Yerel Yönetim Politikalarına Yeni Bir Bakış: Demokrasi ve Sosyal Adaletin İnşası

Yeni dünya düzeni olarak tanıtılan küresel kapitalizmin kar ve rant hırsının kural tanımaz boyutlara ulaştığı günümüzde; bu pervasız saldırıdan, demokrasi yoksunu bizim gibi ülkelerde, yoksul halklar kadar kentler de olumsuz yönde etkilenmektedir. Daha fazla kar ve rant uğruna kentlerin kültürel, sosyal, doğal değer ve varlıklarının gözden çıkarıldığı, kısa vadeli günlük politikalarla talan edilerek, paraya dönüştürülmeye çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz.

Bu politikalar sonucunda özellikle kıyı kesimlerde yer alan doğal yaşam ve tarım alanları yapılaşma baskısıyla yavaş yavaş yok olmakta, kırsal alanlar da kentlere dahil olarak kentler in nüfusu giderek artmaktadır. Kentlerde yaşayan insanların sadece sayısı artmamakta, dünyanın farklı bölgeler inde yaşanan çatışmalar, savaş ve giderek artan adaletsizlik ve eşitsiz yaşam koşulları nedeniyle, ulusal ve uluslararası göçlerle milyonlarca insan yer değiştirmekte ve özellikle kentlerde yeni bir hayat kurmaya çalışmaktadır.

Bu ve benzeri yeni olgular kentler in kimlikler inde, tarih ve kültürlerinde tahribatlar yaratmakta; kentleri kimliği, kültürü, doğal yaşam alanları ile koruyarak gelecek kuşaklara aktarmakta zorluklarla karşılaşılmaktadır. Bu nedenle, bu süreçte kent yönetimler ince izlenecek politikaların belirlenmesinde geleneksel yaklaşımları gözden geçirmek, kentli yurt taşların giderek çeşitlenen ihtiyaçlarına uygun adil ve demokratik yerel yönet im politikaları geliştirmek zorunlu hale gelmektedir.

Bu gereksinime karşın, bugün içinde bulunduğumuz yerel seçim döneminde de, kentlere dair sorunlara çözüm önerilerinin, kentlerin geleceğinin ve projelerin tartışıldığı bir süreç yerine, aday kimliğinin öne çıkarıldığı özü boşaltılmış siyasetsiz bir süreci yaşamaktayız.

Bu seçimlerin bir özelliği de, adı “cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi” olan rejim altında yapılacak olan ilk seçim olmasıdır. İzmir’de 60’a yakın kurum ve kuruluşun oluşturduğu İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri ile İzmir’e Sahip Çık Platformu olarak 2019 yerel seçimler inin hemen öncesinde kentimize ait sorunların geniş bir bakış açısıyla toplu olarak masaya yatırılması ve değerlendirilmesi ihtiyacını duyduk.

53850191_1094794370693618_8791375717892882432_n

Nasıl Bir Kent Yönetimi

Bizler inanıyoruz ki kentimiz, ancak ona sahip çıktığımız ölçüde doğru, sağlıklı, planlı ve güvenli, tüm yaşayanların dostu, birlikte yönetilen bir İzmir yaratma yolunda kamunun yararına gelişebilir. Bu bağlamda İzmir’de “kent bilincinin oluşması” ve İzmirlilerin bu bilinçle kentlerine sahip çıkmaları önem taşımaktadır.

Bizler, demokrasi ve katılımcılığın temel alındığı, kimlikleri, inançları, kültürleri, cinsiyet ve cinsel yönelimleri, sınıfsal konumu, siyasal görüşleri vb. gerekçeler ile hiç bir ayrım yapılmaksızın kent halkının tamamının meclisler, kent konseyleri, platformlar, meslek kuruluşları ve demokratik kitle örgütlenmeleri ile yönetime katıldığı, kent yaşamını ilgilendiren bütün alanlarda kararlara ortak olduğu, hizmetlerin çok dilli ve eşit üretildiği bir kent yönetimi arzuluyoruz.

Kent Kimliği ve Kent Belleği

Kentler oluşturdukları kimlikleriyle anılmakta, bu kimlik kentlerin ekonomik, kültürel ve sosyal gelişimleri açısından önemli güzergâhlar oluşturmaktadır.

Bir kentin anlamı, kişisel bir deneyimden çok paylaşılan, ortak bir duyguyla oluşur. Bir topluluğun kolektif kimliğinin temsili olan kent, kültürel hafızanın haritası sayılmakta, bu da bireysel kimlik süreçlerinin tanımlanmasında oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle “İzmir Kent Kimliği” kavramı “İzmirlilik” ile yakından ilişkilidir; İzmirli olmak, İzmir’de doğmak değildir, İzmir’i İzmir yapan her şeyde katkısı, emeği, katılımı olmakla ilgilidir. Kolektif anılar, doğasında olayları barındıran kent mekânlarına bağlı olarak süreklilik gösterir, yere özgüdür ve yerle ilişkili olarak hatırlanır. Saat Kulesi’nin önünde buluşmak, bayramlarda Kemeraltı’ndan alışveriş yapan farklı sınıflardan kentliler, eski vapurlarda çay içerek denizi seyretmek, kıyılarda, çimlerde birbirine benzeyen ve benzemeyen kentliler in bir arada mutluluk üretmesi, bu kentin kimliğini yapan ve her kişiyi İzmirli yapan şeylerdendir. Bu nedenle bir kent in mekânlarına ilişkin her türlü planlama o kentin kimliğine açık bir müdahaledir ve kimliği pekiştirici ya da bozucu bir sonucu olur.

Bir kentin belleği de sadece tarihsel mekânlardan ibaret değildir; onları da kapsayan ama her türden sıradan etkinliklerle de oluşan bir kent kimliği hafızasıdır.

İzmir çok uzun yıllardan bu yana bir liman kenti olması nedeniyle Akdeniz kenti özelliklerini göstermektedir. Aynı zamanda öncelikle kadınların, gençler in görünür olduğu ve kendiler ini kamusal alanda ifade edebildikleri, özgürlük ve demokrasinin sosyal yaşamda etkin olduğu bir kenttir. Bu kent, kadınlar tarafından kurulmuş olması ve yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı bir kadın kentidir. Bu kimliğin korunması sadece merkezi hükümet in güdümündeki güvenlik politikaları kapsamına bırakılamaz. Yerel yönetimlerin cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinin eşitliği üzerinde temellenen bu şehir kimliği idealinin korunması yönünde politikalar geliştirmesi gerekmektedir.

53365810_1992988880812343_2229823926320496640_n

Kamusal Alan

Kamusal alan, “toplumun ortak yararını belirlemeye ve gerçekleştirmeye yönelik düşünce, söylem ve eylemlerin üretildiği ve geliştirildiği ortak toplumsal etkinlik alanı”na işaret etmek için kullanılan bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. İnsanların işlevleri tanımlanmış ya da tanımlanmamış belirli kentsel alanlarda yoğun toplumsal ilişkiler kurma imkânına işaret eder. Kamusal alan, çoğul kimlikleri olan kent sakinler inin karşılaşma alanıdır. Ancak bir kentsel alanın kamusal alan niteliği kazanabilmesinin önkoşulu da böylesi bir alanda yer alışın herhangi bir ayırımcılık, sınırlama ve engel olmaksızın herkes için mümkün olmasıdır.

Kentin mevcut kamusal alanları korunmalı, başta kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ve engelliler olmak tüm kent halkının kimlikleri, kültürleri, inançları, cinsel yönelimleri, sınıfsal konumları ve siyasal görüşleri ile birlikte yer alabilmeleri için bu alanların işlevsellik ve olanakları artırılmalıdır. Bununla birlikte yeni kamusal alanlar oluşturulmalı ve kentlinin bu alanlara erişim kolaylığı artırılmalıdır.

Kentsel Alanlarda Soylulaştırma – Mutenalaştırma

Kentlere yönelik rant politikaları nedeniyle, kentsel alanlar farklı gelir gruplarından yurttaşların bir arada yaşamı paylaştıkları alanlar olmaktan çıkarılmaktadır.

Bir yandan kentin merkezindeki tarihi ve değerli alanlarda orta ve üst sermaye sınıfının yerleşimi için yatırımlar yapılmakta, diğer yanda sosyal-doğal çekim merkezi olan kırsal bölgeler ve sahil bölgeleri rantı yüksek bölgeler haline getirilmektedir.

Bu alanlarda yaşayan az gelirli ve yoksul insanlar yaşam çevrelerinden sürülmekte, başka alanlara ya da gelirleri ile orantılı, şehrin çeperler inde oluşan daha ucuz bölgelerde yaşamak durumunda bırakılmaktadırlar.

Farklı gelir gruplarından yurttaşların doğal karşılaşma olanakları yok edilmekte, kamusal alan ve kamusal alanda siyaset yapma olanağı ortadan kaldırılmakta, tarımsal üretim alanları yok edilmekte, kimliksiz ve belleksiz kentse alanlar çıkmaktadır.

Bu nedenle kent merkezler inin, tarihi, kültürel mekânlarının soylulaştırılması ve mutenalaştırılması çalışmaları olarak tanımlayabileceğimiz bu girişimlere son verilmeli, kentin kamusal alanları tüm kentlinin kullanabileceği bir formda korunmalıdır. Bu kapsamda özellikle Kemeraltı vb. çarşılar, pazar yerleri, semt merkezleri AVM furyasına karşı korunması gereken önemli kamusal alanlardandır.

54277802_1992986330812598_3811634289510973440_n

Kentli Yurttaşlık Kavramı

Kentli yurttaşlar cinsiyet, kimlik, aidiyet grupları, kentin mekânsal örgütlenmesi içinde alınan yer vb. pek çok farklılıklar ama aynı zamanda kentli olmak bakımından benzerlikler göstermektedir. Bu nedenle insanlar için mekânlar, kentler planlamak, bu doğrultuda politikalar üretmek ve bu politikaları hayata geçirmek için yol ve yöntemler belirlemek, bütün bir kent hayatını, dolayısıyla her birimizin hayatlarını tek tek belirlemek anlamına gelmektedir. Son çözümlemede bütün bir kentin hayatını etkilemek hat ta belirlemek bütünüyle “ideolojik” bir sürece işaret eder; nasıl hayatlar istendiği, nasıl kentler, nasıl evler nasıl meydanlar planlandığıyla doğrudan ilişkilidir ve belki bu sürece insanın dâhil olabilmesi, bir anlamda dâhil olarak “özgürleşmesi”, en çok da kenti yönetme sürecinde izlenen politikalarla doğrudan ilişkilidir. Bu ilişki sadece bir kentin yurttaşları, kurumsal yapıları, sivil toplum örgütleriyle yerel yönetimlerin ve bütün bu sosyal yapılanmaların birbirleriyle ilişkilenmesini mümkün kılan kentsel mekânlar ve birlikte bir kent hayatı yaratılması ile mümkündür.

Kentte Eşit ve Adaletli Olanaklara Sahip Olmayan Gruplar

Bu grupların geleneksel tanımı, yoksulluk, işsizlik vb. ölçütlere dayanır ve kentlerin yoksul mahallelerinde yaşayanları kapsar. Bu bölgeleri saptamanın en bilindik ve geleneksel yolu gelir düzeyi ve veya işsizlik verileridir, ancak bu günümüzde uygun bir yaklaşım olarak görülmemektedir. Örneğin aynı gelir düzeyinde olanlar aynı olanaklara sahip olmayabilir. Örneğin kent merkezinde asgari ücretle yaşamanın ya da işsiz olmanın anlamı, köylerde aynı düzeyde gelirle yaşamakla aynı değildir.

Bir kişi ya da grubun aşağıdaki göstergeler açısından ne durumda olduğu kentte eşit ve adil olanaklara sahip olma derecesini de belirler. Bu olanaklar şu şekilde özetlenebilir:

– İstihdama ve kentsel hizmetlere erişim yoluyla topluma katılma düzeyi

– Aile, arkadaşlar ve yerel topluluk ile bağlantı kurma imkânlarının derecesi

– Kişisel sorunlar oluştuğunda kamusal hizmetler yoluyla ilgilenilme imkânları (ör. sağlık, eğitim, danışmanlık alma hakkı, şiddetten ve suçtan korunma)

– Fark edilme, işitilme ve görünür olabilme imkânları

– Konut ve yerleşim çevrelerinin yaşanabilirlik, ekolojik göstergeler açısından yeterlilik düzeyi

–  Vasıfsız işgücü sahibi olma

– Yoksul konut, yüksek suç gibi konularla etiketlenen, damgalanan ortamlarda yaşamak

– Kötü sağlık, engellilik ve aile bütünlüğüne dair sorunlar

Demokratik-katılımcı bir yerel yönetim anlayışı aynı zamanda, kentlilerin yeteneklerini-kapasitelerini, kendiler için değer ve anlamı olan eylemlere ve faaliyetlere katılma yetenekler inin geliştirilmesi amacını kapsar. Tüm insanlara “değer verecek bir hayatı seçmek için” temel özgürlükler -yetenekler- sağlamayı amaçlar. Örneğin, çok sayıda vatandaşın sağlık standartlarının yetersiz olduğu, fiziksel ya da cinsel saldırıya maruz kalma olasılığının yüksek olduğu, duygusal yaşamlarının korku ve endişe ile karşı karşıya kaldığı, zekâ ve yeteneklerine uygun eğitim ve gelişme imkânlarının sağlanamaması ihtimalinin yüksek olduğu bir topluluk, kente eşit ve adil olmayan olanaklara sahip bir topluluktur.

Bu grupların saptanması için kent in hangi bölgeler inin ve her bölge içindeki farklı grupların durumunun ve ihtiyaçlarının saptanması ve bu bilgiyle önlemler alınması önemlidir; “ekolojik hata” kavramı kentli yurttaşların kişiler ya da gruplar olarak homojen kabul edilmesi ve kent in belirli bölgelerine “paket hizmet” anlayışı geliştirilmesi anlamında yanlış ve toptancı yerel yönetim politikalarına işaret etmektedir.

Bu nedenlerle, sosyal adalete dayalı yerel yönetim politikaları geliştirmek için, bütün kentliler in yaşam kalitesini yükseltecek, ulaşım, konut, kamusal alan vb. politikaların dışında ve bunlara ek olarak mutlaka, kentli yurttaşların farklılıklarına duyarlı biçimde ve eşitsizliğin/adaletsizliğin giderilerek sosyal adalet ve eşitliğin sağlanması, kamusal kaynaklardan adil olarak yararlanılması için, özgün koşullara göre biçimlendir ilerek, kentin her bölgesinin bilgilerini içeren kent envanterleri çıkarılması ve buna göre özgün politikalar geliştirilmesi gerekmektedir. Özellikle düşük gelirli vatandaşlara ve öğrencilere yönelik olarak, ücretsiz ya da düşük ücretli ulaşım, suya erişim, aş evleri ve düşük ücretli konaklama imkânları yerel yönetimler tarafından sağlanmalıdır.

54516937_1992989460812285_5941659681431748608_n

Kent Yaşamında Çoğulculuk

Çoğulculuk, herkesin kendi dünyasını kurup diğerler inden kopmasını değil, onlarla etkileşim içerisinde olmasını gerektirir. Kentin belirli bir bölgesinde oturan insanların, sadece kendi oturdukları yeri değil, kentin diğer bölgelerini de kentlerinin bir parçası olarak görmeleri, sadece kendi yakınındakilerle veya benzerleriyle değil, uzaktakilerle veya kendinden farklı olanlarla da ilişkilenmeleri demektir. Bu, kendi kültürel kimliğinden kopmayan, onu da kapsayan bir üst kimlik olarak “kentlilik” kimliğiyle ilişkilenmedir. Kentsel yurt taşlık, insanların kent ölçeğinde bir kamusal alan oluşturmalarını ve bu alana sürekli katılımlarını gerektirir. Tarihsel ve ideolojik planda çoğulculuk, daima katılım fikriyle birlikte var olmuştur; olan bitenin dışında kalanların, marjinal kesimlerin, güçsüzler in kendilerini kamusal alanda var kılma ve silinmeme mücadelesi tarzında gelişmiştir. Bu açıdan çoğulculuk, hem dışlanma hem de asimilasyona karşı bir entegrasyon talebi ve kamusal alana katılım iradesi olarak anlaşılmalıdır.

Dünyada yaşanan çatışmalı süreçlerin yarattığı göç hareketler inin bir sonucu olarak, mülteciler de birçok kentin parçası haline gelmiştir. Mültecilerin, göç ettikleri kentlerde misafir olarak değil, hemşehri olarak kabul görmeleri gerekmektedir. Kentlilerin, kamusal alanda bir arada barış içer isinde yaşayabilmeleri için özellikle yereldeki siyasilerin ve bürokratların dışlayıcı söylemlerden uzak durmasının yanı sıra, mülteciler dâhil tüm kentliler in de, mültecilerin “misafir” değil, kentin asli unsuru olduğunun bilincine varmaları son derece önemlidir. Mültecilere yönelik ayrımcı ifadelerin toplumda ayrışmayı ve mültecilere yönelik nefreti doğurabileceği ve bunun mültecileri hedef alan ırkçı tutum ve saldırılara neden olabileceği göz önünde tutulmalıdır. Bu nedenle kent te beraber yaşayan herkesin eşit haklara sahip olduğunun unutulmaması ve buna uygun hareket edilmesi, çoğulculuğun korunması ve büyütülmesi açısından önem taşımaktadır.

54279141_1992989617478936_8871586538543120384_n

Katılım Kavramı

Katılımı ‘var ya da yok’ tarzında düşünmek yerine farklı derecelerde ve biçimlerde düşünmek daha uygun bir yaklaşımdır.

Katılım düzeyleri, ilgililere tek yönlü veri veya bilgi iletme, duyarlılık kazandırma, danışma, diyalog kurma ve ortak yönetim gibi farklı derecelerde olabilir.

Katılım demokrasisi, “bir toplumda temsili kurumların olması, demokrasi açısından zorunlu koşul olsa da yeterli koşul değildir” fikrine dayanır. Ancak katılım, kendi kendine gerçekleşmemektedir. Katılım, bireylerin inanç ve tutumlarını, davranışsal ve bilişsel niteliklerini geliştirici bir toplumsallaşma sürecini gerektirmektedir. Bu bakış açısına göre bireylerin gelişimi, bizzat katılım süreci içinde gerçekleşir; katılım kendisi için gerekli nitelikleri üretir ve teşvik eder, bireyler ne kadar çok katılırlarsa o kadar çok katılma kapasitesine sahip olurlar. Katılım, entegrasyonu kolaylaştırarak, kolektif kararların kabulünün koşullarını hazırlar. Bu süreç içinde insan, kendi kişisel çıkarlarıyla kamunun çıkarlarını bağdaştırmayı, diğer insanlarla işbirliğine girmeyi, konsensusun gerekliliğini öğrenir. Bunu öğrenmek topluluğa aidiyet duygusunu geliştirir ve sosyal kurumlarla bütünleşmeyi sağlar.

Katılım sayesinde demokratik değerlerin gerçekleştirilmesi ve geliştirilmesi, profesyoneller açısından karar verme sürecinde etkilenebilirliğe açık hale gelmeyi ve gücün dağılımını; profesyoneller ve katılımcılar açısından ise (sonuçlardan sadece sorumlu olan konumunda olmak yer ine) karar üreticisi olmayı ifade etmektedir. Çoğulculuğu sağlayan bir başka amaç ise katılım yoluyla farklı grupların tercihler ine tekabül edebilecek planlamalar oluşturulabilmesidir. Bu amaç, profesyoneller açısından çeşitli grupların tercihler ine ulaşılması, planlamanın bu grupların tercihler ine uyarlanması, böylece öngörülemeyen ihtiyaçlardan kaynaklanan planlama hatalarının en aza indirgenebilmesini sağlar. Kat ılım yoluyla genel olarak kamu eğit imi de sağlanmaktadır. Örneğin; planlamacılar, planlama sürecine ilişkin kamuyu eğitmek, seçenekler ve olanaklar konusunda bilgi sağlamakla bu amacı gerçekleştirmektedirler. Katılım süreci, kişisel ve sosyal değişmenin hayata geçirilmesi amacını da taşımaktadır. Katılım ayrıca, planlamanın ve kamu politikalarının meşruiyeti ve bu politikalara destek sağlanması, uygulamada doğabilecek mesnetsiz muhalefetten korunulması, hataların sorumluluğunun paylaşılması gibi amaçların gerçekleşmesini de sağlamaktadır.

Yerel yönetimlerin yukarıda açıklananlar ışığında, kent envanteri kapsamında kent politikalarına doğrudan katılım sağlayacak çeşitli mekanizmaları kurması gerekmektedir.

Bu bağlamda gerçek işlevselliğe sahip kent konseyleri ve halk meclisleri oluşturulmalıdır. Kent te bulunan uzman meslek odalarının karar süreçler ine uzmanlık alanlarına göre katılmalarının mekanizmaları kurulmalıdır.

Kent Örgütlenmesi

Kentin çeşitli alanlarda kendi içinde örgütlenmesi, demokrasinin işlerliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda kentlerde çeşitli dayanışma ağlarının oluşturulması için yerel yönetimlerin çaba harcaması gerekir. Bu dayanışma ağları ekonomik olarak da (kooperatifçilik vb.) kent yaşamına önemli katkılar sağlayacağı gibi, kent içinde birçok farklı grupların barış içinde bir arada yaşamasına da önemli katkılar sunacaktır. Yerel yönetimlerin kent örgütlenmesi konusunu programlarına almaları ve bu çalışmaların takibi için özel bir birim kurmaları gerekir.

53923189_1992988417479056_7682764669324361728_n

Sonuç Olarak

Yukarıda özetlediğimiz kavramları dikkate alarak yönetilen bir kentte göreli de olsa eşitlik ve sosyal adalet yolunda önemli adımlar atılmış olacaktır. Bu adımlar, demokrasi ve sosyal adaletin aynı zamanda yerelden genele doğru inşası yolunda da katkı sunacaktır. Aşağıda gruplandırılmış sonuçlar, yerel yönetimlerin bu amaca giden hedefleri olacaktır:

1. Sosyal

Sağlıklı, güvenli ve kapsayıcı topluluklar

 2. Ekonomik

Dinamik, esnek ve adil yerel ekonomiler

 3. Çevresel

Sürdürülebilir yapılı ve doğal ortamlar

 4. Kültürel

Kültürel açıdan zengin, canlı ve bağlantılı topluluklar

 5. Demokratik

Sağlıklı demokrasi ve aktif katılımcı vatandaşlar, şeffaf, kentdaşlara karşı sorumlu, denetlenebilir bir yönetim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s