Ali Rıza Avcan
Hukukun ayaklar altında ezilip yok edildiği ya da yandaş olmayana düşman hukukunun uygulandığı bir ülkede üç haftadır kendimle ilgili bir dava dilekçesini hazırlamakla meşgulüm.

Bu üç haftalık sürenin ilk iki haftası, İçişleri Bakanlığı’nın beni ikinci kez devlet memurluğundan çıkarması üzerine başvurduğum Ankara 20. İdare Mahkemesi‘nin talebimi reddetmesi nedeniyle yaşadığım travmayı atlatıp sakinleşmemle geçti.
Neyse ki, şimdi bu karara karşı çıkıp itirazımı daha üst düzeylerde sürdürmeye hazırım…
Artık, “evet, oturup bir istinaf dilekçesi” yazabilirim diyerek klavyenin karşısına geçtiğim hafta ise dava dilekçesini tasarlayıp yazmakla geçti. Gelecek hafta içinde göndermeyi düşündüğüm dilekçe henüz son şeklini almamış olsa da bu dilekçeyi Ankara‘ya gönderilmek üzere Halkapınar‘daki idare mahkemeleri kalemine teslim edinceye kadar bu gergin, sinirli halim devam edip gidecek…
Evet, 1991 yılı öncesinde ilk kez İçişleri Bakanlığı‘nda örgütlenip etkin olmaya başlayan Fethullah Güler çetesine karşı o tarihlerdeki itiraz ve direnişimin meyvesi olarak gördüğüm devlet memurluğundan çıkarılma cezalarına karşı 2020 yılından bu yana dilekçeler yazıp davalar açarak sürdürüyorum… Böylelikle kendimi dava dilekçesi yazma konusunda epey bir deneyim kazanmış, adeta yarım avukat olmuş hissediyorum…

Konuyu yeniden ve en baştan anlatmak gerekirse, 1991 ve öncesinde söz konusu cemaatin ilk kez İçişleri Bakanlığı‘nda örgütlenmesi nedeniyle çete elemanlarıyla oldukça eski bir tarihte karşı karşıya kalma fırsatını yakalamıştım…
Söylediklerini yapmayıp, uyarılarını dinlemeyip onların suyundan gitmediğim için başıma önce ufak ufak belalar açılmaya başladığında, en doğru işin onların oyun sahasından çıkmak olduğunu anlayıp 5 Haziran 1991 tarihinde bakanlıktaki görevimden istifa ederek ayrılmış ve o tarihten bu yana yeniden memur olmayı hiç ama hiç düşünmemiş; hatta ortalık durulduktan sonra gelen bir iki teklifi de geri çevirmiştim.
Ancak istifamdan sonra, benim İstanbul‘dan 1.140 km uzaklıktaki Rize‘ye il hukuk işleri müdürü olarak sürülmem için onay alındığını, 9 gün sonra hakkımdaki ilk disiplin cezasının verdiklerini ve tam 1 yıl sonra da devlet memurluğundan attıklarını, 2020 yılı başında; yani aradan tam 28 yıl geçtikten sonra yeşil pasaport almak için emniyet müdürlüğüne başvurduğumda öğrenmiştim.
Evet, ben 4 Haziran 1992 tarihinde, sonraları FETÖ adı verilen çetenin üst düzey üyeleri tarafından devlet memurluğundan atılma onurunu yaşamış; ancak, bir daha memur olmayı hiç düşünmediğim ya da bu ceza için benden savunma istenmediği ve alınan karar tebliğ edilmediği için bunu öğrenme fırsatını yakalayamamış bir memur eskisiydim. Çünkü beni devlet memurluğundan atarken bu işi gizli saklı tutarak benim savunma ve itiraz etme haklarımı kullanmamı engellemek istemişlerdi.
Üstüne üstlük beni devlet memurluğundan atan İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararında, o dönemin hepimizin tanıdığı meşhur FETÖCÜ vali ve emniyet genel müdürlerinin imzaları bulunmaktaydı.
Bunun üzerine, 17 Nisan 2020 tarihinde ilk dava dilekçemi yazarak 4 Haziran 1992 tarihli devlet memurluğundan çıkarma kararının iptalini istedim. Davaya bakan Ankara 3. İdare Mahkemesi ile istinaf başvuruma bakan Ankara 2. İdare Mahkemesi, aradan 28 yıl geçmiş olması nedeniyle başvurumu reddettiler.

Üstüne üstlük bunu yaparken 28 yıl önceki belge, bilgi ve raporlar bende olmadığı ve o nedenle birçok şeyi hatırlayamadığım halde yasal olarak bana verilmesi gereken belge, bilgi ve raporları vermeyerek adil yargılanma hakkımı ihlal ettiler.
Ancak Danıştay 2. Dairesi‘nin beni haklı bulup bu kararları bozması üzerine, yine aynı Ankara 3. İdare Mahkemesi 4 Haziran 1992 tarihli kararı iptal etmek zorunda kalarak İçişleri Bakanlığı‘nın istinaf başvurusunu reddetti.
Böylelikle ben de yeniden, “devlet memurluğundan atılması yargı kararı ile engellenmiş eski memur” konumuna kavuşmuştum.
Ancak dava süreci içinde 65 yaşını doldurduğum için, istesem bile bu yeni durumun yarattığı fırsattan yararlanarak yeniden devlet memuru olmam söz konusu değildi… 🙂
Durum bu vaziyette olmakla birlikte, FETÖ örgütünün İçişleri Bakanlığı‘ndaki artıkları 2024 yılının Nisan ayında 1991 öncesinde işlediğimi iddia ettikleri disiplin suçları için, sanki ilk kararın iptali ile birlikte kaldıkları yerden devam edebilirlermiş gibi benden savunma istediler ve 2024 yılının Temmuz ayında; yani, bana isnat edilen disiplin suçları için 32 yıl sonra, benim için ikinci bir devlet memurluğundan çıkarma cezası daha verdiler. Oysa ben o tarihte 69 yaşımı doldurmuştum ve yeniden devlet memuru olmak filan istemiyordum.

Ardından üşenmeyip 17 Eylül 2024 tarihinde yine bir dava dilekçesi yazarak ve bu dilekçede işi biraz da gırgıra alarak hem kararın iptalini, hem de manevi tazminat talebinde bulundum.
8 Mayıs 2025 tarihinde bana tebliğ edilen son mahkeme kararı ise Ankara 20. İdare Mahkemesi‘nin, talebimin reddine; yani, beni devlet memurluğundan çıkarma kararının hukuken geçerli olduğuna dair kararıydı.
Kısacası, hukuk devleti olmaktan çıkan o devlet, o ayaklar altındaki hukuk düzeni benim adli yargılanma hakkımı çiğneyerek, istifa tarihimden 34 yıl sonra bana ikinci kez ceza verip devlet memuru olmaya layık olmadığımı söylüyordu.
Oysa benim ne o devlet memurluğunda, ne de siyasetin oyuncağı olmuş hukuk düzeninde gözüm vardı…
Aynen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘na ait diplomanın 34 yıl sonra iptal edilmesinde olduğu gibi, hukuk dışı, ahlaksız ve insanlık dışı bir durumla karşı karşıyaydım.
Evet, belki bu ülkede bir yerlerde hukukun ve gerçek hukukçuların bir kırıntısı kalmıştır düşüncesiyle, düşman hukuku anlayışıyla alınan bu karara itiraz edip isyanımı Danıştay‘a, Anayasa Mahkemesi‘ne ve en sonunda da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne taşıyacağım… Tabii ki, bugüne kadar demokrasi, hukuk ve özgürlükler uğruna savaşarak ünlü düşünür Edward Sait‘in tanımladığı “entelektüel” gibi olmak için uğraşmış, devlet memurluğu döneminde 1 kez müstafi olup 2 kez devlet memurluğundan atılmış 70 yaşını doldurmuş biri olarak bugüne kadar yazdığım bütün dava dilekçelerinin göğsüme takacağım şeref madalyaları olduğunun farkındayım…
…………………………………………………………………………………………………………………………
2020 yılında başlayıp halen devam eden dava süreci ile ilgili olarak Evrensel Gazetesi muhabiri sevgili dostum Ramis Sağlam tarafından kaleme alınan haberler:
https://www.evrensel.net/haber/499333/28-yil-sonra-gelen-geciken-adalet
https://www.evrensel.net/haber/521277/memuriyetten-men-edip-33-yil-sonra-savunma-istediler
https://www.evrensel.net/haber/526811/ali-riza-avcan-33-yil-sonra-tekrar-memuriyetten-men-edildi
https://www.evrensel.net/haber/519194/32-yillik-hukuksuzluga-mahkeme-son-noktayi-koydu
