Ali Rıza Avcan
“Hamud” sözcüğü atları arabaya koşarken boyunlarından geçirilen, üzeri meşin kaplı ağaç halka ya da içi saman, kıtık vb. dolu meşin halkadır. “Deveyi hamuduyla götürmek” deyişi ise deveyi çalıp götürürken hayvanın boynundaki hamuda tenezzül edecek, deveyle birlikte hamudu da götürecek kadar açgözlü olma halini anlatır…

İşte o anlamda, bugünkü hikayemiz; yani, yazımızda da “deveyi hamuduyla götüren“lere ait çağdaş bir İzmir hikayesi…
Belediye şirketleri, özellikle de bir holding gibi yapılanan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin şirketleri ve bu şirketlerin yönetim kurullarında hangi liyakatsiz, bilgisiz, hadsiz ve kayırılan kişilerin yer aldığına ve bunun karşılığında hangi suçları işleyip nasıl menfaatleri temin ettiklerine, suç işlemekle mâlûl bu şirketlerin bir ulûfe ya da ganimet kaynağı olarak nasıl kullanıldığına dair çok yazı yazdım. Geriye doğru gitmeye kalktığımda, ilk aklıma gelenler 6 Ekim 2017 tarihli “Kuşku hâlesi…“, 6 ve 7 Ağustos 2019 tarihli “İzmir’in şirketleri…“, 11 Aralık 2023 tarihli “Şirket belediyeciliği toplumcu belediyecilik midir?“, 29 Ocak 2024 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve denetim“, 8 Temmuz 2024 tarihli “Ganimetler galibindir” ve 18 Kasım 2024 tarihli “Yağma devam ediyor” başlıklı yazılarımdır.
Belediye şirketleri hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler verip listeler hazırladığım her bir yazı fazlasıyla ilgi görüp okunmuş; hatta, zaman zaman bazı arkadaş ve dostlarım telefon açarak ya da ilk yüz yüze görüşmemizde, bu konuda kentteki tek bilgi kaynağı benmişim gibi şirketler hakkındaki güncel bilgileri sormuş, bu bilgilere nasıl ulaştığımı merak etmiştir.
Çünkü belediye şirketleri konusunda bilgi edinmek oldukça zor ve bir anlamda uzmanlık gerektiren çetrefilli bir konudur. Belediyeye ya da şirkete Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde soru sormaya kalksanız ya kendilerinin Türk Ticaret Kanunu kapsamında oldukları için “ticari sır” kapsamına giren bilgileri veremeyeceklerini söylerler ya da sağıra yatıp size cevap vermeye tenezzül etmezler. Tabii ki, bu arada ticari sır kapsamına girmesi mümkün olmayan her bilgiyi ticari sırmış gibi kabul ederek… Bu soruları belediyedeki şirketler koordinatörlüğü birimine sorsanız o bile görevli olduğu birim şirket, kendisi de şirket personeliymiş gibi şirket mevzuatını öne sürüp işi uzatmaya zorluk çıkarmaya kalkar.
Eeee, kolay değildir, Kapitalizmin mabedi şirketleri savunmak, onları korumak… Tek bir bilgi, tek bir sır vermeyeceksin ki, insanları aldatmak, işçi ve emekçileri sömürmek kolay olsun!
Bu cevap vermemezlik ve zorluk çıkarma hali, iktidar ve muhalefet belediyeleri itibariyle değişmeyen, hep aynı kalan bir özelliktir… Aralarında tek bir fark, tek bir ayrım yoktur. Çünkü söz konusu olan şey yapacakları “hizmet” değil; başta ihale mevzuatı olmak üzere şirketleri koruyup kollayan mevzuat hazretleri sayesinde daha rahat hareket edip özelleştirmeler sayesinde “kamu yararı” ilkesini yerle yeksan ettikleri o şirketten sağlayacakları kişisel ve siyasi menfaatle yakınlarına sağlayacakları kolaylıklardır.
İşte o nedenle, birbirlerinin ayağına basmamaya çalışırlar ve muhalefete zarar vereyim derken kendilerine zarar vermek istemezler.
İşte o nedenle, hepimiz için öğretici olan son İzmir grevi sırasında önce sessiz kalan, daha sonra CHP genel merkezi tarafından görevlendirilmesi üzerine öne çıkan CHP‘nin “gölge içişleri bakanı“, İzmir milletvekili ve yandaş inşaat şirketi Rönesans Holding adına vekillik yapmakla beis görmeyen “tacir avukat” Murat Bakan, 2016 yılında verdiği bir kanun teklifi ile belediye şirketlerinin ihale mevzuatına dahil olmamasını isteyerek şirketlerdeki yolsuzluk mekanizmasının daha da kolaylaşması için ilk girişimini yapar (1) ve şimdi de İzmir‘deki 3 belediye şirketi ile ilgili grevinin çözümü için görevlendirilen heyetin içinde yer alır!!!
Bizler ise ya elimizde bir fırsat geçtiğinde, ya belediye ve şirketler tarafından bir yanlış, bir falso yapıldığında, ya aradığımız bilgiler yayınlanan yeni bir Sayıştay raporunda yer aldığında ya da İzmir‘de yaşadığımız son grevin yarattığı kargaşa ortamında sendikalar eliyle ulaşırız. İşte böylelikle, ilginç bir tesadüf neticesinde İZENERJİ şirketinin uzun yıllardır genel müdürlüğünü yapıp bu görevi halen sürdüren, şirketle ilgili önemli kararları alıp uygulayan Dilek Yaylalar Aras‘ın DİSK Genel-İş‘in şube başkanı Ahmet Aras Savaş‘ın eşi olduğunu, bu konunun Etik Yasası uyarınca önceden düzenlenmediğini öğreniriz.
Aynen bir zamanlar Karşıyaka Belediyesi‘nin DİSK‘in eski genel başkanlarından ve 27. Dönem CHP İzmir milletvekilliği yapan Kani Beko‘nun babası Ahmet Beko‘ya ait ismin Fikri Altay mahallesindeki bir spor tesisine vermesinde; yani, o belediyede işçi ve işveren arasında bir sınıf mücadelesi yokmuş gibi işçilerin ve onların sendikasıyla patron konumundaki belediye başkanlığının birbirine karıştırılmasında olduğu gibi…

Gelelim geçtiğimiz günlerde yaşadığımız grev nedeniyle gündeme gelen İZENERJİ, İZELMAN ve Ege Planlama şirketlerine… Daha doğrusu memur, işçi beğenmeyip durmadan birini bir yerden alıp başka bir yere yerleştiren, bu arada birçok değeri harcayıp mirasyedi gibi davranan tecrübesiz, acemi belediye başkanı tarafından seçilip bu şirketlerin yönetim kurullarına yerleştirilen “öz evlatları“, “başkanın adamları” olarak ünlenen liyakatsiz, yetersiz, ihtiraslı isimlere, şirketi milyarlarca lira zarara uğratan yönetim kurulu üyelerine, başkanlarına, başkan vekillerine…
İZENERJİ’nin enerjisi kalmamış müflis halleri…
İlk işimiz, 2023 yılı bilançosu ve gelir tablosuna göre sermayesi 267 milyon 150 bin lira, 2023 yılı aktif/pasif bilanço toplamı 4 milyar 19 milyon 640 bin, 129 lira 35 kuruş, “geçmiş yıllar zararı” 1 milyar 648 milyon, 475 bin 242 lira 57 kuruş olup toplam 11.520 kişinin çalıştığı, yönetim kurulu başkanı ve üyeleriyle genel müdür, genel müdür, genel koordinatör, genel müdür yardımcıları gibi üst yöneticilere sağlanan yıllık ücret ve benzeri menfaatlerin net toplam tutarının 7 milyon 537 bin 518 lira 68 kuruş olduğu İZENERJİ; yani İZENERJİ İnsan Kaynakları Temizlik Bakım Onarım Enerji Güvenlik Hizmetleri İlaçlama ve Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘ne…
Şirketin yönetim kurulu başkanlığını bir zamanlar İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyeliği yapan; yani, yerel bir siyasi bir figür olarak siyaset sahnesinde yer alıp makine mühendisliği yapan Erhan Uzunoğlu, başkan vekilliğini ise Sayıştay denetim raporlarında defalarca uyarılmış olmasına karşın belediyenin karar ve denetleme organı olan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin bir üyesi; hem de, CHP‘nin bir siyasi parti olarak yıllardır hassasiyetle savunduğu yargı, yasama ve yürütme organları arasındaki ilişkileri düzenlemesi gereken “kuvvetler ayrılığı” ilkesi ayaklar altına alınarak Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyeliği görevini sürdüren kimya mühendisi Saadet Çağlın tarafından yürütülmektedir. Üstüne üstlük “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin Cemil Tugay‘ın prensesleri olarak adlandırılan diğer meclis üyesi harita kadastro mühendisi Nilüfer Bakoğlu Aşık‘la Saadet Çağlın için geçerli olmadığı bir ortamda, aynı hukuksuzluk Saadet Çağlın‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ortak olduğu diğer bir şirkette, Çeştaş Jeotermal Enerji Sanayi Ticaret Anonim Şirketi‘nde adeta bir ödül gibi verilen yönetim kurulu üyeliği ile daha da katmerlenmekte; böylelikle, “başkanın adamları” kategorisinden siyasete girip diğer meclis üyelerine göre daha ayrıcalıklı bir konuma gelen bu iki prensesin önü, üyesi olduğu şirket ve komisyonlardaki başkanlık, başkan vekilliği ve üyeliklerin getirdiği huzur hakkı, murahhas üye ücreti ve yurtdışı seyahatleri gibi maddi imkânlarla daha da açılmaktadır.
İZENERJİ yönetim kurulunun diğer üyeleri ise sırasıyla ESHOT‘un 1. hukuk müşaviri Figen Seyis, İzBB bilgi işlem dairesi başkanı Nefise Meltem Turgut, İzBB itfaiye dairesi başkanı Yaşar Korkmaz, İzBB Eşrefpaşa Hastanesi başhekimi Dr. Başak Bayram ve bu kadroya 28 Mart 2025 tarihinde dahil edilip son 3 dönemdir Konak Belediye Meclisi üyesi ve Konak Kent Konseyi‘ başkanı olan Hamit Mumcu‘dur.
İşçi emeğinin karşılığı ödenecek ücretler tartışılırken, emek harcamaksızın elde edilen net 148.000 liralık aylık ücretler gözlerden kaçırılmaktadır…
İZENERJİ kapsamına giren işleri ne ölçüde bildikleri belli olmayıp işgal ettikleri koltuğu doldurma konusunda ne ölçüde liyakat sahibi oldukları bilinmeyen; ancak yerel siyaset konusunda oldukça deneyimli olan bu kadroya ödenecek huzur hakları ile murahhas üye ücretleri ise şirketin 28 Mart 2025 tarihli 2024 yılı olağan genel kurulu toplantı tutanağına göre şu şekildedir:
Her yönetim kurulu üyesine her ay net 40.000.- lira huzur hakkı, ayrıca daire başkanı ve başhekim gibi kamu görevlisi olmayan diğer 3 üyeye 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 01.01. 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7524 sayılı Kanunun 29. maddesi ile değişik 12. maddesinde yazılı olan üst rakam düzeyinde; yani, günümüzdeki 2025 yılı rakamlarına göre 108.000 tutarında; yani toplam olarak net 40.000.- lira huzur hakkı ücreti + net 108.000.- lira murahhas üye ücreti olarak 148.000.- lira ödenmektedir. Hem de fiili olarak hiçbir çalışma yapmadan; yani, bir avantanın karşılığı olarak net 148.000.- liranın ödenmesi… Fiili olarak sokaklarda, çöplüklerde alın teri ile çalışan işçilere ödenmesi için pazarlığı yapılan 80, 90 bin liralık sözleşme önerilerinin tartışıldığı bir ortamda iş yapmak konusunda kılını bile kıpırdatmayan yönetim kurulu üyelerine 2025 yılı rakamlarıyla her ay açıktan net 148.000.- lira, aylık toplam olarak net 604 bin lira, yıllık toplam olarak net 7 milyon 248 bin lira ödemek….

Hele ki borç içindeki belediyenin iktidar tarafından silkelendiği bir ortamda her biri kamuya; yani, halka ait değerli arsalar haraç mezat satılıyorken ve şirketin 2023 yılı bilançosuna göre birikmiş zararı 1 milyar 648 milyon 475 bin 242 lira 57 kuruşu bulmuşken… “Biz bu kadar yüksek miktarlarda huzur hakkı ve murahhas aza ücreti almak istemiyoruz” ya da “aldıklarımızı belediyeye bağışlamak istiyoruz” demek varken… İnsan ister istemez düşünüyor bu insanlar sokaklarda hep bir ağızdan “hak, hukuk, adalet” diye bağırırken, acaba ne demek istiyorlardı?
Diğer yandan da, bayram öncesi yapılan tüm tartışma ve “pirus zaferi” niteliğindeki o ucuz kahramanlıklar, göstermelik şovlar, bütün o şamata, o kavga bu büyük bir miktarda borçlu olan şirkette, “başkanın adamları” tarafından bir soygun gibi hamuduyla götürülen deveden sonra arta kalanlar için mi yapılıyordu?
Greve konusu olan aynı dökülmeleri yaşayan diğer iki şirketi; İZELMAN ve Ege Yapı‘yı ise, yazıyı fazla uzatmamak amacıyla bir sonraki yazıma bırakıyorum…
Herkese sinirlerine hakim olması koşuluyla iyi okumalar…
