Ali Rıza Avcan
İzmir‘in kanaat önderleri; milletvekili, siyasetçi, gazeteci ve hatta bazı akademisyenleri uzun bir süredir İzmir‘in merkezi yönetime ödediği vergilerden daha azını geri aldığını, ödediği vergilerin yatırım olarak kente geri dönmediğini, İzmir‘e hak ettiği kadar yatırım yapılmadığını ifade edip duruyor.
Bunu da özellikle bir zamanlar 1961 Anayasası‘nın getirdiği ulusal ölçekte bütüncül ulusal planlama anlayışının uygulayıcısı olup özelleştirmeci iktidarlar tarafından yok edilen Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)‘nın mirasçısı diyebileceğimiz CHP ve CHP‘li yöneticilerle milletvekilleri ve belediye başkanları yapıyor.
Örneğin CHP İzmir milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Rıfat Nalbantoğlu, Mülkiye mezunu bir ekonomist ve mali müşavir olarak bu konuları çok iyi bilmesine karşın; İzmir‘in vergi gelirlerinde Türkiye şampiyonu olduğunu iddia edip yapılan yatırımlar itibariyle 81 il arasında 77nci sırada yer almasını eleştirerek AKP iktidarına muhalefet etmekte (1) ya da akademisyen kimliği ile tanınan CHP İzmir milletvekili Yüksel Taşkın, Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü‘nün istatistik tablolarındaki 1 trilyon, 155 milyar, 916 milyon 86 bin 5 liralık tutarı bilmediği için bu rakamı 951 milyar lira olarak telaffuz edip aynı muhalif koroya katılabilmektedir. (2) (3)

Bu durumu Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü‘nün 2025 yılı resmi verileri üzerinden açıklamaya kalktığımızda;
1) 6 trilyon 659 milyar 910 milyon 8 bin 600 liralık vergi tahakkuku ile ülkemizdeki tüm vergi gelirlerinin %49,97’sini; yani neredeyse yarısını sağlayan İstanbul‘a en az bu kadar yatırım yapılmasını,
2) 1 trilyon 736 milyar 54 milyon 231 bin 199 liralık vergi tahakkuku ile ülkemizdeki tüm vergi gelirlerinin %12,40’ını sağlayan Ankara‘ya en az bu kadar yatırım yapılmasını,
3) 1 trilyon 155 milyar 916 milyon 86 bin 5 liralık vergi tahakkuku ile ülkemizdeki tüm vergi gelirlerinin %8.26’sını sağlayan İzmir‘e en az bu kadar yatırım yapılmasını,
4) 1 trilyon 110 milyar 981 milyon 304 bin 529 liralık vergi tahakkuku ile ülkemizdeki tüm vergi gelirlerinin %8,45’ini sağlayan Kocaeli‘ne en haz bu kadar yatırım yapılmasını,
Böylelikle tüm vergi gelirlerinin % 0,61’ini oluşturan 88 milyar 410 milyon 154 bin 298 liralık vergiyi ödeyen Manisa ile diğer 75 il bir köşede dururken en fazla vergi ödeyen bu dört ilin vergi gelirlerini oluşturan %79,02’lik dilimi alıp gitmesini kabul etmemiz gerekmektedir.

Böylesine yanlış, çarpık ve kötü niyetli bir anlayışın sonucu olarak da;
Sanki, İzmir ülkenin diğer bölge ve illerinden ya da ülke bütünlüğünden bağımsız federal bir devletmiş ve verdiği vergi kadar yatırım yapılmayarak ona haksızlık yapılıyormuş gibi bir algı yaratılarak mağduru oynayan bir politika izlenmektedir…
Sanki, Konak Belediyesi‘nin daha fazla tahsilatın yapıldığı Alsancak, Kültür ve Mimar Sinan gibi sosyo-ekonomik açıdan gelişmiş mahallelerine, o mahallelerin ödediği vergi kadar yatırım yapılsın, Gültepe, Basmane ve Kadifekale gibi daha az gelişmiş bölgelerine ise ödedikleri vergi kadar; yani, daha az yatırım yapılsın demeye benzer bir şeydir düşünülüp dile getirilen muhalefet…
Çoğu milletvekili, yerel siyasetçi ve belediye başkanı bu tür ucuz politikaların peşine düşüp gerçek dışı şeylerle muhalefet yapmaya çalışmakla birlikte; az da olsa İzmirli bazı iş adamları bu işin gerçeğini dürüstçe dile getirme cesaretini göstermektedir.
Örneğin kendisini yıllar önce tanıyıp çoğu İzmirli iş insanından farklı olduğunu anladığım Bülent Akgerman, Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD) başkanı olduğu 2012 yılında bize ders niteliğinde şu cevabı veriyor:
“Türkiye’nin bütünlüğüne önem veriyorsak İstanbul, İzmir gibi büyük illerin verdiğinden daha az alması kadar kaçınılmaz bir sonuç yok. Doğal olarak verdiğimizi almayacağız ki doğuda yatırım yapılmayan illerde kişi başına milli geliri düşük illere de yatırımlar gidebilsin ve devlet oralara da hizmet götürebilsin”. (4)
Evet, sayın Akgerman bu saptamasında yerden göğe kadar haklıdır. Akgerman gibi samimi sanayiciler, iş adamları gerçeği görmemekte inat edenlerin aksine ülkenin farklı bölge ve illeri arasındaki gelişmişlik farklarını gidererek optimum dengeyi yakalamak amacıyla iller arası bu tür transferleri normal karşılayıp bunu kötü niyetli politikacılar gibi kullanmaya kalkmaz ya da üyesi olduğu CHP‘nin de merkezi yönetimde olduğu 1960’lı yıllarda aynı uygulamayı yaptığını hatırlayıp, bilmiyorsa öğrenip gelişmiş bölgelerle gelişmemiş bölgeler arasında yapılacak kaynak aktarımlarını normal karşılayıp kabullenir.

Sosyo-ekonomik gelişmişlik ve İzmir…
İzmir, çağlar boyunca; toprağın işlenmeye başladığı antik dönemlerde, ardından Roma ve Bizans imparatorluklarıyla beylikler döneminde, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde sahip olduğu verimli topraklardan ve ılıman Akdeniz ikliminden kaynaklanan doğal bir zenginliğe, bu zenginliği işleyen tarım, ticaret, sanayi ve hizmetlerden kaynaklanan bir öncelik ve üstünlüğe sahip olmuştur.
İşte o nedenle Osmanlı‘daki ilk sanayileşme, bu zengin tarım topraklarında, o toprakların ürettiği incir, üzüm, zeytin, pamuk gibi tarım ürünlerinin yetiştirilip işlenmesi suretiyle ortaya çıkmış, manifaktür üretimle ardından gelen sanayi devriminin kalesi fabrikaların bacaları bu topraklarda yükselmeye başlamıştır.
Doğanın gücü ve insan emeğinin bir araya gelip yarattığı bu büyük zenginlik, Ege Bölgesi‘nin ve özellikle de İzmir‘in en temel özelliği olmuş, uygarlığın merkezi olarak bildiğimiz kimliğini, bu zenginlikten alarak Akdeniz‘in en zengin liman kenti olarak tarihteki yerini almıştır.
Bu çerçevede, vergi ödemeyen merdivenaltı sektörler haricindeki kayıtlı vergi mükelleflerinin ödediği vergilerin karşılığını isteyip almanın bir hak olarak algılandığı, kente bu vergilerin tutarı kadar bir yatırım yapılmadığı takdirde bunu bir hak ihlali gibi takdim edip muhalefet etme anlayışı, aslında İzmir‘de yaşayanlarla diğer illerde yaşayanları birbirine düşürmeyi amaçlayan ve İzmir seçmenini konsolide etmeyi hedefleyen kutuplaştırıcı politika ve stratejilerin ürünüdür.
Çünkü bölgeler ve iller arasındaki gelişmişlik farklarını giderip dengelemek amacıyla İzmir‘den alınıp diğer bölge ve illere aktarılan mali kaynaklar aslında düşmana değil, yarın öbür gün işsizlik ya da başka bir nedenle İzmir‘e göç edebilecek insanların yaşadığı illere verilerek belki de o insanın göçmen kimliğiyle bu kente gelmesinin önü kesilmektedir… Ya da yarın öbür gün İzmir‘de deprem, yangın, heyelan, salgın gibi büyük bir yıkım olup İzmir‘e İzmir‘in verdiği vergiden daha fazla yatırım yapılması gereği akılda tutularak, bunu engelleyecek politikaların, kendi ayağına kurşun sıkan stratejilerin ortaya çıkıp gelişmesinin yolu açılmaktadır…

Bence bu noktada yapılması gereken tek şey, İzmir’in ödediği verdiği vergiden daha az yatırım alıyor diye şikayet etmek değil; İzmir ve İzmir gibi gelişmiş illerden alınıp az gelişmiş ya da gelişmemiş illere harcandığı söylenen vergilerin gerçekten bu illere harcanıp harcanmadığını araştırıp bu konuda bir haksızlık, bir adaletsizlik yapılıyorsa bunu gündeme getirip engel olmaktır.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………….
(1) “Ak Parti’ye yatırım çıkışı: İzmir 36 lira verip, 1 lira geri alıyor“, Gerçek İzmir Gazetesi, 23 Şubat 2026, https://www.gercekizmir.com/haber/AK-Parti-ye-yatirim-cikisi-Izmir-36-lira-verip-1-lira-geri-aliyor/188089
(2) https://x.com/yukseltaskinn/status/2025839404611215425
(3) “İzmir, Türkiye bütçesine 1 Trilyon TL’den fazla katkı sağladı“, Haber Ekspres Gazetesi, 25 Mart 2026, https://www.haberekspres.com.tr/izmir-turkiye-butcesine-1-trilyon-tlden-fazla-katki-sagladi
(4) “İzmirli sanayici verdiğini geri alıyor mu?“, Egede Son Söz gazetesi, 19 Şubat 2012, https://www.egedesonsoz.com/izmirli-sanayici-verdigini-geri-aliyor-mu
