediyesi ilk kez Bornova‘nın 36 mahallesi ile 12 köyünde gerçekleştirdiği bu model çalışmayı daha sonra diğer ilçelere yaymış ve böylelikle uzun zamandır kullandığımız 2 ve 3 Boyutlu İzmir Rehberi isimli uygulamalar karşımıza çıkmış; hatta zaman zaman bu uygulamalardaki eksiklik ve yanlışlıkları İzmir Büyükşehir Belediyesi Coğrafi Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı‘ndaki tanıdıklara aktararak yardımcı olmaya çalışmış, konu ile ilgisi olan birçok arkadaş ve dostuma bu uygulamaları tavsiye etmiş, uzun süreler çalışmayan 3 Boyutlu İzmir Rehberi uygulaması için değişik tarihlerde uyarılar yaparak işler hale gelmelerini sağlamaya çalışmıştım.

Bugünlerde ise Tarihi Mekanlar Kişisel Ansiklopedisi‘nin yaratıcısı sevgili dostum Erol Şaşmaz ile birlikte Alsancak Limanı ve İstasyonu arkasındaki Umurbey mahallesinin cadde ve sokaklarını tek tek dolaşarak ve her bir yapıyı fotoğraflayarak envanterini hazırlamaya, bu çalışmada sırasında kültür mirası olarak tescillenmiş olan yapılarla henüz tescillenmemiş olanları belirlemeye; böylelikle, eskilerin “Cerenage” (Kalafat Yeri), “Daragatch (νταραγάτς)”, “Daragatsi (Δαραγάτσι)”, “Darağaç“, İngilizlerin de “Peg’s Hole” (Takoz/Çivi Deliği” adlarıyla andığı ve bugünlerde Umurbey mahallesi adı verilen ve 2023 yılı ADNKS verilerine göre 308 kişilik nüfusa sahip ufak sakin yerleşimin tarihi açıdan oldukça zengin hikayesini yazmaya kadar gidecek uzun bir yolculuğun ilk adımlarını atıyor, daha sonra not ettiğimiz bilgilerle çektiğimiz fotoğrafları bilgisayarımızdaki 2 ve 3 Boyutlu İzmir Rehberleri, Tapu Kadastro Parsel Sorgulama, Google Earth ve Konak Belediyesi E-İmar uygulamalarındaki bilgilerle; ayrıca, Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin internet ortamında yayınladıkları imar planı değişikliği raporlarındaki bilgilerle mukayese etmeye, 1905 tarihli Wagner ve Debes, Jacques Pervititch gibi eski haritacı ve kartografların hazırladığı haritalardaki bilgileri bu işe dahil etmeye çalışıyoruz.

Orhan Beşikçi ve Turgay Gülpınar ile Stamatiadis’in un değirmeni önündeyiz…

Bu çalışma sırasında, özellikle de 2 ve 3 Boyutlu İzmir Rehberi uygulamalarını incelerken haliyle bu uygulamalarla ilgili hazırlık çalışmalarının yapıldığı 2007, 2013, 2015, 2016, 2018 ve 2020 yıllarında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yanlış ya da eksik yapılmış veya hiç yapılmamış şeylerle karşılaşıyoruz… Ama bu konuda karşılaştığımız tek ve en önemli şey tabii ki, bu harita uygulamalarının hiç birinde İzmir metropolündeki ilçeler dışındaki diğer ilçelerde; örneğin Ödemiş, Bergama, Bayındır ya da Tire‘de bu çalışmalardan tek bir şeyin bulunmayışı, olanlarda ise 2013 sonrasında tek bir gelişmenin olmayışıdır!

Kısacası, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasında yer alan bu 2 ve 3 Boyutlu İzmir Rehber uygulamaları aradan 18 yıl geçmiş olmasına karşın bugün itibariyle tüm İzmir‘i kapsamamakta ve kapsayanlarda da 2013 yılından bu yana, yani 12 yıldır tek bir değişikliğin yapılmamış olmasıdır!

Daha doğrusu başında sırasıyla Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer ve Cemil Tugay‘ın bulunduğu İzmir Büyükşehir Belediyesi ile şimdilerde hem belediye encümen üyesi hem de daire başkanı olup “Kıyı Ege Bölgesi’nde Erozyon Risk Modeli Tasarımına Coğrafi Yaklaşım” başlıklı tezi ile doktor unvanını alan ve Cemil Tugay‘ın Karşıyaka belediye başkanı olduğu dönemde aynı belediyenin etüd proje müdürü iken seçimlerin hemen arkasından, 10 Haziran 2024 tarihli meclis kararıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Bilgi Sistemleri Dairesi başkanı olan Gökhan Gündüzoğlu‘ndan ve ekibinden bu eksikliğin giderilmesi suretiyle mevcut adrese dayalı coğrafi bilgi sisteminin, kendi daire başkanlığının adında geçen gerçek bir kent bilgi sistemine dönüştürülmesi konusunda tek bir tık, tek bir gelişme, tek bir proje bulunmamaktadır!

Evet, 1994-1997 döneminde İstanbul Bahçelievler Belediyesi‘nde Türkiye‘nin ilk kent bilgi sistemini yaratan resmi ve kurumsal bir projeyi yöneten, 2007 yılında İzmir’de bunun çok ama çok gerisindeki “Bornova Adrese Dayalı Coğrafi Bilgi Sistemi Projesi“nin saha uygulamasını yöneten biri olarak şimdi arkadaş ve dostlarımdan aldığım desteklerle İzmir İli, Konak ilçesinin 113 mahallesinden biri olan 1.716.585,19 m2 büyüklüğündeki Umurbey mahallesinin 4 (Liman, Şehitler, Tariş, İşçiler) caddesi ile 30 sokağındaki toplam 680 yapı ile ilgili temel bilgileri hem sahayı dolaşıp fotoğraflamaya, hem de değişik kaynaklardaki bilgilerle karşılaştırıp doğrulamaya çalışan sade bir yurttaş olarak bu konuda görevli olan Konak ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri‘nden beklenti, talep ve önerilerimi şu şekilde özetleyebilirim:

1) Ülkemizdeki tüm kent ve yerleşimlerde önemli bir sorun olarak karşımıza çıkan tapu kaydına esas kadastral pafta, ada ve parsellerle imar planlarındaki pafta, ada ve parsellerin hem kağıt üstünde, hem de sahada birbirleriyle çakışmasının sağlanması,

2) 2007 yılında bulvar, cadde, sokak ve meydanlardaki binaların numaralama mevzuatına uygunluğunu denetlemek amacıyla kısıtlı imkanlar çerçevesinde gerçekleştirilen envanter çalışmasının gerçek bir kent bilgi sistemine dönüştürülmek suretiyle tüm kenti ve ilçelerini kapsayacak şekilde yeniden yapılması,

3) Belediyeler ölçeğinde yapılacak bu çalışmanın Tapu, İZSU, Gediz Elektrik ve mahalle muhtarlıkları düzeyindeki bilgi kaynaklarıyla ilişkilendirilerek zenginleştirilmesi,

4) Bu şekilde derlenen fiziksel mekâna ait bilgilerle aynı mekâna ait sözel bilgilerin 2, 3 ya da 5 yıllık dönemler itibariyle güncellenmesi,

5) Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 2 ve 3 boyutlu İzmir rehberlerinin, gerektiğinde ilçe belediyeleri ile işbirliği içinde kentteki tüm kamu hizmetleriyle (tapu, elektrik, içme suyu, atık su ve yağmur suyu sistemleri, İnternet, kablolu sistemler, yapı envanteri, kültür mirası envanteri vb.) ilgili bilgi ve verileri kapsayacak şekilde bütünleştirilerek geliştirilmesi gerekmektedir.

Yararlanılan kaynaklar

Ünal, L.İzmir Coğrafi İmar Bilgi Sistemi“, Jeodezi, Jeoinformasyon ve Arazi Yönetimi Dergisi, 2011/2, Özel Sayı, s.77-83.

Kent bilgi sistemleri

Ali Rıza Avcan

Benim kent bilgi sistemleri pratiği ile ilk tanışmam 1994 yılına dayanır. 

Daha önce yabancı dildeki kitaplardan okuyup öğrendiğimiz ve bir kenti bilgisayar ortamına sığdırmak olarak tanımladığımız ilk kent bilgi sistemini Kent Bilgi Sistem Merkezi (KEBİM) ismiyle İstanbul’daki Bahçelievler Belediyesi’nde oluşturmuş ve bu süreç içinde kent bilgi sistemlerinin bir kentin yönetimi için ne ölçüde önemli ve zor bir iş olduğunu fazlasıyla anlamıştık.

Bahçelievler Belediyesi, 1992 yılında devasa büyüklükteki Bakırköy Belediyesi’nin Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy ve Güngören şeklinde dörde ayrılması suretiyle kurulmuş ve 1992-1994 döneminde Refah Partisi’nin yönetiminde kalmış büyük bir belediyeydi. 1994 tarihli yerel seçimlerde ise, Türkiye’de ilk kez “Refah Partisi’nden teslim alınan belediye” özelliği ile ANAP’lı belediye başkanı mimar Saffet Bulut‘un yönetimine geçmişti.

Tümü yapılaşmış 1.674 hektarlık yerleşimin 11 ayrı mahallesinde, 1990 nüfus sayımına göre 322.234 kişi yaşıyordu. Bu sayı 2000 nüfus sayımında ise 478.623’e ulaşmıştı.

Bahçelievler 01

Bahçelievler 02

İlçe Altınyıldız Tekstil, Duran Ofset, SEK Süt Fabrikası gibi büyük üretim tesislerini barındıran İstanbul’un eski bir sanayi bölgesiydi. Ayrıca TGRT Haber, Zaman Gazetesi gibi o tarihlerde büyük ve etkili olan medya kuruluşlarının yer aldığı bir bölgeydi. 

Anavatan Partili belediye başkanlarının, genel başkanları Mesut Yılmaz’ın çok önem verdiği Semt Danışma Merkezleri (SEDAM) ve Kent Bilgi İşlem Merkezi (KEBİM) projelerini uygulamak için adeta sıraya girdiği, bu projeleri uygulayıp başarılı olmak istedikleri bir dönemdi.

Bahçelievler Belediye Başkanı Saffet Bulut da bu projeleri uygulayarak hem genel başkanının gözüne girmek istiyor; hem de bu projeler sayesinde yeni gelir kaynaklarına kavuşarak kenti daha rahat yöneteceğini seziyordu.

Nitekim 1994-1997 döneminde oluşturduğu Semt Danışma Merkezleri (SEDAM) ve Kent Bilgi Sistemi (KEBİM) projeleri sayesinde çok az sayıdaki emlak vergisi mükellef sayısını kısa bir sürede 4-5 kat arttırması mümkün oldu… Hem de zaman aşımına uğramamış son beş yılın vergilerini gecikme zamları ile birlikte tahsil etmek suretiyle…

Böylelikle, “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” mantığı ile başlangıçta büyük bütçeler ayırdığı Semt Danışma Merkezleri (SEDAM) ve Kent Bilgi Sistemi (KEBİM) sayesinde  ikinci bir dönem daha belediye başkanlığı yapmak suretiyle…

Tabii ki bunu yapabilmek için; daha doğrusu alandaki fiziki yapılaşmayı kadastro kayıtlarıyla uyumlu hale getirebilmek için önce bütün ilçenin imar planını, halihazır durumu esas alarak sil baştan yenileme becerisini gösterdi. Şayet bunu yapmasaydı, kadastro kayıtlarıyla çakıştıramadığı sayısal plan verilerini bilgisayar ortamına aktarmasının hiç bir anlamının olmayacağını iyi biliyordu.

Kebim Saha 01

İlçedeki halihazır yapılaşma üzerinden imar planlarının hazırlanması hem zor oldu hem de uzun sürdü. Ama sonunda herkes hazırlanan imar planından memnun kalmış, hem de tüm kadastral bilgilerin imar planı bilgileriyle uyumlu olması sağlanmıştı.

Ardından, hazırlanan bu yeni imar planına göre yasal hale gelen halihazır durumla ilgili sayısal verilerle yapılardaki bağımsız bölümlere ait sözel verilerin geniş bir ekiple sahadan toplanıp derlenmesi ve kontrol edilip bilgisayar ortamına aktarılması sağlandı.

Tabii bütün bu işlemler sırasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) gibi resmi kurum ve üniversitelerden bilgi ve katkı almakla birlikte; çoğu şeyi “karanlıkta yürümek” suretiyle keşfettik.  Yapılan birçok işlem çoğu kez daha doğrusunu eksiksiz  yapmak amacıyla iptal edilerek yeniden yapıldı. Böylelikle yaparak, deneyerek ve düzelterek; adeta ülkemiz koşullarına uygun bir kent sistem modelinin oluşturulması için ilk adımları atmış olduk.

Tabii ki bütün bunları, 1994’lü yıllar gibi bilgisayar ve iletişim teknolojisinin yeni yeni gelişmeye başladığı yıllarda yaptık. Çoğu kez fazla işlem yapmaktan kilitlenen bilgisayarların çalışmasını kapa-aç yöntemiyle çözmeye çalıştık ya da topladığımız verileri, Google’un kurulduğu ilk yıllarda yaptıkları gibi, bilgisayarları birbirine bağlayarak kapasitesini arttırdığımız hard disklere kaydetmeye çalıştık.

Kısacası ülkemizdeki ilk kent bilgi sistemini, bu konunun yeterince bilinmediği, teknolojinin yeterince gelişmediği, veri denilen o sihirli şeyin ortalarda gözükmediği yıllarda yaptık, yapmaya çalıştık.

Tüm mahalle, sokak ve binalardan toplayıp bilgisayar ortamına aktardığımız sayısal ve sözel verileri daha sonra belediyenin elindeki imar, zabıta, vergi gibi değişik verilerle ve bilgisayar altyapısını oluşturduğumuz ve bu altyapıya tapu-kadastro kayıtlarını kaydettiğimiz dört ayrı tapu-kadastro müdürlüğündeki tapu bilgileriyle eşleştirilmesini, tapudaki günlük hareketlerin oluşturduğumuz Kent Bilgi Sistemi’ne anında transferini sağladık. Böylelikle o tarihler için yapılamaz denilen birçok şeyi başararak uzun, keyifli bir yolu katettik.

Çok iyi hatırladığım bir şey de, kurduğumuz sistemin bizden sonra nasıl güncellenip tazeliğini koruyacağı sorunuydu. Çünkü kurumların yeni yeni kurduğu bilgisayar sistemleri DOS ve UNIX adı verilen iki farklı sistem altında çalışıyor, çoğu kez bu iki ayrı sistemi birbiri ile ilişkiye sokmamız mümkün olmuyordu. Her iki sistemi pazarlayıp satan firmalar diğer sistemin yaşayıp var olmaması için türlü çeşitli engeller koyuyor, sadece kendi sistemlerinin kullanılmasını istiyorlardı. Bu çerçevede muhtarlıklara verdiğimiz bilgisayarlardaki veriler Kent Bilgi Sistemi’ne (KEBİM) nasıl aktarılacak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSKİ, TEK gibi kurumların verileriyle nasıl bir çakışma sağlanacaktı? Bütün bunlar büyük zorluklarla kurduğumuz sistemi bekleyen, belki de en önemli sorunlardı…

Sokaklar 01

Bütün bu sorun ve o zamanlar için bilinemeyen konulara karşın bu titiz çalışma öyle bir hale geldi ki, sistemin açılış törenine gelen o zamanın başbakanı Mesut Yılmaz‘ın sunum sırasında adını verdiği bir akrabasının Siyavuşpaşa Mahallesi’ndeki hangi binada yaşadığını, oturduğu binanın hangi özelliklere sahip olduğunu ve yaşadığı bağımsız bölümdeki diğer aile fertlerinin kimler olduğunu hiç zorlanmadan bulup kendisine söylediğimizde yaptığımız işten büyük bir gurur duyduk. Hem de bize önceden böylesi bir sorunun sorulacağı söylenmemiş, bir hazırlık yapmamız istenmemiş olmasına karşın… Verdiğimiz bilgiler üzerine Mesut Yılmaz‘ın yüzünde gördüğümüz o gülümseme ve bizlere söylediği güzel sözler aslında bizim başarımızı açık bir şekilde gösteriyordu…

Koskocaman bir kentin mahalle, cadde, sokak ve binalarıyla hatta her bir binada yaşayan ya da çalışanlarıyla bilgisayar ortamına aktarıldığı, kentle ilgili her türlü konu, karar ya da sorunun bilgisayar ekranlarına bakılarak çözümlendiği bir kentten kalkıp İzmir’de geldiğimizde; o tarihlerde Konak Belediyesi’nden yeni ayrılmış Balçova Belediyesi ile Konak Belediyesi arasındaki Üçkuyular ve İnciraltı bölgeleriyle ilgili sınır anlaşmazlıklarının kullanıla kullanıla parçalanmış haritalar üzerinden çözümlenmeye çalışılması, İstanbul ve İzmir’deki belediye yöneticileri arasındaki anlayış, yaklaşım ve teknoloji farkını somut bir şekilde ortaya koyuyordu.

Bu farkı, Ulusal Adres Veri Tabanı (UAVT) ve Coğrafi Adres Bilgi Sistemi (CABS) çalışmaları kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye İstatististik Kurumu (TÜİK) işbirliği içinde yürütülen Bornova ilçesindeki 36 mahalle ve 12 köyle ilgili adres verilerinin bilgisayar ortamına aktarmayı amaçlayan 2007 tarihli Bornova Adrese Dayalı Coğrafi Bilgi Sistemi Projesi‘nde proje koordinatörlüğü görevini yaparken de -bir kez daha- görüp; İzmir’in Kent Bilgi Sistemleri konusunda ne kadar gerilerden geldiğini fark etmiştim.

Kullandığımız teknoloji aradan geçen 13-14 yıl içinde oldukça gelişmiş olmakla birlikte bir kent bilgi sisteminin daha ilk adımını oluşturan Adrese Dayalı Coğrafi Bilgi Sistemi çalışmalarında İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetici ve çalışanlarında göremediğim bilgi, deneyim ve heyecan noksanlığı beni hep şaşırtmış ve düşündürmüştür.

Layers_of_information_lolly-e1455878622168Kent yönetiminde “akıllı” olma becerisinin öne çıkarıldığı ve “akıllı kent” kavramının yaygınlaştığı günümüz koşullarında ne yazık ki İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin elinde doğru düzgün kurulmuş, çalışan ve sürekli güncellenen bir kent bilgi sistemi yok.

2007-2009 yılları arasındaki dönemde ilçeler ölçeğinde oluşturulan Adrese Dayalı Coğrafi Bilgi Sistemi bile istenen düzeyde verimli çalışmıyor. Bu çalışmaları yapacak birimlerin başında ise; özellikle de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı bir bilişim şirketi olan Ünibel‘in genel müdürlüğünü yapan iyi bir bilişim uzmanının bu görevi bırakmasından hemen sonra bu göreve ve şirket yönetim kurulu başkanlığına emekli bir vali yardımcısının getirilmiş olması bu kadar önemli bir şin ne ölçüde ehline yaptırıldığını gösteren önemli bir kanıttır.

Bunun ötesinde, Ünibel‘e ait İnternet sitesi’nin “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünü açıp baktığımızda ise, yönetim kurulu üyelerinin uzmanlık bilgileri ile ilgili bir kısım olmakla birlikte yönetim kurulu üyelerinin hangi uzmanlık bilgisine sahip olduğunu gösteren özgeçmiş bilgilerine ulaşmanız mümkün olmuyor.

Evet, bence daha rahat bir ulaşım ve akıcı bir trafik düzenini oluşturmak adına bu kentin cadde, sokak, meydan, köprü ve tünellerinde seyreden araç, motosiklet ve  bisikletlerle ilgili geniş bir veri çalışmasına ihtiyaç olmakla birlikte; kesinlikle ve kesinlikle o çalışmadan önce bu kentin yapılaşması ile ilgili sayısal verilerle sözel verileri bir araya getirecek ve devamlı güncelleyecek bir kent bilgi sistemine ihtiyaç var.

Özellikle de kentin yönetiminde önemli rollere sahip valilik, emniyet, trafik, karayolları, Gediz Elektrik ve belediyeler gibi resmi kuruluşların bünyesinde; hatta her bir belediyenin kendi içinde birbirinden kopuk ve çoğu kez birbirleriyle uyumsuz çok sayıda bilgisayar ağının ya da sisteminin varlığını bildiğimiz için bu sistem ya da ağların birbirleriyle ilişkilendirilerek tek bir kent bilgi sisteminde birleştirilmesi, bence öncelikle yapılması gereken en önemli görevlerden biridir.  

0000000536435-1İşte o nedenle, bu konuda görevli, yetkili ve sorumlu olan tüm merkezi ve yerel yönetim birimlerinde yönetici olarak çalışanların, geçtiğimiz günlerde bir tesadüf neticesinde elime geçen Prof. Dr. Gürol Banger‘in “Kent Bilgi Sisteminin Esasları” isimli kitabını okumalarını öneriyorum.

Çünkü, bizim İstanbul Bahçelievler Belediyesi’ndeki Kent Bilgi Sistemi’ni (KEBİM) kurduğumuz 1990’lı yıllarda, kitapçı raflarında ya da kütüphanelerde bu tür yayınların bulunmadığını düşündüğünüzde; şimdi, elimizde yeteri kadar bilimsel kaynak ve teknolojinin bulunduğu günümüz koşullarında bir kent bilgi sistemini kurmanın o kadar da zor olmayacağını biliyorum.

Tabii ki ülkemizdeki ilk kent bilgi sistemi olarak bilinip tanınan İstanbul Bahçelievler Belediyesi Kent Bilgi Sistemi’nin (KEBİM) tasarım, planlama ve uygulama aşamalarında büyük emekleri bulunan Oya Berik Yanardağ‘ı, Gürkan Büyükturan‘ı, Hasibe Eren‘i ve Işık Kutlayan arkadaşlarımı da unutmamak koşuluyla…